<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tübitak arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/tubitak/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/tubitak</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 12 Jun 2023 07:10:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Türkiye ve bilimsel araştırma kıtlığı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/turkiye-ve-bilimsel-arastirma-kitligi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 May 2023 08:37:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoyaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ar-ge]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa birliği]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tüba]]></category>
		<category><![CDATA[tübitak]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29544</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de birçok değerli bilim insanı olduğunu hepimiz biliyoruz. Hemen her konuda Dünyadaki gelişmeleri izleyebilen ve orijinal katkıda bulunan araştırmacı hocalar var. Toplum olarak zaman zaman bu kişileri tanıma fırsatını da buluyoruz. Peki o halde, neden yüksek düzeyde bilim üretimine gelince zorluklarla karşılaşıyoruz? QS-endeksine göre Türkiye’nin ilk 400 içine girebilen maalesef hiçbir üniversitesi yoktur. 2017 yılında ilk 500’e girebilen 5 üniversite varken, 2020’de sadece bir tek üniversite ilk 500 içinde yer alabilmiştir. Yani son 4 yılda ne yapıyorsak bir işe yaramadığı gibi, tam tersi sonuçlar doğurmuştur. Üniversitelerimizin eksiklikleri nedir? Bu yazıda çok kısıtlı bir mercekten bakıp aşağıdaki sorulara cevap arayacağız: *Kaliteli yayınlardaTürkiye’nin payı neden az? *Dünya üniversiteleri arasında kaliteli yayın sayısı açısından neredeyiz? *Üniversite dışındaki devlet ve özel sektör kurumlarının uluslararası kaliteli dergilerde yayınları var mı? Neler yapılabilir? Yazımızın başında belirtmekte yarar var: Bu tür yayın değerlendirme çalışmalarını aslında sürekli olarak TÜBİTAK, TUBA, YÖK, Bilim Akademisi ve bir üniversitede kurulacak uzmanlık merkezlerinin ortaklaşa yapmaları daha doğru olur. TUBITAK son yıllarda bu konuda hassasiyet gösteriyor. Uluslararası Bilimsel Yayınları Teşvik (UBYT) programı oldukça detaylı bir şekilde yabancı dergilerde çıkan yayınları izleyip teşvik edici programlar geliştiriyor. Ancak, ortada hepimizin bakabileceği, ve gerçekten dünya bilimine yaptığımız katkıyı ölçebileceğimiz bir mekanizma yok. UBYT programını, daha yakından izledikten sonra, başka bir yazımda değinmek isterim. Ben her türlü teşvik sisteminin yararlı olacağına inanıyorum. Kaliteli yayınlarda Türkiye’nin payı neden az? Ekonomisinin büyüklüğü ile ilk 20 devlet arasında giren Türkiye, kaliteli bilimsel yayınlar konusuna gelince Dünyada 39. sırada yer alıyor. Türkiye’nin 1 Ocak-31 Aralık 2019  döneminde yaptığı yayınları ülkeler bazında Şekil 1’de görebilirsiniz. Bu sıralamadan öğrendiğimiz bazı noktalar şöyle özetlenebilir: Ekonomik büyüklük olarak sıralanan G20 ülkeleri içinde yer alan ülkelerden 16 tanesi, aynı zamanda kaliteli yayınlar listesinde yer alan ilk 20 ülke arasında. G20’ye dahil olup da yayın listesinde ilk 20’de yer alamayan ülkeler Türkiye, Meksika, Endonezya, ve Suudi Arabistan. Türkiye’nin ilk yirmiye girebilmesi için nüfusu 6 milyona ulaşmayan Danimarka’yı geçmesi lazım. Bunu yapabilmesi için de mevcut kaliteli yayın sayısını 65’ten 387’ye çıkarması gerekli. Aradaki 6 misli olan farkı kapatmak bugünkü sistemle mümkün değil. Üstelik Danimarka’nın şu anda Ar-Ge’ye harcadığı oran Türkiye’nin 3 misli daha fazla. Yani aradaki fark açılıyor, azalmıyor. ARGE payını ikiye katlamak bile 20 yıl gerekir 100 yıllık Cumhuriyet tarihimizin sonunda buraya geldiğimize göre, problemi sadece bugünkü hükümete yüklemek bizi doğru bir yöne götürmeyecektir. Toplum olarak bilimin yol göstericiliğine olan inancımızı yitirmeyerek, bilim insanlarının serbest çalışmalarına olanak veren, daha modern bir yaklaşım içinde olmalıyız. 2000’li yıllara girildiğinde Türkiye’nin Ar-Ge çalışmalarına ayırdığı bütçe (devlet ve özel sektör birlikte) gayrı safi milli hasılanın (GSMH) %0.46’sı civarındayken, bugün halen %0.96 civarındadır (KDV ve gümrük vergileri bu orana dahil). Yani yıllık artış oranı 20 yılda ortalama %3.5 civarındadır. Bunun anlamı, bugünkü artış hızıyla ayrılan bütçedeki payı ikiye katlamak en az 20 yıl alacaktır. Eğer 2023 hedefini tutturmak gibi bir amacımız varsa, bunu ancak bütçeden Ar-Ge’ye ayrılan payı her sene %25 artırmamız gerekir. OECD ülkelerinin 2020’de Ar-Ge harcamaları ortalaması GSMH’larının %2.4 ‘ü civarındadır. Mevcut ortalama artış hızı ile Türkiye’nin ilk başta 2013, daha sonra 2018 ve şimdilerde de 2023 hedefi olarak gösterilen OECD ortalamasına ulaşması için 25 sene daha gereklidir. Bu arada OECD ülkelerinin Ar-Ge paylarının aynı kalacağını kabul ediyoruz. Yani Türkiye’nin, 2013 yılı için koyduğu hedefe 2045 yılında dahi ulaşması zor. Şekil 1: Dünya ülkelerinin kaliteli yayınlar yapma sıralamasında ilk 40 ülke. Türkiye 39. sırada yılda 65 yayınla yer alırken, nüfusu bizden 15 kez daha az olan Danimarka, Türkiye’den 6 misli daha fazla yayın yapmaktadır. Nüfus olarak bize yakın olan Almanya Türkiye’den 70 misli daha fazla kaliteli yayın yapmaktadır. Kaliteli yayın ne demek? Burada “kaliteli yayın” ne demek, bunun da anlaşılması yerinde olur. Nature Index’e dahil olan 82 derginin listesine ulaşmak isteyenler için gerekli bağlantı aşağıda verilmiştir (https://www.natureindex.com/faq#journals). Bu dergilerde çıkan bilimsel makaleler, Web Of Science’da çıkan tüm yazıların %5’ine karşılık gelirken, toplam atıfların %30’unu almaktadır. Yani diğer doğa bilimleri yayınlarına göre ortalama 6 kez daha fazla ilgi görmektedirler. Hemen belirtelim ki bir makalenin bu Nature Index dergisinde yayınlanmış olmasından şöyle bir anlam çıkartmamak gerekir: “Madem burada yayınlanmış, demek ki önemli ve doğru”. Ancak genel bir değerlendirme yapıldığında Dünyadaki en üst düzeyde araştırma yapanların bu dergileri tercih ettiği çok açık. Bu söylediğime kanıt olarak son yıllarda bu dergilerde yayınlanan ve büyük yankı getiren 3 önemli bilimsel buluştan bahsedeceğim: Higgs bozonunun deneysel gözlemlenmesi Standart model tarafından tanımlanan evrendeki dört kuvvetten üçünü birleştiren teorinin öngördüğü parçacıklardan birisi de Higgs bozonudur. Bu parçacığın varlığı teorik olarak 1964 yılında öngörülmüş olsa da, gözlemleyebilmek için önce ABD’de Fermi Laboratuvarı&#8217;nda bir proton hızlandırıcısı (TEVATRON), daha sonra da CERN’de Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (LHC) inşa edilmiştir. Bu konu ile ilgili olan ilk deneysel yayın ilk öngörüden 48 yıl sonra, 2012 yılında Physical Review Letters dergisinde yayınlanmıştır. 2015 yılında yayınlanan bir makale ise 5154 ortak yazar ile dünya rekoru kırmıştır. TEVATRON 6.3 km çevresi ile 1970’li yıllarda hizmete girmiş, LHC ise 27 km&#8217;lik çevresi ile ATLAS ve CMS deneylerine ev sahipliği yapmaktadır ve 2008’de tamamlanabilmiştir. Higgs bozonunu bulabilmek için tam 48 sene ve milyarlarca dolar harcanmış, on binlerce kişi bu misyonu başarıya ulaştırmak için çaba göstermiştir. Bu iki hızlandırıcıdan çıkan kaliteli makale sayısı ilk on yıl içinde 2725 olmuştur. Bu süreç içinde Türkiye CERN’e asosiye üye olmuş ve bunun yararını hemen görmüştür. Boğaziçi Üniversitesi’nin en fazla atıf alan ilk makalesi Higgs bozonu ile ilgili olup Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nin toplam 3.87 olan kaliteli makale sayısının 3.35’i bu konuyla ilgili yayınlardır. CERN üyelik seviyesinin bir an önce tam üyeliğe çıkartılması ve Ankara Üniversitesi bünyesinde sürdürülen TARLA elektron hızlandırıcısı projesinin bir an önce bitirilmesi çok yararlı olacaktır. .  Şekil 2: Büyük Hadron Çarpıştırıcısı ATLAS detektörü ve deneyin bir artistik görünüşü Yerçekimi dalgalarının LIGO ile gözlemlenmesi Evrendeki kara deliklerin çarpışması gibi olaylardan kaynaklanan ve yeryüzüne ulaşan yerçekimi dalgalarını görebilmek için inşa edilen ve sürekli olarak geliştirilen LIGO (Laser Interferometer Gravitational Wave Observatory) 2016 yılında, kurulmaya başladıktan tam 22 yıl sonra, ilk gözlemini gerçekleştirdi. Bu gözlem, doğal olarak ilk kez Physical Review Letters’da yayınlandı ve tam 4360 defa atıf aldı. LIGO gözlemevi ABD’de birbirlerine 3.000 km uzaklıktaki iki gözlemevi (Hanford, Washington, ve Livingston, Louisiana) ve İtalya’nın Pisa kentine yakın Virgo detektörlerinden oluşmaktadır. Bu üçlüye 2024 yılında Hindistan ayağı da dahil olacaktır. Bu interferometrik gözlemevleri yerçekimi dalgaları geldiği sırada, uzayın eğilmesinden doğan mesafe değişmesini büyük bir hassasiyetle ölçmek prensibi üzerine kuruludur. Ölçme hassasiyeti o kadar iyileştirilmiştir ki, 4 km uzaklıkta bulunan iki ayna arasındaki mesafe bir protonun genişliğinin on binde biri kadar değişecek olsa bile bunu ölçebilecek düzeye gelmiştir. LIGO gözlem evlerinde son 4 yıl içinde 50’den fazla astronomik gözlem yapılmıştır. Bildiğim kadarı ile LIGO’ya dahil olan hiçbir Türk üniversitesi bulunmamaktadır.  .  Şekil 3: LIGO Livinsgton, Louisiana, ABD, ve titreşimi çok düşük seviyelere indirilmiş aynalardan birisi COVID-19 virüsünün atomik yapısı  COVID-19’un yarattığı kaos tüm dünyayı etkiledi. Herkesin üzerinde birleştiği bir nokta, aşı ve tedavi bulunmadan hayatın normale dönmeyeceği idi. Aşı ve tedavi çalışmalarının tüm aşamalarına burada yer vermek imkansız. Ancak, bu çalışmaların başarılı olabilmesi için bazı temel bilgilerin elimizde olması gerekli. Virüsün genetik sıralaması Şubat 2020’de Nature dergisinde yayınlandıktan sonra atomik yapısını çözmek için bir yarış başladı. Bunun için elimizdeki olanaklar “soğutmalı-elektron-mikroskobu (Cryo-EM), sinkrotron x-ışınları kırınımı (XRD), ve sinkrotron x-ışını küçük açı saçılması (SAXS) yöntemleridir. Bunlara ek olarak, CHARMM-gibi makromolekül yapısını simülasyon yolu ile elde eden ve COVID-19 virüsü ile üzerine yapıştığı hücre duvarının o andaki yapısını hesaplayabilen bir süper bilgisayar, bu konuda tecrübeli araştırmacılar grubu ve yazılıma öncülük edecek bilişimcilerin birlikte çalışmaları gerekecektir. Ortaya çıkışından şu ana kadar geçen 6 ay içinde Protein Veri Bankasına teslim edilen COVID-19 ile ilgili atomik yapı çalışmaları 289 tane olmuştur. Buraya Türkiye’den bir katkı beklememek gerekir, çünkü, bildiğim kadarı ile Türkiye’de şu anda protein yapısı çözmek için aktif olan bir tek merkez bulunmamaktadır. Hiçbiri ülkemizden çıkamazdı Yukarıda verdiğimiz üç örneğin ortak bir yanı var: Bu gruptaki binlerce bilimsel yayından hiç birisi Türkiye’den çıkamazdı. Çünkü ne elektron, ne proton hızlandırıcımız var, ne LIGO interferometremiz var, ne de x-ışını üreten bir elektron hızlandırıcımız var. Protein yapılarını çözecek bir Soğutmalı Elektron Mikroskop bile var mıdır, bilmiyorum. Okuyucunun merakını gidermek için bu türden tesislerin 4. veya 5. kuşak makineler olduğunu belirtmek gerek. Bu tesisler 1930’lu yıllardan beri geliştirilmektedir. Maliyetlerinin milyarlarca dolar ile ifade edilmesinin ötesinde, on binlerce mühendis, bilim insanı, üst düzey teknisyen, bilgisayarcı, ve bürokratın kesintisiz olarak çalışmalarının sonunda ortaya çıkmış olduklarını unutmamak gerekli. Böyle olunca da, oyuna seyirci kalmaktan başka bir şey elimizden gelmiyor. Oynamak isteyenler ise tasını tarağını toplayıp yurt dışına gidiyor. İşin ilginç yanı, Türkiye, Ürdün’de kurulan SESAME tesisinde böylesine bir düzeneği kurabilecek ve buna öncülük edebilecek durumdadır. SESAME şu anda bu konuda yatırım ve öncülük yapacak bir ülke aramaktadır. Bu konu, Türkiye’nin üyelik sürecini başarı ile götüren TAEK yetkililerine sunulmuştur. Bir an önce bir çalıştay düzenleyerek ve kaynak aktararak birkaç yıl içinde uluslararası planda protein yapılarının çözülmesi konularında oyuncu olabilmek mümkündür. .  Şekil 4: COVID-19 virüsünün atomik düzeyde çözümlenmiş yapısı, bu tür çalışmaların yapıldığı Soğutmalı Elektron Mikroskopu, ve Advanced Photon Source, Argonne Ulusal Laboratuvarı, Argonne, Illinois, ABD. Yine CoVid-19 çalışmalarında öne çıkan ve İngiltere’nin Oxford şehrinde bulunan DIAMOND x-ışını sinkrotron kaynağı. Dünya üniversiteleri arasında yayın açısından neredeyiz? Şu anda dünyada her ülke kendi bilimsel üretkenliğini ölçmek için değişik yöntemler kullanıyor. Evrensel diyebileceğimiz bir ölçer yok gibi. Böyle bir ölçer (metrik) olmadığı için ben en kaliteli diyebileceğimiz yayınları göz önüne alan Nature Index’i kullanmayı tercih ettim. Burada kalite ile kastedilen &#8216;dergi etki faktörünün&#8217; yüksek olduğu dergilerde çıkan bilimsel makalelerden söz ediyoruz. Bu yöntemin eksik yanları tartışılabilir, ancak yerine daha iyi bir yöntem konmadıkça elimizdeki güvenilir yöntemi kullanmak durumundayız. Dergi etki faktörünün en yüksek olduğu 82 bilimsel dergi, yılda yaklaşık 60,000 civarında makale basıyorlar. Bu yayınlar içinde Nature ve Science dergileri, etki faktörü 43 ve 41 puanla en yukarıda yer alan iki dergi. 1869’dan beri Ingiltere’de yayınlanan Nature dergisini ayda 3 milyon kişi okumaktadır. Nature Index, 2015 yılından beri her an güncellenen bir sisteme dönüşmüş olup, son 12 ayın verilerine bakmak mümkündür. Diğer bir endeks: Kullanacağımız bir başka endeks ise Ingiltere tabanlı “QS-index: Quacquarelli Symonds“ endeksi. Daha önceleri Times Higher Education (THE) olarak bilinen bu endeksten Son 5 yılda Türkiye üniversitelerinin gelişimini izleyebiliriz. QS endeksi 6 değişik kriteri bir araya getirerek sonuca ulaşıyor: Akademik araştırma (%40), Fakülte elemanı/ögrenci oranı (%20), öğretim elemanı başına yayınlara yapılan atıf sayısı (%20), kurumsal itibar (%10), uluslararası öğrenci sayısı (%5), ve uluslararası öğretim elemanı sayısı (%5). İlk 400’de üniversitemiz yok: QS-endeksine göre Türkiye’nin ilk 400 içine girebilen maalesef hiçbir üniversitesi yoktur. 2017 yılında ilk 500’e girebilen 5 üniversite varken, 2020’de sadece bir tek üniversite ilk 500 içinde yer alabilmiştir. Yani son 4 yılda ne yapıyorsak bir işe yaramadığı gibi, tam tersi sonuçlar doğurmuştur. Bunu şekil 5’te görebiliriz. Bu demek değildir ki Türkiye bu durumu düzeltmek için çaba göstermiyor. TÜBİTAK tarafından başlatılan ve kaliteli genç akademik personeli Türkiye’ye çekmeyi amaçlayan 2232 programı çerçevesinde 2019 yılı içersinde 127 genç bilim insanı geriye dönmüştür. Bu program aynı kararlılıkla devam edebilecek mi? Doların TL karşısındaki değeri arttıkça program cazibesini koruyabilecek mi? Gelenlerin memnuniyet ve kalıcılık kararlılığı nedir? 2232 benzeri programlar daha geniş bilimsel alanları kapsayıcı bir şekilde büyütülebilir mi? Bütün bunlar henüz cevapsız sorular. Üniversitelerin eksikliği ne? Gelelim üniversitelerin durumuna. Türkiye’de ilk 10 üniversite son yıllarda hemen hemen değişmiyor: Bilkent, Koç, ODTÜ, İTÜ, Sabancı, Boğaziçi, Ankara, Hacettepe, Istanbul ve İYT. Bizi düşündüren ise bu üniversitelerin dünya sıralamasındaki yerleri. Kaliteli yayınları kıstas alarak baktığımızda en iyi durumda olan Bilkent’in dünya sıralamasında son 5 yıl içinde 411’den 551. sıraya gerilediğini görüyoruz. Özelikle UNAM ve Nanoteknoloji araştırma merkezleri ile önemli bir atılım yapan bu kurum bile, dünya ile yarışta öne doğru bir atılım yapamamıştır. Bu araştırma enstitülerinin örnek kurumlar olduğunu ve çok da iyi çalıştıklarını, çok yetenekli bilim insanlarına ev sahipliği yaptıklarını yakınen biliyoruz. Yayın sayılarında önemli artışlar kaydettikleri de doğru bir gözlem olacaktır. Ancak, bu gelişmeleri dünyanın diğer ülkeleri ile kıyasladığımızda bir tek üniversitenin kendi başına baş edemeyeceği bazı eksiklikler olduğunu anlıyoruz. Peki nedir bu eksiklik? Bu güzide üniversitenin, tüm değerli ve çalışkan hocalarına, İngilizce bilen kuvvetli öğrencilerine ve tüm yeni araştırma laboratuvarlarına rağmen tek başına yapamadığı ilerlemenin temel nedenleri nelerdir? Bu konuya birkaç ilginç gözlemden sonra değineceğim, ancak yazımın başında verdiğim 3 örneği hatırlayalım. 2017 yılında Türkiye’den 5 üniversite (Bilkent-Koç-ODTÜ-Sabancı-Boğaziçi) ilk 500 listesine girerken, 2020’ye geldiğimizde sadece Koç Üniversitesi&#8217;nin listede kaldığını görüyoruz. Yani son 4-5 yılda ileri değil, geriye gitmişiz. Türkiye’nin TÜBİTAK aracılığı ile açıkladığı hedeflerden birisi de ilk 100 veya 200 üniversite içine birden fazla üniversiteyi yerleştirmektir. Bunun gerçekleşmesi için araştırma yayınlarını kıstas alırsak, Bilkent’in 13 yayından 117 yayına çıkması gereklidir. Aradaki mesafe ilk yüz üniversite ile 9 kat, ilk ikiyüz üniversite ile 5 kat olunca bunun imkansıza yakın olduğunu ve önümüzdeki görülebilir dönemde de böyle kalacağını düşünebiliriz. .  Şekil 5. QS endeksine göre Türkiye’deki ilk sekiz üniversitenin son yıllardaki yerleri. Hepsi birden geriye gitmişler. Bu bilimsel yatırımlar ve bilim yönetimi açısından farklı bir şeyler yapmamız gerektiğini gösteriyor.      Şekil 6. Türkiye ve dünyada bilimsel yayın açısından en başarılı üniversiteler. Dünyadaki ilk on üniversite ile Türkiye’deki ilk on üniversite arasındaki fark yaklaşık 75 misli. Bu mesafeyi önümüzdeki 10 sene içinde kapatmak imkansız olmakla beraber, azaltılması için çok çaba göstermek ve değişik mekanizmaları harekete geçirmek gereklidir. Üniversite dışındaki devlet ve özel sektör kurumlarının uluslararası kaliteli dergilerde yayınları var mı? Türkiye’nin üzerinde çok konuşulmayan, ancak ilginç ve önemli bir eksiği de devlet ve özel sektör araştırma kurumlarının üst düzeyde yayın yapmamaları. Türkiye’den son beş yılda Nature Index dergilerinde özel araştırma şirketleri tarafından yayınlanmış hiç bir yayını yok. Buna karşılık İsviçre’nin sadece ilk iki firması, LaRouche ve Novartis, tüm Türkiye’deki üniversitelerin toplamından daha fazla yayın üretebilmiştir. Index’de Türkiye başlığı altında baktığınızda hiçbir kurum yer almamıştır. Bu gözlem şaşırtıcı olmamakla beraber, önemli bir noktaya parmak basıyor. Türkiye’nin kalkınma planları incelenirse, görülecektir ki, Ar-Ge’ye ayrılan payın yarısından fazlasının özel sektörden geleceği varsayılmaktadır. Bunun gerçekçi olmadığını, özel sektör şirketleri içinde uluslararası düzeyde yayın yapan bir kaç şirketin bile bulunmaması ile anlıyoruz. O nedenle, ne yazık ki Türkiye kendisine koyduğu hedeflere ulaşacak alt yapıdan bu açıdan da yoksundur. Şekil 7. (sağda) Üniversiteler dışında bilimsel yayın yapan özel şirketler. Kendi araştırma merkezlerini kuran bazı önemli şirketler, üst düzey araştırmacıları çekebilmek için onların bilimsel yayın yapmalarına olanak sağlıyorlar. Neler yapılabilir? Ne yapılması gerekli sorusuna cevap bulabilmek için öncelikle ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu kabullenmemiz gereklidir. Cumhuriyet tarihimiz boyunca çözülemeyen bir sorunun çözümü sadece politik olamaz. Toplum olarak, yeri gelince bilime saygı duyduğumuzu söylemekle yetinmeyip, bunun gereklerini yerine getirmek gerekir. Yeni yetişen kuşaklara, başarılı geçirecekleri ilk ve orta öğretim olanaklarının sağlanması, üniversitelerin idari ve mali özerk bir yapıya kavuşturulmaları, Ar-Ge harcamalarının her sene katlanarak OECD düzeyine bir an önce ulaştırılması ve günlük yaşantıda bilimsel temele dayanmayan politikaların terk edilmesi gereklidir. Pratik olarak, araştırma alt yapılarının kurulması, geliştirilmesi ve iyileştirilmesi için Türkiye bazı adımlar atmıştır. 2015’te çıkan 6550 sayılı Araştırma Alt Yapıları kanunu ile, ve bu sürecin hayata geçirilmesi için belirlenen 10-12 merkez kurulmuştur. Ancak bu merkezlerin bir an önce daha serbest ve esnek bir yönetim yapısına kavuşturulması ve üniversite veya bakanlık yöneticilerinin rollerinin azaltılması ve bütçelerinin mali yıl başında tam olarak verilmesi gereklidir. Türkiye’nin uluslarası düzeyde özgün araştırma alt yapıları için gerekli yatırım planını belirlemesi ve hayata geçirmesi gereklidir. Her yıl TÜBİTAK tarafından düzenlenen Yurt Dışı Bilim İnsanları Kurultayı&#8217;nın sonuçlarını iş planına çevirecek ve bunu bir takvime bağlayacak bir sekreteryanın kurulması yararlı olacaktır. Bunun için önümüzde Avrupa Birliği&#8217;nin uyguladığı şablona bakmak ve bu temel yatırımlar arasından bizim için öncelikli olanları hayata geçirmek ve en önemlisi de Avrupa’daki merkezlere bir an önce yatırımcı üye olmak gereklidir. Dr. Esen Ercan Alp / Argonne Distinguished Fellow, Argonne National Laboratory ve SESAME Uluslararası Bilimsel Danışma Komitesi Başkanı / eea@anl.gov</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/turkiye-ve-bilimsel-arastirma-kitligi">Türkiye ve bilimsel araştırma kıtlığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de birçok değerli bilim insanı olduğunu hepimiz biliyoruz. Hemen her konuda Dünyadaki gelişmeleri izleyebilen ve orijinal katkıda bulunan araştırmacı hocalar var. Toplum olarak zaman zaman bu kişileri tanıma fırsatını da buluyoruz. Peki o halde, neden yüksek düzeyde bilim üretimine gelince zorluklarla karşılaşıyoruz?</p>
<p>QS-endeksine göre Türkiye’nin ilk 400 içine girebilen maalesef hiçbir üniversitesi yoktur. 2017 yılında ilk 500’e girebilen 5 üniversite varken, 2020’de sadece bir tek üniversite ilk 500 içinde yer alabilmiştir. Yani son 4 yılda ne yapıyorsak bir işe yaramadığı gibi, tam tersi sonuçlar doğurmuştur. Üniversitelerimizin eksiklikleri nedir?</p>
<p><strong>Bu yazıda çok kısıtlı bir mercekten bakıp aşağıdaki sorulara cevap arayacağız:</strong></p>
<p><span lang="de-DE">*Kaliteli yayınlardaTürkiye’nin payı neden az?</span></p>
<p><span lang="de-DE">*Dünya üniversiteleri arasında kaliteli yayın sayısı açısından neredeyiz?</span></p>
<p><span lang="de-DE">*Üniversite dışındaki devlet ve özel sektör kurumlarının uluslararası kaliteli dergilerde yayınları var mı?</span></p>
<p><strong><span lang="de-DE">Neler yapılabilir? </span></strong></p>
<p><span lang="de-DE">Yazımızın başında belirtmekte yarar var: Bu tür yayın değerlendirme çalışmalarını aslında sürekli olarak TÜBİTAK, TUBA, YÖK, Bilim Akademisi ve bir üniversitede kurulacak uzmanlık merkezlerinin ortaklaşa yapmaları daha doğru olur. TUBITAK son yıllarda bu konuda hassasiyet gösteriyor. Uluslararası Bilimsel Yayınları Teşvik (UBYT) programı oldukça detaylı bir şekilde yabancı dergilerde çıkan yayınları izleyip teşvik edici programlar geliştiriyor. Ancak, ortada hepimizin bakabileceği, ve gerçekten dünya bilimine yaptığımız katkıyı ölçebileceğimiz bir mekanizma yok. UBYT programını, daha yakından izledikten sonra, başka bir yazımda değinmek isterim. Ben her türlü teşvik sisteminin yararlı olacağına inanıyorum. </span></p>
<p><strong><span lang="de-DE">Kaliteli yayınlarda Türkiye’nin payı neden az?</span></strong></p>
<p>Ekonomisinin büyüklüğü ile ilk 20 devlet arasında giren Türkiye, kaliteli bilimsel yayınlar konusuna gelince Dünyada 39. sırada yer alıyor. Türkiye’nin 1 Ocak-31 Aralık 2019  döneminde yaptığı yayınları ülkeler bazında Şekil 1’de görebilirsiniz. Bu sıralamadan öğrendiğimiz bazı noktalar şöyle özetlenebilir:</p>
<p>Ekonomik büyüklük olarak sıralanan G20 ülkeleri içinde yer alan ülkelerden 16 tanesi, aynı zamanda kaliteli yayınlar listesinde yer alan ilk 20 ülke arasında. G20’ye dahil olup da yayın listesinde ilk 20’de yer alamayan ülkeler Türkiye, Meksika, Endonezya, ve Suudi Arabistan.</p>
<p>Türkiye’nin ilk yirmiye girebilmesi için nüfusu 6 milyona ulaşmayan Danimarka’yı geçmesi lazım. Bunu yapabilmesi için de mevcut kaliteli yayın sayısını 65’ten 387’ye çıkarması gerekli. Aradaki 6 misli olan farkı kapatmak bugünkü sistemle mümkün değil. Üstelik Danimarka’nın şu anda Ar-Ge’ye harcadığı oran Türkiye’nin 3 misli daha fazla. Yani aradaki fark açılıyor, azalmıyor.</p>
<p><strong>ARGE payını ikiye katlamak bile 20 yıl gerekir</strong></p>
<p>100 yıllık Cumhuriyet tarihimizin sonunda buraya geldiğimize göre, problemi sadece bugünkü hükümete yüklemek bizi doğru bir yöne götürmeyecektir. Toplum olarak bilimin yol göstericiliğine olan inancımızı yitirmeyerek, bilim insanlarının serbest çalışmalarına olanak veren, daha modern bir yaklaşım içinde olmalıyız.</p>
<p>2000’li yıllara girildiğinde Türkiye’nin Ar-Ge çalışmalarına ayırdığı bütçe (devlet ve özel sektör birlikte) gayrı safi milli hasılanın (GSMH) %0.46’sı civarındayken, bugün halen %0.96 civarındadır (KDV ve gümrük vergileri bu orana dahil). Yani yıllık artış oranı 20 yılda ortalama %3.5 civarındadır.</p>
<p>Bunun anlamı, bugünkü artış hızıyla ayrılan bütçedeki payı ikiye katlamak en az 20 yıl alacaktır. Eğer 2023 hedefini tutturmak gibi bir amacımız varsa, bunu ancak bütçeden Ar-Ge’ye ayrılan payı her sene %25 artırmamız gerekir. OECD ülkelerinin 2020’de Ar-Ge harcamaları ortalaması GSMH’larının %2.4 ‘ü civarındadır. Mevcut ortalama artış hızı ile Türkiye’nin ilk başta 2013, daha sonra 2018 ve şimdilerde de 2023 hedefi olarak gösterilen OECD ortalamasına ulaşması için 25 sene daha gereklidir. Bu arada OECD ülkelerinin Ar-Ge paylarının aynı kalacağını kabul ediyoruz. <strong>Yani Türkiye’nin, 2013 yılı için koyduğu hedefe 2045 yılında dahi ulaşması zor.</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-29547" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y1-1.png" alt="" width="1992" height="940" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y1-1.png 1992w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y1-1-300x142.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y1-1-1024x483.png 1024w" sizes="(max-width: 1992px) 100vw, 1992px" /></p>
<p>Şekil 1: Dünya ülkelerinin kaliteli yayınlar yapma sıralamasında ilk 40 ülke. Türkiye 39. sırada yılda 65 yayınla yer alırken, nüfusu bizden 15 kez daha az olan Danimarka, Türkiye’den 6 misli daha fazla yayın yapmaktadır. Nüfus olarak bize yakın olan Almanya Türkiye’den 70 misli daha fazla kaliteli yayın yapmaktadır.</p>
<p><strong>Kaliteli yayın ne demek?</strong></p>
<p>Burada “kaliteli yayın” ne demek, bunun da anlaşılması yerinde olur. Nature Index’e dahil olan 82 derginin listesine ulaşmak isteyenler için gerekli bağlantı aşağıda verilmiştir (<a href="https://www.natureindex.com/faq#journals">https://www.natureindex.com/faq#journals</a>). Bu dergilerde çıkan bilimsel makaleler, Web Of Science’da çıkan tüm yazıların %5’ine karşılık gelirken, toplam atıfların %30’unu almaktadır. Yani diğer doğa bilimleri yayınlarına göre ortalama 6 kez daha fazla ilgi görmektedirler.</p>
<p>Hemen belirtelim ki bir makalenin bu Nature Index dergisinde yayınlanmış olmasından şöyle bir anlam çıkartmamak gerekir: “Madem burada yayınlanmış, demek ki önemli ve doğru”. Ancak genel bir değerlendirme yapıldığında Dünyadaki en üst düzeyde araştırma yapanların bu dergileri tercih ettiği çok açık. Bu söylediğime kanıt olarak son yıllarda bu dergilerde yayınlanan ve büyük yankı getiren 3 önemli bilimsel buluştan bahsedeceğim:</p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Higgs bozonunun deneysel gözlemlenmesi</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Standart model tarafından tanımlanan evrendeki dört kuvvetten üçünü birleştiren teorinin öngördüğü parçacıklardan birisi de Higgs bozonudur. Bu parçacığın varlığı teorik olarak 1964 yılında öngörülmüş olsa da, gözlemleyebilmek için önce ABD’de Fermi Laboratuvarı&#8217;nda bir proton hızlandırıcısı (TEVATRON), daha sonra da CERN’de Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (LHC) inşa edilmiştir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu konu ile ilgili olan ilk deneysel yayın ilk öngörüden 48 yıl sonra, 2012 yılında Physical Review Letters dergisinde yayınlanmıştır. 2015 yılında yayınlanan bir makale ise 5154 ortak yazar ile dünya rekoru kırmıştır. TEVATRON 6.3 km çevresi ile 1970’li yıllarda hizmete girmiş, LHC ise 27 km&#8217;lik çevresi ile ATLAS ve CMS deneylerine ev sahipliği yapmaktadır ve 2008’de tamamlanabilmiştir. Higgs bozonunu bulabilmek için tam 48 sene ve milyarlarca dolar harcanmış, on binlerce kişi bu misyonu başarıya ulaştırmak için çaba göstermiştir. Bu iki hızlandırıcıdan çıkan kaliteli makale sayısı ilk on yıl içinde 2725 olmuştur. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu süreç içinde Türkiye CERN’e asosiye üye olmuş ve bunun yararını hemen görmüştür. Boğaziçi Üniversitesi’nin en fazla atıf alan ilk makalesi Higgs bozonu ile ilgili olup Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nin toplam 3.87 olan kaliteli makale sayısının 3.35’i bu konuyla ilgili yayınlardır. CERN üyelik seviyesinin bir an önce tam üyeliğe çıkartılması ve Ankara Üniversitesi bünyesinde sürdürülen TARLA elektron hızlandırıcısı projesinin bir an önce bitirilmesi çok yararlı olacaktır.</span></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-29548 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y2-300x201.jpg" alt="" width="300" height="201" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y2-300x201.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y2.jpg 550w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />. <img decoding="async" class="alignnone wp-image-29549 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y3-1-300x155.jpg" alt="" width="300" height="155" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y3-1-300x155.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y3-1.jpg 699w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Şekil 2: Büyük Hadron Çarpıştırıcısı ATLAS detektörü ve deneyin bir artistik görünüşü</p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Yerçekimi dalgalarının LIGO ile gözlemlenmesi</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Evrendeki kara deliklerin çarpışması gibi olaylardan kaynaklanan ve yeryüzüne ulaşan yerçekimi dalgalarını görebilmek için inşa edilen ve sürekli olarak geliştirilen LIGO (Laser Interferometer Gravitational Wave Observatory) 2016 yılında, kurulmaya başladıktan tam 22 yıl sonra, ilk gözlemini gerçekleştirdi. Bu gözlem, doğal olarak ilk kez Physical Review Letters’da yayınlandı ve tam 4360 defa atıf aldı.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">LIGO gözlemevi ABD’de birbirlerine 3.000 km uzaklıktaki iki gözlemevi (Hanford, Washington, ve Livingston, Louisiana) ve İtalya’nın Pisa kentin</span><span lang="tr-TR">e yakın Virgo detektörlerinden oluşmaktadır. Bu üçlüye 2024 yılında Hindistan ayağı da dahil olacaktır. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu interferometrik gözlemevleri yerçekimi dalgaları geldiği sırada, uzayın eğilmesinden doğan mesafe değişmesini büyük bir hassasiyetle ölçmek prensibi üzerine kuruludur. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Ölçme hassasiyeti o kadar iyileştirilmiştir ki, 4 km uzaklıkta bulunan iki ayna arasındaki mesafe bir protonun genişliğinin on binde biri kadar değişecek olsa bile bunu ölçebilecek düzeye gelmiştir. LIGO gözlem evlerinde son 4 yıl içinde 50’den fazla astronomik gözlem yapılmıştır. Bildiğim kadarı ile LIGO’ya dahil olan hiçbir Türk üniversitesi bulunma</span><span lang="tr-TR">maktadır. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-29550 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y4-1-300x201.jpg" alt="" width="300" height="201" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y4-1-300x201.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y4-1.jpg 664w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />. <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-29551 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y5-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y5-300x199.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y5.jpg 649w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Şekil 3: LIGO Livinsgton, Louisiana, ABD, ve titreşimi çok düşük seviyelere indirilmiş aynalardan birisi</p>
<p><span lang="tr-TR"><strong>COVID-19 virüsünün atomik yapısı</strong> </span></p>
<p><span lang="tr-TR">COVID-19’un yarattığı kaos tüm dünyayı etkiledi. Herkesin üzerinde birleştiği bir nokta, aşı ve tedavi bulunmadan hayatın normale dönmeyeceği idi. Aşı ve tedavi çalışmalarının tüm aşamalarına burada yer vermek imkansız. Ancak, bu çalışmaların başarılı olabilmesi için bazı temel bilgilerin elimizde olması gerekli. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Virüsün genetik sıralaması Şubat 2020’de Nature dergisinde yayınlandıktan sonra atomik yapısını çözmek için bir yarış başladı. Bunun için elimizdeki olanaklar “soğutmalı-elektron-mikroskobu (Cryo-EM), sinkrotron x-ışınları kırınımı (XRD), ve sinkrotron x-ışını küçük açı saçılması (SAXS) yöntemleridir. Bunlara ek olarak, CHARMM-gibi makromolekül yapısını simülasyon yolu ile elde eden ve COVID-19 virüsü ile üzerine yapıştığı hücre duvarının o andaki yapısını hesaplayabilen bir süper bilgisayar, bu konuda tecrübeli araştırmacılar grubu ve yazılıma öncülük edecek bilişimcilerin birlikte çalışmaları gerekecektir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Ortaya çıkışından şu ana kadar geçen 6 ay içinde Protein Veri Bankasına teslim edilen COVID-19 ile ilgili atomik yapı çalışmaları 289 tane olmuştur. Buraya Türkiye’den bir katkı beklememek gerekir, çünkü, bildiğim kadarı ile Türkiye’de şu anda protein yapısı çözmek için aktif olan bir tek merkez bulunmamaktadır. </span></p>
<p><strong>Hiçbiri ülkemizden çıkamazdı</strong></p>
<p>Yukarıda verdiğimiz üç örneğin ortak bir yanı var: Bu gruptaki binlerce bilimsel yayından hiç birisi Türkiye’den çıkamazdı. Çünkü ne elektron, ne proton hızlandırıcımız var, ne LIGO interferometremiz var, ne de x-ışını üreten bir elektron hızlandırıcımız var. Protein yapılarını çözecek bir Soğutmalı Elektron Mikroskop bile var mıdır, bilmiyorum.</p>
<p>Okuyucunun merakını gidermek için bu türden tesislerin 4. veya 5. kuşak makineler olduğunu belirtmek gerek. Bu tesisler 1930’lu yıllardan beri geliştirilmektedir. Maliyetlerinin milyarlarca dolar ile ifade edilmesinin ötesinde, on binlerce mühendis, bilim insanı, üst düzey teknisyen, bilgisayarcı, ve bürokratın kesintisiz olarak çalışmalarının sonunda ortaya çıkmış olduklarını unutmamak gerekli.</p>
<p><span lang="tr-TR">Böyle olunca da, oyuna seyirci kalmaktan başka bir şey elimizden gelmiyor. Oynamak isteyenler ise tasını tarağını toplayıp yurt dışına gidiyor. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">İşin ilginç yanı, Türkiye, Ürdün’de kurulan SESAME tesisinde böylesine bir düzeneği kurabilecek ve buna öncülük edebilecek durumdadır. SESAME şu anda bu konuda yatırım ve öncülük yapacak bir ülke aramaktadır. Bu konu, Türkiye’nin üyelik sürecini başarı ile götüren TAEK yetkililerine sunulmuştur. Bir an önce bir çalıştay düzenleyerek ve kaynak aktararak birkaç yıl içinde uluslararası planda protein yapılarının çözülmesi konularında oyuncu olabilmek mümkündür.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-29552 " src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y6-300x208.jpg" alt="" width="336" height="233" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y6-300x208.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y6.jpg 615w" sizes="auto, (max-width: 336px) 100vw, 336px" />. <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-29553 " src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y7-225x300.jpg" alt="" width="176" height="235" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y7-225x300.jpg 225w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y7.jpg 442w" sizes="auto, (max-width: 176px) 100vw, 176px" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-29555 " src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y9-1-300x143.jpg" alt="" width="348" height="166" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y9-1-300x143.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y9-1.jpg 697w" sizes="auto, (max-width: 348px) 100vw, 348px" /> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-29556 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y8-1-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y8-1-300x169.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y8-1.jpg 619w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Şekil 4: COVID-19 virüsünün atomik düzeyde çözümlenmiş yapısı, bu tür çalışmaların yapıldığı Soğutmalı Elektron Mikroskopu, ve Advanced Photon Source, Argonne Ulusal Laboratuvarı, Argonne, Illinois, ABD. Yine CoVid-19 çalışmalarında öne çıkan ve İngiltere’nin Oxford şehrinde bulunan DIAMOND x-ışını sinkrotron kaynağı.</p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Dünya üniversiteleri arasında yayın açısından neredeyiz?</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Şu anda dünyada her ülke kendi bilimsel üretkenliğini ölçmek için değişik yöntemler kullanıyor. Evrensel diyebileceğimiz bir ölçer yok gibi. Böyle bir ölçer (metrik) olmadığı için ben en kaliteli diyebileceğimiz yayınları göz önüne alan Nature Index’i kullanmayı tercih ettim.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Burada kalite ile kastedilen &#8216;dergi etki faktörünün&#8217; yüksek olduğu dergilerde çıkan bilimsel makalelerden söz ediyoruz. Bu yöntemin eksik yanları tartışılabilir, ancak yerine daha iyi bir yöntem konmadıkça elimizdeki güvenilir yöntemi kullanmak durumundayız. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Dergi etki faktörünün en yüksek olduğu 82 bilimsel dergi, yılda yaklaşık 60,000 civarında makale basıyorlar. Bu yayınlar içinde Nature ve Science dergileri, etki faktörü 43 ve 41 puanla en yukarıda yer alan iki dergi. </span><span lang="de-DE">1869’dan beri Ingiltere’de yayınlanan Nature dergisini ayda 3 milyon kişi okumaktadır. Nature Index, 2015 yılından beri her an güncellenen bir sisteme dönüşmüş olup, son 12 ayın verilerine bakmak mümkündür. </span></p>
<p><span lang="de-DE">Diğer bir endeks: Kullanacağımız bir başka endeks ise Ingiltere tabanlı “QS-index: Quacquarelli Symonds“ endeksi. </span>Daha önceleri Times Higher Education (THE) olarak bilinen bu endeksten</p>
<p>Son 5 yılda Türkiye üniversitelerinin gelişimini izleyebiliriz. QS endeksi 6 değişik kriteri bir araya getirerek sonuca ulaşıyor: Akademik araştırma (%40), Fakülte elemanı/ögrenci oranı (%20), öğretim elemanı başına yayınlara yapılan atıf sayısı (%20), kurumsal itibar (%10), uluslararası öğrenci sayısı (%5), ve uluslararası öğretim elemanı sayısı (%5).</p>
<p>İlk 400’de üniversitemiz yok: QS-endeksine göre Türkiye’nin ilk 400 içine girebilen maalesef hiçbir üniversitesi yoktur. 2017 yılında ilk 500’e girebilen 5 üniversite varken, 2020’de sadece bir tek üniversite ilk 500 içinde yer alabilmiştir. Yani son 4 yılda ne yapıyorsak bir işe yaramadığı gibi, tam tersi sonuçlar doğurmuştur. Bunu şekil 5’te görebiliriz.</p>
<p>Bu demek değildir ki Türkiye bu durumu düzeltmek için çaba göstermiyor. TÜBİTAK tarafından başlatılan ve kaliteli genç akademik personeli Türkiye’ye çekmeyi amaçlayan 2232 programı çerçevesinde 2019 yılı içersinde 127 genç bilim insanı geriye dönmüştür. Bu program aynı kararlılıkla devam edebilecek mi? Doların TL karşısındaki değeri arttıkça program cazibesini koruyabilecek mi? Gelenlerin memnuniyet ve kalıcılık kararlılığı nedir? 2232 benzeri programlar daha geniş bilimsel alanları kapsayıcı bir şekilde büyütülebilir mi? Bütün bunlar henüz cevapsız sorular.</p>
<p><strong>Üniversitelerin eksikliği ne?</strong></p>
<p>Gelelim üniversitelerin durumuna. Türkiye’de ilk 10 üniversite son yıllarda hemen hemen değişmiyor: Bilkent, Koç, ODTÜ, İTÜ, Sabancı, Boğaziçi, Ankara, Hacettepe, Istanbul ve İYT. Bizi düşündüren ise bu üniversitelerin dünya sıralamasındaki yerleri. Kaliteli yayınları kıstas alarak baktığımızda en iyi durumda olan Bilkent’in dünya sıralamasında son 5 yıl içinde 411’den 551. sıraya gerilediğini görüyoruz. Özelikle UNAM ve Nanoteknoloji araştırma merkezleri ile önemli bir atılım yapan bu kurum bile, dünya ile yarışta öne doğru bir atılım yapamamıştır.</p>
<p>Bu araştırma enstitülerinin örnek kurumlar olduğunu ve çok da iyi çalıştıklarını, çok yetenekli bilim insanlarına ev sahipliği yaptıklarını yakınen biliyoruz. Yayın sayılarında önemli artışlar kaydettikleri de doğru bir gözlem olacaktır.</p>
<p>Ancak, bu gelişmeleri dünyanın diğer ülkeleri ile kıyasladığımızda bir tek üniversitenin kendi başına baş edemeyeceği bazı eksiklikler olduğunu anlıyoruz. Peki nedir bu eksiklik? Bu güzide üniversitenin, tüm değerli ve çalışkan hocalarına, İngilizce bilen kuvvetli öğrencilerine ve tüm yeni araştırma laboratuvarlarına rağmen tek başına yapamadığı ilerlemenin temel nedenleri nelerdir? Bu konuya birkaç ilginç gözlemden sonra değineceğim, ancak yazımın başında verdiğim 3 örneği hatırlayalım.</p>
<p>2017 yılında Türkiye’den 5 üniversite (Bilkent-Koç-ODTÜ-Sabancı-Boğaziçi) ilk 500 listesine girerken, 2020’ye geldiğimizde sadece Koç Üniversitesi&#8217;nin listede kaldığını görüyoruz. Yani son 4-5 yılda ileri değil, geriye gitmişiz.</p>
<p>Türkiye’nin TÜBİTAK aracılığı ile açıkladığı hedeflerden birisi de ilk 100 veya 200 üniversite içine birden fazla üniversiteyi yerleştirmektir. Bunun gerçekleşmesi için araştırma yayınlarını kıstas alırsak, Bilkent’in 13 yayından 117 yayına çıkması gereklidir. Aradaki mesafe ilk yüz üniversite ile 9 kat, ilk ikiyüz üniversite ile 5 kat olunca bunun imkansıza yakın olduğunu ve önümüzdeki görülebilir dönemde de böyle kalacağını düşünebiliriz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-29557" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y10-1-300x191.png" alt="" width="500" height="319" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y10-1-300x191.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y10-1-1024x653.png 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y10-1.png 1188w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" />. <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-29558" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y11-1-300x191.png" alt="" width="500" height="319" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y11-1-300x191.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y11-1-1024x653.png 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y11-1.png 1188w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><span lang="fr-FR">Şekil 5. QS endeksine göre Türkiye’deki ilk sekiz üniversitenin son yıllardaki yerleri. Hepsi birden geriye gitmişler. Bu bilimsel yatırımlar ve bilim yönetimi açısından farklı bir şeyler yapmamız gerektiğini gösteriyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-29559" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y12-300x102.png" alt="" width="500" height="171" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y12-300x102.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y12-1024x349.png 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y12.png 1266w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" />    <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-29560" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y13-300x96.png" alt="" width="500" height="161" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y13-300x96.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y13-1024x329.png 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y13.png 1208w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p>Şekil 6. Türkiye ve dünyada bilimsel yayın açısından en başarılı üniversiteler. Dünyadaki ilk on üniversite ile Türkiye’deki ilk on üniversite arasındaki fark yaklaşık 75 misli. Bu mesafeyi önümüzdeki 10 sene içinde kapatmak imkansız olmakla beraber, azaltılması için çok çaba göstermek ve değişik mekanizmaları harekete geçirmek gereklidir.</p>
<p><strong>Üniversite dışındaki devlet ve özel sektör kurumlarının uluslararası kaliteli dergilerde yayınları var mı?</strong></p>
<p>Türkiye’nin üzerinde çok konuşulmayan, ancak ilginç ve önemli bir eksiği de devlet ve özel sektör araştırma kurumlarının üst düzeyde yayın yapmamaları. Türkiye’den son beş yılda Nature Index dergilerinde özel araştırma şirketleri tarafından yayınlanmış hiç bir yayını yok. Buna karşılık İsviçre’nin sadece ilk iki firması, LaRouche ve Novartis, tüm Türkiye’deki üniversitelerin toplamından daha fazla yayın üretebilmiştir. Index’de Türkiye başlığı altında baktığınızda hiçbir kurum yer almamıştır.</p>
<p>Bu gözlem şaşırtıcı olmamakla beraber, önemli bir noktaya parmak basıyor. Türkiye’nin kalkınma planları incelenirse, görülecektir ki, Ar-Ge’ye ayrılan payın yarısından fazlasının özel sektörden geleceği varsayılmaktadır. Bunun gerçekçi olmadığını, özel sektör şirketleri içinde uluslararası düzeyde yayın yapan bir kaç şirketin bile bulunmaması ile anlıyoruz. O nedenle, ne yazık ki Türkiye kendisine koyduğu hedeflere ulaşacak alt yapıdan bu açıdan da yoksundur.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-29561" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y14-1-300x118.png" alt="" width="500" height="197" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y14-1-300x118.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/y14-1-1024x403.png 1024w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p>Şekil 7. (sağda) Üniversiteler dışında bilimsel yayın yapan özel şirketler. Kendi araştırma merkezlerini kuran bazı önemli şirketler, üst düzey araştırmacıları çekebilmek için onların bilimsel yayın yapmalarına olanak sağlıyorlar.</p>
<p><span lang="de-DE"><strong>Neler yapılabilir?</strong> </span></p>
<p><span lang="de-DE">Ne yapılması gerekli sorusuna cevap bulabilmek için öncelikle ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu kabullenmemiz gereklidir. Cumhuriyet tarihimiz boyunca çözülemeyen bir sorunun çözümü sadece politik olamaz. Toplum olarak, yeri gelince bilime saygı duyduğumuzu söylemekle yetinmeyip, bunun gereklerini yerine getirmek gerekir. Yeni yetişen kuşaklara, başarılı geçirecekleri ilk ve orta öğretim olanaklarının sağlanması, üniversitelerin idari ve mali özerk bir yapıya kavuşturulmaları, Ar-Ge harcamalarının her sene katlanarak OECD düzeyine bir an önce ulaştırılması ve günlük yaşantıda bilimsel temele dayanmayan politikaların terk edilmesi gereklidir. </span></p>
<p><span lang="de-DE">Pratik olarak, araştırma alt yapılarının kurulması, geliştirilmesi ve iyileştirilmesi için Türkiye bazı adımlar atmıştır. 2015’te çıkan 6550 sayılı Araştırma Alt Yapıları kanunu ile, ve bu sürecin hayata geçirilmesi için belirlenen 10-12 merkez kurulmuştur. Ancak bu merkezlerin bir an önce daha serbest ve esnek bir yönetim yapısına kavuşturulması ve üniversite veya bakanlık yöneticilerinin rollerinin azaltılması ve bütçelerinin mali yıl başında tam olarak verilmesi gereklidir. Türkiye’nin uluslarası düzeyde özgün araştırma alt yapıları için gerekli yatırım planını belirlemesi ve hayata geçirmesi gereklidir. </span></p>
<p><span lang="de-DE">Her yıl TÜBİTAK tarafından düzenlenen Yurt Dışı Bilim İnsanları Kurultayı&#8217;nın sonuçlarını iş planına çevirecek ve bunu bir takvime bağlayacak bir sekreteryanın kurulması yararlı olacaktır. Bunun için önümüzde Avrupa Birliği&#8217;nin uyguladığı şablona bakmak ve bu temel yatırımlar arasından bizim için öncelikli olanları hayata geçirmek ve en önemlisi de Avrupa’daki merkezlere bir an önce yatırımcı üye olmak gereklidir.</span></p>
<p><strong><span lang="de-DE">Dr. Esen Ercan Alp / </span>Argonne Distinguished Fellow, Argonne National Laboratory</strong></p>
<p><strong><span lang="de-DE">ve </span><span lang="de-DE">SESAME Uluslararası Bilimsel Danışma Komitesi Başkanı / </span><a href="mailto:eea@anl.gov">eea@anl.gov</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/turkiye-ve-bilimsel-arastirma-kitligi">Türkiye ve bilimsel araştırma kıtlığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29544</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;yi astrofizikle tanıştıran bilim insanı: Dilhan Eryurt</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/turkiyeyi-astrofizikle-tanistiran-bilim-insani-dilhan-eryurt</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Aug 2020 07:32:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[apollo]]></category>
		<category><![CDATA[astrofizik]]></category>
		<category><![CDATA[ay]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[bilimde kadın]]></category>
		<category><![CDATA[carl sagan]]></category>
		<category><![CDATA[Dilhan Eryurt]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[nasa]]></category>
		<category><![CDATA[odtü]]></category>
		<category><![CDATA[tübitak]]></category>
		<category><![CDATA[tübitak ulusal gözlemevi]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=19595</guid>

					<description><![CDATA[<p>NASA’da çalışan ilk Türk olmakla birlikte Türkiye’de akademiye astrofiziğin kapılarını açan Prof. Dilhan Eryurt, Güneş başta olmak üzere yıldızların evrimi ve Ay’a seyahat konularında uluslararası astrofizik araştırmalarıyla bugün dünyaca tanınıyor. Peki ama biz onu ne kadar tanıyoruz? “NASA’da görev yapan ilk Türk bilim insanı kimdir?” diye soracak olsak kaç kişi doğru cevabı verebilir bilinmez. Yahut bu topraklarda yetişip uluslararası astronomi camiasında kendisini kanıtlayan bir isim sorsak ona da yanıt bulabilir miyiz bilmiyoruz. Şu basit ifadeyi de unutmamak gerekiyor: “Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp.” Google, Dilhan Eryurt’u anmak için bir Doodle hazırladı geçtiğimiz hafta. 2012’de kalp krizinden kaybettiğimiz Eryurt, 1959’da Uluslararası Atom Enerji Ajansı (IUA) bursuyla Kanada’daki Deep River Atom Enerji Laboratuvarı’nda iki yıl görev yapmış, neden sonra National Academy of Sciences bursuyla NASA’nın Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü’ndeki görevine başlayarak 1961’den 1973’e tam 12 yıl burada çalışmıştı. Hem de yabancı uyrukluların almaya pek de nail olamadığı “kıdemli araştırmacı” unvanıyla… Bu kurumdaki tek kadın araştırmacı olması da onun büyük başarılarından biriydi. Prof. Eryurt, Güneş’in geçmişi; oluşumu ve evrimi üzerine önemli çalışmalar yapmasının yanı sıra orada bulunduğu tarihlerde süren Apollo (Ay’a iniş) görevlerindeki çalışmaları sebebiyle de 1969’da Apollo Başarı Ödülü’ne (Apollo Achievement Award) layık görülmüştü. Ardından NASA onu Kaliforniya Üniversitesi’ne yıldızların evrimi üzerine çalışmak üzere gönderecekti. Eryurt’un yurt dışındaki başarılarının yanı sıra onu Türkiye’de bu alanda açtığı kapılarla tanıyoruz aslında. Çünkü deneyimlerini aktarmak üzere Türkiye’ye döndükten sonra ODTÜ’de Astrofizik Anabilim Dalı’nı kurmuş, burada birçok öğrenci yetiştirmişti. Onlardan biri de doktora öğrencilerinden Prof. Dr. İbrahim Küçük&#8230; BBC ile yaptığı söyleşide, Eryurt’un öğrencileriyle diyaloğundaki nezaketi, dersi anlatış tarzı, dersteki ağırlığı ve bilgisiyle akademik anlamda kendisini cezbettiğini söyleyen Küçük, “Onun Türkiye’de bir ilk olan astrofizik derslerini almamla ufkum genişledi ve ben astrofizik yapma kararını onun sayesinde aldım.” diyor. Kendisi bugün Türk Astronomi Derneği’nin başkanlığını yapıyor ve çalışmalarına Erciyes Üniversitesi’nde devam ediyor. Küçük’e göre, bilimsel disiplinler arasında köprü kuran astrofizik alanı, Türkiye’ye Dilhan hoca sayesinde girmişti. “Yıldız evrimi” kavramını da Türkiye’deki astronomi literatürüne dahil eden Dilhan hocaydı. Küçük, özellikle kuantum fiziğinin de getirdiği avantajlarla birlikte Güneş’i anlamaya yönelik bilimsel çabada Dilhan Eryurt’un önemli bir rolü olduğunu söylüyor. Eryurt yıldızların doğması, gelişmesi ve ışıma mekanizmalarını fizik kurallarıyla açıklama çabasındaydı. Carl Sagan, Dilhan Eryurt’un makalesine atıfta bulundu NASA Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nde bu konuda çalışırken yıldızların evriminde kütlelerinin etkisi üzerine A.G.W. Cameron’la birlikte 1967’de Canadian Journal of Physics’e yazdıkları makale, astrofizik dünyasının ünlü çalışmalarından biri olarak anılıyor. Sarkaç’tan Osman Bahadır’ın Eryurt’la ilgili yazısında da belirttiği üzere dünyaca şöhrete sahip ABD’li astronom, astrobiyolog ve popüler bilim yazarı Carl Sagan, 1972’de Nature dergisinde yayımlanan bir çalışmasında Dilhan Eryurt’un bu makalesine atıfta bulunuyordu. Küçük’e göre, Güneş’in içindeki nükleer reaksiyonlarla ışıma yaptığının anlaşılmasında Eryurt’un NASA’da çalışırken geliştirdiği “evrim kodu”nun rolü çok büyük. Evrim Kodu başlı başına kalın bir rehber kitap; bu bilimsel eseri anlaşılır bir ifadeyle “20.000 satırlık yan programa sahip bir modelleme” olarak düşünmek mümkün. Küçük, astronomi dünyasının, Eryurt’un geliştirdiği bu standart model sayesinde değişik kütleli yıldızların evriminden haberdar olduğunu ve anlaşılması daha zor olan küçük kütleli yıldızların daha iyi anlaşıldığını söylüyor. “Kızım, oku, kendini yetiştir” Dilhan Eryurt, bilimde cinsiyet eşitliği kavramı açısından da çok önemli bir isim. NASA’nın Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü’nde çalışan tek kadın olmasının yanı sıra Türkiye için de kadınların bilimdeki yerini göstermesi için çok özel bir değer. Bilime yaptığı katkılar sadece kâğıt üzerinde kalmayıp Türkiye’yi astrofizikle tanıştırması takdire şayan. Astronomi camiasındaki başarıları ise babasının bir sözüyle başlıyor. Eryurt’un babası, ona “Kızım, oku, kendini yetiştir ve memleketin için bir şeyler yap,” demesi ve kızının da babasını dinlemesi ve çok çalışması üzerine Türkiye, dünyaca tanınan bir bilim insanı kazanıyor. Kasım 1997’de Bilim ve Teknik Dergisi’ne Eryurt’u yazan Alp Akoğlu, Eryurt’un matematiğe özel ilgisinin, onu İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü’ne taşıdığını söylüyor. Nazilerden kaçarak Türkiye’ye sığınmış akademisyenlerden dersler alan Eryurt’un astronomi merakı da burada başlıyor. Üniversiteyi bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Astronomi Bölümü’nün kurucusu Prof. Dr. Tevfik Oktay Kabakçıoğlu’nun fahri asistanı olan ve ücret almadan çalışan Eryurt’un sınırları aşması ise 1953’te lisansüstü astrofizik çalışmaları için Michigan Üniversitesi’ne gitmesiyle gerçekleşiyor. 1959’da -yazının başında da bahsettiğimiz üzere- IUA bursuyla iki yıllığına gittiği Kanada’da bilgisayarla tanışıyor. Akoğlu, Eryurt’tan şöyle aktarıyor: “Ben daha programlama nedir bilmiyordum, duymamıştım. Ama sonuç çok iyi oldu. Daha önce kullandığımız hesap makineleriyle en azından bir hafta süren hesaplar, bilgisayarla bir saniyeden kısa bir sürede bitiveriyordu. O anki şaşkınlığımı hiç unutmuyorum.” Burada Prof. A.G.W. Cameron’la birlikte, Güneş’in geçmişini araştırmaya başlamasıyla ismini dünyaya duyurmaya başlıyor. Türkiye astrofizikle onun sayesinde tanıştı Babasının diğer bir nasihati olan “memleketin için bir şeyler yap” motivasyonu da Eryurt’un bilimsel kariyeri açısından büyük bir önem taşıyor. Kendisinin genel olarak bütün astrofizik ve astronomi bilimlerine yaptığı katkıların yanı sıra Türkiye’de uzay bilimlerinin gelişmesi için çok önemli adımlar attığını vurgulamak lazım. Yazının başında da belirttiğimiz gibi ABD’den döndükten sonra bütün mesaisini Türkiye’de astrofiziğin gelişimine adayan Eryurt, ODTÜ’de Astrofizik Anabilim Dalı’nı kurmasının yanı sıra Türk Astronomi Derneği’nin de gelişmesine de destek oluyordu. Türkiye’deki ilk astronomi toplantısının düzenleyen (1968) bilim insanı da o. İki yılda bir yapılan bu toplantılar sayesinde üniversiteler ve araştırmacılar birbirlerini, bununla birlikte çalışma alanlarını tanıyor ve bilimsel iş birlikleri kuruyor; bir çalışma alanı doğup gelişiyordu. Eryurt’un Türk astronomisine katkıları saymakla bitmiyor; TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi’nin kurulması ve hayata geçmesinde de siyasal ve bilimsel olarak çok büyük katkısı vardı. 1977’de TÜBİTAK Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü’nü alan Eryurt, 1988’de altı ay kadar ODTÜ Fizik Bölümü Başkanlığı, ardından 5 yıl süreyle Fen Edebiyat Dekanlığı yaptı. 1993’te ise ardında müthiş bir bilimsel birikim ve tecrübe paylaşımı bırakarak emekli oldu. Hepsini yalnız başına ve bir kadın olarak yaptı. Akoğlu, uzay bilimci Prof. Dr. Hakkı Ögelman’ın Eryurt hakkındaki şu sözlerini paylaşıyor: “Dış görünüşüne bakarak yaşını tahmin etmek olanaksız. Yıldızlarla, yüksek matematikle uğraşan bir bilim kadınının nasıl olur da bu kadar genç kalmayı başardığının sırrını kimse açıklayamıyor.” O, kadınların her şeyi başarabileceğinin yaşayan örneğiydi. Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com *Bu yazı, HBT Dergi 227. sayıda yayımlanmıştır. Kaynak: https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-53479240 Osman Bahadır, Sarkaç. https://sarkac.org/2018/10/astrofizikte-oncu-dilhan-eryurt/ Alp Akoğlu, Astrofizikte Öncü Bir Türk Kadını: Dilhan Eryurt. TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi, Sayı 360, Kasım 1997, s. 74</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/turkiyeyi-astrofizikle-tanistiran-bilim-insani-dilhan-eryurt">Türkiye&#8217;yi astrofizikle tanıştıran bilim insanı: Dilhan Eryurt</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>NASA’da çalışan ilk Türk olmakla birlikte Türkiye’de akademiye astrofiziğin kapılarını açan Prof. Dilhan Eryurt, Güneş başta olmak üzere yıldızların evrimi ve Ay’a seyahat konularında uluslararası astrofizik araştırmalarıyla bugün dünyaca tanınıyor. Peki ama biz onu ne kadar tanıyoruz?</em></p></blockquote>
<p>“NASA’da görev yapan ilk Türk bilim insanı kimdir?” diye soracak olsak kaç kişi doğru cevabı verebilir bilinmez. Yahut bu topraklarda yetişip uluslararası astronomi camiasında kendisini kanıtlayan bir isim sorsak ona da yanıt bulabilir miyiz bilmiyoruz. Şu basit ifadeyi de unutmamak gerekiyor: “Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp.”</p>
<p>Google, Dilhan Eryurt’u anmak için bir Doodle hazırladı geçtiğimiz hafta. 2012’de kalp krizinden kaybettiğimiz Eryurt, 1959’da Uluslararası Atom Enerji Ajansı (IUA) bursuyla Kanada’daki Deep River Atom Enerji Laboratuvarı’nda iki yıl görev yapmış, neden sonra National Academy of Sciences bursuyla NASA’nın Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü’ndeki görevine başlayarak 1961’den 1973’e tam 12 yıl burada çalışmıştı. Hem de yabancı uyrukluların almaya pek de nail olamadığı “kıdemli araştırmacı” unvanıyla… Bu kurumdaki tek kadın araştırmacı olması da onun büyük başarılarından biriydi.</p>
<p>Prof. Eryurt, Güneş’in geçmişi; oluşumu ve evrimi üzerine önemli çalışmalar yapmasının yanı sıra orada bulunduğu tarihlerde süren Apollo (Ay’a iniş) görevlerindeki çalışmaları sebebiyle de 1969’da Apollo Başarı Ödülü’ne (Apollo Achievement Award) layık görülmüştü. Ardından NASA onu Kaliforniya Üniversitesi’ne yıldızların evrimi üzerine çalışmak üzere gönderecekti.</p>
<div id="attachment_19596" style="width: 660px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-19596" class="wp-image-19596 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/08/apollo-dilhan-eryurt.jpg" alt="" width="650" height="425" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/08/apollo-dilhan-eryurt.jpg 650w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/08/apollo-dilhan-eryurt-300x196.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /><p id="caption-attachment-19596" class="wp-caption-text">Prof. Dilhan Eryurt, NASA’daki Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü’nde bir meslektaşı ile Apollo görevi üzerine konuşurken, 1960’lar</p></div>
<p>Eryurt’un yurt dışındaki başarılarının yanı sıra onu Türkiye’de bu alanda açtığı kapılarla tanıyoruz aslında. Çünkü deneyimlerini aktarmak üzere Türkiye’ye döndükten sonra ODTÜ’de Astrofizik Anabilim Dalı’nı kurmuş, burada birçok öğrenci yetiştirmişti. Onlardan biri de doktora öğrencilerinden Prof. Dr. İbrahim Küçük&#8230;</p>
<p>BBC ile yaptığı söyleşide, Eryurt’un öğrencileriyle diyaloğundaki nezaketi, dersi anlatış tarzı, dersteki ağırlığı ve bilgisiyle akademik anlamda kendisini cezbettiğini söyleyen Küçük, “Onun Türkiye’de bir ilk olan astrofizik derslerini almamla ufkum genişledi ve ben astrofizik yapma kararını onun sayesinde aldım.” diyor. Kendisi bugün Türk Astronomi Derneği’nin başkanlığını yapıyor ve çalışmalarına Erciyes Üniversitesi’nde devam ediyor.</p>
<p>Küçük’e göre, bilimsel disiplinler arasında köprü kuran astrofizik alanı, Türkiye’ye Dilhan hoca sayesinde girmişti. “Yıldız evrimi” kavramını da Türkiye’deki astronomi literatürüne dahil eden Dilhan hocaydı. Küçük, özellikle kuantum fiziğinin de getirdiği avantajlarla birlikte Güneş’i anlamaya yönelik bilimsel çabada Dilhan Eryurt’un önemli bir rolü olduğunu söylüyor. Eryurt yıldızların doğması, gelişmesi ve ışıma mekanizmalarını fizik kurallarıyla açıklama çabasındaydı.</p>
<p><strong>Carl Sagan, Dilhan Eryurt’un makalesine atıfta bulundu</strong></p>
<p>NASA Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nde bu konuda çalışırken yıldızların evriminde kütlelerinin etkisi üzerine A.G.W. Cameron’la birlikte 1967’de Canadian Journal of Physics’e yazdıkları makale, astrofizik dünyasının ünlü çalışmalarından biri olarak anılıyor. Sarkaç’tan Osman Bahadır’ın Eryurt’la ilgili yazısında da belirttiği üzere dünyaca şöhrete sahip ABD’li astronom, astrobiyolog ve popüler bilim yazarı Carl Sagan, 1972’de Nature dergisinde yayımlanan bir çalışmasında Dilhan Eryurt’un bu makalesine atıfta bulunuyordu.</p>
<p>Küçük’e göre, Güneş’in içindeki nükleer reaksiyonlarla ışıma yaptığının anlaşılmasında Eryurt’un NASA’da çalışırken geliştirdiği “evrim kodu”nun rolü çok büyük. Evrim Kodu başlı başına kalın bir rehber kitap; bu bilimsel eseri anlaşılır bir ifadeyle “20.000 satırlık yan programa sahip bir modelleme” olarak düşünmek mümkün. Küçük, astronomi dünyasının, Eryurt’un geliştirdiği bu standart model sayesinde değişik kütleli yıldızların evriminden haberdar olduğunu ve anlaşılması daha zor olan küçük kütleli yıldızların daha iyi anlaşıldığını söylüyor.</p>
<div id="attachment_19597" style="width: 816px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-19597" class="wp-image-19597 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/08/doodle.png" alt="" width="806" height="378" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/08/doodle.png 806w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/08/doodle-300x141.png 300w" sizes="auto, (max-width: 806px) 100vw, 806px" /><p id="caption-attachment-19597" class="wp-caption-text">Google’ın Dilhan Eryurt için hazırladığı Doodle</p></div>
<p><strong>“Kızım, oku, kendini yetiştir”</strong></p>
<p>Dilhan Eryurt, bilimde cinsiyet eşitliği kavramı açısından da çok önemli bir isim. NASA’nın Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü’nde çalışan tek kadın olmasının yanı sıra Türkiye için de kadınların bilimdeki yerini göstermesi için çok özel bir değer. Bilime yaptığı katkılar sadece kâğıt üzerinde kalmayıp Türkiye’yi astrofizikle tanıştırması takdire şayan. Astronomi camiasındaki başarıları ise babasının bir sözüyle başlıyor.</p>
<p>Eryurt’un babası, ona “Kızım, oku, kendini yetiştir ve memleketin için bir şeyler yap,” demesi ve kızının da babasını dinlemesi ve çok çalışması üzerine Türkiye, dünyaca tanınan bir bilim insanı kazanıyor. Kasım 1997’de Bilim ve Teknik Dergisi’ne Eryurt’u yazan Alp Akoğlu, Eryurt’un matematiğe özel ilgisinin, onu İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü’ne taşıdığını söylüyor. Nazilerden kaçarak Türkiye’ye sığınmış akademisyenlerden dersler alan Eryurt’un astronomi merakı da burada başlıyor.</p>
<p>Üniversiteyi bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Astronomi Bölümü’nün kurucusu Prof. Dr. Tevfik Oktay Kabakçıoğlu’nun fahri asistanı olan ve ücret almadan çalışan Eryurt’un sınırları aşması ise 1953’te lisansüstü astrofizik çalışmaları için Michigan Üniversitesi’ne gitmesiyle gerçekleşiyor.</p>
<p>1959’da -yazının başında da bahsettiğimiz üzere- IUA bursuyla iki yıllığına gittiği Kanada’da bilgisayarla tanışıyor. Akoğlu, Eryurt’tan şöyle aktarıyor: “Ben daha programlama nedir bilmiyordum, duymamıştım. Ama sonuç çok iyi oldu. Daha önce kullandığımız hesap makineleriyle en azından bir hafta süren hesaplar, bilgisayarla bir saniyeden kısa bir sürede bitiveriyordu. O anki şaşkınlığımı hiç unutmuyorum.” Burada Prof. A.G.W. Cameron’la birlikte, Güneş’in geçmişini araştırmaya başlamasıyla ismini dünyaya duyurmaya başlıyor.</p>
<div id="attachment_19599" style="width: 740px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-19599" class="wp-image-19599 size-large" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/08/dilhan-eryurt-carl-sagan-1024x585.jpg" alt="" width="730" height="417" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/08/dilhan-eryurt-carl-sagan-1024x585.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/08/dilhan-eryurt-carl-sagan-300x172.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/08/dilhan-eryurt-carl-sagan.jpg 1158w" sizes="auto, (max-width: 730px) 100vw, 730px" /><p id="caption-attachment-19599" class="wp-caption-text">Prof. Dilhan Eryurt tez, rapor, bildiri, kitap bölümü ve makale olarak 1956 ile 2009 yılları arasında 46’sı İngilizce, 13’ü Türkçe olmak üzere toplamda 59 çalışma yayınladı. Bunlar arasında A.G.W. Cameron’la birlikte 1967’de Canadian Journal of Physics’e yazdıkları makale (Early and main sequence evolution of stars in the range 0.5 to 100 solar masses), astrofizik dünyasının ünlü çalışmalarından biri olmakla birlikte ünlü astrofizikçi Carl Sagan, 1972’de Nature dergisinde yayımlanan bir çalışmasında Dilhan Eryurt’un bu makalesine atıfta bulunmuştu.</p></div>
<p><strong>Türkiye astrofizikle onun sayesinde tanıştı</strong></p>
<p>Babasının diğer bir nasihati olan “memleketin için bir şeyler yap” motivasyonu da Eryurt’un bilimsel kariyeri açısından büyük bir önem taşıyor. Kendisinin genel olarak bütün astrofizik ve astronomi bilimlerine yaptığı katkıların yanı sıra Türkiye’de uzay bilimlerinin gelişmesi için çok önemli adımlar attığını vurgulamak lazım. Yazının başında da belirttiğimiz gibi ABD’den döndükten sonra bütün mesaisini Türkiye’de astrofiziğin gelişimine adayan Eryurt, ODTÜ’de Astrofizik Anabilim Dalı’nı kurmasının yanı sıra Türk Astronomi Derneği’nin de gelişmesine de destek oluyordu.</p>
<p>Türkiye’deki ilk astronomi toplantısının düzenleyen (1968) bilim insanı da o. İki yılda bir yapılan bu toplantılar sayesinde üniversiteler ve araştırmacılar birbirlerini, bununla birlikte çalışma alanlarını tanıyor ve bilimsel iş birlikleri kuruyor; bir çalışma alanı doğup gelişiyordu. Eryurt’un Türk astronomisine katkıları saymakla bitmiyor; TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi’nin kurulması ve hayata geçmesinde de siyasal ve bilimsel olarak çok büyük katkısı vardı.</p>
<div id="attachment_19598" style="width: 740px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-19598" class="wp-image-19598 size-large" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/08/tbitak-tug-1024x584.jpg" alt="" width="730" height="416" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/08/tbitak-tug-1024x584.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/08/tbitak-tug-300x171.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/08/tbitak-tug.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 730px) 100vw, 730px" /><p id="caption-attachment-19598" class="wp-caption-text">Türkiye’yi astrofizikle tanıştırarak astronomi alanında yol açan Prof. Dilhan Eryurt, TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi Projesi’nin hayata geçirilmesini sağladı. Gözlemevi’nin 5 Eylül 1997’deki açılışında onur plaketi; 1977’de ise TÜBİTAK Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü’ne layık görüldü.</p></div>
<p>1977’de TÜBİTAK Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü’nü alan Eryurt, 1988’de altı ay kadar ODTÜ Fizik Bölümü Başkanlığı, ardından 5 yıl süreyle Fen Edebiyat Dekanlığı yaptı. 1993’te ise ardında müthiş bir bilimsel birikim ve tecrübe paylaşımı bırakarak emekli oldu. Hepsini yalnız başına ve bir kadın olarak yaptı.</p>
<p>Akoğlu, uzay bilimci Prof. Dr. Hakkı Ögelman’ın Eryurt hakkındaki şu sözlerini paylaşıyor: “Dış görünüşüne bakarak yaşını tahmin etmek olanaksız. Yıldızlarla, yüksek matematikle uğraşan bir bilim kadınının nasıl olur da bu kadar genç kalmayı başardığının sırrını kimse açıklayamıyor.”</p>
<p>O, kadınların her şeyi başarabileceğinin yaşayan örneğiydi.</p>
<p><strong>Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com</strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-227-31-temmuz-2020-dijital-pdf/">227. sayıda</a> yayımlanmıştır.</strong></em></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><strong><a href="https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-53479240">https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-53479240</a></strong></p>
<p><strong>Osman Bahadır, Sarkaç. <a href="https://sarkac.org/2018/10/astrofizikte-oncu-dilhan-eryurt/">https://sarkac.org/2018/10/astrofizikte-oncu-dilhan-eryurt/</a></strong></p>
<p><strong>Alp Akoğlu, Astrofizikte Öncü Bir Türk Kadını: Dilhan Eryurt. TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi, Sayı 360, Kasım 1997, s. 74</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/turkiyeyi-astrofizikle-tanistiran-bilim-insani-dilhan-eryurt">Türkiye&#8217;yi astrofizikle tanıştıran bilim insanı: Dilhan Eryurt</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19595</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir zamanlar TÜBİTAK!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/bir-zamanlar-tubitak</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Müfit Akyos]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jan 2020 11:36:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Müfit Akyos]]></category>
		<category><![CDATA[Y]]></category>
		<category><![CDATA[tübitak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=16742</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizin bilim ve teknoloji tarihini yazacak olanların 1990-2000 döneminde bilimsel altyapımıza yapılan yatırımların yanı sıra ulusal yenilik sistemimizin oluşması için atılan önemli adımlarda TÜBİTAK’ın oynadığı rol için özel bir bölüm ayırmaları gerekecektir.  TÜBİTAK 2003 yılı ve sonrasında yapılan siyasi müdahaleler ve “liyakatsiz” başkanlar marifetiyle Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı-BSTB’na bağlı bir kuruma dönüşmüştür. Bu arada “toplu personel alımları ve toplu çıkarmalarla kurum hafızası sıfırlanmıştır”. “TÜBİTAK’ın 1990’lı Yıllarda Türk Bilim ve Teknolojisine Öncülük Ettiği Alanlar”[1] başlıklı kitabı hazırlayan C. Güner Omay, “Bana göre yaşadığım dönem TÜBİTAK’ın yükselmesi, Türk bilim ve teknolojisine öncülük etme dönemiydi. Yukarıda kurum hafızasının sıfırlandığını söylemiştim. Bu durumda Türkiye bilim-teknoloji tarihini yazacak kişilerin bilgi ve belge bulmaları çok zorlaşacak, dolayısıyla bu gerçeklerin yazılması güçleşecektir.” diyerek o dönemde yaşayanların ağzından başarı öykülerini tarihe not düşmektedir. Sayın Omay’ın TÜBİTAK’ta Yönetim Kurulu (1988-1993) ve Bilim Kurulu Üyeliği (1993-2001) yapmış olması kitabı daha da değerli kılmaktadır. Kitapta 12 başlık var. Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (Fikret Yücel),   kuruluşundan (1991) itibaren ulusal yenilik sisteminde etkin bir rol üstlendi.  Türkiye Bilimler Akademisi &#8211; TÜBA – Kuruluş Öyküsü (Prof. Dr. İlhan Tekeli). 1993’te kurulan Akademi, 2001’de “Türkiye’nin 18 yıllık Akademi deneyimini sonlandıran” KHK ile BTSB’ye bağlandı. TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi  (Prof. Dr. Zeki Aslan), 1997’de açılan gözlemevi ülkemizde astronomi ve astrofizik araştırma altyapısına güçlü bir destek oluşturdu.  Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü  (Doç. Dr. C. Güner Omay), kökeninde 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonucu ortaya çıkan “kripto cihazı” geliştirilmesi gereksinimi olan süreç Enstitüye evrildi&#8230; Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi-ULAKBİM (Doç. Dr. Tuğrul Yılmaz), üniversite ve araştırma kurumlarının yüksek kapasiteli ağlarla birbirlerine bağlanmaları gereksinimini karşılamak amacıyla 1996’da kuruldu. Teknoloji İzleme ve Değerlendirme Başkanlığı – TİDEB (Müfit Akyos), sanayi Ar-Ge faaliyetlerinin arttırılması amacıyla hibe desteklerini yürütmek üzere 1995 yılında kuruldu. Üniversite-Sanayi Ortak Araştırma Merkezleri Programı – ÜSAMP (Mahmut Kiper), 1996-2006 arasında uygulandı ve üniversite-sanayi odaklı altyapıların ve işbirliklerinin kurulmasında önemli işlevi oldu. MAM Teknopark ve Teknoloji Geliştirme Merkezi (Ömer Kaymakçalan), ülkemizin uluslararası ölçütlerde ilk teknopark kurulmasının öyküsü&#8230; TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları projesi (Prof. Dr. M. Ali Alpar), 1993’de TÜBİTAK Bilim Kurulu’nun aldığı ilk kararlardan biriyle başlatıldı. Görevleri arasında bilimi halka tanıtmak da olan TÜBİTAK’ın bu en güçlü aracı, 2013’de yetişkinler için popüler bilim kitapları yayınlamaktan vazgeçilmesiyle son buldu. Uluslararası Bilimsel Yayınları Teşvik Programı (Halime Atamer), bilimsel gelişmişlik göstergelerinden birisi olan bilimsel yayınların sayısını arttırmak amacıyla 1986’da başlatılan teşvikler 1993’de geliştirildi.  Savunma Sanayi Araştırma Geliştirme Enstitüsü – SAGE  (Gökmen Mahmutyazıcıoğlu), 1972’de kurulan Enstitü’nün günümüze uzanan öğrenme süreci bir başarı öyküsüdür. Ankara Rüzgar Tüneli (Emel Özdemir), 1950’de kuruldu ancak son 15 yılda kullanılabildi. Bütün bu başlıklar son 15 yılda kaybettiklerimizi daha iyi anlamamız için yeterli örnek oluşturmaktadır sanırım. Yalnızca bu bile tarihe bir not olan kitabı edinmeniz ve okumanız için yeterli bir neden olsa gerek. Müfit Akyos [1] BİTAV-Bilimsel ve Teknik Araştırma Vakfı Yayını *Bu yazı HBT&#8217;nin 47. sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/bir-zamanlar-tubitak">Bir zamanlar TÜBİTAK!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizin bilim ve teknoloji tarihini yazacak olanların 1990-2000 döneminde bilimsel altyapımıza yapılan yatırımların yanı sıra ulusal yenilik sistemimizin oluşması için atılan önemli adımlarda TÜBİTAK’ın oynadığı rol için özel bir bölüm ayırmaları gerekecektir.  TÜBİTAK 2003 yılı ve sonrasında yapılan siyasi müdahaleler ve “liyakatsiz” başkanlar marifetiyle Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı-BSTB’na bağlı bir kuruma dönüşmüştür. Bu arada “toplu personel alımları ve toplu çıkarmalarla kurum hafızası sıfırlanmıştır”.</p>
<p>“<em>TÜBİTAK’ın 1990’lı Yıllarda Türk Bilim ve Teknolojisine Öncülük Ettiği Alanlar</em>”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> başlıklı kitabı hazırlayan <strong>C. Güner Omay</strong>, “<em>Bana göre yaşadığım dönem TÜBİTAK’ın yükselmesi, Türk bilim ve teknolojisine öncülük etme dönemiydi. Yukarıda kurum hafızasının sıfırlandığını söylemiştim. Bu durumda Türkiye bilim-teknoloji tarihini yazacak kişilerin bilgi ve belge bulmaları çok zorlaşacak, dolayısıyla bu gerçeklerin yazılması güçleşecektir.</em>” diyerek o dönemde yaşayanların ağzından başarı öykülerini tarihe not düşmektedir. Sayın Omay’ın TÜBİTAK’ta Yönetim Kurulu (1988-1993) ve Bilim Kurulu Üyeliği (1993-2001) yapmış olması kitabı daha da değerli kılmaktadır.</p>
<p>Kitapta 12 başlık var. <strong>Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı</strong> (Fikret Yücel),   kuruluşundan (1991) itibaren ulusal yenilik sisteminde etkin bir rol üstlendi.  <strong>Türkiye Bilimler Akademisi &#8211; TÜBA – Kuruluş Öyküsü</strong> (Prof. Dr. İlhan Tekeli). 1993’te kurulan Akademi, 2001’de “Türkiye’nin 18 yıllık Akademi deneyimini sonlandıran” KHK ile BTSB’ye bağlandı. <strong>TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi</strong>  (Prof. Dr. Zeki Aslan), 1997’de açılan gözlemevi ülkemizde astronomi ve astrofizik araştırma altyapısına güçlü bir destek oluşturdu.  <strong>Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü</strong>  (Doç. Dr. C. Güner Omay), kökeninde 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonucu ortaya çıkan “kripto cihazı” geliştirilmesi gereksinimi olan süreç Enstitüye evrildi&#8230;</p>
<p><strong>Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi</strong>-ULAKBİM (Doç. Dr. Tuğrul Yılmaz), üniversite ve araştırma kurumlarının yüksek kapasiteli ağlarla birbirlerine bağlanmaları gereksinimini karşılamak amacıyla 1996’da kuruldu. <strong>Teknoloji İzleme ve Değerlendirme Başkanlığı</strong> – TİDEB (Müfit Akyos), sanayi Ar-Ge faaliyetlerinin arttırılması amacıyla hibe desteklerini yürütmek üzere 1995 yılında kuruldu. <strong>Üniversite-Sanayi Ortak Araştırma Merkezleri Programı </strong>– ÜSAMP (Mahmut Kiper), 1996-2006 arasında uygulandı ve üniversite-sanayi odaklı altyapıların ve işbirliklerinin kurulmasında önemli işlevi oldu. <strong>MAM Teknopark ve Teknoloji Geliştirme Merkezi</strong> (Ömer Kaymakçalan), ülkemizin uluslararası ölçütlerde ilk teknopark kurulmasının öyküsü&#8230;</p>
<p><strong>TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları</strong> projesi (Prof. Dr. M. Ali Alpar), 1993’de TÜBİTAK Bilim Kurulu’nun aldığı ilk kararlardan biriyle başlatıldı. Görevleri arasında bilimi halka tanıtmak da olan TÜBİTAK’ın bu en güçlü aracı, 2013’de yetişkinler için popüler bilim kitapları yayınlamaktan vazgeçilmesiyle son buldu. <strong>Uluslararası Bilimsel Yayınları Teşvik Programı</strong> (Halime Atamer), bilimsel gelişmişlik göstergelerinden birisi olan bilimsel yayınların sayısını arttırmak amacıyla 1986’da başlatılan teşvikler 1993’de geliştirildi.  <strong>Savunma Sanayi Araştırma Geliştirme Enstitüsü – SAGE  </strong>(Gökmen Mahmutyazıcıoğlu), 1972’de kurulan Enstitü’nün günümüze uzanan öğrenme süreci bir başarı öyküsüdür. <strong>Ankara Rüzgar Tüneli</strong> (Emel Özdemir), 1950’de kuruldu ancak son 15 yılda kullanılabildi.</p>
<p>Bütün bu başlıklar son 15 yılda kaybettiklerimizi daha iyi anlamamız için yeterli örnek oluşturmaktadır sanırım. Yalnızca bu bile tarihe bir not olan kitabı edinmeniz ve okumanız için yeterli bir neden olsa gerek.</p>
<p><strong>Müfit Akyos</p>
<p></strong></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> BİTAV-Bilimsel ve Teknik Araştırma Vakfı Yayını</p>
<p><strong><em>*Bu yazı HBT&#8217;nin 47. sayısında yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/bir-zamanlar-tubitak">Bir zamanlar TÜBİTAK!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16742</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Panel: Türkiye&#8217;de Orman Köyleri</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/panel-turkiyede-orman-koyleri</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Feb 2019 10:09:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru ve Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[antropoloji]]></category>
		<category><![CDATA[kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>
		<category><![CDATA[orman köyleri]]></category>
		<category><![CDATA[panel]]></category>
		<category><![CDATA[tübitak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12961</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antropoloji Buluşmaları kapsamında &#8220;Türkiye&#8217;de Orman Köyleri&#8221; başlıklı bir panel gerçekleştiriliyor. Panelde, 2014-2017 yılları arasında 12 orman köyünde yürütülen &#8220;Türkiye’de Orman Köyleri Üzerine Sosyal Antropolojik Araştırma” başlıklı ve TÜBİTAK destekli, Türkiye’deki orman köylerinde yaşanan sosyal değişimi, bu köylerin özelliklerini, yaşam biçimlerini ve sorunlarını anlamaya yönelik araştırmanın hem sonuçları hem de tüm araştırma sürecinde edinilen deneyimler, karşılaşılan güçlükler tartışılacak. Tarih: 16 Şubat 2019, Cumartesi Saat: 14.00 Yer: Aynalıgeçit Etkinlik Mekanı Adres: Meşrutiyet Cad. Avrupa Pasajı K.2 Galatasaray, Beyoğlu, İstanbul Herkese açık olan etkinlik için kayıt ve ücret gerekmiyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/panel-turkiyede-orman-koyleri">Panel: Türkiye&#8217;de Orman Köyleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Antropoloji Buluşmaları kapsamında &#8220;Türkiye&#8217;de Orman Köyleri&#8221; başlıklı bir panel gerçekleştiriliyor.</div>
<div></div>
<div>Panelde, 2014-2017 yılları arasında 12 orman köyünde yürütülen &#8220;Türkiye’de Orman Köyleri Üzerine Sosyal Antropolojik Araştırma” başlıklı ve TÜBİTAK destekli, Türkiye’deki orman köylerinde yaşanan sosyal değişimi, bu köylerin özelliklerini, yaşam biçimlerini ve sorunlarını anlamaya yönelik araştırmanın hem sonuçları hem de tüm araştırma sürecinde edinilen deneyimler, karşılaşılan güçlükler tartışılacak.</div>
<div></div>
<div>Tarih: 16 Şubat 2019, Cumartesi<br />
Saat: 14.00<br />
Yer: Aynalıgeçit Etkinlik Mekanı</div>
<div>Adres: Meşrutiyet Cad. Avrupa Pasajı K.2 Galatasaray, Beyoğlu, İstanbul
</div>
<div>Herkese açık olan etkinlik için kayıt ve ücret gerekmiyor.</div>
<div></div>
<div><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12962" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/ormankoyleri.jpeg" alt="" width="720" height="540" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/ormankoyleri.jpeg 720w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/ormankoyleri-300x225.jpeg 300w" sizes="auto, (max-width: 720px) 100vw, 720px" /></div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/panel-turkiyede-orman-koyleri">Panel: Türkiye&#8217;de Orman Köyleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12961</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tersine beyin göçü bu koşullarda mümkün mü?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/tersine-beyin-gocu-bu-kosullarda-mumkun-mu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Feb 2019 13:29:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[akademi]]></category>
		<category><![CDATA[beyin göü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim insanı]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik kriz]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[işsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[koşullar]]></category>
		<category><![CDATA[liyakat]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[tübitak]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<category><![CDATA[zihin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12902</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sayın yetkililer, bu koşullarda yetenekli bilim insanlarının ülkeye geri döneceğine inanıyor musunuz? Ülkedeki koşullar değişmediği müddetçe bu önlemlerin beyin göçünü önleyemeyeceğini ve göçün daha da artacağını ve dışarıdan yetenekli bilim insanlarının gelmeyeceğini düşünmekteyim. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile TÜBİTAK, ortak bir çalışma çerçevesinde, TÜBİTAK tarafından yürütülen Yurda Dönüş Araştırma Burs Programı’nı Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı’na dönüştürerek ülkemizde son yıllarda sıkça gözlenen beyin göçünü tersine çevirmeyi planlamaktadır. İyi niyetle hazırlanan bu programın kısa sürede hazırlandığı anlaşılıyor. Ancak, bir hastanın tedavisinde nasıl ki analizler yapılarak önce teşhis koyulur ve sonra tedaviye başlanırsa, burada da ilk önce ülkeden beyin göçünün sebeplerinin kapsamlı bir şekilde araştırılması ve değerlendirilmesi, sonra nelerin yapılacağı konusunda karar verilmesi gerekirdi. Belki böyle bir çalışma yapılmış olabilir, fakat hali hazırdaki uygulama bunu göstermemektedir. Bu programa hem yabancı uyruklu hem de yurtdışında çalışan Türk araştırmacılar dahil edilecektir. Program çerçevesinde deneyimli araştırmacılara aylık 24.000 TL, genç araştırmacılara 20.000 TL maaş ödenmesi düşünülmektedir. Ayrıca altyapı desteği olarak deneyimli araştırmacılar için 1.000.000 TL, genç araştırmacılar için 500.000 TL, bağlı oldukları kurumlara aktarılacaktır. Bunların yanı sıra araştırmacıların eş ve çocuklarına aylık 2.250 TL aile ödeneği sağlanacak, Türkiye’ye gelen aile fertlerinin tamamı sağlık sigorta desteğinden yararlanabilecek ve geliş uçak bileti masrafı da karşılanacak. Bu program çerçevesinde değerlendirilecek araştırmacılarda  aranacak olan en önemli nitelik, bulundukları ülkede başarılı bir kariyere sahip olmalarıdır. Şimdi akla şöyle bir soru geliyor. Yurtdışında başarılı olan bilim insanları için önerilen bu koşullar, onları bu ülkeye getirecek kadar cazip midir? Çünkü yurtdışında başarılı olan araştırmacılar zaten bu vaat edilen maaşların çok üzerinde maaş almaktadırlar. Diğer bir aleyhte durum ise bu maaşların yalnız  üç yıl boyunca ödenecek olmasıdır. Peki 3 yıl sonra paraları azalacak mı? Şimdi şunu sormak gerekiyor. Üç yıl sonra araştırmacılara ödenen maaşlar birden mi azaltılacak? Araştırmacıların bu duruma tepkisi ne olacak? Acaba daha düşük bir maaşa razı olacaklar mı yoksa tekrar yurtdışında kendilerine yer mi arayacaklar? Ayrıca hali hazırda çalıştıkları kurumlarda araştırma altyapısını kurmuş üretken kişiler Türkiye’ye gelip tekrar bir altyapı oluşturma zahmetine girerler mi? Altyapı için verilecek destek kurumlara aktarılacak ve böylelikle araştırmacılar doğrudan harcama bürokrasisinin içine girmiş olacaklardır. Vaat edilen bu mali destek büyük bir olasılıkla çoğu deneyimli araştırmacının altyapı oluşturması için yeterli olmayacaktır. Varsayalım, yukarıda söz konusu olan koşullar sağlandı, araştırmacılar altyapılarını oluşturdu ve çalışmalarına başladı. Peki bu durum bu ülke içerisinde çok zor koşullarda çalışan ve uluslararası düzeyde araştırma yapan başarılı araştırmacıları rahatsız etmeyecek mi? Onlara sağlanan olanaklar yurtiçinde başarılı olanlara da sağlanacak mı? Eğer bu yapılmazsa çok ciddi sorunların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Aksi takdirde ciddi bir ayrımcılık yapılmış olacaktır. Temel soru: Beyin göçü neden arttı? Her şeyden önce cevaplanması gereken bir soru üzerinde durmak gerekir. Neden son yıllarda ülkemizden beyin göçü arttı ve de giderek artmaktadır. Bugün lise öğrencileri arasında yurtdışına gitme olanaklarını arayan çok sayıda öğrenci bulunmaktadır. Bunun ana nedenleri son yıllarda giderek artan toplum içindeki ayrımcılık, ötekileştirme, siyasiler arasındaki gerilim, ekonomik kriz, gelecek kaygısı, yüksekokul mezunu olanların %20 civarında işsiz olmalarıdır. Diğer aleyhte durumlar ise birçok ailenin çocuğunu istediği devlet okuluna kaydettirememesi ve öğrencilerin İmam Hatip Liselerine gitmeye zorlanmasıdır. Bu durum aileleri ve genç öğrencileri huzursuz etmekte ve yurtdışı imkanlarını araştırmaya yöneltmektedir. Hali hazırda çocuğu yurtdışında olan birçok ailenin en sevdiği varlığı çocukları için “aman çocuğum yurda dönmesin” cümlesini rahatlıkla telaffuz edebilmesi ülkemizdeki eğitim durumunu aynı zamanda ülkenin durumunu ortaya koymaktadır. Bir diğer önemli husus, gelecek olan araştırmacılara hür bir ortamın sağlanmasıdır ki bu nokta ödenecek olan maaşlardan daha da önemlidir. Araştırmacı fikrini serbestçe açıklayabileceği bir ortamda çalışmak ister. Doğruların eleştiriler sonucunda ortaya çıktığı gerçeği gözardı edilmemelidir. Bugün maalesef üniversitelerimiz suskundur. Acaba neden? Bilim insanı hür olmalı, fikirlerini serbestçe kamuoyu ile paylaşabilmelidir. Fikir özgürlüğünün olmadığı bir ortamda bilim özgürlüğü de olmaz. İşte Türkiye’de beyin göçünün diğer önemli sebeplerinden biri budur. Üniversite ahbapların ekmek kapısı mı? Sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye’deki üniversitelerin neden dünyanın saygın üniversiteleri arasında yer almadığını sorgulayarak ciddi bir sorunu haklı olarak gündeme getiriyor. Bunun da nedenlerinin iyi araştırılması gerekiyor. Evrensel manada üniversite; bir ülkenin en yetenekli ve yaratıcı kişilerinin istihdam edildiği kurumlar olarak tanımlanır. Maalesef bu tanım ülkemiz için söz konusu değildir. Üniversitelerimiz çoğunlukla eş, dost ve ahbap ilişkileri ile doldurulan kişilerin ekmek kapısıdır. Durum böyle olunca kısa sürede bir kaç üniversitemizi dünyanın saygın üniversiteleri arasına sokmak, uygulanması planlanan Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı ile de mümkün olmayacaktır. Bu konuyu uzun vadede çözmek için gerekli önlemlerin bugünden alınması gerekir. Ne yapılmalıdır? Akademik kariyer yapacak elemanlar kesinlikle sadakate göre değil, liyakate göre alınmalıdır. Bunu yapmaya başladığımız zaman 20-30 yıl sonra arzu etmiş olduğumuz hedeflere ulaşabiliriz. Zaman zaman bazı vakıf üniversitelerimiz ilk 500 bandında yer almaktadır. Çünkü bu üniversitelerimiz elemanlarını liyakate göre seçmekte ve aşırı öğretim üyesi istihdam etmemektedir. Bugün devlet üniversitelerinde görev yapan öğretim üyelerinin büyük bir çoğunluğu bir şey üretmemekte ve araştırmadan çok uzaktadırlar. Çünkü devlet üniversitelerinde öğretim elemanlarını sorgulayan bir mekanizma mevcut değildir. Oysaki Vakıf Üniversiteleri öğretim elemanlarını sorgulayan bir mekanizma geliştirmiştir. O halde üniversitelerimiz de kalitenin arttırılması için gerekli önlemlerin alınması ve sorgulama mekanizmasının geliştirilmesi gerekmektedir. YÖK: Geriye gidiş var Ancak YÖK’ün çıkardığı bazı yönetmeliklerle üniversitelerimizin kalitesinin artması bir yana her geçen durum daha da geriye gitmektedir. Örneğin, doçentlik sınavının kaldırılması, yabancı dil puanının düşürülmesi, ULAKBİM bünyesindeki dergilerde yayın yapma zorunluluğunun getirilmesi, doçentlik kriterlerinin iyileştirilmemesi, yapılan doktora tezlerinin ciddi bir şekilde incelenmemesi vb. nedenler üniversitelerimizi çağın gerisine götürdüğü gibi bazı öğretim üyelerimizi de etik dışı davranışlara sevk etmektedir. Paralı dergilerde yayımlanan üç makale ve sahte kongrelerde sunulan uyduruk bildirilerle doçentlik unvanının verildiği, beş yıl bekleme sonrası profesör kadrolarına otomatik atamaların yapıldığı, verilen akademik ilanlarda neredeyse adayın fotoğrafının eksik olduğu bir sistemle üniversitelerimizi ilk beşyüz bandına sokmak hayal olur. Bugün üniversitelerimizde uygulanan yükseltilme kriterleri Avrupa ülkelerinin yükseltilme kriterleri ile kıyaslandığı zaman açık ara ile en kötü olanıdır. YÖK’ün bir diğer uygulaması ise bir öğretim üyesinin çalıştıracağı öğrenci sayısını kısıtlamasıdır. Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı çerçevesinde yurda dönüş yapan araştırmacılara çalıştıracağı öğrencilere verilecek olan burs sayısı da beş ile sınırlandırılmaktadır. Bu zihniyetle çok fazla bir şey yapılamaz. Yaygın etkisi yüksek kaliteli araştırmalar, büyük gruplar tarafından yapılmaktadır. Eğer yurt dışından kaliteli bir elemanı ülkeye getirmek ve gelecek kişiden maksimum seviyede faydalanmak isteniyorsa, araştırmacının çalıştıracağı öğrenci sayısına, vereceğiniz burs sayısına sınırlama getirilmemelidir. ARGE: Yüzde 1 Bir diğer hususta ülkemizde AR-GE’ye ayrılan payın dünya ortalamasının çok altında olmasıdır. Gayri Safi Milli Hasıla’dan araştırmaya ayrılan payın %3’lere çıkarılması 1980 yıllardan beri tartışılmaktadır. Bu hedefe 2000 yılında ulaşılması planlanmıştı. Ne yazık ki aradan neredeyse 40 yıl gibi bir zaman geçmesine rağmen ancak %1’seviyesine ulaşabildik. Elbette ki bu arada orta eğitime de el atmak gerekmektedir. Bu da öğretmenler sayesinde mümkün olacaktır. Gençlerimizin kopyacı, ezberci eğitimden uzak, araştıran ve sorgulayan bireyler olarak yetiştirilmesi şarttır. Öğretmenlerimizin yaşam standartlarının iyileştirilmesi bu hedefe ulaşmada yardımcı olacaktır. Çünkü onların geçim kaygılarının olmaması gerekir. Ne yapmalıyız? Bilimde dünyada söz sahip olmak ve üniversitelerimizi gelişmiş üniversiteler arasına sokmak ancak kendi içimizden yetiştireceğimiz bilim insanları ile olacağını kabullenmek gerekir. Yoksa dışarıdan dolgun maaşla araştırmacı getirmeye çalışmak gibi çabalar çözüm olmayacaktır. Bu durum, Afrika’dan sporcu getirip, onları Türk Vatandaşı yapıp onların başarıları ile övünmeğe benzemektedir. Sporcumuzu da kendi içimizde yetiştirmemiz gerekir. Sayın yetkililer, bu koşullarda yetenekli bilim insanlarının ülkeye geri döneceğine inanıyor musunuz? Ülkedeki koşullar değişmediği müddetçe bu önlemlerin beyin göçünü önleyemeyeceğini ve göçün daha da artacağını ve dışarıdan yetenekli bilim insanlarının gelmeyeceğini düşünmekteyim. Prof. Dr. Metin Balcı, ODTÜ / mbalci@metu.edu.tr</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/tersine-beyin-gocu-bu-kosullarda-mumkun-mu">Tersine beyin göçü bu koşullarda mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> Sayın yetkililer, bu koşullarda yetenekli bilim insanlarının ülkeye geri döneceğine inanıyor musunuz? Ülkedeki koşullar değişmediği müddetçe bu önlemlerin beyin göçünü önleyemeyeceğini ve göçün daha da artacağını ve dışarıdan yetenekli bilim insanlarının gelmeyeceğini düşünmekteyim. </strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile TÜBİTAK, ortak bir çalışma çerçevesinde, TÜBİTAK tarafından yürütülen <strong>Yurda Dönüş Araştırma Burs Programı</strong>’nı <strong>Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı</strong>’na dönüştürerek ülkemizde son yıllarda sıkça gözlenen beyin göçünü tersine çevirmeyi planlamaktadır. İyi niyetle hazırlanan bu programın kısa sürede hazırlandığı anlaşılıyor.</p>
<p>Ancak, bir hastanın tedavisinde nasıl ki analizler yapılarak önce teşhis koyulur ve sonra tedaviye başlanırsa, burada da ilk önce ülkeden beyin göçünün sebeplerinin kapsamlı bir şekilde araştırılması ve değerlendirilmesi, sonra nelerin yapılacağı konusunda karar verilmesi gerekirdi. Belki böyle bir çalışma yapılmış olabilir, fakat hali hazırdaki uygulama bunu göstermemektedir.</p>
<p>Bu programa hem yabancı uyruklu hem de yurtdışında çalışan Türk araştırmacılar dahil edilecektir. Program çerçevesinde deneyimli araştırmacılara aylık 24.000 TL, genç araştırmacılara 20.000 TL maaş ödenmesi düşünülmektedir. Ayrıca altyapı desteği olarak deneyimli araştırmacılar için 1.000.000 TL, genç araştırmacılar için 500.000 TL, bağlı oldukları kurumlara aktarılacaktır. Bunların yanı sıra araştırmacıların eş ve çocuklarına aylık 2.250 TL aile ödeneği sağlanacak, Türkiye’ye gelen aile fertlerinin tamamı sağlık sigorta desteğinden yararlanabilecek ve geliş uçak bileti masrafı da karşılanacak.</p>
<p>Bu program çerçevesinde değerlendirilecek araştırmacılarda  aranacak olan en önemli nitelik, bulundukları ülkede başarılı bir kariyere sahip olmalarıdır.</p>
<p>Şimdi akla şöyle bir soru geliyor. Yurtdışında başarılı olan bilim insanları için önerilen bu koşullar, onları bu ülkeye getirecek kadar cazip midir? Çünkü yurtdışında başarılı olan araştırmacılar zaten bu vaat edilen maaşların çok üzerinde maaş almaktadırlar. Diğer bir aleyhte durum ise bu maaşların yalnız  üç yıl boyunca ödenecek olmasıdır.</p>
<p><strong>Peki 3 yıl sonra paraları azalacak mı?</strong></p>
<p>Şimdi şunu sormak gerekiyor. Üç yıl sonra araştırmacılara ödenen maaşlar birden mi azaltılacak? Araştırmacıların bu duruma tepkisi ne olacak? Acaba daha düşük bir maaşa razı olacaklar mı yoksa tekrar yurtdışında kendilerine yer mi arayacaklar? Ayrıca hali hazırda çalıştıkları kurumlarda araştırma altyapısını kurmuş üretken kişiler Türkiye’ye gelip tekrar bir altyapı oluşturma zahmetine girerler mi?</p>
<p>Altyapı için verilecek destek kurumlara aktarılacak ve böylelikle araştırmacılar doğrudan harcama bürokrasisinin içine girmiş olacaklardır. Vaat edilen bu mali destek büyük bir olasılıkla çoğu deneyimli araştırmacının altyapı oluşturması için yeterli olmayacaktır.</p>
<p>Varsayalım, yukarıda söz konusu olan koşullar sağlandı, araştırmacılar altyapılarını oluşturdu ve çalışmalarına başladı. Peki bu durum bu ülke içerisinde çok zor koşullarda çalışan ve uluslararası düzeyde araştırma yapan başarılı araştırmacıları rahatsız etmeyecek mi? Onlara sağlanan olanaklar yurtiçinde başarılı olanlara da sağlanacak mı? Eğer bu yapılmazsa çok ciddi sorunların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Aksi takdirde ciddi bir ayrımcılık yapılmış olacaktır.</p>
<p><strong>Temel soru: Beyin göçü neden arttı?</strong></p>
<p>Her şeyden önce cevaplanması gereken bir soru üzerinde durmak gerekir. Neden son yıllarda ülkemizden beyin göçü arttı ve de giderek artmaktadır. Bugün lise öğrencileri arasında yurtdışına gitme olanaklarını arayan çok sayıda öğrenci bulunmaktadır. Bunun ana nedenleri son yıllarda giderek artan toplum içindeki ayrımcılık, ötekileştirme, siyasiler arasındaki gerilim, ekonomik kriz, gelecek kaygısı, yüksekokul mezunu olanların %20 civarında işsiz olmalarıdır.</p>
<p>Diğer aleyhte durumlar ise birçok ailenin çocuğunu istediği devlet okuluna kaydettirememesi ve öğrencilerin İmam Hatip Liselerine gitmeye zorlanmasıdır. Bu durum aileleri ve genç öğrencileri huzursuz etmekte ve yurtdışı imkanlarını araştırmaya yöneltmektedir. Hali hazırda çocuğu yurtdışında olan birçok ailenin en sevdiği varlığı çocukları için “aman çocuğum yurda dönmesin” cümlesini rahatlıkla telaffuz edebilmesi ülkemizdeki eğitim durumunu aynı zamanda ülkenin durumunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>Bir diğer önemli husus, gelecek olan araştırmacılara hür bir ortamın sağlanmasıdır ki bu nokta ödenecek olan maaşlardan daha da önemlidir. Araştırmacı fikrini serbestçe açıklayabileceği bir ortamda çalışmak ister. Doğruların eleştiriler sonucunda ortaya çıktığı gerçeği gözardı edilmemelidir. Bugün maalesef üniversitelerimiz suskundur. Acaba neden? Bilim insanı hür olmalı, fikirlerini serbestçe kamuoyu ile paylaşabilmelidir. Fikir özgürlüğünün olmadığı bir ortamda bilim özgürlüğü de olmaz. İşte Türkiye’de beyin göçünün diğer önemli sebeplerinden biri budur.</p>
<p><strong>Üniversite ahbapların ekmek kapısı mı?</strong></p>
<p>Sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye’deki üniversitelerin neden dünyanın saygın üniversiteleri arasında yer almadığını sorgulayarak ciddi bir sorunu haklı olarak gündeme getiriyor. Bunun da nedenlerinin iyi araştırılması gerekiyor. Evrensel manada üniversite; bir ülkenin en yetenekli ve yaratıcı kişilerinin istihdam edildiği kurumlar olarak tanımlanır. Maalesef bu tanım ülkemiz için söz konusu değildir. Üniversitelerimiz çoğunlukla eş, dost ve ahbap ilişkileri ile doldurulan kişilerin ekmek kapısıdır. Durum böyle olunca kısa sürede bir kaç üniversitemizi dünyanın saygın üniversiteleri arasına sokmak, uygulanması planlanan Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı ile de mümkün olmayacaktır. Bu konuyu uzun vadede çözmek için gerekli önlemlerin bugünden alınması gerekir.</p>
<p>Ne yapılmalıdır? Akademik kariyer yapacak elemanlar kesinlikle sadakate göre değil, liyakate göre alınmalıdır. Bunu yapmaya başladığımız zaman 20-30 yıl sonra arzu etmiş olduğumuz hedeflere ulaşabiliriz. Zaman zaman bazı vakıf üniversitelerimiz ilk 500 bandında yer almaktadır. Çünkü bu üniversitelerimiz elemanlarını liyakate göre seçmekte ve aşırı öğretim üyesi istihdam etmemektedir.</p>
<p>Bugün devlet üniversitelerinde görev yapan öğretim üyelerinin büyük bir çoğunluğu bir şey üretmemekte ve araştırmadan çok uzaktadırlar. Çünkü devlet üniversitelerinde öğretim elemanlarını sorgulayan bir mekanizma mevcut değildir. Oysaki Vakıf Üniversiteleri öğretim elemanlarını sorgulayan bir mekanizma geliştirmiştir. O halde üniversitelerimiz de kalitenin arttırılması için gerekli önlemlerin alınması ve sorgulama mekanizmasının geliştirilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>YÖK: Geriye gidiş var</strong></p>
<p>Ancak YÖK’ün çıkardığı bazı yönetmeliklerle üniversitelerimizin kalitesinin artması bir yana her geçen durum daha da geriye gitmektedir. Örneğin, doçentlik sınavının kaldırılması, yabancı dil puanının düşürülmesi, ULAKBİM bünyesindeki dergilerde yayın yapma zorunluluğunun getirilmesi, doçentlik kriterlerinin iyileştirilmemesi, yapılan doktora tezlerinin ciddi bir şekilde incelenmemesi vb. nedenler üniversitelerimizi çağın gerisine götürdüğü gibi bazı öğretim üyelerimizi de etik dışı davranışlara sevk etmektedir.</p>
<p>Paralı dergilerde yayımlanan üç makale ve sahte kongrelerde sunulan uyduruk bildirilerle doçentlik unvanının verildiği, beş yıl bekleme sonrası profesör kadrolarına otomatik atamaların yapıldığı, verilen akademik ilanlarda neredeyse adayın fotoğrafının eksik olduğu bir sistemle üniversitelerimizi ilk beşyüz bandına sokmak hayal olur. Bugün üniversitelerimizde uygulanan yükseltilme kriterleri Avrupa ülkelerinin yükseltilme kriterleri ile kıyaslandığı zaman açık ara ile en kötü olanıdır.</p>
<p>YÖK’ün bir diğer uygulaması ise bir öğretim üyesinin çalıştıracağı öğrenci sayısını kısıtlamasıdır. Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı çerçevesinde yurda dönüş yapan araştırmacılara çalıştıracağı öğrencilere verilecek olan burs sayısı da beş ile sınırlandırılmaktadır. Bu zihniyetle çok fazla bir şey yapılamaz. Yaygın etkisi yüksek kaliteli araştırmalar, büyük gruplar tarafından yapılmaktadır. Eğer yurt dışından kaliteli bir elemanı ülkeye getirmek ve gelecek kişiden maksimum seviyede faydalanmak isteniyorsa, araştırmacının çalıştıracağı öğrenci sayısına, vereceğiniz burs sayısına sınırlama getirilmemelidir.</p>
<p><strong>ARGE: Yüzde 1</strong></p>
<p>Bir diğer hususta ülkemizde AR-GE’ye ayrılan payın dünya ortalamasının çok altında olmasıdır. Gayri Safi Milli Hasıla’dan araştırmaya ayrılan payın %3’lere çıkarılması 1980 yıllardan beri tartışılmaktadır. Bu hedefe 2000 yılında ulaşılması planlanmıştı. Ne yazık ki aradan neredeyse 40 yıl gibi bir zaman geçmesine rağmen ancak %1’seviyesine ulaşabildik.</p>
<p>Elbette ki bu arada orta eğitime de el atmak gerekmektedir. Bu da öğretmenler sayesinde mümkün olacaktır. Gençlerimizin kopyacı, ezberci eğitimden uzak, araştıran ve sorgulayan bireyler olarak yetiştirilmesi şarttır. Öğretmenlerimizin yaşam standartlarının iyileştirilmesi bu hedefe ulaşmada yardımcı olacaktır. Çünkü onların geçim kaygılarının olmaması gerekir.</p>
<p>Ne yapmalıyız? Bilimde dünyada söz sahip olmak ve üniversitelerimizi gelişmiş üniversiteler arasına sokmak ancak kendi içimizden yetiştireceğimiz bilim insanları ile olacağını kabullenmek gerekir. Yoksa dışarıdan dolgun maaşla araştırmacı getirmeye çalışmak gibi çabalar çözüm olmayacaktır. Bu durum, Afrika’dan sporcu getirip, onları Türk Vatandaşı yapıp onların başarıları ile övünmeğe benzemektedir. Sporcumuzu da kendi içimizde yetiştirmemiz gerekir.</p>
<p>Sayın yetkililer, bu koşullarda yetenekli bilim insanlarının ülkeye geri döneceğine inanıyor musunuz? Ülkedeki koşullar değişmediği müddetçe bu önlemlerin beyin göçünü önleyemeyeceğini ve göçün daha da artacağını ve dışarıdan yetenekli bilim insanlarının gelmeyeceğini düşünmekteyim.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Metin Balcı, ODTÜ / <a href="mailto:mbalci@metu.edu.tr">mbalci@metu.edu.tr</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/tersine-beyin-gocu-bu-kosullarda-mumkun-mu">Tersine beyin göçü bu koşullarda mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12902</post-id>	</item>
		<item>
		<title>13. Teknoloji Ödülleri sahiplerini buldu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/13-teknoloji-odulleri-sahiplerini-buldu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Nov 2018 08:27:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru ve Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoyaşam]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[tübitak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12107</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜBİTAK, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) ve Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) tarafından verilen Teknoloji Ödülleri, Sabancı Center’da sahiplerini buldu. Yeni teknoloji, yenilikçi ürün veya süreç geliştirilmesini özendirmek amacıyla 13 yıldır verilen ödüllerde bu yıl, alınan başvurular arasından yapılan değerlendirmeler sonucunda finale 8 kategoride 45 finalist proje kalırken bunlardan 11&#8217;i ödüle layık görüldü. Etkinliğin açılışında konuşan Teknoloji Ödülleri Yürütme Kurulu Başkanı Esin Güral Argat, TÜBİTAK, TTGV ve TÜSİAD olarak, teknoloji ve inovasyonun önemini değişmez bir gündem maddesi yapmak ve özel sektördeki başarı hikayelerini daha fazla görünür kılmak amacıyla bu ödülleri verdiklerini belirtti. Argat, sözlerine şu şekilde devam etti: “Yıllar içerisinde ödüle gösterilen ilgiye, ödül kazanan firmalara ve projelere baktığımızda şunu rahatlıkla tespit edebiliyoruz; Teknolojinin yarattığı katma değerin çok daha fazla farkında olan bir özel sektörümüz var. Kamu-özel sektör-sivil toplum iş birliğini yansıtan Teknoloji Ödülleri’nin, bu farkındalığa önemli katkılar sağladığını düşünüyoruz.&#8221; Cesur adımlar atılmalı  Her yeniliğin çok çabuk eskidiği ve değişimin neredeyse tek değişmeyen şey olduğu dünyada, ekonomik kalkınmanın lokomotifinin yenilikçilik olduğunu söyleyen TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik ise, &#8220;Sanayinin dijital dönüşüm sürecinde kendi üretmediğimiz teknolojileri kopyala-yapıştır yaklaşımı sürdürülebilir değildir. Değişimi yakalamak için hem dijital teknolojiyi üretim ekosistemine entegre etmeyi, hem de bu teknolojiyi ülkemizde geliştirmeyi hedeflemeliyiz&#8221; dedi. TTGV Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Ultav ise bu ödüller sayesinde hem devletin kamu temsilcilerinin hem sivil alanın özel temsilcilerinin bir araya geldiğini aktararak, Teknoloji Ödülleri’nin idealist vizyona sahip olduğunun, çünkü bu ödüllerin ulusal düzeyde bir yarışma olmakla birlikte, kuruluşlara &#8216;uluslararası rekabet gücü kazanımı&#8217; motivasyonu da sağladığına vurgu yaptı. TÜBİTAK’ın destekleri devam ediyor Organizasyonun, ülkeyi teknoloji üreten ülkeler ligine taşıyan kuruluşları ödüllendirdiğini belirten TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal ise &#8220;Firmalarımızın teknoloji üretme yarışı nasıl ki bu ödüllerle noktalanmayacaksa, TÜBİTAK olarak firmalarımıza destek olma misyonumuz da ülkemizin hedeflerine göre gelişerek devam edecektir. Günümüzün bilgi ekonomisine dayalı küresel rekabet ortamında, katma değeri yüksek daha yenilikçi ürün ve teknolojiler geliştirmek zorunlu hale gelmiştir&#8221; ifadelerini kullandı. Uluslararası firmalarla rekabet edebilecek ürün ve teknolojileri geliştirebilmek için firmalarımızın, nitelikli insan, altyapı, kurumsallaşma ve iş birliğine gereksinimi olduğunu söyleyen Mandal, TÜBİTAK’ın, Türkiye’nin bilimsel ve teknolojik olarak bilgi ekonomisine dönüşümünde sanayimize, üniversitelerimize ve bilim insanlarımıza her aşamada önemli katkılar sağlamaktadır&#8221; dedi. Ödüllerin takdiminden önce son konuşmacı olarak kürsüye çıkan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ise şunları söyledi: “Cari açık verdiğimiz ürünlerle yeni teknolojilerin, arz talep iş birliği modeliyle üretilmesini hedefliyoruz. Bu modelde Ar-Ge ve Ür-Ge desteklerimizle, yatırım teşviklerimiz birbirini tamamlayan mekanizmalar halinde çalışacak. Stratejik ürünlerde yerli üretimi teşvik ederek; sadece ihtiyacımızı karşılamakla kalmayacak, dünya pazarlarına yüksek katma değerli ürünler ihraç edeceğiz.&#8221; Büyük ödül HÜRKUŞ-A’ya  Teknoloji Ödülleri kapsamında finale kalan 45 projeden ödül alanlar şu şekilde: Teknoloji Büyük Ödülü: HÜRKUŞ-A Türk Başlangıç ve Temel Eğitim Uçağı Projesi (TUSAŞ-Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş) Üniversite-Sanayi İş Birliği Kategorisi Ödülü: Atık Biokütleler ile RDF Biokütlelerin Gazlaştırılması ve Yenilenebilir Temiz Enerji Üretimi (Kastamonu Entegre Ağaç San. ve Tic. A.Ş.) Mikro Ölçekli Firma-Ürün Kategorisi Ödülü: A-FOD (Argosai Teknoloji Anonim Şirketi) Mikro Ölçekli Firma-Ürün Kategorisi-Jüri Özel Ödülü: AssistOn Rehabilitasyon Sistemleri (Interact Medikal Teknolojileri A.Ş.) Mikro Ölçekli Firma-Süreç Kategorisi Ödülü: Tümörde Aktifleşen Hedefli Ön İlaç Geliştirme Çalışmaları (RS Araştırma Eğitim ve Danışmanlık İlaç Sanayi Ticaret A.Ş.) Küçük Ölçekli Firma Ürün Kategorisi Ödülü: RoboGait-Robot Sürüşlü Rehabilitasyon Sistemi (Bama Teknoloji Tıbbi Cihazlar Dan. Sağ. Bilişim San. ve Tic. Ltd. Şti.) Orta Ölçekli Firma Ürün Kategorisi Ödülü: TAP-Davranışsal Analize Dayanan Yeni Nesil Oyun Tasarımı Optimizasyon Platformu (Triodor Araştırma Geliştirme Yazılım ve Bilişim Tic. Ltd. Şti.) Orta Ölçekli Firma Süreç Kategorisi- Mansiyonu: Akıllı Hava Kirliliği İzleme, Raporlama ve Etki Takip Alarm Sistemi (Infoline Bilgi Teknolojileri Tic. A.Ş.) Büyük Ölçekli Firma Ürün Kategorisi Ödülü: Ekin Patrol G2 (Ekin Teknoloji) Büyük Ölçekli Firma- Ürün Kategorisi- Jüri Özel Ödülü: Acriva UD Trinova (VSY Biyoteknoloji ve İlaç Sanayi A.Ş.) Büyük Ölçekli Firma Süreç Kategorisi Ödülü: Atık Boya Geri Dönüşüm ve Geri Kullanım (Vestel Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş.)</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/13-teknoloji-odulleri-sahiplerini-buldu">13. Teknoloji Ödülleri sahiplerini buldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-12108" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/teknodul-300x156.jpg" alt="" width="500" height="259" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/teknodul-300x156.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/teknodul.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p>TÜBİTAK, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) ve Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) tarafından verilen Teknoloji Ödülleri, Sabancı Center’da sahiplerini buldu.</p>
<p>Yeni teknoloji, yenilikçi ürün veya süreç geliştirilmesini özendirmek amacıyla 13 yıldır verilen ödüllerde bu yıl, alınan başvurular arasından yapılan değerlendirmeler sonucunda finale 8 kategoride 45 finalist proje kalırken bunlardan 11&#8217;i ödüle layık görüldü.</p>
<p>Etkinliğin açılışında konuşan Teknoloji Ödülleri Yürütme Kurulu Başkanı Esin Güral Argat, TÜBİTAK, TTGV ve TÜSİAD olarak, teknoloji ve inovasyonun önemini değişmez bir gündem maddesi yapmak ve özel sektördeki başarı hikayelerini daha fazla görünür kılmak amacıyla bu ödülleri verdiklerini belirtti.</p>
<p>Argat, sözlerine şu şekilde devam etti: “Yıllar içerisinde ödüle gösterilen ilgiye, ödül kazanan firmalara ve projelere baktığımızda şunu rahatlıkla tespit edebiliyoruz; Teknolojinin yarattığı katma değerin çok daha fazla farkında olan bir özel sektörümüz var. Kamu-özel sektör-sivil toplum iş birliğini yansıtan Teknoloji Ödülleri’nin, bu farkındalığa önemli katkılar sağladığını düşünüyoruz.&#8221;</p>
<p><strong>Cesur adımlar atılmalı</strong><strong> </strong></p>
<p>Her yeniliğin çok çabuk eskidiği ve değişimin neredeyse tek değişmeyen şey olduğu dünyada, ekonomik kalkınmanın lokomotifinin yenilikçilik olduğunu söyleyen TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik ise, &#8220;Sanayinin dijital dönüşüm sürecinde kendi üretmediğimiz teknolojileri kopyala-yapıştır yaklaşımı sürdürülebilir değildir. Değişimi yakalamak için hem dijital teknolojiyi üretim ekosistemine entegre etmeyi, hem de bu teknolojiyi ülkemizde geliştirmeyi hedeflemeliyiz&#8221; dedi.</p>
<p>TTGV Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Ultav ise bu ödüller sayesinde hem devletin kamu temsilcilerinin hem sivil alanın özel temsilcilerinin bir araya geldiğini aktararak, Teknoloji Ödülleri’nin idealist vizyona sahip olduğunun, çünkü bu ödüllerin ulusal düzeyde bir yarışma olmakla birlikte, kuruluşlara &#8216;uluslararası rekabet gücü kazanımı&#8217; motivasyonu da sağladığına vurgu yaptı.</p>
<p><strong>TÜBİTAK’ın destekleri devam ediyor</strong></p>
<p>Organizasyonun, ülkeyi teknoloji üreten ülkeler ligine taşıyan kuruluşları ödüllendirdiğini belirten TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal ise &#8220;Firmalarımızın teknoloji üretme yarışı nasıl ki bu ödüllerle noktalanmayacaksa, TÜBİTAK olarak firmalarımıza destek olma misyonumuz da ülkemizin hedeflerine göre gelişerek devam edecektir. Günümüzün bilgi ekonomisine dayalı küresel rekabet ortamında, katma değeri yüksek daha yenilikçi ürün ve teknolojiler geliştirmek zorunlu hale gelmiştir&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uluslararası firmalarla rekabet edebilecek ürün ve teknolojileri geliştirebilmek için firmalarımızın, nitelikli insan, altyapı, kurumsallaşma ve iş birliğine gereksinimi olduğunu söyleyen Mandal, TÜBİTAK’ın, Türkiye’nin bilimsel ve teknolojik olarak bilgi ekonomisine dönüşümünde sanayimize, üniversitelerimize ve bilim insanlarımıza her aşamada önemli katkılar sağlamaktadır&#8221; dedi.</p>
<p>Ödüllerin takdiminden önce son konuşmacı olarak kürsüye çıkan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ise şunları söyledi: “Cari açık verdiğimiz ürünlerle yeni teknolojilerin, arz talep iş birliği modeliyle üretilmesini hedefliyoruz. Bu modelde Ar-Ge ve Ür-Ge desteklerimizle, yatırım teşviklerimiz birbirini tamamlayan mekanizmalar halinde çalışacak. Stratejik ürünlerde yerli üretimi teşvik ederek; sadece ihtiyacımızı karşılamakla kalmayacak, dünya pazarlarına yüksek katma değerli ürünler ihraç edeceğiz.&#8221;</p>
<p><strong>Büyük ödül HÜRKUŞ-A’ya</strong><strong> </strong></p>
<ol start="13">
<li>Teknoloji Ödülleri kapsamında finale kalan 45 projeden ödül alanlar şu şekilde:</li>
</ol>
<p><strong>Teknoloji Büyük Ödülü:</strong> HÜRKUŞ-A Türk Başlangıç ve Temel Eğitim Uçağı Projesi (TUSAŞ-Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş)</p>
<p><strong>Üniversite-Sanayi İş Birliği Kategorisi Ödülü:</strong> Atık Biokütleler ile RDF Biokütlelerin Gazlaştırılması ve Yenilenebilir Temiz Enerji Üretimi (Kastamonu Entegre Ağaç San. ve Tic. A.Ş.)</p>
<p><strong>Mikro Ölçekli Firma-Ürün Kategorisi Ödülü:</strong> A-FOD (Argosai Teknoloji Anonim Şirketi)</p>
<p><strong>Mikro Ölçekli Firma-Ürün Kategorisi-Jüri Özel Ödülü:</strong> AssistOn Rehabilitasyon Sistemleri (Interact Medikal Teknolojileri A.Ş.)</p>
<p><strong>Mikro Ölçekli Firma-Süreç Kategorisi Ödülü:</strong> Tümörde Aktifleşen Hedefli Ön İlaç Geliştirme Çalışmaları (RS Araştırma Eğitim ve Danışmanlık İlaç Sanayi Ticaret A.Ş.)</p>
<p><strong>Küçük Ölçekli Firma Ürün Kategorisi Ödülü</strong>: RoboGait-Robot Sürüşlü Rehabilitasyon Sistemi (Bama Teknoloji Tıbbi Cihazlar Dan. Sağ. Bilişim San. ve Tic. Ltd. Şti.)</p>
<p><strong>Orta Ölçekli Firma Ürün Kategorisi Ödülü:</strong> TAP-Davranışsal Analize Dayanan Yeni Nesil Oyun Tasarımı Optimizasyon Platformu (Triodor Araştırma Geliştirme Yazılım ve Bilişim Tic. Ltd. Şti.)</p>
<p><strong>Orta Ölçekli Firma Süreç Kategorisi- Mansiyonu</strong>: Akıllı Hava Kirliliği İzleme, Raporlama ve Etki Takip Alarm Sistemi (Infoline Bilgi Teknolojileri Tic. A.Ş.)</p>
<p><strong>Büyük Ölçekli Firma Ürün Kategorisi Ödülü:</strong> Ekin Patrol G2 (Ekin Teknoloji)</p>
<p><strong>Büyük Ölçekli Firma- Ürün Kategorisi- Jüri Özel Ödülü:</strong> Acriva UD Trinova (VSY Biyoteknoloji ve İlaç Sanayi A.Ş.)</p>
<p><strong>Büyük Ölçekli Firma Süreç Kategorisi Ödülü:</strong> Atık Boya Geri Dönüşüm ve Geri Kullanım (Vestel Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş.)</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/13-teknoloji-odulleri-sahiplerini-buldu">13. Teknoloji Ödülleri sahiplerini buldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12107</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye göllerindeki yaşam ile Mars’taki yaşam arasında benzerlik bulundu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/turkiye-gollerindeki-yasam-ile-marstaki-yasam-arasinda-benzerlik-bulundu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Dec 2017 11:56:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[acı göl]]></category>
		<category><![CDATA[canlı]]></category>
		<category><![CDATA[itü]]></category>
		<category><![CDATA[izotop]]></category>
		<category><![CDATA[kaya]]></category>
		<category><![CDATA[magnezyum]]></category>
		<category><![CDATA[mars]]></category>
		<category><![CDATA[mineral]]></category>
		<category><![CDATA[salda gölü]]></category>
		<category><![CDATA[tübitak]]></category>
		<category><![CDATA[tür]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[tuzlu göller]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8663</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜBİTAK ve İTÜ destekli projeden elde ettikleri sonuçları Viyana’da yapılan European Geosciences Union 2016’da sunan İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nurgül Balcı ve doktora öğrencisi Cansu Demirel, dünyanın en önemli bilim dergilerinden olan New Scientist’e konuk oldular. İnsanlığın hâlâ cevap aradığı en önemli sorulardan biri, Dünya dışında bir yaşam olup olmadığıdır. İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü akademisyenlerinden Doç. Dr. Nurgül Balcı ve doktora öğrencisi Cansu Demirel’in, Mars yüzeyi ile benzerlik gösteren stromatolitik (siyanobakteriler tarafından materyalin üst üste ince laminalar şeklinde toplanması ile oluşan yapılar) oluşumlara sahip Salda ve tuzlu su kimyasına sahip, Acıgöl ve Yarışlı göllerinde yaptığı akademik çalışma da bu soruya cevap arıyor. Araştırmanın, başta Mars olmak üzere yaşam potansiyeli taşıyan birçok farklı gezegen için önemli ipuçları vereceği düşünülüyor. Göller Bölgesi’nde yürütülen bu önemli çalışma sayesinde, mikrobiyal faaliyetlerin burada gelişen karbonat yapılarının oluşumuna etkilerinin ve jeolojik kayıtlardaki izlerinin tespit edilmesi hedefleniyor. Böylece, enerjilerini fotosentezle sağlayan bakteriler (siyanobakteriler) ile olağanüstü çevre koşullarında yaşayabilen organizmaların (ekstremofiller) tortul kayaçlar (sediman) üzerinde bıraktığı izlerin, Dünya dışı yaşam konusunda araştırmacılara yeni bir pencere açacağı düşünülüyor. Doç. Dr. Nurgül Balcı, bunun en büyük kanıtının ise Salda Gölü’nden alınan sedimanlarda görülen carnobacterium viridians türü bakteri olduğunu belirtiyor. Türkiye’nin göllerindeki yaşamın diğer gezegenlerdeki yaşama ışık tuttuğuna dikkat çeken New Scientist’te özetle şöyle deniliyor: “Mars’ta nasıl bir yaşam olduğunu merak edenlere Türkiye’deki aşırı tuzlu göllerdeki yaşam ipuçları sunabilir. Sularının aşırı tuzlu olması nedeniyle bir olasılıkla yalnızca Mars’ta da yaşayabilecek canlı türleri bu göllere barınıyor olabilir. Türk mikrobiyoloji uzmanları Acıgöl, Salda ve Yarışlı göllerinde yaşayan canlı türlerini bir süredir araştırıyorlar. Araştırmacılar incelemeler sonucunda bu canlı türlerinin kimilerinin Mars ya da yaşanabilir başka gezegen ve uydulardaki mikroskobik canlılarının biyolojik özelliklerine ilişkin bilgi sahibi olmayı umuyor. Örneğin, Satürn’ün uydusu Enceladus’tan elde edilen veriler suları aşırı tuzlu olan ve 9-12 arasında değişen pH değerleriyle alkali düzeylerine ulaşan okyanusları gözler önüne sererken, Türkiye’deki söz konusu üç gölde bu değerler 8.6 ile 9.5 arasında değişiyor. Göllerdeki Mars koşullarına uyumlu canlı türlerini araştıran ekibe önderlik eden İstanbul Teknik Üniversitesi uzmanlarından Nurgül Balcı, &#8216;Amacımız Mars’ta ya da dünya dışındaki başka gezegen ve uydularda yaşamın sürdürülmesini araştırmamıza olanak tanıyacak canlı türlerinin kimliklerini belirlemek&#8217; diyor. Balcı şimdi &#8216;Mars böceği&#8217; özelliklerine sahip başka canlı türlerinin de su yüzüne çıkarılabileceğini, böylelikle Marslı olmak için ne gibi koşulların gerekli olduğu konusunda çok daha fazla ipucuna ulaşılabileceğini düşünüyor. Uzmanlar söz konusu mineral yapıların göllerdeki çökellerin mikroplar tarafından salgılanan magnezyum ve kalsiyum karbonatlarla birleşmesi sonucunda meydana gelen garip bileşimler olduklarına dikkat çekiyor. Araştırmacılar, bu canlı türlerinin kimliklerini belirledikten sonra hem tek tek hem de toplu olarak sınamadan geçirerek bunların Mars benzeri koşullar karşısında nasıl bir direnç gösterecekleri konusunu aydınlığa kavuşturmayı umuyor. Balcı, &#8216;Söz gelimi, stromatolit üreten canlıların kayalıklar üzerinde, Mars’tan alınan kaya örneklerinin biyolojik kökenlerini gözler önüne serebilecek, sıra dışı magnezyum izotopları gibi birtakım parmak izleri bıraktıklarına tanık olabiliriz&#8217; diyor. Cornell Üniversitesi’nden Jonathan Lunine de, çalışmanın olağanüstü çevre koşullarında yaşayabilen canlı türlerini içinde barındıran göl ortamlarının araştırılması açısından önemli bir yer tuttuğuna inanıyor ve bunun Mars’ın ilk evrelerinde sulak ortamlarda yaşamış olabilecek canlı türlerinin aydınlığa kavuşturulmasına bir katkıda bulunup bulunmadığının zamanla kanıtlanacağına dikkat çekiyor.” Çeviri: Rita Urgan Kaynak: https://www.newscientist.com/article/2087612-super-salty-turkish-lakes-may-hold-key-to-spotting-life-on-mars/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/turkiye-gollerindeki-yasam-ile-marstaki-yasam-arasinda-benzerlik-bulundu">Türkiye göllerindeki yaşam ile Mars’taki yaşam arasında benzerlik bulundu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>TÜBİTAK ve İTÜ destekli projeden elde ettikleri sonuçları Viyana’da yapılan European Geosciences Union 2016’da sunan İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nurgül Balcı ve doktora öğrencisi Cansu Demirel, dünyanın en önemli bilim dergilerinden olan New Scientist’e konuk oldular.<br />
</strong><br />
İnsanlığın hâlâ cevap aradığı en önemli sorulardan biri, Dünya dışında bir yaşam olup olmadığıdır. İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü akademisyenlerinden Doç. Dr. <strong>Nurgül Balcı</strong> ve doktora öğrencisi <strong>Cansu Demirel</strong>’in, Mars yüzeyi ile benzerlik gösteren stromatolitik <em>(siyanobakteriler tarafından materyalin üst üste ince laminalar şeklinde toplanması ile oluşan yapılar)</em> oluşumlara sahip <strong>Salda</strong> ve tuzlu su kimyasına sahip, <strong>Acıgöl</strong> ve <strong>Yarışlı</strong> göllerinde yaptığı akademik çalışma da bu soruya cevap arıyor.</p>
<p>Araştırmanın, başta Mars olmak üzere yaşam potansiyeli taşıyan birçok farklı gezegen için önemli ipuçları vereceği düşünülüyor. Göller Bölgesi’nde yürütülen bu önemli çalışma sayesinde, mikrobiyal faaliyetlerin burada gelişen karbonat yapılarının oluşumuna etkilerinin ve jeolojik kayıtlardaki izlerinin tespit edilmesi hedefleniyor. Böylece, enerjilerini fotosentezle sağlayan bakteriler (siyanobakteriler) ile olağanüstü çevre koşullarında yaşayabilen organizmaların (ekstremofiller) tortul kayaçlar (sediman) üzerinde bıraktığı izlerin, Dünya dışı yaşam konusunda araştırmacılara yeni bir pencere açacağı düşünülüyor. Doç. Dr. Nurgül Balcı, bunun en büyük kanıtının ise Salda Gölü’nden alınan sedimanlarda görülen <em>carnobacterium viridians</em> türü bakteri olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Türkiye’nin göllerindeki yaşamın diğer gezegenlerdeki yaşama ışık tuttuğuna dikkat çeken New Scientist’te özetle şöyle deniliyor:</p>
<p>“Mars’ta nasıl bir yaşam olduğunu merak edenlere Türkiye’deki aşırı tuzlu göllerdeki yaşam ipuçları sunabilir. Sularının aşırı tuzlu olması nedeniyle bir olasılıkla yalnızca Mars’ta da yaşayabilecek canlı türleri bu göllere barınıyor olabilir. Türk mikrobiyoloji uzmanları Acıgöl, Salda ve Yarışlı göllerinde yaşayan canlı türlerini bir süredir araştırıyorlar. Araştırmacılar incelemeler sonucunda bu canlı türlerinin kimilerinin Mars ya da yaşanabilir başka gezegen ve uydulardaki mikroskobik canlılarının biyolojik özelliklerine ilişkin bilgi sahibi olmayı umuyor.</p>
<p>Örneğin, Satürn’ün uydusu Enceladus’tan elde edilen veriler suları aşırı tuzlu olan ve 9-12 arasında değişen pH değerleriyle alkali düzeylerine ulaşan okyanusları gözler önüne sererken, Türkiye’deki söz konusu üç gölde bu değerler 8.6 ile 9.5 arasında değişiyor.</p>
<p>Göllerdeki Mars koşullarına uyumlu canlı türlerini araştıran ekibe önderlik eden İstanbul Teknik Üniversitesi uzmanlarından Nurgül Balcı, &#8216;Amacımız Mars’ta ya da dünya dışındaki başka gezegen ve uydularda yaşamın sürdürülmesini araştırmamıza olanak tanıyacak canlı türlerinin kimliklerini belirlemek&#8217; diyor.</p>
<p>Balcı şimdi &#8216;Mars böceği&#8217; özelliklerine sahip başka canlı türlerinin de su yüzüne çıkarılabileceğini, böylelikle Marslı olmak için ne gibi koşulların gerekli olduğu konusunda çok daha fazla ipucuna ulaşılabileceğini düşünüyor.</p>
<p>Uzmanlar söz konusu mineral yapıların göllerdeki çökellerin mikroplar tarafından salgılanan magnezyum ve kalsiyum karbonatlarla birleşmesi sonucunda meydana gelen garip bileşimler olduklarına dikkat çekiyor.</p>
<p>Araştırmacılar, bu canlı türlerinin kimliklerini belirledikten sonra hem tek tek hem de toplu olarak sınamadan geçirerek bunların Mars benzeri koşullar karşısında nasıl bir direnç gösterecekleri konusunu aydınlığa kavuşturmayı umuyor.</p>
<p>Balcı, &#8216;Söz gelimi, stromatolit üreten canlıların kayalıklar üzerinde, Mars’tan alınan kaya örneklerinin biyolojik kökenlerini gözler önüne serebilecek, sıra dışı magnezyum izotopları gibi birtakım parmak izleri bıraktıklarına tanık olabiliriz&#8217; diyor.</p>
<p>Cornell Üniversitesi’nden Jonathan Lunine de, çalışmanın olağanüstü çevre koşullarında yaşayabilen canlı türlerini içinde barındıran göl ortamlarının araştırılması açısından önemli bir yer tuttuğuna inanıyor ve bunun Mars’ın ilk evrelerinde sulak ortamlarda yaşamış olabilecek canlı türlerinin aydınlığa kavuşturulmasına bir katkıda bulunup bulunmadığının zamanla kanıtlanacağına dikkat çekiyor.”</p>
<p><strong>Çeviri:</strong> Rita Urgan</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> <a href="https://www.newscientist.com/article/2087612-super-salty-turkish-lakes-may-hold-key-to-spotting-life-on-mars/">https://www.newscientist.com/article/2087612-super-salty-turkish-lakes-may-hold-key-to-spotting-life-on-mars/</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/turkiye-gollerindeki-yasam-ile-marstaki-yasam-arasinda-benzerlik-bulundu">Türkiye göllerindeki yaşam ile Mars’taki yaşam arasında benzerlik bulundu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8663</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Üniversitelerimizde ileri teknoloji üretimlerinden bazı örnekler</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/universitelerimizde-ileri-teknoloji-uretimlerinden-bazi-ornekler</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Sep 2017 14:56:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[bilkent üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[boğaziçi üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[ege üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[hidrodinamik kavitasyon]]></category>
		<category><![CDATA[ileri teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sabancı üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[temel bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[tübitak]]></category>
		<category><![CDATA[vakıf üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7881</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üç vakıf üniversitesi arasında ortak çalışma örneği. Mikro Ölçekte Kabarcıklı Hidrodinamik Kavitasyon ve Biyomedikal Tedavilerdeki Uygulamaları: Hidrodinamik kavitasyon, bir faz değişimi mekanizmasıdır. Kavitasyonda sıcaklık sabitlenip lokal basınç düşürülerek faz değişimi tetiklenir. Kavitasyon, lokal statik basıncın kritik bir değerin altına düşmesiyle oluşmaya başlar. Hidrodinamik kavitasyon, ısı oluşturmaması, daha az yan etkiye yol açmasının beklenmesi, daha az masraflı ve enerji tasarruflu olması nedeniyle kanser tedavilerinde ve diğer tıbbi uygulamalarda ultrasonik kavitasyona alternatif olarak kullanıma aday bir metottur. Ayrıca, hassas uygulama sistemiyle hidrodinamik metodla kabarcık kavitasyonlu akış sonucu oluşan yüksek enerjili kabarcıklar istenilen noktaya hedeflenebilir ve böylelikle kabarcıkların içe patlamasının yıkıcı etkisi hasta dokuları rahatlıkla tedavi edebilir. Makine mühendisliği, tıp ve moleküler biyoloji bölümlerinin ortaklaşa yürüttüğü multidisipliner bir seri çalışma devam etmektedir. Üroloji doktoru Prof. Dr. Sinan Ekici başkanlığında yürütülen çalışmaların araştırma ekibi başta Doç. Dr. Ali Koşar, Doç. Dr. Devrim Gözüaçık ve Prof. Dr. Işın Doğan Ekici’den oluşmakta, araştırmaların değişik aşamalarında pek çok değerli bilim insanından destek alınmaktadır. Çok merkezli TÜBİTAK destekli projeler sonucu mikro ölçekte kabarcıklı hidrodinamik kavitasyonun böbrek taşı tedavisinde ve tümör dokusunun yok edilmesinde kullanılabileceğini ortaya koydular. Hidrodinamik kavitasyonun tıbbi kullanım patenti Doç. Dr. Ali Koşar tarafından alındı. Halen süren projede biyomedikal klinik uygulamalar için alet geliştirme üzerinde çalışılmakta ve teknolojik üretim için alt yapı hazırlanmaktadır. Hidrodinamik kavitasyon prensibiyle çalışan tıbbi araçlar, ultrason ve diğer yüksek teknoloji temelli araçlara göre çok daha uygun maliyetli bir şekilde üretilebilir ve pazarlanabilir olacaklardır (Bu araştırma 2015 yılı ARTEMA-Erginkan yenilikçi teknoloji ödülünü aldı). Hidrodinamik kavitasyon akış yaratıcılarının başarısı yeni nesil biyomedikal aletlerin tasarımı ve geliştirilmesine yol gösterecektir, ülkemiz ve hatta dünya tıbbına yeni tedavi olanakları sağlayacaktır. Çalışmanın yüksek potansiyelinin bir göstergesi olarak, daha şimdiden hidrodinamik kavitasyonun medikal uygulamaları için patent başvurusu yapılmış ve ilerleme kat edilmiştir. Hedef, tıbbi tedavilerde yaygın olarak kullanılabilecek yeni biyomedikal aletler üretilmesi ve bunların iç ve dış pazarlarda kullanılmasıdır. (Bu araştırma 2015 yılı ARTEMA-Erginkan yenilikçi teknoloji ödülünü kazandı.) Bilkent Üniversitesi ileri teknoloji çalışmaları a) Elektronik bölümünde çalışan Rektör Abdullah Atalar daha 1976 yılında ilk kez PC’sini yaptığı gibi birçok buluşu yanında akustik mikroskobu da yapmıştır. b) Rektörün kardeşi olan elektronik bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ergin Atalar ise 42 ABD patentine sahiptir ve NM görüntüleme tekniklerinde uluslararası üne sahiptir, sağlık alanında da kısmen ticarileşen birçok cihaz üretmiştir. c) Bilkent Üniversitesi bünyesinde UNAM (ulusal nanoteknoloji araştırma merkezi) ve NTAM (Nanoteknoloji araştırma Merkezi) gibi 2 ayrı araştırma merkezinde özellikle üretim safhasına ulaşan başarılı çalışmalardan biri olan UNTAM müdürü ve TÜBA üyesi Ekmel Özbay’ın ülkemizin ilk chip üretimi projesinden ilk yazımızda vermiştik. UNAM da ise Prof. Mehmet Bayındır yüksek enerjili kırmızı dalga boyunda ışınları kanserli dokuya taşıyarak ameliyatı kolaylaştıran fiber optik malzemeyi üretti. Saim Çıracı hidrojeni bağlayacak ve depolayarak ihtiyaca göre saklayacak nano-polimer başta olmak üzere birçok ileri teknoloji malzemesi geliştirdi. Diğer genç kadro da birçok yeni kullanım alanı malzemenin sentezini yaptılar. Bu üniversiteye bağlı Cyberpark’ta birçok teknoloji firması ihracat yapacak düzeye geldi. Sabancı Üniversitesi Sabancı üniversitesi araştırıcıları ticari değeri yüksek ileri teknoloji c-fiber gibi özel ürettikleri ileri teknolojik malzemelerle Holding fabrikalarını (Kordsa ve SASA). desteklediler. Teknopark İstanbul’da hayata geçecek olan Kompozit Teknolojileri Mükemmeliyet Merkezi, kompozit malzeme teknolojileri alanında çalışacak merkezi de kurdular. Ayrıca SÜ önümüzdeki 10 yıl boyunca her biri 1 milyar dolarlık bütçe ile desteklenecek olan “İnsan Beyni” ve “Grafen” projelerine Türkiye’den katılan tek kurum olarak, projelerin Türkiye yürütücüsü oldu. Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Analitik kimyada birçok biyo-sensör üretilerek kullanıma sunuldu. Ege ve İzmir’deki diğer Üniversitelerde ileri düzeyde tıbbı alet ve materyal geliştirildi. Dokuz Eylül Tıp Fakültesi’nde hizmete sunulan Biyotıp Merkezi, çok boyutlu ve uluslararası bir araştırma yolu olmada ilerliyor. Koç, Sabancı, Özyeğin, Kültür, Okan gibi holdingler tarafından kurulan vakıf üniversiteleri kendi holdinglerine teknik destek sağlayarak daha çok araştırma kaynağı bulmakta. Bu kaynaklarda ürettikleri teknolojileri doğrudan kendi holdinglerinin üretim alanlarındaki yatırımlarıyla teknolojiye aktarıyorlar. Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümünde genç Profesör Rana Sanyal B.Ü. Kimya Araştırma merkezinde polimerik sentez ve ilaç uygulamaları, kanser tedavisine yönelik çalışmalarıyla sağlam dokulara zarar vermeden ilaçların polimer moleküle kuyruk şeklinde bağlanıp kanserli dokulara taşınmasını sağladı, bu teknikle kanserlerin kemoterapik tedavisinde yeni bir çığır açtılar. Proje paralarıyla kurdukları araştırma merkezi daha büyük başarılara imza atacak düzeye ulaştı, ülkemizde çalışmak araştırma yapmak isteyenin kaynak bulabileceğini gösterdi. 19. yüzyıldaki vahşi kapitalist sistemle sanayileşme, kölelik, pazar yaratma ve ucuz ham madde sağlamaya yönelik fakir ülkeleri kolonileştirerek sömürme ve insanları köleleştirme, zengini daha zengin yapma gibi işlevlerine karşın yeni ileri teknoloji verilen örneklerde görüleceği gibi, daha yeni bilgi çağı sanayileşmesi, eski sanayi gibi kas gücü ve sermaye değil, bilim ve bilgiye dayalı olduğundan, çevre dostu ve sosyal adaletli, insancıl olarak ilerleyerek bizim gibi geç sanayileşen ülkeleri de sıçratacak imkânlara sahip gelişmektedir. Temel Bilimler Ülkemizde plansızlık ve ileriyi görememe sonucu önce her üniversitede fen-edebiyat fakülteleri açma zorunluluğuna 2. eğitim de eklenince, temel bilimlerde mezun sayısı çok arttı. İş alanı yetersizliği nedeniyle bu bölümlerin mezunları işsiz kalınca, ülke geneline yayılan vakıf üniversitelerinin, öğrencilerin kolay mezun olacağı cazip bölümlerin artışına nedeniyle özellikle son 5 yılda fizik, kimya ve biyoloji gibi temel bilimler ve hatta matematik bölümleri tercih edilmez oldu. Bunun sonucu öğrenciler bu bölümleri tercih etmeyince, çoğu üniversitemizde iyi yetişmiş, birçoğu yurt dışı doktoralı, başarılı, araştırma potansiyeli yüksek öğretim üyelerine rağmen, ülkemiz Samsun-Adana hattının doğusundaki ve hatta Trakya&#8217;da temel bilim bölümleri kapatıldı. Oysa bilime dayalı teknolojiyi destekleyen temel araştırmalar asıl bu bölümlerde yapılmakta, yayın sayısı da bu bölümlerdeki araştırmalarla artmaktadır. Bu kadar uzun sürede oluşan bu alt yapı ve araştırma potansiyeli heba edilmeden, temel bilimlerden kaçışı önlenmelidir. Aksi halde teknoloji de, tıp da diğer uygulamalı bilimler de gelişemez. Kalkınmamız da bilim ve teknoloji toplumu olmamız da bu tercihe bağlıdır. Kaynaklar: Bilim ve Teknoloji Tarihi, H.M. Doğan Anı Yayıncılık 2010 Ankara M. Doğan Ülkemiz İleri Teknoloji üretiminde Sıçrama Yapma eşiğine geliyor CBT &#8211; Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi 1481. sayı, sayfa 18, 7 Ağustos 2015 M. Doğan Kayserililerin son yeniliği: Temel Araştırmalara Destek CBT &#8211; Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi 1496. sayı, 13 Kasım 2015 M. Doğan 30 Milyar dolarlık kimyasal madde ithal ediyoruz CBT &#8211; Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi 1468. sayı, sayfa 19, 8 Mayıs 2016 Prof. Dr. H. Mehmet Doğan, TÜBA Şeref üyesi / h.m.dogan@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/universitelerimizde-ileri-teknoloji-uretimlerinden-bazi-ornekler">Üniversitelerimizde ileri teknoloji üretimlerinden bazı örnekler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Üç vakıf üniversitesi arasında ortak çalışma örneği.</strong> Mikro Ölçekte Kabarcıklı Hidrodinamik Kavitasyon ve Biyomedikal Tedavilerdeki Uygulamaları: Hidrodinamik kavitasyon, bir faz değişimi mekanizmasıdır. Kavitasyonda sıcaklık sabitlenip lokal basınç düşürülerek faz değişimi tetiklenir. Kavitasyon, lokal statik basıncın kritik bir değerin altına düşmesiyle oluşmaya başlar.</p>
<p>Hidrodinamik kavitasyon, ısı oluşturmaması, daha az yan etkiye yol açmasının beklenmesi, daha az masraflı ve enerji tasarruflu olması nedeniyle kanser tedavilerinde ve diğer tıbbi uygulamalarda ultrasonik kavitasyona alternatif olarak kullanıma aday bir metottur.</p>
<p>Ayrıca, hassas uygulama sistemiyle hidrodinamik metodla kabarcık kavitasyonlu akış sonucu oluşan yüksek enerjili kabarcıklar istenilen noktaya hedeflenebilir ve böylelikle kabarcıkların içe patlamasının yıkıcı etkisi hasta dokuları rahatlıkla tedavi edebilir. Makine mühendisliği, tıp ve moleküler biyoloji bölümlerinin ortaklaşa yürüttüğü multidisipliner bir seri çalışma devam etmektedir.</p>
<p>Üroloji doktoru Prof. Dr. <strong>Sinan Ekici</strong> başkanlığında yürütülen çalışmaların araştırma ekibi başta Doç. Dr. <strong>Ali Koşar</strong>, Doç. Dr. <strong>Devrim Gözüaçık</strong> ve Prof. Dr. <strong>Işın Doğan Ekici’</strong>den oluşmakta, araştırmaların değişik aşamalarında pek çok değerli bilim insanından destek alınmaktadır.</p>
<p>Çok merkezli TÜBİTAK destekli projeler sonucu mikro ölçekte kabarcıklı hidrodinamik kavitasyonun böbrek taşı tedavisinde ve tümör dokusunun yok edilmesinde kullanılabileceğini ortaya koydular. Hidrodinamik kavitasyonun <strong>tıbbi kullanım patenti</strong> Doç. Dr. Ali Koşar tarafından alındı.</p>
<p>Halen süren projede biyomedikal klinik uygulamalar için alet geliştirme üzerinde çalışılmakta ve teknolojik üretim için alt yapı hazırlanmaktadır. Hidrodinamik kavitasyon prensibiyle çalışan tıbbi araçlar, ultrason ve diğer yüksek teknoloji temelli araçlara göre çok daha uygun maliyetli bir şekilde üretilebilir ve pazarlanabilir olacaklardır (Bu araştırma 2015 yılı ARTEMA-Erginkan yenilikçi teknoloji ödülünü aldı).</p>
<p>Hidrodinamik kavitasyon akış yaratıcılarının başarısı yeni nesil biyomedikal aletlerin tasarımı ve geliştirilmesine yol gösterecektir, ülkemiz ve hatta dünya tıbbına yeni tedavi olanakları sağlayacaktır. Çalışmanın yüksek potansiyelinin bir göstergesi olarak, daha şimdiden hidrodinamik kavitasyonun medikal uygulamaları için patent başvurusu yapılmış ve ilerleme kat edilmiştir. Hedef, tıbbi tedavilerde yaygın olarak kullanılabilecek yeni biyomedikal aletler üretilmesi ve bunların iç ve dış pazarlarda kullanılmasıdır. (Bu araştırma 2015 yılı ARTEMA-Erginkan yenilikçi teknoloji ödülünü kazandı.)</p>
<p><strong>Bilkent Üniversitesi ileri teknoloji çalışmaları</strong></p>
<p><strong>a)</strong> Elektronik bölümünde çalışan Rektör <strong>Abdullah Atalar</strong> daha 1976 yılında ilk kez PC’sini yaptığı gibi birçok buluşu yanında akustik mikroskobu da yapmıştır.</p>
<p><strong>b)</strong> Rektörün kardeşi olan elektronik bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. <strong>Ergin Atalar</strong> ise 42 ABD patentine sahiptir ve NM görüntüleme tekniklerinde uluslararası üne sahiptir, sağlık alanında da kısmen ticarileşen birçok cihaz üretmiştir.</p>
<p><strong>c)</strong> Bilkent Üniversitesi bünyesinde UNAM (ulusal nanoteknoloji araştırma merkezi) ve NTAM (Nanoteknoloji araştırma Merkezi) gibi 2 ayrı araştırma merkezinde özellikle üretim safhasına ulaşan başarılı çalışmalardan biri olan UNTAM müdürü ve TÜBA üyesi <strong>Ekmel Özbay’ın</strong> ülkemizin ilk chip üretimi projesinden ilk yazımızda vermiştik.</p>
<p>UNAM da ise Prof. <strong>Mehmet Bayındır</strong> yüksek enerjili kırmızı dalga boyunda ışınları kanserli dokuya taşıyarak ameliyatı kolaylaştıran fiber optik malzemeyi üretti. <strong>Saim Çıracı</strong> hidrojeni bağlayacak ve depolayarak ihtiyaca göre saklayacak nano-polimer başta olmak üzere birçok ileri teknoloji malzemesi geliştirdi. Diğer genç kadro da birçok yeni kullanım alanı malzemenin sentezini yaptılar. Bu üniversiteye bağlı <strong>Cyberpark</strong>’ta birçok teknoloji firması ihracat yapacak düzeye geldi.</p>
<p><strong>Sabancı Üniversitesi</strong></p>
<p>Sabancı üniversitesi araştırıcıları ticari değeri yüksek ileri teknoloji c-fiber gibi özel ürettikleri ileri teknolojik malzemelerle Holding fabrikalarını (Kordsa ve SASA). desteklediler. Teknopark İstanbul’da hayata geçecek olan Kompozit Teknolojileri Mükemmeliyet Merkezi, kompozit malzeme teknolojileri alanında çalışacak merkezi de kurdular. Ayrıca SÜ önümüzdeki 10 yıl boyunca her biri 1 milyar dolarlık bütçe ile desteklenecek olan “İnsan Beyni” ve “Grafen” projelerine Türkiye’den katılan tek kurum olarak, projelerin Türkiye yürütücüsü oldu.</p>
<p><strong>Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi </strong></p>
<p>Analitik kimyada birçok biyo-sensör üretilerek kullanıma sunuldu. Ege ve İzmir’deki diğer Üniversitelerde ileri düzeyde tıbbı alet ve materyal geliştirildi. Dokuz Eylül Tıp Fakültesi’nde hizmete sunulan Biyotıp Merkezi, çok boyutlu ve uluslararası bir araştırma yolu olmada ilerliyor.</p>
<p>Koç, Sabancı, Özyeğin, Kültür, Okan gibi holdingler tarafından kurulan vakıf üniversiteleri kendi holdinglerine teknik destek sağlayarak daha çok araştırma kaynağı bulmakta. Bu kaynaklarda ürettikleri teknolojileri doğrudan kendi holdinglerinin üretim alanlarındaki yatırımlarıyla teknolojiye aktarıyorlar.</p>
<p><strong>Boğaziçi Üniversitesi</strong></p>
<p>Kimya Bölümünde genç Profesör <strong>Rana Sanyal</strong> B.Ü. Kimya Araştırma merkezinde polimerik sentez ve ilaç uygulamaları, kanser tedavisine yönelik çalışmalarıyla sağlam dokulara zarar vermeden ilaçların polimer moleküle kuyruk şeklinde bağlanıp kanserli dokulara taşınmasını sağladı, bu teknikle kanserlerin kemoterapik tedavisinde yeni bir çığır açtılar. Proje paralarıyla kurdukları araştırma merkezi daha büyük başarılara imza atacak düzeye ulaştı, ülkemizde çalışmak araştırma yapmak isteyenin kaynak bulabileceğini gösterdi.</p>
<p>19. yüzyıldaki vahşi kapitalist sistemle sanayileşme, kölelik, pazar yaratma ve ucuz ham madde sağlamaya yönelik fakir ülkeleri kolonileştirerek sömürme ve insanları köleleştirme, zengini daha zengin yapma gibi işlevlerine karşın yeni ileri teknoloji verilen örneklerde görüleceği gibi, daha yeni bilgi çağı sanayileşmesi, eski sanayi gibi kas gücü ve sermaye değil, bilim ve bilgiye dayalı olduğundan, çevre dostu ve sosyal adaletli, insancıl olarak ilerleyerek bizim gibi geç sanayileşen ülkeleri de sıçratacak imkânlara sahip gelişmektedir.</p>
<p><strong>Temel Bilimler</strong></p>
<p>Ülkemizde plansızlık ve ileriyi görememe sonucu önce her üniversitede fen-edebiyat fakülteleri açma zorunluluğuna 2. eğitim de eklenince, temel bilimlerde mezun sayısı çok arttı. İş alanı yetersizliği nedeniyle bu bölümlerin mezunları işsiz kalınca, ülke geneline yayılan vakıf üniversitelerinin, öğrencilerin kolay mezun olacağı cazip bölümlerin artışına nedeniyle özellikle son 5 yılda fizik, kimya ve biyoloji gibi temel bilimler ve hatta matematik bölümleri tercih edilmez oldu.</p>
<p>Bunun sonucu öğrenciler bu bölümleri tercih etmeyince, çoğu üniversitemizde iyi yetişmiş, birçoğu yurt dışı doktoralı, başarılı, araştırma potansiyeli yüksek öğretim üyelerine rağmen, ülkemiz Samsun-Adana hattının doğusundaki ve hatta Trakya&#8217;da temel bilim bölümleri kapatıldı.</p>
<p>Oysa bilime dayalı teknolojiyi destekleyen temel araştırmalar asıl bu bölümlerde yapılmakta, yayın sayısı da bu bölümlerdeki araştırmalarla artmaktadır. Bu kadar uzun sürede oluşan bu alt yapı ve araştırma potansiyeli heba edilmeden, temel bilimlerden kaçışı önlenmelidir. Aksi halde teknoloji de, tıp da diğer uygulamalı bilimler de gelişemez. Kalkınmamız da bilim ve teknoloji toplumu olmamız da bu tercihe bağlıdır.</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Bilim ve Teknoloji Tarihi, H.M. Doğan Anı Yayıncılık 2010 Ankara</li>
<li>M. Doğan Ülkemiz İleri Teknoloji üretiminde Sıçrama Yapma eşiğine geliyor CBT &#8211; Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi 1481. sayı, sayfa 18, 7 Ağustos 2015</li>
<li>M. Doğan Kayserililerin son yeniliği: Temel Araştırmalara Destek CBT &#8211; Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi 1496. sayı, 13 Kasım 2015</li>
<li>M. Doğan 30 Milyar dolarlık kimyasal madde ithal ediyoruz CBT &#8211; Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi 1468. sayı, sayfa 19, 8 Mayıs 2016</li>
</ol>
<p><strong>Prof. Dr. H. Mehmet Doğan, TÜBA Şeref üyesi /<a href="mailto:h.m.dogan@gmail.com"> h.m.dogan@gmail.com</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/universitelerimizde-ileri-teknoloji-uretimlerinden-bazi-ornekler">Üniversitelerimizde ileri teknoloji üretimlerinden bazı örnekler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7881</post-id>	</item>
		<item>
		<title>2016 TÜBİTAK &#8216;Bilim, Özel, Hizmet ve Teşvik Ödülleri’ sahiplerini buldu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/2016-tubitak-bilim-ozel-hizmet-tesvik-odulleri-sahiplerini-buldu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Dec 2016 14:05:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[2016]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[tübitak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4858</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) tarafından her yıl, yaptığı çalışmalarla bilime uluslararası düzeyde önemli katkılarda bulunmuş bilim insanlarına verilmekte olan ödüller 2016 yılı için sahiplerini buldu. Ödüller yıllardır Bilim, Özel, Hizmet ve Teşvik Ödülleri olmak üzere dört farklı kategoride veriliyordu. Bu yıl Bilim Kurulu, 3 Bilim Ödülü, 1 Özel Ödül ve 4 Teşvik Ödülü verilmesini kararlaştırdı. 2016 yılında Hizmet Ödülü verilmedi. Bilim Ödülü, Türkiye’de yaptığı çalışmalarla bilime evrensel düzeyde katkı sağlayan hayattaki bilim insanlarına veriliyor. 2016 yılı için ödül miktarı 50.000 TL, altın plaket ve ödül beratından oluşuyor. Bilim Ödülü sahiplerine ayrıca araştırmaları için hibe de veriliyor. Bilim Ödülü eşdeğeri olarak oluşturulmuş olan Özel Ödül ise yurtdışında yaptığı çalışmalarıyla bilime uluslararası katkıda bulunmuş, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, hayattaki bilim insanlarına veriliyor. Özel Ödül için 2016 yılı ödül miktarı 50.000 TL, altın plaket ve ödül beratından oluşuyor.  Hizmet Ödülü, Ülkemizdeki bilim ve teknolojinin gelişmesine üstün hizmette bulunmuş kişilere veriliyor. Hizmet Ödülü için hayatta olma koşulu bulunmuyor. Hizmet Ödülü için 2016 yılı ödül miktarı 30.000 TL, altın plaket ve ödül beratından oluşuyor.  Teşvik Ödülü, yaptığı çalışmalarla bilime gelecekte uluslararası düzeyde önemli katkılarda bulunabilecek niteliklere sahip olduğunu kanıtlamış, ödülün verildiği yılın ilk gününde 40 yaşını geçmemiş hayattaki bilim insanlarına veriliyor. Teşvik Ödülü için 2016 yılı ödül miktarı 20.000 TL, gümüş plaket ve ödül beratından oluşuyor. İşte TÜBİTAK 2016 &#8216;Bilim, Özel, Hizmet ve Teşvik Ödülleri’nin sahipleri ve araştırma konuları: BİLİM ÖDÜLÜ 1) Temel Bilimler Prof. Dr. Oğuz GÜLSEREN Anabilim Dalı: Fizik / Yoğun Madde Fiziği Araştırma Alanları: Nanobilim, Hesaplamalı yoğun madde fiziği Görev Yeri: Bilkent Üniversitesi, Fizik Bölümü “Nanobilim ve yoğun madde fiziği alanında nanoteller, karbon nanotüpler ve boya duyarlı güneş pilleri konularındaki konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeniyle Bilim Ödülü verilmiştir. 2) Mühendislik Bilimleri Doç. Dr. Erkan YÜCE Anabilim Dalı: Elektronik Araştırma Alanı: Mikro-elektronik Devreler Görev Yeri: Pamukkale Üniversitesi, Elektrik-Elektronik Mühendisliği  “Elektronik alanında Mikro-elektronik Devre konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeniyle Bilim Ödülü verilmiştir.  3) Sosyal Bilimler Prof. Dr. Metin HEPER Anabilim Dalı: Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Araştırma Alanları: Türkiye’de: devlet geleneği, demokrasi, laiklik/sekülarizm ve din, etnik sorunlar, asker-sivil ilişkileri, siyasal liderler, siyasal partiler,  çıkar grupları ve sivil toplum Görev Yeri: Bilkent Üniversitesi &#8220;Siyaset Bilimi alanında genel olarak Türkiye’nin Siyasal Hayatı konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeniyle Bilim Ödülü verilmiştir.  ÖZEL ÖDÜL Temel Bilimler Prof. Dr. Kemal KAZAN Anabilim Dalı: Bitki Genetiği ve Moleküler Biyolojisi Araştırma Alanlar: Bitki savunma hormonlarının mikroplara dayanıklılık sağlamadaki rollerinin moleküler düzeyde belirlenmesi; Fusarium hastalıkları Görev Yeri: Commonwealth Scientific and Industrial Research Organisation (CSIRO) “Bitki genetiği ve moleküler biyolojisi alanında bitki bağışıklığının moleküler düzeyde tanımlanması ve bitki hastalıklarına çözümler bulunması konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeniyle Özel Ödül verilmiştir. TEŞVİK ÖDÜLÜ 1) Temel Bilimler Doç. Dr. Emre Onur KAHYA Anabilim Dalı: Fizik Araştırma Alanları: Kuantum Alan Teorileri, Kozmoloji, Gravitasyon Görev Yeri: İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Mühendisliği Bölümü “Kozmoloji alanında kozmik enflasyon sürecinde kuantum etkileri konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeniyle Teşvik Ödülü verilmiştir. Doç. Dr. Adem TEKİN Anabilim Dalı: Kimya / Hesaplamalı Bilim ve Mühendislik Araştırma Alanları: Teorik Kimya, Hesaplamalı Malzeme Tasarımı, Küresel Eniyileme Görev Yeri: İstanbul Teknik Üniversitesi, Bilişim Enstitüsü “Teorik kimya ve hesaplamalı enerji malzemeleri tasarımı alanında kuvvet alanı geliştirme ve yeni hidrojen depolayabilen malzemeler konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeniyle Teşvik Ödülü verilmiştir. 2) Sağlık Bilimleri Doç. Dr. Serdar DURDAĞI Anabilim Dalı: Biyofizik Araştırma Alanları: Biyolojik sistemlerin hesaplamalı (computational) ve tıbbi kimya uygulamaları Görev Yeri: Bahçeşehir Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Biyofizik Anabilim Dalı “Medisinal Kimya ve Moleküler Biyoloji alanında protein bağlanma dinamiklerinin simülasyon ve analizine yönelik olarak sanal tarama, modellerin ve algoritmaların geliştirilmesi, proteinlerin üç boyutlu yapılarının tahminine yönelik olarak model ve programlama kodlarının geliştirilmesi, protein/ilaç ve protein/protein etkileşimlerinin analizi, proteinlerin bağlanma bölgelerinin tanımlanması ve yeni protokollerde uygulanmak amacıyla küçük organik moleküllerin kimyasal tasarımı konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeniyle Teşvik Ödülü verilmiştir. 3) Sosyal Bilimler Doç. Dr. İlke ÖZTEKİN GİLLAM Anabilim Dalı: Deneysel Psikoloji Araştırma  Alanları: Bilişsel Psikoloji, Bilişsel Nörobilim Görev Yeri: Koç Üniversitesi, Psikoloji Bölümü “Deneysel Psikoloji ve Bilişsel Sinirbilim alanında bellekte temsil, bilişsel kontrol ve bellek süreçlerinin modellenmesi konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeniyle Teşvik Ödülü verilmiştir.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/2016-tubitak-bilim-ozel-hizmet-tesvik-odulleri-sahiplerini-buldu">2016 TÜBİTAK &#8216;Bilim, Özel, Hizmet ve Teşvik Ödülleri’ sahiplerini buldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) tarafından her yıl, </span><span class="s2">yaptığı çalışmalarla bilime uluslararası düzeyde önemli katkılarda bulunmuş bilim insanlarına verilmekte olan </span><span class="s1">ödüller 2016 yılı için sahiplerini buldu. Ödüller yıllardır Bilim, Özel, Hizmet ve Teşvik Ödülleri olmak üzere dört farklı kategoride veriliyordu. Bu yıl Bilim Kurulu, 3 Bilim Ödülü, 1 Özel Ödül ve 4 Teşvik Ödülü verilmesini kararlaştırdı. 2016 yılında Hizmet Ödülü verilmedi.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><strong>Bilim Ödülü</strong>, Türkiye’de yaptığı çalışmalarla bilime evrensel düzeyde katkı sağlayan hayattaki bilim insanlarına veriliyor. 2016 yılı için ödül miktarı 50.000 TL, altın plaket ve ödül beratından oluşuyor. Bilim Ödülü sahiplerine ayrıca araştırmaları için hibe de veriliyor.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Bilim Ödülü eşdeğeri olarak oluşturulmuş olan <strong>Özel Ödül</strong> ise yurtdışında yaptığı çalışmalarıyla bilime uluslararası katkıda bulunmuş, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, hayattaki bilim insanlarına veriliyor. Özel Ödül için 2016 yılı ödül miktarı 50.000 TL, altın plaket ve ödül beratından oluşuyor. </span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><strong>Hizmet Ödülü</strong>, Ülkemizdeki bilim ve teknolojinin gelişmesine üstün hizmette bulunmuş kişilere veriliyor. Hizmet Ödülü için hayatta olma koşulu bulunmuyor. Hizmet Ödülü için 2016 yılı ödül miktarı 30.000 TL, altın plaket ve ödül beratından oluşuyor. </span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><strong>Teşvik Ödülü</strong>, yaptığı çalışmalarla bilime gelecekte uluslararası düzeyde önemli katkılarda bulunabilecek niteliklere sahip olduğunu kanıtlamış, ödülün verildiği yılın ilk gününde 40 yaşını geçmemiş hayattaki bilim insanlarına veriliyor. Teşvik Ödülü için 2016 yılı ödül miktarı 20.000 TL, gümüş plaket ve ödül beratından oluşuyor.</span></p>
<p class="p1"><strong><em><span class="s1">İşte TÜBİTAK 2016 &#8216;Bilim, Özel, Hizmet ve Teşvik Ödülleri’nin sahipleri ve araştırma konuları:</span></em></strong></p>
<h3 class="p3"><span class="s1"><b>BİLİM ÖDÜLÜ</b></span></h3>
<h4><span class="s1"><b>1) Temel Bilimler</b></span></h4>
<p><strong>Prof. Dr. Oğuz GÜLSEREN</strong><b><br />
</b><span class="s1"><strong>Anabilim Dalı:</strong> Fizik / Yoğun Madde Fiziği<br />
</span><span class="s1"><strong>Araştırma Alanları: </strong>Nanobilim, Hesaplamalı yoğun madde fiziği<br />
</span><span class="s1"><strong>Görev Yeri: </strong>Bilkent Üniversitesi, Fizik Bölümü<br />
</span><span class="s1">“Nanobilim ve yoğun madde fiziği alanında nanoteller, karbon nanotüpler ve boya duyarlı güneş pilleri konularındaki konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeniyle Bilim Ödülü verilmiştir.</span></p>
<h4 class="p3"><span class="s1"><b>2) Mühendislik Bilimleri</b></span></h4>
<p class="p3"><strong>Doç. Dr. Erkan YÜCE</strong><b><br />
</b><span class="s1"><strong>Anabilim Dalı:</strong> Elektronik<b><br />
</b></span><span class="s1"><strong>Araştırma Alanı:</strong> Mikro-elektronik Devreler<b><br />
</b></span><span class="s1"><strong>Görev Yeri:</strong> Pamukkale Üniversitesi, Elektrik-Elektronik Mühendisliği <b><br />
</b></span>“Elektronik alanında Mikro-elektronik Devre konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeniyle Bilim Ödülü verilmiştir.<span class="s1"><b> </b></span></p>
<h4 class="p3"><span class="s1"><b>3) Sosyal Bilimler</b></span></h4>
<p class="p3"><strong>Prof. Dr. Metin HEPER</strong><b><br />
</b><span class="s1"><strong>Anabilim Dalı: </strong>Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi<b><br />
</b></span><span class="s1"><strong>Araştırma Alanları:</strong> Türkiye’de: devlet geleneği, demokrasi, laiklik/sekülarizm ve din, etnik sorunlar, asker-sivil ilişkileri, siyasal liderler, siyasal partiler,  çıkar grupları ve sivil toplum<b><br />
</b></span><span class="s1"><strong>Görev Yeri: </strong>Bilkent Üniversitesi<br />
</span><span class="s1">&#8220;Siyaset Bilimi alanında genel olarak Türkiye’nin Siyasal Hayatı konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeniyle Bilim Ödülü verilmiştir.</span><span class="s1"><b> </b></span></p>
<h3 class="p3"><span class="s1"><b>ÖZEL ÖDÜL</b></span></h3>
<h4 class="p3"><span class="s1"><b>Temel Bilimler</b></span></h4>
<p class="p3"><span class="s1"><strong>Prof. Dr. Kemal KAZAN</strong><b><br />
</b></span><span class="s1"><strong>Anabilim Dalı:</strong> Bitki Genetiği ve Moleküler Biyolojisi<b><br />
</b></span><span class="s1"><strong>Araştırma Alanlar: </strong>Bitki savunma hormonlarının mikroplara dayanıklılık sağlamadaki rollerinin moleküler düzeyde belirlenmesi; Fusarium hastalıkları<b><br />
</b></span><span class="s1"><strong>Görev Yeri:</strong> Commonwealth Scientific and Industrial Research Organisation (CSIRO)<b><br />
</b></span><b></b><span class="s1">“Bitki genetiği ve moleküler biyolojisi alanında bitki bağışıklığının moleküler düzeyde tanımlanması ve bitki hastalıklarına çözümler bulunması konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeniyle Özel Ödül verilmiştir.</span></p>
<h3 class="p3"><span class="s1"><b>TEŞVİK ÖDÜLÜ</b></span></h3>
<h4 class="p3"><span class="s1"><b>1) Temel Bilimler</b></span></h4>
<p class="p3"><span class="s1"><strong>Doç. Dr. Emre Onur KAHYA</strong><b><br />
</b></span><span class="s1"><strong>Anabilim Dalı:</strong> Fizik<b><br />
</b></span><span class="s1"><strong>Araştırma Alanları: </strong>Kuantum Alan Teorileri, Kozmoloji, Gravitasyon<b><br />
</b></span><span class="s1"><strong>Görev Yeri:</strong> İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Mühendisliği Bölümü<br />
</span><span class="s1">“Kozmoloji alanında kozmik enflasyon sürecinde kuantum etkileri konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeniyle Teşvik Ödülü verilmiştir.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><strong>Doç. Dr. Adem TEKİN</strong><b><br />
</b></span><span class="s1"><strong>Anabilim Dalı:</strong> Kimya / Hesaplamalı Bilim ve Mühendislik<b><br />
</b></span><span class="s1"><strong>Araştırma Alanları:</strong> Teorik Kimya, Hesaplamalı Malzeme Tasarımı, Küresel Eniyileme<b><br />
</b></span><span class="s1"><strong>Görev Yeri:</strong> İstanbul Teknik Üniversitesi, Bilişim Enstitüsü<br />
</span><span class="s1">“Teorik kimya ve hesaplamalı enerji malzemeleri tasarımı alanında kuvvet alanı geliştirme ve yeni hidrojen depolayabilen malzemeler konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeniyle Teşvik Ödülü verilmiştir.</span></p>
<h4 class="p3"><span class="s1"><b>2) Sağlık Bilimleri</b></span></h4>
<p class="p3"><span class="s1"><strong>Doç. Dr. Serdar DURDAĞI</strong><b><br />
</b></span><span class="s1"><strong>Anabilim Dalı:</strong> Biyofizik<b><br />
</b></span><span class="s1"><strong>Araştırma Alanları:</strong> Biyolojik sistemlerin hesaplamalı (computational) ve tıbbi kimya uygulamaları<b><br />
</b></span><span class="s1"><strong>Görev Yeri:</strong><b> </b>Bahçeşehir Üniversitesi, <span class="s5">Tıp</span> Fakültesi, Biyofizik Anabilim Dalı<br />
</span>“Medisinal Kimya ve Moleküler Biyoloji alanında protein bağlanma dinamiklerinin simülasyon ve analizine yönelik olarak sanal tarama, modellerin ve algoritmaların geliştirilmesi, proteinlerin üç boyutlu yapılarının tahminine yönelik olarak model ve programlama kodlarının geliştirilmesi, protein/ilaç ve protein/protein etkileşimlerinin analizi, proteinlerin bağlanma bölgelerinin tanımlanması ve yeni protokollerde uygulanmak amacıyla küçük organik moleküllerin kimyasal tasarımı konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeniyle Teşvik Ödülü verilmiştir.</p>
<h4 class="p3"><span class="s1"><b>3) Sosyal Bilimler</b></span></h4>
<p class="p3"><span class="s1"><strong>Doç. Dr. İlke ÖZTEKİN GİLLAM</strong><b><br />
</b></span><span class="s1"><strong>Anabilim Dalı:</strong> Deneysel Psikoloji<b><br />
</b></span><span class="s1"><strong>Araştırma  Alanları:</strong> Bilişsel Psikoloji, Bilişsel Nörobilim<b><br />
</b></span><span class="s1"><strong>Görev Yeri:</strong> Koç Üniversitesi, Psikoloji Bölümü<br />
</span><span class="s1">“Deneysel Psikoloji ve Bilişsel Sinirbilim alanında bellekte temsil, bilişsel kontrol ve bellek süreçlerinin modellenmesi konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeniyle Teşvik Ödülü verilmiştir.</span></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/2016-tubitak-bilim-ozel-hizmet-tesvik-odulleri-sahiplerini-buldu">2016 TÜBİTAK &#8216;Bilim, Özel, Hizmet ve Teşvik Ödülleri’ sahiplerini buldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4858</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
