<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>uzaylılar arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/uzaylilar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/uzaylilar</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 08 Nov 2019 13:59:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>200.000 yıllık yeni ortak atamız ve torunları</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/200-000-yillik-yeni-ortak-atamiz-ve-torunlari</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Nov 2019 14:00:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[afrika]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik direnci]]></category>
		<category><![CDATA[atalarımız]]></category>
		<category><![CDATA[bilinç]]></category>
		<category><![CDATA[glüten]]></category>
		<category><![CDATA[göbeklitepe]]></category>
		<category><![CDATA[kellik tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[köpek]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[uzaylılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15823</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanın tam olarak nereden geldiği ve bu kökenin hangi zamana dayandığı konusunda çeşitli tartışmalar söz konusu. Son araştırmaya göre, insanlığın ana kökleri 200.000 yıl öncesine ve Afrika&#8217;nın güneyindeki bir bölgeye dayanıyor. Bir tür kalıtsal DNA türündeki varyasyonları inceleyen bilim insanları, Homo sapiens&#8217;in Afrika’nın güneyinde, Botsvana&#8217;da ortaya çıktığı sonucuna varıyor. Araştırma, tartışmaları da beraberinde getiriyor. Söz konusu araştırma, insanın kökeni hakkında bildiklerimizden çok bilinemeyenlerin altını çiziyor. Öğrenmeye hazırsanız sizi orta sayfamızda bekliyor. İlginç tartışmalarıyla birlikte! Bilim, ilk olarak bilim kurgu filmlerinde görebileceğimiz birçok hayali gerçeğe dönüştürüyor. Bunlardan biri de “ısmarlama” bebek. Kulağa pek de hoş gelmeyen bu olasılığa yönelik bir haberle başlıyoruz bu sayımıza. Ve İnsan Beyninin 8 Harikası serisi de devam ediyor: Bilinç nedir? Nilgün Özbaşaran Dede, bilim dünyasındaki son gelişmeleri derledi. Çölyak hastaları için bir umut ışığı, Rusya’da bulunan en iyi korunagelmiş Tetrapod fosili ve Pine adası buzulundaki yeni çatlaklar gibi önemli haber ve gelişmeler, Araştırma Gündemi’nde sizi bekliyor. Belki de evrende başka akıllı yaşam yok! Bu sayımızda karşılaşacağınız ilginç içeriklerden biri de evrende bizden başka akıllı yaşamın olup olmadığı tartışması. Evrim bilimciler bu tartışmaya, “Zekâ, doğal seçilimin olası bir sonucu mu yoksa bir rastlantının eseri mi?” ikilemi üzerinden yaklaşıyor. Reyhan Oksay sizin için derledi. Beslenmeye her zaman olduğu gibi bilimin penceresinden yaklaşmaya devam ediyoruz. Tam anlamıyla bir C Vitamini deposu olan dutla ilgili bilmediğiniz çok şey öğreneceksiniz. Monomat mı, polimat mı? Robert Twigger’ın zihin açıcı yazısını Lara Meltem Bilikmen’in çevirisiyle sunuyoruz: En iyi işi, zihnimizi birden fazla alanda kullandığımızda mı çıkarırız? Bir başka deyişle, uzmanlık mı yoksa çok yönlü hezarfenlik mi? Yazarımız Tanol Türkoğlu, Dijital Kültür köşesinde Google’ın üç dakika 20 saniyede gerçekleştirdiği işlem üzerinden kuantum üstünlüğünü gündemine alıyor. Her hafta olduğu gibi bu haftaki Grafik Bilgi içeriğimiz de ilgi çekici ve bilgilendirici: Türkiye, sürdürülebilir enerji politikaları açısından vasat seviyede! İstanbul’a gelen Prof. Jeffrey Sachs’ı dinleyen Yayın Yönetmenimiz Özlem Yüzak’ın izlenimlerini, “Sorunların çözümü: Düşünen bir toplum yaratmakla sağlanabilir mi?” yazısında bulacaksınız. Özlem Yüzak, ayrıca, Aromsa Genel Müdürü ve Kurucusu Murat Yasa ile söyleşi yaptı: Aromsa, Türkiye’nin en fazla AR-GE harcaması yapan şirketleri arasında, ayrıca en iyi yönetilen model bir şirket ödülüne sahip… İşin sırrı söyleşide. Yazarımız Müfit Akyos ise Politik Bilim’de demokrasi, katılım, karar ve söz hakkı meselelerine eğilerek demokratik yeniliğe uluslararası örnekler veriyor. Yeni nesil dijital ve analitik şirketi SabancıDx’in yeni hamlesine de bakış atıyoruz. Murat Altaş, SabancıDx dijital kampüsü ziyaret etti. Atatürk ve bilim İstanbul Kültür Üniversitesi BST Destek Grubu Müdürü Ufuk Dikme, Atatürk ve Bilim başlıklı yazısında, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmanın yolunu bir kere daha hatırlatıyor. Ahmet Yavuz ise AY Işığı&#8217;nda Mustafa Kemal’in Suriye tasavvurunu gündemine alıyor. İlgiyle okunan Güncel Tıp köşesinde Mustafa Çetiner ise son dönemde fazlasıyla gündeme gelen glütensiz yaşamla ilgili düşüncelerini dile getirmek üzere “Glüten Çılgınlığı” yazı dizisine başladı. İlgiyle okuyacağınızı düşünüyoruz. Göbeklitepe’yi tanımak için… Oktay Kaynak, Göbeklitepe’nin anlaşılabilmesi için yanıtlanması gereken bazı sorular sorarak zihin açıcı bir okuma sunuyor. Göbeklitepe’nin sakladığı sırlar üzerine spekülatif düşünceler, koca bir tarihe bakışınızı değiştirebilir. Sadece bunlarla sınırlı kalmadık. Dergimizi içeriği yine dopdolu: Elektrikli şapka ile kelliğe çözüm haberi, saç kaybından mustarip okurlarımıza umut verecek. Bir başka haber olarak; insanlar yeni türler yaratma sürecinde köpeklerin sadece boyutlarını, şekillerini, renklerini ve davranışlarını değil beyinlerini de değiştirdi. Köpek evriminde insan etkisini ele alan yazı oldukça renkli. Tekno Vitrin köşesi, kullanıcılara yepyeni teknolojileri tanıtmaya devam ediyor: Dünyanın ilk su geçirmez kulaklığı, ortamdaki sesleri takip edebilmek için geliştirilen tek taraflı oyun kulaklığı ve bütçe dostu katlanabilir elektrikli bisiklet bunlardan yalnızca birkaçı. HBT, bilginin ve bilimin ışığında ilerliyor. Herkes için her hafta yeni, dopdolu ve anlaşılır bilim ve teknoloji içerikleri sunuyor. Bilginin yayılması ve ülkemizde bilim ve teknolojinin gelişmesi umuduyla. İyi okumalar. *** HBT Konferansları başlıyor “Merak: Bilimde, hayatta, öğrenimde” HBT’nin Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi ile birlikte, BAU Beşiktaş Yerleşkesi’nde düzenlediği konferanslar dizisi, 16 Kasım’da saat 17.00’de başlıyor. Ayrıntılı bilgi gelecek sayımızda.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/200-000-yillik-yeni-ortak-atamiz-ve-torunlari">200.000 yıllık yeni ortak atamız ve torunları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-15812" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/189-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/189-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/189-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/189.jpg 1654w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />İnsanın tam olarak nereden geldiği ve bu kökenin hangi zamana dayandığı konusunda çeşitli tartışmalar söz konusu. Son araştırmaya göre, insanlığın ana kökleri 200.000 yıl öncesine ve Afrika&#8217;nın güneyindeki bir bölgeye dayanıyor. Bir tür kalıtsal DNA türündeki varyasyonları inceleyen bilim insanları, Homo sapiens&#8217;in Afrika’nın güneyinde, Botsvana&#8217;da ortaya çıktığı sonucuna varıyor. Araştırma, tartışmaları da beraberinde getiriyor. Söz konusu araştırma, insanın kökeni hakkında bildiklerimizden çok bilinemeyenlerin altını çiziyor. Öğrenmeye hazırsanız sizi orta sayfamızda bekliyor. İlginç tartışmalarıyla birlikte!</p>
<p>Bilim, ilk olarak bilim kurgu filmlerinde görebileceğimiz birçok hayali gerçeğe dönüştürüyor. Bunlardan biri de “ısmarlama” bebek. Kulağa pek de hoş gelmeyen bu olasılığa yönelik bir haberle başlıyoruz bu sayımıza. Ve İnsan Beyninin 8 Harikası serisi de devam ediyor: Bilinç nedir?</p>
<p><strong>Nilgün Özbaşaran Dede</strong>, bilim dünyasındaki son gelişmeleri derledi. Çölyak hastaları için bir umut ışığı, Rusya’da bulunan en iyi korunagelmiş Tetrapod fosili ve Pine adası buzulundaki yeni çatlaklar gibi önemli haber ve gelişmeler, <strong>Araştırma Gündemi</strong>’nde sizi bekliyor.</p>
<p><strong>Belki de evrende başka akıllı yaşam yok!</strong></p>
<p>Bu sayımızda karşılaşacağınız ilginç içeriklerden biri de evrende bizden başka akıllı yaşamın olup olmadığı tartışması. Evrim bilimciler bu tartışmaya, “Zekâ, doğal seçilimin olası bir sonucu mu yoksa bir rastlantının eseri mi?” ikilemi üzerinden yaklaşıyor. <strong>Reyhan Oksay</strong> sizin için derledi.</p>
<p><strong>Beslenme</strong>ye her zaman olduğu gibi bilimin penceresinden yaklaşmaya devam ediyoruz. Tam anlamıyla bir C Vitamini deposu olan dutla ilgili bilmediğiniz çok şey öğreneceksiniz.</p>
<p>Monomat mı, polimat mı? <strong>Robert Twigger</strong>’ın zihin açıcı yazısını <strong>Lara Meltem Bilikmen</strong>’in çevirisiyle sunuyoruz: En iyi işi, zihnimizi birden fazla alanda kullandığımızda mı çıkarırız? Bir başka deyişle, uzmanlık mı yoksa çok yönlü hezarfenlik mi?</p>
<p>Yazarımız <strong>Tanol Türkoğlu</strong>, Dijital Kültür köşesinde Google’ın üç dakika 20 saniyede gerçekleştirdiği işlem üzerinden kuantum üstünlüğünü gündemine alıyor. Her hafta olduğu gibi bu haftaki <strong>Grafik Bilgi</strong> içeriğimiz de ilgi çekici ve bilgilendirici: Türkiye, sürdürülebilir enerji politikaları açısından vasat seviyede!</p>
<p>İstanbul’a gelen Prof. <strong>Jeffrey Sachs</strong>’ı dinleyen Yayın Yönetmenimiz <strong>Özlem Yüzak</strong>’ın izlenimlerini, “Sorunların çözümü: Düşünen bir toplum yaratmakla sağlanabilir mi?” yazısında bulacaksınız. Özlem Yüzak, ayrıca, Aromsa Genel Müdürü ve Kurucusu <strong>Murat Yasa</strong> ile söyleşi yaptı: Aromsa, Türkiye’nin en fazla AR-GE harcaması yapan şirketleri arasında, ayrıca en iyi yönetilen model bir şirket ödülüne sahip… İşin sırrı söyleşide.</p>
<p>Yazarımız <strong>Müfit Akyos</strong> ise Politik Bilim’de demokrasi, katılım, karar ve söz hakkı meselelerine eğilerek demokratik yeniliğe uluslararası örnekler veriyor. Yeni nesil dijital ve analitik şirketi SabancıDx’in yeni hamlesine de bakış atıyoruz. <strong>Murat Altaş</strong>, SabancıDx dijital kampüsü ziyaret etti.</p>
<p><strong>Atatürk ve bilim</strong></p>
<p><strong>İstanbul Kültür Üniversitesi</strong> BST Destek Grubu Müdürü <strong>Ufuk Dikme</strong>, Atatürk ve Bilim başlıklı yazısında, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmanın yolunu bir kere daha hatırlatıyor. <strong>Ahmet Yavuz</strong> ise AY Işığı&#8217;nda Mustafa Kemal’in Suriye tasavvurunu gündemine alıyor.</p>
<p>İlgiyle okunan Güncel Tıp köşesinde <strong>Mustafa Çetiner</strong> ise son dönemde fazlasıyla gündeme gelen glütensiz yaşamla ilgili düşüncelerini dile getirmek üzere “Glüten Çılgınlığı” yazı dizisine başladı. İlgiyle okuyacağınızı düşünüyoruz.</p>
<p><strong>Göbeklitepe’yi tanımak için…</strong></p>
<p><strong>Oktay Kaynak</strong>, Göbeklitepe’nin anlaşılabilmesi için yanıtlanması gereken bazı sorular sorarak zihin açıcı bir okuma sunuyor. Göbeklitepe’nin sakladığı sırlar üzerine spekülatif düşünceler, koca bir tarihe bakışınızı değiştirebilir.</p>
<p>Sadece bunlarla sınırlı kalmadık. Dergimizi içeriği yine dopdolu: Elektrikli şapka ile kelliğe çözüm haberi, saç kaybından mustarip okurlarımıza umut verecek. Bir başka haber olarak; insanlar yeni türler yaratma sürecinde köpeklerin sadece boyutlarını, şekillerini, renklerini ve davranışlarını değil beyinlerini de değiştirdi. Köpek evriminde insan etkisini ele alan yazı oldukça renkli.</p>
<p><strong>Tekno Vitrin</strong> köşesi, kullanıcılara yepyeni teknolojileri tanıtmaya devam ediyor: Dünyanın ilk su geçirmez kulaklığı, ortamdaki sesleri takip edebilmek için geliştirilen tek taraflı oyun kulaklığı ve bütçe dostu katlanabilir elektrikli bisiklet bunlardan yalnızca birkaçı.</p>
<p>HBT, bilginin ve bilimin ışığında ilerliyor. Herkes için her hafta yeni, dopdolu ve anlaşılır bilim ve teknoloji içerikleri sunuyor. Bilginin yayılması ve ülkemizde bilim ve teknolojinin gelişmesi umuduyla. İyi okumalar.</p>
<p>***</p>
<p><strong>HBT Konferansları başlıyor</strong></p>
<p><em><strong>“Merak: Bilimde, hayatta, öğrenimde”</strong></em></p>
<p>HBT’nin Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi ile birlikte, BAU Beşiktaş Yerleşkesi’nde düzenlediği konferanslar dizisi, 16 Kasım’da saat 17.00’de başlıyor. Ayrıntılı bilgi gelecek sayımızda.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/200-000-yillik-yeni-ortak-atamiz-ve-torunlari">200.000 yıllık yeni ortak atamız ve torunları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15823</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HBT Dergi 189. Sayı – 8 Kasım 2019</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-189-sayi-8-kasim-2019</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Nov 2019 12:29:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergi Sayıları]]></category>
		<category><![CDATA[afrika]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik direnci]]></category>
		<category><![CDATA[atalarımız]]></category>
		<category><![CDATA[bilinç]]></category>
		<category><![CDATA[glüten]]></category>
		<category><![CDATA[göbeklitepe]]></category>
		<category><![CDATA[kellik tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[köpek]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[uzaylılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15814</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ortak atamız 200.000 yıl önce Botsvana&#8217;da ortaya çıktı Büyük bir olasılıkla evrende yalnızız Gökbeklitepe&#8217;nin sakladığı sırlar üzerine &#8211; Oktay Kaynak Ismarlama bebek için henüz çok erken Kuantum üstünlüğü &#8211; Tanol Türkoğlu Dirençli mikroplara karşı yeni bir antibiyotik sınıfı İnsan beyninin 8 harikası: Bilinç nedir? İslam ülkeleri neden geri kaldı? &#8211; Doğan Kuban Düşünen bir toplum yaratmakla sorunlar çözülebilir mi? &#8211; Özlem Yüzak Demokratik yeniliğe örnekler &#8211; Müfit Akyos Aromsa: Doğayı bilimle birleştiriyoruz Yeni nesil teknoloji hamlesi: SabancıDx Dijital Kampüs Dut: Tam bir C vitamini deposu Glüten çılgınlığı (1) &#8211; Mustafa Çetiner İnsanın doğasından gelen hangisi: Tek alanda uzmanlaşmak mı, çok yönlü hezarfen olmak mı? Atatürk ve bilim &#8211; Ufuk Dikme M. Kemal&#8217;in Suriye tasavvuru üzerine &#8211; Ahmet Yavuz Elektrikli şapka ile kelliğe çözüm Köpek beyninin evriminde insan etkisi Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-189-sayi-8-kasim-2019">HBT Dergi 189. Sayı – 8 Kasım 2019</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-15812" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/189-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/189-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/189-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/189.jpg 1654w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Ortak atamız 200.000 yıl önce Botsvana&#8217;da ortaya çıktı<br />
Büyük bir olasılıkla evrende yalnızız<br />
Gökbeklitepe&#8217;nin sakladığı sırlar üzerine &#8211; Oktay Kaynak<br />
Ismarlama bebek için henüz çok erken<br />
Kuantum üstünlüğü &#8211; Tanol Türkoğlu<br />
Dirençli mikroplara karşı yeni bir antibiyotik sınıfı<br />
İnsan beyninin 8 harikası: Bilinç nedir?<br />
İslam ülkeleri neden geri kaldı? &#8211; Doğan Kuban<br />
Düşünen bir toplum yaratmakla sorunlar çözülebilir mi? &#8211; Özlem Yüzak<br />
Demokratik yeniliğe örnekler &#8211; Müfit Akyos<br />
Aromsa: Doğayı bilimle birleştiriyoruz<br />
Yeni nesil teknoloji hamlesi: SabancıDx Dijital Kampüs<br />
Dut: Tam bir C vitamini deposu<br />
Glüten çılgınlığı (1) &#8211; Mustafa Çetiner<br />
İnsanın doğasından gelen hangisi: Tek alanda uzmanlaşmak mı, çok yönlü hezarfen olmak mı?<br />
Atatürk ve bilim &#8211; Ufuk Dikme<br />
M. Kemal&#8217;in Suriye tasavvuru üzerine &#8211; Ahmet Yavuz<br />
Elektrikli şapka ile kelliğe çözüm<br />
Köpek beyninin evriminde insan etkisi</p>
<p><a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/1-abonelik">Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-189-sayi-8-kasim-2019">HBT Dergi 189. Sayı – 8 Kasım 2019</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15814</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nerede bu uzaylılar?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/nerede-bu-uzaylilar</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Sep 2019 12:26:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[uzaylılar]]></category>
		<category><![CDATA[yeni dünyalar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15218</guid>

					<description><![CDATA[<p>On yıllardan bu yana git gide daha büyük bir istekle evrende yalnız olmadığımızı gösterebilecek işaretler arıyoruz. Araştırma araçları Mars’ın yüzeyinden örnekler alarak inceliyor. Bilim insanları sıvı su barındırdığı sanılan Satürn’ün uydusu Enceladus ve Jüpiter’in uydusu Europa gibi umut verici noktalara görevler planlıyorlar. Uzay teleskopları, astronomlara ötegezegenlerin atmosferlerinde yaşamın kimyasal izlerini bulmak için yardımcı oluyor. Ve radyo astronomlar uzun bir süredir uzaylıların olası yayınlarını dinliyorlar. Şimdiye dek hiçbir şey bulamadık. Ya bu hep böyle kalırsa? Yüzyılın ortalarına dek güneş sistemindeki yaşama elverişli tüm yerleri gezdikten, yüz milyonlarca yıldızla radyo iletişimi kurduktan ve milyonlarca ötegezegeni gözlemledikten sonra tek bir yaşam kırıntısı bile bulamazsak ne olacak? Ne zaman pes edip, yalnız olduğumuzu kabul edeceğiz? Asla diyor aramaya katılanlar. Vazgeçme zamanının geleceğini hayal bile edemiyorum diyor NASA’nın astrobiyoloji programı müdürü Mary Voytek. “Diğer tüm yıldızların etrafındaki diğer tüm gezegenlerle, yaşamın herhangi bir yerde ortaya çıkmadığını düşünmek mümkün değil.” Bilindiği kadarıyla her biri aşağı yukarı 100 milyar yıldıza sahip, yaklaşık olarak 100 milyar galaksi var. Bu sayılar herhangi bir yerde umulmadık olayların bir yerlerde gerçekleşebileceğini düşündürmekte. Ve yaşamın kökenini bulmak da imkansız olmayabilir. Uzaylı arayışındaki başarısızlık, araştırmacıları, yöntemlerini ve varsayımlarını sorgulamaya itebilirse de hedeflerinin varlığından şüphe etmelerine yol açmayacaktır. Yaşamı nasıl tanımladığımız konusunda ayrıntılı bir şekilde düşünmeliyiz. Bu olay “Uzay Yolu”nda olduğu gibi yaşayan bir şey saptadığında tricorder cihazıyla bir ding sesi vermeye benzemez diyor Victoria Üniversitesi astronomu Jon Willis. Örneğin ötegezegenlerin atmosferlerindeki suya veya oksijene bakabiliriz, ama bu uzaydaki yaşamın bu moleküllere ihtiyacı olduğunu garantilemez. Yerötesi uygarlıkların radyo sinyallerini duyabiliriz ama onların daha iyi yöntemleri olmadığını kim söyleyebilir ki? Eğer bir ötegezegende yaşam varsa bile, tüm atmosferi değiştirebilecek yeterli sürece sahip olacağımızı da bilemeyiz. Günümüzdeki arayışlar sessizlikle sonuçlandığı taktirde araştırmacılar bir dahaki sefere daha iyi görebilmek için daha hassas yöntemler tasarlamak için çalışacaklardır. Elbette onlar hatalı olabilir. Belki de gerçekten tamamen yalnızızdır; şaşırtıcı ve olağanüstü bir şekilde bir defalığına oluşmuş yaşamın temsilcileriyizdir. Eğer böyleyse bilim insanları yaşamın kökeni için gerekli koşullarla ilgili fikirleri üzerinde yeniden düşünmeliler ve dünyayı eşsiz yapanın ne olduğunu da. Kaynak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/nerede-bu-uzaylilar">Nerede bu uzaylılar?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>On yıllardan bu yana git gide daha büyük bir istekle evrende yalnız olmadığımızı gösterebilecek işaretler arıyoruz. Araştırma araçları Mars’ın yüzeyinden örnekler alarak inceliyor. Bilim insanları sıvı su barındırdığı sanılan Satürn’ün uydusu Enceladus ve Jüpiter’in uydusu Europa gibi umut verici noktalara görevler planlıyorlar. Uzay teleskopları, astronomlara ötegezegenlerin atmosferlerinde yaşamın kimyasal izlerini bulmak için yardımcı oluyor. Ve radyo astronomlar uzun bir süredir uzaylıların olası yayınlarını dinliyorlar.</p>
<p>Şimdiye dek hiçbir şey bulamadık. Ya bu hep böyle kalırsa? Yüzyılın ortalarına dek güneş sistemindeki yaşama elverişli tüm yerleri gezdikten, yüz milyonlarca yıldızla radyo iletişimi kurduktan ve milyonlarca ötegezegeni gözlemledikten sonra tek bir yaşam kırıntısı bile bulamazsak ne olacak? Ne zaman pes edip, yalnız olduğumuzu kabul edeceğiz? Asla diyor aramaya katılanlar. Vazgeçme zamanının geleceğini hayal bile edemiyorum diyor NASA’nın astrobiyoloji programı müdürü Mary Voytek. “Diğer tüm yıldızların etrafındaki diğer tüm gezegenlerle, yaşamın herhangi bir yerde ortaya çıkmadığını düşünmek mümkün değil.” Bilindiği kadarıyla her biri aşağı yukarı 100 milyar yıldıza sahip, yaklaşık olarak 100 milyar galaksi var. Bu sayılar herhangi bir yerde umulmadık olayların bir yerlerde gerçekleşebileceğini düşündürmekte. Ve yaşamın kökenini bulmak da imkansız olmayabilir.</p>
<p>Uzaylı arayışındaki başarısızlık, araştırmacıları, yöntemlerini ve varsayımlarını sorgulamaya itebilirse de hedeflerinin varlığından şüphe etmelerine yol açmayacaktır. Yaşamı nasıl tanımladığımız konusunda ayrıntılı bir şekilde düşünmeliyiz. Bu olay “Uzay Yolu”nda olduğu gibi yaşayan bir şey saptadığında tricorder cihazıyla bir ding sesi vermeye benzemez diyor Victoria Üniversitesi astronomu Jon Willis. Örneğin ötegezegenlerin atmosferlerindeki suya veya oksijene bakabiliriz, ama bu uzaydaki yaşamın bu moleküllere ihtiyacı olduğunu garantilemez. Yerötesi uygarlıkların radyo sinyallerini duyabiliriz ama onların daha iyi yöntemleri olmadığını kim söyleyebilir ki? Eğer bir ötegezegende yaşam varsa bile, tüm atmosferi değiştirebilecek yeterli sürece sahip olacağımızı da bilemeyiz. Günümüzdeki arayışlar sessizlikle sonuçlandığı taktirde araştırmacılar bir dahaki sefere daha iyi görebilmek için daha hassas yöntemler tasarlamak için çalışacaklardır.</p>
<p>Elbette onlar hatalı olabilir. Belki de gerçekten tamamen yalnızızdır; şaşırtıcı ve olağanüstü bir şekilde bir defalığına oluşmuş yaşamın temsilcileriyizdir. Eğer böyleyse bilim insanları yaşamın kökeni için gerekli koşullarla ilgili fikirleri üzerinde yeniden düşünmeliler ve dünyayı eşsiz yapanın ne olduğunu da.</p>
<p><a href="https://www.newscientist.com/article/mg23231001-500-the-world-in-2076-we-still-havent-found-alien-life/">Kaynak</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/nerede-bu-uzaylilar">Nerede bu uzaylılar?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15218</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zihinden zihine &#8211; 2: Dünya Dışı &#8220;Kayıtsız&#8221; Yaşam</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/zihinden-zihine-2-dunya-disi-kayitsiz-yasam</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tevfik Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jun 2018 21:45:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevfik Uyar]]></category>
		<category><![CDATA[bilinç]]></category>
		<category><![CDATA[uzaylılar]]></category>
		<category><![CDATA[zihin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=10207</guid>

					<description><![CDATA[<p>Önceki yazımda bir başka bilincin öznel deneyimine ulaşmanın imkânsız olduğundan bahsetmiş, Nagel&#8217;in göre bunun bilimsel olarak ele alınıp anlaşılmasının mümkün olmadığına yönelik görüşlerini açıklamıştım. Şimdi &#8220;başka bilinç&#8221; problemini başka bir açıdan ele alacağız: Dünya dışı akıllı yaşamla temas. Dünya dışı akıllı yaşamla karşılaşmamız çok çeşitli şekillerde olabilir. Öncelikle ikiye ayırabiliriz: Eğer bir yerlerde varlarsa ya biz giderek onları yerlerinde (gezegenlerinde, sistemlerinde vb.) ziyaret edeceğiz, ya da onlar bizi ziyarete gelecekler&#8230; Bu olasılıkları daha en başından akıllı yaşamla sınırladığıma lütfen dikkat edin. Tabii akıllı yaşamın nasıl tanımlanacağı ayrı bir problem&#8230;. Sonuçta neye &#8220;akıllı&#8221; diyebiliriz öyle değil mi? Ancak ortaya koyduğumuz problem tanım yapmayı gerektirmiyor: zira buraya kadar gelmelerinden bahsettiğimize göre &#8220;en az insan kadar akıllı&#8221; ve hatta ondan bir miktar daha olmalıdırlar, çünkü uzayda seyahat etmenin yolunu bulduklarına göre bu sınır çok geride kalmış olmalı. Peki ya böyle bir ziyaret gerçekleşirse neler olabilir? Bilimkurgu filmlerine bakılırsa olasılıklar çeşitli&#8230; Ancak bu olasılıkların da temelde ikiye ayrıldığını görüyoruz: İyi niyet ve amaçlarla gelenler (dostluk, teknoloji transferi, gezegeni kurtarma yönünde uyarma, bizi daha büyük bir şeyin parçası yapma vb.) ya da kötü niyet ve amaçlarla gelenler (istila, fetih, karın doyurma, iş-gücünden faydalanma, gezegeni sömürme). Oysa burada, tam olarak da başka bilinç problemimize kesişen ve çok daha mümkün olan başka bir ihtimal daha var: KAYITSIZLIK Bu durumu açıklayabilmem için öncelikle sizlere aşağıdaki bir dizi sorunun yanıtlarını düşündürmem gerekiyor: Bir şempanzeyle ne kadar iletişim kurabilirsiniz? Peki ya bir martıyla ya da balıkla? Peki ya bir güveyle? Tam bu yazıyı okurken perdelerinizde bir uçuç böceği bulunuyor olabilir mi? Bunun ne kadar farkındasınız? Peki farkında olmanız eyleme geçmenize neden oluyor mu? Tam şu an bu yazıyı okurken az evvel bir karıncanın üzerine oturmuş olabilir misiniz? Ya da aracınızla eve gelene kadar bir kaç sinek öldürmüş olmanız mümkün mü? Peki şu an içinde bulunduğunuz bina, ve hatta yaşadığınız şehir inşa edilirken kaç canlı öldürülmüştür? Şehrin kurulduğu yüzyıllar içerisinde inşaatlar yüzünden bir kuş sürüsünün tüm üyeleri yok olmuş ya da endemik bir türün soyu tükenmiş olabilir mi? Her bir soru üzerine yeterince düşündüyseniz ne demek istediğimi çoktan anlamış olmalısınız. Öncelikle bir uzaylı zihninin &#8220;başka bir yaşam&#8221; karşısında nasıl bir tutum sergileyeceği konusunda hiçbir fikrimiz yok. Olamaz da. Piknikte otururken yanımızdaki bir karınca sürüsünün bizim varlığımızı nasıl deneyimlediklerini, ne düşündüklerini bilmiyoruz. &#8220;Daha akıllı&#8221; olarak onların biyolojilerini biliyor, davranış örüntülerini tanıyor, amaçları ve yaşam biçimleri konusunda pek çok bilgiye sahip olsak da bizler de tüm bu deneyimleri ancak &#8220;insan deneyimi&#8221; üzerinden anlamlandırabiliyoruz (yani bir çocuk karınca yuvasına çomak soktuğu zaman bu durumu anlamlandırmak için evimize dozer girmesi ya da kapana kısılmak gibi insan deneyimleriyle mukayese ediyoruz. Karıncaların yaşadıkları &#8220;dehşet&#8221;, &#8220;korku&#8221;, &#8220;savunma içgüdüsü&#8221; hakkında bir fikrimiz yok. Bilinçli bir eylem olduğundan bile emin değiliz. Aynı gezegenden hemşehri, uzaktan akraba olmamıza rağmen böyle&#8230; Peki ya evrim sürecinin daha en başından bu yana bambaşka bir gelişim örüntüsüne, yaşayışa, dolayısıyla da iletişim yolu ve anlam dünyasına sahip uzaylıların davranış ve tutumlarını biz nasıl anlamlandıracağız? Onlar tamamen Dünya koşullarında evrilmiş, gerek sosyal gerek teknolojik evrimini belli bir tarihsel çizgiyi izleyerek bugüne getirmiş türümüzü nasıl algılayıp anlamlandırabilecek? Buradan iki şey çıkıyor: Birincisi iletişimin imkânsızlığı&#8230; Bırakın birbirinden apayrı, galaksinin farklı köşelerinde yetişmiş iki uygarlığı, bir zaman makinesine binip 100.000 yıl öncesine gittiğimizde karşılaştığımız Homo cinsi üyeleriyle dahi iletişim kurmamız çok ama çok zordur. Onların tarihleri hakkında bir fikir sahibi olmamız bizi biraz avantajlı kılıyor olsa da onların bizimle ilgili hiçbir bilgiye sahip olmamaları iletişim önündeki önemli bir bariyerdir. Zaman yolculuğu ya da modern insanla temas sağlamamış avcı toplayıcı kabile ziyaretlerini konu alan, yerlilerin &#8220;gelişmiş insanı&#8221; tanrı zannedip öyle muamele ettikleri senaryolar bu bakımdan çok daha gerçekçidir. İkincisi kayıtsızlığın tahmin edilemez sonuçları&#8230; Ziyaretçilerin bizi çok daha &#8220;önemsiz&#8221; bir tür olarak algılamaları ya da hiç algılamamaları halinde niyetlerinin iyiliği ya da kötülüğünden artık bahsedilemez. En çevreci ve doğa dostu insanlar bile kamp çadırlarını kurarken altta kalan bitki ve böceklerden ne kadarını öldürdüklerini düşünmezler. Misafir gelecek diye evinizde hijyen sağlarken çamaşır suyuyla öldürdüğünüz &#8220;basit canlılar&#8221; için bir sorumluluk hissetmezsiniz. Bir yere okul ya da müze yapılması barışçıl dünya görüşünüzle çok uyumludur ama temel kazılırken kaç solucanın katledildiği ya da yerinden yurdundan olduğu önemsiz bir detay bile değildir. Genelde bizimle birlikte evrimleşen evcil hayvanlara karşı hassasiyet gösterirken, pek çok yaşam formu için son derece KAYITSIZ durumdayız (Marian Stamp Dawkins&#8217;e göre başka bir canlının insanla olan duygusal benzerliği arttıkça kayıtsızlık azalıyor). İşin garibi, ne bitkilerin, ne böceklerin, ne mikropların, ne de solucanların çadırı niye kurduğumuz, misafir için evi neden temizlediğimiz, niçin müze yaptığımız hakkında en ufak ama en ufak fikirleri yoktur, olması da mümkün değildir! İşte anlatmak istediğim de budur. Manzaralı bir gezegende kamp ateşi yakmak isteyen bir uzaylının yaratacağı tahribat bizler için bir felaket olabilir. Onun içinse herhangi bir şey&#8230; Bizden çok çok ileride olmazlar umarım. Tevfik Uyar / @tevfik_uyar</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/zihinden-zihine-2-dunya-disi-kayitsiz-yasam">Zihinden zihine &#8211; 2: Dünya Dışı &#8220;Kayıtsız&#8221; Yaşam</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Önceki <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/zihinden-zihine-1" target="_blank" rel="noopener">yazımda</a> bir başka bilincin öznel deneyimine ulaşmanın imkânsız olduğundan bahsetmiş, Nagel&#8217;in göre bunun bilimsel olarak ele alınıp anlaşılmasının mümkün olmadığına yönelik görüşlerini açıklamıştım. Şimdi &#8220;başka bilinç&#8221; problemini başka bir açıdan ele alacağız: <strong>Dünya dışı akıllı yaşamla temas.</strong></p>
<p>Dünya dışı akıllı yaşamla karşılaşmamız çok çeşitli şekillerde olabilir. Öncelikle ikiye ayırabiliriz: Eğer bir yerlerde <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/ya-orda-yoksan" target="_blank" rel="noopener">varlarsa</a> ya biz giderek onları yerlerinde (gezegenlerinde, sistemlerinde vb.) ziyaret edeceğiz, ya da onlar bizi ziyarete gelecekler&#8230; Bu olasılıkları daha en başından akıllı yaşamla sınırladığıma lütfen dikkat edin. Tabii akıllı yaşamın nasıl tanımlanacağı ayrı bir problem&#8230;. Sonuçta neye &#8220;akıllı&#8221; diyebiliriz öyle değil mi? Ancak ortaya koyduğumuz problem tanım yapmayı gerektirmiyor: zira buraya kadar gelmelerinden bahsettiğimize göre &#8220;en az insan kadar akıllı&#8221; ve hatta ondan bir miktar daha olmalıdırlar, çünkü uzayda seyahat etmenin yolunu bulduklarına göre bu sınır çok geride kalmış olmalı.</p>
<p>Peki ya böyle bir ziyaret gerçekleşirse neler olabilir? Bilimkurgu filmlerine bakılırsa olasılıklar çeşitli&#8230; Ancak bu olasılıkların da temelde ikiye ayrıldığını görüyoruz: İyi niyet ve amaçlarla gelenler (dostluk, teknoloji transferi, gezegeni kurtarma yönünde uyarma, bizi daha büyük bir şeyin parçası yapma vb.) ya da kötü niyet ve amaçlarla gelenler (istila, fetih, karın doyurma, iş-gücünden faydalanma, gezegeni sömürme). Oysa burada, tam olarak da başka bilinç problemimize kesişen ve çok daha mümkün olan başka bir ihtimal daha var: KAYITSIZLIK</p>
<p>Bu durumu açıklayabilmem için öncelikle sizlere aşağıdaki bir dizi sorunun yanıtlarını düşündürmem gerekiyor:</p>
<ul>
<li>Bir şempanzeyle ne kadar iletişim kurabilirsiniz? Peki ya bir martıyla ya da balıkla? Peki ya bir güveyle?</li>
<li>Tam bu yazıyı okurken perdelerinizde bir uçuç böceği bulunuyor olabilir mi? Bunun ne kadar farkındasınız? Peki farkında olmanız eyleme geçmenize neden oluyor mu?</li>
<li>Tam şu an bu yazıyı okurken az evvel bir karıncanın üzerine oturmuş olabilir misiniz? Ya da aracınızla eve gelene kadar bir kaç sinek öldürmüş olmanız mümkün mü?</li>
<li>Peki şu an içinde bulunduğunuz bina, ve hatta yaşadığınız şehir inşa edilirken kaç canlı öldürülmüştür? Şehrin kurulduğu yüzyıllar içerisinde inşaatlar yüzünden bir kuş sürüsünün tüm üyeleri yok olmuş ya da endemik bir türün soyu tükenmiş olabilir mi?</li>
</ul>
<p>Her bir soru üzerine yeterince düşündüyseniz ne demek istediğimi çoktan anlamış olmalısınız.</p>
<p>Öncelikle bir uzaylı zihninin &#8220;başka bir yaşam&#8221; karşısında nasıl bir tutum sergileyeceği konusunda hiçbir fikrimiz yok. Olamaz da.</p>
<p>Piknikte otururken yanımızdaki bir karınca sürüsünün bizim varlığımızı nasıl deneyimlediklerini, ne düşündüklerini bilmiyoruz. &#8220;Daha akıllı&#8221; olarak onların biyolojilerini biliyor, davranış örüntülerini tanıyor, amaçları ve yaşam biçimleri konusunda pek çok bilgiye sahip olsak da bizler de tüm bu deneyimleri ancak &#8220;insan deneyimi&#8221; üzerinden anlamlandırabiliyoruz (yani bir çocuk karınca yuvasına çomak soktuğu zaman bu durumu anlamlandırmak için evimize dozer girmesi ya da kapana kısılmak gibi insan deneyimleriyle mukayese ediyoruz. Karıncaların yaşadıkları &#8220;dehşet&#8221;, &#8220;korku&#8221;, &#8220;savunma içgüdüsü&#8221; hakkında bir fikrimiz yok. Bilinçli bir eylem olduğundan bile emin değiliz. Aynı gezegenden hemşehri, uzaktan akraba olmamıza rağmen böyle&#8230;</p>
<p>Peki ya evrim sürecinin daha en başından bu yana bambaşka bir gelişim örüntüsüne, yaşayışa, dolayısıyla da iletişim yolu ve anlam dünyasına sahip uzaylıların davranış ve tutumlarını biz nasıl anlamlandıracağız? Onlar tamamen Dünya koşullarında evrilmiş, gerek sosyal gerek teknolojik evrimini belli bir tarihsel çizgiyi izleyerek bugüne getirmiş türümüzü nasıl algılayıp anlamlandırabilecek? Buradan iki şey çıkıyor:</p>
<p>Birincisi iletişimin imkânsızlığı&#8230; Bırakın birbirinden apayrı, galaksinin farklı köşelerinde yetişmiş iki uygarlığı, bir zaman makinesine binip 100.000 yıl öncesine gittiğimizde karşılaştığımız Homo cinsi üyeleriyle dahi iletişim kurmamız çok ama çok zordur. Onların tarihleri hakkında bir fikir sahibi olmamız bizi biraz avantajlı kılıyor olsa da onların bizimle ilgili hiçbir bilgiye sahip olmamaları iletişim önündeki önemli bir bariyerdir. Zaman yolculuğu ya da modern insanla temas sağlamamış avcı toplayıcı kabile ziyaretlerini konu alan, yerlilerin &#8220;gelişmiş insanı&#8221; tanrı zannedip öyle muamele ettikleri senaryolar bu bakımdan çok daha gerçekçidir.</p>
<p>İkincisi kayıtsızlığın tahmin edilemez sonuçları&#8230; Ziyaretçilerin bizi çok daha &#8220;önemsiz&#8221; bir tür olarak algılamaları ya da hiç algılamamaları halinde niyetlerinin iyiliği ya da kötülüğünden artık bahsedilemez. En çevreci ve doğa dostu insanlar bile kamp çadırlarını kurarken altta kalan bitki ve böceklerden ne kadarını öldürdüklerini düşünmezler. Misafir gelecek diye evinizde hijyen sağlarken çamaşır suyuyla öldürdüğünüz &#8220;basit canlılar&#8221; için bir sorumluluk hissetmezsiniz. Bir yere okul ya da müze yapılması barışçıl dünya görüşünüzle çok uyumludur ama temel kazılırken kaç solucanın katledildiği ya da yerinden yurdundan olduğu önemsiz bir detay bile değildir. Genelde bizimle birlikte evrimleşen evcil hayvanlara karşı hassasiyet gösterirken, pek çok yaşam formu için son derece KAYITSIZ durumdayız (Marian Stamp Dawkins&#8217;e göre başka bir canlının insanla olan duygusal benzerliği arttıkça kayıtsızlık azalıyor).</p>
<p>İşin garibi, ne bitkilerin, ne böceklerin, ne mikropların, ne de solucanların çadırı niye kurduğumuz, misafir için evi neden temizlediğimiz, niçin müze yaptığımız hakkında en ufak ama en ufak fikirleri yoktur, olması da mümkün değildir! İşte anlatmak istediğim de budur. Manzaralı bir gezegende kamp ateşi yakmak isteyen bir uzaylının yaratacağı tahribat bizler için bir felaket olabilir. Onun içinse herhangi bir şey&#8230;</p>
<p>Bizden çok çok ileride olmazlar umarım.</p>
<p>Tevfik Uyar / <a href="https://twitter.com/tevfik_uyar" target="_blank" rel="noopener">@tevfik_uyar</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/zihinden-zihine-2-dunya-disi-kayitsiz-yasam">Zihinden zihine &#8211; 2: Dünya Dışı &#8220;Kayıtsız&#8221; Yaşam</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10207</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Peki, nerede öyleyse bu uzaylılar?!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/peki-oyleyse-uzaylilar</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Can Gürses]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 May 2017 11:17:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Can Gürses]]></category>
		<category><![CDATA[51. Bölge]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[carl sagan]]></category>
		<category><![CDATA[Drake Denklemi]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Enrico Fermi]]></category>
		<category><![CDATA[Frank Drake]]></category>
		<category><![CDATA[güneş sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[nasa]]></category>
		<category><![CDATA[samanyolu galaksisi]]></category>
		<category><![CDATA[ufo]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<category><![CDATA[uzaylılar]]></category>
		<category><![CDATA[Van]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6492</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de medyanın çok sevdiği, tekrar tekrar raftan çıkartılıp, ısıtılıp gündeme yerleştirilen klasik konular var. Bunların birçoğu da ne yazık ki yarı bilim yarı safsata kapsamına girmekte; uzaylılar, UFO’lar, dünyanın sonu alametleri, gezegen hareketleri ve astroloji bağlantısı vb. Son dönemlerde sıkça rastladığımız, çeşitli gazetelere manşet olan UFO iddiaları ve bu iddiaların hemen bağlandığı uzaylıların dünyayı düzenli olarak ziyaret ettiği teorilerini irdelemeden önce herkesin kendine şu soruyu sorması lazım: Neden şimdi?!.. İlginç ama en büyük sebebi Amerikan başkanlık yarışından bir adayın öne geçme çabası olabilir. Evet, Hillary Clinton seçilmesi durumunda UFO ve akıllı yaşamlar ilgili dosyaları açacağını resmen açıkladı. Diğer bir konu da NASA’nın özellikle son zamanlarda Uluslararası Uzay İstasyonu’nunda yaşanan bir takım olayları gizlediği iddiaları. Özellikle 2015 Kasım ayında sosyal medya fenomeni haline gelen astronot Scott Kelly’nin çektiği bir resimlerden birinin sağ üst bölümünde bulunan cisim uzaylıların bizi izlediği iddialarını yeniden gündeme getirdi. Tabi Türkiye’de özellikle son haftalarda yaşanan UFO iddiaları da bunlar tuz biber ekiyor. Öncelikle en temel ve doğal sorudan başlayalım: Evrende yalnız mıyız? Matematiksel hesaplardan önce Carl Sagan’ın verdiği basit ve mantıklı bir yanıt mevcut: “Evren oldukça büyük bir yer. Eğer sadece biz varsak boşa harcanan ciddi miktarda alan var demektir!” Konuya bu açıdan bakınca koca evrende sadece bizim olma olasılığımız oldukça mantıksız geliyor. Ancak gelin işin bir de matematiksel boyutuna bakalım. 1961’de Frank Drake, içinde bulunduğumuz galaksimiz olan Samanyolu Galaksisi’nde kaç tane aktif ve iletişim kurabilecek kadar akıllı yaşam formu bulunabileceğini tahmin edebilmeye yarayacak yapısı oldukça basit olan bir denklem geliştirmiş. Drake Denklemi&#8217;nin yapısı aşağıdaki gibi: N = Galaksimizde iletişime geçebileceğimiz akıllı medeniyetlerin sayısı R* = Galaksimizde bir yıl içerisinde oluşan yeni yıldızların ortalama sayısı fp = Bu yıldızlardan gezegen barındıranların sayısı ( bizim güneşimiz gibi ) ne = Yaşamı destekleyen gezegenlerin ortalama sayısının gezegen barındıran yıldızların sayısına olan oranı. fl = Gerçekten yaşam formu oluşturan gezegenlerin sayısının yaşamı destekleyen gezegenlerin sayısına oranı fi = Akıllı yaşam/medeniyet barındıran gezegenlerin yaşam formu oluşturan gezegenlerin sayısına oranı fc = Medeniyet barındıran gezegenler arasında evrendeki varlıklarına dair iz ( sinyal ) bırakabileceklerin sayısı L = Bu medeniyetlerin varlıklarına dair uzaya gönderdikleri sinyali ne kadar zaman önce yolladıkları Görüldüğü gibi aslında basit bir mantıkla ilerliyor denklem. Yukarıdaki faktörlerin bazılarının hangi değer aralıklarında olabileceklerini tahmin edebilsek de denklemin sonucu oldukça spekülatiftir. Bazı değerler tamamen tahmine dayandığı için sonuç sıfır (0) da çıkabilir milyarlar da&#8230; Ancak başlangıç için oldukça iyi bir denklem diyebiliriz. Hesaba bakıldığında sadece bizim galaksimizde bile oldukça fazla sayıda akıllı yaşam olması gerekiyor ancak henüz buna dair en ufak bir ipucu; yani bilimsel bir iz yakalamış değiliz. “O halde herkes nerede?” Ünlü fizikçi Enrico Fermi’nin meşhur ifadesiyle “O halde herkes nerede?!” Fermi Paradoksu olarak anılan bu ifade, olasılıklar bu kadar yüksek görülürken şimdiye dek neden hiçbir akıllı yaşam izine rastlamadığımızı veya iletişime geçilmediğimizi sorgular. Aslında bizim dünya dışı akıllı medeniyetlerle iletişime geçmek için bazı çabalarımız yok değil. Örneğin 1974’te Porto Riko’daki Arecibo Radyo Teleskobu’ndan gönderilen radyo sinyali, bizim medeniyetimiz hakkında en temel bilgileri içeren 7 maddelik bir mesaj içeriyor: 1’den 10’a kadar sayılar; DNA’yı oluşturan hidrojen, karbon, nitrojen, oksijen ve fosfor atomlarının özellikleri; Güneş sisteminin yapısı vb. Ayrıca 1977’de uzaya gönderilen Voyager uzay aracında birçok farklı kültürden sesli mesaj içeren ( hatta Türkçe mesajda bizim uzaylıların “sabah şeriflerini” kutladığımız) bir kayıt da mevcut. Ancak Fermi’nin de dediği gibi henüz ne cevap veren var ne ziyaret eden… Ya da bazılarımızın inandığı gibi aslında çoktan ziyaret edildik de bunun bilgileri bizden saklanıyor mu?! Öncelikle UFO yani “tanımlanamayan uçan cisim” kavramı ile uzayda akıllı yaşam kavramlarını prensipte birbirinden bağımsız olarak incelemek lazım. UFO kapsamına giren birçok cisim biliniyor ki devletlerin gizli deneysel projelerinin bir parçası. Ve devletler bu denemelerini özellikle gözlerden uzak, az gelişmiş bölgelerde yapmayı tercih ettiklerinden bu alanlardaki halk gökyüzünden gördüğü her farklı cismi dünya dışı bir araç gibi yorumlamaya yatkın oluyor. Bunun en yakın örneklerinden birini, geçen yıl dünyanın etrafını güneş enerjisi kullanarak turlayan bir uçağın görünüşü itibariyle Türkiye’de Van’da UFO olarak yorumlanıp gazetelere haber olmasıyla yaşadık. En yakın geçmişte de THY pilotlarının kule ile konuşmalarında tanımlayamadıkları bir cisimden bahsetmelerinin medyaya yansıması şeklinde görmekteyiz. Ne yazık ki tüm bu iddiaların ortak bir özelliği var; hiç birinin ortaya koyabildiği bir kanıt yok! Ya tamamen flu resimler; ya sonradan ortaya çıkan yalan beyanatlar; ya da bilfiil kurgulanmış resim veya videolar. Bunların haricinde şimdiye dek dünya dışı akıllı yaşama dair bir aracın bizlerle iletişime geçtiğine dair en ufak bir kanıt mevcut değil. “51. Bölge” dosyaları! Bazı matematiksel ihtimallerin oluşu; uzaylıların ziyaret ettiğine inanılan ve “51. Bölge” adı verilen bölgeye ait Amerika’lıların sakladığı iddia edilen dosyalar; eski Mısır, Maya vb. uygarlıklara ait yapılardaki bir takım çizimlerin uzay araçlarının yapısına benzemesi vs… Bunların hiç birinin nesnel kanıtlar olmadığını bilmemize rağmen, belki de insanoğlunun en temel zayıflıklarından biri olan yalnız olma korkusuyla hepsini uzaklarda bir yerdeki akıllı yaşama bağlıyoruz. Aslında uzaylıların bizimle çoktan iletişime geçtiği, hatta bunu sıklıkla yaptığını iddia eden veya inananların sorabileceği çok basit sorular mevcut. Yıldızlararası yolculuğu başarıp Dünya’ya kadar gelen bir medeniyet neden sadece bir bakıp çıksın ve bunu düzenli olarak yapsın? Bu medeniyetler gerçekten Dünya’ya gelip sadece insan kaçırıyorsa hiç de akıllı olmasalar gerek. Biz daha en yakınımızdaki gezegene insan göndermek için 20 yıllık planlar yaparken yıldızlararası yolculuğu başarmış bir medeniyetin neden böyle anlamsız şeylerle uğraşıp doğrudan iletişime geçmediği tamamen meçhul!.. Özellikle 51. Bölge adı verilen yerde 1950’lerde kaza yapan bir uzay aracının içindeki uzaylılarla beraber ele geçirilmesi iddialarına dair en basitinden şunu sormak lazım: Madem Amerika’nın elinde böyle bir teknoloji yarım asırdan fazladır var, insanlık neden hala en yakınındaki gezegene bile gitmekten aciz durumda? Dolayısıyla dünya dışı akıllı bir medeniyet tarafından geçmişte ya da günümüzde ziyaret edilmiş olma olasılığımız oldukça düşük gibi. Yalnız bu uzaklarda bir yerde aynı bizim yaptığımız gibi iletişim kurmak isteyen dostlarımız olmadığını göstermiyor. Zaten eğer Amerika’nın şimdiki başkanı Obama veya başkan adayı Clinton bir açıklama yapacaksa muhtemelen uzayın derinliklerinden gelen bir sinyale dair olma ihtimali daha kuvvetli görünüyor. Şimdilik tamamen spekülasyondan ibaret olan bu açıklamalar ve iddiaların özellikle Türkiye’de yarattığı tek etki “alternatif bilim” temalı televizyon programlarının “konu uzmanı” adı altında bir takım insanların oyun alanı haline gelmesi şeklinde. Ne yazık ki anlaşılamayan nokta; bilimin bir alternatifinin olmadığıdır. Elle tutulur kanıt sunma gibi tek derdi olmayanlara, daha dün askerlik yaptığı arkadaşından bahseder gibi “Alfa medeniyeti bizi ziyaret ediyor, aslında aramızdalar” diye cümleler kuranlara, Enrico Fermi’nin sorusunu tekrar sormak lazım: Herkes nerede? Can Gürses / canitti</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/peki-oyleyse-uzaylilar">Peki, nerede öyleyse bu uzaylılar?!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de medyanın çok sevdiği, tekrar tekrar raftan çıkartılıp, ısıtılıp gündeme yerleştirilen klasik konular var. Bunların birçoğu da ne yazık ki yarı bilim yarı safsata kapsamına girmekte; uzaylılar, UFO’lar, dünyanın sonu alametleri, gezegen hareketleri ve astroloji bağlantısı vb.</p>
<p>Son dönemlerde sıkça rastladığımız, çeşitli gazetelere manşet olan UFO iddiaları ve bu iddiaların hemen bağlandığı uzaylıların dünyayı düzenli olarak ziyaret ettiği teorilerini irdelemeden önce herkesin kendine şu soruyu sorması lazım:</p>
<p><strong>Neden şimdi?!..</strong></p>
<p>İlginç ama en büyük sebebi Amerikan başkanlık yarışından bir adayın öne geçme çabası olabilir. Evet, <strong>Hillary Clinton</strong> seçilmesi durumunda UFO ve akıllı yaşamlar ilgili dosyaları açacağını resmen açıkladı.</p>
<p>Diğer bir konu da NASA’nın özellikle son zamanlarda Uluslararası Uzay İstasyonu’nunda yaşanan bir takım olayları gizlediği iddiaları. Özellikle 2015 Kasım ayında sosyal medya fenomeni haline gelen astronot <strong>Scott Kelly</strong>’nin çektiği bir resimlerden birinin sağ üst bölümünde bulunan cisim uzaylıların bizi izlediği iddialarını yeniden gündeme getirdi.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-6493" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/x-300x200.png" alt="" width="400" height="267" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/x-300x200.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/x.png 716w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></p>
<p>Tabi Türkiye’de özellikle son haftalarda yaşanan UFO iddiaları da bunlar tuz biber ekiyor.</p>
<p>Öncelikle en temel ve doğal sorudan başlayalım:</p>
<p><strong>Evrende yalnız mıyız?</strong></p>
<p>Matematiksel hesaplardan önce Carl Sagan’ın verdiği basit ve mantıklı bir yanıt mevcut:</p>
<p>“Evren oldukça büyük bir yer. Eğer sadece biz varsak boşa harcanan ciddi miktarda alan var demektir!”</p>
<p>Konuya bu açıdan bakınca koca evrende sadece bizim olma olasılığımız oldukça mantıksız geliyor. Ancak gelin işin bir de matematiksel boyutuna bakalım.</p>
<p>1961’de <strong>Frank Drake</strong>, içinde bulunduğumuz galaksimiz olan <strong>Samanyolu Galaksisi</strong>’nde kaç tane aktif ve iletişim kurabilecek kadar akıllı yaşam formu bulunabileceğini tahmin edebilmeye yarayacak yapısı oldukça basit olan bir denklem geliştirmiş. Drake Denklemi&#8217;nin yapısı aşağıdaki gibi:</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6494" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/y-300x39.png" alt="" width="300" height="39" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/y-300x39.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/y.png 404w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>N = Galaksimizde iletişime geçebileceğimiz akıllı medeniyetlerin sayısı<br />
R* = Galaksimizde bir yıl içerisinde oluşan yeni yıldızların ortalama sayısı<br />
fp = Bu yıldızlardan gezegen barındıranların sayısı ( bizim güneşimiz gibi )<br />
ne = Yaşamı destekleyen gezegenlerin ortalama sayısının gezegen barındıran yıldızların sayısına olan oranı.<br />
fl = Gerçekten yaşam formu oluşturan gezegenlerin sayısının yaşamı destekleyen gezegenlerin sayısına oranı<br />
fi = Akıllı yaşam/medeniyet barındıran gezegenlerin yaşam formu oluşturan gezegenlerin sayısına oranı<br />
fc = Medeniyet barındıran gezegenler arasında evrendeki varlıklarına dair iz ( sinyal ) bırakabileceklerin sayısı<br />
L = Bu medeniyetlerin varlıklarına dair uzaya gönderdikleri sinyali ne kadar zaman önce yolladıkları</p>
<p>Görüldüğü gibi aslında basit bir mantıkla ilerliyor denklem. Yukarıdaki faktörlerin bazılarının hangi değer aralıklarında olabileceklerini tahmin edebilsek de denklemin sonucu oldukça spekülatiftir. Bazı değerler tamamen tahmine dayandığı için sonuç sıfır (0) da çıkabilir milyarlar da&#8230; Ancak başlangıç için oldukça iyi bir denklem diyebiliriz.</p>
<p>Hesaba bakıldığında sadece bizim galaksimizde bile oldukça fazla sayıda akıllı yaşam olması gerekiyor ancak henüz buna dair en ufak bir ipucu; yani bilimsel bir iz yakalamış değiliz.</p>
<p><strong>“O halde herkes nerede?”</strong></p>
<p>Ünlü fizikçi Enrico Fermi’nin meşhur ifadesiyle “O halde herkes nerede?!”</p>
<p>Fermi Paradoksu olarak anılan bu ifade, olasılıklar bu kadar yüksek görülürken şimdiye dek neden hiçbir akıllı yaşam izine rastlamadığımızı veya iletişime geçilmediğimizi sorgular.</p>
<p>Aslında bizim dünya dışı akıllı medeniyetlerle iletişime geçmek için bazı çabalarımız yok değil. Örneğin 1974’te Porto Riko’daki Arecibo Radyo Teleskobu’ndan gönderilen radyo sinyali, bizim medeniyetimiz hakkında en temel bilgileri içeren 7 maddelik bir mesaj içeriyor:</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6495" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/z-100x300.png" alt="" width="100" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/z-100x300.png 100w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/z.png 190w" sizes="auto, (max-width: 100px) 100vw, 100px" /></p>
<p>1’den 10’a kadar sayılar; DNA’yı oluşturan hidrojen, karbon, nitrojen, oksijen ve fosfor atomlarının özellikleri; Güneş sisteminin yapısı vb.</p>
<p>Ayrıca 1977’de uzaya gönderilen Voyager uzay aracında birçok farklı kültürden sesli mesaj içeren ( hatta Türkçe mesajda bizim uzaylıların “sabah şeriflerini” kutladığımız) bir kayıt da mevcut.</p>
<p>Ancak Fermi’nin de dediği gibi henüz ne cevap veren var ne ziyaret eden… Ya da bazılarımızın inandığı gibi aslında çoktan ziyaret edildik de bunun bilgileri bizden saklanıyor mu?!</p>
<p>Öncelikle UFO yani “tanımlanamayan uçan cisim” kavramı ile uzayda akıllı yaşam kavramlarını prensipte birbirinden bağımsız olarak incelemek lazım.</p>
<p>UFO kapsamına giren birçok cisim biliniyor ki devletlerin gizli deneysel projelerinin bir parçası. Ve devletler bu denemelerini özellikle gözlerden uzak, az gelişmiş bölgelerde yapmayı tercih ettiklerinden bu alanlardaki halk gökyüzünden gördüğü her farklı cismi dünya dışı bir araç gibi yorumlamaya yatkın oluyor. Bunun en yakın örneklerinden birini, geçen yıl dünyanın etrafını güneş enerjisi kullanarak turlayan bir uçağın görünüşü itibariyle Türkiye’de Van’da UFO olarak yorumlanıp gazetelere haber olmasıyla yaşadık.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6496" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/zx-300x200.png" alt="" width="320" height="214" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/zx-300x200.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/zx.png 469w" sizes="auto, (max-width: 320px) 100vw, 320px" /></p>
<p>En yakın geçmişte de THY pilotlarının kule ile konuşmalarında tanımlayamadıkları bir cisimden bahsetmelerinin medyaya yansıması şeklinde görmekteyiz.</p>
<p>Ne yazık ki tüm bu iddiaların ortak bir özelliği var; hiç birinin ortaya koyabildiği bir kanıt yok!</p>
<p>Ya tamamen flu resimler; ya sonradan ortaya çıkan yalan beyanatlar; ya da bilfiil kurgulanmış resim veya videolar. Bunların haricinde şimdiye dek dünya dışı akıllı yaşama dair bir aracın bizlerle iletişime geçtiğine dair en ufak bir kanıt mevcut değil.</p>
<p><strong>“51. Bölge” dosyaları!</strong></p>
<p>Bazı matematiksel ihtimallerin oluşu; uzaylıların ziyaret ettiğine inanılan ve “51. Bölge” adı verilen bölgeye ait Amerika’lıların sakladığı iddia edilen dosyalar; eski Mısır, Maya vb. uygarlıklara ait yapılardaki bir takım çizimlerin uzay araçlarının yapısına benzemesi vs… Bunların hiç birinin nesnel kanıtlar olmadığını bilmemize rağmen, belki de insanoğlunun en temel zayıflıklarından biri olan yalnız olma korkusuyla hepsini uzaklarda bir yerdeki akıllı yaşama bağlıyoruz.</p>
<p>Aslında uzaylıların bizimle çoktan iletişime geçtiği, hatta bunu sıklıkla yaptığını iddia eden veya inananların sorabileceği çok basit sorular mevcut.</p>
<ul>
<li>Yıldızlararası yolculuğu başarıp Dünya’ya kadar gelen bir medeniyet neden sadece bir bakıp çıksın ve bunu düzenli olarak yapsın? Bu medeniyetler gerçekten Dünya’ya gelip sadece insan kaçırıyorsa hiç de akıllı olmasalar gerek. Biz daha en yakınımızdaki gezegene insan göndermek için 20 yıllık planlar yaparken yıldızlararası yolculuğu başarmış bir medeniyetin neden böyle anlamsız şeylerle uğraşıp doğrudan iletişime geçmediği tamamen meçhul!..</li>
<li>Özellikle 51. Bölge adı verilen yerde 1950’lerde kaza yapan bir uzay aracının içindeki uzaylılarla beraber ele geçirilmesi iddialarına dair en basitinden şunu sormak lazım: Madem Amerika’nın elinde böyle bir teknoloji yarım asırdan fazladır var, insanlık neden hala en yakınındaki gezegene bile gitmekten aciz durumda?</li>
</ul>
<p>Dolayısıyla dünya dışı akıllı bir medeniyet tarafından geçmişte ya da günümüzde ziyaret edilmiş olma olasılığımız oldukça düşük gibi. Yalnız bu uzaklarda bir yerde aynı bizim yaptığımız gibi iletişim kurmak isteyen dostlarımız olmadığını göstermiyor. Zaten eğer Amerika’nın şimdiki başkanı Obama veya başkan adayı Clinton bir açıklama yapacaksa muhtemelen uzayın derinliklerinden gelen bir sinyale dair olma ihtimali daha kuvvetli görünüyor.</p>
<p>Şimdilik tamamen spekülasyondan ibaret olan bu açıklamalar ve iddiaların özellikle Türkiye’de yarattığı tek etki “alternatif bilim” temalı televizyon programlarının “konu uzmanı” adı altında bir takım insanların oyun alanı haline gelmesi şeklinde.</p>
<p>Ne yazık ki anlaşılamayan nokta; bilimin bir alternatifinin olmadığıdır.</p>
<p>Elle tutulur kanıt sunma gibi tek derdi olmayanlara, daha dün askerlik yaptığı arkadaşından bahseder gibi “Alfa medeniyeti bizi ziyaret ediyor, aslında aramızdalar” diye cümleler kuranlara, Enrico Fermi’nin sorusunu tekrar sormak lazım:</p>
<p><strong>Herkes nerede?</strong></p>
<p><strong>Can Gürses / <a href="https://twitter.com/canitti">canitti</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/peki-oyleyse-uzaylilar">Peki, nerede öyleyse bu uzaylılar?!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6492</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uzaylılar geldiyse mertçe çıksınlar ortaya!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/uzaylilar-geldiyse-mertce-ciksinlar-ortaya</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cem Say]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 May 2017 14:07:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cem Say]]></category>
		<category><![CDATA[carl sagan]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[güneş sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[insansız hava aracı]]></category>
		<category><![CDATA[ışık yılı]]></category>
		<category><![CDATA[ötegezegen]]></category>
		<category><![CDATA[ufo]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<category><![CDATA[uzay gemisi]]></category>
		<category><![CDATA[uzaylı]]></category>
		<category><![CDATA[uzaylılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6490</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bir an için gerçekten uzaylıların geldiğini, UFO gözlemlerinin açıklamasının bu olduğunu düşünün. Gelin bu düşüncenin sonuçlarını inceleyelim. Bir kere, nereden geliyorlar? Malum, diyanet işleri veya saray yapımı gibi masrafları olmayan ülkeler Güneş Sistemi’nde bilinen tüm gezegenlere ve yaşamın evrilebileceği düşünülen kimi uydulara uzay araçları gönderdi. Hiç birinde bırakın uzay üssüne benzer bir manzara görülmesini, henüz en basitinden bir yaşam formu bile tespit edilmedi. Kendi dünyalarındaki varlıklarını bu kadar iyi saklayabilen yaratıklar neden buraya gelince kamuflajı düşürüyorlar? Ama son yıllarda baş döndürücü hızda keşfedilmeye başlanan başka yıldızların gezegenleri, “ötegezegen”ler var. Belki de ziyaretçilerimiz oralardandır, olamaz mı? Uzak, çok uzak Bu fikirdeki sorun şu: Mesafe arttıkça yolculuk zorlaşıyor. Biz insanların bugüne dek geliştirdiği en gerçekçi yıldızlararası keşif projesi geçen Nisan’da açıklandı ve Güneş’e en yakın yıldıza, 4 ışık yılı uzaklıktaki Alfa Erboğa’ya 3 gramlık (yanlış okumadınız, 3 gramlık) minik sondalar göndermeyi öngörüyor. Neden mi? O mesafeyi tam 20 yılda kat edebilecek hızı sadece bu hafiflikteki cisimlere verebilecek enerjimiz var! Dünya üstündeki bir lazer kaynağınca ışık hızının beşte biriyle uçacak şekilde “tekmelenerek” yola çıkacak olan bu sondacıkların fren yapma imkanı olmayacak, çünkü uzayda hızlanmak için ne kadar enerji harcarsanız yavaşlamak için de o kadarını harcamanız gerekir, ve zavallıcıkların öyle bir yakıt deposuna sahip olmaları söz konusu değil. Komşu yıldızın yanından yıldırım gibi geçip giderken gezegenleri var mı diye şöyle çabuk bir çekim yapıp bize yollamaları planlanıyor, o kadar. (Pek muhtemel değil ama orada birileri varsa ve bizim sondalar o hızla onlara çarparsa bu nasıl bir mesaj olarak algılanabilir, onu da siz düşünün.) Demem o ki, hemen oralarda, 4-5 ışık yılı ötede bundan 20 yıl önce bizden diyelim 50 yıl ileride bir uygarlık vardıysa eğer, bize gönderebilecekleri araçların öyle atmosferimize girip uçakları takip edebilecek, şehirlerin üzerinde havada asılı durup manevralar yapabilecek şeyler değil, frene basmadan vınn diye geçip giden “nanogemiler” olması daha makul görünüyor. Yani “UFOlar gerçek!” varsayımını bilimle bağdaştırmaya çalıştığımızda bu ziyaretçilerin bizden öyle biraz değil, çok çok daha ileri bir uygarlıktan gelmiş olması gerekeceği sonucuna varıyoruz. Ya çok daha uzun mesafeleri büyük araçlarla hızlı kat edebilecek ve sonra durabilecek kadar enerjileri var, ya da uzun yolculuklardan sıkılmayacak sabırları. (Aslında insanlığın deneyiminden de görüldüğü gibi, böyle yollara kişinin kendi gitmesindense robot temsilciler yollaması daha ucuz ve güvenli.) O kadar da uzak değil Ama mesafeyle ilgili bir kısıt daha var. Bu yabancıların Dünya’da (eğer buna uygarlık denirse) bir uygarlık olduğundan haberdar olup “bir inceleyelim hele” diye geldiklerini düşünürsek, evlerinin fazla da uzakta olmaması gerekiyor. Neden derseniz, bizim gezegende zekâ ürünü bir şeyler olduğuna dair uzaktan görülebilecek ilk emare 1936 yılında aslında istemeden uzaya yaymaya başladığımız televizyon yayınları idi. Hem bu yayınlar, hem de (fiziği gerçekten yanlış bilmiyorsak) uzaylı ziyaretçilerimiz ışıktan hızlı gidemeyeceklerine göre, bizi bu şekilde fark edip gelmişler ise (ki bu olağanüstü derecede zayıflamış TV sinyalini alıp, onu görüntüye nasıl çevireceklerini “insanüstü” şekilde anında keşfedip, sonra da hemen ışığınkine yakın hızlara çıkıp inebilen uzay gemilerine atlayıp yola çıkmış olmalarını gerektiriyor!) taş çatlasa 40 ışık yılı uzaklıkta “oturuyor” olmaları gerekir, bu da gökadamızın çok küçük bir bölümüne denk geliyor. Uygarlığı bırakın, hayatın bu denli küçük bir hacimde iki farklı noktada evrilmesi ne kadar olasıdır, bilemiyoruz. Ve daha neden o kadar yolu geldikten sonra kendilerini tanıtmadıklarını, dostça veya düşmanca bir şeyler yapmayıp sadece kimi pilotların kafasını karıştırmakla yetindiklerini sormadık bile! Size de bu hikaye giderek tuhaflaşıyor gibi gelmiyor mu? Mantıklı açıklama Son zamanlarda neden UFO haberlerinde artış var? Bir yığın basit sebebi olabilir. Eskiden İnsansız Hava Aracı denen şeyler yoktu mesela. Şimdi ortalıkta cirit atıyorlar. Komşu ülkelerde savaşlar sürüyor, ne idüğü belirsiz uçaklar hem oralarda, hem de maalesef sınırın bu yanında arz-ı endam ediyor. Havadaki kalabalığın artması hem masumane “aa, UFO gördüm!” raporlarında artışa yol açabilir, hem de esas sebebin bilinmesini istemeyen otoritelerin kamuoyunda bu türden bir kafa karışıklığından medet umması söz konusu olabilir. (SSCB döneminde gizli tutulması istenen uydu fırlatmalarından sonra böyle söylentiler çıkardı.) Başka uygarlıkların uzay gemilerinin yakın ya da uzak geçmişte dünyamızı ziyaret ettiğine inanmıyorum. Bu gibi durumlarda pirimiz Carl Sagan’ın meşhur “Olağanüstü iddialar olağanüstü deliller gerektirir” düsturunu esas alırım. Bu kadar şaşırtıcı bir şeye inanabilmem için tanımadığım birilerinin tanıklıkları, sahtesi de yapılabilecek görüntü kayıtları vs. yetmez. Uzaylı istilası gerektirmeyen alternatif açıklamalar bana daha akla yakın geldiğinden onların teker teker çürütülmesini şart koşarım. Size de aynısını tavsiye ederim. Cem Say / sayster@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/uzaylilar-geldiyse-mertce-ciksinlar-ortaya">Uzaylılar geldiyse mertçe çıksınlar ortaya!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bir an için gerçekten uzaylıların geldiğini, UFO gözlemlerinin açıklamasının bu olduğunu düşünün. Gelin bu düşüncenin sonuçlarını inceleyelim.</strong></p>
<p>Bir kere, nereden geliyorlar? Malum, diyanet işleri veya saray yapımı gibi masrafları olmayan ülkeler Güneş Sistemi’nde bilinen tüm gezegenlere ve yaşamın evrilebileceği düşünülen kimi uydulara uzay araçları gönderdi. Hiç birinde bırakın uzay üssüne benzer bir manzara görülmesini, henüz en basitinden bir yaşam formu bile tespit edilmedi. Kendi dünyalarındaki varlıklarını bu kadar iyi saklayabilen yaratıklar neden buraya gelince kamuflajı düşürüyorlar?</p>
<p>Ama son yıllarda baş döndürücü hızda keşfedilmeye başlanan başka yıldızların gezegenleri, “ötegezegen”ler var. Belki de ziyaretçilerimiz oralardandır, olamaz mı?</p>
<p><strong>Uzak, çok uzak</strong></p>
<p>Bu fikirdeki sorun şu: Mesafe arttıkça yolculuk zorlaşıyor. Biz insanların bugüne dek geliştirdiği en gerçekçi yıldızlararası keşif projesi geçen Nisan’da açıklandı ve Güneş’e en yakın yıldıza, 4 ışık yılı uzaklıktaki Alfa Erboğa’ya 3 gramlık (yanlış okumadınız, 3 gramlık) minik sondalar göndermeyi öngörüyor. Neden mi? O mesafeyi tam 20 yılda kat edebilecek hızı sadece bu hafiflikteki cisimlere verebilecek enerjimiz var!</p>
<p>Dünya üstündeki bir lazer kaynağınca ışık hızının beşte biriyle uçacak şekilde “tekmelenerek” yola çıkacak olan bu sondacıkların fren yapma imkanı olmayacak, çünkü uzayda hızlanmak için ne kadar enerji harcarsanız yavaşlamak için de o kadarını harcamanız gerekir, ve zavallıcıkların öyle bir yakıt deposuna sahip olmaları söz konusu değil. Komşu yıldızın yanından yıldırım gibi geçip giderken gezegenleri var mı diye şöyle çabuk bir çekim yapıp bize yollamaları planlanıyor, o kadar. (Pek muhtemel değil ama orada birileri varsa ve bizim sondalar o hızla onlara çarparsa bu nasıl bir mesaj olarak algılanabilir, onu da siz düşünün.)</p>
<p>Demem o ki, hemen oralarda, 4-5 ışık yılı ötede bundan 20 yıl önce bizden diyelim 50 yıl ileride bir uygarlık vardıysa eğer, bize gönderebilecekleri araçların öyle atmosferimize girip uçakları takip edebilecek, şehirlerin üzerinde havada asılı durup manevralar yapabilecek şeyler değil, frene basmadan vınn diye geçip giden “nanogemiler” olması daha makul görünüyor.</p>
<p>Yani “UFOlar gerçek!” varsayımını bilimle bağdaştırmaya çalıştığımızda bu ziyaretçilerin bizden öyle biraz değil, çok çok daha ileri bir uygarlıktan gelmiş olması gerekeceği sonucuna varıyoruz. Ya çok daha uzun mesafeleri büyük araçlarla hızlı kat edebilecek ve sonra durabilecek kadar enerjileri var, ya da uzun yolculuklardan sıkılmayacak sabırları. (Aslında insanlığın deneyiminden de görüldüğü gibi, böyle yollara kişinin kendi gitmesindense robot temsilciler yollaması daha ucuz ve güvenli.)</p>
<p><strong>O kadar da uzak değil</strong></p>
<p>Ama mesafeyle ilgili bir kısıt daha var. Bu yabancıların Dünya’da (eğer buna uygarlık denirse) bir uygarlık olduğundan haberdar olup “bir inceleyelim hele” diye geldiklerini düşünürsek, evlerinin fazla da uzakta olmaması gerekiyor. Neden derseniz, bizim gezegende zekâ ürünü bir şeyler olduğuna dair uzaktan görülebilecek ilk emare 1936 yılında aslında istemeden uzaya yaymaya başladığımız televizyon yayınları idi. Hem bu yayınlar, hem de (fiziği gerçekten yanlış bilmiyorsak) uzaylı ziyaretçilerimiz ışıktan hızlı gidemeyeceklerine göre, bizi bu şekilde fark edip gelmişler ise (ki bu olağanüstü derecede zayıflamış TV sinyalini alıp, onu görüntüye nasıl çevireceklerini “insanüstü” şekilde anında keşfedip, sonra da hemen ışığınkine yakın hızlara çıkıp inebilen uzay gemilerine atlayıp yola çıkmış olmalarını gerektiriyor!) taş çatlasa 40 ışık yılı uzaklıkta “oturuyor” olmaları gerekir, bu da gökadamızın çok küçük bir bölümüne denk geliyor. Uygarlığı bırakın, hayatın bu denli küçük bir hacimde iki farklı noktada evrilmesi ne kadar olasıdır, bilemiyoruz.</p>
<p>Ve daha neden o kadar yolu geldikten sonra kendilerini tanıtmadıklarını, dostça veya düşmanca bir şeyler yapmayıp sadece kimi pilotların kafasını karıştırmakla yetindiklerini sormadık bile! Size de bu hikaye giderek tuhaflaşıyor gibi gelmiyor mu?</p>
<p><strong>Mantıklı açıklama</strong></p>
<p>Son zamanlarda neden UFO haberlerinde artış var? Bir yığın basit sebebi olabilir. Eskiden İnsansız Hava Aracı denen şeyler yoktu mesela. Şimdi ortalıkta cirit atıyorlar. Komşu ülkelerde savaşlar sürüyor, ne idüğü belirsiz uçaklar hem oralarda, hem de maalesef sınırın bu yanında arz-ı endam ediyor. Havadaki kalabalığın artması hem masumane “aa, UFO gördüm!” raporlarında artışa yol açabilir, hem de esas sebebin bilinmesini istemeyen otoritelerin kamuoyunda bu türden bir kafa karışıklığından medet umması söz konusu olabilir. (SSCB döneminde gizli tutulması istenen uydu fırlatmalarından sonra böyle söylentiler çıkardı.)</p>
<p>Başka uygarlıkların uzay gemilerinin yakın ya da uzak geçmişte dünyamızı ziyaret ettiğine inanmıyorum. Bu gibi durumlarda pirimiz Carl Sagan’ın meşhur “Olağanüstü iddialar olağanüstü deliller gerektirir” düsturunu esas alırım. Bu kadar şaşırtıcı bir şeye inanabilmem için tanımadığım birilerinin tanıklıkları, sahtesi de yapılabilecek görüntü kayıtları vs. yetmez. Uzaylı istilası gerektirmeyen alternatif açıklamalar bana daha akla yakın geldiğinden onların teker teker çürütülmesini şart koşarım. Size de aynısını tavsiye ederim.</p>
<p><strong>Cem Say /</strong> <a href="mailto:sayster@gmail.com"><strong>sayster@gmail.com</strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/uzaylilar-geldiyse-mertce-ciksinlar-ortaya">Uzaylılar geldiyse mertçe çıksınlar ortaya!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6490</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şifreleme uzaylılarla aramızdaki engel olabilir</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/sifreleme-uzaylilarla-aramizdaki-engel-olabilir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tevfik Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Mar 2016 11:09:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[edward snowden]]></category>
		<category><![CDATA[SETI]]></category>
		<category><![CDATA[şifreleme]]></category>
		<category><![CDATA[uzaylılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=1399</guid>

					<description><![CDATA[<p>Arkaplan ışımasından ayırt edemesek de Edward Snowden&#8217;e göre uzaylıların kullandığı iletişim sinyalleri Dünya&#8217;ya ulaşabilir. Eski CIA çalışanı olan ve gizli NSA belgelerini ifşa ederek ünlenen Snowden, şifrelemenin (verileri, çözmesi çok güç olan kod dizilimleri haline getirme) uzaylılar tarafından fark edilme şansımızı azalttığını düşünüyor. Snowden, Neil deGrasse Tyson&#8217;ın &#8216;StarTalk&#8217; programına geçici sığınma talebinde bulunduğu Rusya&#8217;dan bir video ile katıldı. Uzaylıların bizim yaptığımız gibi iletişimlerini şifrelemeleri halinde onları fark etmenin çok zor olacağını söyledi. Snowden konuşmasında &#8220;Şifrelenmiş bir sinyale bakıldığında, eğer tam anlamıyla şifrelenmişse, sinyalin şifrelenmiş olduğunu söyleyebilmenin bile bir yolu yoktur&#8221; ve &#8220;Düzgünce şifrelenmiş bir sinyali olağan durumdan ayırt edemezsiniz.&#8221; ifadelerine yer verdi. Dünya dışından gelen sinyalleri yarım yüzyıldır aramaktayız fakat Snowden&#8217;a göre Dünya üzerinden açık olarak uzaya yayılan iletişim sinyallerimiz eğer gerçekten var iseler uzaylı toplumlar tarafından tekrarlanmış olabilir. Bunun anlamı ise uzaylı toplumlardan gelen sinyalleri yakalayabilmemiz için küçük bir şansımızın olabileceğidir. &#8220;Yani eğer uzaydaki herhangi bir uzaylı toplumunu dinlemek ve onları fark etmek istiyorsak o uygarlığın gelişme döneminde kısa bir dönem için kullandığı ilkel ve korumasız sinyallere ulaşmak zorundayız.&#8221; Belki gerçekten bir yerlerde gelişmiş bir uzaylı toplumu var fakat onları dinlemeye başladığımız tarihten çok önce iletişim sinyallerini şifrelemeye başlamışlar. Böyle bir durumda tüm bu zamana kadar farkında bile olmadan Office&#8217;in uzaylı sürümünü alıyor olabilirdik. Yine de uzaylı müptelalarının hayal kırıklığına uğramasına gerek yok. Eğer elektronik iletişim sistemleri geliştirip şifreleyebilecek kadar ilerlemiş bir uzaylı uygarlığı var ise hiç şüphesiz kendilerine doğrudan ait olan ve şifresiz &#8216;Biz buradayız!&#8217; sinyallerini göndermeyi de başarabilirler. Çeviren: Levent Özkarayel Kaynak: IFLS</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/sifreleme-uzaylilarla-aramizdaki-engel-olabilir">Şifreleme uzaylılarla aramızdaki engel olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Arkaplan ışımasından ayırt edemesek de Edward Snowden&#8217;e göre uzaylıların kullandığı iletişim sinyalleri Dünya&#8217;ya ulaşabilir. Eski CIA çalışanı olan ve gizli NSA belgelerini ifşa ederek ünlenen Snowden, şifrelemenin (verileri, çözmesi çok güç olan kod dizilimleri haline getirme) uzaylılar tarafından fark edilme şansımızı azalttığını düşünüyor.</strong></p>
<p>Snowden, Neil deGrasse Tyson&#8217;ın &#8216;StarTalk&#8217; programına geçici sığınma talebinde bulunduğu Rusya&#8217;dan bir video ile katıldı. Uzaylıların bizim yaptığımız gibi iletişimlerini şifrelemeleri halinde onları fark etmenin çok zor olacağını söyledi.<br />
Snowden konuşmasında &#8220;Şifrelenmiş bir sinyale bakıldığında, eğer tam anlamıyla şifrelenmişse, sinyalin şifrelenmiş olduğunu söyleyebilmenin bile bir yolu yoktur&#8221; ve &#8220;Düzgünce şifrelenmiş bir sinyali olağan durumdan ayırt edemezsiniz.&#8221; ifadelerine yer verdi.</p>
<p>Dünya dışından gelen sinyalleri yarım yüzyıldır aramaktayız fakat Snowden&#8217;a göre Dünya üzerinden açık olarak uzaya yayılan iletişim sinyallerimiz eğer gerçekten var iseler uzaylı toplumlar tarafından tekrarlanmış olabilir. Bunun anlamı ise uzaylı toplumlardan gelen sinyalleri yakalayabilmemiz için küçük bir şansımızın olabileceğidir.<br />
&#8220;Yani eğer uzaydaki herhangi bir uzaylı toplumunu dinlemek ve onları fark etmek istiyorsak o uygarlığın gelişme döneminde kısa bir dönem için kullandığı ilkel ve korumasız sinyallere ulaşmak zorundayız.&#8221;<br />
Belki gerçekten bir yerlerde gelişmiş bir uzaylı toplumu var fakat onları dinlemeye başladığımız tarihten çok önce iletişim sinyallerini şifrelemeye başlamışlar. Böyle bir durumda tüm bu zamana kadar farkında bile olmadan Office&#8217;in uzaylı sürümünü alıyor olabilirdik.</p>
<p>Yine de uzaylı müptelalarının hayal kırıklığına uğramasına gerek yok. Eğer elektronik iletişim sistemleri geliştirip şifreleyebilecek kadar ilerlemiş bir uzaylı uygarlığı var ise hiç şüphesiz kendilerine doğrudan ait olan ve şifresiz &#8216;Biz buradayız!&#8217; sinyallerini göndermeyi de başarabilirler.</p>
<p><strong>Çeviren:</strong> <a href="https://twitter.com/lozkarayel" target="_blank">Levent Özkarayel</a></p>
<p><strong>Kaynak:</strong> <a href="http://www.iflscience.com/encryption-might-keep-us-alone-universe">IFLS</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/sifreleme-uzaylilarla-aramizdaki-engel-olabilir">Şifreleme uzaylılarla aramızdaki engel olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1399</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
