<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yolculuk arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/yolculuk/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/yolculuk</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 07 Dec 2018 09:53:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Mars’a gider misiniz?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/marsa-gider-misiniz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Dec 2018 14:00:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[dijital kültür]]></category>
		<category><![CDATA[elon musk]]></category>
		<category><![CDATA[mars]]></category>
		<category><![CDATA[mars projesi]]></category>
		<category><![CDATA[nasa]]></category>
		<category><![CDATA[uydu]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12288</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mars’a ilk önce tabii astronotlar ayak basacak. Eğer olağanüstü bir şey olmazsa dünyamızda (mesela bir dünya savaşı vb.), Mars’a seyahat bu kadar kesin yani! Çünkü bütün bilimsel hazırlıklar bu yolculuğa yönelik. Öyle ki NASA, Mars’a yolculukla ilgili hazırlık çalışmalarının bir kısmını özel şirketlere açtı. Bu konuda yeterliğini kanıtlayan 20 kadar şirket bazı projeleri üstlenip hazır hale getirecek&#8230; Mars’a yolculuk fikri uzun yıllardır ciddi bir şekilde tartışılıyor. Biliyorsunuz, böyle muazzam bir işin gerçekleştirilmesi için uzun uzun düşünceler tartışılır, fikri olgunluk yaratılır. Bu tartışma sırasında da uzman bilim insanları, mühendisler tartışılan fikirlerin olabilirliğini çalışırlar, test ederler. Büyük proje gelişir, planlanır&#8230; Mars’a insan yerleşimlerinin neredeyse tüm illüstrasyonları hazır! Bu arada tabii ki Mars’ın özellikleri, orada nasıl yaşanabileceğine dair araştırmalar da tüm bunlarla at başı gitti. Mars’ın yörüngesinde dolaşıldı, proje olgunluk aşamasına geldi ve Mars aracı başarıyla indirildi. Araç, sayısız bilimsel deney yapmaya ve veri toplamaya başladı. Şüphesiz Mars’a yolculuk hayallerinin tarihi 19. yüzyıla kadar gider. Ama biz oraya fazla gitmeden bugüne baktığımızda, çok sayıda ülkenin Mars Projesi ile ilgili olduğunu görürüz: ABD, Rusya, Çin, Hindistan, Avusturya, tabii ki Avrupa Birliği (Aurora Programı). Bu da aslında Mars yolculuğuna ne kadar büyük önem verildiğinin ve yolculuğun kaçınılmazlığının bir göstergesi. Sadece ABD, NASA’ya Mars bütçesi olarak 125 milyar Dolar ayırmıştı. Bunun trilyona ulaşması kaçınılmaz. Mars’a yönelik araştırma uçuşları yapıldı. Önce Mars’ın yanından geçen uydular araştırıldı, sonra Mars yörüngesine uydular yerleştirildi. Mars toprağına tekerlekli araçlar indirildi (yürüyen ve sabit araçlar). Son gönderilen InSight’ın onlardan farkı, yeraltını da inceleyecek olması. Özel şirketler de Mars’a gitmeye, en azından çevresinde turistik tur atmaya hazırlanıyor: SpaceX, Amazon (Blue Origin) ve Hollandalı şirket Mars One. Bu şirket yolculuk için kendisine başvuran 200.000 kişi arasından 100 kişiyi seçti bile. 2030&#8217;lu yıllar Mars seyahatlerinin başladığı dönem olarak anılacak gibi gözüküyor. Peki, siz Mars’a bu yolculuklarından birine katılır mısınız? Gazi’yi bir de Kuban’dan okuyun Gazi M. Kemal Atatürk’ü bir de Doğan Kuban’dan okuyalım isterseniz. Milyonlarca gencin yurtdışına gitmenin yollarını aradığı şu günlerde, Atatürk’ün Türk dili ve ulusal kimlik sorunlarının üzerinde neden bu kadar önemle durduğunu anlamamız için yol gösterici bir yazı. Ali Erdemir çalışmalarını 30 yılı aşkın bir süredir Argonne Ulusal Laboratuvarı’nda sürdüren ve önemli buluşlara imza atan bir mühendis. Bilimin ilerlemesi için gösterdiği çabalardan ötürü geçtiğimiz günlerde ABD’nin saygın bilim örgütlerinden biri olan AAAS’nin Seçkin Üyeliği’ne (Fellow) kabul edildi. Kalori yakmak için hareket etmemiz gerektiğini biliyoruz. Peki, ya oturduğumuz yerden kalori yakmamızın bir yolu olsaydı? Rita Urgan’ın derlediği yazıda bunun cevabını bulabilirsiniz. Dr. Engin Celep, kahveye mercek tutarak dünyanın en çok içilen alkolsüz içeceğinin sağlığımıza faydalarını irdeliyor. Klinik çalışmaların da gösterdiği üzere aşırıya kaçmayan bir kahve tüketiminin (günde 3-4 fincan) karaciğer, kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini düşürebileceğini okuyacaksınız. Koç Üniversitesi Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden Prof. Dr. Burak Koçak kronik böbrek yetmezliği ve böbrek nakli konusunda yazdı. Araştırma Gündemi’nde Parkinson hastaları için bir hayli önem taşıyan bir kök hücre haberi var. İstanbul Kültür Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Gamze Ertürk beynimizde “ayna nöronlar” olarak adlandırılan nöronları anlattı. Bir tıp kongresi düşünün, dünyanın sayılı önemli kongrelerinden&#8230; Trilyonlarca doların döndüğü devasa bir endüstri, ilaç tekelleri ve bilim insanları&#8230; Peki ya hastalar? Prof. Dr. Mustafa Çetiner Amerikan Hematoloji Derneği’nin yıllık kongresine katılmak için gittiği San Diego’da kongre izlenimlerini aktardı. Yerel seçimler yaklaşırken   “Belediyeciliği rant yaratmaya mahkûm olmaktan kurtarmalıyız” diyen Müfit Akyos yerel seçimler yaklaşırken 3 bölümlük bir yazı serisine başladı. İlk yazı vatandaş ve kentli olmak üzerine. Erdal Musoğlu ise yazısında küresel ısınmaya bağlı felaketlerin, kartopu etkisiyle birbirini tetiklediğini ifade ediyor. Bugüne kadar ayrı ayrı ele alınan felaketlerin topluca değerlendirilince içinden çıkılamayacak bir hal almak üzere! Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Meltem Bilikmen’in çevirisi ile Harvard Üniversitesi’nden psikolog Steven Pinker’in ilginç bir söyleşisini paylaşıyoruz. Genel kanının aksine Pinker’a göre dünyada hayat giderek iyileşiyor. Tanol Türkoğlu, Dijitalem’inde zihin açıcı aforizma ve anekdotlara yer veriyor. Ayrıca yeni bulunan termit kulelerinin neredeyse piramitler kadar eski olduğu bulgusuna ve iyon motorlu ilk uçağın havalanması gibi heyecan verici bilimsel gelişmelere yer veriyoruz. Türkiye’nin haftalık bilim, teknoloji, kültür ve eleştirel düşünce dergisi HBT, sizi her hafta dopdolu ve yenilenen içeriğiyle karşılamak için canla başla çalışıyor. Derginizi satın almaya alıştığınız bayilerde bulamıyor musunuz? Bize bildirin: info@herkesebilimteknoloji.com Sevgiyle kalın. *** HBT KONFERANSI Dijital Kültür ve Yapay Zekâ Konferansı’nda 8 Aralık Cumartesi: Black Mirror Konumuz popüler bir bilim kurgu dizisi olan Black Mirror (Siyah Ayna) üzerine. Bilim kurgudan başlayarak gerçeğe ve geleceğe uzanacağız. Black Mirror dizisi geleceğin toplum ve insan ilişkilerini mi öngörüyor? Bu kurgulardan öğreneceğimiz, kaçınacağımız veya benimseyeceğimiz öngörüler neler olabilir? Prof. Dr. Cem Say ve Tanol Türkoğlu’nun Dijital Kültür ve Yapay Zekâ Konferansı 8 Aralık Cumartesi saat 17:00’de Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Yerleşkesi’nde. Herkese açık ve ücretsiz. Bekliyoruz.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/marsa-gider-misiniz">Mars’a gider misiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-12291 alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/12/141s-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/12/141s-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/12/141s-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/12/141s.jpg 1654w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Mars’a ilk önce tabii astronotlar ayak basacak. Eğer olağanüstü bir şey olmazsa dünyamızda (mesela bir dünya savaşı vb.), Mars’a seyahat bu kadar kesin yani! Çünkü bütün bilimsel hazırlıklar bu yolculuğa yönelik. Öyle ki NASA, Mars’a yolculukla ilgili hazırlık çalışmalarının bir kısmını özel şirketlere açtı. Bu konuda yeterliğini kanıtlayan 20 kadar şirket bazı projeleri üstlenip hazır hale getirecek&#8230;</p>
<p>Mars’a yolculuk fikri uzun yıllardır ciddi bir şekilde tartışılıyor.</p>
<p>Biliyorsunuz, böyle muazzam bir işin gerçekleştirilmesi için uzun uzun düşünceler tartışılır, fikri olgunluk yaratılır. Bu tartışma sırasında da uzman bilim insanları, mühendisler tartışılan fikirlerin olabilirliğini çalışırlar, test ederler. Büyük proje gelişir, planlanır&#8230; Mars’a insan yerleşimlerinin neredeyse tüm illüstrasyonları hazır!</p>
<p>Bu arada tabii ki Mars’ın özellikleri, orada nasıl yaşanabileceğine dair araştırmalar da tüm bunlarla at başı gitti. Mars’ın yörüngesinde dolaşıldı, proje olgunluk aşamasına geldi ve Mars aracı başarıyla indirildi. Araç, sayısız bilimsel deney yapmaya ve veri toplamaya başladı.</p>
<p>Şüphesiz Mars’a yolculuk hayallerinin tarihi 19. yüzyıla kadar gider. Ama biz oraya fazla gitmeden bugüne baktığımızda, çok sayıda ülkenin Mars Projesi ile ilgili olduğunu görürüz: ABD, Rusya, Çin, Hindistan, Avusturya, tabii ki Avrupa Birliği (Aurora Programı).</p>
<p>Bu da aslında Mars yolculuğuna ne kadar büyük önem verildiğinin ve yolculuğun kaçınılmazlığının bir göstergesi. Sadece ABD, NASA’ya Mars bütçesi olarak 125 milyar Dolar ayırmıştı. Bunun trilyona ulaşması kaçınılmaz.</p>
<p>Mars’a yönelik araştırma uçuşları yapıldı. Önce Mars’ın yanından geçen uydular araştırıldı, sonra Mars yörüngesine uydular yerleştirildi. Mars toprağına tekerlekli araçlar indirildi (yürüyen ve sabit araçlar). Son gönderilen InSight’ın onlardan farkı, yeraltını da inceleyecek olması.</p>
<p>Özel şirketler de Mars’a gitmeye, en azından çevresinde turistik tur atmaya hazırlanıyor: SpaceX, Amazon (Blue Origin) ve Hollandalı şirket Mars One. Bu şirket yolculuk için kendisine başvuran 200.000 kişi arasından 100 kişiyi seçti bile.</p>
<p>2030&#8217;lu yıllar Mars seyahatlerinin başladığı dönem olarak anılacak gibi gözüküyor.</p>
<p>Peki, siz Mars’a bu yolculuklarından birine katılır mısınız?</p>
<p><strong>Gazi’yi bir de Kuban’dan okuyun</strong></p>
<p>Gazi M. Kemal Atatürk’ü bir de <strong>Doğan Kuban’dan </strong>okuyalım isterseniz. Milyonlarca gencin yurtdışına gitmenin yollarını aradığı şu günlerde, Atatürk’ün Türk dili ve ulusal kimlik sorunlarının üzerinde neden bu kadar önemle durduğunu anlamamız için yol gösterici bir yazı.</p>
<p><strong>Ali Erdemir </strong>çalışmalarını 30 yılı aşkın bir süredir Argonne Ulusal Laboratuvarı’nda sürdüren ve önemli buluşlara imza atan bir mühendis. Bilimin ilerlemesi için gösterdiği çabalardan ötürü geçtiğimiz günlerde ABD’nin saygın bilim örgütlerinden biri olan AAAS’nin Seçkin Üyeliği’ne (Fellow) kabul edildi.</p>
<p>Kalori yakmak için hareket etmemiz gerektiğini biliyoruz. Peki, ya oturduğumuz yerden kalori yakmamızın bir yolu olsaydı? <strong>Rita Urgan’</strong>ın derlediği yazıda bunun cevabını bulabilirsiniz.</p>
<p><strong>Dr. Engin Celep</strong>, kahveye mercek tutarak dünyanın en çok içilen alkolsüz içeceğinin sağlığımıza faydalarını irdeliyor. Klinik çalışmaların da gösterdiği üzere aşırıya kaçmayan bir kahve tüketiminin (günde 3-4 fincan) karaciğer, kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini düşürebileceğini okuyacaksınız.</p>
<p>Koç Üniversitesi Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden <strong>Prof. Dr. Burak Koçak</strong> kronik böbrek yetmezliği ve böbrek nakli konusunda yazdı. <strong>Araştırma Gündemi</strong>’nde Parkinson hastaları için bir hayli önem taşıyan bir kök hücre haberi var.</p>
<p><strong>İstanbul Kültür Üniversitesi</strong> Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden <strong>Gamze Ertürk </strong>beynimizde “ayna nöronlar” olarak adlandırılan nöronları anlattı. Bir tıp kongresi düşünün, dünyanın sayılı önemli kongrelerinden&#8230; Trilyonlarca doların döndüğü devasa bir endüstri, ilaç tekelleri ve bilim insanları&#8230; Peki ya hastalar? <strong>Prof. Dr. Mustafa Çetiner</strong> Amerikan Hematoloji Derneği’nin yıllık kongresine katılmak için gittiği San Diego’da kongre izlenimlerini aktardı.</p>
<p><strong>Yerel seçimler yaklaşırken  </strong></p>
<p>“Belediyeciliği rant yaratmaya mahkûm olmaktan kurtarmalıyız” diyen <strong>Müfit Akyos</strong> yerel seçimler yaklaşırken 3 bölümlük bir yazı serisine başladı. İlk yazı vatandaş ve kentli olmak üzerine.</p>
<p><strong>Erdal Musoğlu</strong> ise yazısında küresel ısınmaya bağlı felaketlerin, kartopu etkisiyle birbirini tetiklediğini ifade ediyor. Bugüne kadar ayrı ayrı ele alınan felaketlerin topluca değerlendirilince içinden çıkılamayacak bir hal almak üzere!</p>
<p><strong>Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi</strong>’nden <strong>Meltem Bilikmen’in</strong> çevirisi ile Harvard Üniversitesi’nden psikolog <strong>Steven Pinker’in</strong> ilginç bir söyleşisini paylaşıyoruz. Genel kanının aksine Pinker’a göre dünyada hayat giderek iyileşiyor. <strong>Tanol Türkoğlu</strong>, Dijitalem’inde zihin açıcı aforizma ve anekdotlara yer veriyor.</p>
<p>Ayrıca yeni bulunan termit kulelerinin neredeyse piramitler kadar eski olduğu bulgusuna ve iyon motorlu ilk uçağın havalanması gibi heyecan verici bilimsel gelişmelere yer veriyoruz.</p>
<p>Türkiye’nin haftalık bilim, teknoloji, kültür ve eleştirel düşünce dergisi HBT, sizi her hafta dopdolu ve yenilenen içeriğiyle karşılamak için canla başla çalışıyor.</p>
<p>Derginizi satın almaya alıştığınız bayilerde bulamıyor musunuz? Bize bildirin: <a href="mailto:info@herkesebilimteknoloji.com">info@herkesebilimteknoloji.com</a></p>
<p>Sevgiyle kalın.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>HBT KONFERANSI</strong></p>
<p>Dijital Kültür ve Yapay Zekâ Konferansı’nda 8 Aralık Cumartesi: <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/konferans-black-mirror-bilim-kurgudan-gercege-gelecege"><strong>Black Mirror</strong></a></p>
<p>Konumuz popüler bir bilim kurgu dizisi olan <strong>Black Mirror</strong> (Siyah Ayna) üzerine. Bilim kurgudan başlayarak gerçeğe ve geleceğe uzanacağız. Black Mirror dizisi geleceğin toplum ve insan ilişkilerini mi öngörüyor? Bu kurgulardan öğreneceğimiz, kaçınacağımız veya benimseyeceğimiz öngörüler neler olabilir?</p>
<p>Prof. Dr. <strong>Cem Say</strong> ve <strong>Tanol Türkoğlu</strong>’nun Dijital Kültür ve Yapay Zekâ Konferansı 8 Aralık Cumartesi saat 17:00’de Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Yerleşkesi’nde. Herkese açık ve ücretsiz. Bekliyoruz.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/marsa-gider-misiniz">Mars’a gider misiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12288</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Birinci sınıf koltuklar uçakta öfke ve saldırganlık yaratıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/birinci-sinif-koltuklar-ucakta-ofke-saldirganlik-yaratiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Aug 2017 11:44:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[birinci sınıf]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[hava yolu]]></category>
		<category><![CDATA[kavga]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[saldırganlık]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf farkı]]></category>
		<category><![CDATA[uçak]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7546</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uçak koltuklarındaki sınıf farkı ve yolcuların psikolojisi: Son yapılan bir araştırmaya göre uçaklarda birinci sınıf koltuklar, ekonomi sınıfında oturan yolcularda öfke nöbetleri ve saldırgan davranışlarda artışlara yol açıyor. Uçakta yolcuların kendilerinden geçip sağa sola saldırdıklarıyla ilgili haberlere gazetelerde tanık olmuşsunuzdur. Yeni bir araştırmaya göre, yeryüzünden binlerce metre yükseklikte patlak veren bu öfke nöbetlerinin bir nedeni var ve bu neden koltukların giderek küçülmesi ya da uçak içindeki alanın daralmasından çok, birinci sınıf bölümünün varlığından kaynaklanıyor. Araştırmacılar, uçağa binen yolcuların yerlerine oturmadan önce içinden geçtikleri bu bölümün söz konusu öfke nöbetlerinin yaşanmasında önemli bir payı olduğuna inanıyor. Toplumun mikro yansıması Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan araştırmayı yürüten Toronto Üniversitesi örgütsel davranış uzmanı Dr. Katherine DeCelles ile Harvard Üniversitesi İşletme Fakültesi profesörlerinden Michael Norton, genel toplumsal sınıflandırmanın bir mikro yansımasının uçaklarda geçerli olduğuna dikkat çekiyor. Araştırmada uçaklardaki birinci sınıf bölümünün yolcularda eşitsizlikle ilgili bir farkındalık yarattığı ve artan bu farkındalığın kimi zaman uçak yolcularında tanık olunan türde saldırgan davranışlara yol açabileceği belirtiliyor. Araştırma, yolcunun başkalarından daha elverişsiz koşullara sahip olduğuyla ilgili farkındalığı arttıkça olumsuz duygular ve saldırgan davranışlar sergileme olasılığının da giderek arttığını ortaya koyuyor. Söz konusu çalışma kapsamında araştırmacılar, belli bir hava yolu şirketinin uçuşları sırasında birkaç yıl boyunca yaşanan huzur bozucu davranışlarla ilgili bir veritabanı oluşturdu (raporda bu hava yolu şirketinin adı gizli tutuldu). Ardından uçuşlarla ilgili olarak, uçağın iç bölümleri, koltukların büyüklüğü ve uçuşlardaki gecikmeler gibi bir yığın bilgiyi gözden geçirdiler. Ayrıca, uçakta birinci sınıf bölümü olup olmadığını, yolcuların kendi koltuklarına ulaşmak için bu bölümden geçmek zorunda kalıp kalmadıklarını da kayıt ettiler. Öfke nöbetlerini tetikliyor Uçakta öfke nöbetleri yaşanmasını, ekonomi sınıfı yolcularının birinci sınıf bölümünden geçmek zorunda kalmasına bağlayan araştırmacılar, birinci sınıf bölümü olan uçaklarla yapılan yolculuklarda bu tür olumsuz olayların sınıf farkı gözetmeyen uçaklara kıyasla dört kat daha fazla yaşandığına ve uçuşta 9,5 saatlik bir gecikmenin de, beklenildiği gibi, bu tür olaylarda eşit oranda bir artışa yol açtığına tanık oldular. Araştırmacılar yalnızca birinci sınıf bölümlü uçuşlara baktıklarında, yolcuların uçağa nereden bindiklerinin de bir etkisi olduğunu ortaya koydu. Örneğin, yolcular yerlerine ulaşmak için birinci sınıf bölümünden geçmek zorunda kaldıklarında uçuş sırasında tatsızlıklar yaşama olasılığı artıyor.. Oysa orta kapıdan binip birinci sınıf koltukların arasından geçmek zorunda kalmayan yolcuların öfke nöbeti geçirme olasılığı daha düşük. Araştırmacılar bunun yaklaşık 6 saatlik bir gecikme sonucunda yaşanan etkiye denk olduğuna dikkat çekiyorlar. Birinci sınıf yolcular da öfkeleniyor Ne var ki, araştırma birinci sınıf koltuklardaki yolculara uçuş sırasında yaşanan tatsız olaylar bağlamında bir bağışıklık kazandırmadığını ortaya koyuyor. Daha önceki bir araştırmada bir üst sınıftakilerin daha alttakilere tepeden baktıkları, daha bencilce davrandıkları görülmüştü. Bu son çalışma birinci sınıf yolculardaki öfke patlamalarını bu nedene bağlıyor. Araştırmacılar, ayrıca yolcunun oturduğu yerin yaşanan olayın türünü de etkileyebileceğine tanık oldu. Mesela, kavgacı davranışların birinci sınıf bölümünde ekonomi bölümüne kıyasla çok daha yaygın olduğu, öte yandan, duygusal çöküşlerin daha çok ekonomi sınıfında yaşandığı görüldü. Ancak bu çalışmada elde edilen verilerin yalnızca tek bir hava yolu şirketinden geldiğini, bu konuda kesin bir yargıya varmak için daha kapsamlı araştırmalara gerek olduğunun altını çizmekte yarar var. http://www.livescience.com/54623-air-rage-first-class-cabin.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/birinci-sinif-koltuklar-ucakta-ofke-saldirganlik-yaratiyor">Birinci sınıf koltuklar uçakta öfke ve saldırganlık yaratıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uçak koltuklarındaki sınıf farkı ve yolcuların psikolojisi: Son yapılan bir araştırmaya göre uçaklarda birinci sınıf koltuklar, ekonomi sınıfında oturan yolcularda öfke nöbetleri ve saldırgan davranışlarda artışlara yol açıyor.</p>
<p>Uçakta yolcuların kendilerinden geçip sağa sola saldırdıklarıyla ilgili haberlere gazetelerde tanık olmuşsunuzdur. Yeni bir araştırmaya göre, yeryüzünden binlerce metre yükseklikte patlak veren bu öfke nöbetlerinin bir nedeni var ve bu neden koltukların giderek küçülmesi ya da uçak içindeki alanın daralmasından çok, birinci sınıf bölümünün varlığından kaynaklanıyor. Araştırmacılar, uçağa binen yolcuların yerlerine oturmadan önce içinden geçtikleri bu bölümün söz konusu öfke nöbetlerinin yaşanmasında önemli bir payı olduğuna inanıyor.</p>
<p><strong>Toplumun mikro yansıması</strong></p>
<p><em>Proceedings of the National Academy of Sciences </em>dergisinde yayımlanan araştırmayı yürüten Toronto Üniversitesi örgütsel davranış uzmanı Dr. Katherine DeCelles ile Harvard Üniversitesi İşletme Fakültesi profesörlerinden Michael Norton, genel toplumsal sınıflandırmanın bir mikro yansımasının uçaklarda geçerli olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p>Araştırmada uçaklardaki birinci sınıf bölümünün yolcularda eşitsizlikle ilgili bir farkındalık yarattığı ve artan bu farkındalığın kimi zaman uçak yolcularında tanık olunan türde saldırgan davranışlara yol açabileceği belirtiliyor. Araştırma, yolcunun başkalarından daha elverişsiz koşullara sahip olduğuyla ilgili farkındalığı arttıkça olumsuz duygular ve saldırgan davranışlar sergileme olasılığının da giderek arttığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Söz konusu çalışma kapsamında araştırmacılar, belli bir hava yolu şirketinin uçuşları sırasında birkaç yıl boyunca yaşanan huzur bozucu davranışlarla ilgili bir veritabanı oluşturdu (raporda bu hava yolu şirketinin adı gizli tutuldu). Ardından uçuşlarla ilgili olarak, uçağın iç bölümleri, koltukların büyüklüğü ve uçuşlardaki gecikmeler gibi bir yığın bilgiyi gözden geçirdiler. Ayrıca, uçakta birinci sınıf bölümü olup olmadığını, yolcuların kendi koltuklarına ulaşmak için bu bölümden geçmek zorunda kalıp kalmadıklarını da kayıt ettiler.</p>
<p><strong>Öfke nöbetlerini tetikliyor</strong></p>
<p>Uçakta öfke nöbetleri yaşanmasını, ekonomi sınıfı yolcularının birinci sınıf bölümünden geçmek zorunda kalmasına bağlayan araştırmacılar, birinci sınıf bölümü olan uçaklarla yapılan yolculuklarda bu tür olumsuz olayların sınıf farkı gözetmeyen uçaklara kıyasla dört kat daha fazla yaşandığına ve uçuşta 9,5 saatlik bir gecikmenin de, beklenildiği gibi, bu tür olaylarda eşit oranda bir artışa yol açtığına tanık oldular.</p>
<p>Araştırmacılar yalnızca birinci sınıf bölümlü uçuşlara baktıklarında, yolcuların uçağa nereden bindiklerinin de bir etkisi olduğunu ortaya koydu. Örneğin, yolcular yerlerine ulaşmak için birinci sınıf bölümünden geçmek zorunda kaldıklarında uçuş sırasında tatsızlıklar yaşama olasılığı artıyor.. Oysa orta kapıdan binip birinci sınıf koltukların arasından geçmek zorunda kalmayan yolcuların öfke nöbeti geçirme olasılığı daha düşük. Araştırmacılar bunun yaklaşık 6 saatlik bir gecikme sonucunda yaşanan etkiye denk olduğuna dikkat çekiyorlar.</p>
<p><strong>Birinci sınıf yolcular da öfkeleniyor</strong></p>
<p>Ne var ki, araştırma birinci sınıf koltuklardaki yolculara uçuş sırasında yaşanan tatsız olaylar bağlamında bir bağışıklık kazandırmadığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Daha önceki bir araştırmada bir üst sınıftakilerin daha alttakilere tepeden baktıkları, daha bencilce davrandıkları görülmüştü. Bu son çalışma birinci sınıf yolculardaki öfke patlamalarını bu nedene bağlıyor.</p>
<p>Araştırmacılar, ayrıca yolcunun oturduğu yerin yaşanan olayın türünü de etkileyebileceğine tanık oldu. Mesela, kavgacı davranışların birinci sınıf bölümünde ekonomi bölümüne kıyasla çok daha yaygın olduğu, öte yandan, duygusal çöküşlerin daha çok ekonomi sınıfında yaşandığı görüldü.</p>
<p>Ancak bu çalışmada elde edilen verilerin yalnızca tek bir hava yolu şirketinden geldiğini, bu konuda kesin bir yargıya varmak için daha kapsamlı araştırmalara gerek olduğunun altını çizmekte yarar var.</p>
<p><strong><a href="http://www.livescience.com/54623-air-rage-first-class-cabin.html">http://www.livescience.com/54623-air-rage-first-class-cabin.html</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/birinci-sinif-koltuklar-ucakta-ofke-saldirganlik-yaratiyor">Birinci sınıf koltuklar uçakta öfke ve saldırganlık yaratıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7546</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Suriye için Arama&#8221; web sitesi yayında</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/suriye-icin-arama-web-sitesi-yayinda</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 May 2017 14:49:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[insanlık]]></category>
		<category><![CDATA[kriz]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[suriye]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[zorluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6588</guid>

					<description><![CDATA[<p>Google, Suriye ve mülteci sorununu daha iyi anlamak isteyenlere yardımcı olmak amacıyla Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) işbirliği ile özel bir site açtı. Birçoğumuz için bu krizin boyutlarını kavramak oldukça zor. Mülteci nüfusun karşılaştığı zorlukları anlamaktan uzağız. Suriye’deki sivil savaş bundan 6 yıl önce Mart ayında başlamıştı. O zamandan bugüne, 5 milyondan fazla insan evlerini, mülklerini, ailelerini ve eğitimlerini terk ederek Orta Doğu, Avrupa ve tüm dünyada sığınacak bir yer aramak zorunda bırakıldı. Google, 2015’ten bu yana evlerinden uzakta yaşamak zorunda kalan 800 binden fazla mültecinin acil yardım, yaşamsal bilgi ve eğitim desteği almasını sağlayacak programlara 20 milyon dolardan fazla bağış yaptı. Bugün “Suriye için Arama” adı verilen, insanların Suriye ve mülteci krizi ile ilgili en çok sorulan beş soru hakkında bilgi edinebilecekleri yeni bir site yayına başladı. Her soru, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) verilerini Google Haritalar, uydu görüntüleri, videolar, fotoğraflar, ve mültecilerin hikayeleri ile birleştirerek yanıtları detaylarıyla keşfetmenizi sağlayacak. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, her yıl Haziran ayında sığınmacılar, göçmenler ve kurumun sorumluluk alanına giren insanlarla ilgili en güncel rakamları ve bilgileri içeren bir Küresel Trendler Raporu yayınlıyor. Google ve UNHCR, insanların konuyla ilgili sorularıyla UNHCR’in detaylı veri setleri arasında bağlantılar kurarak arama trendleriyle birleştirmek için geçen yılın sonunda bir araya geldi. Amaç, Suriye mülteci krizi ile ilgili daha fazla insan tarafından ulaşılabilecek, böylece sadece krizin ölçeğini değil insani yönünü de hatırlatacak yeni bir resim ortaya koymak. Google Arama Trendleri aracılığıyla insanların gerçekten krizin ölçeğini anlamak istediklerini görüyoruz. “Suriye’de ne oluyor?” ve daha basit şekilde “Mülteci nedir?” soruları Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık’ta geçen yıl arama trendlerinin ilk sıralarında yer aldı. Dünyanın her köşesindeki insanlar neler olup bittiğini ve nasıl yardım edebileceklerini öğrenmek için Google’da arama yapıyor. Sadece 2016’da Suriye ve Suriyeliler hakkında bilgi edinmek için on milyonlarca kez arama yapılmış durumda. Son altı yılda, tüm dünyada aramaların “Suriyeli mülteciler nereye gidiyor?” gibi kısa ve direkt sorulardan “Suriye savaştan önce nasıldı” gibi daha derin nitelikte sorulara yöneldiğini gördük. Suriye için Arama sitesinde mülteci aileler, 6 yıl önceki ve bugünkü evlerini ve yeni, geçici hayatlarına doğru yaptıkları yolculukta neler yaşadıklarını anlatıyor. İnsanlar öğrenmek, araştırmak, bazen de bağlantı kurmak, paylaşmak ve zorlukların üstesinden gelmek gibi birçok nedenle arama yapıyor. Bu arama trendlerini UNHCR’nin doğrulanmış verilerine dayanarak paylaşmak, son 6 yılın en korkunç olaylarından birini daha iyi anlamak isteyen insanların işte tam da bunu yapabilmelerini sağlayacak. &#8220;Suriye için Arama&#8221; web sitesi:  http://searchingforsyria.org/ Proje ile ilgili video YouTube video linki: https://youtu.be/0E8JD8BItRc</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/suriye-icin-arama-web-sitesi-yayinda">&#8220;Suriye için Arama&#8221; web sitesi yayında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><strong>Google, Suriye ve mülteci sorununu daha iyi anlamak isteyenlere yardımcı olmak amacıyla Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) işbirliği ile özel bir site açtı.<br />
</strong><br />
Birçoğumuz için bu krizin boyutlarını kavramak oldukça zor. Mülteci nüfusun karşılaştığı zorlukları anlamaktan uzağız.</div>
<div>
<p>Suriye’deki sivil savaş bundan 6 yıl önce Mart ayında başlamıştı. O zamandan bugüne, 5 milyondan fazla insan evlerini, mülklerini, ailelerini ve eğitimlerini terk ederek Orta Doğu, Avrupa ve tüm dünyada sığınacak bir yer aramak zorunda bırakıldı.</p>
<p><a href="https://www.google.org/">Google</a>, 2015’ten bu yana evlerinden uzakta yaşamak zorunda kalan 800 binden fazla mültecinin acil yardım, yaşamsal bilgi ve eğitim desteği almasını sağlayacak programlara 20 milyon dolardan fazla bağış yaptı.</p>
<p>Bugün “<a href="https://searchingforsyria.org/en/">Suriye için Arama</a>” adı verilen, insanların Suriye ve mülteci krizi ile ilgili <strong>en çok sorulan beş soru</strong> hakkında bilgi edinebilecekleri yeni bir site yayına başladı. Her soru, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) verilerini Google Haritalar, uydu görüntüleri, videolar, fotoğraflar, ve mültecilerin hikayeleri ile birleştirerek yanıtları detaylarıyla keşfetmenizi sağlayacak.</p>
<p><a href="http://www.unhcr.org/uk/about-us.html">Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği</a>, her yıl Haziran ayında sığınmacılar, göçmenler ve kurumun sorumluluk alanına giren insanlarla ilgili en güncel rakamları ve bilgileri içeren bir<a href="http://www.unhcr.org/news/latest/2016/6/5763b65a4/global-forced-displacement-hits-record-high.html"> Küresel Trendler Raporu</a> yayınlıyor. Google ve UNHCR, insanların konuyla ilgili sorularıyla UNHCR’in detaylı veri setleri arasında bağlantılar kurarak arama trendleriyle birleştirmek için geçen yılın sonunda bir araya geldi. Amaç, Suriye mülteci krizi ile ilgili daha fazla insan tarafından ulaşılabilecek, böylece sadece krizin ölçeğini değil insani yönünü de hatırlatacak yeni bir resim ortaya koymak.</p>
<p>Google Arama Trendleri aracılığıyla insanların gerçekten krizin ölçeğini anlamak istediklerini görüyoruz. <strong>“Suriye’de ne oluyor?”</strong> ve daha basit şekilde <strong>“Mülteci nedir?”</strong> soruları Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık’ta geçen yıl arama trendlerinin ilk sıralarında yer aldı. Dünyanın her köşesindeki insanlar neler olup bittiğini ve nasıl yardım edebileceklerini öğrenmek için Google’da arama yapıyor. Sadece 2016’da Suriye ve Suriyeliler hakkında bilgi edinmek için on milyonlarca kez arama yapılmış durumda.</p>
<p>Son altı yılda, tüm dünyada aramaların <strong>“Suriyeli mülteciler nereye gidiyor?”</strong> gibi kısa ve direkt sorulardan <strong>“Suriye savaştan önce nasıldı”</strong> gibi daha derin nitelikte sorulara yöneldiğini gördük.</p>
<p><a href="http://searchingforsyria.org/">Suriye için Arama</a> sitesinde mülteci aileler, 6 yıl önceki ve bugünkü evlerini ve yeni, geçici hayatlarına doğru yaptıkları yolculukta neler yaşadıklarını anlatıyor. İnsanlar öğrenmek, araştırmak, bazen de bağlantı kurmak, paylaşmak ve zorlukların üstesinden gelmek gibi birçok nedenle arama yapıyor. Bu arama trendlerini UNHCR’nin doğrulanmış verilerine dayanarak paylaşmak, son 6 yılın en korkunç olaylarından birini daha iyi anlamak isteyen insanların işte tam da bunu yapabilmelerini sağlayacak.</p>
<p>&#8220;Suriye için Arama&#8221; web sitesi:  <a href="http://searchingforsyria.org/">http://searchingforsyria.org/</a><br />
Proje ile ilgili video YouTube video linki: <a href="https://youtu.be/0E8JD8BItRc">https://youtu.be/0E8JD8BItRc</a></p>
</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/suriye-icin-arama-web-sitesi-yayinda">&#8220;Suriye için Arama&#8221; web sitesi yayında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6588</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İlk Taş devrinde deniz yolculuğu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ilk-tas-devrinde-deniz-yolculugu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Apr 2017 09:45:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[bot]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[girit adası]]></category>
		<category><![CDATA[homo erectus]]></category>
		<category><![CDATA[homo sapiens]]></category>
		<category><![CDATA[ilk taş devri]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6202</guid>

					<description><![CDATA[<p>Homo erectus gibi ilk insanlar Avrupa’ya deniz yoluyla mı ulaştı? Bunun hep imkansız olduğu düşünülüyordu. Fakat&#8230;   Araştırmacılar Girit adasındaki ilk yerleşimin yaklaşık olarak İ.Ö. 6000 yıllarında başladığını kabul ediyorlardı. Fakat Boston Üniversitesi’nden Curtis Runnels ve Providence College’den Thomas Strasser’ın uzun vadeli projesi farklı sonuçlar verdi. Girit’in güney sahilinde gerçekleştirilen kazılarda arkeologlar ilk ve orta Paleolitik kültüre ait en az 130.000 yıllık aletler buldu. Girit üç milyon yılı aşkın bir süredir anakaradan ayrı olduğu için de buradaki aletler deniz yoluyla buraya getirilmiş olmalı. Oysa bu modern insanın Avrupa’ya gelmesinden önce pek mümkün görünmüyordu. Homo sapiens’ın yaklaşık 130.000 önce ilk kez Afrika’yı terk ettiği kabul edilir. Fakat modern insandan önceki türler denizi aşacak entelektüel kapasiteye ve beceriye sahip değildi. Antropologlara göre Homo erectus gibi ilk insanlar 1,5 milyon yıl önce Avrupa’ya kara yoluyla ulaşmışlardı. Ancak yeni buluntularla deniz yolu da bir seçenek olarak ön plana çıkmış oldu. Sonuçta diğer bazı Akdeniz adalarında da kadar tabloya uymayan eski taş devri buluntuları var. Runnels ve Strasser Antiquity dergisinde, 1992 Kıbrıs’ta bulunan bir el baltasını adadaki insan varlığına işaret eden bir kanıt olarak yorumluyorlar. Fakat deniz yolculuğuna işaret eden en güçlü kanıt Girit’in güney kıyısında yer alan Plakias kentine ait. Arkeologlar burada 2000’in üzerinde taş alet buldular ve içinde bulundukları jeolojik tabakalara göre bunlar 130.000 yıldan daha eski hatta en eskileri belki de 1,5 milyon yıllık. Gerçi o zamanlar deniz seviyesi biraz daha düşüktü ama bir kara köprüsü yoktu. Bu yüzden de insanların kullandıkları aletler deniz yoluyla gelmiş olmalıydı ki uzmanlar Libya kıyılarından getirilmiş olduğunu düşünüyorlar. Runnels bu arada Girit’in kuzey kıyısında da benzer aletler buldu. İnsanlar bu aletleri buradan kuzeye yani Avrupa kıtasına mı götürmüşlerdi? Arkeologlar aksi istikametin de mümkün olduğunu düşünüyorlar: Yunanistan ve Türkiye’deki taş devri insanları adaları keşfetmiş olabilirlerdi. Ancak insanların Girit’te ne kadar kaldıkları bilinmiyor, uzmanlar daha çok avlanmak için kısa süreler için adada bulunduklarını düşünüyorlar. Son buluntular Girit’teki geyik, fil, su aygırı ve Girit cüce mamut soylarının niçin tükendiğini de açıklıyor. Bir teoriye göre bu yok oluştan 18.000 yıl önce adanın bir kısmını buzullarla kaplayan iklim değişimi sorumluydu. Yeni buluntular hayvanları yok edenin avcılık olabileceğini de ortaya koymuş oldu. Fakat Plakias’ın asitli topraklarında hiçbir kemik korunagelmemiş. Bilim insanları polen analizleri sayesinde insanların o tarihlerde çevreleriyle nasıl etkileştiklerini öğrenmeye çalışacakları gibi Girit dağlarındaki Asphendou mağarasındaki kaya resimlerini de ayrıntılı bir şekilde inceleyecekler. Strasser bazı resimlerin Candiacervus türü cüce geyiklere ait olduğunu düşünüyor. Aralarında el baltası ve kazıyıcıların da bulunduğu en eski aletler yerel kuvarstan üretilmiş. İ.Ö.9000 yılından itibaren aletlerin küçülmeye başlamasıyla yerel çakmaktaşı ve obsidiyen de kullanılmaya başlanmış. Fakat bu volkanik cam Girit’te bulunmuyor, uzmanlar komşu Milos adasından getirilmiş olduğunu tahmin ediyorlar ki bu da Giritlilerin, Ege’de büyük bir ticaret ağına sahip olduklarını göstermekte. Kaynaklar: http://antiquity.ac.uk/projgall/strasser350 ve http://plakiasstoneageproject.com/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ilk-tas-devrinde-deniz-yolculugu">İlk Taş devrinde deniz yolculuğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Homo erectus gibi ilk insanlar Avrupa’ya deniz yoluyla mı ulaştı? Bunun hep imkansız olduğu düşünülüyordu. Fakat&#8230;  </strong></p>
<p>Araştırmacılar Girit adasındaki ilk yerleşimin yaklaşık olarak İ.Ö. 6000 yıllarında başladığını kabul ediyorlardı. Fakat Boston Üniversitesi’nden Curtis Runnels ve Providence College’den Thomas Strasser’ın uzun vadeli projesi farklı sonuçlar verdi. Girit’in güney sahilinde gerçekleştirilen kazılarda arkeologlar ilk ve orta Paleolitik kültüre ait en az 130.000 yıllık aletler buldu.</p>
<p>Girit üç milyon yılı aşkın bir süredir anakaradan ayrı olduğu için de buradaki aletler deniz yoluyla buraya getirilmiş olmalı. Oysa bu modern insanın Avrupa’ya gelmesinden önce pek mümkün görünmüyordu. Homo sapiens’ın yaklaşık 130.000 önce ilk kez Afrika’yı terk ettiği kabul edilir. Fakat modern insandan önceki türler denizi aşacak entelektüel kapasiteye ve beceriye sahip değildi. Antropologlara göre Homo erectus gibi ilk insanlar 1,5 milyon yıl önce Avrupa’ya kara yoluyla ulaşmışlardı. Ancak yeni buluntularla deniz yolu da bir seçenek olarak ön plana çıkmış oldu. Sonuçta diğer bazı Akdeniz adalarında da kadar tabloya uymayan eski taş devri buluntuları var. Runnels ve Strasser Antiquity dergisinde, 1992 <strong>Kıbrıs’ta</strong> bulunan bir el baltasını adadaki insan varlığına işaret eden bir kanıt olarak yorumluyorlar.</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-6204 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/tas-300x247.png" alt="" width="300" height="247" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/tas-300x247.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/tas.png 800w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Fakat deniz yolculuğuna işaret eden en güçlü kanıt Girit’in güney kıyısında yer alan Plakias kentine ait. Arkeologlar burada 2000’in üzerinde taş alet buldular ve içinde bulundukları jeolojik tabakalara göre bunlar 130.000 yıldan daha eski hatta en eskileri belki de 1,5 milyon yıllık. Gerçi o zamanlar deniz seviyesi biraz daha düşüktü ama bir kara köprüsü yoktu. Bu yüzden de insanların kullandıkları aletler deniz yoluyla gelmiş olmalıydı ki uzmanlar Libya kıyılarından getirilmiş olduğunu düşünüyorlar.</p>
<p>Runnels bu arada Girit’in kuzey kıyısında da benzer aletler buldu. İnsanlar bu aletleri buradan kuzeye yani Avrupa kıtasına mı götürmüşlerdi? Arkeologlar aksi istikametin de mümkün olduğunu düşünüyorlar: Yunanistan ve Türkiye’deki taş devri insanları adaları keşfetmiş olabilirlerdi. Ancak insanların Girit’te ne kadar kaldıkları bilinmiyor, uzmanlar daha çok avlanmak için kısa süreler için adada bulunduklarını düşünüyorlar. Son buluntular Girit’teki geyik, fil, su aygırı ve Girit cüce mamut soylarının niçin tükendiğini de açıklıyor. Bir teoriye göre bu yok oluştan 18.000 yıl önce adanın bir kısmını buzullarla kaplayan iklim değişimi sorumluydu. Yeni buluntular hayvanları yok edenin avcılık olabileceğini de ortaya koymuş oldu. Fakat Plakias’ın asitli topraklarında hiçbir kemik korunagelmemiş. Bilim insanları polen analizleri sayesinde insanların o tarihlerde çevreleriyle nasıl etkileştiklerini öğrenmeye çalışacakları gibi Girit dağlarındaki Asphendou mağarasındaki kaya resimlerini de ayrıntılı bir şekilde inceleyecekler. Strasser bazı resimlerin Candiacervus türü cüce geyiklere ait olduğunu düşünüyor.</p>
<p>Aralarında el baltası ve kazıyıcıların da bulunduğu en eski aletler yerel kuvarstan üretilmiş. İ.Ö.9000 yılından itibaren aletlerin küçülmeye başlamasıyla yerel çakmaktaşı ve obsidiyen de kullanılmaya başlanmış. Fakat bu volkanik cam Girit’te bulunmuyor, uzmanlar komşu Milos adasından getirilmiş olduğunu tahmin ediyorlar ki bu da Giritlilerin, Ege’de büyük bir ticaret ağına sahip olduklarını göstermekte.</p>
<p><strong>Kaynaklar: <a href="http://antiquity.ac.uk/projgall/strasser350">http://antiquity.ac.uk/projgall/strasser350</a> ve <a href="http://plakiasstoneageproject.com/">http://plakiasstoneageproject.com/</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ilk-tas-devrinde-deniz-yolculugu">İlk Taş devrinde deniz yolculuğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6202</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zaman yolculuğunun püf noktaları</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/zaman-yolculugunun-puf-noktalari</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cem Say]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Aug 2016 07:35:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cem Say]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[paralel evren]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3434</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zaman yolculuğu bilim kurgunun popüler konularından biri. Kahramanlarımız bazen bir tür kapıdan geçerek, bazen de bu işi becerebilen bir gemiye binerek zamanda ileriye veya geriye gidebiliyor. Biz de özellikle kendi torunları veya dedeleriyle karşılaşıp tarihin akışını değiştirecekler mi diye heyecanla izliyoruz. Öncelikle belirtmek gerekir ki zamanda ileriye gitmek derken çevremizdekilerden daha hızlı gitmeyi kastediyoruz. Sonuçta hepimiz zaten “saatte bir saat” hızla zamanda ileri gitmiyor muyuz? Marifet daha hızlı gidebilmek, öyle ki mesela yüz yıl sonrasına gidip Türkiye AB’ye girmiş mi girmemiş mi bakabilelim ve bu arada kendimiz de yüz yıl yaşlanmamış olalım. Kuramsal olarak bu mümkün. Einstein’ın görelilik keşiflerine göre bir uzay gemisine biner ve ışığınkine yakın bir hızda yolculuk edip sonra Dünya’ya dönerseniz yerde sizin geminizdekinden daha çok zaman geçmiş olduğunu, yani ikiz kardeşinizin artık sizden daha yaşlı olduğunu görürsünüz. Bu şimdiki astronotlar için de geçerli, ama çağımızın uzay gemileri ışık hızına yaklaşamadıklarından bu etki kolayca fark edilemiyor. Örneğin yörüngede dönerek yaklaşık bir yıl geçirdikten sonra Mart ayında Dünya’ya dönen astronot Scott Kelly, bu sürede bizlerden yaklaşık 0,01 saniye daha az yaşlandı, ve ondan altı dakika önce doğmuş olan  ikiz kardeşi Mark’la aralarındaki yaş farkı birazcık daha açılmış oldu. İleride bu tekniği (veya uçmayı sevmiyorsanız vücudunuzu dondurup asırlar sonra çözecek bir buzdolabını) kullanarak daha uzak geleceğe gidememeniz için temel bir neden yok. Ama geri dönemeyecekseniz o kadar ileri gitmenin sevincini dostlarınızla paylaşamayacaksınız demektir. Acaba zamanda geri gitmenin de bir yolu var mı? Büyük matematikçi (ve Einstein’ın sıkı dostu) Gödel’in keşfettiği gibi, kimi konularda (örneğin ışık hızına ulaşmamıza) kesin yasaklar koyan görelilik yasaları, cisimlerin zamanda geri gitmelerine böylesi bir engel çıkarmıyor. Fakat çoğu fizikçi bu tip yolculukların yol açacağı mantıksal çelişkilere evrenin izin vermeyeceğini düşünüyor. Bu çelişkilerin en ünlüsü kuşkusuz “dede paradoksu”. Bir zaman yolcusu Zafer adında bir zaman yolcusu düşünün. Maalesef ciddi şekilde kafadan çatlak olan Zafer, yüz yıl geriye gidip o sıralar henüz bir bebek olan öz dedesini öldürmeye kararlı. Bu durumda şu soruyu cevaplayınız: “Zafer doğmuş mudur?” Zafer doğmuşsa dedesi olması gereken kişi daha bebekken öleceğinden Zafer doğmuş olamaz. Ama eğer Zafer doğmamışsa o bebek manyak bir torun tarafından öldürülmeyeceğinden büyüyüp çocuk ve torun sahibi olur, yani Zafer doğar. Bir evrende böyle bir sorunun yanıtı hem evet hem de hayır olamayacağına göre, doğanın en azından böyle açık mantıksal çelişkilere yol açan zaman yolculuklarına izin vermemesi gerekir, değil mi? Büyük fizikçi David Deutsch 1991’de bu problemi çözüp zaman yolculuğu yasağını kaldırdı. Kuantum kuramının “paralel evrenler” yorumunun ateşli bir savunucusu olan Deutsch, doğanın dede katili Zafer’in bir çelişkiye yol açmasını tam da geçmişe varış anında tarihi iki kola ayırarak engellediği bir model önerdi. Bu kurama göre tam o anda sanki hilesiz bir yazı-tura atışıyla belirlenmişçesine rastgele bir şekilde, tam %50’şer olasılıkla, şu iki olaylar zincirinden biri gerçekleşir: Hasta ruhlu zaman yolcusu Zafer aniden belirir. Korkunç suç gerçekleşir, ilerleyen yıllarda Zafer diye biri doğmaz, ve tabii ki böyle bir zaman yolculuğuna da çıkılmaz. Hiçbir şey olmaz. İlerleyen yıllarda bebek büyür, baba ve dede olur, ne yazık ki ciddi şekilde rahatsız olan torun bir gün bir zaman makinesine binip gözden kaybolur. Boğaziçili bir Türk bilimci Görüldüğü gibi “Zafer doğdu mu?” sorusunun yukarıda tarif edilen iki paralel evrende de (birbirinden farklı da olsa) tek bir yanıtı var, ve bu mantık çelişkisi sorununu çözüyor. Zafer geçmişe gidiyor ama gittiği yerde o andan sonra kendi aile albümünden bildiği olaylar gerçekleşmiyor. Deutsch sadece bu tuhaf senaryoda değil, herhangi bir zaman yolcusunun vardığı noktada yapabileceği her eyleme karşılık olarak doğanın çelişkisizlği garantileyebileceğini gösterdi. Demek ki bir zaman makinesinin var olmasına mantıksal bir engel yok, ama acaba bir tane yapabilir miyiz? Şaşıracaksınız ama bu konudaki en ünlü bilimsel makalenin üç yazarından biri Türk! Dahası, böyle bir makinemiz olursa onunla zor hesaplama problemlerini çok kısa sürede çözebileceğimizi gösteren birkaç bilgisayarcının arasında da iki Boğaziçili var. Uzay yolculuğu konusunda geriden geliyoruz ama olur da zaman yolculuğu bir gün gerçekleşirse ders kitaplarında Türkçe adlar görülecek. Her zaman çok mutlu olmanız dileğiyle. Cem Say</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/zaman-yolculugunun-puf-noktalari">Zaman yolculuğunun püf noktaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman yolculuğu bilim kurgunun popüler konularından biri. Kahramanlarımız bazen bir tür kapıdan geçerek, bazen de bu işi becerebilen bir gemiye binerek zamanda ileriye veya geriye gidebiliyor. Biz de özellikle kendi torunları veya dedeleriyle karşılaşıp tarihin akışını değiştirecekler mi diye heyecanla izliyoruz.</p>
<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki zamanda ileriye gitmek derken çevremizdekilerden daha hızlı gitmeyi kastediyoruz. Sonuçta hepimiz zaten “saatte bir saat” hızla zamanda ileri gitmiyor muyuz? Marifet daha hızlı gidebilmek, öyle ki mesela yüz yıl sonrasına gidip Türkiye AB’ye girmiş mi girmemiş mi bakabilelim ve bu arada kendimiz de yüz yıl yaşlanmamış olalım.</p>
<p>Kuramsal olarak bu mümkün. <strong>Einstein</strong>’ın görelilik keşiflerine göre bir uzay gemisine biner ve ışığınkine yakın bir hızda yolculuk edip sonra Dünya’ya dönerseniz yerde sizin geminizdekinden daha çok zaman geçmiş olduğunu, yani ikiz kardeşinizin artık sizden daha yaşlı olduğunu görürsünüz. Bu şimdiki astronotlar için de geçerli, ama çağımızın uzay gemileri ışık hızına yaklaşamadıklarından bu etki kolayca fark edilemiyor.</p>
<p>Örneğin yörüngede dönerek yaklaşık bir yıl geçirdikten sonra Mart ayında Dünya’ya dönen astronot <strong>Scott Kelly</strong>, bu sürede bizlerden yaklaşık 0,01 saniye daha az yaşlandı, ve ondan altı dakika önce doğmuş olan  ikiz kardeşi Mark’la aralarındaki yaş farkı birazcık daha açılmış oldu. İleride bu tekniği (veya uçmayı sevmiyorsanız vücudunuzu dondurup asırlar sonra çözecek bir buzdolabını) kullanarak daha uzak geleceğe gidememeniz için temel bir neden yok.</p>
<p>Ama geri dönemeyecekseniz o kadar ileri gitmenin sevincini dostlarınızla paylaşamayacaksınız demektir. Acaba zamanda geri gitmenin de bir yolu var mı?</p>
<p>Büyük matematikçi (ve Einstein’ın sıkı dostu) <strong>Gödel</strong>’in keşfettiği gibi, kimi konularda (örneğin ışık hızına ulaşmamıza) kesin yasaklar koyan görelilik yasaları, cisimlerin zamanda geri gitmelerine böylesi bir engel çıkarmıyor. Fakat çoğu fizikçi bu tip yolculukların yol açacağı mantıksal çelişkilere evrenin izin vermeyeceğini düşünüyor. Bu çelişkilerin en ünlüsü kuşkusuz “dede paradoksu”.</p>
<p><strong>Bir zaman yolcusu</strong></p>
<p><strong>Zafer</strong> adında bir zaman yolcusu düşünün. Maalesef ciddi şekilde kafadan çatlak olan Zafer, yüz yıl geriye gidip o sıralar henüz bir bebek olan öz dedesini öldürmeye kararlı. Bu durumda şu soruyu cevaplayınız: “Zafer doğmuş mudur?” Zafer doğmuşsa dedesi olması gereken kişi daha bebekken öleceğinden Zafer doğmuş olamaz. Ama eğer Zafer doğmamışsa o bebek manyak bir torun tarafından öldürülmeyeceğinden büyüyüp çocuk ve torun sahibi olur, yani Zafer doğar. Bir evrende böyle bir sorunun yanıtı hem evet hem de hayır olamayacağına göre, doğanın en azından böyle açık mantıksal çelişkilere yol açan zaman yolculuklarına izin vermemesi gerekir, değil mi?</p>
<p>Büyük fizikçi <strong>David Deutsch</strong> 1991’de bu problemi çözüp zaman yolculuğu yasağını kaldırdı. Kuantum kuramının “paralel evrenler” yorumunun ateşli bir savunucusu olan Deutsch, doğanın dede katili Zafer’in bir çelişkiye yol açmasını tam da geçmişe varış anında tarihi iki kola ayırarak engellediği bir model önerdi. Bu kurama göre tam o anda sanki hilesiz bir yazı-tura atışıyla belirlenmişçesine rastgele bir şekilde, tam %50’şer olasılıkla, şu iki olaylar zincirinden biri gerçekleşir:</p>
<ul>
<li>Hasta ruhlu zaman yolcusu Zafer aniden belirir. Korkunç suç gerçekleşir, ilerleyen yıllarda Zafer diye biri doğmaz, ve tabii ki böyle bir zaman yolculuğuna da çıkılmaz.</li>
<li>Hiçbir şey olmaz. İlerleyen yıllarda bebek büyür, baba ve dede olur, ne yazık ki ciddi şekilde rahatsız olan torun bir gün bir zaman makinesine binip gözden kaybolur.</li>
</ul>
<p><strong>Boğaziçili bir Türk bilimci</strong></p>
<p>Görüldüğü gibi “Zafer doğdu mu?” sorusunun yukarıda tarif edilen iki paralel evrende de (birbirinden farklı da olsa) tek bir yanıtı var, ve bu mantık çelişkisi sorununu çözüyor. Zafer geçmişe gidiyor ama gittiği yerde o andan sonra kendi aile albümünden bildiği olaylar gerçekleşmiyor. Deutsch sadece bu tuhaf senaryoda değil, herhangi bir zaman yolcusunun vardığı noktada yapabileceği her eyleme karşılık olarak doğanın çelişkisizlği garantileyebileceğini gösterdi.</p>
<p>Demek ki bir zaman makinesinin var olmasına mantıksal bir engel yok, ama acaba bir tane yapabilir miyiz? <strong>Şaşıracaksınız ama bu konudaki en ünlü bilimsel makalenin üç yazarından biri Türk!</strong> Dahası, böyle bir makinemiz olursa onunla zor hesaplama problemlerini çok kısa sürede çözebileceğimizi gösteren birkaç bilgisayarcının arasında da <strong>iki Boğaziçili</strong> var. Uzay yolculuğu konusunda geriden geliyoruz ama olur da zaman yolculuğu bir gün gerçekleşirse ders kitaplarında Türkçe adlar görülecek.</p>
<p>Her zaman çok mutlu olmanız dileğiyle.</p>
<p><strong>Cem Say</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/zaman-yolculugunun-puf-noktalari">Zaman yolculuğunun püf noktaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3434</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
