<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yıldızlar arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/yildizlar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/yildizlar</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Sun, 14 Oct 2018 12:32:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Dünya bitti, evet sırada ne var?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/dunya-bitti-evet-sirada-ne-var</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Mar 2017 05:58:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[antalya]]></category>
		<category><![CDATA[aykut göker]]></category>
		<category><![CDATA[DAG]]></category>
		<category><![CDATA[doğu anadolu gözlemevi]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[uygar yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5943</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan neden bulunduğu yerden memnun ve mutlu olmaz, yaşadıklarıyla yetinmez ve gözü durmadan başka yerlerde, uzaklarda olur? Şüphesiz meraktan. Bir art niyetimiz yok bu soruda. Şöyle demeyi beklemeyin bizden: Dünyayı bitirdik bitiriyoruz, yeni yaşam alanları gerekir insanoğluna, oraları da bitirmek için! Hayır tabii ki! Uzayı, gökyüzünü gözlemlemek, insanoğlu kadar eskidir şüphesiz. “Ben neredeyim ve yukarısı, ışıklar içinde bir gökyüzü, güneş, yıldızlar, oraları neresi? Ayaklarımın bastığı yer neresi, yukarısıyla bir ilişkisi var mı?” Toplumlar kendilerini gökyüzüyle de açıklar oldular, gökyüzü ve sonsuzluk, Tanrıya tahsis edildi! Kedinin ölümü meraktan olur derler. İnsanoğlu farklı mı? Tabi öncü, meraklı, araştıran insanları kastederek söylüyoruz. Yoksa 8 milyar insanın çoook büyük çoğunluğu yaşamın akışına kendini kaptırmış gidiyor. Şüphesiz ki yukarıdaki sorunun içeriği, zamanla başka şekilde doldu. Biz Yerküre üzerinde artık yaşayamayacak duruma gelirsek veya Dünya’nın sonu bir şekilde gelirse, en azından yaşamak olanaksız olursa, insanoğlunun uzayda başka gezegenlerde neslini sürdürmesinin yollarını aramak, gibi… Yerküre’ye hayat veren Güneş. O yok, yaşam da yok. Güneş’in enerjisinin bitmesine yaklaşık 5 milyar yıl var&#8230; Ama şimdiden kolları sıvamak gerek! Güneş Sistemi Samanyolu Galaksisi’nde bir nokta! Nereye gidersin, kaçarsın be kardeşim! On yıllarca önce gönderilen Pioneer ve Voyager uzay araçları Güneş Sistemi’ni bildiğimiz kadar ancak terk ettiler! (Carl Sagan’a derin saygı ve sevgi; ruhu, uzay araçlarıyla yolculuğunu sürdürüyor!) Şüphesiz ki fazla uzağa gidemeyiz! Keşfedilen ve üzerinde yaşanılabilecek gezegenler hakkında da öyle bir büyük bilgi sahibi değiliz. Şimdilik Ay ve Mars’ta koloni kurmayı düşünüyoruz ki insan neslini oralarda sürdürmek için umudu bilimsel ve teknik yeni gelişmelerle artırmak zorundayız. Belki Yerküre’ye benzer bir yer bulur muyuz? Kaç on yılda gidilir… Kesin olan şu ki, Dünya’dan yolcu edeceğimiz ilk insanlar (koloni), uzay gemisinde kuracakları yaşanabilir bir küçük dünyada belki de bir kaç yüzyıl yaşayıp çoğalacaklar&#8230; Çocukları, torunları belki nihai hedefe varacak. Düşünsenize, sonsuzluk da insanoğlunun resmi mezarlıklarına dönüşecek. Bilim kurgu yazmak için oturmadık bilgisayarın başına. Kapak konumuzda, giderek hızlanan uzay araştırmalarına Türkiye’nin de bu kez daha büyük bir hamle ile katıldığını haber veriyoruz! Yıllarca önce Antalya’nın dağlarında, o zaman için büyük ama şimdi için küçücük sayılacak bir ulusal teleskop ve gözlemevi ile yetiniyorduk. Ne büyük haberdi! Şimdi ise, Erzurum’un dağlarında, kıyaslanamayacak kapsamda ve büyüklükte, dünya ile bazı konularda yarışabileceğimiz bir gözlemevi kuruluyor: DAG! Nihayet uzay meraklısı bilim insanlarımızı belki tamamen değil ama önemli ölçüde burada, ülkemizde tutabileceğimiz bir proje hayata geçiriliyor. Şüphesiz giden gidecek yine de, ama biz de ABD’deki bilim insanlarımızın büyük uzay keşifleri türünden haberleri Türkiye’den, Doğu Anadolu Gözlemevi’nden (DAG) bildirmek için heyecanlanıyoruz. Bu umudu beslemek için koşullar var! Kalkınma Bakanlığı, 100 milyon lirayı aşan desteğiyle İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi’nden sonra, şimdi de DAG gibi bir projeye destek veriyor. Güzel haber! Uygar yaşamın sayısal temelleri Doğan Kuban, uygarlık sorunsalına yeni bir boyutla yaklaşıyor bu haftaki yazısında: “Bilimde yeni aşama: Derin Ekoloji&#8230; Uygar yaşamın sayısal temelleri!” Diyor ki, “Ülkeler öğretimleri ve üretimleri kadar uygardırlar! Uluslararası standartlarla karşılaştırılamayan ulusal performansların hikâyesine ancak en cahiller inandırılabilir&#8230; Herhangi bir ülkeyi alın, sayısal parametrelerle ekonomisini, öğretimini, toplumsal gelişmişliğini bir kefeye koyun. Öbür kefede geleceği yazılıdır.” İtirazımız olabilir mi? Bozkurt Güvenç de Kuban’ın konusu uygarlaşma ve çağdaşlaşma meselesine giriyor yazısında. Yılların içinden damıtılan ve arıtılan düşünceler. Her ikisi de çok yaşasın! Yıllarca bizimle birlikte, bilim ve teknoloji politikalarının usta düşünürü ve yazarı arkadaşımız Aykut Göker’i anıyor ilk yıldönümünde Müfit Akyos! Diğer yazarlarımız da, büyük zenginlikler katıyor hepimize&#8230; Ama daha bir sürü ve hepimizi derinden ilgilendiren çok sayıda konularımızı burada anmaya yerimiz yok. Lütfen başlıkları inceleyin ve birlikte yarını inşa ettiğimiz HBT’nin daha çok çevrede okunmasına ve yayılmasına yardımcı olun. Portalda dijital dâhil çeşitli abone seçeneklerimizi bulacaksınız&#8230; Biliyoruz, gönlünüz bizle birlikte&#8230; Gelecek hafta yine Cuma, beyin besleme gününde buluşmak dileğiyle&#8230; *** Doğan Kuban – İki Bilge Konferansı ve kitap imza Yine Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Yerleşkesinde, 1 Nisan Cumartesi günü, yani yarın, Doğan Kuban, İki Bilge Konferansları kapsamında “Gelecek Üzerine Diyalog” başlıklı bir konuşma yapacak. Bozkurt Güvenç rahatsızlığı nedeniyle Ankara’dan gelemiyor. Merak etmeyin ciddi bir durum yok. Bir yenilik yapıyoruz ve Kuban’ın bazı kitapları için imza töreni de düzenliyoruz! Bekliyoruz.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/dunya-bitti-evet-sirada-ne-var">Dünya bitti, evet sırada ne var?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan neden bulunduğu yerden memnun ve mutlu olmaz, yaşadıklarıyla yetinmez ve gözü durmadan başka yerlerde, uzaklarda olur? Şüphesiz meraktan. Bir art niyetimiz yok bu soruda. Şöyle demeyi beklemeyin bizden: Dünyayı bitirdik bitiriyoruz, yeni yaşam alanları gerekir insanoğluna, oraları da bitirmek için! Hayır tabii ki!</p>
<p>Uzayı, gökyüzünü gözlemlemek, insanoğlu kadar eskidir şüphesiz. “Ben neredeyim ve yukarısı, ışıklar içinde bir gökyüzü, güneş, yıldızlar, oraları neresi? Ayaklarımın bastığı yer neresi, yukarısıyla bir ilişkisi var mı?” Toplumlar kendilerini gökyüzüyle de açıklar oldular, gökyüzü ve sonsuzluk, Tanrıya tahsis edildi!</p>
<p>Kedinin ölümü meraktan olur derler. İnsanoğlu farklı mı? Tabi öncü, meraklı, araştıran insanları kastederek söylüyoruz. Yoksa 8 milyar insanın çoook büyük çoğunluğu yaşamın akışına kendini kaptırmış gidiyor.</p>
<p>Şüphesiz ki yukarıdaki sorunun içeriği, zamanla başka şekilde doldu. Biz Yerküre üzerinde artık yaşayamayacak duruma gelirsek veya Dünya’nın sonu bir şekilde gelirse, en azından yaşamak olanaksız olursa, insanoğlunun uzayda başka gezegenlerde neslini sürdürmesinin yollarını aramak, gibi…</p>
<p>Yerküre’ye hayat veren Güneş. O yok, yaşam da yok. Güneş’in enerjisinin bitmesine yaklaşık 5 milyar yıl var&#8230; Ama şimdiden kolları sıvamak gerek! Güneş Sistemi Samanyolu Galaksisi’nde bir nokta!</p>
<p>Nereye gidersin, kaçarsın be kardeşim! On yıllarca önce gönderilen Pioneer ve Voyager uzay araçları Güneş Sistemi’ni bildiğimiz kadar ancak terk ettiler! (Carl Sagan’a derin saygı ve sevgi; ruhu, uzay araçlarıyla yolculuğunu sürdürüyor!) Şüphesiz ki fazla uzağa gidemeyiz! Keşfedilen ve üzerinde yaşanılabilecek gezegenler hakkında da öyle bir büyük bilgi sahibi değiliz. Şimdilik Ay ve Mars’ta koloni kurmayı düşünüyoruz ki insan neslini oralarda sürdürmek için umudu bilimsel ve teknik yeni gelişmelerle artırmak zorundayız.</p>
<p>Belki Yerküre’ye benzer bir yer bulur muyuz? Kaç on yılda gidilir… Kesin olan şu ki, Dünya’dan yolcu edeceğimiz ilk insanlar (koloni), uzay gemisinde kuracakları yaşanabilir bir küçük dünyada belki de bir kaç yüzyıl yaşayıp çoğalacaklar&#8230; Çocukları, torunları belki nihai hedefe varacak. Düşünsenize, sonsuzluk da insanoğlunun resmi mezarlıklarına dönüşecek.</p>
<p>Bilim kurgu yazmak için oturmadık bilgisayarın başına. Kapak konumuzda, giderek hızlanan uzay araştırmalarına Türkiye’nin de bu kez daha büyük bir hamle ile katıldığını haber veriyoruz! Yıllarca önce Antalya’nın dağlarında, o zaman için büyük ama şimdi için küçücük sayılacak bir ulusal teleskop ve gözlemevi ile yetiniyorduk. Ne büyük haberdi! Şimdi ise, Erzurum’un dağlarında, kıyaslanamayacak kapsamda ve büyüklükte, dünya ile bazı konularda yarışabileceğimiz bir gözlemevi kuruluyor: <strong>DAG!</strong></p>
<p>Nihayet uzay meraklısı bilim insanlarımızı belki tamamen değil ama önemli ölçüde burada, ülkemizde tutabileceğimiz bir proje hayata geçiriliyor. Şüphesiz giden gidecek yine de, ama biz de ABD’deki bilim insanlarımızın büyük uzay keşifleri türünden haberleri Türkiye’den, <strong>Doğu Anadolu Gözlemevi</strong>’nden (DAG) bildirmek için heyecanlanıyoruz. Bu umudu beslemek için koşullar var! Kalkınma Bakanlığı, 100 milyon lirayı aşan desteğiyle İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi’nden sonra, şimdi de DAG gibi bir projeye destek veriyor. Güzel haber!</p>
<p><strong>Uygar yaşamın sayısal temelleri</strong></p>
<p>Doğan Kuban, uygarlık sorunsalına yeni bir boyutla yaklaşıyor bu haftaki yazısında: “Bilimde yeni aşama: Derin Ekoloji&#8230; Uygar yaşamın sayısal temelleri!” Diyor ki, “Ülkeler öğretimleri ve üretimleri kadar uygardırlar! Uluslararası standartlarla karşılaştırılamayan ulusal performansların hikâyesine ancak en cahiller inandırılabilir&#8230; Herhangi bir ülkeyi alın, sayısal parametrelerle ekonomisini, öğretimini, toplumsal gelişmişliğini bir kefeye koyun. <strong>Öbür kefede geleceği yazılıdır</strong>.”</p>
<p>İtirazımız olabilir mi? Bozkurt Güvenç de Kuban’ın konusu uygarlaşma ve çağdaşlaşma meselesine giriyor yazısında. Yılların içinden damıtılan ve arıtılan düşünceler. Her ikisi de çok yaşasın! Yıllarca bizimle birlikte, bilim ve teknoloji politikalarının usta düşünürü ve yazarı arkadaşımız Aykut Göker’i anıyor ilk yıldönümünde Müfit Akyos! Diğer yazarlarımız da, büyük zenginlikler katıyor hepimize&#8230; Ama daha bir sürü ve hepimizi derinden ilgilendiren çok sayıda konularımızı burada anmaya yerimiz yok. Lütfen başlıkları inceleyin ve birlikte yarını inşa ettiğimiz HBT’nin daha çok çevrede okunmasına ve yayılmasına yardımcı olun.</p>
<p>Portalda dijital dâhil çeşitli abone seçeneklerimizi bulacaksınız&#8230; Biliyoruz, gönlünüz bizle birlikte&#8230;</p>
<p>Gelecek hafta yine Cuma, beyin besleme gününde buluşmak dileğiyle&#8230;</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Doğan Kuban – İki Bilge Konferansı ve kitap imza</strong></p>
<p>Yine Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Yerleşkesinde, 1 Nisan Cumartesi günü, yani yarın, Doğan Kuban, <strong>İki Bilge Konferansları</strong> kapsamında “Gelecek Üzerine Diyalog” başlıklı bir konuşma yapacak. Bozkurt Güvenç rahatsızlığı nedeniyle Ankara’dan gelemiyor. Merak etmeyin ciddi bir durum yok. Bir yenilik yapıyoruz ve Kuban’ın bazı kitapları için imza töreni de düzenliyoruz! Bekliyoruz.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/dunya-bitti-evet-sirada-ne-var">Dünya bitti, evet sırada ne var?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5943</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ortaçağ astrolojisinin kısa tarihçesi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ortacag-astrolojisinin-kisa-tarihcesi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Jan 2017 11:28:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[astrolog]]></category>
		<category><![CDATA[astroloji]]></category>
		<category><![CDATA[astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[bağdat]]></category>
		<category><![CDATA[ebu mansur]]></category>
		<category><![CDATA[gökcismi]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[müneccim]]></category>
		<category><![CDATA[nevbaht]]></category>
		<category><![CDATA[ortaçağ]]></category>
		<category><![CDATA[roma]]></category>
		<category><![CDATA[sapma]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızlar]]></category>
		<category><![CDATA[zerdüştlük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5102</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ortaçağ bilimcileri, kendi bilim amaçları tamamen başka bir yöne yönel­miş olduğu için, doğayı tanımakla ya da gökyüzü araştırmalarıyla hiç ilgilenmedi. Bütün kavrayışları tanrıya ve inanan ruha her yıl değişen bayram günlerini doğru hesaplayabilmek için bir kaç basit bilgi yeterliydi. Hıristiyan öğretisi etkisiyle, Güneş, Ay, Venüs, Jüpiter ve diğer ilahlaştırılan yıldızlarla uğraşmak putperestlik yoluna sapma tehlikesi taşıyordu. Ruhsal gelişim, kilise okullarında, yalnızca Roma’nın son dönemlerinden kalma yetersiz ve olgunlaşmamış bilgi­lerle besleniyordu. Arap bilginlerinin matematiğinden devraldıklarıyla tarikatını şaşkınlığa düşürmüş olan Jordanus Nemorarius bile, bu çalışmaları için daha sonra özel izin almak zorunda kalmıştı. 1228 tarihli nizamname, daha yüksek kültürlerle, yâni İslam dünyasıyla, yâni kâfirlerle her türlü ilişkiyi yasaklarken, yalnızca Tarikat Reisine göz yummuşlardı. Yasak şöyleydi: &#8220;Tarikat üyeleri, kâfir filozofları incelememelidirler. Serbest sanat denen şeyi de (sayı sayma, hesap yapma ve ’computus&#8217; denen dini bayram günlerinin hesaplanması gibi en basit yetenekleri de öğrenmemeli­dirler). Tek tek şahsiyetler için özel izin verilmiş durumlar hariçtir.&#8221; Kâfirlerden böyle bilgiler almak kirli bir işti ve böyle bir şeye göz yumulamazdı. Eğer görevliler ilkbaharda dolunayın doğuşunu gözlemeyi kaçırırlarsa, Papa İspanya&#8217;daki Araplara elçi göndererek, bu &#8220;Şeytana tapanlar&#8221;dan paskalya yortusu ile yortudan önce­ki matem haftasının tarihlerini öğrenmek zorunda kalmak gibi utanç verici bir duruma düşerdi. Gökyüzündeki yıldızlarla ilgilenme eğiliminin ne kadar az ol­duğunu; onlarla ciddi bir biçimde ilgilenenlere nasıl bir güvensiz­likle bakıldığını; araştırmacılara ve bilginlere nasıl iftiralar atıldığı­nı, Gerbert von Aurillac sadakatle bağlı olduğu Kayzer&#8217;e ve Hıris­tiyanlığın merkezindeki İmparatorluğa bildirmişti. Onun, Papa II. Silvester olarak, Roma&#8217;da Güneş&#8217;in yüksekliğini ve gece ve gündüz sapmalarını tespit ederken kullandığı ve şimdi Floransa&#8217;da korunan Arap usturlabını, bugün şaşkınlık ve heyecanla seyrediyoruz. Yaşa­dığı dönemde, eşsiz olan bu bilgileri, Kurtuba’daki şeytandan al­makla ün yapmıştı. Oysa yıldızlar bilimiyle uğraşan bir papanın la­netlenmesi gerekirdi! Kilise’nin kuşkulanmak ve endişeye kapılmak için nedenleri vardı. Kutsal metinlerdeki bazı bölümler, yıldızların yeryüzünde belli etkileri olduğunu kabul ediyordu. Papalar bu etkileri bitkilerin ve hayvanların gelişmeleriyle sınırlamaya çalıştılar. Ama araların­da, mezhebi geniş olanlar da vardı ve onlar, her türlü hastalık, savaş ve felaketin sorumlusu olarak kuyruklu yıldızları, Güneş ve Ay tu­tulmasını, gökyüzündeki diğer olağandışı hareketleri gösteriyorlardı. Kilise, resmi olarak insan üzerindeki her türlü etkiyi reddetmek ve insanları yalnızca her şeye kadir olan Tanrı&#8217;ya teslim etmek zo­rundaydı. Ama bu konuda pek de başarılı olamamıştı. Temsilcileri­nin tereddütlü hallerinden yararlanan müneccimler, çeşitli hilelere başvurdular. Zayıf ve çalkantılı atmosfer, mistik spekülasyonları, anlaşılmaz ve huzur kaçıran açıklamaları kabul etmeye hazır olan­ları kandırmak için elverişli bir zemin hazırlamıştı zaten. Bu nedenle, astroloji cetvellerinin ve yıllıkların çevirilerinin, astronomi eserleriyle birlikte Pireneleri aşıp gelmesinin çok isten­mesinde şaşılacak bir şey yoktur. İslamiyet müneccimliğe daha az eğilimli idi. Peygamber, tapı­lan yıldızların yerine, evrenin hâkimi, yerin ve göğün yaratıcısı tek bir Allah&#8217;ı koymuştu. &#8220;Gökyüzü cisimlerinin doğaları gereği etkili olabileceklerine; yıldızların bağımsız bir etkisi olduğuna inanmak&#8221; şimdi &#8220;hoş görülmemekte&#8221; idi. Ama, &#8220;astronominin incelenmesi zorunludur&#8220;. Bizzat Allah in­sanlara gökyüzünü incelemeyi buyurmuştur. Yıldızların hareketi, Allah adına araştırıldı. Her bilimsel eserin yazılmasına O&#8217;nun adı­na başlandı. Ve işte Arapları Batılı Hristiyanlardan üstün kılan da buydu: Onları -görüldüğü gibi-, boğucu mistisizm bataklığına sap­lanmaktan koruyan yüksek bilimsel düzeyleri. Bu nedenle, astrolo­ji ve müneccimlik sanatı akıllı ve gerçekçi Araplar için baştan çıka­rıcı bir büyüye sahip değildi. Oysa astrolojiye ilişkin eserlerinin Batı&#8217;daki etkisine bakarak insan pekâlâ böyle olduğunu düşünebilirdi. &#8220;Arap astrolojisi&#8221;, İslam kültürünün diğer meyvelerine göre esas olarak İranlıların ürünü; onların nazlı çocuğu idi. Yıldızlardan geleceği okuma sanatını, İslam dünyasına İranlılar getirmişti. Birçok ünlünün öğretmenliğini yapan Yahya bin Ebu Mansur da İran doğumlu idi ve kendilerini gökcisimlerini incelemeye adamış hemen bütün hemşehrileri gibi astrolog idi. İranlıların yıldızların iyi ve kötü etkilerine ilişkin inançları Zerdüşt&#8217;ten kaynaklanmaktadır. Gezegenler, kötü yıldızlar ve kayan yıldızlar, Ahriman&#8217;ın (Ahriman ya da ehriman, Zerdüştlük inanışında, kötülükleri ve karanlıkları tem­sil eden kötülük Tanrısı ya da ilkesidir. Zerdüştçülüğün ifade ettiği mutlak ikicilik­te, iyilik ilkesi ya da Tanrısı olan Ahura Mazda ile sürekli bir mücadele içindedir) kötülük prensibinin ürünüydü. Ahriman kendi yaratıkları aracılığıyla dünya düzenini yıkıma uğratmaya çalışır. İnsanlara felaket getiren korkunç gücünü yedi gezegen kanalıyla kullanır. Babil&#8217;in, naif müneccimliğiyle, tanrıların yıldız karakterine olan sofuca inanç gereği gökyüzüne çizilen resimlerle başlattığı ve Helenizmin geometri kurallarına olan düşkünlüğü sonucu, aynı biçim­de kaskatı ve bütün tecrübelerden kopuk bir şema içinde topladığı ve sarsılmaz bir teori sistemi haline getirdiği şey; şu &#8220;çöken putpe­restliğin bilimsel teolojisi&#8221; İranlılar arasında inançlı hamilerini ve havarilerini bulmuştu. İranlı astrolog Nevbaht (ölümü yaklaşık 777), böyle karmakarı­şık bir yükle birlikte, 760 yılında Arap Halifesi el-Mansur&#8217;un sara­yına ulaştı. Abbasiler iktidarı ele geçirince, kökü kurutulmuş Emevi Hanedanı&#8217;nın etrafı çöllerle çevrili Şam&#8217;daki merkezi de doğuya taşındı. Yeni başkent, en zengin ve en verimli topraklarda; Dicle kıyısında kurulmalıydı. Ama inşaata başlanmadan önce, Nevbaht&#8217;ın yıldızların durumunu inceleyerek olumsuz etkilerini bertaraf etmesi ve kentin inşası için en hayırlı zamanı saptayarak Halife’ye bil­dirmesi buyruldu. Nevbaht, İnananların Hükümdarı&#8217;ndan, sonradan İslamiyeti kabul ederek Maşallah adını alan İranlı Musevi bilgin Manasse ile birlikte, yıldızlardan kentin kuruluşu için en hayırlı za­manı öğrenme ve aynı zamanda temel ölçümleri yönetme görevini aldı. Böylesine elverişli koşullarda doğan çocuğa Bağdat; &#8220;selame­tin kenti&#8221; adı verildi (Kentin ilk adı Dar-üs-selam&#8217;dır ve &#8220;barış kenti” demektir. Daha sonra Medinet-üs-Selam ve son olarak da Bağdat adını almıştır). Bu çok yetenekli Acem, &#8220;Nevbaht&#8221; adıyla Halife&#8217;nin en nüfuzlu saray müneccimi oldu. Daha sonraki hükümdarlara danışmanlık yapacak olan bir dizi müneccimin de atasıdır. Prof. Dr. H. Kadircan KESKİNBORA / Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Kaynaklar: Hunke S. Batıyı Aydınlatan Doğu Güneşi. İstanbul: Kaynak Yayınları, 2009. http://www.wfsj.org/course/tr/pdf/ders5.pdf Bilim nedir? Erişim 18.04.2016</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ortacag-astrolojisinin-kisa-tarihcesi">Ortaçağ astrolojisinin kısa tarihçesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ortaçağ bilimcileri, kendi bilim amaçları tamamen başka bir yöne yönel­miş olduğu için, doğayı tanımakla ya da gökyüzü araştırmalarıyla hiç ilgilenmedi. Bütün kavrayışları tanrıya ve inanan ruha her yıl değişen bayram günlerini doğru hesaplayabilmek için bir kaç basit bilgi yeterliydi. Hıristiyan öğretisi etkisiyle, Güneş, Ay, Venüs, Jüpiter ve diğer ilahlaştırılan yıldızlarla uğraşmak putperestlik yoluna sapma tehlikesi taşıyordu. Ruhsal gelişim, kilise okullarında, yalnızca Roma’nın son dönemlerinden kalma yetersiz ve olgunlaşmamış bilgi­lerle besleniyordu.</p>
<p>Arap bilginlerinin matematiğinden devraldıklarıyla tarikatını şaşkınlığa düşürmüş olan Jordanus Nemorarius bile, bu çalışmaları için daha sonra özel izin almak zorunda kalmıştı.</p>
<p>1228 tarihli nizamname, daha yüksek kültürlerle, yâni İslam dünyasıyla, yâni kâfirlerle her türlü ilişkiyi yasaklarken, yalnızca Tarikat Reisine göz yummuşlardı. Yasak şöyleydi:<em> &#8220;Tarikat üyeleri, kâfir filozofları incelememelidirler. Serbest sanat denen şeyi de (sayı sayma, hesap yapma ve ’computus&#8217; denen dini bayram günlerinin hesaplanması gibi en basit yetenekleri de öğrenmemeli­dirler). Tek tek şahsiyetler için özel izin verilmiş durumlar hariçtir.&#8221;</em></p>
<p>Kâfirlerden böyle bilgiler almak kirli bir işti ve böyle bir şeye göz yumulamazdı. Eğer görevliler ilkbaharda dolunayın doğuşunu gözlemeyi kaçırırlarsa, Papa İspanya&#8217;daki Araplara elçi göndererek, bu &#8220;Şeytana tapanlar&#8221;dan paskalya yortusu ile yortudan önce­ki matem haftasının tarihlerini öğrenmek zorunda kalmak gibi utanç verici bir duruma düşerdi.</p>
<p>Gökyüzündeki yıldızlarla ilgilenme eğiliminin ne kadar az ol­duğunu; onlarla ciddi bir biçimde ilgilenenlere nasıl bir güvensiz­likle bakıldığını; araştırmacılara ve bilginlere nasıl iftiralar atıldığı­nı, Gerbert von Aurillac sadakatle bağlı olduğu Kayzer&#8217;e ve Hıris­tiyanlığın merkezindeki İmparatorluğa bildirmişti. Onun, Papa II. Silvester olarak, Roma&#8217;da Güneş&#8217;in yüksekliğini ve gece ve gündüz sapmalarını tespit ederken kullandığı ve şimdi Floransa&#8217;da korunan Arap usturlabını, bugün şaşkınlık ve heyecanla seyrediyoruz. Yaşa­dığı dönemde, eşsiz olan bu bilgileri, Kurtuba’daki şeytandan al­makla ün yapmıştı. Oysa yıldızlar bilimiyle uğraşan bir papanın la­netlenmesi gerekirdi!</p>
<p>Kilise’nin kuşkulanmak ve endişeye kapılmak için nedenleri vardı. Kutsal metinlerdeki bazı bölümler, yıldızların yeryüzünde belli etkileri olduğunu kabul ediyordu. Papalar bu etkileri bitkilerin ve hayvanların gelişmeleriyle sınırlamaya çalıştılar. Ama araların­da, mezhebi geniş olanlar da vardı ve onlar, her türlü hastalık, savaş ve felaketin sorumlusu olarak kuyruklu yıldızları, Güneş ve Ay tu­tulmasını, gökyüzündeki diğer olağandışı hareketleri gösteriyorlardı. Kilise, resmi olarak insan üzerindeki her türlü etkiyi reddetmek ve insanları yalnızca her şeye kadir olan Tanrı&#8217;ya teslim etmek zo­rundaydı. Ama bu konuda pek de başarılı olamamıştı. Temsilcileri­nin tereddütlü hallerinden yararlanan müneccimler, çeşitli hilelere başvurdular. Zayıf ve çalkantılı atmosfer, mistik spekülasyonları, anlaşılmaz ve huzur kaçıran açıklamaları kabul etmeye hazır olan­ları kandırmak için elverişli bir zemin hazırlamıştı zaten. Bu nedenle, astroloji cetvellerinin ve yıllıkların çevirilerinin, astronomi eserleriyle birlikte Pireneleri aşıp gelmesinin çok isten­mesinde şaşılacak bir şey yoktur.</p>
<p>İslamiyet müneccimliğe daha az eğilimli idi. Peygamber, tapı­lan yıldızların yerine, evrenin hâkimi, yerin ve göğün yaratıcısı tek bir Allah&#8217;ı koymuştu. <em>&#8220;Gökyüzü cisimlerinin doğaları gereği etkili olabileceklerine; yıldızların bağımsız bir etkisi olduğuna inanmak</em>&#8221; şimdi &#8220;hoş görülmemekte&#8221; idi. Ama, <em>&#8220;astronominin incelenmesi zorunludur</em>&#8220;. Bizzat Allah in­sanlara gökyüzünü incelemeyi buyurmuştur. Yıldızların hareketi, Allah adına araştırıldı. Her bilimsel eserin yazılmasına O&#8217;nun adı­na başlandı. Ve işte Arapları Batılı Hristiyanlardan üstün kılan da buydu: Onları -görüldüğü gibi-, boğucu mistisizm bataklığına sap­lanmaktan koruyan yüksek bilimsel düzeyleri. Bu nedenle, astrolo­ji ve müneccimlik sanatı akıllı ve gerçekçi Araplar için baştan çıka­rıcı bir büyüye sahip değildi. Oysa astrolojiye ilişkin eserlerinin Batı&#8217;daki etkisine bakarak insan pekâlâ böyle olduğunu düşünebilirdi.</p>
<p>&#8220;Arap astrolojisi&#8221;, İslam kültürünün diğer meyvelerine göre esas olarak İranlıların ürünü; onların nazlı çocuğu idi. Yıldızlardan geleceği okuma sanatını, İslam dünyasına İranlılar getirmişti. Birçok ünlünün öğretmenliğini yapan Yahya bin Ebu Mansur da İran doğumlu idi ve kendilerini gökcisimlerini incelemeye adamış hemen bütün hemşehrileri gibi astrolog idi.</p>
<p>İranlıların yıldızların iyi ve kötü etkilerine ilişkin inançları Zerdüşt&#8217;ten kaynaklanmaktadır. Gezegenler, kötü yıldızlar ve kayan yıldızlar, Ahriman&#8217;ın <em>(Ahriman ya da ehriman, Zerdüştlük inanışında, kötülükleri ve karanlıkları tem­sil eden kötülük Tanrısı ya da ilkesidir. Zerdüştçülüğün ifade ettiği mutlak ikicilik­te, iyilik ilkesi ya da Tanrısı olan Ahura Mazda ile sürekli bir mücadele içindedir)</em> kötülük prensibinin ürünüydü. Ahriman kendi yaratıkları aracılığıyla dünya düzenini yıkıma uğratmaya çalışır. İnsanlara felaket getiren korkunç gücünü yedi gezegen kanalıyla kullanır.</p>
<p>Babil&#8217;in, naif müneccimliğiyle, tanrıların yıldız karakterine olan sofuca inanç gereği gökyüzüne çizilen resimlerle başlattığı ve Helenizmin geometri kurallarına olan düşkünlüğü sonucu, aynı biçim­de kaskatı ve bütün tecrübelerden kopuk bir şema içinde topladığı ve sarsılmaz bir teori sistemi haline getirdiği şey; şu &#8220;çöken putpe­restliğin bilimsel teolojisi&#8221; İranlılar arasında inançlı hamilerini ve havarilerini bulmuştu. İranlı astrolog Nevbaht (ölümü yaklaşık 777), böyle karmakarı­şık bir yükle birlikte, 760 yılında Arap Halifesi el-Mansur&#8217;un sara­yına ulaştı. Abbasiler iktidarı ele geçirince, kökü kurutulmuş Emevi Hanedanı&#8217;nın etrafı çöllerle çevrili Şam&#8217;daki merkezi de doğuya taşındı. Yeni başkent, en zengin ve en verimli topraklarda; Dicle kıyısında kurulmalıydı. Ama inşaata başlanmadan önce, Nevbaht&#8217;ın yıldızların durumunu inceleyerek olumsuz etkilerini bertaraf etmesi ve kentin inşası için en hayırlı zamanı saptayarak Halife’ye bil­dirmesi buyruldu. Nevbaht, İnananların Hükümdarı&#8217;ndan, sonradan İslamiyeti kabul ederek Maşallah adını alan İranlı Musevi bilgin Manasse ile birlikte, yıldızlardan kentin kuruluşu için en hayırlı za­manı öğrenme ve aynı zamanda temel ölçümleri yönetme görevini aldı. Böylesine elverişli koşullarda doğan çocuğa Bağdat; &#8220;selame­tin kenti&#8221; adı verildi <em>(Kentin ilk adı Dar-üs-selam&#8217;dır ve &#8220;barış kenti” demektir. Daha sonra Medinet-üs-Selam ve son olarak da Bağdat adını almıştır).</em></p>
<p>Bu çok yetenekli Acem, &#8220;Nevbaht&#8221; adıyla Halife&#8217;nin en nüfuzlu saray müneccimi oldu. Daha sonraki hükümdarlara danışmanlık yapacak olan bir dizi müneccimin de atasıdır.</p>
<p><strong>Prof. Dr. H. Kadircan KESKİNBORA / </strong><strong>Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi</strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong><br />
Hunke S. Batıyı Aydınlatan Doğu Güneşi. İstanbul: Kaynak Yayınları, 2009.<br />
<a href="http://www.wfsj.org/course/tr/pdf/ders5.pdf">http://www.wfsj.org/course/tr/pdf/ders5.pdf</a> Bilim nedir? Erişim 18.04.2016</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ortacag-astrolojisinin-kisa-tarihcesi">Ortaçağ astrolojisinin kısa tarihçesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5102</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’da bilim &#8211; 3: Yıldızlara bakılmayan ülke</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/osmanlida-bilim-3-yildizlara-bakilmayan-ulke</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cem Say]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2017 13:56:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cem Say]]></category>
		<category><![CDATA[Arakel Garabet Sivaslıyan]]></category>
		<category><![CDATA[astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[gezegenler]]></category>
		<category><![CDATA[gökbilim]]></category>
		<category><![CDATA[gözlemevi]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[Rasathane-i Amire]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5062</guid>

					<description><![CDATA[<p>1580&#8217;de padişahın daha üç yıl önce kendi kurdurttuğu gözlemevini &#8220;meleklerin bacaklarına bakıyorlar&#8221; dedikodularına bir son vermek için top ateşiyle yıktırmasından sonra Osmanlı gökbilim konusunda (da) yüzyıllar sürecek bir karanlık çağa gömüldü. 1608&#8217;de teleskop Avrupa&#8217;da icat edilmiş, bir yıla kalmadan da Galileo tarafından astronomik gözlemlerde kullanılmaya başlamıştı. Galileo&#8217;nun yarattığı bilimsel devrimi, Papa&#8217;yla arasında yaşananları vs. duymayan kalmamıştır mı diyorsunuz? O kadar emin olmayın! Galileo&#8217;nun ölümünden 30 yıl sonra, 1672&#8217;de medreseli iki Türk astronomunun teleskoptan habersiz oldukları saptanmıştı. 1687&#8217;de Isaac Newton, gezegenlerin gökyüzündeki hareketlerini mistik güçlere bağlamadan öngörmemizi sağlayan büyük eseri Principia Mathematica&#8217;yı yayımladı. Bundan tam 29 yıl sonra, 1716’da, Avusturyalılarla yaptığımız Petrovaradin Savaşı, vezir-i azam Damat Ali Paşa’nın müneccimlere danışması sonucu yitirildi ve yıldız hesaplarını doğru yapamadığı, bu sebeple savaşın kaybedildiği iddiası ile bir molla cezalandırıldı! Alnından vurulup şehit düşen Ali Paşa’nın malları müsadere edilirken, bıraktığı kitaplardan felsefe, eski çağ tarihi ve astronomiye ait olanların genel kitaplıklara konulması Şeyhülislâm İsmail Efendi’nin fetvası ile yasaklandı. Prof. Ahmet Mumcu bu olayı &#8220;Demek ki, yıldızlara inanarak savaş yöneten Ali Paşa, devletin en saygın kişisi olan ve en bilgili adam sayılan Şeyhülislâmdan daha ileri düşünceli imiş.&#8221; diye yorumluyor. Arakel Garabet Sivaslıyan, Kayserili bir Osmanlı yurttaşıydı. Şimdiki adı Yeşilyurt olan Mancusun köyünde 1858&#8217;de doğdu. İlkokulu köyünde, ortaöğretimi de Kayseri&#8217;de Ermeni Protestan Argeus (Erciyes) Koleji&#8217;nde gördükten sonra Merzifon&#8217;daki misyonerlik amacıyla açılmış Anadolu Koleji&#8217;nde ilahiyat okudu. Mezun olduktan sonra aynı okulda matematik ve astronomi öğretmenliğine başladı. Sivaslıyan 1890&#8217;da astronomi doktorası yapmak için eşini ve iki oğlunu memlekette bırakarak ABD&#8217;ye gitti. Güneş lekeleriyle ilgili bir çalışmanın ardından 1893&#8217;te Carleton College&#8217;ın verdiği, herhangi bir Osmanlı vatandaşının da aldığı ilk astronomi doktora derecesine &#8220;Definitive Determination of the Orbit of Comet 1892 III&#8221; (&#8220;1892 III Kurukluyıldızı&#8217;nın Yörüngesinin Kesin Saptanması&#8221;) başlıklı teziyle hak kazanan Arakel Sivaslıyan, 1894&#8217;te yurda döndü ve profesörlüğe yükseltildiği Anadolu Koleji&#8217;nde çalışmaya devam etti. İstanbul&#8217;daki Rasathane-i Amire, 1909 Nisan&#8217;ındaki gerici ayaklanma (&#8220;31 Mart Vakası&#8221;) sırasında isyancı askerler tarafından içindeki gözlem aletleri ve sismograflarla birlikte tahrip edilmişti. Olaydan sonra toplanıp korunmak üzere Kabataş Lisesi&#8217;ne teslim edilen alet parçaları arasında 8 cm çaplı bir dürbün de bulunmaktaydı. Dönemin padişahı, Merkür gezegeninin güneşin önünden geçişini bu dürbünle gözlemlemişti. Padişah Yıldız Sarayı&#8217;nda 8 cm&#8217;lik dürbünden bakarken Arakel Sivaslıyan Merzifon&#8217;daki rasathanesinde 16,5 cm&#8217;lik büyük teleskopunu kuruyordu. Sivaslıyan 21 Ağustos 1914 yılında Trabzon’dan görüleceği hesaplanan tam güneş tutulmasını teleskopuyla gözlemlemek üzere uzun süre hazırlık yaptı ama muradına eremedi. Kimi kaynaklar hava koşulları nedeniyle gözlemin başarısız olduğunu, kimileriyse okul müdürüyle birlikte Trabzon’a doğru yola çıkacakken şehirdeki huzursuzluklar yüzünden vazgeçtiklerini yazıyor. Kaynakların uyum içinde olduğu konu ise 12 Ağustos 1915’te olanlar. Anadolu Koleji&#8217;nin tüm Ermeni çalışanları, kayıtlara göre 72 kişi, tehcir kapsamına alınmıştı. Kafilede Arakel Sivaslıyan ve eşi de vardı. Alabildikleri eşyalarını bir kağnı arabasının üzerine yerleştirerek silahlı refakatçiler eşliğinde okulda bulunan diğer Ermeni ailelerle yola koyuldular. Bilim tarihçisi Ayşe Kökçü, bu hüzünlü hikâyenin sonunu şöyle getiriyor: &#8220;Bayan Sivasliyan’ın anlatımına göre; Sivas yakınlarında erkek ve bayanlar ayrılarak, erkeklerin elleri arkadan bağlı bir şekilde öldürülmüşlerdir. Maalesef hayatını kaybedenler arasında ilk doktoralı astronomumuz Arakel G. Sivasliyan da vardır.&#8221; Cem Say</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/osmanlida-bilim-3-yildizlara-bakilmayan-ulke">Osmanlı’da bilim &#8211; 3: Yıldızlara bakılmayan ülke</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1580&#8217;de padişahın daha üç yıl önce kendi kurdurttuğu gözlemevini &#8220;meleklerin bacaklarına bakıyorlar&#8221; dedikodularına bir son vermek için top ateşiyle yıktırmasından sonra Osmanlı gökbilim konusunda (da) yüzyıllar sürecek bir karanlık çağa gömüldü.</p>
<p>1608&#8217;de teleskop Avrupa&#8217;da icat edilmiş, bir yıla kalmadan da Galileo tarafından astronomik gözlemlerde kullanılmaya başlamıştı. Galileo&#8217;nun yarattığı bilimsel devrimi, Papa&#8217;yla arasında yaşananları vs. duymayan kalmamıştır mı diyorsunuz? O kadar emin olmayın! Galileo&#8217;nun ölümünden 30 yıl sonra, 1672&#8217;de medreseli iki Türk astronomunun teleskoptan habersiz oldukları saptanmıştı.</p>
<p>1687&#8217;de Isaac Newton, gezegenlerin gökyüzündeki hareketlerini mistik güçlere bağlamadan öngörmemizi sağlayan büyük eseri Principia Mathematica&#8217;yı yayımladı. Bundan tam 29 yıl sonra, 1716’da, Avusturyalılarla yaptığımız Petrovaradin Savaşı, vezir-i azam Damat Ali Paşa’nın müneccimlere danışması sonucu yitirildi ve yıldız hesaplarını doğru yapamadığı, bu sebeple savaşın kaybedildiği iddiası ile bir molla cezalandırıldı! Alnından vurulup şehit düşen Ali Paşa’nın malları müsadere edilirken, bıraktığı kitaplardan felsefe, eski çağ tarihi ve astronomiye ait olanların genel kitaplıklara konulması Şeyhülislâm İsmail Efendi’nin fetvası ile yasaklandı. Prof. Ahmet Mumcu bu olayı &#8220;Demek ki, yıldızlara inanarak savaş yöneten Ali Paşa, devletin en saygın kişisi olan ve en bilgili adam sayılan Şeyhülislâmdan daha ileri düşünceli imiş.&#8221; diye yorumluyor.</p>
<p>Arakel Garabet Sivaslıyan, Kayserili bir Osmanlı yurttaşıydı. Şimdiki adı Yeşilyurt olan Mancusun köyünde 1858&#8217;de doğdu. İlkokulu köyünde, ortaöğretimi de Kayseri&#8217;de Ermeni Protestan Argeus (Erciyes) Koleji&#8217;nde gördükten sonra Merzifon&#8217;daki misyonerlik amacıyla açılmış Anadolu Koleji&#8217;nde ilahiyat okudu. Mezun olduktan sonra aynı okulda matematik ve astronomi öğretmenliğine başladı.</p>
<p>Sivaslıyan 1890&#8217;da astronomi doktorası yapmak için eşini ve iki oğlunu memlekette bırakarak ABD&#8217;ye gitti. Güneş lekeleriyle ilgili bir çalışmanın ardından 1893&#8217;te Carleton College&#8217;ın verdiği, herhangi bir Osmanlı vatandaşının da aldığı ilk astronomi doktora derecesine &#8220;Definitive Determination of the Orbit of Comet 1892 III&#8221; (&#8220;1892 III Kurukluyıldızı&#8217;nın Yörüngesinin Kesin Saptanması&#8221;) başlıklı teziyle hak kazanan Arakel Sivaslıyan, 1894&#8217;te yurda döndü ve profesörlüğe yükseltildiği Anadolu Koleji&#8217;nde çalışmaya devam etti.</p>
<p>İstanbul&#8217;daki Rasathane-i Amire, 1909 Nisan&#8217;ındaki gerici ayaklanma (&#8220;31 Mart Vakası&#8221;) sırasında isyancı askerler tarafından içindeki gözlem aletleri ve sismograflarla birlikte tahrip edilmişti. Olaydan sonra toplanıp korunmak üzere Kabataş Lisesi&#8217;ne teslim edilen alet parçaları arasında 8 cm çaplı bir dürbün de bulunmaktaydı. Dönemin padişahı, Merkür gezegeninin güneşin önünden geçişini bu dürbünle gözlemlemişti.</p>
<p>Padişah Yıldız Sarayı&#8217;nda 8 cm&#8217;lik dürbünden bakarken Arakel Sivaslıyan Merzifon&#8217;daki rasathanesinde 16,5 cm&#8217;lik büyük teleskopunu kuruyordu. Sivaslıyan 21 Ağustos 1914 yılında Trabzon’dan görüleceği hesaplanan tam güneş tutulmasını teleskopuyla gözlemlemek üzere uzun süre hazırlık yaptı ama muradına eremedi. Kimi kaynaklar hava koşulları nedeniyle gözlemin başarısız olduğunu, kimileriyse okul müdürüyle birlikte Trabzon’a doğru yola çıkacakken şehirdeki huzursuzluklar yüzünden vazgeçtiklerini yazıyor.</p>
<p>Kaynakların uyum içinde olduğu konu ise 12 Ağustos 1915’te olanlar. Anadolu Koleji&#8217;nin tüm Ermeni çalışanları, kayıtlara göre 72 kişi, tehcir kapsamına alınmıştı. Kafilede Arakel Sivaslıyan ve eşi de vardı. Alabildikleri eşyalarını bir kağnı arabasının üzerine yerleştirerek silahlı refakatçiler eşliğinde okulda bulunan diğer Ermeni ailelerle yola koyuldular.</p>
<p>Bilim tarihçisi Ayşe Kökçü, bu hüzünlü hikâyenin sonunu şöyle getiriyor: &#8220;Bayan Sivasliyan’ın anlatımına göre; Sivas yakınlarında erkek ve bayanlar ayrılarak, erkeklerin elleri arkadan bağlı bir şekilde öldürülmüşlerdir. Maalesef hayatını kaybedenler arasında ilk doktoralı astronomumuz Arakel G. Sivasliyan da vardır.&#8221;</p>
<p><strong>Cem Say</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/osmanlida-bilim-3-yildizlara-bakilmayan-ulke">Osmanlı’da bilim &#8211; 3: Yıldızlara bakılmayan ülke</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5062</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünyamız ne kadar büyük?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/video/dunyamiz-ne-kadar-buyuk</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2017 09:58:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[ay]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[en büyük gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[en büyük yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[galaksiler]]></category>
		<category><![CDATA[gezegenler]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[samanyolu]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4997</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evrenimizde süzülen nesneler ne kadar büyük olabilir? Karşılaştırma videosu oldukça büyük bir nesne olan, uydumuz Ay ile başlıyor ve hayal etmekte zorlanacağımız boyutlardaki yıldızlarla sonlanıyor. İyi seyirler.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/video/dunyamiz-ne-kadar-buyuk">Dünyamız ne kadar büyük?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Evrenimizde süzülen nesneler ne kadar büyük olabilir?</strong></p>
<p>Karşılaştırma videosu oldukça büyük bir nesne olan, uydumuz Ay ile başlıyor ve hayal etmekte zorlanacağımız boyutlardaki yıldızlarla sonlanıyor.</p>
<p>İyi seyirler.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/video/dunyamiz-ne-kadar-buyuk">Dünyamız ne kadar büyük?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4997</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’da bilim &#8211; 1</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/osmanlida-bilim-1</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cem Say]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Dec 2016 14:52:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cem Say]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[gözlemevi]]></category>
		<category><![CDATA[Müneccimbaşı Takiyüddin]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4884</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yıl 1575. Müneccimbaşı Takiyüddin, padişah 3. Murad’ı dünyanın en iyi gözlemevinin İstanbul’da kurulması için on bin altın vermeye ikna ediyor. (Takiyüddin zamanının en iyi astronomlarından, ama bilim yapmak için gerekli kaynağı padişaha yıldızların gelecekle ilgili neler söylediğine ilişkin hikayeler uydurarak edinebiliyor.) İşe bakın, aynı yılda Danimarkalı gökbilimci Tycho Brahe da kendi gözlemevini kurmak için gerekli parayı kendi kralından koparıyor. Brahe’yı duymuşsunuzdur; o Kepler’e el verecek, sonra Galileo “Dünya yine de dönüyor işte!” diyecek, insanlık Evren’deki yerini anlayacak, üstündeki ölü toprağını atacak, bilim devrimi başlayacak! Peki ama Takiyüddin’in adı bu bilim öncülerinin arasında niye yazılı değil? Batılı tarihçilerin oyunu mu? Bakalım: Takiyüddin’in gözlemevi Tophane sırtlarında kuruluyor. Astronomlar çalıştığı büyük binada bir de kütüphane var. “Küçük Rasathane” diye anılan diğer binada ise cihazlar bulunduruluyor. Gözlem cihazlarını Takiyüddin kendisi imal ediyor. Daha teleskop icat edilmemiş, gözlem çıplak gözle yapılıyor. Gözlenen cismin gökteki yerinin ve görülme zamanının hassas ölçülmesi önemli. Takiyüddin’in cihazları, çağının en duyarlı olanları! 1577’de çok parlak bir kuyrukluyıldız Dünya’nın yanından geçiyor. Gezegendeki neredeyse herkes gibi Takiyüddin ve Tycho da bu müthiş gök olayını izliyorlar. Bu gözlemler sayesinde tarihte ilk kez kuyrukluyıldızların Ay’dan daha uzakta olduğunu kanıtlayabiliyorlar. Ay’ın ötesinde göklerin değişmez olduğuna dair Aristo’dan kalma inanış çöküyor. O kuyrukluyıldız bugünkü adlandırma kurallarına göre “C/1577 V1” diye anılıyor. C/1577 V1’i bugün göremiyoruz. Şu anda nerede olduğu hakkındaki tahminlerimizse tümüyle Brahe’nın kaydettiği 24 gözlem noktasına bir eğri oturtarak yapılan hesaplara dayanıyor ve büyük hata payı içeriyor. Peki ama neden sadece Brahe’nın verileri kullanılıyor da Takiyüddin’in daha sağlıklı gözlemleri hesaba katılmıyor? Sabredin… Padişah kuyrukluyıldız hakkında bilgi istiyor. Yanlış anlamayın; gökcisminin ne olduğuyla, neden parladığıyla, nereden gelip nereye gittiğiyle filan ilgili değil. Merak ettiği, kuyrukluyıldızın gelecek hakkında neler söylediği. Takiyüddin hemen göklerin müjdelerle dolu olduğunu, ülkeyi bir mutluluk devrinin beklediğini, İranlılara karşı ordumuzun başarılı olacağını uyduruyor. Ne yazık ki o sıralar Takiyüddin’in saraydaki en büyük destekçisi olan Hoca Saadettin, Şeyhülislam Kadızade Ahmet Şemsettin Efendi’yle çekişme halinde. 1578’de İstanbul’da görülen ve saraydan da birkaç can alan veba salgını şeyhülislama bir koz veriyor. “Takiyüddin ve ekibinin yıldızlara bakma bahanesiyle meleklerin bacaklarını gözlediği” söylentisi cehalette kimseden aşağı kalmayan saray kadınlarının da etkisiyle padişahın kulağına gidiyor. Şeyhülislâm yemiyor içmiyor, padişaha konuyla ilgili bir “rapor” sunuyor. Raporda gözlem yapmanın uğursuz olduğu, gökyüzünün sırlarını bulmaya çalışan devletlerin hepsinin battığı, bir memlekette zic (gökbilimsel almanak) hazırlanacak olursa o memleketin mamur iken harap, devletin binalarının da deprem ile toprak olacağı ifade ediliyor. Ödü patlayan padişah, kendinden beklenen kararı hemen veriyor: “Derhal yıkıla!” Yıkım 1580 yılının Ocak ayında Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa padişahın gönderdiği Hatt-I Hümayun gereği büyük bir suç işlemek zorunda kalıyor. Önce Güneş’in gölgesinin ölçülmesi için hazırlanan halatı kesiyor. Sonra gündüzün kimi yıldızları görmek için inilen (evet, çok ilginç!) derin gözlem kuyusunu taşla dolduruyor. Sonra da bizim donanmamız bizim gözlemevimizi kütüphanesiyle, eşsiz cihazlarıyla birlikte top ateşiyle taş üstünde taş kalmayacak şekilde yok ediyor. Bugün tam yerini bile bilmiyoruz. Ecdadın bilim alanındaki tek başarısı bu değil elbet. Bir yazıya sığmaz. Devam ederiz. Cem Say</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/osmanlida-bilim-1">Osmanlı’da bilim &#8211; 1</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yıl 1575. Müneccimbaşı Takiyüddin, padişah 3. Murad’ı dünyanın en iyi gözlemevinin İstanbul’da kurulması için on bin altın vermeye ikna ediyor. (Takiyüddin zamanının en iyi astronomlarından, ama bilim yapmak için gerekli kaynağı padişaha yıldızların gelecekle ilgili neler söylediğine ilişkin hikayeler uydurarak edinebiliyor.)</p>
<p>İşe bakın, aynı yılda Danimarkalı gökbilimci Tycho Brahe da kendi gözlemevini kurmak için gerekli parayı kendi kralından koparıyor. Brahe’yı duymuşsunuzdur; o Kepler’e el verecek, sonra Galileo “Dünya yine de dönüyor işte!” diyecek, insanlık Evren’deki yerini anlayacak, üstündeki ölü toprağını atacak, bilim devrimi başlayacak!</p>
<p>Peki ama Takiyüddin’in adı bu bilim öncülerinin arasında niye yazılı değil? Batılı tarihçilerin oyunu mu? Bakalım:</p>
<p>Takiyüddin’in gözlemevi Tophane sırtlarında kuruluyor. Astronomlar çalıştığı büyük binada bir de kütüphane var. “Küçük Rasathane” diye anılan diğer binada ise cihazlar bulunduruluyor. Gözlem cihazlarını Takiyüddin kendisi imal ediyor. Daha teleskop icat edilmemiş, gözlem çıplak gözle yapılıyor. Gözlenen cismin gökteki yerinin ve görülme zamanının hassas ölçülmesi önemli. Takiyüddin’in cihazları, çağının en duyarlı olanları!</p>
<p>1577’de çok parlak bir kuyrukluyıldız Dünya’nın yanından geçiyor. Gezegendeki neredeyse herkes gibi Takiyüddin ve Tycho da bu müthiş gök olayını izliyorlar. Bu gözlemler sayesinde tarihte ilk kez kuyrukluyıldızların Ay’dan daha uzakta olduğunu kanıtlayabiliyorlar. Ay’ın ötesinde göklerin değişmez olduğuna dair Aristo’dan kalma inanış çöküyor.</p>
<p>O kuyrukluyıldız bugünkü adlandırma kurallarına göre “C/1577 V1” diye anılıyor. C/1577 V1’i bugün göremiyoruz. Şu anda nerede olduğu hakkındaki tahminlerimizse tümüyle Brahe’nın kaydettiği 24 gözlem noktasına bir eğri oturtarak yapılan hesaplara dayanıyor ve büyük hata payı içeriyor. Peki ama neden sadece Brahe’nın verileri kullanılıyor da Takiyüddin’in daha sağlıklı gözlemleri hesaba katılmıyor? Sabredin…</p>
<p>Padişah kuyrukluyıldız hakkında bilgi istiyor. Yanlış anlamayın; gökcisminin ne olduğuyla, neden parladığıyla, nereden gelip nereye gittiğiyle filan ilgili değil. Merak ettiği, kuyrukluyıldızın gelecek hakkında neler söylediği. Takiyüddin hemen göklerin müjdelerle dolu olduğunu, ülkeyi bir mutluluk devrinin beklediğini, İranlılara karşı ordumuzun başarılı olacağını uyduruyor.</p>
<p>Ne yazık ki o sıralar Takiyüddin’in saraydaki en büyük destekçisi olan Hoca Saadettin, Şeyhülislam Kadızade Ahmet Şemsettin Efendi’yle çekişme halinde. 1578’de İstanbul’da görülen ve saraydan da birkaç can alan veba salgını şeyhülislama bir koz veriyor. “Takiyüddin ve ekibinin yıldızlara bakma bahanesiyle meleklerin bacaklarını gözlediği” söylentisi cehalette kimseden aşağı kalmayan saray kadınlarının da etkisiyle padişahın kulağına gidiyor.</p>
<p>Şeyhülislâm yemiyor içmiyor, padişaha konuyla ilgili bir “rapor” sunuyor. Raporda gözlem yapmanın uğursuz olduğu, gökyüzünün sırlarını bulmaya çalışan devletlerin hepsinin battığı, bir memlekette zic (gökbilimsel almanak) hazırlanacak olursa o memleketin mamur iken harap, devletin binalarının da deprem ile toprak olacağı ifade ediliyor.</p>
<p>Ödü patlayan padişah, kendinden beklenen kararı hemen veriyor: “Derhal yıkıla!”</p>
<p><strong>Yıkım</strong></p>
<p>1580 yılının Ocak ayında Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa padişahın gönderdiği Hatt-I Hümayun gereği büyük bir suç işlemek zorunda kalıyor. Önce Güneş’in gölgesinin ölçülmesi için hazırlanan halatı kesiyor. Sonra gündüzün kimi yıldızları görmek için inilen (evet, çok ilginç!) derin gözlem kuyusunu taşla dolduruyor. Sonra da bizim donanmamız bizim gözlemevimizi kütüphanesiyle, eşsiz cihazlarıyla birlikte top ateşiyle taş üstünde taş kalmayacak şekilde yok ediyor. Bugün tam yerini bile bilmiyoruz.</p>
<p>Ecdadın bilim alanındaki tek başarısı bu değil elbet. Bir yazıya sığmaz. Devam ederiz.</p>
<p><strong>Cem Say</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/osmanlida-bilim-1">Osmanlı’da bilim &#8211; 1</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4884</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
