<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>veba arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/veba/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/veba</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 14 Feb 2024 23:00:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Milyonlarca insanın hayatını kurtaran bilim kahramanı: Louis Pasteur</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/milyonlarca-insanin-hayatini-kurtaran-bilim-kahramani-louis-pasteur</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Feb 2024 09:00:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk felci]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kuduz]]></category>
		<category><![CDATA[Louis Pasteur]]></category>
		<category><![CDATA[mikrobiyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[mikrop]]></category>
		<category><![CDATA[tifüs]]></category>
		<category><![CDATA[veba]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=30923</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hastalık ve enfeksiyonlarda en etkili yöntemin bulunuşu: Aşılama Bilime yaptığı birçok katkıdan ziyade hastalıkların mikroplardan kaynaklandığını öne süren kuramıyla hatırlanan Pasteur, kelimenin tam anlamıyla bir halk kahramanıydı. Şarbon ve kuduz aşısı, mayalama ve diğer çalışmalarıyla insanlığa çok büyük hizmetleri oldu. Milyonlarca hayat kurtardı. Yıl 1831, Fransa’daki bir dağ köyündeyiz. 9 yaşında bir çocuk, köydeki bir demirci dükkânından korkarak kaçıyor. Çünkü kısa süre önce kuduz bir kurt tarafından ısırılan bir adamın, boğazını kavuran şiddetli acının verdiği çığlıkları duyuyor. Bu çocuk Louis Pasteur’dan başkası değildi ve bu çığlıklar ömrü boyunca kulaklarında yankılanacaktı. Küçük Louis babasına sordu: “Kurtları ne kuduz yapıyor baba? İnsanlar neden kurtlar tarafından ısırıldığında ölüyor?” Napoléon Bonaparte’ın eski çavuşlarından olan babası, savaş alanında yüzlerce insanın kurşunla nasıl ve neden öldüğü konusunda bilgi sahibiydi, peki ama bir enfeksiyon hastalığı? Bu konuda ne onun ne de o dönemin en bilgili doktorlarının bir bilgisi vardı ve bunun cevabını ortaya çıkaran da gelecekte Louis Pasteur’ün ta kendisi olacaktı. Louis Pasteur’ün doğduğu evi gösteren yağlı boya çalışması, sağda. Pasteur’ün 19 yaşına kadar resim sanatında yeteneği olduğu biliniyor. Daha sonra yaşamın kimyasına duyduğu ilgi sebebiyle resim yapmayı bırakıp bilime yöneliyor. Hayatın eşsiz kimyasına ilgi Fransa’nın doğusundaki Dole’da dünyaya gelen Louis Pasteur, ilk gençliğinde resimdeki yeteneğini gözler önüne seriyordu. İlk temel eğitimini Arbois ve Besançon’da alırken o kadar başarılıydı ki öğretmenleri tarafından &#8211; bugün bile Fransa’nın en prestijli okulu sayılan &#8211; Paris’teki École Normale Supérieure’e tavsiye edilmişti. İlk sene sınavı geçemeyen Pasteur, ikinci sene muvaffak olacak, Pasteur efsanesi, köklerini bu okuldan alacaktı. Burada resimden ziyade bilime yönelecekti. Ne ilginç ki bu okulda bir hocası onun için “vasat bir kimya öğrencisi” diye not düşecekti. Ancak o, École’deki fizik bilimi lisans eğitimini tamamladıktan sonra o dönemde yeni yeni bilinen kristalografi alanına yoğunlaşarak fizik ve kimyada çift dal doktora yapmış ve hocasının görüşlerinin ne kadar yanlış olduğunu kısa sürede göstermişti. Hocası belki de onu fişeklemek istemişti, kim bilir… Bu dönemde, tartarik asidin optik izomerleri üzerine yaptığı çalışmaları, daha 26 yaşında onu adı bilinmeye başlayan bir kimyager yaparken onun bilimsel yöntemi ve karakterindeki şu 5 özelliği ortaya çıkaracaktı: Deney yapma yeteneği ve azmi Mikroskop kullanımı Hayatın kimyasının eşsizliğine ilgisi Şansını en iyi şekilde kullanması Ortaya çıkardığı sonuçların büyük etkisi Doktorasını tamamladıktan sonra 1849’da Strasbourg Üniversitesi’nde kimya profesörlüğü görevine başlayan Pasteur, burada üniversite rektörünün kızı, Marie Laurent’le evlendikten sonra hayatı maddi manevi olumlu anlamda değişikliğe uğrayacaktı. Altı yıl sonra dekan olarak Lille Üniversitesi’ne atandı. Burada sadece asimetrik bileşikler ve optik etkinlikler değil, aynı zamanda bira mayalama, rafine ve ağartma gibi konular üzerine de dersler veriyordu. Ancak Pasteur’ün ilgisi başka yerdeydi. Canlı organizmaların kimyası, özellikle de maya ve diğer fermentler, Pasteur’ün merakını cezbediyordu. Mikroskobunu kristal yapılardan mayalara çevirmişti. Alkol üretiminde mayanın rolü üzerine çalıştı. Zengin fabrikatörlerin olduğu bir davette şunları söyleyecekti: “Eline bir patates verip ondan şeker, şekerden de alkol elde edilebileceğini söylediğinizde meraklanmayacak bir genç bulabilir misiniz?” Yine de hiçbir şey toz pembe değildi. Bir bira üreticisi olan M. Bigo onu fabrikasına davet etti ve mayalamada sorun yaşadıklarını bildirdi. Pasteur, uzun süren laboratuvar çalışmalarından sonra mayalanmanın gizini çözdü: Mayalanmanın asıl sebebi, gözle görünmeyen canlı şeylerdi! Bu süreçte Pasteur ile Félix-Archimède Pouchet arasında yaşamın kendiliğinden türemesi (spontaneous generation) fikrine yönelik bir zıtlaşma yaşanmıştı. Pasteur, Pouchet’nin savunduğu kendiliğinden türemeye karşı çıkarak yaşamın mutlaka daha önceki yaşamdan kaynaklandığını savunuyordu. Bunun en büyük örneği de mayalanmaydı. Sözgelimi, mayalanma ve doğal ürünlerin sıvı karışımlarındaki bozulma, canlı fermentler ve kontaminasyona bağlıydı. Buna karşın Pouchet, kontaminasyona kesin olarak karşı çıkıyor ve kendiliğinden türemeyi savunuyordu. Zaman, Pasteur’ü haklı çıkaracaktı. Tıp tarihinde mihenk taşı: Hastalık yapan mikrop teorisi Pasteur’ün hastalık araştırmalarını işte bu tartışmalara borçluyuz. Doktorların da ateş ve septik enfeksiyonların gelişimi ile mayalanma ve bozulmayla benzerlik gösterdiğini, bir başka deyişle, bu süreçlerde canlı organizmalar ya da mikropların varlığının düşünmesi yeni bir çağın başlangıcı oldu. “Hastalık yapıcı mikrop” ifadesinde karşılığını bulan bu yeni uygulama alanı, mikropların çok çeşitli ve dağılmış olduğunu, bununla birlikte bölünmenin onlara güç kattığını ortaya çıkarmıştı. Bu teoriyi kanıtlamak için söz konusu mikropların hastalığa sebep olduğunu doğrulamak gerekiyordu. Aslında bunun için o dönemde yaşanan ölümlere bakmak yeterliydi. 19. yüzyılın başlarına kadar ameliyat sonrası ölüm oranı yüksekti, çoğu insan yara enfeksiyonları yüzünden hayatını kaybediyordu. Genel kanı, çürüyen etin salgıladığı gazların buna neden olduğu yönünde olsa da bir bilim insanı buna karşı çıkacaktı: Joseph Lister. Pasteur’ün çalışmalarını yakından takip eden ve mikroorganizmalar olduğu sürece çürümenin, hava olmadan da gerçekleşebileceği fikrini destekleyen Lister, Pasteur’den etkilenerek mikroorganizmaların yara enfeksiyonuna neden olabileceğini ortaya attı. Bununla birlikte mikropları öldürmek için karbolik asitli sargı bezi uygulamasını tıp tarihine kazandırmıştı. Lister’i derinden etkileyen Pasteur, hastalık yapıcı mikrop teorisini farklı tür ve zamanlarda defalarca kanıtlayarak bu teorinin uygulanmasında bir adım öne çıkmıştı. Bu noktada da alkol üzerine yaptığı çalışmaları önemli bir çıkış noktasıydı. Bira ve şarap fermantasyonuyla ilgili araştırması, havada mikroorganizmaların bulunduğunu düşündürdü. Dolayısıyla zararlı bakteriler, insan vücuduna yiyecek ve içereceklerden girebilirdi. Bu süreçte şarabı 50-60 dereceye kadar ısıtan Pasteur, maya hücrelerinin öldüğünü ve dolayısıyla bozulmayı önlediğini bulmuştu. (Aynı yöntemle sütün ekşimesinin önlemesi de bugün pastörizasyon olarak biliniyor.) Buna benzer pratik uygulamalar teorinin doğruluğunu günden güne daha fazla insanın kabul etmesini sağladı. Pasteur, akademik araştırmalarının yanı sıra 1879’a kadar, Lille kentinde yerel alkol üretiminin sorunlarına çözüm bulmaktan sorumlu bir ekibin de başındaydı. Ressam Albert Edelfelt, 1885’te Louis Pasteur’ü laboratuvarında resmetti (solda). Kendi hayatını tehlikeye atan bir halk kahramanı Ardından farklı organizma türleri ve sebep oldukları hastalıkları tespit ve tedavi etme süreci başladı. 1865’te ipek sanayisinde baş gösteren hastalığı incelemesi için Fransız hükümeti tarafından atanan Pasteur, 3 yıllık bir çalışmanın ardından suçluyu buldu: yine bir canlı, bir parazitti. Sanayiyi mikrop ve hastalıklardan uzak tutmak için uygulamalar önerdi ve başarılı oldu. Sadece sanayi değil tıpta da sorunları çözme yolunda olan Pasteur, kolera hastalığı için tavukları kolera bakterisi enjekte ederek tedavi etti. Enfeksiyon hastalıklarını önlemede yeni bir çağ başlamıştı; hastalıklara mikroplar neden oluyorsa, zararlı mikropların insan vücuduna girmesi önlenerek hastalıklardan kaçınılabilirdi. Pasteur, “Hastalık yapıcı mikrop” teorisini, sadece teori olmaktan çıkarıp uygulamada defalarca kanıtlayarak tüm enfeksiyon ve bulaşıcı hastalıkların tedavisine sirayet etti. Ve bu, Pasteur’ü bugün dünyada milyonlarca insanı kurtaran bir halk kahramanı kılacaktı. Üstelik hayatını tehlikeye atarak! Çünkü laboratuvarı, çürüyen şeylerden dolayı mikrobik bir yer haline gelmişti, çok pis kokuyordu ve kamu yararı uğruna kendi sağlığını açıkça tehlikeye atıyordu. Hatta deneyler yüzünden hastalanıp bir keresinde ölümle burun buruna gelmiş olsa da bunu atlatmıştı. Sağda, Louis Pasteur’ün 1860’larda kullandığı 400x Nachet mikroskobu. Bu mikroskopla fermantasyon ve kendiliğinden türemeyi reddedeceği araştırmalarını yapmıştı. “Hafif hastalık, daha ciddi hastalığa karşı koruyabilir.” Ama bu süreçte, ne yazık ki uzun süren çalışma temposu ve yoğunluğu sebebiyle kalıcı felç geçirdi. Sol tarafını hayatı boyunca bir daha kullanamadı. Ancak çalışmaları hız kesmedi. Hem sanayi hem de halkı kötü etkileyen şarbon üzerine çalıştı. Bu hastalığa karşı bir de aşı üretti. Bu aşıyı bulurken en büyük ilkesi ise şuydu: “Hafif hastalık, daha ciddi hastalığa karşı koruyabilir.” Bugün “bağışıklık kazandırma” olarak tanımlayabileceğimiz bu ilke sayesinde aşılamanın enfeksiyon hastalıklarını önleyebileceği bulundu. Bu önemliydi, çünkü yeni bir ölümcül hastalık kapıdaydı: Kuduz! Öyle bir illetti ki hastalar, ilk semptomların görülmesiyle birlikte bir anda ölüme kadar gidiyordu. Pasteur, yıldan yıla genişleyen ekibiyle birlikte, şarbonda olduğu gibi ilk olarak hayvanlar üzerinde deneyler yaptı. Ardından insanlar üzerinde denemeye başladı. İlk hastası, Joseph Meister isminde bir erkek çocuğuydu. Aşı etkili olmuş ve kuduz alt edilmişti. Aşı ücretsiz olarak veriliyordu ve tüm dünyaya yayıldı. Kuduz illeti, küresel ölüm sebebi olmaktan onun sayesinde çıkmıştı. Bu başarısından sonra amansız veba için de bir aşı geliştirdi. Belki de daha önemlisi, Pasteur’den bu yana ortaya çıkan bütün enfeksiyonlarda onun fikirlerinin ışığında yürünerek “Hafif hastalık, daha ciddi hastalığa karşı koruyabilir” ilkesi kullanıldı. Yani hastayı bir hastalığa karşı korumak için o hastalığı hafif oranda bulaştırarak bağışık hale getirme yolu… Bu sayede bilim, tifüs ve çocuk felci gibi birçok ölümcül hastalık için koruyucu aşılar geliştirerek bu salgınların etki alanını daralttı. Kısacası onun sayesinde hastalıkların nedeninin şeytanlar olmadığı ve çözümün bilimde olduğu net bir şekilde anlaşıldı. İnsan ömrü iki katına çıktıysa Pasteur’ün payı çok büyük Dünyaya Yön Veren En Etkin 100 kitabının yazarı Michael H. Hart, bilim ve tıbbın insan ömrünü neredeyse iki katını çıkarmada büyük etkisi olduğunu düşündüğü Pasteur için şöyle diyor: “Pasteur ile çiçek aşısını geliştiren İngiliz hekim Edward Jenner arasında genellikle karşılaştırma yapılır. Jenner’in çalışması Pasteur’ünkinden 80 küsur yıl önce yapılmış olmasına karşın ben Jenner’i daha az önemli bulurum; çünkü buluşu sadece bir tek hastalığa karşı bağışıklık sağlamıştır. Pasteür’ün yöntemleri ise birçok hastalığın önlenmesi için uygulanabilir ve uygulanmıştır da.” Louis Pasteur, 1895’te hayata gözlerini yumduğunda bilim camiası için mayalanmanın biyolojik doğasını ortaya çıkaran ve hastalıkları mikropla ilişkilendiren öncü mikrobiyoloji çalışmalarıyla bir bilim dehasıydı. Bununla birlikte halk, en çok enfeksiyon hastalıklarının önlenmesi ve tedavisi üzerine çalışmalarıyla onu bir kahraman olarak görüyordu. Yaşamının son yıllarında dünyanın dört bir yanından eşi benzeri olmayan bir bağış gelmişti. Bağışların sebebi Pasteur’ün bir enstitü kurmasını istemeleriydi. Enstitü, Kasım 1888’de açılacaktı. Ancak sağlığı, o sıralarda çalışmalarda aktif olarak rol alamayacak kadar kötüleşmişti. Öldüğünde halk cenazeye akın etti, göz yaşı döktü. Fransız kahramanlarının yanına, Panthéon’a defnedilmesi önerilse de ailesi ve kendi vasiyeti doğrultusunda enstitüdeki bir kripte gömüldü. Şanslı ama hazır bir zihin Onun için hep şanslı derlerdi. Louis Pasteur, 1854’te Lille Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, “Gözlem alanında, şans sadece hazır zihinleri kollar.” demişti. Gerçekten de hayatı boyunca şans hep yanında oldu ama başarısını sadece şansa bağlamak doğru değil. Çünkü o, kendisinin de ifade ettiği gibi bir hazır zihindi; bilgili, kavrayış gücü yüksek ve çalışkandı. Sonuç alana değin hiçbir şeyin peşini bırakmıyordu. Şans da yanında olmuştu. Bilim tarihçisi Gerald L. Geison, The Private Science of Louis Pasteur isimli biyografisinde onun için şöyle diyor: “Çoğu zaman büyük bir cesaret ve kuvvetli bir hayal gücü sergilemekle birlikte, çalışmalarının genelinin karakteristik özellikleri zihin açıklığı, sıra dışı deneysel beceriler ve amaca ulaşma azmi ve hatta inadıdır.” Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com *Bu yazı, HBT Dergi 237. sayıda yayınlanmıştır. Kaynaklar: Adrian Berry, Bilimin Arka Yüzü. Çev: R. L. Aysever, TÜBİTAK, İstanbul, 200, s.266-271 John Simmons, The Giant Book of Scientists. The Book Company, London, 1997, p.27-32 Naomi Craft, Tıpta Çığır Açan Buluşların Küçük Kitabı, Çev: Ö. Akpınar, TÜBİTAK, Ankara, 2018, s.68-69; 73-74 Michael H. Hart, Dünyaya Yön Veren En Etkin 100. Çev: N. Üstüntaş, Güney Kitap, İstanbul, 2019, s. 79-81 Andrew Robinson, Bilim İnsanları: Bir Keşif Destanı. Çev: Y. Türedi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2014, s.252-257 https://www.pasteur.fr/en/institut-pasteur/museum/scientific-and-artistic-collections-letters-and-manuscripts</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/milyonlarca-insanin-hayatini-kurtaran-bilim-kahramani-louis-pasteur">Milyonlarca insanın hayatını kurtaran bilim kahramanı: Louis Pasteur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hastalık ve enfeksiyonlarda en etkili yöntemin bulunuşu: Aşılama</strong></p>
<p>Bilime yaptığı birçok katkıdan ziyade hastalıkların mikroplardan kaynaklandığını öne süren kuramıyla hatırlanan Pasteur, kelimenin tam anlamıyla bir halk kahramanıydı. Şarbon ve kuduz aşısı, mayalama ve diğer çalışmalarıyla insanlığa çok büyük hizmetleri oldu. Milyonlarca hayat kurtardı.</p>
<p>Yıl 1831, Fransa’daki bir dağ köyündeyiz. 9 yaşında bir çocuk, köydeki bir demirci dükkânından korkarak kaçıyor. Çünkü kısa süre önce kuduz bir kurt tarafından ısırılan bir adamın, boğazını kavuran şiddetli acının verdiği çığlıkları duyuyor. Bu çocuk Louis Pasteur’dan başkası değildi ve bu çığlıklar ömrü boyunca kulaklarında yankılanacaktı.</p>
<p>Küçük Louis babasına sordu: “Kurtları ne kuduz yapıyor baba? İnsanlar neden kurtlar tarafından ısırıldığında ölüyor?” Napoléon Bonaparte’ın eski çavuşlarından olan babası, savaş alanında yüzlerce insanın kurşunla nasıl ve neden öldüğü konusunda bilgi sahibiydi, peki ama bir enfeksiyon hastalığı? Bu konuda ne onun ne de o dönemin en bilgili doktorlarının bir bilgisi vardı ve bunun cevabını ortaya çıkaran da gelecekte Louis Pasteur’ün ta kendisi olacaktı.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-30925 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/g1-300x218.jpg" alt="" width="300" height="218" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/g1-300x218.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/g1-1024x743.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/g1.jpg 1285w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Louis Pasteur’ün doğduğu evi gösteren yağlı boya çalışması, sağda. Pasteur’ün 19 yaşına kadar resim sanatında yeteneği olduğu biliniyor. Daha sonra yaşamın kimyasına duyduğu ilgi sebebiyle resim yapmayı bırakıp bilime yöneliyor.</p>
<p><strong>Hayatın eşsiz kimyasına ilgi</strong></p>
<p>Fransa’nın doğusundaki Dole’da dünyaya gelen Louis Pasteur, ilk gençliğinde resimdeki yeteneğini gözler önüne seriyordu. İlk temel eğitimini Arbois ve Besançon’da alırken o kadar başarılıydı ki öğretmenleri tarafından &#8211; bugün bile Fransa’nın en prestijli okulu sayılan &#8211; Paris’teki École Normale Supérieure’e tavsiye edilmişti. İlk sene sınavı geçemeyen Pasteur, ikinci sene muvaffak olacak, Pasteur efsanesi, köklerini bu okuldan alacaktı. Burada resimden ziyade bilime yönelecekti.</p>
<p>Ne ilginç ki bu okulda bir hocası onun için “vasat bir kimya öğrencisi” diye not düşecekti. Ancak o, École’deki fizik bilimi lisans eğitimini tamamladıktan sonra o dönemde yeni yeni bilinen kristalografi alanına yoğunlaşarak fizik ve kimyada çift dal doktora yapmış ve hocasının görüşlerinin ne kadar yanlış olduğunu kısa sürede göstermişti. Hocası belki de onu fişeklemek istemişti, kim bilir…</p>
<p>Bu dönemde, tartarik asidin optik izomerleri üzerine yaptığı çalışmaları, daha 26 yaşında onu adı bilinmeye başlayan bir kimyager yaparken onun bilimsel yöntemi ve karakterindeki şu 5 özelliği ortaya çıkaracaktı:</p>
<ul>
<li>Deney yapma yeteneği ve azmi</li>
<li>Mikroskop kullanımı</li>
<li>Hayatın kimyasının eşsizliğine ilgisi</li>
<li>Şansını en iyi şekilde kullanması</li>
<li>Ortaya çıkardığı sonuçların büyük etkisi</li>
</ul>
<p>Doktorasını tamamladıktan sonra 1849’da Strasbourg Üniversitesi’nde kimya profesörlüğü görevine başlayan Pasteur, burada üniversite rektörünün kızı, Marie Laurent’le evlendikten sonra hayatı maddi manevi olumlu anlamda değişikliğe uğrayacaktı. Altı yıl sonra dekan olarak Lille Üniversitesi’ne atandı. Burada sadece asimetrik bileşikler ve optik etkinlikler değil, aynı zamanda bira mayalama, rafine ve ağartma gibi konular üzerine de dersler veriyordu.</p>
<p>Ancak Pasteur’ün ilgisi başka yerdeydi. Canlı organizmaların kimyası, özellikle de maya ve diğer fermentler, Pasteur’ün merakını cezbediyordu. Mikroskobunu kristal yapılardan mayalara çevirmişti. Alkol üretiminde mayanın rolü üzerine çalıştı. Zengin fabrikatörlerin olduğu bir davette şunları söyleyecekti: “Eline bir patates verip ondan şeker, şekerden de alkol elde edilebileceğini söylediğinizde meraklanmayacak bir genç bulabilir misiniz?”</p>
<p>Yine de hiçbir şey toz pembe değildi. Bir bira üreticisi olan M. Bigo onu fabrikasına davet etti ve mayalamada sorun yaşadıklarını bildirdi. Pasteur, uzun süren laboratuvar çalışmalarından sonra mayalanmanın gizini çözdü: <strong>Mayalanmanın asıl sebebi, gözle görünmeyen canlı şeylerdi!</strong></p>
<p>Bu süreçte Pasteur ile Félix-Archimède Pouchet arasında yaşamın kendiliğinden türemesi (spontaneous generation) fikrine yönelik bir zıtlaşma yaşanmıştı. Pasteur, Pouchet’nin savunduğu kendiliğinden türemeye karşı çıkarak yaşamın mutlaka daha önceki yaşamdan kaynaklandığını savunuyordu. Bunun en büyük örneği de mayalanmaydı. Sözgelimi, mayalanma ve doğal ürünlerin sıvı karışımlarındaki bozulma, canlı fermentler ve kontaminasyona bağlıydı. Buna karşın Pouchet, kontaminasyona kesin olarak karşı çıkıyor ve kendiliğinden türemeyi savunuyordu. Zaman, Pasteur’ü haklı çıkaracaktı.</p>
<p><strong>Tıp tarihinde mihenk taşı: Hastalık yapan mikrop teorisi</strong></p>
<p>Pasteur’ün hastalık araştırmalarını işte bu tartışmalara borçluyuz. Doktorların da ateş ve septik enfeksiyonların gelişimi ile mayalanma ve bozulmayla benzerlik gösterdiğini, bir başka deyişle, bu süreçlerde canlı organizmalar ya da mikropların varlığının düşünmesi yeni bir çağın başlangıcı oldu.</p>
<p>“Hastalık yapıcı mikrop” ifadesinde karşılığını bulan bu yeni uygulama alanı, mikropların çok çeşitli ve dağılmış olduğunu, bununla birlikte bölünmenin onlara güç kattığını ortaya çıkarmıştı. Bu teoriyi kanıtlamak için söz konusu mikropların hastalığa sebep olduğunu doğrulamak gerekiyordu.</p>
<p>Aslında bunun için o dönemde yaşanan ölümlere bakmak yeterliydi. 19. yüzyılın başlarına kadar ameliyat sonrası ölüm oranı yüksekti, çoğu insan yara enfeksiyonları yüzünden hayatını kaybediyordu. Genel kanı, çürüyen etin salgıladığı gazların buna neden olduğu yönünde olsa da bir bilim insanı buna karşı çıkacaktı: Joseph Lister.</p>
<p>Pasteur’ün çalışmalarını yakından takip eden ve mikroorganizmalar olduğu sürece çürümenin, hava olmadan da gerçekleşebileceği fikrini destekleyen Lister, Pasteur’den etkilenerek mikroorganizmaların yara enfeksiyonuna neden olabileceğini ortaya attı. Bununla birlikte mikropları öldürmek için karbolik asitli sargı bezi uygulamasını tıp tarihine kazandırmıştı.</p>
<p>Lister’i derinden etkileyen Pasteur, hastalık yapıcı mikrop teorisini farklı tür ve zamanlarda defalarca kanıtlayarak bu teorinin uygulanmasında bir adım öne çıkmıştı. Bu noktada da alkol üzerine yaptığı çalışmaları önemli bir çıkış noktasıydı. Bira ve şarap fermantasyonuyla ilgili araştırması, havada mikroorganizmaların bulunduğunu düşündürdü. Dolayısıyla zararlı bakteriler, insan vücuduna yiyecek ve içereceklerden girebilirdi.</p>
<p>Bu süreçte şarabı 50-60 dereceye kadar ısıtan Pasteur, maya hücrelerinin öldüğünü ve dolayısıyla bozulmayı önlediğini bulmuştu. (Aynı yöntemle sütün ekşimesinin önlemesi de bugün pastörizasyon olarak biliniyor.) Buna benzer pratik uygulamalar teorinin doğruluğunu günden güne daha fazla insanın kabul etmesini sağladı. Pasteur, akademik araştırmalarının yanı sıra 1879’a kadar, Lille kentinde yerel alkol üretiminin sorunlarına çözüm bulmaktan sorumlu bir ekibin de başındaydı.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-30926 size-medium alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/g2-247x300.jpg" alt="" width="247" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/g2-247x300.jpg 247w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/g2.jpg 778w" sizes="(max-width: 247px) 100vw, 247px" /></p>
<p>Ressam Albert Edelfelt, 1885’te Louis Pasteur’ü laboratuvarında resmetti (solda).</p>
<p><strong>Kendi hayatını tehlikeye atan bir halk kahramanı</strong></p>
<p>Ardından farklı organizma türleri ve sebep oldukları hastalıkları tespit ve tedavi etme süreci başladı. 1865’te ipek sanayisinde baş gösteren hastalığı incelemesi için Fransız hükümeti tarafından atanan Pasteur, 3 yıllık bir çalışmanın ardından suçluyu buldu: yine bir canlı, bir parazitti. Sanayiyi mikrop ve hastalıklardan uzak tutmak için uygulamalar önerdi ve başarılı oldu.</p>
<p>Sadece sanayi değil tıpta da sorunları çözme yolunda olan Pasteur, kolera hastalığı için tavukları kolera bakterisi enjekte ederek tedavi etti. Enfeksiyon hastalıklarını önlemede yeni bir çağ başlamıştı; hastalıklara mikroplar neden oluyorsa, zararlı mikropların insan vücuduna girmesi önlenerek hastalıklardan kaçınılabilirdi.</p>
<p>Pasteur, “Hastalık yapıcı mikrop” teorisini, sadece teori olmaktan çıkarıp uygulamada defalarca kanıtlayarak tüm enfeksiyon ve bulaşıcı hastalıkların tedavisine sirayet etti. Ve bu, Pasteur’ü bugün dünyada milyonlarca insanı kurtaran bir halk kahramanı kılacaktı. Üstelik hayatını tehlikeye atarak! Çünkü laboratuvarı, çürüyen şeylerden dolayı mikrobik bir yer haline gelmişti, çok pis kokuyordu ve kamu yararı uğruna kendi sağlığını açıkça tehlikeye atıyordu. Hatta deneyler yüzünden hastalanıp bir keresinde ölümle burun buruna gelmiş olsa da bunu atlatmıştı.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-30927 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/g3-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/g3-200x300.jpg 200w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/g3.jpg 613w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" /></p>
<p>Sağda, Louis Pasteur’ün 1860’larda kullandığı 400x Nachet mikroskobu. Bu mikroskopla fermantasyon ve kendiliğinden türemeyi reddedeceği araştırmalarını yapmıştı.</p>
<p><strong>“Hafif hastalık, daha ciddi hastalığa karşı koruyabilir.”</strong></p>
<p>Ama bu süreçte, ne yazık ki uzun süren çalışma temposu ve yoğunluğu sebebiyle kalıcı felç geçirdi. Sol tarafını hayatı boyunca bir daha kullanamadı. Ancak çalışmaları hız kesmedi. Hem sanayi hem de halkı kötü etkileyen şarbon üzerine çalıştı. Bu hastalığa karşı bir de aşı üretti. <strong>Bu aşıyı bulurken en büyük ilkesi ise şuydu: “Hafif hastalık, daha ciddi hastalığa karşı koruyabilir.”</strong></p>
<p><strong>Bugün “bağışıklık kazandırma” olarak tanımlayabileceğimiz bu ilke sayesinde aşılamanın enfeksiyon hastalıklarını önleyebileceği bulundu.</strong></p>
<p>Bu önemliydi, çünkü yeni bir ölümcül hastalık kapıdaydı: Kuduz! Öyle bir illetti ki hastalar, ilk semptomların görülmesiyle birlikte bir anda ölüme kadar gidiyordu. Pasteur, yıldan yıla genişleyen ekibiyle birlikte, şarbonda olduğu gibi ilk olarak hayvanlar üzerinde deneyler yaptı. Ardından insanlar üzerinde denemeye başladı. İlk hastası, Joseph Meister isminde bir erkek çocuğuydu. Aşı etkili olmuş ve kuduz alt edilmişti. Aşı ücretsiz olarak veriliyordu ve tüm dünyaya yayıldı. Kuduz illeti, küresel ölüm sebebi olmaktan onun sayesinde çıkmıştı.</p>
<p>Bu başarısından sonra amansız veba için de bir aşı geliştirdi. Belki de daha önemlisi, Pasteur’den bu yana ortaya çıkan bütün enfeksiyonlarda onun fikirlerinin ışığında yürünerek “Hafif hastalık, daha ciddi hastalığa karşı koruyabilir” ilkesi kullanıldı. <strong>Yani hastayı bir hastalığa karşı korumak için o hastalığı hafif oranda bulaştırarak bağışık hale getirme yolu…</strong> Bu sayede bilim, tifüs ve çocuk felci gibi birçok ölümcül hastalık için koruyucu aşılar geliştirerek bu salgınların etki alanını daralttı. Kısacası onun sayesinde hastalıkların nedeninin şeytanlar olmadığı ve çözümün bilimde olduğu net bir şekilde anlaşıldı.</p>
<p><strong>İnsan ömrü iki katına çıktıysa Pasteur’ün payı çok büyük</strong></p>
<p><em>Dünyaya Yön Veren En Etkin 100</em> kitabının yazarı Michael H. Hart, bilim ve tıbbın insan ömrünü neredeyse iki katını çıkarmada büyük etkisi olduğunu düşündüğü Pasteur için şöyle diyor: “Pasteur ile çiçek aşısını geliştiren İngiliz hekim Edward Jenner arasında genellikle karşılaştırma yapılır. Jenner’in çalışması Pasteur’ünkinden 80 küsur yıl önce yapılmış olmasına karşın ben Jenner’i daha az önemli bulurum; çünkü buluşu sadece bir tek hastalığa karşı bağışıklık sağlamıştır. Pasteür’ün yöntemleri ise birçok hastalığın önlenmesi için uygulanabilir ve uygulanmıştır da.”</p>
<p>Louis Pasteur, 1895’te hayata gözlerini yumduğunda bilim camiası için mayalanmanın biyolojik doğasını ortaya çıkaran ve hastalıkları mikropla ilişkilendiren öncü mikrobiyoloji çalışmalarıyla bir bilim dehasıydı. Bununla birlikte halk, en çok enfeksiyon hastalıklarının önlenmesi ve tedavisi üzerine çalışmalarıyla onu bir kahraman olarak görüyordu.</p>
<p>Yaşamının son yıllarında dünyanın dört bir yanından eşi benzeri olmayan bir bağış gelmişti. Bağışların sebebi Pasteur’ün bir enstitü kurmasını istemeleriydi. Enstitü, Kasım 1888’de açılacaktı. Ancak sağlığı, o sıralarda çalışmalarda aktif olarak rol alamayacak kadar kötüleşmişti. Öldüğünde halk cenazeye akın etti, göz yaşı döktü. Fransız kahramanlarının yanına, Panthéon’a defnedilmesi önerilse de ailesi ve kendi vasiyeti doğrultusunda enstitüdeki bir kripte gömüldü.</p>
<p><strong>Şanslı ama hazır bir zihin</strong></p>
<p>Onun için hep şanslı derlerdi. Louis Pasteur, 1854’te Lille Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, “Gözlem alanında, şans sadece hazır zihinleri kollar.” demişti. Gerçekten de hayatı boyunca şans hep yanında oldu ama başarısını sadece şansa bağlamak doğru değil. Çünkü o, kendisinin de ifade ettiği gibi bir hazır zihindi; bilgili, kavrayış gücü yüksek ve çalışkandı. Sonuç alana değin hiçbir şeyin peşini bırakmıyordu. Şans da yanında olmuştu.</p>
<p>Bilim tarihçisi Gerald L. Geison, The Private Science of Louis Pasteur isimli biyografisinde onun için şöyle diyor: “Çoğu zaman büyük bir cesaret ve kuvvetli bir hayal gücü sergilemekle birlikte, çalışmalarının genelinin karakteristik özellikleri zihin açıklığı, sıra dışı deneysel beceriler ve amaca ulaşma azmi ve hatta inadıdır.”</p>
<p><strong>Batuhan Sarıcan / <a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-237-9-ekim-2020-dijital-pdf/">237. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p><strong>Adrian Berry, Bilimin Arka Yüzü. Çev: R. L. Aysever, TÜBİTAK, İstanbul, 200, s.266-271</strong></p>
<p><strong>John Simmons, The Giant Book of Scientists. The Book Company, London, 1997, p.27-32</strong></p>
<p><strong>Naomi Craft, Tıpta Çığır Açan Buluşların Küçük Kitabı, Çev: Ö. Akpınar, TÜBİTAK, Ankara, 2018, s.68-69; 73-74</strong></p>
<p><strong>Michael H. Hart, Dünyaya Yön Veren En Etkin 100. Çev: N. Üstüntaş, Güney Kitap, İstanbul, 2019, s. 79-81</strong></p>
<p><strong>Andrew Robinson, Bilim İnsanları: Bir Keşif Destanı. Çev: Y. Türedi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2014, s.252-257</strong></p>
<p><strong><a href="https://www.pasteur.fr/en/institut-pasteur/museum/scientific-and-artistic-collections-letters-and-manuscripts">https://www.pasteur.fr/en/institut-pasteur/museum/scientific-and-artistic-collections-letters-and-manuscripts</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/milyonlarca-insanin-hayatini-kurtaran-bilim-kahramani-louis-pasteur">Milyonlarca insanın hayatını kurtaran bilim kahramanı: Louis Pasteur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">30923</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Pasteur, 132 yıl önce kuduz aşısını buldu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/pasteur-132-yil-once-kuduz-asisini-buldu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Jul 2017 13:37:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Difteri]]></category>
		<category><![CDATA[Joseph Meister]]></category>
		<category><![CDATA[kolera]]></category>
		<category><![CDATA[kuduz]]></category>
		<category><![CDATA[kuduz aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[Louis Pasteur]]></category>
		<category><![CDATA[Pasteur Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Pastörizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Pierre Paul Émile Roux]]></category>
		<category><![CDATA[veba]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7127</guid>

					<description><![CDATA[<p>1885 &#8211; Fransız bilimci &#8216;ün bulduğu kuduz aşısı ilk kez insana uygulandı. Özellikle kuduz hastalığına karşı açtığı savaşla, adı bilim tarihine altın harflerle yazılan Louis Pasteur, 1822 yılında Fransa`nın Dole adındaki küçük şehrinde doğdu. Arbois ortaokulunda ve Besançon kolejinde öğrenim gören Pasteur, daha sonra Fransa&#8217;nın en prestijli yüksek öğrenim kurumu École Normale Supérieure’a girdi. Ancak ilk yıl giriş sınavlarında 15. olduğunu öğrenen Pasteur, okula daha layık bir öğrenci olmak için bir yıl daha bekledi, sınava yeniden hazırlandı ve bu kez aynı sınavda 4. olarak okula girmeye hak kazandı. Pasteur 1847&#8217;de fizik ve kimya dalında doktorasını aldı. Bu yıllarda izomerlik, kristal yapı ve optik etkinlik konularındaki çalışmalarıyla tanınmaya başladı. 1848&#8217;de Strasbourg Fen Fakültesinde yardımcı kimya profesörü oldu. 1854&#8217;te Lille Fen Fakültesi&#8217;nde kimya profesörlüğüne yükseldi. École Normale&#8217;de kurulmasını istediği araştırma laboratuvarının yöneticisi oldu ve 1871&#8217;de çalışmaya başladı. Bu laboratuvarda şarbon, tavuk kolerası ve kuduz gibi virütik hastalıklar; bağışıklık mekanizması ve aşı hazırlama teknikleri üzerinde çalıştı. Bakteriyolog olarak görev yaptığı süre boyunca, tıbbın ilerlemesine büyük katkılarda bulundu ancak tıp doktoru olmadığı için, doktorlardan büyük tepki gördü. Pasteur, tepkilere rağmen çalışmalarına devam etti. Bakterilerin var olduğu ve hastalıklara yol açabilecekleri konusundaki inancını hep sürdürdü. Pastörizasyon yöntemi Pasteur, mayalanma sürecinde ve bulaşıcı hastalıklarda mikroorganizmaların rol oynadığını kanıtladı ve böylece kendiliğinden türeme teorisini çürüttü. Şarap, bira, süt, meyve suyu gibi mayalanan sıvıların uzun süre bozulmadan saklanmasını sağlayan &#8220;pastörizasyon&#8221; adlı konserve yöntemini geliştirdi. Yöntem, örneğin sütü 63 °C&#8217;de otuz dakika süreyle ısıtarak ve daha sonra hızlı bir şekilde soğutup sterilize şişelere hava almayacak şekilde koyarak uygulanıyordu. Bu yöntem şu an farklı şekillerde olsa da, halen uygulanmakta. Kuduz aşısı Pasteur, Fransız bir doktor ve bakteriyolog Pierre Paul Émile Roux ile yaptığı çalışmalar sonucu aşı yöntemi geliştirildi. Bu yöntemi önce tavşanlar üzerinde denedi. Daha sonra aşının kuduz hastalığı üzerindeki etkisini araştırmak için 11 köpek ile deney yaptı. Hatta, kuduz köpekler üzerine yaptığı çalışmaları daha güvenli hale getirmek için 1885&#8217;te eski bir imparatorluk şatosunu gereğine uygun olarak düzenledi. Aşının ilk uygulanışı 6 Temmuz 1885 tarihinde Joseph Meister adlı bir çocuk kuduz bir köpek tarafından on dört yerinden ısırıldığında, anne ve babası çocuğu Pasteur’e getirdi. Pasteur, daha önce sadece hayvanların üzerinde denenmiş olan kuduz aşısını çocuğa uygulamakta tereddüt etti. Ancak iki doktor arkadaşı, çocuğun her durumda kuduz hastalığından öleceğini ve başarılı olursa yöntemin kuduz hastalığına bir çare olabileceğini söyleyerek Pasteur&#8217;ü ikna etti. Aşı yapıldıktan sonra çocuğun sağlık durumu iyiye gitmeye başladı ve 3 ay sonra iyileşti. Kahraman ilan edilen Pasteur’ün başarısı, aşının geliştirilmesi ve bu ölümcül hastalığın önlenmesi için büyük bir adım oldu. Pasteur olumlu sonuçların ardından, 1887 yılında Pasteur Enstitüsünü kurdu. Pasteur`ün başarılı öğrencileri Pasteur sadece bu alandaki çalışmalarıyla kalmadı. Fransa`nın güneyinde ipek böceklerine bulaşan ve endüstriyi tehlikeye düşüren karataban hastalığını önledi. Koyun ve inek gibi hayvanların ölümüne neden olan şarbon mikrobunu ve hastalığı önleyen aşıyı buldu. Kangren tehlikesinin önüne geçmek için yaptığı çalışmaları da tıp alanında saygıyla anılması gereken sayısız başarılarından biri. 70. yaş günü Sorbonne Üniversitesinde yapılan büyük bir törenle kutlanan Pasteur, ilerleyen yaşına rağmen adını taşıyan enstitü için çalışmalarını sürdürmeye devam etti. Difteri (kuşpalazı) serumunu bulan Dr. Roux, veba mikrobunun bulucusu Dr. Yersin ve kolera mikrobunu bulan Dr. Chantemesse, Pasteur`ün başarılı öğrencilerindendi. Onun aydınlattığı bilim yolunda yürüyen sayısız insandan sadece birkaçıydı. Louis Pasteur 28 Eylül 1895 yılında, 73 yaşındayken Fransa&#8217;nın Saint-Cloud kentinde hayatını kaybetti. &#160; &#160;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/pasteur-132-yil-once-kuduz-asisini-buldu">Pasteur, 132 yıl önce kuduz aşısını buldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1885 &#8211; Fransız bilimci &#8216;ün bulduğu kuduz aşısı ilk kez insana uygulandı.</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-7128" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/07/img10-11.jpg" alt="" width="312" height="432" /></p>
<p>Özellikle kuduz hastalığına karşı açtığı savaşla, adı bilim tarihine altın harflerle yazılan Louis Pasteur, 1822 yılında Fransa`nın Dole adındaki küçük şehrinde doğdu. Arbois ortaokulunda ve Besançon kolejinde öğrenim gören Pasteur, daha sonra Fransa&#8217;nın en prestijli yüksek öğrenim kurumu École Normale Supérieure’a girdi. Ancak ilk yıl giriş sınavlarında 15. olduğunu öğrenen Pasteur, okula daha layık bir öğrenci olmak için bir yıl daha bekledi, sınava yeniden hazırlandı ve bu kez aynı sınavda 4. olarak okula girmeye hak kazandı.</p>
<p>Pasteur 1847&#8217;de fizik ve kimya dalında doktorasını aldı. Bu yıllarda izomerlik, kristal yapı ve optik etkinlik konularındaki çalışmalarıyla tanınmaya başladı. 1848&#8217;de Strasbourg Fen Fakültesinde yardımcı kimya profesörü oldu. 1854&#8217;te Lille Fen Fakültesi&#8217;nde kimya profesörlüğüne yükseldi. École Normale&#8217;de kurulmasını istediği araştırma laboratuvarının yöneticisi oldu ve 1871&#8217;de çalışmaya başladı. Bu laboratuvarda şarbon, tavuk kolerası ve kuduz gibi virütik hastalıklar; bağışıklık mekanizması ve aşı hazırlama teknikleri üzerinde çalıştı.</p>
<p>Bakteriyolog olarak görev yaptığı süre boyunca, tıbbın ilerlemesine büyük katkılarda bulundu ancak tıp doktoru olmadığı için, doktorlardan büyük tepki gördü. Pasteur, tepkilere rağmen çalışmalarına devam etti. Bakterilerin var olduğu ve hastalıklara yol açabilecekleri konusundaki inancını hep sürdürdü.</p>
<p><strong>Pastörizasyon yöntemi</strong></p>
<p>Pasteur, mayalanma sürecinde ve bulaşıcı hastalıklarda mikroorganizmaların rol oynadığını kanıtladı ve böylece kendiliğinden türeme teorisini çürüttü. Şarap, bira, süt, meyve suyu gibi mayalanan sıvıların uzun süre bozulmadan saklanmasını sağlayan &#8220;pastörizasyon&#8221; adlı konserve yöntemini geliştirdi. Yöntem, örneğin sütü 63 °C&#8217;de otuz dakika süreyle ısıtarak ve daha sonra hızlı bir şekilde soğutup sterilize şişelere hava almayacak şekilde koyarak uygulanıyordu. Bu yöntem şu an farklı şekillerde olsa da, halen uygulanmakta.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7129 size-full" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/07/4495439099001_5325877597001_5319128287001-vs.jpg" alt="" width="1920" height="1080" /></p>
<p><strong>Kuduz aşısı</strong></p>
<p>Pasteur, Fransız bir doktor ve bakteriyolog Pierre Paul Émile Roux ile yaptığı çalışmalar sonucu aşı yöntemi geliştirildi. Bu yöntemi önce tavşanlar üzerinde denedi. Daha sonra aşının kuduz hastalığı üzerindeki etkisini araştırmak için 11 köpek ile deney yaptı. Hatta, kuduz köpekler üzerine yaptığı çalışmaları daha güvenli hale getirmek için 1885&#8217;te eski bir imparatorluk şatosunu gereğine uygun olarak düzenledi.</p>
<p><strong>Aşının ilk uygulanışı</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-7130" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/07/rabies.jpg" alt="" width="203" height="253" /></p>
<p>6 Temmuz 1885 tarihinde Joseph Meister adlı bir çocuk kuduz bir köpek tarafından on dört yerinden ısırıldığında, anne ve babası çocuğu Pasteur’e getirdi. Pasteur, daha önce sadece hayvanların üzerinde denenmiş olan kuduz aşısını çocuğa uygulamakta tereddüt etti. Ancak iki doktor arkadaşı, çocuğun her durumda kuduz hastalığından öleceğini ve başarılı olursa yöntemin kuduz hastalığına bir çare olabileceğini söyleyerek Pasteur&#8217;ü ikna etti.</p>
<p>Aşı yapıldıktan sonra çocuğun sağlık durumu iyiye gitmeye başladı ve 3 ay sonra iyileşti. Kahraman ilan edilen Pasteur’ün başarısı, aşının geliştirilmesi ve bu ölümcül hastalığın önlenmesi için büyük bir adım oldu. Pasteur olumlu sonuçların ardından, 1887 yılında Pasteur Enstitüsünü kurdu.</p>
<p><strong>Pasteur`ün başarılı öğrencileri</strong></p>
<p>Pasteur sadece bu alandaki çalışmalarıyla kalmadı. Fransa`nın güneyinde ipek böceklerine bulaşan ve endüstriyi tehlikeye düşüren karataban hastalığını önledi. Koyun ve inek gibi hayvanların ölümüne neden olan şarbon mikrobunu ve hastalığı önleyen aşıyı buldu. Kangren tehlikesinin önüne geçmek için yaptığı çalışmaları da tıp alanında saygıyla anılması gereken sayısız başarılarından biri.</p>
<p>70. yaş günü Sorbonne Üniversitesinde yapılan büyük bir törenle kutlanan Pasteur, ilerleyen yaşına rağmen adını taşıyan enstitü için çalışmalarını sürdürmeye devam etti. Difteri (kuşpalazı) serumunu bulan Dr. Roux, veba mikrobunun bulucusu Dr. Yersin ve kolera mikrobunu bulan Dr. Chantemesse, Pasteur`ün başarılı öğrencilerindendi. Onun aydınlattığı bilim yolunda yürüyen sayısız insandan sadece birkaçıydı.</p>
<p>Louis Pasteur 28 Eylül 1895 yılında, 73 yaşındayken Fransa&#8217;nın Saint-Cloud kentinde hayatını kaybetti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/pasteur-132-yil-once-kuduz-asisini-buldu">Pasteur, 132 yıl önce kuduz aşısını buldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7127</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilmekle bilmemek arasındaki sınır</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/bilmekle-bilmemek-arasindaki-sinir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Oct 2016 12:20:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[azınlık]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[deniz yolu]]></category>
		<category><![CDATA[fare]]></category>
		<category><![CDATA[gemi]]></category>
		<category><![CDATA[kara ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[orta asya]]></category>
		<category><![CDATA[pire]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[veba]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4161</guid>

					<description><![CDATA[<p>1347-1351 yılları arasında süren veba salgınından önce 450 milyon olan dünya nüfusunun 350 milyona düştüğü hesaplandı. Avrupa’nın nüfusu 75 milyondan fazla iken Avrupa halkının üçte biri salgında ölünce nüfus yaklaşık 50 milyona düştü. Son derece tehlikeli ve bulaşıcı bir hastalık olan ve sık sık görülen veba, 14. yüzyıldaki korkunç saldırısında, Avrupa&#8217;ya eşi görülme­miş bir felaket getirmişti. Veba, Çin ve Orta Asya’da başlamış buradan tüm dünyaya yayılmıştı. Vebanın Avrupa’ya ulaşması Asyalı tacirlerin Çin’den satın aldıkları vebalı kürkleri Avrupa’ya satması yoluyla bulaşmıştı. Gemide yaşayan pire ve farelerin de bu hastalığın yayılmasında etkili oldukları araştırmacılar tarafından söylenmektedir. Ayrıca, o sıralarda Kırım Tatarlarının reisi Canıbek, Ceneviz limanını kuşatmış ve kendi vebalı adamlarını mancınıkla şehrin içine fırlatıp hastalığı İtalyanlara bulaştırmıştı. İtalyanlara bulaşan vebayla ilk karşılan şehirler Cenova, Messina ve Venedik olmuştu. Sonrasında Veba Salgını, 1348 yılında Paris’e kadar gelmiş 1349’da ise Londra’yı etkisi altına almış İskoçya ve İskandinavya’dan sonra da başlangıcı olan Tatarların yurduna tekrar ulaşmıştı. Floransa’da 90.000’den 45.000’i, Fransa’da 125.000, İngiltere&#8217;de 1.000.000 kişi ve Venedik’te ise nüfusun %75 ‘i veba salgınından ölmüştü. “Tanrının gazabı” Hristiyanlar çaresiz kaldıkları bu salgını, &#8220;Tanrı&#8217;nın bir gazabı&#8221; olarak görmüşse de, buna karşılık çareyi, kutsallık atfettikleri bir takım putlara, azizlere sığınmakta ve azizlerden kalan bir takım cisimlere başvurmakta bulmaktaydılar. Onlardan geriye kalan eşyaları salgına çare olacağını zannıyla şehirlerde dolaştırıyorlardı. Böylelikle hekimlik işini de din adamları üstlenmiş oldu. Onlar da haçlar, mumlar, şeytan çıkarma ayinleriyle, salgını tedavi etmeye çalıştılar. Hatta Tanrı&#8217;nın öfkesini yatıştırmak için en çok başvurulan yollardan biri, salgına sebep oldukları düşünülen Yahudileri öldürmekti. Salgının önlenememesi ile toplumlar korkuya kapıldılar. Kurtulmak için ondan kaçarak daha çok yayılmasına neden oldular. Bu anlamda Orta Çağ karanlığındaki Batı toplumlarında  “vebalıların yakılması”, “cadı” ve “Yahudi avı” meşhurdur. İsviçre ve Güney Fransa&#8217;da halk Musevileri suçlu bularak yüzlercesini yaktı. Bu, aslında veba salgınından daha korkunç bir örnek olarak bütün dünyaya bulaştı. Narbonne ve Carcassone&#8217;de bağnaz halk, öfkesini Krallığın düşmanı sayılan İngilizlerden çıkardı. İngilizler bu kentlerin duvarlarında parça parça edilerek ateşe atıldılar. Deprem olarak fışkıran veba! Montpellier Üniversitesi profesörü, 1348 yılındaki korkunç veba salgınında yazdığı bilirkişi raporunda, vebanın yayılmasının sorumluluğunu hastanın bakışlarına yüklüyor ve hekim ya da papaza, muayene etmeden ve dokunmadan önce hastanın gözlerini ka­pamalarını ya da bir bezle örtmelerini salık veriyordu. Gökyüzündeki pis kokulu havanın, yukarıdan düşen meteorlar­dan kaynaklandığına ya da Kunrat von Megenberg&#8217;in dediği gibi, depremlerle birlikte “arzın damarlarından fışkırdığı”na ve insanla­rın başına veba biçiminde bela olduğuna inanıyorlardı. Belçikalı hekim Simon de Covino, bütün suçun, 20 Mart 1345 günü, öğlen saat 1&#8217;de, kova burcunun 14 derece altında Jüpiter, Sa­türn ve Merih arasındaki büyük kavuşumda olduğunu belirtiyor ve “en düşman gök cisimlerinin, özellikle Satürn&#8217;ün sınırsız ölçüde olumsuz etkisi vardır ve bu nedenle her şeyden önce ölüm meleği­ne gün doğmaktadır!” diyordu. 14.yüzyılda bu salgına “Büyük Ölüm” dense de, daha sonraki yıllarda &#8220;Kara Ölüm&#8221; olarak tanımlanmıştır. Bunun sebebi de, genel inanca göre, bu hastalık sonucunda deri altı kanamalar yüzünden derinin siyaha dönmesidir. Aslında bu ad mecazi anlamda kullanılmış olup, &#8220;kara&#8221; burada kasvetli, sıkıntılı, kederli anlamına gelir. Kara Ölümün Avrupa&#8217;nın nüfusu üzerinde büyük bir etkisi olmuş ve Avrupa&#8217;nın sosyal temellerini değiştirmiştir. Roma Katolik Kilisesi için de büyük bir darbe olan Kara Ölüm; Museviler, Müslümanlar, yabancılar, dilenciler başta olmak üzere azınlıklara zulmedilmesine yol açmıştır. Günlük yaşamın belirsizliği insanları o günü yaşamaya itmiş, ve bu da Giovanni Boccaccio&#8216;nun 1353&#8217;de yazdığı Decameron&#8216;una yansımıştır. Şu tabloya bakın! Decameron&#8217;un giriş bölümünde ayrıntılı bi­çimde anlattığı Veba Salgını, Avrupa toplumunun bu kor­kunç felaket karşısında nasıl bir tutum sergilediğinin en çarpıcı, en canlı belgesidir: “Yurttaşın yurttaştan nasıl kaçındığını anlatmak iç açıcı olmayacaksa da (&#8230;) kardeş kardeşten, amca yeğeninden, çoğu zaman da kadın koca­sından kaçıyordu. Çocuklarını bir başlarına bırakan analar, babalar gö­rüldü (&#8230;) bir çokları gece gündüz sokaklarda ölüp gittiler; evlerinde can verenlerin çoğunun ölümünden, cesetlerinin kokusu çevreye yayılana dek komşularının bile kolay kolay haberi olmuyordu (&#8230;) aynı anda aynı tabutla iki ya da üç cenaze birden taşınıyordu. Karı koca, iki veya üç er­kek kardeş, ya da baba oğul için yalnızca bir tek tabut vardı (&#8230;) kaç ce­naze olursa olsun, ne arkalarında yas tutup gözyaşı dökecek bir kalaba­lık, ne de mum yakacak kimseler bulunurdu. Öyle ki, o günlerde insan ölümünün günümüzdeki tavuk ölümü kadar önemi yoktu.” Bu korkunç yılın veba salgınındaki genel kanı da şuydu: &#8220;Gök cisimlerinin etkisinin sonucudur ya da bizim haksız hareketlerimizden dolayı Tanrı’nın duyduğu öfkenin ve fanileri terbiye etmek istemesinin bir sonucu. Ne herhangi bir bilgi ne de insani bir tedbir işe yarıyor… Bu nedenle, bir kere değil birçok kere dini tören düzenlemeli ve Tanrı’nın huzurunda tövbe edilmelidir.” Ve böylece insanlar tekrar tekrar bir araya toplandığından salgına ek destekler verilmiş oluyordu. Temastan kaynaklanan enfeksiyon tehli­kelerini iyi bilen İslam dünyası için vebanın ne metafizik, ne de sihirli bir yanı vardı. Soğukkanlı karar verme yeteneğiyle batıl inançlar ara­sındaki sınır, -söz konusu zaman diliminde-, aydınlanmış İslam Uygarlığı ile düşünsel olarak &#8220;geri kalmış&#8221; Hristiyanlık arasındaki sınırdı. 1347-1351 yılları arasında süren salgından önce 450 milyon olan dünya nüfusunun 350 milyona düştüğü hesaplandı. Avrupa’nın nüfusu 75 milyondan fazla iken Avrupa halkının üçte biri salgında ölünce nüfus yaklaşık 50 milyona düştü. Prof. Dr. Kadircan Keskinbora / Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi  Kaynak: &#8211; Barry S, Gualde N. The Biggest Epidemics of History (La plus grande épidémie de l&#8217;histoire, inL&#8217;Histoire , June 2006, article from  the whole issue is dedicated to the Black Plague, pp. 38-60). &#8211; Tuncer A. Toplum Sağlığında İnfeksiyon Hastalıkları ve Korunma, Ankara, 1983, s.3-5.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/bilmekle-bilmemek-arasindaki-sinir">Bilmekle bilmemek arasındaki sınır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1347-1351 yılları arasında süren veba s</strong><strong>algınından önce 450 milyon olan dünya nüfusunun 350 milyona düştüğü hesaplandı. Avrupa’nın nüfusu 75 milyondan fazla iken Avrupa halkının üçte biri salgında ölünce nüfus yaklaşık 50 milyona düştü.</strong></p>
<p>Son derece tehlikeli ve bulaşıcı bir hastalık olan ve sık sık görülen veba, 14. yüzyıldaki korkunç saldırısında, Avrupa&#8217;ya eşi görülme­miş bir felaket getirmişti.</p>
<p>Veba, Çin ve Orta Asya’da başlamış buradan tüm dünyaya yayılmıştı. Vebanın Avrupa’ya ulaşması Asyalı tacirlerin Çin’den satın aldıkları vebalı kürkleri Avrupa’ya satması yoluyla bulaşmıştı. Gemide yaşayan pire ve farelerin de bu hastalığın yayılmasında etkili oldukları araştırmacılar tarafından söylenmektedir.</p>
<p>Ayrıca, o sıralarda Kırım Tatarlarının reisi <strong>Canıbek</strong>, Ceneviz limanını kuşatmış ve kendi vebalı adamlarını mancınıkla şehrin içine fırlatıp hastalığı İtalyanlara bulaştırmıştı. İtalyanlara bulaşan vebayla ilk karşılan şehirler Cenova, Messina ve Venedik olmuştu. Sonrasında Veba Salgını, 1348 yılında Paris’e kadar gelmiş 1349’da ise Londra’yı etkisi altına almış İskoçya ve İskandinavya’dan sonra da başlangıcı olan Tatarların yurduna tekrar ulaşmıştı.</p>
<p>Floransa’da 90.000’den 45.000’i, Fransa’da 125.000, İngiltere&#8217;de 1.000.000 kişi ve Venedik’te ise nüfusun %75 ‘i veba salgınından ölmüştü.</p>
<p><strong>“Tanrının gazabı”</strong></p>
<p>Hristiyanlar çaresiz kaldıkları bu salgını, &#8220;Tanrı&#8217;nın bir gazabı&#8221; olarak görmüşse de, buna karşılık çareyi, kutsallık atfettikleri bir takım putlara, azizlere sığınmakta ve azizlerden kalan bir takım cisimlere başvurmakta bulmaktaydılar. Onlardan geriye kalan eşyaları salgına çare olacağını zannıyla şehirlerde dolaştırıyorlardı. Böylelikle hekimlik işini de din adamları üstlenmiş oldu. Onlar da haçlar, mumlar, şeytan çıkarma ayinleriyle, salgını tedavi etmeye çalıştılar.</p>
<p>Hatta Tanrı&#8217;nın öfkesini yatıştırmak için en çok başvurulan yollardan biri, salgına sebep oldukları düşünülen Yahudileri öldürmekti. Salgının önlenememesi ile toplumlar korkuya kapıldılar. Kurtulmak için ondan kaçarak daha çok yayılmasına neden oldular. Bu anlamda Orta Çağ karanlığındaki Batı toplumlarında  “vebalıların yakılması”, “cadı” ve “Yahudi avı” meşhurdur.</p>
<p>İsviçre ve Güney Fransa&#8217;da halk Musevileri suçlu bularak yüzlercesini yaktı. Bu, aslında veba salgınından daha korkunç bir örnek olarak bütün dünyaya bulaştı. Narbonne ve Carcassone&#8217;de bağnaz halk, öfkesini Krallığın düşmanı sayılan İngilizlerden çıkardı. İngilizler bu kentlerin duvarlarında parça parça edilerek ateşe atıldılar.</p>
<p><strong>Deprem olarak fışkıran veba</strong>!</p>
<p>Montpellier Üniversitesi profesörü, 1348 yılındaki korkunç veba salgınında yazdığı bilirkişi raporunda, vebanın yayılmasının sorumluluğunu hastanın bakışlarına yüklüyor ve hekim ya da papaza, muayene etmeden ve dokunmadan önce hastanın gözlerini ka­pamalarını ya da bir bezle örtmelerini salık veriyordu.</p>
<p>Gökyüzündeki pis kokulu havanın, yukarıdan düşen meteorlar­dan kaynaklandığına ya da Kunrat von Megenberg&#8217;in dediği gibi, depremlerle birlikte “arzın damarlarından fışkırdığı”na ve insanla­rın başına veba biçiminde bela olduğuna inanıyorlardı.</p>
<p>Belçikalı hekim <strong>Simon de Covino</strong>, bütün suçun, 20 Mart 1345 günü, öğlen saat 1&#8217;de, kova burcunun 14 derece altında Jüpiter, Sa­türn ve Merih arasındaki büyük kavuşumda olduğunu belirtiyor ve <em>“en düşman gök cisimlerinin, özellikle Satürn&#8217;ün sınırsız ölçüde olumsuz etkisi vardır ve bu nedenle her şeyden önce ölüm meleği­ne gün doğmaktadır!”</em> diyordu.</p>
<p>14.yüzyılda bu salgına “Büyük Ölüm” dense de, daha sonraki yıllarda &#8220;Kara Ölüm&#8221; olarak tanımlanmıştır. Bunun<br />
sebebi de, genel inanca göre, bu hastalık sonucunda deri altı kanamalar yüzünden derinin siyaha dönmesidir. Aslında bu ad mecazi anlamda kullanılmış olup, &#8220;kara&#8221; burada kasvetli, sıkıntılı, kederli anlamına gelir.</p>
<p>Kara Ölümün Avrupa&#8217;nın nüfusu üzerinde büyük bir etkisi olmuş ve Avrupa&#8217;nın sosyal temellerini değiştirmiştir. Roma Katolik Kilisesi için de büyük bir darbe olan Kara Ölüm; Museviler, Müslümanlar, yabancılar, dilenciler başta olmak üzere azınlıklara zulmedilmesine yol açmıştır. Günlük yaşamın belirsizliği insanları o günü yaşamaya itmiş, ve bu <strong>da </strong><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Giovanni_Boccaccio"><strong>Giovanni Boccaccio</strong></a>&#8216;nun 1353&#8217;de yazdığı <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Decameron"><em>Decameron</em></a>&#8216;una yansımıştır.</p>
<p><strong>Şu tabloya bakın!</strong></p>
<p><em>Decameron&#8217;</em>un<em> </em>giriş bölümünde ayrıntılı bi­çimde anlattığı Veba Salgını, Avrupa toplumunun bu kor­kunç felaket karşısında nasıl bir tutum sergilediğinin en çarpıcı, en canlı belgesidir: <em>“Yurttaşın yurttaştan nasıl kaçındığını anlatmak iç açıcı olmayacaksa da (&#8230;) kardeş kardeşten, amca yeğeninden, çoğu zaman da kadın koca­sından kaçıyordu. Çocuklarını bir başlarına bırakan analar, babalar gö­rüldü (&#8230;) bir çokları gece gündüz sokaklarda ölüp gittiler; evlerinde can verenlerin çoğunun ölümünden, cesetlerinin kokusu çevreye yayılana dek komşularının bile kolay kolay haberi olmuyordu (&#8230;) aynı anda aynı tabutla iki ya da üç cenaze birden taşınıyordu. Karı koca, iki veya üç er­kek kardeş, ya da baba oğul için yalnızca bir tek tabut vardı (&#8230;) kaç ce­naze olursa olsun, ne arkalarında yas tutup gözyaşı dökecek bir kalaba­lık, ne de mum yakacak kimseler bulunurdu. Öyle ki, o günlerde insan ölümünün günümüzdeki tavuk ölümü kadar önemi yoktu.”</em></p>
<p>Bu korkunç yılın veba salgınındaki genel kanı da şuydu:</p>
<p><em>&#8220;Gök cisimlerinin etkisinin sonucudur ya da bizim haksız hareketlerimizden dolayı Tanrı’nın duyduğu öfkenin ve fanileri terbiye etmek istemesinin bir sonucu. Ne herhangi bir bilgi ne de insani bir tedbir işe yarıyor… Bu nedenle, bir kere değil birçok kere dini tören düzenlemeli ve Tanrı’nın huzurunda tövbe edilmelidir.”</em></p>
<p>Ve böylece insanlar tekrar tekrar bir araya toplandığından salgına ek destekler verilmiş oluyordu.</p>
<p>Temastan kaynaklanan enfeksiyon tehli­kelerini iyi bilen İslam dünyası için vebanın ne metafizik, ne de sihirli bir yanı vardı. Soğukkanlı karar verme yeteneğiyle batıl inançlar ara­sındaki sınır, -söz konusu zaman diliminde-, aydınlanmış İslam Uygarlığı ile düşünsel olarak &#8220;geri kalmış&#8221; Hristiyanlık arasındaki sınırdı.</p>
<p>1347-1351 yılları arasında süren salgından önce 450 milyon olan dünya nüfusunun 350 milyona düştüğü hesaplandı. Avrupa’nın nüfusu 75 milyondan fazla iken Avrupa halkının üçte biri salgında ölünce nüfus yaklaşık 50 milyona düştü.</p>
<p><strong><em>Prof. Dr. Kadircan Keskinbora / Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi </em></strong></p>
<p><strong>Kaynak:<br />
</strong>&#8211; Barry S, Gualde N. The Biggest Epidemics of History (<em>La plus grande épidémie de l&#8217;histoire</em>, in<a href="https://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=L%27Histoire&amp;action=edit&amp;redlink=1"><em>L&#8217;Histoire</em></a> , June 2006, article from  the whole issue is dedicated to the Black Plague, pp. 38-60).<br />
&#8211; Tuncer A. Toplum Sağlığında İnfeksiyon Hastalıkları ve Korunma, Ankara, 1983, s.3-5.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/bilmekle-bilmemek-arasindaki-sinir">Bilmekle bilmemek arasındaki sınır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4161</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
