<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>uzaylı arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/uzayli/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/uzayli</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 12 Nov 2018 09:22:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Harvard: Yaklaşan cisim uzaylılara ait olabilir</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/harvard-yaklasan-cisim-uzaylilara-ait-olabilir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Nov 2018 08:55:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[abraham loeb]]></category>
		<category><![CDATA[asteroit]]></category>
		<category><![CDATA[carl sagan]]></category>
		<category><![CDATA[cisim]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[gökbilim]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[harvard üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[kara delik]]></category>
		<category><![CDATA[Oumuamua]]></category>
		<category><![CDATA[Pan-STARRS 1]]></category>
		<category><![CDATA[ufo]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<category><![CDATA[uzaylı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12011</guid>

					<description><![CDATA[<p>Harvard Üniversitesi’nden iki astrofizikçi, güneş sistemimize giren bir uzay cisminin uzaylılar tarafından “araştırma yapmak için” gönderilmiş olabileceğini düşünüyor. Şüphecilerse bundan pek de emin değil&#8230; Geride bıraktığımız hafta içerisinde bilim dünyasını şaşkınlığa uğratan bir makale yayımlandı. Söz konusu makalede, uzaylılar tarafından ziyaret edilmiş olabileceğimizin açıklaması üzerine bir tartışmadır başladı. Üstelik bu açıklamalar, Harvard gibi seçkin bir üniversitenin profesörlerinden geldi. “Uzak geçmişten gelen bir ulak” anlamına gelen “Oumuamua” ismi verilen yıldızlararası bir cismin, güneş sistemimize girmesi üzerine astronomlar, bu cismin uzaylılar tarafından “Dünya’yı araştırması için” gönderilen bir yoklayıcı (prob) olabileceğini öne sürdüler. Oumuamua cisminin şekli de gökyüzü meraklılarını bir hayli şaşırttı. Hawaii’deki Pan-STARRS 1 teleskobu tarafından gözlemlenen bu cisim tıpkı Fidel Castro’nun purosuna benziyor. Keşfin gerçekleştirildiği günden bu yana tartışmalar sürüyor. Gökbilimciler, solgun bir ışığa sahip bu cismi ilk başta bir kuyrukluyıldız olarak tanımladı. Ardından asteroit olduğu düşünüldü. Ancak Oumuamua’nın kuyrukluyıldızlarda bulunması gereken kuyrukluyıldız saçına (coma) sahip olmaması, yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Cisim üç gün boyunca birden fazla teleskop tarafından gözlemlenmeye başladı. Ve bu gözlemlerin sonucunda bu uzay cismi için türünün ilk örneği olarak kabul edilen “yıldızlararası obje” tanımlaması yapıldı. Yoksa yalnız değil miyiz?  Gökbilimciler, teleskoplarında ilk defa gözlemledikleri cisimleri tanımlarken bu tip tartışmaları sık sık yaşıyorlar. Bu gayet normal. Ancak Harvard Üniversitesi’ne bağlı olarak çalışan Smithsonian Merkezi’ndeki astrofizikçiler, yayımladıkları makaleyle bu tartışmaya “dudak uçuklatan” bir boyut kazandırdılar. Astrophysical Journal Letters’a gönderdikleri yazıda, “Oumuamua, uzaylı bir medeniyet tarafından Dünya’nın çevresine ‘bilinçli’ olarak gönderilen tamamıyla operasyonel bir prob olabilir.” ifadelerini kullandılar. Makalenin yazarları Profesör Abraham Loeb (solda) ve Shmuel Bialy, bu teorilerini, yıldızlararası objenin olağandışı şekil ve hızına bağladılar. Zira bu cisim, yaklaşık 316 bin kilometre hızla ilerliyordu ve boyutu da sıra dışıydı. Bu sebeple de “yapay kökenli” olabileceğini vurguladılar. Ki bu da uzayda yalnız olmadığımız gibi “akıl almaz” bir sonucu beraberinde getiriyor. Makalede, “Oumuamua, güneş sistemimizde görülen ve ‘başka bir yerden’ kaynaklandığı bilinen ilk nesnedir.” ifadeleri kullanılırken Oumuamua’yla ilgili kanıtların kesin olmasa da heyecan verici olduğunu belirten Loeb’ün uzay çalışmaları bir hayli dikkat çekiyor. Sözgelimi, kendisinin kara delikler, evrenin geleceği, Dünya dışı araştırmalar ve ilk yıldızlarla ilgili yayımlanan dört kitabı ve 700’ün üzerinde makalesi bulunuyor. Gökbilimciler bugünlerde “Oumuamua muammasını” tartışıyor. Kimisi Loeb ve Bialy’ye ait makaleyi bilimsel kanıtların yetersizliğiyle eleştirirken kimisi de alaya alıyor. Bu cisim güneş sistemimizi terk ettiği için kanıtları güçlendirmek artık çok zor. Ancak bu haber bize efsane astrofizikçi Carl Sagan’ın şu sözlerini hatırlatıyor: “Bir yerde, inanılmaz bir şey keşfedilmeyi bekliyor.” Derleyen: Batuhan Sarıcan Kaynaklar: https://www.independent.co.uk/life-style/gadgets-and-tech/news/oumuamua-alien-spacecraft-rock-proof-probe-latest-avi-loeb-a8625606.html https://edition.cnn.com/2018/11/06/health/oumuamua-alien-probe-harvard-intl/index.html?utm_source=fbCNN&#38;utm_medium=social&#38;utm_term=link&#38;utm_content=2018-11-06T07%3A30%3A10 https://www.cfa.harvard.edu/~loeb/ http://www.astronomy.com/news/2018/11/what-do-we-know-about-oumuamua https://solarsystem.nasa.gov/small-bodies/comets/oumuamua/in-depth/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/harvard-yaklasan-cisim-uzaylilara-ait-olabilir">Harvard: Yaklaşan cisim uzaylılara ait olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Harvard Üniversitesi’nden iki astrofizikçi, güneş sistemimize giren bir uzay cisminin uzaylılar tarafından “araştırma yapmak için” gönderilmiş olabileceğini düşünüyor. Şüphecilerse bundan pek de emin değil&#8230;</strong></p>
<p>Geride bıraktığımız hafta içerisinde bilim dünyasını şaşkınlığa uğratan bir makale yayımlandı. Söz konusu makalede, uzaylılar tarafından ziyaret edilmiş olabileceğimizin açıklaması üzerine bir tartışmadır başladı.</p>
<p>Üstelik bu açıklamalar, Harvard gibi seçkin bir üniversitenin profesörlerinden geldi. “Uzak geçmişten gelen bir ulak” anlamına gelen “Oumuamua” ismi verilen yıldızlararası bir cismin, güneş sistemimize girmesi üzerine astronomlar, bu cismin uzaylılar tarafından “Dünya’yı araştırması için” gönderilen bir yoklayıcı (prob) olabileceğini öne sürdüler.</p>
<p>Oumuamua cisminin şekli de gökyüzü meraklılarını bir hayli şaşırttı. Hawaii’deki Pan-STARRS 1 teleskobu tarafından gözlemlenen bu cisim tıpkı Fidel Castro’nun purosuna benziyor. Keşfin gerçekleştirildiği günden bu yana tartışmalar sürüyor.</p>
<p>Gökbilimciler, solgun bir ışığa sahip bu cismi ilk başta bir kuyrukluyıldız olarak tanımladı. Ardından asteroit olduğu düşünüldü. Ancak Oumuamua’nın kuyrukluyıldızlarda bulunması gereken kuyrukluyıldız saçına (coma) sahip olmaması, yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.</p>
<p>Cisim üç gün boyunca birden fazla teleskop tarafından gözlemlenmeye başladı. Ve bu gözlemlerin sonucunda bu uzay cismi için türünün ilk örneği olarak kabul edilen “yıldızlararası obje” tanımlaması yapıldı.</p>
<p><strong>Yoksa yalnız değil miyiz?</strong><strong> </strong></p>
<p>Gökbilimciler, teleskoplarında ilk defa gözlemledikleri cisimleri tanımlarken bu tip tartışmaları sık sık yaşıyorlar. Bu gayet normal. Ancak Harvard Üniversitesi’ne bağlı olarak çalışan Smithsonian Merkezi’ndeki astrofizikçiler, yayımladıkları makaleyle bu tartışmaya “dudak uçuklatan” bir boyut kazandırdılar.</p>
<p>Astrophysical Journal Letters’a gönderdikleri yazıda, “Oumuamua, uzaylı bir medeniyet tarafından Dünya’nın çevresine ‘bilinçli’ olarak gönderilen tamamıyla operasyonel bir prob olabilir.” ifadelerini kullandılar.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-12018 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/abrahamloeb-300x300.jpg" alt="" width="188" height="188" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/abrahamloeb-300x300.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/abrahamloeb-150x150.jpg 150w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/abrahamloeb.jpg 1000w" sizes="(max-width: 188px) 100vw, 188px" /></p>
<p>Makalenin yazarları Profesör <strong>Abraham Loeb </strong>(solda) ve <strong>Shmuel Bialy</strong>, bu teorilerini, yıldızlararası objenin olağandışı şekil ve hızına bağladılar. Zira bu cisim, yaklaşık 316 bin kilometre hızla ilerliyordu ve boyutu da sıra dışıydı. Bu sebeple de “yapay kökenli” olabileceğini vurguladılar. Ki bu da uzayda yalnız olmadığımız gibi “akıl almaz” bir sonucu beraberinde getiriyor.</p>
<p>Makalede, “Oumuamua, güneş sistemimizde görülen ve ‘başka bir yerden’ kaynaklandığı bilinen ilk nesnedir.” ifadeleri kullanılırken Oumuamua’yla ilgili kanıtların kesin olmasa da heyecan verici olduğunu belirten Loeb’ün uzay çalışmaları bir hayli dikkat çekiyor. Sözgelimi, kendisinin kara delikler, evrenin geleceği, Dünya dışı araştırmalar ve ilk yıldızlarla ilgili yayımlanan dört kitabı ve 700’ün üzerinde makalesi bulunuyor.</p>
<p>Gökbilimciler bugünlerde “Oumuamua muammasını” tartışıyor. Kimisi Loeb ve Bialy’ye ait makaleyi bilimsel kanıtların yetersizliğiyle eleştirirken kimisi de alaya alıyor. Bu cisim güneş sistemimizi terk ettiği için kanıtları güçlendirmek artık çok zor. Ancak bu haber bize efsane astrofizikçi Carl Sagan’ın şu sözlerini hatırlatıyor: “Bir yerde, inanılmaz bir şey keşfedilmeyi bekliyor.”</p>
<p><strong>Derleyen: Batuhan Sarıcan</strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p><a href="https://www.independent.co.uk/life-style/gadgets-and-tech/news/oumuamua-alien-spacecraft-rock-proof-probe-latest-avi-loeb-a8625606.html">https://www.independent.co.uk/life-style/gadgets-and-tech/news/oumuamua-alien-spacecraft-rock-proof-probe-latest-avi-loeb-a8625606.html</a></p>
<p><a href="https://edition.cnn.com/2018/11/06/health/oumuamua-alien-probe-harvard-intl/index.html?utm_source=fbCNN&amp;utm_medium=social&amp;utm_term=link&amp;utm_content=2018-11-06T07%3A30%3A10">https://edition.cnn.com/2018/11/06/health/oumuamua-alien-probe-harvard-intl/index.html?utm_source=fbCNN&amp;utm_medium=social&amp;utm_term=link&amp;utm_content=2018-11-06T07%3A30%3A10</a></p>
<p><a href="https://www.cfa.harvard.edu/~loeb/">https://www.cfa.harvard.edu/~loeb/</a></p>
<p><a href="http://www.astronomy.com/news/2018/11/what-do-we-know-about-oumuamua">http://www.astronomy.com/news/2018/11/what-do-we-know-about-oumuamua</a></p>
<p><a href="https://solarsystem.nasa.gov/small-bodies/comets/oumuamua/in-depth/">https://solarsystem.nasa.gov/small-bodies/comets/oumuamua/in-depth/</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/harvard-yaklasan-cisim-uzaylilara-ait-olabilir">Harvard: Yaklaşan cisim uzaylılara ait olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12011</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tutankamon’un kozmik mezar armağanı: Meteorit demirinden kama</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/tutankamonun-kozmik-mezar-armagani-meteorit-demirinden-kama</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Oct 2018 11:55:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[demir]]></category>
		<category><![CDATA[kama]]></category>
		<category><![CDATA[meteorit]]></category>
		<category><![CDATA[sözdebilim]]></category>
		<category><![CDATA[tutankamon]]></category>
		<category><![CDATA[uzaylı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=11544</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eski Mısırlılar’ın uzaylılarla ilişkili olduğunu kimi teorikçilerden sık sık duyarız. Yeni bir buluntu Mısırlı-uzaylı ilişkisine inananları daha da heyecanlandırabilir. Tutankamon’un mezarında bulunan bir kamanın büyük bir olasılıkla meteorit demirinden üretilmiş olduğu düşünülüyor. 1970’li yıllardan bu yana sözdebilimciler arasında eski Mısırlılar&#8217;a piramitlerin inşasında uzaylıların yardım ettiği tezi dolaşıp durur. Bu teorinin en ünlü temsilcilerinden biri de Erich von Daniken’dir. Milano Politeknik Üniversitesi bilim insanlarının son araştırmaları Daniken gibi sözdebilimcilere yeni kanıtlar sunabilir. Daniela Comelli’nin ekip, röntgen floresans analiziyle 3300 yıllık ve 30 cm uzunluğunda olan kamayı ayrıntılı bir şekilde inceledi. Kama %10 oranında nikel ve %0,6 oranında kobalttan oluşuyor. Düşük kobalt izli yüksek nikel oranı, dünya dışı bir  alaşıma işaret ediyor diyor uzmanlar. Nitekim alaşımın yapay olarak üretilmesi o tarihlerde mümkün değildi. Hammaddenin kökenini bulmak isteyen araştırmacılar, Kızıldeniz’in 2000 km’lik çevresindeki tüm meteorit çarpmalarını kapsayan bir veri bankasını taramış. Bu bölgede demirden oluşan 20 meteorit bulunmuş, ancak bunlardan sadece İskenderiye’nin 200 km kadar batısında bulunan Kharga meteoriti benzer alaşıma sahip. İ.Ö.1400’e tarihlendirilen kama dışında eski Mısırlılar&#8217;a ait tek bir demir buluntu var. Bunlar Kahire’nin yaklaşık olarak 70 km güneyindeki El Gerzeh’te bir mezarda bulunan boncuklar. Bu boncuklar da meteorit metalinden üretilmiş. Araştırmacılar eski Mısırlılar&#8217;ın meteoritlerin kökenini bildiklerini bu yüzden de demirin altından daha kıymetli olduğunu düşünüyor. Yeni bulunan kama ayrıca eski Mısır’daki erken demirciliğin de bir kanıtı. Çünkü bugüne kadarki bilgilere göre demircilik eski Mısır’da İ.Ö.800’de gelişmişti. Aslında kama Tutankamon’un mezarındaki tek dünya dışı armağan değil. Mezar odalarından birinde bulunan bok böceği amuleti (Skarabe) impakt camdan üretilmiş ki bu da meteorit çarpması sonucunda oluşuyor. Kaynak: http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/maps.12664/ful</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/tutankamonun-kozmik-mezar-armagani-meteorit-demirinden-kama">Tutankamon’un kozmik mezar armağanı: Meteorit demirinden kama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eski Mısırlılar’ın uzaylılarla ilişkili olduğunu kimi teorikçilerden sık sık duyarız. Yeni bir buluntu Mısırlı-uzaylı ilişkisine inananları daha da heyecanlandırabilir. Tutankamon’un mezarında bulunan bir kamanın büyük bir olasılıkla meteorit demirinden üretilmiş olduğu düşünülüyor. 1970’li yıllardan bu yana sözdebilimciler arasında eski Mısırlılar&#8217;a piramitlerin inşasında uzaylıların yardım ettiği tezi dolaşıp durur. Bu teorinin en ünlü temsilcilerinden biri de Erich von Daniken’dir. Milano Politeknik Üniversitesi bilim insanlarının son araştırmaları Daniken gibi sözdebilimcilere yeni kanıtlar sunabilir.</p>
<p>Daniela Comelli’nin ekip, röntgen floresans analiziyle 3300 yıllık ve 30 cm uzunluğunda olan kamayı ayrıntılı bir şekilde inceledi. Kama %10 oranında nikel ve %0,6 oranında kobalttan oluşuyor. Düşük kobalt izli yüksek nikel oranı, dünya dışı bir  alaşıma işaret ediyor diyor uzmanlar. Nitekim alaşımın yapay olarak üretilmesi o tarihlerde mümkün değildi. Hammaddenin kökenini bulmak isteyen araştırmacılar, Kızıldeniz’in 2000 km’lik çevresindeki tüm meteorit çarpmalarını kapsayan bir veri bankasını taramış. Bu bölgede demirden oluşan 20 meteorit bulunmuş, ancak bunlardan sadece İskenderiye’nin 200 km kadar batısında bulunan Kharga meteoriti benzer alaşıma sahip. İ.Ö.1400’e tarihlendirilen kama dışında eski Mısırlılar&#8217;a ait tek bir demir buluntu var. Bunlar Kahire’nin yaklaşık olarak 70 km güneyindeki El Gerzeh’te bir mezarda bulunan boncuklar. Bu boncuklar da meteorit metalinden üretilmiş. Araştırmacılar eski Mısırlılar&#8217;ın meteoritlerin kökenini bildiklerini bu yüzden de demirin altından daha kıymetli olduğunu düşünüyor. Yeni bulunan kama ayrıca eski Mısır’daki erken demirciliğin de bir kanıtı. Çünkü bugüne kadarki bilgilere göre demircilik eski Mısır’da İ.Ö.800’de gelişmişti. Aslında kama Tutankamon’un mezarındaki tek dünya dışı armağan değil. Mezar odalarından birinde bulunan bok böceği amuleti (Skarabe) impakt camdan üretilmiş ki bu da meteorit çarpması sonucunda oluşuyor.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/maps.12664/ful">http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/maps.12664/ful</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/tutankamonun-kozmik-mezar-armagani-meteorit-demirinden-kama">Tutankamon’un kozmik mezar armağanı: Meteorit demirinden kama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11544</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Biz birer &#8216;uzay insanı&#8217;yız, yerküremiz büyük evren fotoğrafının bir parçası&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/biz-birer-uzay-insaniyiz-yerkuremiz-buyuk-evren-fotografinin-bir-parcasi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Dec 2017 13:08:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[das kapital]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[karl marx]]></category>
		<category><![CDATA[kırklareli]]></category>
		<category><![CDATA[prof. dr. mehmet özdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[tarih önce açık hava müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[tevfik uyar]]></category>
		<category><![CDATA[ufo]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<category><![CDATA[uzay insanı]]></category>
		<category><![CDATA[uzaylı]]></category>
		<category><![CDATA[yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[yeryüzü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8580</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tevfik Uyar’ın dergimizin portalında son yayınlanan ilginç yazısının başlığı “Ya ‘orda’ yoksan?” idi. Olaya tersinden bakıyordu. Biz hep acaba uzayda bize benzer veya bizden farklı akıllı canlı yaratıklar var mı diye on yıllardır soruyoruz, mesajlar, uydular gönderiyoruz, devasa teleskoplarımızı kuruyoruz, dinliyoruz, teoriler kuruyoruz, akıllı yaratık olma olasılıklarının formüllerini geliştiriyoruz&#8230; E.T. filmleri çekiyoruz, kahramanlarını çok sevimli buluyoruz, ailemizin bir parçası yapıyoruz. Duygu tellerimiz titreşiyor. Akıllı yaratıkların olmasını o kadar istiyoruz ki, olmayan UFO’lar bile icat ediyoruz. Yani çırpınıp duruyoruz, olsunlar diye. Neredeyse varoluşlarına inandık, inanacağız. Tevfik Uyar durup dururken derin bir hayal kırıklığı yaratıyor: Ya yoksalar! Biz zaten birer &#8216;uzay insanı&#8217;yız! Tamam, bizim gibi olmayabilirler. Bizim gibi var olma olasılıkları %50. Gelecek haftaki kapak konumuza şimdiden bir gönderme yapmak zorundayız: Bizim gibi olsalar da olmasalar da, biz zaten milyarlarca yıl büyüklüğündeki evrenin bütünlüğü içinde birlikteyiz. Üstelik bir bilinçlilik içinde. Evrendeki hiçbir birim, birbirinden kopuk veya ayrı değil. Farklı biçimlerde, özelliklerde, ama büyük bir bütünlük içinde birlikteyiz. Organik veya inorganik&#8230; Bu konunun ayrıntısını gelecek haftaya bırakalım ve kapak konumuzu anımsatalım: Uzay büyük çarpışmalar sahnesi. Çarpışmalar ve biçim, öz değiştirmelerle “ilerliyor”. Biz de çarpışabiliriz, uzayın tozlarında yeni varoluşlar arayabiliriz&#8230; Biz, yerküre olarak, bütün bu olasılıkların dışında değiliz. Dünyalıların da birer uzay insanı olduğunu anımsamakta yarar var. Uzaylıyız yani! O kadar kendimizi yeryüzüne çivi çakmış sanıyoruz ki, yerkürede yaşayan uzay insanları olduğumuz zerre aklımıza gelmiyor! Uzaylı aramayın, onlar burada, yeryüzünde yaşıyorlar! Kendinize aynada bakın, arka planda bir kozmos olsun, onu göreceksiniz. HBT yenilik ve geleceğin adı Doğan Kuban, çağdaşlık ve uygarlık kavramlarını, yaşayan çelişkileriyle birlikte irdeliyor, çok net ve somut. Batı uygarlığının, insanı kurtaracak bir niteliğe ne yazık ki ulaşamadığını vurguluyor. Mustafa Çetiner, gülümsemenin tıbbi açıdan yaşamsal özelliğini belirtiyor yazısında, buna şiddetle ihtiyacımız var: Gülümseyin! Ali Akurgal, kalkınma planını, bu planda özellikle elektronik sektörünü sorguluyor. Bakın: Önceki kalkınma planında 35 dilekten sadece 2,5’u gerçekleşmiş ve sektör de tökezlemiş! Tanol Türkoğlu, Dijital Kültür’de, şovmen politikacıların döneminin sonunu sorguluyor ve soruyor: Post-modern gençliğin yeni beklentileri politikacı şovmenler mi? Çok önemli bir konu: Karl Marx’ın tarihi, toplumları ve düzenleri değiştiren ve derinden etkileyen çok önemli kitabı Das Kapital’i yayınlayışının 150. yılı. Nature’da yayımlanan bir ekonomi tarihçisinin günümüzden Das Kapital’e bakışını özetledik. Bir de &#8216;acı ve gerginlik&#8217; ile yaşayamayız. Bunları nasıl azaltırız? 3 bilimsel yolunu okuyacaksınız. Ayrıca, Kırklareli’nde Mehmet Özdoğan ve arkadaşlarının kurdukları Türkiye’nin ilk tarih öncesi açık hava müzesini gezdik. Orası, Avrupa tarımının başlangıç noktasıydı. Empati konusu da gündemimizde: Azı zararsa, çoğu da zarar, yazısını okuyacaksınız. Daha onlarca konu ile sizi bilim dünyasının, geleceğin içine taşıyoruz. Her Cuma beyin besleme günü, birlikte çoğalacağız ve geleceği kuracağız. Gelecek Cuma&#8217;ya dek sevgiyle kalın&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/biz-birer-uzay-insaniyiz-yerkuremiz-buyuk-evren-fotografinin-bir-parcasi">Biz birer &#8216;uzay insanı&#8217;yız, yerküremiz büyük evren fotoğrafının bir parçası&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tevfik Uyar</strong>’ın dergimizin portalında son yayınlanan ilginç yazısının başlığı “<a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/ya-orda-yoksan">Ya ‘orda’ yoksan?</a>” idi. Olaya tersinden bakıyordu. Biz hep acaba uzayda bize benzer veya bizden farklı akıllı canlı yaratıklar var mı diye on yıllardır soruyoruz, mesajlar, uydular gönderiyoruz, devasa teleskoplarımızı kuruyoruz, dinliyoruz, teoriler kuruyoruz, akıllı yaratık olma olasılıklarının formüllerini geliştiriyoruz&#8230;</p>
<p>E.T. filmleri çekiyoruz, kahramanlarını çok sevimli buluyoruz, ailemizin bir parçası yapıyoruz. Duygu tellerimiz titreşiyor.</p>
<p>Akıllı yaratıkların olmasını o kadar istiyoruz ki, olmayan UFO’lar bile icat ediyoruz.</p>
<p>Yani çırpınıp duruyoruz, olsunlar diye. Neredeyse varoluşlarına inandık, inanacağız.</p>
<p>Tevfik Uyar durup dururken derin bir hayal kırıklığı yaratıyor: Ya yoksalar!</p>
<p><strong>Biz zaten birer &#8216;uzay insanı&#8217;yız!</strong></p>
<p>Tamam, bizim gibi olmayabilirler. Bizim gibi var olma olasılıkları %50. Gelecek haftaki kapak konumuza şimdiden bir gönderme yapmak zorundayız: Bizim gibi olsalar da olmasalar da, biz zaten milyarlarca yıl büyüklüğündeki evrenin bütünlüğü içinde birlikteyiz. Üstelik bir bilinçlilik içinde.</p>
<p>Evrendeki hiçbir birim, birbirinden kopuk veya ayrı değil. Farklı biçimlerde, özelliklerde, ama büyük bir bütünlük içinde birlikteyiz. Organik veya inorganik&#8230;</p>
<p>Bu konunun ayrıntısını gelecek haftaya bırakalım ve kapak konumuzu anımsatalım: Uzay büyük çarpışmalar sahnesi. Çarpışmalar ve biçim, öz değiştirmelerle “ilerliyor”. Biz de çarpışabiliriz, uzayın tozlarında yeni varoluşlar arayabiliriz&#8230;</p>
<p>Biz, yerküre olarak, bütün bu olasılıkların dışında değiliz. Dünyalıların da birer <strong>uzay insanı </strong>olduğunu anımsamakta yarar var. Uzaylıyız yani! O kadar kendimizi yeryüzüne çivi çakmış sanıyoruz ki, yerkürede yaşayan uzay insanları olduğumuz zerre aklımıza gelmiyor!</p>
<p>Uzaylı aramayın, onlar burada, yeryüzünde yaşıyorlar! Kendinize aynada bakın, arka planda bir kozmos olsun, onu göreceksiniz.</p>
<p><strong>HBT yenilik ve geleceğin adı</strong></p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong>, çağdaşlık ve uygarlık kavramlarını, yaşayan çelişkileriyle birlikte irdeliyor, çok net ve somut. Batı uygarlığının, insanı kurtaracak bir niteliğe ne yazık ki ulaşamadığını vurguluyor.</p>
<p><strong>Mustafa Çetiner</strong>, gülümsemenin tıbbi açıdan yaşamsal özelliğini belirtiyor yazısında, buna şiddetle ihtiyacımız var: Gülümseyin! <strong>Ali Akurgal</strong>, kalkınma planını, bu planda özellikle elektronik sektörünü sorguluyor. Bakın: Önceki kalkınma planında 35 dilekten sadece 2,5’u gerçekleşmiş ve sektör de tökezlemiş! <strong>Tanol Türkoğlu</strong>, Dijital Kültür’de, şovmen politikacıların döneminin sonunu sorguluyor ve soruyor: Post-modern gençliğin yeni beklentileri politikacı şovmenler mi?</p>
<p>Çok önemli bir konu: <strong>Karl Marx</strong>’ın tarihi, toplumları ve düzenleri değiştiren ve derinden etkileyen çok önemli kitabı <strong>Das Kapital</strong>’i yayınlayışının 150. yılı. Nature’da yayımlanan bir ekonomi tarihçisinin günümüzden Das Kapital’e bakışını özetledik. Bir de &#8216;acı ve gerginlik&#8217; ile yaşayamayız. Bunları nasıl azaltırız? 3 bilimsel yolunu okuyacaksınız.</p>
<p>Ayrıca, Kırklareli’nde <strong>Mehmet Özdoğan</strong> ve arkadaşlarının kurdukları Türkiye’nin ilk tarih öncesi açık hava müzesini gezdik. Orası, Avrupa tarımının başlangıç noktasıydı. Empati konusu da gündemimizde: Azı zararsa, çoğu da zarar, yazısını okuyacaksınız.</p>
<p>Daha onlarca konu ile sizi bilim dünyasının, geleceğin içine taşıyoruz. Her Cuma beyin besleme günü, birlikte çoğalacağız ve geleceği kuracağız.</p>
<p>Gelecek Cuma&#8217;ya dek sevgiyle kalın&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/biz-birer-uzay-insaniyiz-yerkuremiz-buyuk-evren-fotografinin-bir-parcasi">Biz birer &#8216;uzay insanı&#8217;yız, yerküremiz büyük evren fotoğrafının bir parçası&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8580</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uzaylı iddialarına kuşkucu bakış</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/uzayli-iddialarina-kuskucu-bakis</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tevfik Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 May 2017 09:48:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevfik Uyar]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[efsane]]></category>
		<category><![CDATA[kuşku]]></category>
		<category><![CDATA[şüphe]]></category>
		<category><![CDATA[uçan daire]]></category>
		<category><![CDATA[ufo]]></category>
		<category><![CDATA[uzaylı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6498</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir sözdebilim olan Ufoloji, kelime anlamıyla “UFO bilimi” demek… Bu alanla uğraşanlar da ufolog olarak tanıtıyor kendini. Sonunda “loji” olduğu için bilimsel veya yöntemli bir çalışma alanı havası yaratsa da öyle değil. Kelime anlamına bakarak beklediğimiz şey, bu insanların “tanımlanamayan uçan cisimler” konusunda uzman olmaları. Oysa böyle bir şey değil de, daha çok anneannemin antika gümüşlüğünün havada çekilen fotoğrafına dahi prim verip onu “uçan daire” olarak değerlendirme işi gibi görünüyor. Pek çok ufoloğun ortak özelliği, uzaylıların veya uçan dairelerin varlığına kanıt olarak sunulan fotoğraf, görüntü veya belgeleri, hiçbir eleştirel düşünce süzgecinden geçirmeden ve sorgulamadan kabul etmeleri, tanımlanamayan her nesneyi uzaylıların ziyaretine bağlıyor olmaları. Temel bir ilke Öncelikle şu mantık ilkesini bir kenara koyalım: Uçan bir cismin tanımlanamaması, o cismin tanımlanamadığı anlamına gelir. Uzaylıların varlığı anlamına değil… Atmosferde çok çeşitli fenomenler gerçekleşiyor. Pek çok casus uçak, yanarak düşen uydu, atmosfere giren meteor veya belki de bilmediğimiz olgular söz konusu. Hatta hakikaten de uzaylılar bizi izliyor olsun, fark etmez. Bu cismi tanımlayamamak, iki gözlü, küçük burunlu, uzun kollu, ince parmaklı yaratıkların varlığını ispatlamaz. Belirsiz deliller, belirli sonuçlara çekilemezler. Lakin, ufologlar sürekli “zaten deliller” olduğunu söyleyip duruyorlar. Bu delillerin başında elbette, çekildiği iddia edilen uçan daire fotoğrafları var. Fotoğrafların öyküsü ilginç: 1950’lere kadar uzaylı araçları betimlemeleri çeşitli. Daha çok puro olarak tasvir ediliyor (kanatsız uçak formuna benzediği için olsa gerek). Lakin 1950’de Kenneth Arnold adlı ABD Hava Kuvvetleri pilotu, bir radyo programında bir defasında rastladığı garip cisimleri aktarırken “sanki suyun üzerine fırlatılmış tabaklar gibi deviniyordu” demiştir. Yani cisimlerin tabağa benzediğini değil, cisimlerin hareketinin suya fırlatılmış tabaklar gibi olduğunu… Ancak gazeteler söylemi yanlış anlar ve cismin “uçan dairelere” benzediğini söyler. Arnold bu açıklamayı düzeltir ve gazeteleri eleştirir, ama artık çok geçtir: O günden bu yana UFO tasvirleri daireye döner. Hollywood’un da yardımıyla bu anlayış yerleşir. Sadece bu dönüşüm bile, bir sözde gerçekliğin nasıl yaratıldığını göstermeye yeter. Fotoğraflarla ilgili bir başka makul şüphe de, günümüz kayıt teknolojilerindeki veya haberleşme imkânlarındaki gelişmeye karşın, UFO vakalarındaki durağanlık hatta gerilemedir. Bugün elinde fotoğraf makinesiyle gezen insan sayısı, elli yıl öncesine göre yüz binlerce kat arttı. Çekilen fotoğraf sayısı milyarlarca kez artmış olmalı… Ancak kazara objektife takılan, ya da aniden bir tarlada, yolda, balkonda mehtaplı bir gecede karşılan uçan dairelerin fotoğraflarında aynı oradan artış olmaması kafa karıştırıcı… Aynı oran devam etseydi, her gün Twitter’da fenomen olan bir tane görebilirdik diye düşünüyorum. Eğer bizi ziyaret etmekten vazgeçmedilerse… “Uzaylılar beni kaçırdı!” Delil olarak sunulanlar arasında uzaylılar tarafından kaçırıldığını iddia edenlerin deneyimleri de var. Esasında insanların deneyimleri gerçek bir delil olmaktan uzaktır: Hepimiz yanılırız, rüya görürüz, korkarız, sanrılar uydururuz. Gerçek bir deneyimle, hayali bir deneyimi birbirinden nasıl ayırt edebiliriz? Öncelikle açıklamaların tutarlılığına bakarak… Örneğin kaçırıldığını iddia eden biri, uzaylılar tarafından ameliyat edildiğini de söylüyor. Ameliyat ortamını tarif etmesi istendiğinde, dünyadaki ameliyathanelerden farklı bir yer tarif edemiyor. Yıldızları aşıp gelen bir uygarlıktan daha gelişmiş bir tıp bekliyoruz oysa… Beklentimiz tek başına yeterli bir karşı delil olamaz tabii; belki yıldızları aşmalarına rağmen, tıp konusunda benzer teknolojiler kullanıyoruzdur&#8230; Lakin bu deneyimlerin bazısı sözlü olsa da genelde hipnoz altında alınıyor ve işin aslı hipnoz hiç de güvenilir değildir. ABD’de yapılan bir araştırmada, UFO takıntısı olmayan sekiz deneğe doktor tarafından hipnoz uygulanıp “uzaylılar tarafından kaçırıldığı” telkin edilmiş, deneklerden deneyimlerini anlatmaları istenmiş. Deneklerin uydurduğu deneyimler, gerçekten yaşadığını iddia edenlerinkiyle hemen hemen aynı çıkmış; ama zaten ameliyathane tarifini, hipnozun güvenilirliğini filan bir kenara bırakalım: Sırf Ahmet dedi, Ayşe dedi, Mehmet dedi diye, böylesine büyük bir iddiaya, hemen ve sorgulamadan inanacak mıyız? Niçin insanlar böyle çılgın şeyler yapıyorlar dersiniz? Belki gerçekten de çok inanıyorlar ve halüsinasyon, rüya ya da delüzyon görüyorlar. Belki de kendilerini böyle bir deneyim yaşadıklarına ikna ediyorlar. Belki de sadece sahtekârlar. Carl Sagan, bu yazıda da faydalandığım ve konunun ilgililerinin mutlaka okumasını tavsiye ettiğim “Karanlık bir Dünya’da Bilimin Mum Işığı” adlı kitabında, ortaçağdaki Meryem görme öyküleriyle, UFO görme ve kaçırılma öykülerinin arasındaki benzerliğe dikkat çekiyor ve uzaylıların Meryem’in yerini almış olabileceğini söylüyor. Yeni efsane ihtiyacı Muhtemelen, sanayi devriminden sonra giderek sekülerleşen hayatta, yeni modern mitlere ihtiyaç doğdu. İnsanoğlunun uzayı bizzat giderek keşfetmeye başladığı, ikinci dünya savaşını yeni atlattığı ve soğuk savaşla çalkalandığı yıllarda da bu modern mit, kurtarıcı uzaylı dostlar ya da istilacı yaratıklar üzerine kuruldu. Öyle ki; şu filmlere de konu olan meşhur “tarla izleri”, İngiliz iki şakacının işi olmasına rağmen tüm Dünya’da hızla yayıldı (tıpkı Arnold’un uçan daire miti gibi) ve kısa bir sürede dünyada karşılaşılan tarla izlerinin sayıları binleri buldu. 1991 yılında şakacı ikili yıllardır tarlalara şekiller çizdiklerini itiraf etmelerine ve nasıl yaptıklarını açıkça göstermelerine rağmen hâlâ TV’lere çıkıp “tarlarlarda izler var” diyenleri görmek üzücü. Delil olduğu iddia edilen bu şeylere itiraz edildiği zaman, ufologlar itirazcıları “uzaylı teması” gerçeğini saklamak isteyen büyük devletlerin kuklası olmakla suçluyorlar. Yani yıllarını uzayı araştırmaya, dinlemeye, keşfetmeye adayan bilim insanlarının insanlık tarihinin en büyük keşfini saklayabileceğini düşünüyorlar. Tıpkı diğer sözdebilimciler, yani astrologlar, homeopatlar, şifacılar gibi, daha güvenilir kanıtlar bulmak yerine, kendi delillerini sorgulayanları karalamaya çalışıyorlar…  Halbuki, bu keşfi yapmayı en çok onlar istiyor olmalı değil mi? Kim istemez ki böyle bir keşifle anılmayı? Tevfik Uyar / @tevfik_uyar</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/uzayli-iddialarina-kuskucu-bakis">Uzaylı iddialarına kuşkucu bakış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir sözdebilim olan Ufoloji, kelime anlamıyla “UFO bilimi” demek… Bu alanla uğraşanlar da ufolog olarak tanıtıyor kendini. Sonunda “loji” olduğu için bilimsel veya yöntemli bir çalışma alanı havası yaratsa da öyle değil. Kelime anlamına bakarak beklediğimiz şey, bu insanların “tanımlanamayan uçan cisimler” konusunda uzman olmaları. Oysa böyle bir şey değil de, daha çok anneannemin antika gümüşlüğünün havada çekilen fotoğrafına dahi prim verip onu “uçan daire” olarak değerlendirme işi gibi görünüyor.</p>
<p>Pek çok ufoloğun ortak özelliği, uzaylıların veya uçan dairelerin varlığına kanıt olarak sunulan fotoğraf, görüntü veya belgeleri, hiçbir eleştirel düşünce süzgecinden geçirmeden ve sorgulamadan kabul etmeleri, tanımlanamayan her nesneyi uzaylıların ziyaretine bağlıyor olmaları.</p>
<p><strong>Temel bir ilke</strong></p>
<p>Öncelikle şu mantık ilkesini bir kenara koyalım: <em>Uçan bir cismin tanımlanamaması, o cismin tanımlanamadığı anlamına gelir. Uzaylıların varlığı anlamına değil…</em></p>
<p>Atmosferde çok çeşitli fenomenler gerçekleşiyor. Pek çok casus uçak, yanarak düşen uydu, atmosfere giren meteor veya belki de bilmediğimiz olgular söz konusu. Hatta hakikaten de uzaylılar bizi izliyor olsun, fark etmez. Bu cismi tanımlayamamak, iki gözlü, küçük burunlu, uzun kollu, ince parmaklı yaratıkların varlığını ispatlamaz. Belirsiz deliller, belirli sonuçlara çekilemezler.</p>
<p>Lakin, ufologlar sürekli “zaten deliller” olduğunu söyleyip duruyorlar. Bu delillerin başında elbette, çekildiği iddia edilen uçan daire fotoğrafları var.</p>
<p><strong>Fotoğrafların öyküsü ilginç</strong>: 1950’lere kadar uzaylı araçları betimlemeleri çeşitli. Daha çok puro olarak tasvir ediliyor (kanatsız uçak formuna benzediği için olsa gerek). Lakin 1950’de <strong>Kenneth Arnold</strong> adlı ABD Hava Kuvvetleri pilotu, bir radyo programında bir defasında rastladığı garip cisimleri aktarırken “sanki suyun üzerine fırlatılmış tabaklar gibi deviniyordu” demiştir. Yani cisimlerin tabağa benzediğini değil, cisimlerin hareketinin suya fırlatılmış tabaklar gibi olduğunu…</p>
<p>Ancak gazeteler söylemi yanlış anlar ve cismin “uçan dairelere” benzediğini söyler. Arnold bu açıklamayı düzeltir ve gazeteleri eleştirir, ama artık çok geçtir: O günden bu yana UFO tasvirleri daireye döner. Hollywood’un da yardımıyla bu anlayış yerleşir. Sadece bu dönüşüm bile, bir sözde gerçekliğin nasıl yaratıldığını göstermeye yeter.</p>
<p><strong>Fotoğraflarla ilgili bir başka makul şüphe de</strong>, günümüz kayıt teknolojilerindeki veya haberleşme imkânlarındaki gelişmeye karşın, UFO vakalarındaki durağanlık hatta gerilemedir. Bugün elinde fotoğraf makinesiyle gezen insan sayısı, elli yıl öncesine göre yüz binlerce kat arttı. Çekilen fotoğraf sayısı milyarlarca kez artmış olmalı… Ancak kazara objektife takılan, ya da aniden bir tarlada, yolda, balkonda mehtaplı bir gecede karşılan uçan dairelerin fotoğraflarında aynı oradan artış olmaması kafa karıştırıcı… Aynı oran devam etseydi, her gün Twitter’da fenomen olan bir tane görebilirdik diye düşünüyorum. Eğer bizi ziyaret etmekten vazgeçmedilerse…</p>
<p><strong>“Uzaylılar beni kaçırdı!”</strong></p>
<p>Delil olarak sunulanlar arasında uzaylılar tarafından kaçırıldığını iddia edenlerin deneyimleri de var. Esasında insanların deneyimleri gerçek bir delil olmaktan uzaktır: Hepimiz yanılırız, rüya görürüz, korkarız, sanrılar uydururuz. Gerçek bir deneyimle, hayali bir deneyimi birbirinden nasıl ayırt edebiliriz? Öncelikle açıklamaların tutarlılığına bakarak…</p>
<p>Örneğin kaçırıldığını iddia eden biri, uzaylılar tarafından ameliyat edildiğini de söylüyor. Ameliyat ortamını tarif etmesi istendiğinde, dünyadaki ameliyathanelerden farklı bir yer tarif edemiyor. Yıldızları aşıp gelen bir uygarlıktan daha gelişmiş bir tıp bekliyoruz oysa… Beklentimiz tek başına yeterli bir karşı delil olamaz tabii; belki yıldızları aşmalarına rağmen, tıp konusunda benzer teknolojiler kullanıyoruzdur&#8230; Lakin bu deneyimlerin bazısı sözlü olsa da genelde hipnoz altında alınıyor ve işin aslı hipnoz hiç de güvenilir değildir.</p>
<p>ABD’de yapılan bir araştırmada, UFO takıntısı olmayan sekiz deneğe doktor tarafından hipnoz uygulanıp “uzaylılar tarafından kaçırıldığı” telkin edilmiş, deneklerden deneyimlerini anlatmaları istenmiş. Deneklerin uydurduğu deneyimler, gerçekten yaşadığını iddia edenlerinkiyle hemen hemen aynı çıkmış; ama zaten ameliyathane tarifini, hipnozun güvenilirliğini filan bir kenara bırakalım: Sırf Ahmet dedi, Ayşe dedi, Mehmet dedi diye, böylesine büyük bir iddiaya, hemen ve sorgulamadan inanacak mıyız?</p>
<p>Niçin insanlar böyle çılgın şeyler yapıyorlar dersiniz? Belki gerçekten de çok inanıyorlar ve halüsinasyon, rüya ya da delüzyon görüyorlar. Belki de kendilerini böyle bir deneyim yaşadıklarına ikna ediyorlar. Belki de sadece sahtekârlar. Carl Sagan, bu yazıda da faydalandığım ve konunun ilgililerinin mutlaka okumasını tavsiye ettiğim “Karanlık bir Dünya’da Bilimin Mum Işığı” adlı kitabında, ortaçağdaki Meryem görme öyküleriyle, UFO görme ve kaçırılma öykülerinin arasındaki benzerliğe dikkat çekiyor ve uzaylıların Meryem’in yerini almış olabileceğini söylüyor.</p>
<p><strong>Yeni efsane ihtiyacı</strong></p>
<p>Muhtemelen, sanayi devriminden sonra giderek sekülerleşen hayatta, yeni modern mitlere ihtiyaç doğdu. İnsanoğlunun uzayı bizzat giderek keşfetmeye başladığı, ikinci dünya savaşını yeni atlattığı ve soğuk savaşla çalkalandığı yıllarda da bu modern mit, kurtarıcı uzaylı dostlar ya da istilacı yaratıklar üzerine kuruldu. Öyle ki; şu filmlere de konu olan meşhur “tarla izleri”, İngiliz iki şakacının işi olmasına rağmen tüm Dünya’da hızla yayıldı (tıpkı Arnold’un uçan daire miti gibi) ve kısa bir sürede dünyada karşılaşılan tarla izlerinin sayıları binleri buldu. 1991 yılında şakacı ikili yıllardır tarlalara şekiller çizdiklerini itiraf etmelerine ve nasıl yaptıklarını açıkça göstermelerine rağmen hâlâ TV’lere çıkıp “tarlarlarda izler var” diyenleri görmek üzücü.</p>
<p>Delil olduğu iddia edilen bu şeylere itiraz edildiği zaman, ufologlar itirazcıları “uzaylı teması” gerçeğini saklamak isteyen büyük devletlerin kuklası olmakla suçluyorlar. Yani yıllarını uzayı araştırmaya, dinlemeye, keşfetmeye adayan bilim insanlarının insanlık tarihinin en büyük keşfini saklayabileceğini düşünüyorlar. Tıpkı diğer sözdebilimciler, yani astrologlar, homeopatlar, şifacılar gibi, daha güvenilir kanıtlar bulmak yerine, kendi delillerini sorgulayanları karalamaya çalışıyorlar…  Halbuki, bu keşfi yapmayı en çok onlar istiyor olmalı değil mi?</p>
<p>Kim istemez ki böyle bir keşifle anılmayı?</p>
<p><strong>Tevfik Uyar / <a href="http://twitter.com/tevfik_uyar" target="_blank" rel="noopener noreferrer">@tevfik_uyar</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/uzayli-iddialarina-kuskucu-bakis">Uzaylı iddialarına kuşkucu bakış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6498</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uzaylılar geldiyse mertçe çıksınlar ortaya!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/uzaylilar-geldiyse-mertce-ciksinlar-ortaya</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cem Say]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 May 2017 14:07:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cem Say]]></category>
		<category><![CDATA[carl sagan]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[güneş sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[insansız hava aracı]]></category>
		<category><![CDATA[ışık yılı]]></category>
		<category><![CDATA[ötegezegen]]></category>
		<category><![CDATA[ufo]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<category><![CDATA[uzay gemisi]]></category>
		<category><![CDATA[uzaylı]]></category>
		<category><![CDATA[uzaylılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6490</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bir an için gerçekten uzaylıların geldiğini, UFO gözlemlerinin açıklamasının bu olduğunu düşünün. Gelin bu düşüncenin sonuçlarını inceleyelim. Bir kere, nereden geliyorlar? Malum, diyanet işleri veya saray yapımı gibi masrafları olmayan ülkeler Güneş Sistemi’nde bilinen tüm gezegenlere ve yaşamın evrilebileceği düşünülen kimi uydulara uzay araçları gönderdi. Hiç birinde bırakın uzay üssüne benzer bir manzara görülmesini, henüz en basitinden bir yaşam formu bile tespit edilmedi. Kendi dünyalarındaki varlıklarını bu kadar iyi saklayabilen yaratıklar neden buraya gelince kamuflajı düşürüyorlar? Ama son yıllarda baş döndürücü hızda keşfedilmeye başlanan başka yıldızların gezegenleri, “ötegezegen”ler var. Belki de ziyaretçilerimiz oralardandır, olamaz mı? Uzak, çok uzak Bu fikirdeki sorun şu: Mesafe arttıkça yolculuk zorlaşıyor. Biz insanların bugüne dek geliştirdiği en gerçekçi yıldızlararası keşif projesi geçen Nisan’da açıklandı ve Güneş’e en yakın yıldıza, 4 ışık yılı uzaklıktaki Alfa Erboğa’ya 3 gramlık (yanlış okumadınız, 3 gramlık) minik sondalar göndermeyi öngörüyor. Neden mi? O mesafeyi tam 20 yılda kat edebilecek hızı sadece bu hafiflikteki cisimlere verebilecek enerjimiz var! Dünya üstündeki bir lazer kaynağınca ışık hızının beşte biriyle uçacak şekilde “tekmelenerek” yola çıkacak olan bu sondacıkların fren yapma imkanı olmayacak, çünkü uzayda hızlanmak için ne kadar enerji harcarsanız yavaşlamak için de o kadarını harcamanız gerekir, ve zavallıcıkların öyle bir yakıt deposuna sahip olmaları söz konusu değil. Komşu yıldızın yanından yıldırım gibi geçip giderken gezegenleri var mı diye şöyle çabuk bir çekim yapıp bize yollamaları planlanıyor, o kadar. (Pek muhtemel değil ama orada birileri varsa ve bizim sondalar o hızla onlara çarparsa bu nasıl bir mesaj olarak algılanabilir, onu da siz düşünün.) Demem o ki, hemen oralarda, 4-5 ışık yılı ötede bundan 20 yıl önce bizden diyelim 50 yıl ileride bir uygarlık vardıysa eğer, bize gönderebilecekleri araçların öyle atmosferimize girip uçakları takip edebilecek, şehirlerin üzerinde havada asılı durup manevralar yapabilecek şeyler değil, frene basmadan vınn diye geçip giden “nanogemiler” olması daha makul görünüyor. Yani “UFOlar gerçek!” varsayımını bilimle bağdaştırmaya çalıştığımızda bu ziyaretçilerin bizden öyle biraz değil, çok çok daha ileri bir uygarlıktan gelmiş olması gerekeceği sonucuna varıyoruz. Ya çok daha uzun mesafeleri büyük araçlarla hızlı kat edebilecek ve sonra durabilecek kadar enerjileri var, ya da uzun yolculuklardan sıkılmayacak sabırları. (Aslında insanlığın deneyiminden de görüldüğü gibi, böyle yollara kişinin kendi gitmesindense robot temsilciler yollaması daha ucuz ve güvenli.) O kadar da uzak değil Ama mesafeyle ilgili bir kısıt daha var. Bu yabancıların Dünya’da (eğer buna uygarlık denirse) bir uygarlık olduğundan haberdar olup “bir inceleyelim hele” diye geldiklerini düşünürsek, evlerinin fazla da uzakta olmaması gerekiyor. Neden derseniz, bizim gezegende zekâ ürünü bir şeyler olduğuna dair uzaktan görülebilecek ilk emare 1936 yılında aslında istemeden uzaya yaymaya başladığımız televizyon yayınları idi. Hem bu yayınlar, hem de (fiziği gerçekten yanlış bilmiyorsak) uzaylı ziyaretçilerimiz ışıktan hızlı gidemeyeceklerine göre, bizi bu şekilde fark edip gelmişler ise (ki bu olağanüstü derecede zayıflamış TV sinyalini alıp, onu görüntüye nasıl çevireceklerini “insanüstü” şekilde anında keşfedip, sonra da hemen ışığınkine yakın hızlara çıkıp inebilen uzay gemilerine atlayıp yola çıkmış olmalarını gerektiriyor!) taş çatlasa 40 ışık yılı uzaklıkta “oturuyor” olmaları gerekir, bu da gökadamızın çok küçük bir bölümüne denk geliyor. Uygarlığı bırakın, hayatın bu denli küçük bir hacimde iki farklı noktada evrilmesi ne kadar olasıdır, bilemiyoruz. Ve daha neden o kadar yolu geldikten sonra kendilerini tanıtmadıklarını, dostça veya düşmanca bir şeyler yapmayıp sadece kimi pilotların kafasını karıştırmakla yetindiklerini sormadık bile! Size de bu hikaye giderek tuhaflaşıyor gibi gelmiyor mu? Mantıklı açıklama Son zamanlarda neden UFO haberlerinde artış var? Bir yığın basit sebebi olabilir. Eskiden İnsansız Hava Aracı denen şeyler yoktu mesela. Şimdi ortalıkta cirit atıyorlar. Komşu ülkelerde savaşlar sürüyor, ne idüğü belirsiz uçaklar hem oralarda, hem de maalesef sınırın bu yanında arz-ı endam ediyor. Havadaki kalabalığın artması hem masumane “aa, UFO gördüm!” raporlarında artışa yol açabilir, hem de esas sebebin bilinmesini istemeyen otoritelerin kamuoyunda bu türden bir kafa karışıklığından medet umması söz konusu olabilir. (SSCB döneminde gizli tutulması istenen uydu fırlatmalarından sonra böyle söylentiler çıkardı.) Başka uygarlıkların uzay gemilerinin yakın ya da uzak geçmişte dünyamızı ziyaret ettiğine inanmıyorum. Bu gibi durumlarda pirimiz Carl Sagan’ın meşhur “Olağanüstü iddialar olağanüstü deliller gerektirir” düsturunu esas alırım. Bu kadar şaşırtıcı bir şeye inanabilmem için tanımadığım birilerinin tanıklıkları, sahtesi de yapılabilecek görüntü kayıtları vs. yetmez. Uzaylı istilası gerektirmeyen alternatif açıklamalar bana daha akla yakın geldiğinden onların teker teker çürütülmesini şart koşarım. Size de aynısını tavsiye ederim. Cem Say / sayster@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/uzaylilar-geldiyse-mertce-ciksinlar-ortaya">Uzaylılar geldiyse mertçe çıksınlar ortaya!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bir an için gerçekten uzaylıların geldiğini, UFO gözlemlerinin açıklamasının bu olduğunu düşünün. Gelin bu düşüncenin sonuçlarını inceleyelim.</strong></p>
<p>Bir kere, nereden geliyorlar? Malum, diyanet işleri veya saray yapımı gibi masrafları olmayan ülkeler Güneş Sistemi’nde bilinen tüm gezegenlere ve yaşamın evrilebileceği düşünülen kimi uydulara uzay araçları gönderdi. Hiç birinde bırakın uzay üssüne benzer bir manzara görülmesini, henüz en basitinden bir yaşam formu bile tespit edilmedi. Kendi dünyalarındaki varlıklarını bu kadar iyi saklayabilen yaratıklar neden buraya gelince kamuflajı düşürüyorlar?</p>
<p>Ama son yıllarda baş döndürücü hızda keşfedilmeye başlanan başka yıldızların gezegenleri, “ötegezegen”ler var. Belki de ziyaretçilerimiz oralardandır, olamaz mı?</p>
<p><strong>Uzak, çok uzak</strong></p>
<p>Bu fikirdeki sorun şu: Mesafe arttıkça yolculuk zorlaşıyor. Biz insanların bugüne dek geliştirdiği en gerçekçi yıldızlararası keşif projesi geçen Nisan’da açıklandı ve Güneş’e en yakın yıldıza, 4 ışık yılı uzaklıktaki Alfa Erboğa’ya 3 gramlık (yanlış okumadınız, 3 gramlık) minik sondalar göndermeyi öngörüyor. Neden mi? O mesafeyi tam 20 yılda kat edebilecek hızı sadece bu hafiflikteki cisimlere verebilecek enerjimiz var!</p>
<p>Dünya üstündeki bir lazer kaynağınca ışık hızının beşte biriyle uçacak şekilde “tekmelenerek” yola çıkacak olan bu sondacıkların fren yapma imkanı olmayacak, çünkü uzayda hızlanmak için ne kadar enerji harcarsanız yavaşlamak için de o kadarını harcamanız gerekir, ve zavallıcıkların öyle bir yakıt deposuna sahip olmaları söz konusu değil. Komşu yıldızın yanından yıldırım gibi geçip giderken gezegenleri var mı diye şöyle çabuk bir çekim yapıp bize yollamaları planlanıyor, o kadar. (Pek muhtemel değil ama orada birileri varsa ve bizim sondalar o hızla onlara çarparsa bu nasıl bir mesaj olarak algılanabilir, onu da siz düşünün.)</p>
<p>Demem o ki, hemen oralarda, 4-5 ışık yılı ötede bundan 20 yıl önce bizden diyelim 50 yıl ileride bir uygarlık vardıysa eğer, bize gönderebilecekleri araçların öyle atmosferimize girip uçakları takip edebilecek, şehirlerin üzerinde havada asılı durup manevralar yapabilecek şeyler değil, frene basmadan vınn diye geçip giden “nanogemiler” olması daha makul görünüyor.</p>
<p>Yani “UFOlar gerçek!” varsayımını bilimle bağdaştırmaya çalıştığımızda bu ziyaretçilerin bizden öyle biraz değil, çok çok daha ileri bir uygarlıktan gelmiş olması gerekeceği sonucuna varıyoruz. Ya çok daha uzun mesafeleri büyük araçlarla hızlı kat edebilecek ve sonra durabilecek kadar enerjileri var, ya da uzun yolculuklardan sıkılmayacak sabırları. (Aslında insanlığın deneyiminden de görüldüğü gibi, böyle yollara kişinin kendi gitmesindense robot temsilciler yollaması daha ucuz ve güvenli.)</p>
<p><strong>O kadar da uzak değil</strong></p>
<p>Ama mesafeyle ilgili bir kısıt daha var. Bu yabancıların Dünya’da (eğer buna uygarlık denirse) bir uygarlık olduğundan haberdar olup “bir inceleyelim hele” diye geldiklerini düşünürsek, evlerinin fazla da uzakta olmaması gerekiyor. Neden derseniz, bizim gezegende zekâ ürünü bir şeyler olduğuna dair uzaktan görülebilecek ilk emare 1936 yılında aslında istemeden uzaya yaymaya başladığımız televizyon yayınları idi. Hem bu yayınlar, hem de (fiziği gerçekten yanlış bilmiyorsak) uzaylı ziyaretçilerimiz ışıktan hızlı gidemeyeceklerine göre, bizi bu şekilde fark edip gelmişler ise (ki bu olağanüstü derecede zayıflamış TV sinyalini alıp, onu görüntüye nasıl çevireceklerini “insanüstü” şekilde anında keşfedip, sonra da hemen ışığınkine yakın hızlara çıkıp inebilen uzay gemilerine atlayıp yola çıkmış olmalarını gerektiriyor!) taş çatlasa 40 ışık yılı uzaklıkta “oturuyor” olmaları gerekir, bu da gökadamızın çok küçük bir bölümüne denk geliyor. Uygarlığı bırakın, hayatın bu denli küçük bir hacimde iki farklı noktada evrilmesi ne kadar olasıdır, bilemiyoruz.</p>
<p>Ve daha neden o kadar yolu geldikten sonra kendilerini tanıtmadıklarını, dostça veya düşmanca bir şeyler yapmayıp sadece kimi pilotların kafasını karıştırmakla yetindiklerini sormadık bile! Size de bu hikaye giderek tuhaflaşıyor gibi gelmiyor mu?</p>
<p><strong>Mantıklı açıklama</strong></p>
<p>Son zamanlarda neden UFO haberlerinde artış var? Bir yığın basit sebebi olabilir. Eskiden İnsansız Hava Aracı denen şeyler yoktu mesela. Şimdi ortalıkta cirit atıyorlar. Komşu ülkelerde savaşlar sürüyor, ne idüğü belirsiz uçaklar hem oralarda, hem de maalesef sınırın bu yanında arz-ı endam ediyor. Havadaki kalabalığın artması hem masumane “aa, UFO gördüm!” raporlarında artışa yol açabilir, hem de esas sebebin bilinmesini istemeyen otoritelerin kamuoyunda bu türden bir kafa karışıklığından medet umması söz konusu olabilir. (SSCB döneminde gizli tutulması istenen uydu fırlatmalarından sonra böyle söylentiler çıkardı.)</p>
<p>Başka uygarlıkların uzay gemilerinin yakın ya da uzak geçmişte dünyamızı ziyaret ettiğine inanmıyorum. Bu gibi durumlarda pirimiz Carl Sagan’ın meşhur “Olağanüstü iddialar olağanüstü deliller gerektirir” düsturunu esas alırım. Bu kadar şaşırtıcı bir şeye inanabilmem için tanımadığım birilerinin tanıklıkları, sahtesi de yapılabilecek görüntü kayıtları vs. yetmez. Uzaylı istilası gerektirmeyen alternatif açıklamalar bana daha akla yakın geldiğinden onların teker teker çürütülmesini şart koşarım. Size de aynısını tavsiye ederim.</p>
<p><strong>Cem Say /</strong> <a href="mailto:sayster@gmail.com"><strong>sayster@gmail.com</strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/uzaylilar-geldiyse-mertce-ciksinlar-ortaya">Uzaylılar geldiyse mertçe çıksınlar ortaya!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6490</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
