Herkese Bilim Teknoloji

Yediğimiz ne? Beslenmenin “Karanlık Maddesi”

Genetik kod çözüldüğünde hastalıkların sırrı da çözülmüş olacaktı. Öyle sanıyorduk. Ama yanıldık. Genetik yalnızca %10’unu açıklıyor; geri kalan %90 çevre ve özellikle de beslenmemizle ilgili. Peki, yediğimiz şeylerin ne kadarını gerçekten biliyoruz?

2003’te insan genomu tamamen çözüldüğünde, bilim insanları büyük bir sıçrama bekliyordu. Ancak çok geçmeden anlaşıldı ki genler, hastalık riskimizin yalnızca küçük bir kısmını açıklıyor. Kalan kısmı çevresel faktörlere bağlı. Bunların başında da beslenme geliyor.

Dünya genelinde yetersiz ya da dengesiz beslenme, 25 yaş üstü her beş yetişkinden birinin ölümünde rol oynuyor. Avrupa’da ise kalp-damar ölümlerinin neredeyse yarısı doğrudan kötü beslenme ile ilişkili.


Oysa onlarca yıldır “yağı azalt, tuzu kes, şekere dikkat et” deniyor. Buna rağmen obezite ve beslenme kaynaklı hastalıklar artmaya devam ediyor. Demek ki resimde eksik bir şey var.

Karanlık Madde ve Karanlık Besinler

Beslenme bilimi uzun yıllar boyunca işi basite indirgedi: protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineraller… Toplamda yaklaşık 150 tanımlı kimyasal.

Ama bugün bilim insanları, yediğimiz gıdalarda aslında 26.000’den fazla farklı bileşik olduğunu, büyük kısmının hâlâ tanımlanmadığını söylüyor. İşte bu bilinmeyenler “beslenmenin karanlık maddesi” diye adlandırılıyor.

Astronomide evrenin %27’sini oluşturan karanlık maddeyi göremiyor, yalnızca etkilerini hissedebiliyoruz. Beslenmede de benzer bir durum var: Her gün bu gizemli bileşikleri tüketiyoruz, ama etkilerini bilmiyoruz.

Foodomics: Yemeğin Gen Haritası

Yeni bilim dalı foodomics, yani “gıda bilimi omik teknolojilerle birleşiyor”:

Bu alanlar sayesinde artık beslenmeyi sadece “kalori ve vitamin” üzerinden değil, biyolojimizin her katmanında görebiliyoruz.

Örneğin Akdeniz diyetinin kalp-damar riskini azaltması biliniyor. Bunun bir nedeni kırmızı et ve yumurtadaki bazı bileşenlerin bağırsak bakterilerince parçalanıp TMAO adlı zararlı bir moleküle dönüşmesi. TMAO kalp hastalığı riskini artırıyor. Ancak sarımsak gibi gıdalar bu oluşumu bloke ediyor. Yani soframızdaki her şey görünmeyen bir kimyasal satranç oyununun parçası.

Bağırsaklarımızdaki Kimya Laboratuvarı

Bağırsak bakterileri burada kilit rol oynuyor. Örneğin meyve ve kuruyemişlerde bulunan ellagik asit, bağırsakta urolitin adlı bileşiklere dönüşüyor. Bu maddeler hücrelerimizin enerji fabrikaları olan mitokondrilerin sağlıklı kalmasına yardımcı oluyor.

Yani bir elmayı yemek sadece “vitamin almak” değil, genlerimizi açıp kapatabilen, bağışıklığımızı değiştirebilen kimyasal süreçler zincirini tetiklemek demek.

Tarih de bunun örneklerini veriyor: II. Dünya Savaşı sırasında Hollanda’daki kıtlıkta doğan çocuklar, ilerleyen yaşlarında kalp hastalığı, diyabet ve şizofreniye daha yatkın bulundu. Yıllar sonra anlaşıldı ki annelerinin açlık dönemindeki beslenmesi, çocukların gen faaliyetlerini kalıcı olarak değiştirmişti.

Gıdanın Haritasını Çıkarmak

Bugün Foodome Project gibi girişimler, gıdadaki bu görünmez kimya evrenini kataloglamaya çalışıyor. Şimdiye kadar 130 binden fazla molekül kaydedildi. Amaç, bu moleküllerin hangi proteinlerle, hangi bağırsak bakterileriyle ve hangi hastalık süreçleriyle bağlantılı olduğunu haritalamak.

Böylece şu sorulara yanıt aranıyor:

Sonuç: Tabağımızda Bir Evren Var

Henüz yolun başındayız ama mesaj net: Tabağımıza gelen şey sadece kalori ya da protein değil; henüz keşfedilmemiş bir kimyasal evren.

Nasıl ki evrendeki karanlık maddeyi anlamak kozmolojiyi değiştirdi, beslenmenin karanlık maddesini çözmek de sağlık ve hastalık anlayışımızı kökten değiştirecek.

Kaynaklar:

Türk Mutfağında “Beslenmenin Karanlık Maddesi”

Beslenmenin “karanlık maddesi” sadece Batı biliminde değil, bizim soframızda da var. Tarhana, kefir, sumak, nar… Yüzyıllardır tükettiğimiz bu gıdalar, aslında modern bilimin yeni yeni keşfettiği biyoaktif moleküllerle dolu. Bu da gösteriyor ki: Geleceğin beslenme bilimi, geçmişin mutfaklarında gizli olabilir.

Tarhana:

Kefir:

Sumak:

Nar:

Exit mobile version