X

Moda tuzlar beynimizi tehdit ediyor mu?

İyotlu tuz gözden düşerken, dünya yeniden görünmez bir besin eksikliğiyle karşı karşıya: Uzmanlara göre bu eğilim, zeka gelişiminden tiroit sağlığına kadar ciddi sonuçlar doğurabilir.

Bir zamanlar halk sağlığının en büyük başarı öykülerinden biri olarak görülen iyotlu tuz, bugün market raflarında neredeyse görünmez hâle geldi. Onun yerini ise Himalaya kaya tuzu, deniz tuzu kristalleri ve “doğal” olduğu vurgulanan gösterişli alternatifler aldı. Ancak bu estetik dönüşümün arkasında, bilim insanlarını giderek daha fazla endişelendiren bir gerçek yatıyor: iyot eksikliği geri dönüyor.

İyot, küçük bir besin öğesi gibi görünse de vücut için kritik bir role sahip. Tiroit bezi, metabolizmayı, büyümeyi, kalp hızını ve vücut ısısını düzenleyen hormonları üretmek için iyota ihtiyaç duyar. Özellikle hamilelik döneminde iyot, fetüsün beyin gelişimi için hayati önemdedir. Yapılan çalışmalar, anne karnındaki hafif iyot eksikliğinin bile çocukların bilişsel gelişimini olumsuz etkileyebileceğini ve zekâ düzeyinde düşüşe yol açabileceğini gösteriyor.


Çocukluk döneminde ise iyot eksikliği:

  • öğrenme güçlükleri
  • büyüme geriliği
  • kronik yorgunluk

gibi sorunlara yol açabiliyor. Yetişkinlerde ise en bilinen sonucu guatr; yani tiroit bezinin büyümesi.

Birinci yüzyılın başlarında birçok bölgede iyot eksikliği ciddi bir halk sağlığı sorunu hâline gelmişti. Örneğin İsviçre’de bazı bölgelerde çocukların %70’ine varan oranlarda guatr görülüyordu. Bu sorunun çözümü şaşırtıcı derecede basitti: Sofra tuzuna az miktarda iyot eklemek.

1920’lerde başlatılan bu uygulama kısa sürede dramatik sonuçlar verdi. Guatr vakaları hızla azaldı, çocukların boy ortalamaları arttı ve eğitim başarılarında belirgin iyileşmeler gözlendi.

Ekonomist Dimitra Politi bu etkiyi “toplumlara yapılmış bir zekâ enjeksiyonu” olarak tanımlıyor. Gerçekten de iyotlu tuz, çok düşük maliyetle geniş nüfusların sağlık ve bilişsel kapasitesini artıran en etkili müdahalelerden biri olarak kabul ediliyor.

Peki ne değişti?

Bugün ise tablo tersine dönüyor. İyotlu tuzun kullanımı birçok ülkede düşüşte. Bunun birkaç nedeni var:

  • “Doğal” ve katkısız ürünlere yönelim
  • İyotlu tuzun “eski” ve “sıradan” algılanması
  • İşlenmiş ve hazır gıdaların artışı (genellikle iyotsuz tuz kullanılıyor)
  • Bitkisel sütlere yönelim (inek sütü önemli bir iyot kaynağıydı)

Bu değişimlerin sonucu olarak iyot alımı giderek azalıyor.

Son yıllarda yayımlanan araştırmalar, iyot eksikliğinin yeniden yükselişe geçtiğini açıkça gösteriyor:

  • ABD’de yeterli iyot almayanların oranı 2001’den bu yana iki katına çıktı
  • Hamile kadınların yaklaşık %46’sı yeterli iyot almıyor
  • İngiltere’de üreme çağındaki kadınların iyot düzeyi “yetersizlik sınırının altına” düşmüş durumda
  • Avustralya’da hamile ve emziren kadınların %62’si iyot eksikliği yaşıyor

Bu veriler, bir zamanlar kontrol altına alınmış bir sorunun sessizce geri döndüğünü gösteriyor.

Bugün ilginç bir çelişki yaşanıyor. İnsanlar sağlıklarını korumak için:

  • çinko
  • selenyum
  • ginkgo biloba

gibi takviyelere yöneliyor. Ancak bu ürünlerin çoğunun etkisi sınırlı ya da tartışmalı. Buna karşılık, etkisi bilimsel olarak açıkça gösterilmiş olan iyotlu tuz giderek daha az tercih ediliyor. Bu durum, modern beslenme alışkanlıklarının bir paradoksunu ortaya koyuyor: Bilimsel olarak gerekli olan göz ardı edilirken, “moda” olan öne çıkıyor.

İyot eksikliği, ani ve dramatik belirtilerle ortaya çıkan bir sorun değil. Bu nedenle fark edilmesi zor, etkileri ise uzun vadede ortaya çıkıyor. Ancak bu etkiler, bireysel sağlığın ötesine geçerek toplumların bilişsel kapasitesini bile etkileyebilecek kadar büyük.

Bu nedenle uzmanlar, özellikle risk gruplarının, hamile kadınlar, çocuklar ve bitki bazlı beslenen bireyler, iyot alımına dikkat etmesi gerektiğini vurguluyor.

Kaynak: https://www.newscientist.com/article/2520090-iodised-salt-has-become-uncool-but-many-of-us-need-to-eat-more-iodine/