Okyanuslar ve denizler günlük yaşamımızda çok önemli bir yer tutar. Küresel iklimin düzenlenmesi, deniz ulaşımı, deniz turizmi ve balıkçılık kısaca mavi ekonomi ve mavi büyümenin motorudur. Ayrıca, denizler ve okyanuslarda yaşayan fitoplanktonlar soluduğumuz havadaki Oksijenin yarısını üretir. Yani bizim gözle göremediğimiz küçücük bitkisel canlılar denizlerde bir oksijen üretme fabrikası gibi çalışırlar. Bu nedenle de okyanuslardaki fitoplankton üretimi ve değişimi deniz bilimcilere denizel ekosisemlerin sağlığını anlamak açısından yol göstericidir.
Science dergisinin Mart 2019 sayısındaki bir makalede insan etkinlikleri sonucu Atmosferde ortaya çıkan Co2 miktarının 1994 -2007 arası yaklaşık yüzde 30’unun okyanuslar ve denizler tarafından emildiği ortaya çıkarıldı. Bu bilgiler iklim değişikliği konusunda okyanusların sera etkisini azaltma konusundaki önem ve etkisini tekrar gözler önüne serdi. Esasında, okyanusların Co2 emerek iklim değişikliğinin etkisini azaltmada önemli bir işlevi olduğu biliniyordu ancak bunun devasa boyutlarda olduğu bilinmiyordu. Şimdi soru şu ; acaba bu oran gelecekte de acaba devam edecek mi? Bunu bilmiyoruz, ancak bu deniz ve okyanusları nasıl koruduğumuza bağlı olacak. Çünkü yeni yaklaşım ;iklim değişikliğinin etkisinin azaltılması için denizlerin en az %30’nun koruma altına alınmasını gerektiriyor.
Pekiyi bu nasıl sağlanacak ve bunu kim denetleyecek veya bütün ülkeler bunu kabul edecek mi? Bu konuda ki çalışmalar sürüyor. Koruma alanları için okyanusların %64’ünü oluşturan açık denizler hedefte. Zaten açık denizlerin korunması ve yönetilmesi için mevcut Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin dışında yeni bir uluslararası sözleşme yapılması için düğmeye basıldı bile. Açık denizler şimdilik adeta kimsesiz ve sahipsiz durumda ve bu durum bizim de içinde bulunduğumuz canlılar alemi için açık bir tehdittir. Dolayısıyla küresel anlamda yeni bir yönetim, koruma ve sürdürülebilirlik sözleşmesine ihtiyacımız bulunuyor. Bunu sağlayabilirsek iklim değişikliğinin biyosfere dolayısıyla okyanus ve denizlere olan etkisini azaltılması için daha ümitli olabiliriz.
Prof. Bayram Öztürk
Türk Deniz Araştırmaları Vakfı
Bu yazı HBT’nin 182. sayısında yayınlanmıştır.
