<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>vücut arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/vucut/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/vucut</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 09 May 2023 11:00:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Heyecan verici 7 sağlık gelişmesi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/heyecan-verici-7-saglik-gelismesi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 May 2023 10:59:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[DSÖ]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[genom haritası]]></category>
		<category><![CDATA[implant]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[mutasyon]]></category>
		<category><![CDATA[rejenatif tıp]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<category><![CDATA[WHO]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29443</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıkta paradigma değişimi yaşanıyor Sağlık teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte, eskiden tedavisi imkânsız olarak nitelendirilen hastalıklar için artık çözüm var. Dünya Ekonomik Forumu’na bağlı Küresel Gelecek Konseyi’nin “Sağlık ve Sağlık Hizmetlerinin Geleceği” üzerine yayımladığı yeni rapor, sağlıktaki paradigma değişimini haber veriyor. Sağlık teknolojilerinde büyük bir paradigma değişimi yaşanıyor. Geldiğimiz noktada yapay zekâ içeren kimi sağlık teknolojileri, doktorların hata payını azaltıyor. Kimindeyse kendini yenileyen vücut parçaları gibi bugüne kadar sadece bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz teknolojilerin artık mümkün olduğunu görüyoruz. Örneğin 1970’lerin ünlü TV şovu Altı Milyon Dolarlık Adam’da ciddi yaralanmanın ardından vücudunun parçaları kendini yenileyen bir “süper insan” vardı. Bu da bize daha o günden tıbbın geleceğini göstermişti. “Biyonik bir adam” fikri, bugün bilim kurgu olarak anılmaya devam ediyor, ancak tıptaki hızlı teknolojik ilerlemeler şaşırtıcı sonuçlar veriyor. Dolayısıyla o TV şovundaki, “Onu yeniden yapabiliriz, çünkü o teknolojiye sahibiz” ifadesi artık bir zamanlar göründüğü kadar imkânsız değil. Gen mühendisliğini kullanarak vücudun kanseri yenmesi, nakil için yapay organlar üretilmesi ve ihtiyacınıza tam olarak karşılık verebilecek haplar… Bunların hepsi Endüstri 4.0’ın fiziksel, dijital ve biyolojik unsurlar arasındaki çizgileri bulanıklaştırarak tıbbi tedavilerin nasıl radikal bir şekilde değiştireceğini gösteriyor. Yani büyük bir paradigma değişiminin içinde olduğumuzu gösteriyor. Dünya Ekonomik Forumu’na bağlı Küresel Gelecek Konseyi’nin “Sağlık ve Sağlık Hizmetlerinin Geleceği” üzerine yayımladığı yeni raporda, Endüstri 4.0 için genom ve genetik mühendisliği, sentetik biyoloji, nanoteknoloji, veri bilimi, yapay zekâ ve robotik gibi alanlarda yıldırım hızında yaşanan gelişmelerin “sağlığımızı ve tıbbı dönüştürdüğü” belirtildi. Raporun bazı önemli kısımlarını özet olarak sunuyoruz. 1. Hasar gören vücut parçalarının yenilenmesi (Rejeneratif tıp) Dizimizdeki eklemlerin düzgün hareket etmesine yardımcı olan bağ dokusu (kıkırdak) yaş aldıkça harap olur ve maalesef yenilenemez, bu durumda sadece iki seçenek vardır: ağrı kesiciler veya eklemi değiştirmek için cerrahi bir işlem. İyi haber şu ki kök hücre teknolojisi sayesinde yakın gelecekte kıkırdak ve vücudun diğer kısımlarının yenilenmesi mümkün olabilir. Bu, çok sayıda insana yardımcı olabilir. Zira 2030 yılına kadar şiddetli kireçlenmenin yetişkin nüfusun % 25’inden fazlasını etkilemesi bekleniyor. Rejeneratif tıp, hasar görmüş veya hastalıklı hücreleri, organları veya dokuları yeniden büyütme, onarma veya değiştirme yöntemleri geliştiren tıp dalını ifade ediyor. Bu alanın geniş bir uygulama alanı var. Bu da rejeneratif tıp alanını, hasarlı doku ve organları tamamen iyileştirme potansiyeli olan “çığır açıcı bir alan” haline getiriyor. Bu alan aynı zamanda kriz sebebiyle hasar gören kalplerin onarımına yardımcı olabilir ve vücut dokularının veya nakil organlarının laboratuvarlarda yetiştirilebileceği anlamına geliyor. 2. Akıllı ilaçlar Düzenli ilaç kullanan hastalar doğru dozu doğru zamanda alıp almadıklarını hatırlamakta zorlanabilirler. Üretilen yeni akıllı haplar, mikro sensörleri sayesinde, vücuda alındığında kayıt yapıyor ve bu bilgi, akıllı telefonunuza gönderiliyor. Bu da doğal olarak hasta ve doktorların, ilacı gerektiği gibi kullanmalarını sağlıyor. Şizofreni ve diğer akıl hastalıklarının tedavisinde zaten bir yenilik olarak kullanılan bu teknoloji, Tıbbi Nesnelerin İnterneti (IoMT) olarak biliniyor. Yani, hayati verileri gerçek zamanlı olarak algılamak için bağlı cihazların ağını kullanan bir teknoloji. Bu konudaki diğer uygulamalar arasında “teletıp” var. Bir başka deyişle, telefon ve bilişim (IT) aracılığıyla sağlık hizmetlerinin artık uzaktan sağlanabilmesi. Hastalar, kan basıncını ölçmek, glikoz seviyelerini izlemek ve kan örneklerinden anlık durumlarını test etmek için cihazları kullanabiliyor ve sonuçları doktorlarına gerçek zamanlı olarak gönderebiliyorlar. IoMT sayesinde artık kişisel dijital cihazlar ile bağlı tıbbi cihazlar, implantlar ve diğer sensörler arasında iletişim kurmak mümkün. 3. Yapay zekâ cilt kanserini bir doktordan daha iyi tespit edebiliyor Melanom cilt kanserleri, çıplak gözle kolayca tanımlanamaz ve yüksek eğitimli klinisyenler bile bazen hata yapabilir. Annals of Oncology’de yayımlanan bir araştırmaya göre, cilt kanseri görüntüleri ve ilgili teşhisler kullanılarak eğitilen bir bilgisayar, bu konuda %87 başarı sağlayan doktorlara karşın % 95’lik bir başarılı tespit oranı elde etti. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre, her yıl küresel olarak 2 ila 3 milyon melanom olmayan cilt kanseri ve 132.000 melanom cilt kanseri ortaya çıkıyor. WHO, tanımlanan her üç kanserden birinin cilt kanseri olduğunu söylerken Cilt Kanserigenom  Vakfı istatistiklerine göre her beş kişiden biri, yaşamları boyunca cilt kanseri geliştiriyor. Raporda yer alan ifade göre, “büyük miktarda bilgiyi eleme yeteneği sayesinde” yapay zekâ, sağlık uzmanlarına karar verme konusunda yardımcı olabilir ve kaçırmış olabilecekleri klinik nüansları gösterebilir. 4. Telefonunuz depresyonda olup olmadığınızı bilecek Kaliforniya merkezli bir şirket, akıllı telefonların, insanların bilişsel özellikleri ve ruh hali durumlarını tahmin edebilen dokunma, kaydırma ve tıklama davranışlarını analiz ederek zihinsel sağlık sorunlarını teşhis edebileceğini söylüyor. Telefonlar ayrıca uygulamalar aracılığıyla akıl hastalarına destek de sağlayabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünya genelinde 300 milyondan fazla insan, depresyondan muzdarip ve her yıl yaklaşık 800.000 insan intihar nedeniyle ölüyor. Buna karşın depresyondan etkilenenlerin yarısından daha azı tedavi görüyor. Hatta bu rakam birçok ülkede % 10’dan daha az. Yapay zekâ, depresyonu tespit etmenin yanı sıra onu hafifletmeye de yardımcı olabiliyor. Raporda, bilişsel davranışçı terapi ilkelerine göre tasarlanmış bir sohbet uygulaması olan Woebot’un kullanıldığı bir çalışma, depresyonun tedavisinde etkili olduğunu gösterdi. 5. Bağışıklık sisteminin kanserle savaşmasına yardımcı olmak İmmünoterapi, kanser tedavisinde bir sonraki büyük atılım olarak gösteriliyor. Rapora göre bu teknoloji, “onkolojinin temel taşı olacak” ve etkileyici bir şekilde neredeyse tüm kanser türleri için geçerli olacak. Bu terapi yoluyla bağışıklık tepkisini uyararak veya baskılayarak hastalıkla savaşmak için vücudun kendi bağışıklık sistemi kullanılıyor. Bu sayede lenfoma ve lösemi, kanser hücreleri üzerindeki belirli proteinlere bağlanan antikorlar kullanılarak tedavi ediliyor. Bu da bağışıklık sisteminin bu hücreleri daha kolay tanımasını ve yok etmesini sağlıyor. Raporda, “Hücre biyolojisi ve kanserinin anlaşılmasındaki ilerleme, bağışıklık sisteminde doğal olarak meydana gelen kanser hücrelerini immüno-gözetim adı verilen bir fenomenle ortadan kaldırma yeteneğini açıkça göstermiştir.” ifadeleri kullanıldı. 6. Hassas tıp Kişilerin genetik ve biyolojik özelliklerini temel alan “hassas” veya “kişiselleştirilmiş” tıp, her bireyin çevresini ve yaşam tarzını göz önünde bulunduracak şekilde tasarlanarak aynı ilaçların aynı miktarlarda olduğu terapilerin (tek beden herkese uyar) anlayışının yerini alıyor. Bu, özellikle genetik yapısını büyük ölçüde değiştiren kanserlerin tedavisinde umut verici bir nitelik taşıyor. Genom haritalamasındaki hızlı ilerlemeler, tıbbi tedavilerin her hastanın genetik yapısına uyacak şekilde uyarlanabileceği anlamına geliyor. Raporda, “Teknolojik gelişmeler genom haritalamasının süresini (birkaç saat içinde mümkün) ve maliyetini (genom başına 1.000 dolardan az) önemli ölçüde azalttı.” ifadeleri yer aldı. 7. Hatalı genetik bilgilerin düzeltilmesi (Gen terapisi) Genetik mutasyonlar, insanlarda 10.000’den fazla hastalığın nedeni olarak biliniyor. Bu nedenle de hatalı genetik bilgileri düzeltmek için kullanılan teknikler, daha önce tedavi edilemez olduğu düşünülen hastalıklarla başa çıkmanın önemli bir yolu olabilir. Kırmızı kan hücrelerinin içindeki genetik bir mutasyonun, kan hücrelerinin dolaşımını önlediği (bu sebeple inmeye ve hatta ölüme neden olabilecek) orak hücreli anemi, bu tür gen terapisiyle tedavi edilebilen bir hastalık olarak biliniyor. Bu yaklaşım, bir hastanın kök hücrelerini almayı, onları laboratuvarda genetik olarak değiştirmeyi ve daha sonra sağlıklı kan hücreleri oluşturmak için onları vücuda geri koymayı içeriyor. Gen terapisi, dünyada milyonlarca kişiyi etkileyen bu hastalığı tedavi edebilir. Öyle ki her yıl 300.000’den fazla bebek Sahra altı Afrika&#8217;da bu hastalıkla doğuyor. Raporda, “Şu anda devam etmekte olan üçüncü faz klinik araştırmalar, gen terapisini klinik uygulamaya doğru ilerletmek için fayda/risk/maliyet oranlarının belirlenmesine yardımcı olmalıdır.” ifadeleri kullanıldı. Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com Kaynak: https://www.weforum.org/agenda/2019/05/healthcare-technology-precision-medicine-breakthroughs *Bu yazı HBT Dergi 225. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/heyecan-verici-7-saglik-gelismesi">Heyecan verici 7 sağlık gelişmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlıkta paradigma değişimi yaşanıyor</strong></p>
<p>Sağlık teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte, eskiden tedavisi imkânsız olarak nitelendirilen hastalıklar için artık çözüm var. Dünya Ekonomik Forumu’na bağlı Küresel Gelecek Konseyi’nin “Sağlık ve Sağlık Hizmetlerinin Geleceği” üzerine yayımladığı yeni rapor, sağlıktaki paradigma değişimini haber veriyor.</p>
<p>Sağlık teknolojilerinde büyük bir paradigma değişimi yaşanıyor. Geldiğimiz noktada yapay zekâ içeren kimi sağlık teknolojileri, doktorların hata payını azaltıyor. Kimindeyse kendini yenileyen vücut parçaları gibi bugüne kadar sadece bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz teknolojilerin artık mümkün olduğunu görüyoruz.</p>
<p>Örneğin 1970’lerin ünlü TV şovu Altı Milyon Dolarlık Adam’da ciddi yaralanmanın ardından vücudunun parçaları kendini yenileyen bir “süper insan” vardı. Bu da bize daha o günden tıbbın geleceğini göstermişti. “Biyonik bir adam” fikri, bugün bilim kurgu olarak anılmaya devam ediyor, ancak tıptaki hızlı teknolojik ilerlemeler şaşırtıcı sonuçlar veriyor. Dolayısıyla o TV şovundaki, “Onu yeniden yapabiliriz, çünkü o teknolojiye sahibiz” ifadesi artık bir zamanlar göründüğü kadar imkânsız değil.</p>
<p>Gen mühendisliğini kullanarak vücudun kanseri yenmesi, nakil için yapay organlar üretilmesi ve ihtiyacınıza tam olarak karşılık verebilecek haplar… Bunların hepsi Endüstri 4.0’ın fiziksel, dijital ve biyolojik unsurlar arasındaki çizgileri bulanıklaştırarak tıbbi tedavilerin nasıl radikal bir şekilde değiştireceğini gösteriyor. Yani büyük bir paradigma değişiminin içinde olduğumuzu gösteriyor.</p>
<p>Dünya Ekonomik Forumu’na bağlı Küresel Gelecek Konseyi’nin “Sağlık ve Sağlık Hizmetlerinin Geleceği” üzerine yayımladığı yeni raporda, Endüstri 4.0 için genom ve genetik mühendisliği, sentetik biyoloji, nanoteknoloji, veri bilimi, yapay zekâ ve robotik gibi alanlarda yıldırım hızında yaşanan gelişmelerin “sağlığımızı ve tıbbı dönüştürdüğü” belirtildi. Raporun bazı önemli kısımlarını özet olarak sunuyoruz.</p>
<p><strong>1. Hasar gören vücut parçalarının yenilenmesi (Rejeneratif tıp)</strong></p>
<p>Dizimizdeki eklemlerin düzgün hareket etmesine yardımcı olan bağ dokusu (kıkırdak) yaş aldıkça harap olur ve maalesef yenilenemez, bu durumda sadece iki seçenek vardır: ağrı kesiciler veya eklemi değiştirmek için cerrahi bir işlem. İyi haber şu ki kök hücre teknolojisi sayesinde yakın gelecekte kıkırdak ve vücudun diğer kısımlarının yenilenmesi mümkün olabilir. Bu, çok sayıda insana yardımcı olabilir. Zira 2030 yılına kadar şiddetli kireçlenmenin yetişkin nüfusun % 25’inden fazlasını etkilemesi bekleniyor.</p>
<p>Rejeneratif tıp, hasar görmüş veya hastalıklı hücreleri, organları veya dokuları yeniden büyütme, onarma veya değiştirme yöntemleri geliştiren tıp dalını ifade ediyor. Bu alanın geniş bir uygulama alanı var. Bu da rejeneratif tıp alanını, hasarlı doku ve organları tamamen iyileştirme potansiyeli olan “çığır açıcı bir alan” haline getiriyor. Bu alan aynı zamanda kriz sebebiyle hasar gören kalplerin onarımına yardımcı olabilir ve vücut dokularının veya nakil organlarının laboratuvarlarda yetiştirilebileceği anlamına geliyor.</p>
<p><strong>2. Akıllı ilaçlar</strong></p>
<p>Düzenli ilaç kullanan hastalar doğru dozu doğru zamanda alıp almadıklarını hatırlamakta zorlanabilirler. Üretilen yeni akıllı haplar, mikro sensörleri sayesinde, vücuda alındığında kayıt yapıyor ve bu bilgi, akıllı telefonunuza gönderiliyor. Bu da doğal olarak hasta ve doktorların, ilacı gerektiği gibi kullanmalarını sağlıyor. Şizofreni ve diğer akıl hastalıklarının tedavisinde zaten bir yenilik olarak kullanılan bu teknoloji, Tıbbi Nesnelerin İnterneti (IoMT) olarak biliniyor. Yani, hayati verileri gerçek zamanlı olarak algılamak için bağlı cihazların ağını kullanan bir teknoloji.</p>
<p>Bu konudaki diğer uygulamalar arasında “teletıp” var. Bir başka deyişle, telefon ve bilişim (IT) aracılığıyla sağlık hizmetlerinin artık uzaktan sağlanabilmesi. Hastalar, kan basıncını ölçmek, glikoz seviyelerini izlemek ve kan örneklerinden anlık durumlarını test etmek için cihazları kullanabiliyor ve sonuçları doktorlarına gerçek zamanlı olarak gönderebiliyorlar. IoMT sayesinde artık kişisel dijital cihazlar ile bağlı tıbbi cihazlar, implantlar ve diğer sensörler arasında iletişim kurmak mümkün.</p>
<p><strong>3. Yapay zekâ cilt kanserini bir doktordan daha iyi tespit edebiliyor</strong></p>
<p>Melanom cilt kanserleri, çıplak gözle kolayca tanımlanamaz ve yüksek eğitimli klinisyenler bile bazen hata yapabilir. Annals of Oncology’de yayımlanan bir araştırmaya göre, cilt kanseri görüntüleri ve ilgili teşhisler kullanılarak eğitilen bir bilgisayar, bu konuda %87 başarı sağlayan doktorlara karşın % 95’lik bir başarılı tespit oranı elde etti.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre, her yıl küresel olarak 2 ila 3 milyon melanom olmayan cilt kanseri ve 132.000 melanom cilt kanseri ortaya çıkıyor. WHO, tanımlanan her üç kanserden birinin cilt kanseri olduğunu söylerken Cilt Kanserigenom  Vakfı istatistiklerine göre her beş kişiden biri, yaşamları boyunca cilt kanseri geliştiriyor. Raporda yer alan ifade göre, “büyük miktarda bilgiyi eleme yeteneği sayesinde” yapay zekâ, sağlık uzmanlarına karar verme konusunda yardımcı olabilir ve kaçırmış olabilecekleri klinik nüansları gösterebilir.</p>
<p><strong>4. Telefonunuz depresyonda olup olmadığınızı bilecek</strong></p>
<p>Kaliforniya merkezli bir şirket, akıllı telefonların, insanların bilişsel özellikleri ve ruh hali durumlarını tahmin edebilen dokunma, kaydırma ve tıklama davranışlarını analiz ederek zihinsel sağlık sorunlarını teşhis edebileceğini söylüyor. Telefonlar ayrıca uygulamalar aracılığıyla akıl hastalarına destek de sağlayabiliyor.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünya genelinde 300 milyondan fazla insan, depresyondan muzdarip ve her yıl yaklaşık 800.000 insan intihar nedeniyle ölüyor. Buna karşın depresyondan etkilenenlerin yarısından daha azı tedavi görüyor. Hatta bu rakam birçok ülkede % 10’dan daha az. Yapay zekâ, depresyonu tespit etmenin yanı sıra onu hafifletmeye de yardımcı olabiliyor. Raporda, bilişsel davranışçı terapi ilkelerine göre tasarlanmış bir sohbet uygulaması olan Woebot’un kullanıldığı bir çalışma, depresyonun tedavisinde etkili olduğunu gösterdi.</p>
<p><strong>5. Bağışıklık sisteminin kanserle savaşmasına yardımcı olmak</strong></p>
<p>İmmünoterapi, kanser tedavisinde bir sonraki büyük atılım olarak gösteriliyor. Rapora göre bu teknoloji, “onkolojinin temel taşı olacak” ve etkileyici bir şekilde neredeyse tüm kanser türleri için geçerli olacak. Bu terapi yoluyla bağışıklık tepkisini uyararak veya baskılayarak hastalıkla savaşmak için vücudun kendi bağışıklık sistemi kullanılıyor. Bu sayede lenfoma ve lösemi, kanser hücreleri üzerindeki belirli proteinlere bağlanan antikorlar kullanılarak tedavi ediliyor. Bu da bağışıklık sisteminin bu hücreleri daha kolay tanımasını ve yok etmesini sağlıyor.</p>
<p>Raporda, “Hücre biyolojisi ve kanserinin anlaşılmasındaki ilerleme, bağışıklık sisteminde doğal olarak meydana gelen kanser hücrelerini immüno-gözetim adı verilen bir fenomenle ortadan kaldırma yeteneğini açıkça göstermiştir.” ifadeleri kullanıldı.</p>
<p><strong>6. Hassas tıp</strong></p>
<p>Kişilerin genetik ve biyolojik özelliklerini temel alan “hassas” veya “kişiselleştirilmiş” tıp, her bireyin çevresini ve yaşam tarzını göz önünde bulunduracak şekilde tasarlanarak aynı ilaçların aynı miktarlarda olduğu terapilerin (tek beden herkese uyar) anlayışının yerini alıyor. Bu, özellikle genetik yapısını büyük ölçüde değiştiren kanserlerin tedavisinde umut verici bir nitelik taşıyor.</p>
<p>Genom haritalamasındaki hızlı ilerlemeler, tıbbi tedavilerin her hastanın genetik yapısına uyacak şekilde uyarlanabileceği anlamına geliyor. Raporda, “Teknolojik gelişmeler genom haritalamasının süresini (birkaç saat içinde mümkün) ve maliyetini (genom başına 1.000 dolardan az) önemli ölçüde azalttı.” ifadeleri yer aldı.</p>
<p><strong>7. Hatalı genetik bilgilerin düzeltilmesi (Gen terapisi)</strong></p>
<p>Genetik mutasyonlar, insanlarda 10.000’den fazla hastalığın nedeni olarak biliniyor. Bu nedenle de hatalı genetik bilgileri düzeltmek için kullanılan teknikler, daha önce tedavi edilemez olduğu düşünülen hastalıklarla başa çıkmanın önemli bir yolu olabilir.</p>
<p>Kırmızı kan hücrelerinin içindeki genetik bir mutasyonun, kan hücrelerinin dolaşımını önlediği (bu sebeple inmeye ve hatta ölüme neden olabilecek) orak hücreli anemi, bu tür gen terapisiyle tedavi edilebilen bir hastalık olarak biliniyor. Bu yaklaşım, bir hastanın kök hücrelerini almayı, onları laboratuvarda genetik olarak değiştirmeyi ve daha sonra sağlıklı kan hücreleri oluşturmak için onları vücuda geri koymayı içeriyor. Gen terapisi, dünyada milyonlarca kişiyi etkileyen bu hastalığı tedavi edebilir. Öyle ki her yıl 300.000’den fazla bebek Sahra altı Afrika&#8217;da bu hastalıkla doğuyor.</p>
<p>Raporda, “Şu anda devam etmekte olan üçüncü faz klinik araştırmalar, gen terapisini klinik uygulamaya doğru ilerletmek için fayda/risk/maliyet oranlarının belirlenmesine yardımcı olmalıdır.” ifadeleri kullanıldı.</p>
<p><strong>Batuhan Sarıcan / <a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a></strong></p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.weforum.org/agenda/2019/05/healthcare-technology-precision-medicine-breakthroughs">https://www.weforum.org/agenda/2019/05/healthcare-technology-precision-medicine-breakthroughs</a></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı HBT Dergi 225. sayıda yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/heyecan-verici-7-saglik-gelismesi">Heyecan verici 7 sağlık gelişmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29443</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnsanoğluna özgü en yıkıcı 10 davranış</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/insanogluna-ozgu-en-yikici-10-davranis</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Oct 2017 09:41:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[aldatmak]]></category>
		<category><![CDATA[aşırmak]]></category>
		<category><![CDATA[dedikodu]]></category>
		<category><![CDATA[dövme]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[gerginlik]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[hırsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kötü alışkanlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kumar]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[özsaygı]]></category>
		<category><![CDATA[sataşmak]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8146</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayvanların büyük bir bölümüne kıyasla insanlar kendi türlerine ve bizzat kendilerine zarar veren bir dizi davranışlar sergilerler. İnsanlar yalan söyler, aldatır, çalar, kendi bedenlerini oyup kazıyarak süsler, çok gerilip kendilerini ve elbette başkalarını da öldürürler. İnsanoğlu gibi zeki bir türün görünürde neden öylesine kötücül, kinci, kendine ve başkalarına zarar veren davranışlarda bulunduğu konusunda epey bilimsel veri var. Dedikodu Uzmanlara göre insanlar, ne denli acıtıcı olursa olsun, başkalarını çekiştirmek ve onları yargılamak üzere evrilmişlerdir. Habeş maymunları toplumsal bağları pekiştirmek amacıyla birbirlerinin bakımını üstlenir. Daha gelişmiş bir tür olan insanlar toplumsal bağlayıcı olarak dedikodudan yararlanır. Her ikisi de sonradan edinilmiş davranışlardır. Araştırmalar dedikodunun grup sınırları oluşturduğunu ve özsaygıyı körüklediğini ortaya koyuyor. Dedikodu çoğu zaman doğruluğu ve kesinliği hedeflemez. Önemli olan, dedikodunun -çoğu zaman üçüncü bir kişiye zarar verme pahasına- yaratacağı bağdır. Üçüncü bir kişiye duyulan hoşnutsuzluğun paylaşılması iki kişiyi birbirlerine daha da yakınlaştırır. Kumar Görünüşe bakılırsa, kumar da genlerimize ve beyinlerimize kazınmış bir özellik. Bu da, kişide son derece yıkıcı etkiler yaratabilecek bir davranışın neden öylesine yaygın olduğunu açıklayabilir. Kumar, maymunlarda da tanık olunan bir davranış. Maymunların meyve suyu ödülünü kazanma arzularını ölçen bir araştırmada, olası ödüller azaldığında bile bu canlıların mantıksız davranışlar sergilediklerine ve ötekilerden biraz olsun daha kazançlı çıkmak için kumarı sürdürdüklerine tanık olundu. Cambridge Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma da, kazanma eşiğinde olma duygusunun bile maymunların beynindeki kazanmayla ilintili devreleri devinime geçirdiği ve kumar güdüsünü körüklediğini gözler önüne seriyor. Başka araştırmalar kumarda yitirmenin bireyleri aşka getirdiğini de gösteriyor. İnsanlar ne denli kumar oynayacaklarını önceden tasarladıklarında serinkanlı bir mantık sergiledikleri, ancak yitirdiklerinde bu mantıklı tavrın uçup gittiği ve sonuçta oyun taktiğini değiştirerek daha da büyük oynadıkları görülüyor. Gerginlik Gerginlik, kalp sorunları ve kanser çekincesini bile arttırarak, ölümcül bir etki yaratabilir. Gerginlik, bunalıma neden olabilir ve bu da-salt insanlara özgü bir başka yıkıcı davranış olmakla birlikte bu listede açıkça yer almayan-intihara yol açabilir. Gelgelelim, insanlarda neyin gerginliğe yol açtığını tam olarak kestirmek güç. Ancak günümüz iş çevrelerinin birçok kişi ve de çocuklar için belirgin bir gerginlik kaynağı olduğu da bir gerçek. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün verilerine göre, dünya üzerinde 600 milyonu aşkın kişi haftada 48 saatten çok bir süreyi işine harcıyor. Teknolojik gelişmeler &#8211; akıllı telefonlar ve genişbant internet &#8211; çalışma saatleri ile boş zaman arasındaki sınırın belirsizleşmesi anlamına geliyor. Son bir araştırmaya göre, A.B.D nüfusunun hemen hemen yarısı eve iş götürüyor. Bir araştırma hem çalışıp hem de çocuk bakmaktan kaynaklanan gerginliğin 2007 yılından bu yana ciddi bir sorun olarak karşımıza çıktığını, daha yaşlılarda bu denli yoğun bir gerginliğe rastlanmadığını gösteriyor. Sağlık uzmanları gerginlikle baş edebilmenin iki yolu olarak, insanlara daha çok egzersiz yapmalarını ve uykularını yeterince almalarını öneriyorlar. Bedende düzenleyici birtakım oynamalar yapmak ve dövme yaptırmak Kozmetik endüstrisinin verilerine göre, 2015 yılında A.B.D halkının %17’sine estetikle ilgili işlemler uygulandı. Kimileri bu tür işlemleri, doğal olarak, kendini geliştirme çabası, sanat, ya da bir tür zaman öldürme ya da yetkeye başkaldırı olarak değerlendiriyor. Ancak, estetik cerrahi işlemleri sırasında yaşamlarını yitiren insanlar olduğu da düşünüldüğünde, insanların kendilerini yenilemeye bu denli merak sarmaları neden? Öncelikle, estetik işlemlerle ilgili seçeneklerde hiç bu denli büyük bir çeşitliliğe tanık olunmamakla birlikte, uygulamanın çok eskilere uzandığını ve çoğu zaman inançlar ve dinlerle, ya da güç ve statü ile ilintili olduğunu belirtmekte yarar var. Nitekim, günümüzde estetik amaçlarla bedene uygulanan kesme, kırma, boyama, uzatma ve dolgunlaştırma işlemleri eski çağlarda uygulanan kimi işlemlerin yanında çok masum kalırlar. Binlerce yıl boyunca insanlar başlarına farklı biçimler verdiler, boyunlarını uzattılar, kulak ve dudaklarını gerdiler, bedenlerini  boya ya da kalıcı ziynet eşyalarıyla bezediler. Günümüzde insanları bu tür bir uygulamaya iten en güçlü unsurlar -tanımı ne olursa olsun- güzel olmak ya da yalnızca belli bir topluluğa uyum sağlamak olsa gerek. Güzelliğin çekiciliği yadsınması olanaksız bir gerçek. Araştırmalar insanların çekici satış elemanlarından daha fazla alışveriş ettiklerini ortaya koyuyor. Çekici olanlar çok daha kolay göze çarptıkları gibi, zayıf kişiler çok daha kolay iş buluyor ve terfi ediyorlar. Ruhbilimci Diana Zuckerman insanların hoş göründüklerinde kendilerini daha mutlu hissettiklerine, görüntünün büyük ölçüde önemsendiği bir toplumda yaşadığımıza göre bunun son derece akla yatkın bir durum olduğuna dikkat çekiyor. Sataşmak Araştırmalar ilkokul çağındaki çocukların en az yarısının sataşmaya hedef olduklarını ortaya koyuyor. 2009 yılında İtalya’da yapılan ve okulda kabadayılık taslayan çocukların bir olasılıkla evde de kardeşlerine aynı davranış biçimini sergilediklerini gösteren bir araştırmadan yola çıkan Ersilia Menesini, sataşmanın çoğu zaman evlerde gelişen bir özellik olduğuna inanıyor. Ne var ki, sataşma yalnızca çocuklara özgü bir durum değil. A.B.D’de yapılan bir araştırma ofis çalışanlarının yaklaşık %30’unun patronlarının ve iş arkadaşlarının -işin yapılması için gerekli bilgileri vermemekten tutun da, aşağılayıcı söylentiler yaymak ve daha başka küçültücü davranışlarda bulunmaya uzanan- çeşitli türlerde zorbalıklarına hedef olduklarını ortaya koyuyor. Sataşma, doğası  gereği ufaktan ufaktan başlayıp giderek tırmanan bir davranış olduğundan, önüne geçilmesi son derece güçtür. Ruhbilimcilere göre insanlar statü ve güç sahibi olmak amacıyla birbirlerine sataşıyorlar ve kimileri sataşmaları katlanılması son derece güç bir durum olarak değerlendiriyorlar. Araştırmacılar maymunlarda da bu tür davranışlara tanık olunduğuna dikkat çekerek köklerinin evrimsel sürecin çok gerilerine uzandığını düşünüyor. Kötü alışkanlıklara saplanıp kalmak İnsanoğlu alışkanlıklarına bu denli bağlı bir tür olmasaydı belki de bu listede yer alan öteki unsurların tümü de o denli büyük bir sorun yaratmazdı. Gerçekten de, araştırmalar kötü bir alışkanlığın doğurabileceği kötü sonuçlar çok iyi bilinse de insanların o alışkanlıktan kolay kolay vazgeçmediklerini ortaya koyuyor. Burada bir bilgiden yoksunluktan çok, insanların genellikle içinde bulundukları anı ve yakın geleceği düşünerek yaşama eğiliminde olmalarından söz ediliyor. Alberta Üniversitesi ruhbilim uzmanlarından Cindy Jardine’e göre insanlar aşağıdaki nedenlerden ötürü alışkanlıklarına sıkı sıkıya bağlı kalıyorlar: İnsanın doğuştan edindiği başkaldırma güdüsü Toplumsal kabul gereksinimi Çekincenin doğasını tam olarak kavrayamama Dünyayı bireysel bir bakış açısıyla görme ve kötü alışkanlıklara kendince haklı bir gerekçe bulma yeteneği Bağımlılığa genetik açıdan yatkın olmak Aldatmak İnsana özgü çok az sayıda özellik bizleri bu denli büyüleyebilir. İnsanların büyük bir çoğunluğu dürüstlüğün bir erdem olduğunu öne sürerken, Pew Araştırma Merkezi tarafından yapılan bir araştırma, A.B.D’de her beş kişiden birinin vergi kaçırmanın törel bir sorun oluşturmadığına inandığını ortaya koyuyor. Nüfusun yaklaşık %10’u eşini aldatma konusunda benzer bir ikircikli tavır sergiliyor. Araştırmalar törel değerleri en çok önemseyen kişilerin en büyük dolandırıcılar olduklarını ortaya koyuyor. Bu kişiler yüksek törel değerleri benimserlerken, garip bir biçimde yoldan çıkarak, aldatmanın kimi durumlarda etik açıdan savunulabileceğine inanıyorlar. Aşırmak Gereksinim insanı hırsızlığa itebilir. Ne var ki, çalma hastaları (kleptomanlar) salt aşırmanın yaratacağı coşku uğruna hırsızlık yapabilirler. 43 bin kişi üzerinde yapılan bir araştırmada deneklerin %11’inin yaşamlarının belli bir noktasında en az bir kez mağaza hırsızlığı yaptıklarını itiraf ettiklerine tanık olundu. Araştırmacılar bu kişilerin çaldıkları eşyayı rahatlıkla satın alabilecekken, salt haz duyma pahasına aşırmayı yeğlediklerini belirtiyorlar. 2009 yılında yapılan bir araştırmada da, deneklere ya bağımlılığı gemleyici naltrexone adlı bir ilaç, ya da plasebo verildi. Naltrexone, araştırmacıların aşırma sırasında salgılandığından ve beyinde haz duygusunu tetiklediğinden kuşkulandıkları iç kaynaklı opioidler adı verilen maddeleri etkisiz kılıyordu. Sonuçta ilacın, aşırma dürtüsünü azalttığı görüldü. Hırsızlık insanların genlerinden gelen bir özellik olabilir. Maymunlarda bile böyle bir eğilime tanık olunuyor. Başlıklı maymunlar uyarıcı sesler çıkartarak düşmanın gelişini öteki maymunlara bildirirler. Ancak kimileri yalancıktan ses çıkartıp kaçanların bıraktıkları yiyecekleri aşırırlar. Şiddet delisi olmak İnsan tarihinin her evresinde şiddete tanık olunduğundan yola çıkan kimi araştırmacılar, insanın şiddet delisi olduğu, şiddetin genlerimizden kaynaklandığı ve beynin ödül merkezlerini etkilediği yönünde bir yargıya vardılar. Gelgelelim milyonlarca yıl öncesine baktığımızda, en erken tarih öncesi insanlar arasında yamyamlığın izlerine rastlanmakla birlikte, insanların o dönemlerde günümüzden çok daha barışçıl olduklarını görüyoruz. 2008’de yapılan bir araştırma, görünürde insanların şiddete tıpkı cinselliğe duydukları gibi bir arzu duyduklarını ortaya koyuyor. Söz konusu araştırmada farelerin beyinlerindeki ödül merkezleriyle ilintili hücrelerin şiddete duyulan istek karşısında da devinime geçtikleri görüldü. Araştırmacılar insan beyninde de aynı durumun geçerli olduğuna inanıyor ve insanlarda şiddetin yaşamda kalabilmeye yardımcı olmak üzere evrilmiş bir eğilim olabileceğine dikkat çekiyorlar. Yalan İnsanların neden sürekli yalan söyledikleri konusunda kesin bir bilgimiz yok. Ancak araştırmalar yalan söylemenin son derece yaygın bir davranış olduğunu ve çoğu zaman derin ruhsal unsurlarla bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. Massachusetts Üniversitesi ruhbilimcilerinden Robert Feldman, yalan söylemenin kişinin özsaygı duygusuyla ilintili olduğuna inanıyor ve insanların özsaygılarının tehlikeye düştüğü duygusuna kapıldıkları anda, çok daha yüksek dozlarda yalan söylemeye başladıklarını öne sürüyor. Üstelik yalan söylemek hiç de kolay bir iş değil. Bir araştırma yalan konuşmanın doğruyu söylemekten %30 oranında daha uzun bir zaman gerektirdiğini gözler önüne serdi. Son araştırmalar e-posta aracılığıyla gönderilen iletilerde eski yöntem mektuplara kıyasla çok daha fazla yalana yer verildiğini de ortaya koyuyor. İnsanların kimi zaman gerçekten kasıtlı olarak yalan söyleyip söylemediklerini anlamak başlı başına bir sorun. Bunu açıklığa kavuşturmak için öncelikle yalanın bir tanımlamasını yapmak gerekiyor. Washington Üniversitesi felsefe uzmanlarından James E. Mahon’a göre, bir tümcenin yalan düzeyine ulaşması için öncelikle kişinin yalan olduğuna inandığı bir tümceyi dile getirmesi gerekiyor. İkincisi, tümceyi dile getiren kişinin seslendiği kişileri o tümcenin doğru olduğuna inandırmak istemesi gerekiyor. Mahon’a göre bu koşullar olmadığı sürece söylenenler yalan kapsamının dışında kalıyor. Hayvanların da yalana eğilimli oldukları, dahası robotların bile yalan söylemeyi öğrendikleri görülüyor! Rita Urgan Kaynak: Live Science/ 25 Mart 2016</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/insanogluna-ozgu-en-yikici-10-davranis">İnsanoğluna özgü en yıkıcı 10 davranış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hayvanların büyük bir bölümüne kıyasla insanlar kendi türlerine ve bizzat kendilerine zarar veren bir dizi davranışlar sergilerler. İnsanlar yalan söyler, aldatır, çalar, kendi bedenlerini oyup kazıyarak süsler, çok gerilip kendilerini ve elbette başkalarını da öldürürler. İnsanoğlu gibi zeki bir türün görünürde neden öylesine kötücül, kinci, kendine ve başkalarına zarar veren davranışlarda bulunduğu konusunda epey bilimsel veri var.</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-8149 size-full aligncenter" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/10/ins-e1509442761916.jpg" alt="" width="800" height="450" /></p>
<p><strong>Dedikodu</strong></p>
<p>Uzmanlara göre insanlar, ne denli acıtıcı olursa olsun, başkalarını çekiştirmek ve onları yargılamak üzere evrilmişlerdir. Habeş maymunları toplumsal bağları pekiştirmek amacıyla birbirlerinin bakımını üstlenir. Daha gelişmiş bir tür olan insanlar toplumsal bağlayıcı olarak dedikodudan yararlanır. Her ikisi de sonradan edinilmiş davranışlardır.</p>
<p>Araştırmalar dedikodunun grup sınırları oluşturduğunu ve özsaygıyı körüklediğini ortaya koyuyor. Dedikodu çoğu zaman doğruluğu ve kesinliği hedeflemez. Önemli olan, dedikodunun -çoğu zaman üçüncü bir kişiye zarar verme pahasına- yaratacağı bağdır. Üçüncü bir kişiye duyulan hoşnutsuzluğun paylaşılması iki kişiyi birbirlerine daha da yakınlaştırır.</p>
<p><strong>Kumar</strong></p>
<p>Görünüşe bakılırsa, kumar da genlerimize ve beyinlerimize kazınmış bir özellik. Bu da, kişide son derece yıkıcı etkiler yaratabilecek bir davranışın neden öylesine yaygın olduğunu açıklayabilir. Kumar, maymunlarda da tanık olunan bir davranış. Maymunların meyve suyu ödülünü kazanma arzularını ölçen bir araştırmada, olası ödüller azaldığında bile bu canlıların mantıksız davranışlar sergilediklerine ve ötekilerden biraz olsun daha kazançlı çıkmak için kumarı sürdürdüklerine tanık olundu.</p>
<p>Cambridge Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma da, kazanma eşiğinde olma duygusunun bile maymunların beynindeki kazanmayla ilintili devreleri devinime geçirdiği ve kumar güdüsünü körüklediğini gözler önüne seriyor.</p>
<p>Başka araştırmalar kumarda yitirmenin bireyleri aşka getirdiğini de gösteriyor. İnsanlar ne denli kumar oynayacaklarını önceden tasarladıklarında serinkanlı bir mantık sergiledikleri, ancak yitirdiklerinde bu mantıklı tavrın uçup gittiği ve sonuçta oyun taktiğini değiştirerek daha da büyük oynadıkları görülüyor.</p>
<p><strong>Gerginlik</strong></p>
<p>Gerginlik, kalp sorunları ve kanser çekincesini bile arttırarak, ölümcül bir etki yaratabilir. Gerginlik, bunalıma neden olabilir ve bu da-salt insanlara özgü bir başka yıkıcı davranış olmakla birlikte bu listede açıkça yer almayan-intihara yol açabilir.</p>
<p>Gelgelelim, insanlarda neyin gerginliğe yol açtığını tam olarak kestirmek güç. Ancak günümüz iş çevrelerinin birçok kişi ve de çocuklar için belirgin bir gerginlik kaynağı olduğu da bir gerçek.</p>
<p>Uluslararası Çalışma Örgütü’nün verilerine göre, dünya üzerinde 600 milyonu aşkın kişi haftada 48 saatten çok bir süreyi işine harcıyor. Teknolojik gelişmeler &#8211; akıllı telefonlar ve genişbant internet &#8211; <strong>çalışma saatleri ile boş zaman arasındaki sınırın belirsizleşmesi</strong> anlamına geliyor. Son bir araştırmaya göre, A.B.D nüfusunun hemen hemen yarısı eve iş götürüyor.</p>
<p>Bir araştırma hem çalışıp hem de çocuk bakmaktan kaynaklanan gerginliğin 2007 yılından bu yana ciddi bir sorun olarak karşımıza çıktığını, daha yaşlılarda bu denli yoğun bir gerginliğe rastlanmadığını gösteriyor. Sağlık uzmanları gerginlikle baş edebilmenin iki yolu olarak, <strong>insanlara daha çok egzersiz yapmalarını ve uykularını yeterince almalarını</strong> öneriyorlar.</p>
<p><strong>Bedende düzenleyici birtakım oynamalar yapmak ve dövme yaptırmak</strong></p>
<p>Kozmetik endüstrisinin verilerine göre, 2015 yılında A.B.D halkının %17’sine estetikle ilgili işlemler uygulandı. Kimileri bu tür işlemleri, doğal olarak, kendini geliştirme çabası, sanat, ya da bir tür zaman öldürme ya da yetkeye başkaldırı olarak değerlendiriyor. Ancak, estetik cerrahi işlemleri sırasında <strong>yaşamlarını yitiren</strong> insanlar olduğu da düşünüldüğünde, <strong>insanların kendilerini yenilemeye bu denli merak sarmaları neden</strong>?</p>
<p>Öncelikle, estetik işlemlerle ilgili seçeneklerde hiç bu denli büyük bir çeşitliliğe tanık olunmamakla birlikte, uygulamanın çok eskilere uzandığını ve çoğu zaman inançlar ve dinlerle, ya da güç ve statü ile ilintili olduğunu belirtmekte yarar var.</p>
<p>Nitekim, günümüzde estetik amaçlarla bedene uygulanan kesme, kırma, boyama, uzatma ve dolgunlaştırma işlemleri eski çağlarda uygulanan kimi işlemlerin yanında çok masum kalırlar. Binlerce yıl boyunca insanlar başlarına farklı biçimler verdiler, boyunlarını uzattılar, kulak ve dudaklarını gerdiler, bedenlerini  boya ya da kalıcı ziynet eşyalarıyla bezediler.</p>
<p>Günümüzde insanları bu tür bir uygulamaya iten en güçlü unsurlar -tanımı ne olursa olsun- <strong>güzel olmak</strong> ya da yalnızca belli bir topluluğa uyum sağlamak olsa gerek.</p>
<p>Güzelliğin çekiciliği yadsınması olanaksız bir gerçek. Araştırmalar insanların <strong>çekici satış elemanlarından daha fazla alışveriş ettiklerini </strong>ortaya koyuyor. Çekici olanlar çok daha kolay göze çarptıkları gibi, zayıf kişiler çok daha kolay iş buluyor ve terfi ediyorlar.</p>
<p>Ruhbilimci <strong>Diana Zuckerman</strong> insanların hoş göründüklerinde kendilerini daha mutlu hissettiklerine, görüntünün büyük ölçüde önemsendiği bir toplumda yaşadığımıza göre bunun son derece akla yatkın bir durum olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Sataşmak</strong></p>
<p>Araştırmalar ilkokul çağındaki çocukların en az yarısının sataşmaya hedef olduklarını ortaya koyuyor. 2009 yılında İtalya’da yapılan ve okulda kabadayılık taslayan çocukların bir olasılıkla evde de kardeşlerine aynı davranış biçimini sergilediklerini gösteren bir araştırmadan yola çıkan <strong>Ersilia Menesini</strong>, sataşmanın çoğu zaman evlerde gelişen bir özellik olduğuna inanıyor.</p>
<p>Ne var ki, sataşma yalnızca çocuklara özgü bir durum değil. A.B.D’de yapılan bir araştırma ofis çalışanlarının yaklaşık %30’unun patronlarının ve iş arkadaşlarının -işin yapılması için gerekli bilgileri vermemekten tutun da, aşağılayıcı söylentiler yaymak ve daha başka küçültücü davranışlarda bulunmaya uzanan- çeşitli türlerde zorbalıklarına hedef olduklarını ortaya koyuyor.</p>
<p>Sataşma, doğası  gereği ufaktan ufaktan başlayıp giderek tırmanan bir davranış olduğundan, önüne geçilmesi son derece güçtür. Ruhbilimcilere göre <strong>insanlar statü ve güç sahibi olmak amacıyla</strong> birbirlerine sataşıyorlar ve kimileri sataşmaları katlanılması son derece güç bir durum olarak değerlendiriyorlar. Araştırmacılar maymunlarda da bu tür davranışlara tanık olunduğuna dikkat çekerek köklerinin evrimsel sürecin çok gerilerine uzandığını düşünüyor.</p>
<p><strong>Kötü alışkanlıklara saplanıp kalmak</strong></p>
<p>İnsanoğlu alışkanlıklarına bu denli bağlı bir tür olmasaydı belki de bu listede yer alan öteki unsurların tümü de o denli büyük bir sorun yaratmazdı. Gerçekten de, araştırmalar kötü bir alışkanlığın doğurabileceği kötü sonuçlar çok iyi bilinse de insanların o alışkanlıktan kolay kolay vazgeçmediklerini ortaya koyuyor. Burada bir bilgiden yoksunluktan çok, insanların genellikle içinde bulundukları anı ve yakın geleceği düşünerek yaşama eğiliminde olmalarından söz ediliyor. Alberta Üniversitesi ruhbilim uzmanlarından <strong>Cindy Jardine</strong>’e göre insanlar aşağıdaki nedenlerden ötürü alışkanlıklarına sıkı sıkıya bağlı kalıyorlar:</p>
<ul>
<li>İnsanın doğuştan edindiği başkaldırma güdüsü</li>
<li>Toplumsal kabul gereksinimi</li>
<li>Çekincenin doğasını tam olarak kavrayamama</li>
<li>Dünyayı bireysel bir bakış açısıyla görme ve kötü alışkanlıklara kendince haklı bir gerekçe bulma yeteneği</li>
<li>Bağımlılığa genetik açıdan yatkın olmak</li>
</ul>
<p><strong>Aldatmak </strong></p>
<p>İnsana özgü çok az sayıda özellik bizleri bu denli büyüleyebilir. İnsanların büyük bir çoğunluğu <strong>dürüstlüğün bir erdem</strong> olduğunu öne sürerken, Pew Araştırma Merkezi tarafından yapılan bir araştırma, A.B.D’de her beş kişiden birinin <strong>vergi kaçırmanın</strong> törel bir sorun oluşturmadığına inandığını ortaya koyuyor. Nüfusun yaklaşık %10’u <strong>eşini aldatma</strong> konusunda benzer bir ikircikli tavır sergiliyor.</p>
<p><strong>Araştırmalar törel değerleri en çok önemseyen kişilerin en büyük dolandırıcılar olduklarını ortaya koyuyor</strong>. Bu kişiler yüksek törel değerleri benimserlerken, garip bir biçimde yoldan çıkarak, aldatmanın kimi durumlarda etik açıdan savunulabileceğine inanıyorlar.</p>
<p><strong>Aşırmak</strong></p>
<p>Gereksinim insanı hırsızlığa itebilir. Ne var ki, çalma hastaları (kleptomanlar) salt aşırmanın yaratacağı coşku uğruna hırsızlık yapabilirler. 43 bin kişi üzerinde yapılan bir araştırmada deneklerin %11’inin yaşamlarının belli bir noktasında en az bir kez mağaza hırsızlığı yaptıklarını itiraf ettiklerine tanık olundu. Araştırmacılar bu kişilerin çaldıkları eşyayı rahatlıkla satın alabilecekken, salt haz duyma pahasına aşırmayı yeğlediklerini belirtiyorlar.</p>
<p>2009 yılında yapılan bir araştırmada da, deneklere ya bağımlılığı gemleyici naltrexone adlı bir ilaç, ya da plasebo verildi. Naltrexone, araştırmacıların aşırma sırasında salgılandığından ve beyinde haz duygusunu tetiklediğinden kuşkulandıkları iç kaynaklı opioidler adı verilen maddeleri etkisiz kılıyordu. Sonuçta <strong>ilacın, aşırma dürtüsünü azalttığı</strong> görüldü.</p>
<p>Hırsızlık insanların genlerinden gelen bir özellik olabilir. Maymunlarda bile böyle bir eğilime tanık olunuyor. Başlıklı maymunlar uyarıcı sesler çıkartarak düşmanın gelişini öteki maymunlara bildirirler. Ancak kimileri yalancıktan ses çıkartıp kaçanların bıraktıkları yiyecekleri aşırırlar.</p>
<p><strong>Şiddet delisi olmak</strong></p>
<p>İnsan tarihinin her evresinde şiddete tanık olunduğundan yola çıkan kimi araştırmacılar, insanın şiddet delisi olduğu, şiddetin genlerimizden kaynaklandığı ve beynin ödül merkezlerini etkilediği yönünde bir yargıya vardılar. Gelgelelim milyonlarca yıl öncesine baktığımızda, en erken tarih öncesi insanlar arasında yamyamlığın izlerine rastlanmakla birlikte, insanların o dönemlerde günümüzden <strong>çok daha barışçıl</strong> olduklarını görüyoruz.</p>
<p>2008’de yapılan bir araştırma, görünürde insanların<strong> şiddete tıpkı cinselliğe duydukları gibi bir arzu duyduklarını </strong>ortaya koyuyor. Söz konusu araştırmada farelerin beyinlerindeki ödül merkezleriyle ilintili hücrelerin şiddete duyulan istek karşısında da devinime geçtikleri görüldü.</p>
<p>Araştırmacılar insan beyninde de aynı durumun geçerli olduğuna inanıyor ve insanlarda şiddetin yaşamda kalabilmeye yardımcı olmak üzere evrilmiş bir eğilim olabileceğine dikkat çekiyorlar.</p>
<p><strong>Yalan</strong></p>
<p>İnsanların neden sürekli yalan söyledikleri konusunda kesin bir bilgimiz yok. Ancak araştırmalar yalan söylemenin son derece yaygın bir davranış olduğunu ve çoğu zaman derin ruhsal unsurlarla bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Massachusetts Üniversitesi ruhbilimcilerinden <strong>Robert Feldman,</strong> yalan söylemenin kişinin <strong>özsaygı duygusuyla ilintili</strong> olduğuna inanıyor ve insanların özsaygılarının tehlikeye düştüğü duygusuna kapıldıkları anda, çok daha yüksek dozlarda yalan söylemeye başladıklarını öne sürüyor.</p>
<p>Üstelik yalan söylemek hiç de kolay bir iş değil. Bir araştırma <strong>yalan konuşmanın doğruyu söylemekten %30 oranında daha uzun bir zaman gerektirdiğini</strong> gözler önüne serdi. Son araştırmalar e-posta aracılığıyla gönderilen iletilerde eski yöntem mektuplara kıyasla çok daha fazla yalana yer verildiğini de ortaya koyuyor.</p>
<p>İnsanların kimi zaman gerçekten kasıtlı olarak yalan söyleyip söylemediklerini anlamak başlı başına bir sorun. Bunu açıklığa kavuşturmak için öncelikle <strong>yalanın bir tanımlamasını</strong> yapmak gerekiyor. Washington Üniversitesi felsefe uzmanlarından <strong>James E. Mahon</strong>’a göre, bir tümcenin yalan düzeyine ulaşması için öncelikle kişinin yalan olduğuna inandığı bir tümceyi dile getirmesi gerekiyor. İkincisi, tümceyi dile getiren kişinin seslendiği kişileri o tümcenin doğru olduğuna inandırmak istemesi gerekiyor.</p>
<p>Mahon’a göre bu koşullar olmadığı sürece söylenenler yalan kapsamının dışında kalıyor.</p>
<p><strong>Hayvanların</strong> da yalana eğilimli oldukları, dahası <strong>robotların</strong> bile yalan söylemeyi öğrendikleri görülüyor!</p>
<p><strong>Rita Urgan</strong></p>
<p><strong>Kaynak: Live Science/ 25 Mart 2016</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/insanogluna-ozgu-en-yikici-10-davranis">İnsanoğluna özgü en yıkıcı 10 davranış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8146</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
