<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gezegenimiz arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/k/haberler/surdurulebilirlik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/k/haberler/surdurulebilirlik</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 20 Mar 2026 10:32:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Doğa aklı nasıl çalışıyor? Bize ne öğretiyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/doga-akli-nasil-calisiyor-bize-ne-ogretiyor</link>
					<comments>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/doga-akli-nasil-calisiyor-bize-ne-ogretiyor?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 10:32:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=33464</guid>

					<description><![CDATA[<p>İbrahim Ortaş / Çukurova Üniversitesi / iortas@cu.edu.tr Ekosistem aklı: Doğanın bize bütüncül işleyişi üzerinden anlattıkları Prof. Dr. Ahmet Çınar hoca “Ekosistem Aklı, Monokültürden Dijital Monokültüre” paylaşımı ile ekoloji bilgisinin bilinmesinin önemini vurgulamış oldu. Yıllardır, bitki ekoloğu Prof. Dr. Cengiz Darıcı hocaya ekoloji konusunu anlaşılır bir şekilde yeniden yazmasını isterim. Asıl sorun ekoloji bilgisi ve biliminin yeterince geniş kesimlerce anlaşılmamasından kaynaklanıyor. Bilindiği gibi, dünyamızda yaşam formları kurulduğundan günümüze kadar ekosistem işleyişi bu şekilde devam etmektedir. Doğada bütün canlı sistemlerin yaşamda fonksiyonel işbirliği içinde işlevsel oldukları görülüyor. Ekosistemin parçaları, karşılıklı etkileşim ve işbirliği içinde varlıklarını sürdürerek gıda güvenliğini mümkün kılmaktadır. Aksi durumda sistem kilitleniyor ve bitkilerin besin elementlerinden yararlanması engellenmektedir. Toprak biliminde (diğer bilim alanlarında da) arkadaşlarımız tek tek bilim alanlarını öne çıkardıkları zaman, birtakım olgular zihnimde toprak biyokimyası ile toprak fiziği ve toprak kimyası arasında doğrudan ilişki olduğunu, birinin varlığının diğerinin varlığına bağlı olduğunu hissettirdi. Bu bağlamda artık toprağın bütün unsurlarının birlikte işlemesi durumunda toprak sağlığını ve buna bağlı olarak diğer canlıların sağlığını koruduğunu daha iyi görüyoruz. Diğer bir ifadeyle, ekosistemin her bir bileşeni ancak bütünsel yapı içerisinde işlevsel ve anlamlı hâle gelmektedir. Yoksa bir anlam ifade etmez ki doğada anlamsız bir şey de yoktur. Ekosistem bütünlüğünü anladıkça görüyoruz ki doğada çoklu işleyiş, karşılıklı bağımlılık ve fonksiyonel işbirliği uzun zamandır devam etmektedir. Parça-bütün ekseninde bakınca, doğanın tam bir ekosistem mühendisliği içinde işlediği görülmektedir. Monokültür Değil, Pelikültür İşleyişini Hayatın Her Alanında Yaşatmak Gerekir Ahmet Çınar hoca, yazısında “1970’li yıllarda Çukurova’da ova neredeyse tamamen pamukla kaplıydı. 1974’te bir zararlı beyazsinek (Bemisia tabaci) salgını çıktı. Sinekler bulut gibi gökyüzünü kaplıyordu. Bir sezonda 18–19 ilaçlama yapılıyordu. Bu üç dört yıl sürdü. Sorun ilaç eksikliği değildi. Sorun sistemin kırılgan olmasıydı. Çözüm kimyada değil, yapıda bulundu. Polikültüre geçildi,” diyor. Ahmet Hoca&#8217;nın verdiği örnek bir dönem bereketli Çukurova topraklarında akaltın, pamuğun bölgede yetiştirilmeyeceği kaygısı çiftçileri ve ekonomi çevrelerini tedirgin etmişti. Beyazsinek mücadelesi içinde öğrenilen bilgi ve fark etme olgusu ekosistem bilincimizin gelişmesine önemli katkı yapmıştı. İnsanlığın ilk kültürel dönüşümü olan tarım ve sonrasında evirildiği endüstriyel, şimdi de dijital tarım teknikleri beklentisi ağırlıklı olarak verim artışı eksenine oturuldu. İnsanın tarım yapmasıyla birlikte başlayan verim ve daha çok üretim anlayışı sonunda, doğal yapı doğanın aleyhine bozuldu. Zaman içinde teknolojideki gelişmeler ile insanın kontrolünün artması ile doğanın bozunumu artık günümüzde taşınamaz duruma geldi. Günümüze kadar küresel tarım şirketleri, halen ABD’deki geniş tarım alanlarında uyguladıkları yüksek verim ve kârlılık için pestisit, inseksit, kimyasal gübre kullanımını savunmaktadırlar. Ekolojinin bozulması, çevre sağlığı ve gıdanın güvenliği ve güvencesi kavramları hiç akla gelmiyor. Artık her şeyde olduğu gibi tarımsal üretim ve sunumunda, küresel şirketler tek yönlü ekim, dikim ve kimyasal kullanımını en yüksek düzeyde sürdürüyor. Çok ciddi reklam ve güvenceler ve de kamusal desteklerle kimyasalları artan miktarda satmaya devam etmektedirler. Ancak nafile, çünkü artık doğa taşıyamaz, durma gelmiştir. Bilim kuruluşları, çiftçiler ve duyarlı kesimler doğayı korumak ve kimyasal girdilere dayalı iflas etmiş sisteme dur demeleri gerekir. Yoksa doğanın kendini yenileme ve dengeleme kapasitesi ciddi biçimde zayıflamıştır ve bozulan dengeyi onarmaya gidecek yeteneklerini kaybediyorlar. Biyolojinin Yasaları Süreklilik İçinde Devam Etmektedir, Kaosu Sevmez Doğada bozulan toprağın ve bitkinin biyolojisidir. Biyoloji kaosu ve düzensizliği sevmez. Milyonlarca yıllık bir genetik sürdürülebilirlik ve işleyişi bulunmaktadır. Bu işleyişin kendi iç ve dış dinamikleri bütüncül bir yapı içinde işlemektedir. Dışarıdan yapılacak her girdiye karşın bir tepki geliştirmektedir. Bu tepkiler kimyasal denge esasına göre işlemektedir. Denge eksenli sürdürülebilirlik bozulduğu zaman, yoğunluk uygulayan taraf hep daha baskın çıkacaktır. Bu bağlamda önce her canlı yapının her yönüyle doğasını ve işleyişini anlamak gerekir. Halen bilmediğimiz biyoçeşitliliğin unsurlarına tek taraflı olarak uyguladığımız doğanın işleyişine uygun olmayan girdiler ne yazık ki biyoçeşitliliği önemli ölçüde zayıflattı. Bereket, halen ekolojinin var olan unsurları ile bulunduğu ortamda yapıyı onarmaya çalışıyorlar, ancak bizim yoğun girdi ve müdahalelerimiz yer yer baskın geliyor. Tarımda tek yönlü verim eksenli müdahalelerin yaratacağı tahribat, aynı şekilde zincirleme olarak ekonomik-sosyal alanlarda çeşitliliğin daraltmasına neden olacağından, sonunda canlıların kendi ekolojilerine uygun alanlara göç etmesine neden olur. Örneğin, iklim değişimleri sonucunda yaşanan insan ve diğer canlıların göçleri gösterilebilir. Doğa Ortak Akıldan Yana Çalışmaktadır Yalnızca doğada değil, sosyal yaşamda da bu müdahale bugün siyasi, sosyal ve ekonomik monopol durumunu oluşturmuş, polikültürün/çeşitliliğin ne yazık ki artık etkisini kaybetmektedir. Doğanın bu gerçekçiliğini dikkate alarak, polikültürün zayıflaması yalnızca doğada, tarlada ve toprakta değil, sosyal hayata, düşüncede de tek sesliliğe yol açacaktır. İnsanın tarımsal faaliyetleri ve sonrasında oluşan üretim artışı ve ticarete, siyasete ve yönetim organizasyonlarında monopolleşmesi ile tek taraflı müdahaleleri ile ortama hâkim olma anlayışı, o toplumları geliştirmemiş, tersinden, bağımlı yapmıştır. Oysa ekosistem aklı, doğada nasıl sağlıklı işleyiş gerektiriyorsa, sosyal hayattada çoklu ortak akla önem verilmesi toplumların esenliği için önemlidir. Oysa ekosistem aklı, tam da doğanın işleyişine kulak verilmesini işaret ediyor. Ekolojik aklı bize çoklu akılların birlikte çalışmasını gösteriyor. Ekoloji Okuryazarlığı Önemsenmeli Bu bağlamda Prof. Darıcı Hoca hep “Doğadaki canlılar arasında her zaman sinerjetik ve antagonistik etkilerle birbirlerinin varlığını da kontrol edebiliyorlar” der. Aynı ekosistemde çoğu bitki aynı ekolojik toleransa sahiplerse, yan yana, birinin varlığı bir başkasının çoğalmasına ve gelişmesine yol açıyor, ekolojik sınır toleransına göre bazen bir diğerini engelliyor ve bu durumda ekolojik dengeyi sağlayan kadar devam ediyor. Bazen aynı ortamda bitkiler çok fazla çoğalır ve gelişirlerse, güneşten ve besin elementlerinden yararlanmak için kendi kendilerini de sınırlayabiliyorlar. Böylece sürdürülebilir mekânın dengesini sağlamaya çalışıyorlar. Ekolojinin aklı burada hem ekonomik hem de ekolojik dengeyi korumak için ekolojik işleyişe göre yönetilmeyi gerektiriyor. İşin aslı, belirttiğiniz gibi, bütün bilimlerin mekanizması tekçi değil, çoklu işleyişten geçiyor. Ekosistem akıl, doğanın ve yaşamın sürdürülebilirliği için kaçınılmaz bir zorunluluk. Hayatın her alanında tek akıl değil, çoklu akılların birlikte sürece katkıda bulunma durumu üzerinde durmamız gerekir. Biyoçeşitlilik ve peliküldür bilgisi, bilinci olmadan sürdürülebilirlik kelimesi yalnızca bir slogandan öteye gidemez. Biyoçeşitlilik okuryazarlığı olmadan ekolojik akıl devreye girmezse, korkarım, daha başımıza çok sorun açarız. İlgi duyanlar, karıncaları, arıları ve diğer toprak canlılarını gözlemelerini öneririm. Ekolojik akıl, acil olarak ekosistem yaşını sürdürülebilir kılmak için gerektiriliyor. Eğitim sistemine ciddi bir biyoçeşitlilik-ekoloji okuryazarlığı dersi kazandırılmalı. Hem de, hemen şimdi. Ben de toprak ekosisteminin öğrettikleri üzerinden, araştırma konularımı, son yıllarda onarıcı ekosistem mühendisliği eksenli toprak çalışmaları yürütüyorum. Prof. Dr. Tuncay Tükel hocamız, ekosistem mühendisliği kitabı ile canlıların doğaya ortak tutumla ne denli katkılar sunduğunu belirtiyor. Bu arada, liyakat sahibi hocaların gözlemlere dayalı tecrübeleri, bilgi birikimleri ve öğretileri bilginin kümülatif etkisinin önemini göstermektedir. Bu bağlamda üniversitelerde bilimsel yöntem sahibi insanların bulunmasının önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Bilgi ve tecrübeye saygı ile. İbrahim Ortaş / Çukurova Üniversitesi / iortas@cu.edu.tr</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/doga-akli-nasil-calisiyor-bize-ne-ogretiyor">Doğa aklı nasıl çalışıyor? Bize ne öğretiyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><strong><span class="s1">İbrahim Ortaş / Çukurova Üniversitesi /<span class="Apple-converted-space"> </span><a href="mailto:iortas@cu.edu.tr">iortas@cu.edu.tr</a></span></strong></p>
<p class="p1"><strong><span class="s1">Ekosistem aklı: Doğanın bize bütüncül işleyişi ü</span></strong><strong><span class="s1">zerinden anlattıkları</span></strong></p>
<p class="p1"><span class="s1">Prof. Dr. Ahmet Çınar hoca “Ekosistem Aklı, Monokültürden Dijital Monokültüre” paylaşımı ile ekoloji bilgisinin bilinmesinin önemini vurgulamış oldu. Yıllardır, bitki ekoloğu Prof. Dr. Cengiz Darıcı hocaya ekoloji konusunu anlaşılır bir şekilde yeniden yazmasını isterim. Asıl sorun ekoloji bilgisi ve biliminin yeterince geniş kesimlerce anlaşılmamasından kaynaklanıyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bilindiği gibi, dünyamızda yaşam formları kurulduğundan günümüze kadar ekosistem işleyişi bu şekilde devam etmektedir. Doğada bütün canlı sistemlerin yaşamda fonksiyonel işbirliği içinde işlevsel oldukları görülüyor. Ekosistemin parçaları, karşılıklı etkileşim ve işbirliği içinde varlıklarını sürdürerek gıda güvenliğini mümkün kılmaktadır. Aksi durumda sistem kilitleniyor ve bitkilerin besin elementlerinden yararlanması engellenmektedir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Toprak biliminde (diğer bilim alanlarında da) arkadaşlarımız tek tek bilim alanlarını öne çıkardıkları zaman, birtakım olgular zihnimde toprak biyokimyası ile toprak fiziği ve toprak kimyası arasında doğrudan ilişki olduğunu, birinin varlığının diğerinin varlığına bağlı olduğunu hissettirdi. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu bağlamda artık toprağın bütün unsurlarının birlikte işlemesi durumunda toprak sağlığını ve buna bağlı olarak diğer canlıların sağlığını koruduğunu daha iyi görüyoruz. Diğer bir ifadeyle, ekosistemin her bir bileşeni ancak bütünsel yapı içerisinde işlevsel ve anlamlı hâle gelmektedir. Yoksa bir anlam ifade etmez ki doğada anlamsız bir şey de yoktur. Ekosistem bütünlüğünü anladıkça görüyoruz ki doğada çoklu işleyiş, karşılıklı bağımlılık ve fonksiyonel işbirliği uzun zamandır devam etmektedir. Parça-bütün ekseninde bakınca, doğanın tam bir ekosistem mühendisliği içinde işlediği görülmektedir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><strong>Monokültür Değil, Pelikültür İşleyişini Hayatın Her Alanında Yaşatmak Gerekir</strong></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ahmet Çınar hoca, yazısında “1970’li yıllarda Çukurova’da ova neredeyse tamamen pamukla kaplıydı. 1974’te bir zararlı beyazsinek (Bemisia tabaci) salgını çıktı. Sinekler bulut gibi gökyüzünü kaplıyordu. Bir sezonda 18–19 ilaçlama yapılıyordu. Bu üç dört yıl sürdü. Sorun ilaç eksikliği değildi. Sorun sistemin kırılgan olmasıydı. Çözüm kimyada değil, yapıda bulundu. Polikültüre geçildi,” diyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ahmet Hoca&#8217;nın verdiği örnek bir dönem bereketli Çukurova topraklarında akaltın, pamuğun bölgede yetiştirilmeyeceği kaygısı çiftçileri ve ekonomi çevrelerini tedirgin etmişti. Beyazsinek mücadelesi içinde öğrenilen bilgi ve fark etme olgusu ekosistem bilincimizin gelişmesine önemli katkı yapmıştı. İnsanlığın ilk kültürel dönüşümü olan tarım ve sonrasında evirildiği endüstriyel, şimdi de dijital tarım teknikleri beklentisi ağırlıklı olarak verim artışı eksenine oturuldu. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İnsanın tarım yapmasıyla birlikte başlayan verim ve daha çok üretim anlayışı sonunda, doğal yapı doğanın aleyhine bozuldu. Zaman içinde teknolojideki gelişmeler ile insanın kontrolünün artması ile doğanın bozunumu artık günümüzde taşınamaz duruma geldi. Günümüze kadar küresel tarım şirketleri, halen ABD’deki geniş tarım alanlarında uyguladıkları yüksek verim ve kârlılık için pestisit, inseksit, kimyasal gübre kullanımını savunmaktadırlar. Ekolojinin bozulması, çevre sağlığı ve gıdanın güvenliği ve güvencesi kavramları hiç akla gelmiyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Artık her şeyde olduğu gibi tarımsal üretim ve sunumunda, küresel şirketler tek yönlü ekim, dikim ve kimyasal kullanımını en yüksek düzeyde sürdürüyor. Çok ciddi reklam ve güvenceler ve de kamusal desteklerle kimyasalları artan miktarda satmaya devam etmektedirler. Ancak nafile, çünkü artık doğa taşıyamaz, durma gelmiştir. Bilim kuruluşları, çiftçiler ve duyarlı kesimler doğayı korumak ve kimyasal girdilere dayalı iflas etmiş sisteme dur demeleri gerekir. Yoksa doğanın kendini yenileme ve dengeleme kapasitesi ciddi biçimde zayıflamıştır ve bozulan dengeyi onarmaya gidecek yeteneklerini kaybediyorlar. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><strong>Biyolojinin Yasaları Süreklilik İçinde Devam Etmektedir, Kaosu Sevmez</strong> </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Doğada bozulan toprağın ve bitkinin biyolojisidir. Biyoloji kaosu ve düzensizliği sevmez. Milyonlarca yıllık bir genetik sürdürülebilirlik ve işleyişi bulunmaktadır. Bu işleyişin kendi iç ve dış dinamikleri bütüncül bir yapı içinde işlemektedir. Dışarıdan yapılacak her girdiye karşın bir tepki geliştirmektedir. Bu tepkiler kimyasal denge esasına göre işlemektedir. Denge eksenli sürdürülebilirlik bozulduğu zaman, yoğunluk uygulayan taraf hep daha baskın çıkacaktır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu bağlamda önce her canlı yapının her yönüyle doğasını ve işleyişini anlamak gerekir. Halen bilmediğimiz biyoçeşitliliğin unsurlarına tek taraflı olarak uyguladığımız doğanın işleyişine uygun olmayan girdiler ne yazık ki biyoçeşitliliği önemli ölçüde zayıflattı. Bereket, halen ekolojinin var olan unsurları ile bulunduğu ortamda yapıyı onarmaya çalışıyorlar, ancak bizim yoğun girdi ve müdahalelerimiz yer yer baskın geliyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Tarımda tek yönlü verim eksenli müdahalelerin yaratacağı tahribat, aynı şekilde zincirleme olarak ekonomik-sosyal alanlarda çeşitliliğin daraltmasına neden olacağından, sonunda canlıların kendi ekolojilerine uygun alanlara göç etmesine neden olur. Örneğin, iklim değişimleri sonucunda yaşanan insan ve diğer canlıların göçleri gösterilebilir. </span></p>
<p class="p1"><strong><span class="s1">Doğa Ortak Akıldan Yana Çalışmaktadır</span></strong></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yalnızca doğada değil, sosyal yaşamda da bu müdahale bugün siyasi, sosyal ve ekonomik monopol durumunu oluşturmuş, polikültürün/çeşitliliğin ne yazık ki artık etkisini kaybetmektedir. Doğanın bu gerçekçiliğini dikkate alarak, polikültürün zayıflaması yalnızca doğada, tarlada ve toprakta değil, sosyal hayata, düşüncede de tek sesliliğe yol açacaktır. İnsanın tarımsal faaliyetleri ve sonrasında oluşan üretim artışı ve ticarete, siyasete ve yönetim organizasyonlarında monopolleşmesi ile tek taraflı müdahaleleri ile ortama hâkim olma anlayışı, o toplumları geliştirmemiş, tersinden, bağımlı yapmıştır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Oysa ekosistem aklı, doğada nasıl sağlıklı işleyiş gerektiriyorsa, sosyal hayattada çoklu ortak akla önem verilmesi toplumların esenliği için önemlidir. Oysa ekosistem aklı, tam da doğanın işleyişine kulak verilmesini işaret ediyor. Ekolojik aklı bize çoklu akılların birlikte çalışmasını gösteriyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><strong>Ekoloji Okuryazarlığı Önemsenmeli</strong> </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu bağlamda Prof. Darıcı Hoca hep “Doğadaki canlılar arasında her zaman sinerjetik ve antagonistik etkilerle birbirlerinin varlığını da kontrol edebiliyorlar” der. Aynı ekosistemde çoğu bitki aynı ekolojik toleransa sahiplerse, yan yana, birinin varlığı bir başkasının çoğalmasına ve gelişmesine yol açıyor, ekolojik sınır toleransına göre bazen bir diğerini engelliyor ve bu durumda ekolojik dengeyi sağlayan kadar devam ediyor. Bazen aynı ortamda bitkiler çok fazla çoğalır ve gelişirlerse, güneşten ve besin elementlerinden yararlanmak için kendi kendilerini de sınırlayabiliyorlar. Böylece sürdürülebilir mekânın dengesini sağlamaya çalışıyorlar. Ekolojinin aklı burada hem ekonomik hem de ekolojik dengeyi korumak için ekolojik işleyişe göre yönetilmeyi gerektiriyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İşin aslı, belirttiğiniz gibi, bütün bilimlerin mekanizması tekçi değil, çoklu işleyişten geçiyor. Ekosistem akıl, doğanın ve yaşamın sürdürülebilirliği için kaçınılmaz bir zorunluluk. Hayatın her alanında tek akıl değil, çoklu akılların birlikte sürece katkıda bulunma durumu üzerinde durmamız gerekir. Biyoçeşitlilik ve peliküldür bilgisi, bilinci olmadan sürdürülebilirlik kelimesi yalnızca bir slogandan öteye gidemez. Biyoçeşitlilik okuryazarlığı olmadan ekolojik akıl devreye girmezse, korkarım, daha başımıza çok sorun açarız. İlgi duyanlar, karıncaları, arıları ve diğer toprak canlılarını gözlemelerini öneririm. Ekolojik akıl, acil olarak ekosistem yaşını sürdürülebilir kılmak için gerektiriliyor. Eğitim sistemine ciddi bir biyoçeşitlilik-ekoloji okuryazarlığı dersi kazandırılmalı. Hem de, hemen şimdi. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ben de toprak ekosisteminin öğrettikleri üzerinden, araştırma konularımı, son yıllarda onarıcı ekosistem mühendisliği eksenli toprak çalışmaları yürütüyorum. Prof. Dr. Tuncay Tükel hocamız, ekosistem mühendisliği kitabı ile canlıların doğaya ortak tutumla ne denli katkılar sunduğunu belirtiyor. Bu arada, liyakat sahibi hocaların gözlemlere dayalı tecrübeleri, bilgi birikimleri ve öğretileri bilginin kümülatif etkisinin önemini göstermektedir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu bağlamda üniversitelerde bilimsel yöntem sahibi insanların bulunmasının önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Bilgi ve tecrübeye saygı ile.</span></p>
<p><strong><span class="s1">İbrahim Ortaş / Çukurova Üniversitesi / <a href="mailto:iortas@cu.edu.tr">iortas@cu.edu.tr</a></span></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/doga-akli-nasil-calisiyor-bize-ne-ogretiyor">Doğa aklı nasıl çalışıyor? Bize ne öğretiyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/doga-akli-nasil-calisiyor-bize-ne-ogretiyor/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">33464</post-id>	</item>
		<item>
		<title>2025’te iklim ve doğa için 7 kritik kazanım</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/2025te-iklim-ve-doga-icin-7-kritik-kazanim</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 11:00:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=33256</guid>

					<description><![CDATA[<p>2025 çevre açısından iyi bir yıl olmadı. Küresel sera gazı salımları artmaya devam etti, biyolojik çeşitlilik kaybı sürdü. Ama bu karanlık tablonun içinde, gözden kaçan ama gerçek sonuçlar üreten gelişmeler de yaşandı. Temiz enerji, orman koruma, okyanus yönetimi ve yerli halkların hakları alanında atılan bazı adımlar, iklim kriziyle mücadelenin hâlâ geri döndürülemez bir yenilgiye dönüşmediğini gösteriyor. İşte 2025’te kayda geçen, ama çoğu zaman manşetlere girmeyen 7 kritik eşik. 1.Yenilenebilir enerji fosil yakıtları geçmeye başladı 2025’te rüzgâr, güneş ve diğer yenilenebilir kaynaklar küresel ölçekte ilk kez kömürü geçerek dünyanın en büyük elektrik üretim kaynağı haline geldi. Bu dönüşümün motoru açık ara Çin. Çin hem devasa ölçekte güneş ve rüzgâr santralleri kuruyor, hem de temiz enerji teknolojilerinin üretim ve ihracatında dünyayı domine ediyor. Bu sayede 2025’te Çin’in CO2 salımları ilk kez düşüşe geçti. Carbon Brief analizleri, Çin’in emisyonlarının zirveye ulaşıp düşüşe geçmiş olabileceğine işaret ediyor. Bu önemli çünkü Çin, küresel emisyonların yaklaşık üçte birinden sorumlu. Eğer Çin’de kalıcı bir düşüş başlıyorsa, küresel fosil yakıt kullanımında da bir zirve ve gerileme ihtimali doğuyor. Ember düşünce kuruluşuna göre, bugün yaşanan temiz enerji patlaması bu ihtimali ilk kez gerçekçi kılıyor ama hâlâ iklimi güvenli sınırlar içinde tutmaya yetmiyor. 2.Açık denizler ilk kez gerçek korumaya giriyor Dünya okyanuslarının üçte ikisini oluşturan açık denizler bugüne kadar neredeyse tamamen hukuki boşluk içindeydi. 2025’te bu durum değişti. 2023’te imzalanan Açık Denizler Antlaşması, yeterli sayıda ülke tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi. Anlaşma, açık denizlerin %30’unun Deniz Koruma Alanı ilan edilmesini öngörüyor. Bu, sanayi balıkçılığı, madencilik ve biyolojik yağma karşısında gezegenin en büyük ekosisteminin ilk kez gerçek bir hukuki koruma şemsiyesi altına girmesi demek. 3.Amazon’da ormansızlaşma tersine dönüyor Brezilya’da Amazon ormanlarındaki ağaç kaybı 2025’te %11 azalarak son 11 yılın en düşük seviyesine indi. Bağımsız ölçümler bu düşüşün bazı dönemlerde %40’ın üzerine çıktığını gösteriyor. Bu düşüş tek başına yeterli değil ama önemli: Ormansızlaşma, küresel karbon salımlarının yaklaşık %10’undan sorumlu. Amazon’un yavaşlaması, iklim sistemi üzerindeki baskıyı doğrudan azaltıyor. Brezilya ayrıca, ormanı korumayı ekonomik olarak daha cazip hâle getirmeyi amaçlayan yeni bir fon mekanizması (TFFF) kurdu. Henüz hedeflenen 125 milyar doların çok uzağında ama yaklaşım önemli: ormanları kesmemek için para ödemek. 4.İklim için uluslararası dava yolu açıldı Uluslararası Adalet Divanı, ülkelerin birbirlerini iklim değişikliği nedeniyle dava edebilmesinin önünü açan tarihi bir görüş yayımladı. Bu karar bağlayıcı değil ama güçlü bir emsal oluşturuyor. Özellikle ada devletleri ve iklimden en fazla zarar gören ülkeler için, büyük kirleticileri hukuki baskı altına alma ihtimali artık teorik değil. Bu, iklim krizinin yalnızca siyasi değil, hukuki bir meseleye dönüşmesi açısından kritik bir eşik. 5.Bazı türler gerçekten geri dönüyor Koruma politikalarının işe yarayabildiğini gösteren somut örnekler var: Yeşil deniz kaplumbağaları onlarca yıllık koruma çabalarının ardından “nesli tehlikede” kategorisinden çıkarıldı. Florida’da bu yıl rekor sayıda deniz kaplumbağası yuvası görüldü. Hindistan’daki kaplan nüfusu 10 yılda iki katına çıkarak 3.600’ü geçti. Bunlar, doğru politika ve uzun vadeli korumanın, büyük yırtıcıları ve kırılgan türleri bile kurtarabildiğini gösteriyor. 6.Yerli halklar nihayet masaya oturdu 2025’te Birleşmiş Milletler, yerli halkları doğa koruma kararlarında resmî aktör olarak tanıdı. COP30’da tarihin en büyük yerli delegasyonu vardı. Bu önemli çünkü dünya üzerindeki en iyi korunmuş ekosistemlerin önemli bir bölümü, yerli toplulukların yaşadığı alanlarda bulunuyor. Bilim bunu yıllardır söylüyordu; şimdi diplomasi de kabul etmek zorunda kaldı. 7.Bir nehir geri kazanıldı Kaliforniya’daki Klamath Nehri üzerindeki dört barajın kaldırılmasından sadece bir yıl sonra, somon balıkları onlarca yıldır ulaşamadıkları üreme alanlarına geri döndü. Bu, büyük ölçekli ekosistem onarımının gerçekten mümkün olduğunu gösteren nadir ama çok güçlü bir örnek. Sonuç 2025, iklim krizi açısından bir “dönüş yılı” değildi ama küçük adımlar atıldı. Yenilenebilir enerjinin yükselişi, ormanların yavaşlaması, okyanusların korunması ve hukukun devreye girmesi… Bunlar bir araya geldiğinde, insanlığın hâlâ frene basabildiğini gösteriyor. Kaynak: BBC</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/2025te-iklim-ve-doga-icin-7-kritik-kazanim">2025’te iklim ve doğa için 7 kritik kazanım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1">2025 çevre açısından iyi bir yıl olmadı. Küresel sera gazı salımları artmaya devam etti, biyolojik çeşitlilik kaybı sürdü. Ama bu karanlık tablonun içinde, gözden kaçan ama gerçek sonuçlar üreten gelişmeler de yaşandı. Temiz enerji, orman koruma, okyanus yönetimi ve yerli halkların hakları alanında atılan bazı adımlar, iklim kriziyle mücadelenin hâlâ geri döndürülemez bir yenilgiye dönüşmediğini gösteriyor.</p>
<p class="p1">İşte 2025’te kayda geçen, ama çoğu zaman manşetlere girmeyen <strong>7 kritik eşik.</strong></p>
<p class="p1"><strong>1.Yenilenebilir enerji fosil yakıtları geçmeye başladı</strong></p>
<p class="p1">2025’te rüzgâr, güneş ve diğer yenilenebilir kaynaklar küresel ölçekte ilk kez kömürü geçerek dünyanın en büyük elektrik üretim kaynağı haline geldi. Bu dönüşümün motoru açık ara Çin.</p>
<p class="p1">Çin hem devasa ölçekte güneş ve rüzgâr santralleri kuruyor, hem de temiz enerji teknolojilerinin üretim ve ihracatında dünyayı domine ediyor. Bu sayede 2025’te Çin’in CO2 salımları ilk kez düşüşe geçti. <a href="https://www.carbonbrief.org/analysis-clean-energy-just-put-chinas-co2-emissions-into-reverse-for-first-time/">Carbon Brief analizleri</a>, Çin’in emisyonlarının zirveye ulaşıp düşüşe geçmiş olabileceğine işaret ediyor.</p>
<p class="p1">Bu önemli çünkü Çin, küresel emisyonların yaklaşık üçte birinden sorumlu. Eğer Çin’de kalıcı bir düşüş başlıyorsa, küresel fosil yakıt kullanımında da bir zirve ve gerileme ihtimali doğuyor. <a href="https://ember-energy.org/latest-insights/china-energy-transition-review-2025/">Ember düşünce kuruluşuna göre</a>, bugün yaşanan temiz enerji patlaması bu ihtimali ilk kez gerçekçi kılıyor ama hâlâ iklimi güvenli sınırlar içinde tutmaya yetmiyor.</p>
<p class="p1"><strong>2.Açık denizler ilk kez gerçek korumaya giriyor</strong></p>
<p class="p1">Dünya okyanuslarının üçte ikisini oluşturan açık denizler bugüne kadar neredeyse tamamen hukuki boşluk içindeydi. 2025’te bu durum değişti.</p>
<p class="p1"><a href="https://www.bbc.com/news/science-environment-64839763">2023’te imzalanan Açık Denizler Antlaşması</a>, yeterli sayıda ülke tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi. Anlaşma, açık denizlerin %30’unun Deniz Koruma Alanı ilan edilmesini öngörüyor. Bu, sanayi balıkçılığı, madencilik ve biyolojik yağma karşısında gezegenin en büyük ekosisteminin ilk kez gerçek bir hukuki koruma şemsiyesi altına girmesi demek.</p>
<p class="p1"><strong>3.Amazon’da ormansızlaşma tersine dönüyor</strong></p>
<p class="p1">Brezilya’da Amazon ormanlarındaki ağaç kaybı 2025’te %11 azalarak son 11 yılın en düşük seviyesine indi. Bağımsız ölçümler bu düşüşün bazı dönemlerde %40’ın üzerine çıktığını gösteriyor.</p>
<p class="p1">Bu düşüş tek başına yeterli değil ama önemli: Ormansızlaşma, küresel karbon salımlarının yaklaşık %10’undan sorumlu. Amazon’un yavaşlaması, iklim sistemi üzerindeki baskıyı doğrudan azaltıyor.</p>
<p class="p1">Brezilya ayrıca, ormanı korumayı ekonomik olarak daha cazip hâle getirmeyi amaçlayan yeni bir fon mekanizması <a href="https://www.wri.org/insights/financing-nature-conservation-tropical-forest-forever-facility">(TFFF)</a> kurdu. Henüz hedeflenen 125 milyar doların çok uzağında ama yaklaşım önemli: ormanları kesmemek için para ödemek.</p>
<p class="p1"><strong>4.İklim için uluslararası dava yolu açıldı</strong></p>
<p class="p1">Uluslararası Adalet Divanı, ülkelerin birbirlerini iklim değişikliği nedeniyle dava edebilmesinin önünü açan <a href="https://www.bbc.com/news/articles/ce379k4v3pwo">tarihi bir görüş yayımladı.</a></p>
<p class="p1">Bu karar bağlayıcı değil ama güçlü bir emsal oluşturuyor. Özellikle ada devletleri ve iklimden en fazla zarar gören ülkeler için, büyük kirleticileri hukuki baskı altına alma ihtimali artık teorik değil.</p>
<p class="p1">Bu, iklim krizinin yalnızca siyasi değil, hukuki bir meseleye dönüşmesi açısından kritik bir eşik.</p>
<p class="p1"><strong>5.Bazı türler gerçekten geri dönüyor</strong></p>
<p class="p1">Koruma politikalarının işe yarayabildiğini gösteren somut örnekler var:</p>
<ul class="ul1">
<li class="li1"><a href="https://www.iucnredlist.org/fr/species/4615/285108125">Yeşil deniz kaplumbağaları</a> onlarca yıllık koruma çabalarının ardından “nesli tehlikede” kategorisinden çıkarıldı.</li>
<li class="li1">Florida’da bu yıl rekor sayıda <a href="https://discover.pbc.gov/erm/Lists/NewsReleases/NewsDispForm.aspx?ID=271&amp;ContentTypeId=0x010400891EA1D05824A54288A9E88E734B26F3#:~:text=for%20Leatherback%20Sea%20Turtles%E2%80%8B&amp;text=Because%20Leatherbacks%20are%20early%2Dseason,for%20leatherback%20sea%20turtle%20nesting!">deniz kaplumbağası yuvası görüldü.</a></li>
<li class="li1">Hindistan’daki <a href="https://www.bbc.com/news/articles/cly9d4n1rgmo">kaplan nüfusu</a> 10 yılda iki katına çıkarak 3.600’ü geçti.</li>
</ul>
<p class="p1">Bunlar, doğru politika ve uzun vadeli korumanın, büyük yırtıcıları ve kırılgan türleri bile kurtarabildiğini gösteriyor.</p>
<p class="p1"><strong>6.Yerli halklar nihayet masaya oturdu</strong></p>
<p class="p1">2025’te Birleşmiş Milletler, yerli halkları doğa koruma kararlarında resmî aktör olarak tanıdı. COP30’da <a href="https://docs.google.com/document/u/0/d/1R_mc1yjdaCV0B4HNcqYH7FYSrVya88vUFJuZ8sSgKq4/mobilebasic?usp=gmail&amp;pli=1">tarihin en büyük yerli delegasyonu</a> vardı.</p>
<p class="p1">Bu önemli çünkü dünya üzerindeki en iyi korunmuş ekosistemlerin önemli bir bölümü, yerli toplulukların yaşadığı alanlarda bulunuyor. Bilim bunu yıllardır söylüyordu; şimdi diplomasi de kabul etmek zorunda kaldı.</p>
<p class="p1"><strong>7.Bir nehir geri kazanıldı</strong></p>
<p class="p1">Kaliforniya’daki Klamath Nehri üzerindeki <a href="https://www.bbc.com/future/article/20240903-removing-the-klamath-river-dams-to-restore-the-river-what-happens-next">dört barajın kaldırılmasından</a> sadece bir yıl sonra, somon balıkları onlarca yıldır ulaşamadıkları üreme alanlarına geri döndü.</p>
<p class="p1">Bu, büyük ölçekli ekosistem onarımının gerçekten mümkün olduğunu gösteren nadir ama çok güçlü bir örnek.</p>
<p class="p1"><strong>Sonuç</strong></p>
<p class="p1">2025, iklim krizi açısından bir “dönüş yılı” değildi ama küçük adımlar atıldı. Yenilenebilir enerjinin yükselişi, ormanların yavaşlaması, okyanusların korunması ve hukukun devreye girmesi… Bunlar bir araya geldiğinde, insanlığın hâlâ frene basabildiğini gösteriyor.</p>
<p class="p1"><strong>Kaynak: <a href="https://www.bbc.co.uk/future/article/20251212-seven-quiet-wins-for-climate-and-nature-in-2025">BBC</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/2025te-iklim-ve-doga-icin-7-kritik-kazanim">2025’te iklim ve doğa için 7 kritik kazanım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">33256</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İran’ın görmezden gelinen susuzluk felaketi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/iranin-gormezden-gelinen-susuzluk-felaketi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 08:44:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=33172</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;nin alacağı çok ders var! İran, resmi açıklamalara göre son 60 yılın en kötü kuraklığını yaşıyor. Ama sahadaki tablo bunun da ötesinde! Bu sadece bir kuraklık değil, yanlış yönetimin, sürdürülemez tarım politikalarının, kontrolsüz yeraltı suyu tüketiminin ve iklim değişikliğinin birlikte yarattığı tarihsel bir çöküş. En çarpıcı olan ise, ülkenin 10 milyonu aşkın nüfusa sahip başkenti Tahran’ın, su kaynaklarının tükenmesi nedeniyle fiilen boşaltılmasının bile artık ihtimal dahilinde konuşuluyor olması. İran’da durum o kadar kritik ki Cumhurbaşkanı Mesud Pezeshkian, geçtiğimiz günlerde “Kuraklık bir ay daha sürerse Tahran’ı tahliye etmek zorunda kalacağız” sözünü açıkça sarf etti. Modern bir ülkenin başkentinin kuraklık nedeniyle taşınma ihtimali, sadece bölgesel değil küresel bir alarm sinyalidir. Sonuçta su karneye bağlandı Tahran’da. Barajlarda sular %5’e düştü Tahran’ı besleyen büyük barajların doluluk oranı yüzde 5 seviyesine geriledi. Bu rakam, bir şehrin musluklarına su sağlayamayacak kadar düşük bir seviyeyi ifade ediyor. Su Endüstrisi Sözcüsü İsa Bozorgzadeh’in “gece yarısından sabaha kadar su basıncını düşürme” açıklaması, gerçekte gizli su kesintilerinin haftalardır sürdüğünü doğruladı. Yerel medya, pek çok mahallede geceleri 5-6 saatlik kesintilerin rutin hale geldiğini bildiriyor. Tahran’ın “iki haftalık içme suyu rezervi kaldı” iddiası bir abartı değil; Al Jazeera’nın haberine göre bazı dönemlerde durum gerçekten bu sınıra kadar dayanmış. Yetkililerin günlerce süren sessizliği, halktaki güvensizliği daha da artırıyor. Su kesintilerinin gizlenmesi bir yönetim stratejisi değil, ancak bir krizin derinleşmesini perdelemekten ibaret. Yeraltı suyu tükeniyor, zemin çöküyor Belki de en dramatik gelişme, Tahran havzasındaki yeraltı sularının aşırı tüketim nedeniyle geri dönüşü olmayacak biçimde kaybolması. Bilim insanları, bölgenin yılda 300 milimetre çöktüğünü söylüyor. Bu, dünya literatüründe tehlike eşiği kabul edilen değerin tam 60 katı. Kent toprağının çökmesi; su borularını, yolları, metro hatlarını, binaları tehdit eden bir domino etkisi yaratıyor. Bu süreç, yeraltı akiferlerinin fiziksel olarak çöktüğü ve bir daha dolamayacağı anlamına geliyor. Yani zemin çökerken sadece şehir değil, su geleceği de çöküyor. Bulut hırsızlığı komploları ve yağmur duası Kuraklık sertleşince, halk arasında tuhaf iddialar yayılmaya başladı. Kimi İranlılar, komşu ülkelerin bulutları “çaldığını” iddia ediyor. İran’ın atmosferik su teknolojileri birimi bu teorileri bilimsel verilerle çürütmeye çalışsa da, yetkililerin “tüm ihtimaller tamamen dışlanamaz” gibi muğlak ifadeleri spekülasyonları daha da büyütüyor. Öte yandan Tahran Şehir Meclisi Başkanı’nın “yağmur duası” çağrısı, devletin çözüm konusundaki çaresizliğini sembolize eder nitelikte. Bir ülkede modern su yönetimi çöktüğünde, boşalan alanı doğaüstü beklentilerin doldurması kaçınılmaz oluyor. İklim krizi görmezden gelindikçe felaket büyüyor The Conversation’da yayımlanan analiz, İran’ın iklim krizini siyasi düzeyde görmezden geldiğini, bunun da krizin yönetilemez hale gelmesinde önemli bir payı olduğunu vurguluyor. Ülkenin iç bölgeleri yıllardır artan sıcaklıklar, şiddetli kum ve toz fırtınalarıyla mücadele ediyor. Bazı bölgelerde yerleşimler geçici olarak tahliye ediliyor, tarım alanlarının bir kısmı tamamen kullanılmaz hale geliyor. Bu tablo, sadece “az yağmur yağdı” diye açıklanabilecek bir durum değil. İran’ın su krizinin kökeninde uzun yıllara yayılan bir düşüncesizlik var: Aşırı baraj inşaatı nehirleri kuruttu, ekosistem döngülerini bozdu. Tarımda sürdürülemez ürün politikaları su kaynaklarını yedi bitirdi. 750 binden fazla kaçak kuyu yeraltı su sistemini paramparça etti. Şehirleşme baskısı su talebini her yıl artırdı. Enerji krizi nedeniyle kullanılan kirli yakıtlar havayı zehirledi ve sıcaklıkları daha da artırdı. Hamburg Teknik Üniversitesi’nden su uzmanı Nima Shokri, durumu şöyle özetliyor: “Bir kurum baraj yapıyor, diğeri tarım alanlarını genişletiyor, bir başkası su kesintisi çağrısı yapıyor. Koordinasyon yok.” İran’ın su krizi aynı zamanda bir yönetim krizi. Smog altındaki Tahran Enerji krizinin ortasında kalan İran, son aylarda temiz yakıta erişimde ciddi sorunlar yaşıyor. Bu nedenle termik santraller ağır fuel-oil gibi kirli yakıtlara yöneldi. Sonuç: Tahran’da görüş mesafesini düşüren, sağlığı tehdit eden yoğun bir smog tabakası. Hava kirliliği ile su kıtlığı birleşince, kent sakinlerinin yaşam kalitesi hızla düşüyor. Ekonomi yavaşlıyor, işyerleri kapanıyor, okullar tatil ediliyor. Tahran, hem susuzluğun hem zehirli hava kütlesinin arasında sıkışmış durumda. Kriz neden tehlikeli? Çünkü su krizi, yalnızca musluklardan su akmaması değildir. Bir ülkenin bütün sosyal, ekonomik, siyasi dengelerini altüst eder: Tarım çöker; gıda fiyatları yükselir. Kırsal bölgeler boşalır; büyük kentlere göç dalgaları oluşur. Su kesintileri protestoları tetikler. Enerji üretimi aksar; üretim tesisleri kapanır. Devlet kapasitesi sınanır; güvenlik riskleri artar. Tahran’ın taşınması fikri, aslında su krizinin İran’da nasıl bir ulusal güvenlik riskine dönüştüğünün göstergesidir. Çözüm: Zor, yavaş ve kaçınılmaz Bu krizden hızlı çıkış yolu yok. Yağmur duası ya da bulut tohumlaması, çökmüş bir su sistemini kurtarmaya yetmez. Gerekli olan, yıllara yayılan bir dönüşüm: Tarımda modern sulama teknikleri Su yoğun ürünlerden aşamalı çıkış Kaçak kuyuların tamamen kapatılması Yeraltı su havzalarının korunması Enerji altyapısının temiz kaynaklara geçmesi Kurumlar arası koordinasyon Şeffaf su yönetimi İran bunu yapmazsa, su kıtlığı giderek derinleşecek ve milyonlarca insanın yaşam koşullarını belirleyen kalıcı bir yıkım haline gelecektir. Son olarak: Tahran’ın susuzlukla boğuştuğu bu günler, sadece İran’ın değil tüm bölgenin geleceğine dair bir uyarı niteliğinde. İklim krizi, kötü yönetim ve aşırı tüketim birleştiğinde en büyük kentler bile ayakta kalamıyor. İran bugün bunun en sert örneğini yaşıyor. Ve sorulması gereken temel soru şu: Kuruyan yalnızca İran’ın su kaynakları mı, yoksa çözüm kapasitesi mi?</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/iranin-gormezden-gelinen-susuzluk-felaketi">İran’ın görmezden gelinen susuzluk felaketi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p3"><strong>Türkiye&#8217;nin alacağı çok ders var!</strong></p>
<p class="p4"><strong>İran, resmi açıklamalara göre son 60 yılın en kötü kuraklığını yaşıyor. Ama sahadaki tablo bunun da ötesinde!</strong></p>
<p class="p4"><strong>Bu sadece bir kuraklık değil, yanlış yönetimin, sürdürülemez tarım politikalarının, kontrolsüz yeraltı suyu tüketiminin ve iklim değişikliğinin birlikte yarattığı tarihsel bir çöküş. En çarpıcı olan ise, ülkenin 10 milyonu aşkın nüfusa sahip başkenti Tahran’ın, su kaynaklarının tükenmesi nedeniyle fiilen boşaltılmasının bile artık ihtimal dahilinde konuşuluyor olması.</strong></p>
<p class="p4">İran’da durum o kadar kritik ki Cumhurbaşkanı Mesud Pezeshkian, geçtiğimiz günlerde “Kuraklık bir ay daha sürerse Tahran’ı tahliye etmek zorunda kalacağız” sözünü açıkça sarf etti. Modern bir ülkenin başkentinin kuraklık nedeniyle taşınma ihtimali, sadece bölgesel değil küresel bir alarm sinyalidir.</p>
<p class="p4">Sonuçta su karneye bağlandı Tahran’da.</p>
<p class="p5"><strong>Barajlarda sular %5’e düştü</strong></p>
<p class="p4">Tahran’ı besleyen büyük barajların doluluk oranı yüzde 5 seviyesine geriledi. Bu rakam, bir şehrin musluklarına su sağlayamayacak kadar düşük bir seviyeyi ifade ediyor. Su Endüstrisi Sözcüsü İsa Bozorgzadeh’in “gece yarısından sabaha kadar su basıncını düşürme” açıklaması, gerçekte gizli su kesintilerinin haftalardır sürdüğünü doğruladı. Yerel medya, pek çok mahallede geceleri 5-6 saatlik kesintilerin rutin hale geldiğini bildiriyor.</p>
<p class="p4">Tahran’ın “iki haftalık içme suyu rezervi kaldı” iddiası bir abartı değil; Al Jazeera’nın haberine göre bazı dönemlerde durum gerçekten bu sınıra kadar dayanmış.</p>
<p class="p4">Yetkililerin günlerce süren sessizliği, halktaki güvensizliği daha da artırıyor. Su kesintilerinin gizlenmesi bir yönetim stratejisi değil, ancak bir krizin derinleşmesini perdelemekten ibaret.</p>
<p class="p5"><strong>Yeraltı suyu tükeniyor, zemin çöküyor</strong></p>
<p class="p4">Belki de en dramatik gelişme, Tahran havzasındaki yeraltı sularının aşırı tüketim nedeniyle geri dönüşü olmayacak biçimde kaybolması. Bilim insanları, bölgenin yılda <b>300 milimetre</b> çöktüğünü söylüyor. Bu, dünya literatüründe tehlike eşiği kabul edilen değerin tam <b>60 katı</b>.</p>
<p class="p4">Kent toprağının çökmesi; su borularını, yolları, metro hatlarını, binaları tehdit eden bir domino etkisi yaratıyor. Bu süreç, yeraltı akiferlerinin fiziksel olarak çöktüğü ve bir daha dolamayacağı anlamına geliyor. Yani zemin çökerken sadece şehir değil, su geleceği de çöküyor.</p>
<p class="p5"><strong>Bulut hırsızlığı komploları ve yağmur duası</strong></p>
<p class="p4">Kuraklık sertleşince, halk arasında tuhaf iddialar yayılmaya başladı. Kimi İranlılar, komşu ülkelerin bulutları “çaldığını” iddia ediyor. İran’ın atmosferik su teknolojileri birimi bu teorileri bilimsel verilerle çürütmeye çalışsa da, yetkililerin “tüm ihtimaller tamamen dışlanamaz” gibi muğlak ifadeleri spekülasyonları daha da büyütüyor.</p>
<p class="p4">Öte yandan Tahran Şehir Meclisi Başkanı’nın “yağmur duası” çağrısı, devletin çözüm konusundaki çaresizliğini sembolize eder nitelikte. Bir ülkede modern su yönetimi çöktüğünde, boşalan alanı doğaüstü beklentilerin doldurması kaçınılmaz oluyor.</p>
<p class="p5"><strong>İklim krizi görmezden gelindikçe felaket büyüyor</strong></p>
<p class="p4">The Conversation’da yayımlanan analiz, İran’ın iklim krizini siyasi düzeyde görmezden geldiğini, bunun da krizin yönetilemez hale gelmesinde önemli bir payı olduğunu vurguluyor. Ülkenin iç bölgeleri yıllardır artan sıcaklıklar, şiddetli kum ve toz fırtınalarıyla mücadele ediyor. Bazı bölgelerde yerleşimler geçici olarak tahliye ediliyor, tarım alanlarının bir kısmı tamamen kullanılmaz hale geliyor.</p>
<p class="p4">Bu tablo, sadece “az yağmur yağdı” diye açıklanabilecek bir durum değil. İran’ın su krizinin kökeninde uzun yıllara yayılan bir düşüncesizlik var:</p>
<ul class="ul1">
<li class="li4"><strong>Aşırı baraj inşaatı</strong> nehirleri kuruttu, ekosistem döngülerini bozdu.</li>
<li class="li4"><strong>Tarımda sürdürülemez ürün politikaları</strong> su kaynaklarını yedi bitirdi.</li>
<li class="li4"><strong>750 binden fazla kaçak kuyu </strong>yeraltı su sistemini paramparça etti.</li>
<li class="li4"><strong>Şehirleşme baskısı </strong>su talebini her yıl artırdı.</li>
<li class="li4"><strong>Enerji krizi </strong>nedeniyle kullanılan kirli yakıtlar havayı zehirledi ve sıcaklıkları daha da artırdı.</li>
</ul>
<p class="p4">Hamburg Teknik Üniversitesi’nden su uzmanı Nima Shokri, durumu şöyle özetliyor:<br />
<strong>“Bir kurum baraj yapıyor, diğeri tarım alanlarını genişletiyor, bir başkası su kesintisi çağrısı yapıyor. Koordinasyon yok.”</strong><b></b></p>
<p class="p4">İran’ın su krizi aynı zamanda bir yönetim krizi.</p>
<p class="p5"><strong>Smog altındaki Tahran</strong></p>
<p class="p4">Enerji krizinin ortasında kalan İran, son aylarda temiz yakıta erişimde ciddi sorunlar yaşıyor. Bu nedenle termik santraller ağır fuel-oil gibi kirli yakıtlara yöneldi. Sonuç: Tahran’da görüş mesafesini düşüren, sağlığı tehdit eden yoğun bir smog tabakası.</p>
<p class="p4">Hava kirliliği ile su kıtlığı birleşince, kent sakinlerinin yaşam kalitesi hızla düşüyor. Ekonomi yavaşlıyor, işyerleri kapanıyor, okullar tatil ediliyor. Tahran, hem susuzluğun hem zehirli hava kütlesinin arasında sıkışmış durumda.</p>
<p class="p5"><strong>Kriz neden tehlikeli?</strong></p>
<p class="p4">Çünkü su krizi, yalnızca musluklardan su akmaması değildir. Bir ülkenin bütün sosyal, ekonomik, siyasi dengelerini altüst eder:</p>
<ul class="ul1">
<li class="li4">Tarım çöker; gıda fiyatları yükselir.</li>
<li class="li4">Kırsal bölgeler boşalır; büyük kentlere göç dalgaları oluşur.</li>
<li class="li4">Su kesintileri protestoları tetikler.</li>
<li class="li4">Enerji üretimi aksar; üretim tesisleri kapanır.</li>
<li class="li4">Devlet kapasitesi sınanır; güvenlik riskleri artar.</li>
</ul>
<p class="p4">Tahran’ın taşınması fikri, aslında su krizinin İran’da nasıl bir ulusal güvenlik riskine dönüştüğünün göstergesidir.</p>
<p class="p5"><strong>Çözüm: Zor, yavaş ve kaçınılmaz</strong></p>
<p class="p4">Bu krizden hızlı çıkış yolu yok. Yağmur duası ya da bulut tohumlaması, çökmüş bir su sistemini kurtarmaya yetmez. Gerekli olan, yıllara yayılan bir dönüşüm:</p>
<ul class="ul1">
<li class="li4">Tarımda modern sulama teknikleri</li>
<li class="li4">Su yoğun ürünlerden aşamalı çıkış</li>
<li class="li4">Kaçak kuyuların tamamen kapatılması</li>
<li class="li4">Yeraltı su havzalarının korunması</li>
<li class="li4">Enerji altyapısının temiz kaynaklara geçmesi</li>
<li class="li4">Kurumlar arası koordinasyon</li>
<li class="li4">Şeffaf su yönetimi</li>
</ul>
<p class="p4">İran bunu yapmazsa, su kıtlığı giderek derinleşecek ve milyonlarca insanın yaşam koşullarını belirleyen kalıcı bir yıkım haline gelecektir.</p>
<p class="p5"><strong>Son olarak:</strong></p>
<p class="p4">Tahran’ın susuzlukla boğuştuğu bu günler, sadece İran’ın değil tüm bölgenin geleceğine dair bir uyarı niteliğinde. İklim krizi, kötü yönetim ve aşırı tüketim birleştiğinde en büyük kentler bile ayakta kalamıyor. İran bugün bunun en sert örneğini yaşıyor.</p>
<p class="p4">Ve sorulması gereken temel soru şu:<br />
<strong>Kuruyan yalnızca İran’ın su kaynakları mı, yoksa çözüm kapasitesi mi? </strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/iranin-gormezden-gelinen-susuzluk-felaketi">İran’ın görmezden gelinen susuzluk felaketi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">33172</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Büyük Proje: Denizlerin ormanı mercanlar koruma altına alınıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/buyuk-proje-denizlerin-ormani-mercanlar-koruma-altina-aliniyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Nov 2025 11:00:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=33070</guid>

					<description><![CDATA[<p>Denizlerimizde derinliklerinde pek çok canlı türüne ev sahipliği yapan siyah ve taş mercanlar, tehditlerle karşı karşıya. İş Bankası ve TÜDAV, ekosistemin binlerce yıllık sessiz tanıkları olan mercanları korumak amacıyla yeni bir proje başlattı. Türkiye denizlerinde yaşayan, pek çok canlı türüne ev sahipliği yapan siyah ve taş mercanlar deniz yaşamının devamlılığı açısından kritik bir rol üstleniyor. Ancak bu değerli canlılar, iklim değişikliği ve kirliliğin yanı sıra hedef dışı avcılık, süs eşyası olarak kullanım, akvaryumlarda sergilenme gibi insan kaynaklı tehditlerle de karşı karşıya. On binlerce yıldır denizlerin derinliklerinde yaşayan mercanlar denizlerin hafızası olarak biliniyor. Taş mercanlar, Mercan resiflerini oluşturan canlılardır resifler denizlerin ormanları sayılır… Resifler, deniz yaşamının %25&#8217;ine ev sahipliği yapar, binlerce balık ve deniz canlısı için barınak, üreme ve beslenme alanıdır, tıpkı deniz çayırları gibi çok sayıda omurgasız türü içerisinde barındırır. Derin deniz ekosistemlerinin iskeletini oluşturan, küçük canlılar için tutunma ve saklanma alanı sağlayan mercanlar, bazı türlerin biyolojik çeşitliliğinin korunmasında önemli bir yuva. Geçmişin taşıyıcıları Türk Deniz Araştırmaları Vakfı’nın (TÜDAV) araştırmalarına göre, mercanlar denizlerin karbon döngüsüne katkı sunuyor ve binlerce yıllık doğal birikimi de taşıyor. 2023’te denizleri ve deniz kaynaklarını korumak, ekolojik dengeye ve sürdürülebilirliğe destek olmak amacıyla “Denizlerin Geleceği: Deniz Çayırları&#8221; projesini başlatan Türkiye İş Bankası ve TÜDAV, bu projenin devamı niteliğinde, siyah ve taş mercan türlerinin habitat ve popülasyonlarını korumaya yönelik “Denizlerin Ormanları: Mercanlar” adlı yeni bir proje daha hayata geçirdi. Projenin amaçları “Dünya bizim, gelecek bizim” yaklaşımıyla yürütülen proje, Marmara Denizi ve Kuzey Ege’de, Marmara Adası, Gökçeada ve Bozcaada çevresinde bulunan endemik siyah mercan (Savalia savaglia) ve taş mercan (Cladocora caespitosa) türlerinin korunmasını hedefliyor. Üç yıl sürecek projeyle; Siyah mercan ve taş mercan popülasyonlarının bulunduğu alanların uzaktan kumandalı (ROV) ve taramalı sonar desteğiyle haritalandırılmasıyla bu türlerin yayılım alanları belirlenecek. İklim değişikliğinin bu türler üzerindeki etkileri yıllar içinde karşılaştırmalı olarak izlenecek. Ölü mercan örnekleri üzerinden yapılacak analizlerle iklimsel değişimlerin mercanlar üzerindeki etkileri kayıt altına alınacak. Mercanların doğal yaşam alanlarının korunmasına yönelik çalışmalar yürütülecek. Taş mercanlar gibi hayalet ağlar nedeniyle tehdit altında olan siyah mercanların yoğunlukla bulunduğu bölgelerde temizlik çalışmaları yapılacak. Trol avcılığının korallijen (mercan ekosistemleri) tür topluluklara verdiği zararların tespiti için envanter çalışması yürütülecek. Proje ile yasa dışı yollarla avlanan mercanların akvaryumlara satışının önüne geçilmesi için balıkçılarla iş birliği yapılarak farkındalık oluşturulacak. Proje ile ayrıca İstanbul, Tekirdağ, Çanakkale, Bursa ve Balıkesir&#8217;deki okullarda öğrencilere yönelik seminerler düzenlenmesi planlanıyor. Suat Sözen: “sorumluluk alıyoruz” İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Suat Sözen, “Denizlerin Ormanları; Mercanlar” projesinin Gökçeada’daki tanıtımında yaptığı konuşmada, deniz ekosistemi, gıda güvenliğinden iklim düzenlemesine, biyolojik çeşitlilikten ekonomik faaliyetlere kadar doğayla iç içe bir kalkınma ve ilerlemeyi sağlayan temel alanlardan biridir. Üç tarafı denizlerle çevrili ve bir iç denize sahip bir ülke olarak denizleri “korumayı kendimize görev ediniyor, dert ediyor, sorumluluk alıyoruz” dedi. Denizlere dair ilk çalışmalarının 2019’da destekledikleri ilk Türk Arktik Bilimsel Seferi ile başladığını belirten Sözen, “Bu sefer, hem ülkemiz için bir ilk oldu hem de iklim değişikliğiyle ilgili değerli veriler sağladı. Ayrıca, o seyahat sırasında insansız su altı planörü glider cihazı ile tanıştık. Müsilajın hayatımıza girmesinin ardından da ‘Deniz Kâşifi’ adını verdiğimiz glider’ı tüm bilim insanlarına veri sağlaması amacıyla ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nün kullanımına sunduk” dedi. Mercanlar: Dekor değil yaşam kaynağı… Sözen şunlara dikkat çekti: Bütün denizlere göre daha hızlı kirlenen ve daha fazla ısınan Marmara Denizi’nde müsilaj doğal bir sonuçtur, Marmara başta olmak üzere denizlerimizi korumaya yönelik bilimsel araştırmalara finansal çözümler geliştiriyoruz. Denizlerin Geleceği: Deniz Çayırları projesi, denizlerimizin iyileşmesine doğrudan katkıda bulunacak. Mercanların azalmasında, iklim değişikliği ve kirliliğin yanı sıra hedef dışı avcılık, süs eşyası olarak kullanım gibi unsurlar da etkili. Örneğin akvaryum endüstrisinde dekor olarak kullanılmak üzere bulundukları yerden sökülen mercanlar ölüyor. Bu mercanların denizde kalması ve canlılara ev sahipliği yapması gerekiyor. Bu projeyle mercanların doğrudan insan kaynaklı tehditlere karşı korunmasına, bilinçlendirme çalışmaları ile farkındalığın artırılmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz.” Öztürk: Akdeniz’in ikinci ekosistemi TÜDAV Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk ise deniz çayırlarından sonra Akdeniz’in en önemli ikinci ekosistemi olarak kabul edilen, 400’ün üzerinde canlı türüne ev sahipliği yapan taş mercanların ve ayrıca siyah mercanların balıkçılıkta kullanılan ağlar nedeniyle yerinden oynatıldığını ve bunun ölümlerine yol açtığını söyledi. Dr. Öztürk, şöyle konuştu: “Özellikle son 50 yılda Akdeniz’de deniz suyu sıcaklıkları ortalama 1,5°C artarken, Kuzey Ege’de bu artış 1,6°C’ye ulaştı. Bu nedenle taş mercanların durumunu yakından izlemek, deniz ekosistemlerinin geleceği için kritik öneme sahip. Taş mercanlar aynı zamanda insan kaynaklı tehditlerle de karşı karşıya ve Akdeniz’de hedef dışı avlanan ve nesilleri tehlikede olan türler arasında.” Öztürk: “Fosil niteliği taşıyan türler Akdeniz’de en az on bin yıllık bir geçmişe sahip. Yılda sadece 2 ila 5 milimetre büyüyebilen taş mercanlar, yavaş gelişimleri nedeniyle son derece hassas. Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) Kırmızı Listesi’nde yer alan bu tür, 2022’de bizim önerimizle Türkiye&#8217;de yasal koruma altına alındı. Şimdi ise İş Bankası’nın desteğiyle deniz ekosisteminin sürdürülebilirliğine katkı sağlamayı hedefliyoruz.”</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/buyuk-proje-denizlerin-ormani-mercanlar-koruma-altina-aliniyor">Büyük Proje: Denizlerin ormanı mercanlar koruma altına alınıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright wp-image-33074" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/11/dnz-724x1024.jpg" alt="" width="500" height="707" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/11/dnz-724x1024.jpg 724w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/11/dnz-212x300.jpg 212w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p class="p2"><b>Denizlerimizde derinliklerinde pek çok canlı türüne ev sahipliği yapan siyah ve taş mercanlar, tehditlerle karşı karşıya. İş Bankası ve TÜDAV, ekosistemin binlerce yıllık sessiz tanıkları olan mercanları korumak amacıyla yeni bir proje başlattı. </b></p>
<p class="p2">Türkiye denizlerinde yaşayan, pek çok canlı türüne ev sahipliği yapan siyah ve taş mercanlar deniz yaşamının devamlılığı açısından kritik bir rol üstleniyor. Ancak bu değerli canlılar, iklim değişikliği ve kirliliğin yanı sıra hedef dışı avcılık, süs eşyası olarak kullanım, akvaryumlarda sergilenme gibi insan kaynaklı tehditlerle de karşı karşıya.</p>
<p class="p2">On binlerce yıldır denizlerin derinliklerinde yaşayan <b>mercanlar</b> denizlerin hafızası olarak biliniyor. Taş mercanlar, Mercan resiflerini oluşturan canlılardır resifler <b>denizlerin ormanları</b> sayılır… Resifler, deniz yaşamının %25&#8217;ine ev sahipliği yapar, binlerce balık ve deniz canlısı için barınak, üreme ve beslenme alanıdır, tıpkı deniz çayırları gibi çok sayıda omurgasız türü içerisinde barındırır. Derin deniz ekosistemlerinin iskeletini oluşturan, küçük canlılar için tutunma ve saklanma alanı sağlayan mercanlar, bazı türlerin biyolojik çeşitliliğinin korunmasında önemli bir yuva.</p>
<p class="p2"><b>Geçmişin taşıyıcıları</b></p>
<p class="p2"><b>Türk Deniz Araştırmaları Vakfı</b>’nın (TÜDAV) araştırmalarına göre, mercanlar denizlerin karbon döngüsüne katkı sunuyor ve binlerce yıllık doğal birikimi de taşıyor.</p>
<p class="p2">2023’te denizleri ve deniz kaynaklarını korumak, ekolojik dengeye ve sürdürülebilirliğe destek olmak amacıyla “<b>Denizlerin Geleceği: Deniz Çayırları</b>&#8221; projesini başlatan <b>Türkiye İş Bankası</b> ve TÜDAV, bu projenin devamı niteliğinde, siyah ve taş mercan türlerinin habitat ve popülasyonlarını korumaya yönelik “<b>Denizlerin Ormanları: Mercanlar</b>”<b> </b>adlı yeni bir proje daha hayata geçirdi.</p>
<p class="p2"><b>Projenin amaçları</b><b></b></p>
<p class="p2">“<b>Dünya bizim, gelecek bizim</b>” yaklaşımıyla yürütülen proje, Marmara Denizi ve Kuzey Ege’de, Marmara Adası, Gökçeada ve Bozcaada çevresinde bulunan <b>endemik siyah mercan</b> <i>(Savalia savaglia) </i>ve <b>taş mercan</b> <i>(Cladocora caespitosa)</i> türlerinin korunmasını hedefliyor.</p>
<p class="p5">Üç yıl sürecek projeyle;</p>
<ul class="ul1">
<li class="li5"><span class="s2">Siyah mercan ve taş mercan popülasyonlarının bulunduğu alanların uzaktan kumandalı (ROV) ve taramalı sonar desteğiyle haritalandırılmasıyla bu türlerin yayılım alanları belirlenecek. </span></li>
<li class="li5"><span class="s2">İklim değişikliğinin bu türler üzerindeki etkileri yıllar içinde karşılaştırmalı olarak izlenecek. </span></li>
<li class="li5"><span class="s2">Ölü mercan örnekleri üzerinden yapılacak analizlerle iklimsel değişimlerin mercanlar üzerindeki etkileri kayıt altına alınacak. </span></li>
<li class="li5"><span class="s2">Mercanların doğal yaşam alanlarının korunmasına yönelik çalışmalar yürütülecek. </span></li>
<li class="li5">Taş mercanlar gibi hayalet ağlar nedeniyle tehdit altında olan siyah mercanların yoğunlukla bulunduğu bölgelerde temizlik çalışmaları yapılacak.</li>
<li class="li5">Trol avcılığının korallijen (mercan ekosistemleri) tür topluluklara verdiği zararların tespiti için envanter çalışması yürütülecek.</li>
<li class="li5">Proje ile <b>yasa dışı yollarla</b> avlanan mercanların akvaryumlara satışının önüne geçilmesi için balıkçılarla iş birliği yapılarak farkındalık oluşturulacak.</li>
</ul>
<p class="p2">Proje ile ayrıca İstanbul, Tekirdağ, Çanakkale, Bursa ve Balıkesir&#8217;deki okullarda öğrencilere yönelik seminerler düzenlenmesi planlanıyor.</p>
<p class="p7"><b>Suat Sözen: “sorumluluk alıyoruz”</b></p>
<p class="p7">İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Suat Sözen, “Denizlerin Ormanları; Mercanlar” projesinin Gökçeada’daki tanıtımında yaptığı konuşmada, deniz ekosistemi, gıda güvenliğinden iklim düzenlemesine, biyolojik çeşitlilikten ekonomik faaliyetlere kadar doğayla iç içe bir kalkınma ve ilerlemeyi sağlayan temel alanlardan biridir. Üç tarafı denizlerle çevrili ve bir iç denize sahip bir ülke olarak denizleri “<b>korumayı kendimize görev ediniyor, dert ediyor, sorumluluk alıyoruz”</b> dedi.</p>
<p class="p7">Denizlere dair ilk çalışmalarının 2019’da destekledikleri ilk <b>Türk Arktik Bilimsel Seferi</b> ile başladığını belirten Sözen, “Bu sefer, hem ülkemiz için bir ilk oldu hem de iklim değişikliğiyle ilgili değerli veriler sağladı. Ayrıca, o seyahat sırasında <b>insansız su altı planörü glider</b> cihazı ile tanıştık. <b>Müsilajın</b> hayatımıza girmesinin ardından da ‘<b>Deniz Kâşifi’</b> adını verdiğimiz glider’ı tüm bilim insanlarına veri sağlaması amacıyla ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nün kullanımına sunduk” dedi.</p>
<p class="p7"><b>Mercanlar: Dekor değil yaşam kaynağı…</b></p>
<p class="p8"><span class="s4">Sözen şunlara dikkat çekti: Bütün denizlere göre daha hızlı kirlenen ve daha fazla ısınan Marmara Denizi’nde <b>müsilaj</b> doğal bir sonuçtur, Marmara başta olmak üzere denizlerimizi korumaya yönelik bilimsel araştırmalara finansal çözümler geliştiriyoruz. Denizlerin Geleceği: Deniz Çayırları projesi, denizlerimizin iyileşmesine doğrudan katkıda bulunacak.</span> Mercanların azalmasında, iklim değişikliği ve kirliliğin yanı sıra hedef dışı avcılık, süs eşyası olarak kullanım gibi unsurlar da etkili. Örneğin <b>akvaryum endüstrisinde</b> dekor olarak kullanılmak üzere bulundukları yerden sökülen mercanlar ölüyor. Bu mercanların denizde kalması ve canlılara ev sahipliği yapması gerekiyor. Bu projeyle mercanların doğrudan insan kaynaklı tehditlere karşı korunmasına, bilinçlendirme çalışmaları ile farkındalığın artırılmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz.”</p>
<p class="p7"><b>Öztürk: Akdeniz’in ikinci ekosistemi</b></p>
<p class="p7">TÜDAV Başkanı Prof. Dr. <b>Bayram Öztürk</b> ise deniz çayırlarından sonra Akdeniz’in en önemli ikinci ekosistemi olarak kabul edilen, 400’ün üzerinde canlı türüne ev sahipliği yapan taş mercanların ve ayrıca siyah mercanların balıkçılıkta kullanılan ağlar nedeniyle yerinden oynatıldığını ve bunun ölümlerine yol açtığını söyledi. Dr. Öztürk, şöyle konuştu:</p>
<p class="p7">“Özellikle son 50 yılda Akdeniz’de deniz suyu sıcaklıkları ortalama 1,5°C artarken, Kuzey Ege’de bu artış 1,6°C’ye ulaştı. Bu nedenle taş mercanların durumunu yakından izlemek, deniz ekosistemlerinin geleceği için kritik öneme sahip. Taş mercanlar aynı zamanda insan kaynaklı tehditlerle de karşı karşıya ve Akdeniz’de hedef dışı avlanan ve nesilleri tehlikede olan türler arasında.”</p>
<p class="p7">Öztürk: “Fosil niteliği taşıyan türler Akdeniz’de en az on bin yıllık bir geçmişe sahip. Yılda sadece 2 ila 5 milimetre büyüyebilen taş mercanlar, yavaş gelişimleri nedeniyle son derece hassas. Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) Kırmızı Listesi’nde yer alan bu tür, 2022’de bizim önerimizle Türkiye&#8217;de yasal koruma altına alındı. Şimdi ise İş Bankası’nın desteğiyle deniz ekosisteminin sürdürülebilirliğine katkı sağlamayı hedefliyoruz.”</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/buyuk-proje-denizlerin-ormani-mercanlar-koruma-altina-aliniyor">Büyük Proje: Denizlerin ormanı mercanlar koruma altına alınıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">33070</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yüksek teknolojinin kalbindeki gizli hazine: Nadir Toprak Elementleri</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yuksek-teknolojinin-kalbindeki-gizli-hazine-nadir-toprak-elementleri</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Nov 2025 09:56:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=33026</guid>

					<description><![CDATA[<p>Orhan Bursalı *Bu yazı, HBT Dergi 494. sayıda yayınlanmıştır. Yeni enerji devrimi, dijitalleşme, savunma sanayi ve uzay teknolojileri konulaırında gerçekleşiyor ve tüm bunların arkasında görünmez kahramanlar var: Nadir metaller (veya nadir toprak elementleri, İng. rare earth elements). Yaklaşık 17 elementten oluşan bu grup, adından da anlaşılacağı gibi “nadiren” saf hâlde bulunur ve çıkarılıp işlenmesi zahmetlidir. Ancak hepsi modern teknolojilerin kalbinde yer alırlar. Bugün dünyada bu elementler, “21. yüzyılın petrolü” olarak anılıyor. Çünkü geleceğin teknolojileri—elektrikli araçlar, yenilenebilir enerji, ileri elektronik, savunma sistemleri—çoğunlukla bu metallerin sağladığı manyetik, optik ve katalitik özelliklere dayanıyor. Petrol ne kadar enerji dünyasını belirlediyse, nadir metaller de teknolojik dünya için benzer bir hammadde hâline geldi. Evet&#8230; nadir toprak toprak elementleri adıyla bildiğimiz değerli metaller, neredeyse bir sıcak savaş aracına dönüşecek kadar önemli ABD ile Çin arasında&#8230; Çin dünyanın en zengin nadir metal kaynaklarına sahip ve bu hakimiyetini başta ABD olmak üzere dünyaya koz olarak kullanma kararı aldı. Çin aslında bu yılın başlarında nadir metallere bazı kısıtlamalar getirmiş, bu metalleri askeri projelerde kullanmak isteyen yabancı şirket ve kurumlara satışını yasaklamıştı. 1 Aralık’tan itibaren, nadir metaller üzerinde denetimini daha da artırmayı planladı. Ve pek çok metala ihracat yasağı koydu. Kıyamet koptu Beyaz Saray’da; Trump derhal Çin ithalatına gümrük vergilerini yüzde yüze çıkardı. Gerilim arttı piyasalar yeniden etkilendi, ekonomide belirsizlikler yükseldi, borsa düştü, altın ve gümüş tarihlerinin en büyük rekorlarına koşmaya başladı. Çin ile ABD arasındaki gerilim dünyayı etkiliyor. Derken, nadir toprak elementleri veya metalleri meselesi ülkemizde de iktidar muhalefet arasında sert tartışma konusu oldu. Hemen hemen 40 yıldır Eskişehir Beylikova’da nadir metaller yatağı olduğu biliniyor.  3 yıl önce Beylikova’da yapılan geniş sondajlar sonucu 694 milyon tonluk nadir toprak element kaynağı olduğu hesaplandı. Çin’den sonra ikinci büyük yatak olduğu ileri sürülüyor. Beylikova’da 17 farklı nadir toprak elementinin varlığı saptanmış. Burada ayrıca toryum da var. Toryumu mesela Hindistan nükleer santralinde kullanmaya başladı. Türkiye’nin sorunu bu metalleri elde edecek, işleyecek yüksek üretim teknolojilerine sahip olmaması. Eti Maden’in bir pilot tesisi kurduğunu biliyoruz. Hammadde olarak satışta ustayız! Türkiye hiçbir zaman büyük bir metal üretici olmadı. Böyle bir devlet politikası yoktu. Metaller genellikle büyük ölçüde ham halde dışa satılıyor, biz de yabancı şirketlerden yüksek katma değerli ürünler olarak bin kat pahalı geri satın alıyoruz. Nadir elementlerin değeri de aslında uzun zamandır biliniyordu ve hükümet de nadir metaller üzerinde müdürlük kurdu. Peki, Cumhurbaşkanı ABD’de görüştüğü Trump’a Beylikova’yı önerdi mi? Çünkü Türkiye dışlandığı F- 35 uçakları projesine yeniden girmek istiyor, bir Halkbank soruşturması var, F- 16 uçak alımı bile onaylanamıyor Kongre tarafından. Trump’ın baskısı var Erdoğan üzerinde, Rusya’dan gaz alma diyor. Cumhurbaşkanı Trump’a bütün bunlar karşılığında Beylikova tesislerini işletmeyi önerdi mi? Şüphesiz Beylikova’yı satın alması söz konusu olamaz ama işletmesi tamamen bu konuda uzman bir Amerikan şirketine verilebilir ve ABD’nin özellikle askeri amaçlar başta olmak üzere yüksek teknolojik ürünlerde nadir metal kullanımı ihtiyacını karşılayabilir. İktidar bunu reddediyor ama işletilmesi için tamamen Amerikalılarla anlaşma yoluna gitme potansiyeli yüksek görülüyor. Savaş uçakları, yapay zeka çipleri… Nadir toprak elementleri mesela F-35 savaş uçaklarından tutun, birçok bilgisayar çipinin üretimi için şarttır. Düşünün, bu çipler akıllı telefonlardan yapay zeka sistemlerine kadar her şeyde kullanılmak zorundadır. Eğer dünyanın bir nolu yüksek çip teknoloji üreten şirketi Nvidia ve bir nolu Amerikan şirketi Apple gibi dünyanın en büyük şirketlerinden bazıları, bu metallere yeterince erişemezse hem üretimleri azalır hem de tedarik zincirleri kopar. Bu şirketler ihtiyaçları olan nadir metalleri genellikle, en büyük üretici olan Çin’den alıyor. Çin bu metaller üzerinde tam kontrolünü sıkılaştırınca, Amerikan yüksek teknoloji kullanan üreticiler büyük sıkıntıya girecekler. Kıyametin kopma nedeni bu. Çin yüksek teknoloji üretimine bu kararlarıyla dünya çapında hakimiyet kurma koşullarını yaratıyor. Çin ile ABD arasında zaten bir yüksek teknoloji üretim savaşı var. Çin her alanda, askeri yüksek teknoloji dahil, bir meydan okuyucu pozisyonunda. Mesela Çin yukarıda açıkladığımız 1 Aralıkta yürürlüğe girecek nadir toprak metalleri üzerindeki tam kontrolünün yanı sıra, aynı zamanda Çin elektrikli otomobillerin pillerinin üretiminde ihtiyaç duyulan birçok ekipmanın ihracatını da kısıtlayacağını açıkladı. Amacı, otomotiv sektöründeki rekabet avantajını uzun vadeye yaymak. Nadir toprak elementleri ayrıca, dronlar (insanlı insansız hava / savaş araçları, fabrika robotları ve açık deniz rüzgar türbinlerindeki elektrik motorlarına güç veren mıknatısların yanı sıra otomobillerdeki frenler, koltuklar ve diğer sistemlerin üretiminde de kullanılmakta (New York Times, WP, Geology Science web sitesi) Robot üretiminde birinci Hatırlatalım, Çin fabrikalarında robot üretimi çok yüksek. Fabrika robotlarını diğer tüm ülkelerden çok daha hızlı üretiyor ve kuruyor. Fabrikalarında daha fazla robot kullanmak için bir kampanya başlatmıştı, bunun sonucunda imalat sanayini dönüştürdü ve dünyada egemen üretici haline geldi. Şuna bakın: “Çin&#8217;deki fabrikalar 2017&#8217;den bu yana her yıl 150.000&#8217;den fazla robot kurdu, üretim kapasitesi de hızla arttı. Bu yılın başında, Çin&#8217;deki fabrikalar dünya çapında üretilen tüm malların neredeyse üçte birini üretiyordu; bu rakam, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Japonya, Güney Kore ve İngiltere&#8217;nin toplamından daha fazlaydı. Mesela ABD üçüncü sırada yer alıyor. Çin imalat sektöründeki küresel hakim rolünü giderek güçlendiriyor. Çin’in nadir metallerin satışı üzerine tam kontrolü ve tüm bu gelişmeler, Trum’ın paniğinin temel nedeni. Bu yazı hazırlanırken, Trump, Çin lideri ile Güney Kore bir araya gelerek bir anlaşma sağlanacağı umudunu açıklıyordu. Çin nadir toprak elementlerinin çıkartılmasından işlenmesine, rafine edilmesine ve çeşitli amaçlarla kullanılmasına kadar tüm süreçleri çok iyi biliyor. Çin’in bu konuda yeteneğinin ne zaman başladığını yan kutudan okuyabilirsiniz. Samaryumun yüzde yüzü Mesela, Çin nadir metal olan dünyadaki tüm samaryumu rafine ediyor.  ABD Samaryumu F-35 savaş uçakları ve çok çeşitli füzeler üretmek için kullanmaktadır. Çin samaryumun satışını durdurursa, ABD bu metalin rafinesi için yıllarca zaman kaybedecektir. Çin bu süre içinde de epey yol alacaktır. Sadece samaryum değil, nadir metallerin çoğunu çıkartıyor ve işliyor. Bu arada Avrupa ve ABD, Çin’in satışını askıya aldığı nadir toprak mıknatısları üretmek için, zamanında Çin’den aldıkları ekipmanları da kullanarak fabrikalar kurdular ve mıknatıs üretme yarışını girdiler. ABD’de 4 fabrikanın inşaatları bitti, ancak Çin’in 30 yıllık üretim deneyimine hacim olarak ulaşabilmeleri yıllar alacak. Daha şimdiden pek çok şirket işleyecekleri metal bulmakta zorluk çekiyor. Otomobil üreticileri ve savunma sanayii şirketleri etkileniyor. Kanadalı Neo Performance Materials şirketi Eylül’de Estonya&#8217;da kurduğu fabrika ile Batının ihtiyaçlarını karşılayabilecek kapasitede üretim yapabilecek. Fakat Çin’e kıyasla katbekat az. Bir araştırmaya göre, (Adamas Intelligence) Kuzey Amerika ve Avrupa, otomobiller, robotlar, dronlar ve diğer ürünler için yılda yaklaşık 40.000 ton nadir toprak mıknatısı satın alıyor, neredeyse tamamı Çin&#8217;den. Almanya ve Finlandiya yılda 2.000 tondan az nadir toprak mıknatısı üretiyor. Japon şirketleri, çoğunlukla Japonya ve Güney Kore&#8217;deki otomobil üreticileri için 25.000 ton ek üretim yapıyor. Çin ise yılda 200.000 tondan fazla nadir toprak mıknatısı üretiyor. Mıknatısların çoğu, Çin&#8217;in büyük çaplı mamul mal ihracatının bir parçası olarak Çin fabrikalarında üretilen motorlarda ve diğer cihazlarda kullanılıyor. Mıknatısların yüzde 99’u Çin cevher işleme üzerindeki neredeyse tam kontrole sahip. Çin rafinerileri, ısıya dayanıklı mıknatısların üretiminde hayati önem taşıyan üç tür nadir toprak elementinin dünya arzının %99&#8217;undan fazlasını üretiyor. ABD dahil pek çok maden şirketi cevherlerini rafine edilmek üzere uzun zamandır Çin&#8217;e gönderiyor. Şunu da belirtelim. Dünyadaki nadir toprak işleme ekipmanlarının çoğunu Çin üretiyor. Şimdi ekipmanlara da satış kontrolü getirdi. Bu yazıda aslında nadir metal üretimi üzerinde küresel bir savaşın önemini vurgulamaya çalışıyoruz. Amerikalı bilimciler diyor ki “Çin çok sert oynuyor, Çin bu hamlesiyle küresel yapay zeka ve modern elektronik tedarik zinciri üzerinde tam kontrole sahip olabilir.&#8221; Çin öyle ki ülkedeki birçok endüstri teknisyeninin, ülkeden ayrılmalarını önlemek için pasaportlarını topladı. Çin, çiplerde ısındıklarında bile manyetik kararlılığı korumak için kullanılan nadir toprak elementi disprozyum’un dünyada yüzde 99&#8217;unu rafine ediyor. Şanghay yakınlarındaki Wuxi&#8217;deki tek bir rafineri, tüm dünyadaki ultra saf disprozyumu üretiyor. Nadir toprak elementleri, çok sayıda bellek çipi ve mantık çipi de dahil, gelişmiş yarı iletkenlerin üretimi için olmazsa olmazı sayılıyor. Bu çipler gelişmiş yapay zeka sistemlerine güç veren bilgisayarların önemli bileşenleridir. Bu egemenlik kaygısı, Çin ile ABD arasındaki gümrük tariflere üzerindeki gelgitli büyük mücadeleye yansıyor. ABD ve Batı şüphesiz Çin karşısında epey apansız yakalandılar ve ama 3-5 yıl içinde Çin’e olan bağımlılıklarını büyük ölçüde sona erdirecek atılıma geçtiler. Çin de bunu biliyor, ama bu süreyi nadir toprak elementlerini kullandıkları teknolojileriyle yüksek teknoloji ürünlerinde mümkün olduğunca egemenliklerini sürdürmek, mümkün olduğunda yüksek kazanç elde etmek ve özellikle yapay zeka uygulamalarında önde gitmek. Batı ile Çin arasındaki bugünkü savaş, eğer batı piyasaları dayanabilirse ve kendini koruyabilirse, 5 yıl içinde durulur ve yeni bir normal düzen yakalanabilir. Fakat Çin, bu süre içinde yüksek teknolojide atı alıp Üsküdar&#8217;ı geçen ülke olacak. Çin bilim ve eğitime verdiği önemin meyvelerini topluyor 1940&#8217;ların sonlarında, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ndeki metalurji uzmanları, boru hatları, otomobil parçaları ve diğer uygulamalarda yaygın olarak kullanılan sünek demirin kalitesini artırmak için henüz erimiş haldeyken ona bir miktar nadir toprak elementi seryum eklediler. Nadir toprak elementlerinin ilk endüstriyel kullanımı. Seryumun cevherden kimyasal olarak ayrıştırılması oldukça kolaydı. Çin’in bugünkü yükselişinin temellerini atan Deng Şiao Ping, eski demir çelik sektörünün kalitesini yükseltmek için Fang Yi&#8217;yi başbakan yardımcısı ve aynı zamanda güçlü Devlet Bilim ve Teknoloji Komisyonu direktörü olarak atadı. Fang, hemen önde gelen jeolog ve bilim insanlarını, Çin&#8217;in İç Moğolistan bölgesindeki Baotou şehrine götürdü. burası, geniş çelik fabrikalarına ve ülkenin en büyük demir cevheri madenine ev sahipliği yapıyordu. Baotou, Mao döneminde Çin&#8217;in tank ve topçuları için gerekli demir ve çeliğin çoğunu üretmişti, ancak Bay Fang&#8217;ın ekibi madenden demirden daha fazlasını çıkarmak için önemli bir karar aldı. Şehrin demir cevheri yatağı, bol miktarda hafif nadir toprak elementleriyle doluydu. Bunlar arasında, sünek demir ve cam üretiminde kullanılan seryumun yanı sıra, petrol rafinerisinde kullanılan lantan ve Amerika Birleşik Devletleri, 1970&#8217;lerde süpersonik savaş uçakları ve füzelerin içindeki elektrik motorları için gereken ısıya dayanıklı mıknatısları üretmek için kullanmaya başladığı samaryum da vardı. Nadir toprak metalleri doğada sıkı sıkıya birbirine bağlıdır. Özellikle ağır nadir toprak metallerini birbirinden ayırmak, çok sayıda kimyasal işlem ve büyük miktarlarda asit gerektirir. 1950&#8217;ler ve 1960&#8217;larda, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği nadir toprak elementlerini ayırmak için benzer yöntemler geliştirmişti. Ancak bu yöntemler pahalıydı; paslanmaz çelik tanklar ve boruların yanı sıra pahalı nitrik asit gerektiriyordu. Çinli mühendisler, nadir toprak elementlerini ucuz plastik ve hidroklorik asit kullanarak nasıl ayıracaklarını buldular. Maliyet avantajı ve çevre standartlarının zayıf uygulanması, Çin&#8217;in nadir toprak rafinerilerinin Batı&#8217;daki rakiplerini alt etmesine olanak sağladı. Giderek daha katı çevre düzenlemeleriyle karşı karşıya kalan Batı&#8217;daki rafinerilerin neredeyse tamamı kapandı. Ayrıca Çinli jeologlar, ülkelerinin dünyadaki nadir toprak elementleri yataklarının neredeyse yarısına sahip olduğunu keşfetti.  1990&#8217;lar ve 2000&#8217;lerde Çinli rafineri mühendisleri, ağır nadir toprak elementlerini ayırma işinde ustalaştı. Bu da Çin&#8217;e ağır nadir toprak elementleri üretiminde neredeyse tam bir tekel sağladı. Bay Deng 1992&#8217;de, &#8220;Orta Doğu&#8217;nun petrolü, Çin&#8217;in nadir toprak elementleri var.&#8221;demişti. Bilim eğitimi Çin&#8217;in elektrikli otomobiller üzerindeki hakimiyeti, Teksas&#8217;taki üniversite laboratuvarlarında araştırmacıların bol ve ucuz minerallerle pil üretmeyi keşfetmesiyle başladı. Çinli şirketler, bu erken keşiflerin üzerine inşa ederek, pillerin on yıldan fazla günlük şarjlara dayanmasını sağlamanın yollarını buldular. Bu pillerden çok sayıda ucuz ve güvenilir bir şekilde üretiyorlar ve dünyadaki elektrikli otomobillerin çoğunu ve diğer birçok temiz enerji sistemini üretiyorlar. Piller, Çin&#8217;in teknolojik ve üretim gelişmişliği açısından gelişmiş sanayi demokrasilerini nasıl yakaladığının veya geride bıraktığının sadece bir örneği. Pekin&#8217;in, ABD&#8217;nin II. Dünya Savaşı&#8217;ndan bu yana elinde tuttuğu teknolojik liderliğe meydan okuması, Çin&#8217;in dersliklerinde, şirket bütçelerinde ve Komünist Parti&#8217;nin en üst düzeylerinden gelen direktiflerde açıkça görülüyor. Çinli öğrencilerin fen, matematik ve mühendislik alanlarında eğitim gören oranı, diğer büyük ülkelerdeki öğrencilere kıyasla önemli ölçüde daha yüksek. 2000 yılından bu yana genel yükseköğretim kayıtları on kattan fazla artmış olsa da, bu oran daha da artmaktadır. Araştırma ve geliştirmeye yapılan harcamalar son on yılda üç katına çıkarak Çin&#8217;i Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin ardından ikinci sıraya taşıdı. Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü&#8217;nün son hesaplamalarına göre, Çinli araştırmacılar 64 kritik teknolojinin 52&#8217;sinde en çok atıf alan makaleler yayınlamada dünya lideri konumunda. 2024 Ağustos ayında Çin liderleri, ülkenin araştırma çabalarını bir üst seviyeye taşıma sözü verdiler. Çin Komünist Partisi liderliğinin on yılda bir düzenlediği toplantıda, bilimsel eğitim ve öğretim ülkenin en önemli ekonomik önceliklerinden biri olarak belirlendi. Toplantının nihai kararında bu hedef, partinin güçlendirilmesi dışında diğer tüm politikalardan daha fazla dikkate alındı. Eğitim Bakanı Huai Jinpeng, Çin&#8217;in &#8220;acil ihtiyaç duyulan disiplinler ve anadallar için olağanüstü düzenlemeler yapacağını&#8221; söyledi. &#8220;Üst düzey yetenekleri yetiştirmek için ulusal bir strateji uygulayacağız.&#8221; Çin Eğitim Bakanlığı&#8217;na göre, Çin&#8217;deki lisans öğrencilerinin çoğunluğu matematik, fen bilimleri, mühendislik veya tarım alanlarında eğitim görüyor. Çin&#8217;deki doktora öğrencilerinin dörtte üçü de bu alanlarda eğitim görüyor. Buna karşılık, Amerikan lisans öğrencilerinin yalnızca beşte biri ve doktora öğrencilerinin yarısı bu kategorilerde yer alıyor.ç  Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü&#8217;ne göre, pil teknolojisi üzerine yaygın olarak atıfta bulunulan teknik makalelerin yüzde 65,5&#8217;i Çin&#8217;deki araştırmacılardan gelirken, bu oran ABD&#8217;den yüzde 12. Dünyanın en büyük iki elektrikli otomobil aküsü üreticisi CATL ve BYD de Çinli. Çin&#8217;de pil kimyası veya pil metalurjisiyle yakından ilişkili bir konu olan pil kimyasına odaklanan yaklaşık 50 lisansüstü program bulunmaktadır. Buna karşılık, Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde piller üzerine çalışan profesör sayısı çok azdır. Türkiye’nin Stratejik Yol Haritası Mehmet Öğütçü YetkinReport’taki yazısından alındı: Türkiye’nin bu dönüşümde elinde önemli kozlar var: bor, nikel, bakır, lityum ve nadir toprak elementleri açısından ciddi rezervlere sahip. Ancak bu potansiyel hâlâ vizyona dönüşmedi. Türkiye’nin artık “projeler” değil, devlet politikası niteliğinde bir ulusal kritik maden stratejisi oluşturması gerekiyor. 1- Kritik Maden Envanteri: Tüm rezervler, potansiyel sahalar ve jeolojik veriler ulusal güvenlik sınıfında yeniden değerlendirilmeli. 2- Entegre Değer Zinciri: Madenlerin çıkarılması, işlenmesi, rafinasyonu, pil üretimi ve geri dönüşüm zinciri Türkiye içinde kurulmalı. 3- Jeopolitik Ortaklıklar: Afrika, Orta Asya ve Latin Amerika’daki sahalarda Türk sermayesiyle stratejik yatırımlar yapılmalı. 4- Yeşil Sanayi Entegrasyonu: Yenilenebilir enerji, hidrojen ve batarya sanayii politikalarıyla maden stratejisi birbirine bağlanmalı. 5- Ulusal Egemenlik İlkesi: Hiçbir ülke ya da şirket, Türkiye’nin nadir toprakları üzerinde imtiyaz sahibi olmamalı; yerli kamu-özel ortaklıklarıyla yürütülmeli. Türkiye, eğer bu kaynaklarını akılla yönetirse, yalnızca tedarikçi değil, yeni enerji çağının merkez ülkesi olabilir. Kaynaklar:  www.nytimes.com/2025/09/25/business/china-factory-robots.html www.nytimes.com/2025/10/09/business/china-rare-earth-exports.html?campaign_id=158&#38;emc=edit_ot_20251016&#38;instance_id=164475&#38;nl=on-tech&#38;regi_id=113142926&#38;segment_id=208052&#38;user_id=3ff3419a3ea1aa67ea4340d31f797b2c www.nytimes.com/2025/09/19/business/china-rare-earths-magnets.html www.nytimes.com/2024/08/09/business/china-ev-battery-tech.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yuksek-teknolojinin-kalbindeki-gizli-hazine-nadir-toprak-elementleri">Yüksek teknolojinin kalbindeki gizli hazine: Nadir Toprak Elementleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı, HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-494-24-ekim-2025-dijital-pdf/">494. sayıda</a> yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p class="p7">Yeni enerji devrimi, dijitalleşme, savunma sanayi ve uzay teknolojileri konulaırında gerçekleşiyor ve tüm bunların arkasında görünmez kahramanlar var: Nadir metaller (veya nadir toprak elementleri, İng. <i>rare earth elements</i>). Yaklaşık 17 elementten oluşan bu grup, adından da anlaşılacağı gibi “nadiren” saf hâlde bulunur ve çıkarılıp işlenmesi zahmetlidir. Ancak hepsi modern teknolojilerin kalbinde yer alırlar.</p>
<p class="p7">Bugün dünyada bu elementler, “21. yüzyılın petrolü” olarak anılıyor. Çünkü geleceğin teknolojileri—elektrikli araçlar, yenilenebilir enerji, ileri elektronik, savunma sistemleri—çoğunlukla bu metallerin sağladığı manyetik, optik ve katalitik özelliklere dayanıyor. Petrol ne kadar enerji dünyasını belirlediyse, nadir metaller de teknolojik dünya için benzer bir hammadde hâline geldi.</p>
<p class="p7"><b></b>Evet&#8230; nadir toprak toprak elementleri adıyla bildiğimiz değerli metaller, neredeyse bir sıcak savaş aracına dönüşecek kadar önemli ABD ile Çin arasında&#8230; Çin dünyanın en zengin nadir metal kaynaklarına sahip ve bu hakimiyetini başta ABD olmak üzere dünyaya koz olarak kullanma kararı aldı. Çin aslında bu yılın başlarında nadir metallere bazı kısıtlamalar getirmiş, bu metalleri askeri projelerde kullanmak isteyen yabancı şirket ve kurumlara satışını yasaklamıştı. 1 Aralık’tan itibaren, nadir metaller üzerinde denetimini daha da artırmayı planladı. Ve pek çok metala ihracat yasağı koydu.</p>
<p class="p9">Kıyamet koptu Beyaz Saray’da; Trump derhal Çin ithalatına gümrük vergilerini yüzde yüze çıkardı. Gerilim arttı piyasalar yeniden etkilendi, ekonomide belirsizlikler yükseldi, borsa düştü, altın ve gümüş tarihlerinin en büyük rekorlarına koşmaya başladı. Çin ile ABD arasındaki gerilim dünyayı etkiliyor.</p>
<p class="p9">Derken, nadir toprak elementleri veya metalleri meselesi ülkemizde de iktidar muhalefet arasında sert tartışma konusu oldu. Hemen hemen 40 yıldır Eskişehir Beylikova’da nadir metaller yatağı olduğu biliniyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>3 yıl önce Beylikova’da yapılan geniş sondajlar sonucu 694 milyon tonluk nadir toprak element kaynağı olduğu hesaplandı. Çin’den sonra ikinci büyük yatak olduğu ileri sürülüyor. Beylikova’da 17 farklı nadir toprak elementinin varlığı saptanmış. Burada ayrıca <b>toryum </b>da<b> </b>var. Toryumu mesela Hindistan nükleer santralinde kullanmaya başladı.</p>
<p class="p9">Türkiye’nin sorunu bu metalleri elde edecek, işleyecek yüksek üretim teknolojilerine sahip olmaması. Eti Maden’in bir pilot tesisi kurduğunu biliyoruz.</p>
<p class="p9"><b>Hammadde olarak satışta ustayız!</b></p>
<p class="p9">Türkiye hiçbir zaman büyük bir metal üretici olmadı. Böyle bir devlet politikası yoktu. Metaller genellikle büyük ölçüde ham halde dışa satılıyor, biz de yabancı şirketlerden yüksek katma değerli ürünler olarak bin kat pahalı geri satın alıyoruz.</p>
<p class="p9">Nadir elementlerin değeri de aslında uzun zamandır biliniyordu ve hükümet de nadir metaller üzerinde müdürlük kurdu. Peki, Cumhurbaşkanı ABD’de görüştüğü Trump’a Beylikova’yı önerdi mi? Çünkü Türkiye dışlandığı F- 35 uçakları projesine yeniden girmek istiyor, bir Halkbank soruşturması var, F- 16 uçak alımı bile onaylanamıyor Kongre tarafından. Trump’ın baskısı var Erdoğan üzerinde, Rusya’dan gaz alma diyor.</p>
<p class="p9">Cumhurbaşkanı Trump’a bütün bunlar karşılığında Beylikova tesislerini işletmeyi önerdi mi? Şüphesiz Beylikova’yı satın alması söz konusu olamaz ama işletmesi tamamen bu konuda uzman bir Amerikan şirketine verilebilir ve ABD’nin özellikle askeri amaçlar başta olmak üzere yüksek teknolojik ürünlerde nadir metal kullanımı ihtiyacını karşılayabilir.</p>
<p class="p9">İktidar bunu reddediyor ama işletilmesi için tamamen Amerikalılarla anlaşma yoluna gitme potansiyeli yüksek görülüyor.</p>
<p class="p9"><b>Savaş uçakları, yapay zeka çipleri…</b></p>
<p class="p10"><span class="s1">Nadir toprak elementleri mesela F-35 savaş uçaklarından tutun, </span>birçok bilgisayar çipinin üretimi için şarttır. Düşünün, bu çipler akıllı telefonlardan yapay zeka sistemlerine kadar her şeyde kullanılmak zorundadır. Eğer dünyanın bir nolu yüksek çip teknoloji üreten şirketi Nvidia ve bir nolu Amerikan şirketi Apple gibi dünyanın en büyük şirketlerinden bazıları, bu metallere yeterince erişemezse hem üretimleri azalır hem de tedarik zincirleri kopar. Bu şirketler ihtiyaçları olan nadir metalleri genellikle, en büyük üretici olan Çin’den alıyor.</p>
<p class="p10">Çin bu metaller üzerinde tam kontrolünü sıkılaştırınca, Amerikan yüksek teknoloji kullanan üreticiler büyük sıkıntıya girecekler. Kıyametin kopma nedeni bu. Çin yüksek teknoloji üretimine bu kararlarıyla dünya çapında hakimiyet kurma koşullarını yaratıyor.</p>
<p class="p10">Çin ile ABD arasında zaten bir yüksek teknoloji üretim savaşı var. Çin her alanda, askeri yüksek teknoloji dahil, bir meydan okuyucu pozisyonunda. Mesela Çin yukarıda açıkladığımız 1 Aralıkta yürürlüğe girecek nadir toprak metalleri üzerindeki tam kontrolünün yanı sıra, aynı zamanda Çin elektrikli otomobillerin pillerinin üretiminde ihtiyaç duyulan birçok ekipmanın ihracatını da kısıtlayacağını açıkladı. Amacı, otomotiv sektöründeki rekabet avantajını uzun vadeye yaymak.</p>
<p class="p10">Nadir toprak elementleri ayrıca, dronlar (insanlı insansız hava / savaş araçları, <a href="https://www.nytimes.com/2025/09/25/business/china-factory-robots.html"><span class="s2">fabrika robotları</span></a> ve açık deniz rüzgar türbinlerindeki elektrik motorlarına güç veren mıknatısların yanı sıra otomobillerdeki frenler, koltuklar ve diğer sistemlerin üretiminde de kullanılmakta (New York Times, WP, Geology Science web sitesi)</p>
<p class="p10"><b>Robot üretiminde birinci</b></p>
<p class="p10">Hatırlatalım, <b>Çin fabrikalarında robot üretimi çok</b> yüksek. <a href="https://www.nytimes.com/2025/04/23/business/china-tariffs-robots-automation.html"><span class="s2">Fabrika robotlarını</span></a> diğer tüm ülkelerden çok daha hızlı üretiyor ve kuruyor. Fabrikalarında daha fazla robot kullanmak için bir kampanya başlatmıştı, bunun sonucunda imalat sanayini dönüştürdü ve dünyada egemen üretici haline geldi. Şuna bakın: “<i>Çin&#8217;deki fabrikalar 2017&#8217;den bu yana her yıl 150.000&#8217;den fazla robot kurdu, üretim kapasitesi de hızla arttı. Bu yılın başında, Çin&#8217;deki fabrikalar dünya çapında üretilen tüm malların </i><a href="https://www.nytimes.com/2025/04/07/business/china-manufacturing-exports-trump-tariffs.html"><span class="s2"><i>neredeyse üçte birini</i></span></a><i> üretiyordu; bu rakam, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Japonya, Güney Kore ve İngiltere&#8217;nin toplamından daha fazlaydı. Mesela ABD üçüncü sırada yer alıyor. Çin imalat sektöründeki küresel hakim rolünü giderek güçlendiriyor</i>.</p>
<p class="p10">Çin’in nadir metallerin satışı üzerine tam kontrolü ve tüm bu gelişmeler, Trum’ın paniğinin temel nedeni. Bu yazı hazırlanırken, Trump, Çin lideri ile Güney Kore bir araya gelerek bir anlaşma sağlanacağı umudunu açıklıyordu.</p>
<p class="p10">Çin nadir toprak elementlerinin çıkartılmasından işlenmesine, rafine edilmesine ve çeşitli amaçlarla kullanılmasına kadar tüm süreçleri çok iyi biliyor. Çin’in bu konuda yeteneğinin ne zaman başladığını yan kutudan okuyabilirsiniz.</p>
<p class="p10"><b>Samaryumun yüzde yüzü</b></p>
<p class="p10">Mesela, Çin nadir metal olan dünyadaki tüm samaryumu rafine ediyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>ABD Samaryumu F-35 savaş uçakları ve çok çeşitli füzeler üretmek için kullanmaktadır. Çin samaryumun satışını durdurursa, ABD bu metalin rafinesi için yıllarca zaman kaybedecektir. Çin bu süre içinde de epey yol alacaktır. Sadece samaryum değil, nadir metallerin çoğunu çıkartıyor ve işliyor.</p>
<p class="p10">Bu arada Avrupa ve ABD, Çin’in satışını askıya aldığı nadir toprak mıknatısları üretmek için, zamanında Çin’den aldıkları ekipmanları da kullanarak fabrikalar kurdular ve mıknatıs üretme yarışını girdiler. ABD’de 4 fabrikanın inşaatları bitti, ancak Çin’in 30 yıllık üretim deneyimine hacim olarak ulaşabilmeleri yıllar alacak. Daha şimdiden pek çok şirket işleyecekleri metal bulmakta zorluk çekiyor. Otomobil üreticileri ve savunma sanayii şirketleri etkileniyor. Kanadalı Neo Performance Materials şirketi Eylül’de Estonya&#8217;da kurduğu fabrika ile Batının ihtiyaçlarını karşılayabilecek kapasitede üretim yapabilecek. Fakat Çin’e kıyasla katbekat az.</p>
<p class="p12">Bir araştırmaya göre, (Adamas Intelligence) Kuzey Amerika ve Avrupa, otomobiller, robotlar, dronlar ve diğer ürünler için yılda yaklaşık 40.000 ton nadir toprak mıknatısı satın alıyor, neredeyse tamamı Çin&#8217;den.</p>
<p class="p12">Almanya ve Finlandiya yılda 2.000 tondan az nadir toprak mıknatısı üretiyor. Japon şirketleri, çoğunlukla Japonya ve Güney Kore&#8217;deki otomobil üreticileri için 25.000 ton ek üretim yapıyor. Çin ise yılda 200.000 tondan fazla nadir toprak mıknatısı üretiyor. Mıknatısların çoğu, Çin&#8217;in büyük çaplı mamul mal ihracatının bir parçası olarak Çin fabrikalarında üretilen motorlarda ve diğer cihazlarda kullanılıyor.</p>
<p class="p12"><b>Mıknatısların yüzde 99’u</b></p>
<p class="p10">Çin cevher işleme üzerindeki neredeyse tam kontrole sahip. Çin rafinerileri, ısıya dayanıklı mıknatısların üretiminde hayati önem taşıyan üç tür nadir toprak elementinin dünya arzının %99&#8217;undan fazlasını üretiyor. ABD dahil pek çok maden şirketi cevherlerini rafine edilmek üzere uzun zamandır Çin&#8217;e gönderiyor. Şunu da belirtelim. Dünyadaki nadir toprak işleme ekipmanlarının çoğunu Çin üretiyor. Şimdi ekipmanlara da satış kontrolü getirdi.</p>
<p class="p10">Bu yazıda aslında nadir metal üretimi üzerinde küresel bir savaşın önemini vurgulamaya çalışıyoruz. Amerikalı bilimciler diyor ki “<b><i>Çin çok sert oynuyor, Çin bu hamlesiyle küresel yapay zeka ve modern elektronik tedarik zinciri üzerinde tam kontrole sahip olabilir.&#8221;</i></b></p>
<p class="p10">Çin öyle ki ülkedeki birçok endüstri teknisyeninin, ülkeden ayrılmalarını önlemek için pasaportlarını topladı. Çin, çiplerde ısındıklarında bile manyetik kararlılığı korumak için kullanılan nadir toprak elementi disprozyum’un dünyada yüzde 99&#8217;unu rafine ediyor. Şanghay yakınlarındaki Wuxi&#8217;deki tek bir rafineri, tüm dünyadaki ultra saf disprozyumu üretiyor. Nadir toprak elementleri, çok sayıda bellek çipi ve mantık çipi de dahil, gelişmiş yarı iletkenlerin üretimi için olmazsa olmazı sayılıyor. Bu çipler gelişmiş yapay zeka sistemlerine güç veren bilgisayarların önemli bileşenleridir.</p>
<p class="p10">Bu egemenlik kaygısı, Çin ile ABD arasındaki gümrük tariflere üzerindeki gelgitli büyük mücadeleye yansıyor.</p>
<p class="p10">ABD ve Batı şüphesiz Çin karşısında epey apansız yakalandılar ve ama 3-5 yıl içinde Çin’e olan bağımlılıklarını büyük ölçüde sona erdirecek atılıma geçtiler. Çin de bunu biliyor, ama bu süreyi nadir toprak elementlerini kullandıkları teknolojileriyle yüksek teknoloji ürünlerinde mümkün olduğunca egemenliklerini sürdürmek, mümkün olduğunda yüksek kazanç elde etmek ve özellikle yapay zeka uygulamalarında önde gitmek.</p>
<p class="p10">Batı ile Çin arasındaki bugünkü savaş, eğer batı piyasaları dayanabilirse ve kendini koruyabilirse, 5 yıl içinde durulur ve yeni bir normal düzen yakalanabilir.</p>
<p class="p10">Fakat <strong>Çin</strong>, bu süre içinde yüksek teknolojide <strong>atı alıp Üsküdar&#8217;ı geçen ülke</strong> olacak.</p>
<p class="p10"><b>Çin bilim ve eğitime verdiği önemin meyvelerini topluyor</b></p>
<p class="p15">1940&#8217;ların sonlarında, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ndeki metalurji uzmanları, boru hatları, otomobil parçaları ve diğer uygulamalarda yaygın olarak kullanılan sünek demirin kalitesini artırmak için henüz erimiş haldeyken ona bir miktar nadir toprak elementi seryum eklediler. Nadir toprak elementlerinin ilk endüstriyel kullanımı. Seryumun cevherden kimyasal olarak ayrıştırılması oldukça kolaydı.</p>
<p class="p16"><span class="s5">Çin’in bugünkü yükselişinin temellerini atan <b>Deng Şiao Ping</b>, eski demir çelik sektörünün kalitesini yükseltmek için <a href="https://www.nytimes.com/1997/10/27/world/fang-yi-81-a-veteran-chinese-leader.html"><span class="s2">Fang Yi&#8217;yi</span></a> başbakan yardımcısı ve aynı zamanda güçlü Devlet Bilim ve Teknoloji Komisyonu direktörü olarak atadı. </span>Fang, hemen önde gelen jeolog ve bilim insanlarını, Çin&#8217;in İç Moğolistan bölgesindeki Baotou şehrine götürdü. burası, geniş çelik fabrikalarına ve ülkenin en büyük demir cevheri madenine ev sahipliği yapıyordu. Baotou, Mao döneminde Çin&#8217;in tank ve topçuları için gerekli demir ve çeliğin çoğunu üretmişti, ancak Bay Fang&#8217;ın ekibi madenden demirden daha fazlasını çıkarmak için önemli bir karar aldı.</p>
<p class="p17">Şehrin demir cevheri yatağı, bol miktarda hafif nadir toprak elementleriyle doluydu. Bunlar arasında, sünek demir ve cam üretiminde kullanılan seryumun yanı sıra, petrol rafinerisinde kullanılan lantan ve Amerika Birleşik Devletleri, 1970&#8217;lerde süpersonik savaş uçakları ve füzelerin içindeki elektrik motorları için gereken ısıya dayanıklı mıknatısları üretmek için kullanmaya başladığı <a href="https://www.nytimes.com/2025/06/09/business/china-rare-earth-samarium-fighter-jets.html"><span class="s2">samaryum</span></a> da vardı.</p>
<p class="p18">Nadir toprak metalleri doğada sıkı sıkıya birbirine bağlıdır. Özellikle ağır nadir toprak metallerini birbirinden ayırmak, çok sayıda kimyasal işlem ve büyük miktarlarda asit gerektirir.</p>
<p class="p17">1950&#8217;ler ve 1960&#8217;larda, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği nadir toprak elementlerini ayırmak için benzer yöntemler geliştirmişti. Ancak bu yöntemler pahalıydı; paslanmaz çelik tanklar ve boruların yanı sıra pahalı nitrik asit gerektiriyordu. Çinli mühendisler, nadir toprak elementlerini ucuz plastik ve hidroklorik asit kullanarak nasıl ayıracaklarını buldular.</p>
<p class="p17">Maliyet avantajı ve çevre standartlarının zayıf uygulanması, Çin&#8217;in nadir toprak rafinerilerinin Batı&#8217;daki rakiplerini alt etmesine olanak sağladı. Giderek daha katı çevre düzenlemeleriyle karşı karşıya kalan Batı&#8217;daki rafinerilerin neredeyse tamamı kapandı.</p>
<p class="p17">Ayrıca Çinli jeologlar, ülkelerinin dünyadaki nadir toprak elementleri yataklarının neredeyse yarısına sahip olduğunu keşfetti.<span class="Apple-converted-space">  </span>1990&#8217;lar ve 2000&#8217;lerde Çinli rafineri mühendisleri, ağır nadir toprak elementlerini ayırma işinde ustalaştı. Bu da Çin&#8217;e ağır nadir toprak elementleri üretiminde neredeyse tam bir tekel sağladı.</p>
<p class="p17">Bay Deng 1992&#8217;de, &#8220;Orta Doğu&#8217;nun petrolü, Çin&#8217;in nadir toprak elementleri var.&#8221;demişti.</p>
<p class="p17"><b>Bilim eğitimi</b></p>
<p class="p17">Çin&#8217;in elektrikli otomobiller üzerindeki hakimiyeti, Teksas&#8217;taki üniversite laboratuvarlarında araştırmacıların bol ve ucuz minerallerle pil üretmeyi keşfetmesiyle başladı. Çinli şirketler, bu erken keşiflerin üzerine inşa ederek, pillerin on yıldan fazla günlük şarjlara dayanmasını sağlamanın yollarını buldular. Bu pillerden çok sayıda ucuz ve güvenilir bir şekilde üretiyorlar ve dünyadaki elektrikli otomobillerin çoğunu ve diğer birçok temiz enerji sistemini üretiyorlar.</p>
<p class="p17">Piller, Çin&#8217;in teknolojik ve üretim gelişmişliği açısından gelişmiş sanayi demokrasilerini nasıl yakaladığının veya geride bıraktığının sadece bir örneği. Pekin&#8217;in, ABD&#8217;nin II. Dünya Savaşı&#8217;ndan bu yana elinde tuttuğu teknolojik liderliğe meydan okuması, Çin&#8217;in dersliklerinde, şirket bütçelerinde ve Komünist Parti&#8217;nin en üst düzeylerinden gelen direktiflerde açıkça görülüyor.</p>
<p class="p17">Çinli öğrencilerin fen, matematik ve mühendislik alanlarında eğitim gören oranı, diğer büyük ülkelerdeki öğrencilere kıyasla önemli ölçüde daha yüksek. 2000 yılından bu yana genel yükseköğretim <b>kayıtları on kattan fazla artmış olsa da</b>, bu oran daha da artmaktadır.</p>
<p class="p17">Araştırma ve geliştirmeye yapılan harcamalar <b>son on yılda üç katına çıkarak</b> Çin&#8217;i Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin ardından ikinci sıraya taşıdı. Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü&#8217;nün son hesaplamalarına göre, Çinli araştırmacılar 64 kritik teknolojinin 52&#8217;sinde en çok atıf alan makaleler yayınlamada dünya lideri konumunda.</p>
<p class="p17">2024 Ağustos ayında Çin liderleri, ülkenin araştırma çabalarını bir üst seviyeye taşıma sözü verdiler.</p>
<p class="p17"><span class="s2"><a href="https://www.nytimes.com/2024/07/21/business/china-economy-third-plenum-decision.html">Çin Komünist Partisi liderliğinin on yılda</a></span> bir düzenlediği toplantıda, <b>bilimsel eğitim ve öğretim ülkenin en önemli ekonomik önceliklerinden biri</b> olarak belirlendi. Toplantının nihai kararında bu hedef, partinin güçlendirilmesi dışında diğer tüm politikalardan daha fazla dikkate alındı. Eğitim Bakanı Huai Jinpeng, Çin&#8217;in &#8220;acil ihtiyaç duyulan disiplinler ve anadallar için olağanüstü düzenlemeler yapacağını&#8221; söyledi. &#8220;Üst düzey yetenekleri yetiştirmek için ulusal bir strateji uygulayacağız.&#8221;</p>
<p class="p17">Çin Eğitim Bakanlığı&#8217;na göre, Çin&#8217;deki lisans öğrencilerinin çoğunluğu matematik, fen bilimleri, mühendislik veya tarım alanlarında eğitim görüyor. Çin&#8217;deki doktora öğrencilerinin dörtte üçü de bu alanlarda eğitim görüyor.</p>
<p class="p17">Buna karşılık, Amerikan lisans öğrencilerinin yalnızca beşte biri ve doktora öğrencilerinin yarısı bu kategorilerde yer alıyor.ç<span class="Apple-converted-space">  </span>Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü&#8217;ne göre, pil teknolojisi üzerine yaygın olarak atıfta bulunulan teknik makalelerin yüzde 65,5&#8217;i Çin&#8217;deki araştırmacılardan gelirken, bu oran ABD&#8217;den yüzde 12.</p>
<p class="p17">Dünyanın en büyük iki elektrikli otomobil aküsü üreticisi CATL ve BYD de Çinli. Çin&#8217;de pil kimyası veya pil metalurjisiyle yakından ilişkili bir konu olan pil kimyasına odaklanan yaklaşık 50 lisansüstü program bulunmaktadır. Buna karşılık, Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde piller üzerine çalışan profesör sayısı çok azdır.</p>
<p class="p21"><b>Türkiye’nin Stratejik Yol Haritası</b></p>
<p class="p21"><b>Mehmet Öğütçü</b></p>
<p class="p22">YetkinReport’taki yazısından alındı:</p>
<p class="p22">Türkiye’nin bu dönüşümde elinde önemli kozlar var: bor, nikel, bakır, lityum ve nadir toprak elementleri açısından ciddi rezervlere sahip.<br />
Ancak bu potansiyel hâlâ vizyona dönüşmedi.<br />
Türkiye’nin artık “projeler” değil, devlet politikası niteliğinde bir ulusal kritik maden stratejisi oluşturması gerekiyor.<br />
1- Kritik Maden Envanteri: Tüm rezervler, potansiyel sahalar ve jeolojik veriler ulusal güvenlik sınıfında yeniden değerlendirilmeli.<br />
2- Entegre Değer Zinciri: Madenlerin çıkarılması, işlenmesi, rafinasyonu, pil üretimi ve geri dönüşüm zinciri Türkiye içinde kurulmalı.<br />
3- Jeopolitik Ortaklıklar: Afrika, Orta Asya ve Latin Amerika’daki sahalarda Türk sermayesiyle stratejik yatırımlar yapılmalı.<br />
4- Yeşil Sanayi Entegrasyonu: Yenilenebilir enerji, hidrojen ve batarya sanayii politikalarıyla maden stratejisi birbirine bağlanmalı.<br />
5- Ulusal Egemenlik İlkesi: Hiçbir ülke ya da şirket, Türkiye’nin nadir toprakları üzerinde imtiyaz sahibi olmamalı; yerli kamu-özel ortaklıklarıyla yürütülmeli.<br />
Türkiye, eğer bu kaynaklarını akılla yönetirse, yalnızca tedarikçi değil, yeni enerji çağının merkez ülkesi olabilir.</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<p class="p24"><strong><span class="s6"><a href="http://www.nytimes.com/2025/09/25/business/china-factory-robots.html">www.nytimes.com/2025/09/25/business/china-factory-robots.html</a></span></strong></p>
<p class="p24"><strong><span class="s6"><a href="https://www.nytimes.com/2025/10/09/business/china-rare-earth-exports.html?campaign_id=158&amp;emc=edit_ot_20251016&amp;instance_id=164475&amp;nl=on-tech&amp;regi_id=113142926&amp;segment_id=208052&amp;user_id=3ff3419a3ea1aa67ea4340d31f797b2c">www.nytimes.com/2025/10/09/business/china-rare-earth-exports.html?campaign_id=158&amp;emc=edit_ot_20251016&amp;instance_id=164475&amp;nl=on-tech&amp;regi_id=113142926&amp;segment_id=208052&amp;user_id=3ff3419a3ea1aa67ea4340d31f797b2c</a></span></strong></p>
<p class="p24"><strong><span class="s6"><a href="http://www.nytimes.com/2025/09/19/business/china-rare-earths-magnets.html">www.nytimes.com/2025/09/19/business/china-rare-earths-magnets.html</a></span></strong></p>
<p class="p24"><strong><span class="s6"><a href="http://www.nytimes.com/2024/08/09/business/china-ev-battery-tech.html">www.nytimes.com/2024/08/09/business/china-ev-battery-tech.html</a></span></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yuksek-teknolojinin-kalbindeki-gizli-hazine-nadir-toprak-elementleri">Yüksek teknolojinin kalbindeki gizli hazine: Nadir Toprak Elementleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">33026</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ağaçların içindeki görünmez evren&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/agaclarin-icindeki-gorunmez-evren</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 14:05:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32817</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni bir araştırmaya göre, sağlıklı ağaçlar bir trilyondan fazla farklı bakteri, mantar ve virüs barındırıyor. Bu ağaç mikrobiyomları, orman sağlığı ve iklim değişikliği hakkında ipuçları verebilir. Son bir çalışma, ağaçların gövdelerinde tıpkı insan bedeninde olduğu gibi zengin ve çeşitli bir mikrobiyom bulunduğunu gösterdi. Nature dergisinde yayımlanan ve 150 ağacın DNA’sından alınan örneklerle elde edilen verilere göre, ortalama bir ağaçta yaklaşık bir trilyon mikrop hücresi bulunuyor. Sağlıklı ağaçların, farklı kısımlarına özgü farklı mikrobiyomlar içerdiği ve mantar, bakteri ve virüs açısından zengin olduğu bulundu. Araştırmacılar, bunların ağaç sağlığında hayati bir rol oynayabileceğine inanıyorlar. Yale Üniversitesi’nden Jon Gewirtzman, çalışmamız, her ağaç türünün, ağaçla birlikte evrimleşen kendine özgü bir mikrobiyal topluluğa ev sahipliği yaptığını gösteriyor, diye açıklama yaptı. Mikroplar, bitki yaşamının önemli bir parçasıdır. Yeraltı toprağındaki mantar liflerini ve ağaç köklerini birbirine bağlayan bir ağ olan &#8220;tüm odunu kaplayan ağ&#8220;ın keşfi, diğer organizmaların bitki büyümesine ve patojenlere karşı savunmasına yardımcı olduğu fikrine yol açtı.  Dünyadaki 3 trilyon ağacın dünyanın en büyük biyokütle havuzunu temsil ettiği ve bunların daha önce hiç incelenmeyen benzersiz ekosistemeler ev sahipliği yaptığı anlaşılıyor. Araştırmacılar, ABD&#8217;nin Connecticut eyaletindeki Yale-Myers Ormanı&#8217;ndaki ağaçların mikrobiyomlarını incelemek için, meşe, akçaağaç ve çam gibi 16 türe ait 150 ağaçtan çok sayıda örnek aldılar. Daha sonra ise ağaçtan ve topraktan DNA çıkarıp, bakteri, mantar ve virüslere ait DNA kanıtlarını analiz ettiler. Ağaçların çok sayıda farklı mikrop türü içerdiğini bulan araştırmacılar, yaklaşık olarak her 20 bitki hücresine bir mikrop düştüğünü söylüyorlar. Bu, ortalama olarak 100 milyar ile 1 trilyon arasında mikrobiyal hücreye karşılık geliyor ki bu da insan vücudundaki 39 trilyondan çok daha az. Mikroplar ağaçta eşit olarak dağılmamıştı; ağacın farklı kısımlarında uzmanlaşmış mikrobiyal topluluklar bulunuyordu. İç odun ve dış odun tamamen farklı mikrobiyal topluluklar içeriyordu. Daha yoğun olan öz odun, oksijene ihtiyaç duymayan mikroplar tarafından domine edilirken, diri odun daha fazla oksijen gerektiren mikroplar içeriyordu. Farklı ağaç türlerinde farklı mikrobiyomlar da bulundu. Örneğin akçaağaçlar, şekerleri parçalamada usta olan çok sayıda mikrop içeriyor. Bilim insanları, bulguların iklim değişikliğinin ağaçları nasıl etkilediği veya ağaç mikrobiyomlarının başka amaçlar için kullanılıp kullanılamayacağı gibi genel sorulara da cevap verebileceğini öne sürüyorlar. Mesela, İklim değişikliği bu iç ekosistemleri ve orman sağlığını nasıl etkileyecek? Bu mikropları yeni orman yönetimi veya biyoteknoloji uygulamaları için kullanabilir miyiz? gibi. Kaynak: https://www.nature.com/articles/s41586-025-09316-0</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/agaclarin-icindeki-gorunmez-evren">Ağaçların içindeki görünmez evren&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p2"><b>Yeni bir araştırmaya göre, sağlıklı ağaçlar bir trilyondan fazla farklı bakteri, mantar ve virüs barındırıyor. Bu ağaç mikrobiyomları, orman sağlığı ve iklim değişikliği hakkında ipuçları verebilir. </b></p>
<p class="p3">Son bir çalışma, ağaçların gövdelerinde tıpkı insan bedeninde olduğu gibi zengin ve çeşitli bir mikrobiyom bulunduğunu gösterdi. Nature dergisinde yayımlanan ve 150 ağacın DNA’sından alınan örneklerle elde edilen verilere göre, ortalama bir ağaçta yaklaşık bir trilyon mikrop hücresi bulunuyor. Sağlıklı ağaçların, farklı kısımlarına özgü farklı mikrobiyomlar içerdiği ve mantar, bakteri ve virüs açısından zengin olduğu bulundu.</p>
<p class="p3">Araştırmacılar, bunların ağaç sağlığında hayati bir rol oynayabileceğine inanıyorlar. Yale Üniversitesi’nden Jon Gewirtzman, çalışmamız, her ağaç türünün, ağaçla birlikte evrimleşen kendine özgü bir mikrobiyal topluluğa ev sahipliği yaptığını gösteriyor, diye açıklama yaptı. Mikroplar, bitki yaşamının önemli bir parçasıdır. Yeraltı toprağındaki mantar liflerini ve ağaç köklerini birbirine bağlayan bir ağ olan <a href="https://www.dw.com/en/biodiversity-forest-fungi-ecosystem-health/a-62390488"><span class="s1">&#8220;tüm odunu kaplayan ağ<b>&#8220;</b></span></a>ın keşfi, diğer organizmaların bitki büyümesine ve patojenlere karşı savunmasına yardımcı olduğu fikrine yol açtı.</p>
<p class="p4"><span class="s2">  Dünyadaki 3 trilyon ağacın dünyanın en büyük biyokütle havuzunu temsil ettiği ve bunların daha önce hiç incelenmeyen benzersiz ekosistemeler ev sahipliği yaptığı anlaşılıyor. Araştırmacılar, ABD&#8217;nin Connecticut eyaletindeki Yale-Myers Ormanı&#8217;ndaki ağaçların mikrobiyomlarını incelemek için, meşe, akçaağaç ve çam gibi 16 türe ait 150 ağaçtan çok sayıda örnek aldılar. Daha sonra ise ağaçtan</span> <span class="s2">ve topraktan DNA çıkarıp, bakteri, mantar ve virüslere ait DNA kanıtlarını analiz ettiler. </span></p>
<p class="p3">Ağaçların çok sayıda farklı mikrop türü içerdiğini bulan araştırmacılar, yaklaşık olarak her 20 bitki hücresine bir mikrop düştüğünü söylüyorlar. Bu, ortalama olarak 100 milyar ile 1 trilyon arasında mikrobiyal hücreye karşılık geliyor ki bu da insan vücudundaki 39 trilyondan çok daha az. Mikroplar ağaçta eşit olarak dağılmamıştı; ağacın farklı kısımlarında uzmanlaşmış mikrobiyal topluluklar bulunuyordu. İç odun ve dış odun tamamen farklı mikrobiyal topluluklar içeriyordu. Daha yoğun olan öz odun, oksijene ihtiyaç duymayan mikroplar tarafından domine edilirken, diri odun daha fazla oksijen gerektiren mikroplar içeriyordu.</p>
<p class="p3">Farklı ağaç türlerinde farklı mikrobiyomlar da bulundu. Örneğin akçaağaçlar, şekerleri parçalamada usta olan çok sayıda mikrop içeriyor. Bilim insanları, <a href="https://www.dw.com/en/climate-change/t-18614374"><span class="s1">bulguların<b> </b>iklim değişikliğinin</span></a><span class="s1"> </span>ağaçları nasıl etkilediği veya ağaç mikrobiyomlarının başka amaçlar için kullanılıp kullanılamayacağı gibi genel sorulara da cevap verebileceğini öne sürüyorlar. Mesela, İklim değişikliği bu iç ekosistemleri ve orman sağlığını nasıl etkileyecek? Bu mikropları yeni orman yönetimi veya biyoteknoloji uygulamaları için kullanabilir miyiz? gibi.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.nature.com/articles/s41586-025-09316-0">https://www.nature.com/articles/s41586-025-09316-0</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/agaclarin-icindeki-gorunmez-evren">Ağaçların içindeki görünmez evren&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32817</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Antarktika üzerinde sessiz iyileşme: Ozon tabakası aslında güçleniyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/antarktika-uzerinde-sessiz-iyilesme-ozon-tabakasi-aslinda-gucleniyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 07:38:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32814</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilim insanları, Antarktika üzerindeki ozon tabakasının iyileşmesinin beklenenden yavaş olduğu yönündeki şüpheleri çürüttü. Yeni araştırma, gözlenen duraklamanın aslında stratosferdeki dev hava dolaşımının (Brewer–Dobson) yavaşlamasından kaynaklandığını ortaya koyuyor. Bulgular, AGU Advances dergisinde yayımlandı. Dünyamızın ozon tabakası, zararlı ultraviyole ışınlarını süzerek hem canlı yaşamı hem de iklimi koruyan görünmez bir kalkan. 1980’lerin sonlarında kloroflorokarbonların (CFC) yasaklanmasıyla birlikte bu tabaka yavaş yavaş iyileşmeye başladı. Ancak Antarktika üzerindeki iyileşme hızı, diğer bölgelerle kıyaslandığında daha zayıf görünüyordu. Bu durum, “Güney Kutbu’nda iyileşme daha mı yavaş?” sorusunu gündeme getirdi. Avusturya Graz Üniversitesi’nden Andrea Steiner’ın da yer aldığı uluslararası bir ekip, bu soruya yanıt aradı. 2020–2022 arasında yapılan uydu ölçümleri, Güney Yarımküre’nin stratosferinde ekim–aralık döneminde hava dolaşımının yavaşladığını gösterdi. Brewer–Dobson adı verilen bu küresel hava akımı, tropiklerden kutuplara ozon ve diğer kimyasal bileşenleri taşımada kritik rol oynuyor. Araştırmaya göre bu yavaşlama, Güney Yarımküre’nin alt tropikal stratosferinde ısınmaya, Antarktika üzerinde ise soğumaya yol açıyor. Böylece, aslında mevcut olan ozon iyileşmesi adeta “görsel olarak maskeleniyor”. Steiner, “Hesaplamalarımız, ozon tabakasının Güney Kutbu’nda da iyileştiğini, ancak bu etkinin hava dolaşımındaki değişim tarafından gölgelendiğini gösteriyor” diyor. Bu bulgular, iklim ve atmosfer dinamiklerinin nasıl iç içe geçtiğini bir kez daha hatırlatıyor: Ozon tabakasındaki iyileşme, yalnızca kimyasal yasakların değil, atmosferin karmaşık hava akımlarının da etkisi altında Kaynak: https://agupubs.onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1029/2025AV001737</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/antarktika-uzerinde-sessiz-iyilesme-ozon-tabakasi-aslinda-gucleniyor">Antarktika üzerinde sessiz iyileşme: Ozon tabakası aslında güçleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p2"><b>Bilim insanları, Antarktika üzerindeki ozon tabakasının iyileşmesinin beklenenden yavaş olduğu yönündeki şüpheleri çürüttü. Yeni araştırma, gözlenen duraklamanın aslında stratosferdeki dev hava dolaşımının (Brewer–Dobson) yavaşlamasından kaynaklandığını ortaya koyuyor. Bulgular, </b><b><i>AGU Advances</i></b><b> dergisinde yayımlandı.</b></p>
<p class="p2">Dünyamızın ozon tabakası, zararlı ultraviyole ışınlarını süzerek hem canlı yaşamı hem de iklimi koruyan görünmez bir kalkan. 1980’lerin sonlarında kloroflorokarbonların (CFC) yasaklanmasıyla birlikte bu tabaka yavaş yavaş iyileşmeye başladı. Ancak Antarktika üzerindeki iyileşme hızı, diğer bölgelerle kıyaslandığında daha zayıf görünüyordu. Bu durum, “Güney Kutbu’nda iyileşme daha mı yavaş?” sorusunu gündeme getirdi.</p>
<p class="p1">Avusturya Graz Üniversitesi’nden Andrea Steiner’ın da yer aldığı uluslararası bir ekip, bu soruya yanıt aradı. 2020–2022 arasında yapılan uydu ölçümleri, Güney Yarımküre’nin stratosferinde ekim–aralık döneminde hava dolaşımının yavaşladığını gösterdi. Brewer–Dobson adı verilen bu küresel hava akımı, tropiklerden kutuplara ozon ve diğer kimyasal bileşenleri taşımada kritik rol oynuyor.</p>
<p class="p1">Araştırmaya göre bu yavaşlama, Güney Yarımküre’nin alt tropikal stratosferinde ısınmaya, Antarktika üzerinde ise soğumaya yol açıyor. Böylece, aslında mevcut olan ozon iyileşmesi adeta “görsel olarak maskeleniyor”. Steiner, “Hesaplamalarımız, ozon tabakasının Güney Kutbu’nda da iyileştiğini, ancak bu etkinin hava dolaşımındaki değişim tarafından gölgelendiğini gösteriyor” diyor.</p>
<p class="p1">Bu bulgular, iklim ve atmosfer dinamiklerinin nasıl iç içe geçtiğini bir kez daha hatırlatıyor: Ozon tabakasındaki iyileşme, yalnızca kimyasal yasakların değil, atmosferin karmaşık hava akımlarının da etkisi altında</p>
<p class="p3"><strong>Kaynak: <a href="https://agupubs.onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1029/2025AV001737">https://agupubs.onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1029/2025AV001737</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/antarktika-uzerinde-sessiz-iyilesme-ozon-tabakasi-aslinda-gucleniyor">Antarktika üzerinde sessiz iyileşme: Ozon tabakası aslında güçleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32814</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ekolojik iyileşme ve insan refahı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/ekolojik-iyilesme-ve-insan-refahi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2025 11:38:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32786</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğa ve halk sağlığını birbirine bağlayacak araçlar çağrısında bulunan araştırmacılar, hükümetlerin hem insanların, hem de gezegenin sağlığını ölçme ve ele alma biçimlerinin acilen yeniden düşünülmesi gerektiğinin altını çizdiler. Ülkelerin doğayı korumak ve toplum sağlığını iyileştirmek için yıllardır yaptıkları anlaşmalara ve hedeflere rağmen, bu çabaların nasıl birlikte yürüdüğünü takip edecek uygun araçların hâlâ yetersiz olduğu görülüyor. Kopenhag Üniversitesi, Londra Hijyen ve Tropikal Tıp Okulu ve Amerikan Küresel Değişim Araştırmaları Enstitüsü araştırmacılarının PLOS Global Public Health dergisinde yayımlanan yeni araştırmasında, çevre ve halk sağlığı politikalarının izole bir şekilde geliştirilmesinin sonuçları konusunda uyarıda bulunuluyor. Bunun özellikle dünyamızın, hem biyolojik çeşitlilik kaybı hem de sağlık krizlerinden kaynaklanan tehditlerle karşı karşıyayken, kaçırılmış bir fırsat olduğu söyleniyor. Araştırmacılar, iki büyük uluslararası anlaşmayı rotayı değiştirmek için önemli olarak işaret ederek, sağlık hususlarını çevresel planlamaya entegre etmenin ve bunun tersinin de gerekliliğini vurguluyorlar. Yeni araştırmanın temel unsurlarından biri, temiz su, gıda, hastalık düzenlemesi, iklim istikrarı ve hatta ruhsal sağlık gibi insan yaşamını destekleyen temel hizmetleri sağlamak için bozulmamış ekosistemlerin önemine dayanıyor. Biyoçeşitlilik azalmaya devam ettikçe insan sağlığına yönelik riskler de artıyor ve çevresel değişikliklerin sağlığı nasıl etkilediğini ölçen araçlar olmadan hükümetler körü körüne hareket ediyor. Uzmanlara göre “Biyolojik çeşitliliğin kaybı sadece doğayla ilgili değil; aynı zamanda insanların refahıyla da ilgili. Her ikisini de korumak için, çevremizin sağlığının kendi sağlığımızı nasıl etkilediğini bize gösterebilecek ortak araçlara ihtiyacımız var.” Ekip, koruma biyolojisi, yerli bilgi sistemleri ve sözde &#8220;Tek Sağlık&#8221; ve &#8220;gezegen sağlığı&#8221; çerçeveleri de dahil olmak üzere, bir dizi bilimsel yaklaşımı incelemiş. Hepsi ekolojik iyileşme ve insan refahı arasındaki boşluğu kapatmayı hedefliyor ve bu alanlarda işbirliği yaparak hem bilimsel olarak sağlam hem de politikacılar için yararlı yeni göstergeler geliştirmeyi amaçlıyor. Hükümetler bu tür göstergeleri defalarca talep etmelerine rağmen, ilerleme yavaş olmuş. Yeni araştırma ilerlemek için gerekenleri özetliyor diyor uzmanlar. Ülkeler, yeni küresel hedefler doğrultusunda ulusal biyoçeşitlilik stratejilerini güncelledikçe, araştırmacılar hükümetlerin yatırımları daha iyi hedeflemesine, riskleri değerlendirmesine ve doğayı koruma çabalarının aynı zamanda insan hayatını da iyileştirmesini sağlamasına yardımcı olmak için çevre planlamasına halk sağlığı ölçümlerini dahil etmeye başlamak için harekete geçilmesi çağrısında bulunuyorlar. Kaynak: https://macroecology.ku.dk/news/2025/researchers-call-for-new-tools-to-link-nature-and-public-health/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/ekolojik-iyilesme-ve-insan-refahi">Ekolojik iyileşme ve insan refahı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><b>Doğa ve halk sağlığını birbirine bağlayacak araçlar çağrısında bulunan araştırmacılar, hükümetlerin hem insanların, hem de gezegenin sağlığını ölçme ve ele alma biçimlerinin acilen yeniden düşünülmesi gerektiğinin altını çizdiler. </b></p>
<p class="p2"><span class="s2">Ülkelerin doğayı korumak ve toplum sağlığını iyileştirmek için yıllardır yaptıkları anlaşmalara ve hedeflere rağmen, bu çabaların nasıl birlikte yürüdüğünü takip edecek uygun araçların hâlâ yetersiz olduğu görülüyor. Kopenhag Üniversitesi, Londra Hijyen ve Tropikal Tıp Okulu ve Amerikan Küresel Değişim Araştırmaları Enstitüsü araştırmacılarının PLOS Global Public<i> </i>Health dergisinde yayımlanan yeni araştırmasında, çevre ve halk sağlığı politikalarının izole bir şekilde geliştirilmesinin sonuçları konusunda uyarıda bulunuluyor. Bunun özellikle dünyamızın, hem biyolojik çeşitlilik kaybı hem de sağlık krizlerinden kaynaklanan tehditlerle karşı karşıyayken, kaçırılmış bir fırsat olduğu söyleniyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Araştırmacılar, iki büyük uluslararası anlaşmayı rotayı değiştirmek için önemli olarak işaret ederek, sağlık hususlarını çevresel planlamaya entegre etmenin ve bunun tersinin de gerekliliğini vurguluyorlar. Yeni araştırmanın temel unsurlarından biri, temiz su, gıda, hastalık düzenlemesi, iklim istikrarı ve hatta ruhsal sağlık gibi insan yaşamını destekleyen temel hizmetleri sağlamak için bozulmamış ekosistemlerin önemine dayanıyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Biyoçeşitlilik azalmaya devam ettikçe insan sağlığına yönelik riskler de artıyor ve çevresel değişikliklerin sağlığı nasıl etkilediğini ölçen araçlar olmadan hükümetler körü körüne hareket ediyor. Uzmanlara göre “Biyolojik çeşitliliğin kaybı sadece doğayla ilgili değil; aynı zamanda insanların refahıyla da ilgili. Her ikisini de korumak için, çevremizin sağlığının kendi sağlığımızı nasıl etkilediğini bize gösterebilecek ortak araçlara ihtiyacımız var.” </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ekip, koruma biyolojisi, yerli bilgi sistemleri ve sözde &#8220;Tek Sağlık&#8221; ve &#8220;gezegen sağlığı&#8221; çerçeveleri de dahil olmak üzere, bir dizi bilimsel yaklaşımı incelemiş. Hepsi ekolojik iyileşme ve insan refahı arasındaki boşluğu kapatmayı hedefliyor ve bu alanlarda işbirliği yaparak hem bilimsel olarak sağlam hem de politikacılar için yararlı yeni göstergeler geliştirmeyi amaçlıyor. Hükümetler bu tür göstergeleri defalarca talep etmelerine rağmen, ilerleme yavaş olmuş. Yeni araştırma ilerlemek için gerekenleri özetliyor diyor uzmanlar. Ülkeler, yeni küresel hedefler doğrultusunda ulusal biyoçeşitlilik stratejilerini güncelledikçe, araştırmacılar hükümetlerin yatırımları daha iyi hedeflemesine, riskleri değerlendirmesine ve doğayı koruma çabalarının aynı zamanda insan hayatını da iyileştirmesini sağlamasına yardımcı olmak için çevre planlamasına halk sağlığı ölçümlerini dahil etmeye başlamak için harekete geçilmesi çağrısında bulunuyorlar.</span></p>
<p class="p2"><strong><span class="s1">Kaynak: <a href="https://macroecology.ku.dk/news/2025/researchers-call-for-new-tools-to-link-nature-and-public-health/">https://macroecology.ku.dk/news/2025/researchers-call-for-new-tools-to-link-nature-and-public-health/</a></span></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/ekolojik-iyilesme-ve-insan-refahi">Ekolojik iyileşme ve insan refahı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32786</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Akdeniz Havzası ısınıyor. Peki Türkiye neler yapabilir?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/akdeniz-havzasi-isiniyor-peki-turkiye-neler-yapabilir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2025 11:57:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32747</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akdeniz Havzası&#8217;nın sıcaklığı, özellikle son yıllarda çok arttı. 30 Haziran 2025 günü Akdeniz yüzey sıcaklığı ortalama 26.04 dereceye ulaşarak tarihin en yüksek sıcaklığına ulaştı. Bu sıcaklık uzun yıllar (1991-2020) ortalamasının 2 derece üstünde. Aşağıdaki iki görselde Akdeniz yüzey sıcaklığı ve anomalileri görebilirsiniz. Sıcaklıkların böyle devam etmesi veya artması neticesinde, deniz ekosisteminin bozulması ve aşırı meteorolojik olaylara neden olması kaçınılmaz. Bu ısınma sonucunda Akdeniz bölgesinde çok uzun sürebilecek hava sıcaklıkları meydana gelebilir. Orman yangınları Fransa Fransa’nın Aude bölgesinde (Fransa’nın güneybatı bölgesi) 5 Ağustos 2025 tarihinde başlayan ve yaklaşık 10 gün süren, bu yılın en büyük yangını yaşandı. Bu konuyla ilgili Fransız basınında Fransa’nın yangınlara müdahale gücü tartışıldı. Zira Fransız kamuoyu, hükümet politikalarıyla iklim değişiminin varlığını kabul ediyor. Bu konuyla ilgili bir anımı ve gözlemimi belgenin sonunda paylaşıyorum. Bu yangın olayının basında yer alması ve bu olayla ilgili dikkatimi çeken ana başlıklar şunlar oldu: Le Monde gazetesi haberi harita, uydu görüntüleri ve grafiklerle verdi. Örneğin Le Monde gazetesi, 5 Ağustos 2025 tarihli bir uydu görüntüsünden yangın dumanının Akdeniz&#8217;de nasıl yayıldığını ve yangından etkilenen bölgeleri haritalar ile gösterildi. Ayrıca, yangını, 2016’dan bu yana Fransa’da meydana gelen diğer yangınlarla kıyasladı ve yangının yayılma hızını gösteren grafikler haberde yer aldı. &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; Dikkati çeken bir başka görsel ise Fransa Meteoroloji Kuruluşu tarafından yayımlanan günlük yangın risk haritasıydı. Bu haritalar birbirini takip eden iki günlük süreler içinde, meteorolojik veriler (sıcaklık, nem, rüzgar) ve bölgelerde bitki örtüsünün de kuruluk durumu dikkate alınarak hazırlandı. Bunun gibi birçok grafikle yangın nasıl oluşur, rüzgar yangını nasıl etkiler anlatıldı. Bunlardan örnekleri artık buraya almadım. Ancak istenirse ilgili habere şuradan ulaşılabilir. Makalenin tamamı için abonelik istenebilir. Makalenin en dikkat çekici yeri ise şu: İklim değişikliği nedeniyle sökülen bağlarda kurumuş olan otların yangına hız kazandırıcı etkiye neden olduğu, fakat işlenmeye devam eden bağların yangını yavaşlatıcı etki gösterdiği iddiası. Bir başka makalede ise yangınla ilgili rakamlara nasıl ulaşıldığı, hangi kaynakların kullanıldığı anlatılıyor. Buna göre yangınla ilgili sayısal sonuçlara uydu görüntülerinden ve yangına müdahale eden birliklerin ölçümlerinden ulaşılabilir. Effis adı verilen Avrupa orman yangını gözetleme sistemi ile gerçek zamanlı olarak yanan alanları bildiriyor. Sistem Avrupa, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerini kapsıyor. Buradan hareketle Effis (European Forest Fire Information System) sistemine girildiği takdirde Türkiye’deki yangınlarda yanan alanlar da görüntülenebilir. Sistem aynı zamanda başka veri tabanlarıyla ilişkilendirilerek, yanan alan özelliklerine de (orman alanı, tarım alanı vb.) ulaşılabilir. Aşağıda Effis sisteminden 9-16 Ağustos 2025 tarihleri arasındaki yangınları gösteren ekran görüntüsü yer alıyor. Buna bağlı olarak Fransa’da 2006’dan bu yana oluşan orman yangınlarıyla ilgili bilgiler bir veri tabanında saklanıyor. Bilgiler herkese açık olduğu için, bilhassa yangınla mücadele edenler tarafından güncellenebilme imkanı da mevcut. Bu sistem ile Effis sistemi arasında karşılaştırma yapılarak en doğru bilgilere ve dolayısıyla doğru analizlere varılması mümkün. Doğal olarak bu analizler orman yangınlarıyla mücadelede, Fransa’da esas sorumlu olan İçişleri ve Tarım Bakanlıklarına önlem alma konusunda yol gösterici oluyor. Fakat esas olarak, yangın tehlikesi durumunda ve yangı esnasında, söndürme ekipleri en çok meteorolojik verilerden faydalanıyor. Bunlara ek olarak Fransa’nın elinde bulunan yangınla mücadele hava araçlarının dökümü ve özellikleri de haberleştirildi. Yapılan eleştirilerden biri, Fransa’nın envanterinde bulunan Canadair amfibik yangın uçaklarının eskiliği yönünde. İklim değişikliği de dikkate alındığında, ileride daha fazla yangına maruz kalma durumuna karşı, mevcut filonun yenilenmesi gerektiği vurgulandı. Hükümetin filoyu yenileme sözü vermesine rağmen, bütçe kesintisi nedeniyle ancak iki uçak için sipariş verildiği, bu siparişlerin de 2 sene sonra teslim alınacağı belirtildi. Bu arada, ilk sipariş veren ülkelerden biri de Yunanistan! Le Monde gazetesinde bu konuda yayımlanan bir analiz videosunda, yeni uçak üretimi için AB işbirliği de önerildi. Bir başka makalede ise, yangın mücadele ekiplerinin çalışma şartları ve yöntemleri anlatıldı. Buna göre: 3 Beechcraft uçağı yangın bölgesinde yangın koordinatlarını ve yangın yayılma hızını tespit ederek komuta merkezine bildirdi (keşif ve koordinasyon). Yangın söndürme uçakları gelen bilgilere göre hedefe yönlendirildi. Canadair (Bombardier) yangın söndürme uçakları yanında Dash tipi uçaklarla yangın geciktirici kimyasal bir sıvı atıldı, ayrıca helikopterler de kullanıldı. Yangının ilerleyen safhalarında, yangın söndürme çalışmalarına bu konuda özel olarak eğitilmiş 58 asker kişi dahil edildi. İspanya İspanya’da bu yıl yaz döneminde meydana gelen yangınlarda 70.000 hektardan fazla alan yandı. İspanya başbakanı Pedro Sanchez 17 Ağustos’ta İklim Değişikliğine Karşı Ulusal Birlik çağrısında bulundu. Bu birliğin amacı iklim değişikliği etkilerini azaltmak ve bunlara uyum sağlamak. Yapılan bu birlik çağrısından önemli başlıklar şunlar: 2024 yılında Valencia bölgesinde yaşanan sel felaketi ve 2025 yılı yangınları, İber yarımadasının iklim değişikliğinden doğrudan etkilendiğini gösteriyor (farkındalık). İklim değişikliği etkilerine karşı birlikte mücadele içerisinde sadece kamu yönetimi değil, bilim insanları, parlamenterler, şirketler, sendikalar ve halk yer almalı (birliktelik). Yangından etkilenen alanların hepsi yeniden yapılandırılmalı. Bu birlik, görevli kamu çalışanlarına ve diğer görevlilere işlerini en etkin şekilde yerine getirebilmeleri için sadece yangın anında değil diğer zamanlarda ihtiyaç duyulacak kaynakları aktarmalı. İspanya’da meydana gelen yangında, yerel yöneticiler, söndürme çalışmalarına deneyimli askerlerin de katılımını talep ettiler ve bu istek Savunma Bakanlığı tarafından karşılandı. Effis sisteminden alına bilgilere göre İspanya’da bu yıl yaşanan yangınlarda, Ağustos ayında 70.000 hektarlık alan olmak üzere toplam 157.000 hektar alan etkilendi. Akdeniz havzasının ısınması ve yorumlarım&#8230; İklim değişikliği özellikle Akdeniz havzası için ciddi bir tehdit. Bu belgenin başında görülen ilk iki görselde, Akdeniz havzasında sıcaklıktan etkilenmesi en muhtemel alanlardan biri Sardunya Körfezi ise, ikinci sırada Antalya körfezi yer alıyor. Bu iki görsel için kaynak veriler ECMWF&#8217;den (European Center for Mid Term Weather Forecast / Avrupa Orta Vadeli Hava Tahminleri Merkezi) alındı. ECMWF, Avrupa&#8217;nın çoğu ülkesi tarafından desteklenen bağımsız bir hükümetler arası kuruluş. Shinfield Park Reading (İngiltere), Bolonya (İtalya) ve Bonn (Almanya) merkezli. ECMWF, Avrupa&#8217;daki en büyük süper bilgisayar komplekslerinden birini ve dünyanın en büyük sayısal hava tahmin verileri arşivini de işletiyor. Bu merkeze Türkiye de üye, temsilci kurum Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) (Kaynak: Wikipedia). Ancak ben, bugüne kadar, Le Monde gazetesinde yer alan ve iklim değişikliği etkilerini Akdeniz havzasında gösteren görsellere benzer bir görseli ve bilgiyi MGM’de veya başka bir kamu kurumu yayınında veya basında göremedim. Oysa ki, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının adına İklim Değişikliği ibaresi de eklenmiş olmasına rağmen, genel bir farkındalık yaratmak için bu ve bunun gibi veriler sıklıkça kullanılmalı, hazırlanacak güncel analizler ve bunlara ait görseller basın yoluyla paylaşılmalı diye düşünüyorum. Fransa ve İspanya’da ise, iklim değişikliği konusunda farkındalık ve yöneticilerin bunu ilerletme konusunda kararlılığı göze çarpıyor. Zira yaşanan meteorolojik felaketler, akılcı davranan hükümetleri doğal olarak bu yola itiyor. Le Monde gazetesi iklim değişikliği konusundaki haberleri belli bir çerçeveye sıkıştırmadan yeterince ayrıntılı olarak vermeye devam ediyor. Yangınlar İklim değişikliği ile doğrudan ilişkili olan 2025 yangınları, Le Monde gazetesinde tarafsız ve ayrıntılı bir şekilde yer aldı. Haberler çok anlamlı görsellerle desteklendi. Bu haber içeriklerinden kamu kurum yöneticilerinin gerekli her türlü bilgiyi basın ile paylaştığı ve hiçbir bilgiyi sansürlemediği de görülüyor. İklim değişikliği ile her iki ülkede yangınla mücadelede yeni bir safhaya girildiği, bunun için daha çok birliktelik ve kaynak harcanması gerektiği meydanda. Her iki ülke de, yangınla mücadelede deneyimli askerlerden yararlanıyor. Yangınlara karşı önceden uyarıcı bilgi sistemleri, yangınları anlık olarak takip eden sistemler etkin olarak kullanılıyor. Yangın söndürme uçakları envanteri ile ilgili Fransız hükümeti elindeki bilgileri açıkça paylaşıyor ve her türlü eleştiriyi de  göğüslüyor. Bu yaz mevsiminde hem Fransa’da hem İspanya’da hem Türkiye’de yaşanan yangınların meteorolojik şartlar açısından en dikkat çekici yanı, rüzgar hızına bağlı olarak yangının hiç olmadığı kadar hızlı ilerlemiş olması. Buradan hareketle, iklim değişikliğine yüksek önem verilmesi gerektiği apaçık ortada. Türkiye&#8217;de neler yapılabilir? Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2-3 günlük yangın risk haritası hazırlayabilir, ECMWF’den elde edilecek verilerle etkili analizler hazırlanarak kamuoyu ile paylaşılabilir. Orman Genel Müdürlüğü ve/veya AFAD, yangın bölgelerini internet üzerinden haritalayabilirler. Effis sisteminden yangın takibi yapılabilir, Orman Genel Müdürlüğü yangınlarla ilgili bilgileri bir veri tabanında saklayarak istatistikler hazırlayabilir. Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü ve AFAD yangın ve diğer meteorolojik afetlere karşı uyarıcı bilgiler yayımlayabilir. Bu konular ayrıca MEB tarafından derslerde işlenebilir ve böylece genç kitle eğitilebilir! Orman ve Tarım Bakanlıkları, iklim değişikliğine uygun ağaçlandırma ve tarım konusunda çalışma yapabilir ve hatta yapmalıdır! Türkiye’de envanterde olan Canadair tip uçakların sorunları ve bunların nasıl giderileceği ve uçakların yenilenmesi ile ilgili gelişmeler kamuoyu ile açıkça paylaşılmalıdır. Yangın söndürme uçağı kapasitesi artırılabilir, TAI/TUSAŞ’ta yangın söndürme uçağı yapımı planlanabilir, bu konuda AB veya başka deneyimli ülkeler ile işbirliği yapılabilir. Yangın ve diğer doğal felaketlerde görevlendirmek üzere insan gücü yetiştirme konusuna önem verilmelidir. Bu konuda TSK’dan faydalanmaktan korkulmamalıdır. İklim değişikliği ve yaratacağı etkiler konusunda tüm bakanlıklar ve kamu kurum kuruluşları, belediyeler, meslek odaları kendi ilgi alanlarına yönelik çalışmalara ve projelere başlamalıdır. Bu çalışmalar bir eşgüdüm içerisinde yapılmalı, yasal dayanağı da oluşturulmalıdır. İklim değişikliği ve buna uyum sağlama konusunda ulus çapında farkındalık yaratılmalıdır. Bu konularda basının gücünden yararlanılmalı, hiçbir şekilde magazinleşmeye girmeden doğru haber aktarımı sağlanmalı, eleştiriler doğru ve yerinde yapılmalı, yapılan eleştirilerden korkulmamalıdır. İlhan Selman Çobanoğlu</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/akdeniz-havzasi-isiniyor-peki-turkiye-neler-yapabilir">Akdeniz Havzası ısınıyor. Peki Türkiye neler yapabilir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p2">Akdeniz Havzası&#8217;nın sıcaklığı, özellikle son yıllarda çok arttı. 30 Haziran 2025 günü Akdeniz yüzey sıcaklığı ortalama 26.04 dereceye ulaşarak <b>tarihin en yüksek sıcaklığına ulaştı</b>. Bu sıcaklık uzun yıllar (1991-2020) ortalamasının 2 derece üstünde. Aşağıdaki iki görselde Akdeniz yüzey sıcaklığı ve anomalileri görebilirsiniz.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-32749 aligncenter" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/1-1.png" alt="" width="500" height="324" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/1-1.png 1241w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/1-1-300x195.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/1-1-1024x664.png 1024w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-32750 aligncenter" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/2-1.png" alt="" width="500" height="322" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/2-1.png 1227w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/2-1-300x193.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/2-1-1024x659.png 1024w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p class="p3">Sıcaklıkların böyle devam etmesi veya artması neticesinde, deniz ekosisteminin bozulması ve aşırı meteorolojik olaylara neden olması kaçınılmaz.</p>
<p class="p6">Bu ısınma sonucunda Akdeniz bölgesinde çok uzun sürebilecek hava sıcaklıkları meydana gelebilir.</p>
<p class="p7"><b>Orman yangınları</b></p>
<p class="p7"><b>Fransa</b></p>
<p class="p8">Fransa’nın Aude bölgesinde (Fransa’nın güneybatı bölgesi) 5 Ağustos 2025 tarihinde başlayan ve yaklaşık 10 gün süren, bu yılın en büyük yangını yaşandı. Bu konuyla ilgili Fransız basınında Fransa’nın yangınlara müdahale gücü tartışıldı. Zira Fransız kamuoyu, hükümet politikalarıyla iklim değişiminin varlığını kabul ediyor. Bu konuyla ilgili bir anımı ve gözlemimi belgenin sonunda paylaşıyorum.</p>
<p class="p8">Bu yangın olayının basında yer alması ve bu olayla ilgili <strong>dikkatimi çeken ana başlıklar</strong> şunlar <span class="s1">oldu:</span></p>
<p class="p8">Le Monde gazetesi haberi harita, uydu görüntüleri ve grafiklerle verdi. Örneğin Le Monde gazetesi, 5 Ağustos 2025 tarihli bir uydu görüntüsünden yangın dumanının Akdeniz&#8217;de nasıl yayıldığını ve yangından etkilenen bölgeleri haritalar ile gösterildi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-32751" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/3-1.png" alt="" width="500" height="355" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/3-1.png 1647w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/3-1-300x213.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/3-1-1024x726.png 1024w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p class="p8">Ayrıca, yangını, 2016’dan bu yana Fransa’da meydana gelen diğer yangınlarla kıyasladı ve yangının yayılma hızını gösteren grafikler haberde yer aldı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-32752 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/4-1.png" alt="" width="300" height="490" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/4-1.png 746w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/4-1-184x300.png 184w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/4-1-627x1024.png 627w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-32753 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/5-1.png" alt="" width="300" height="297" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/5-1.png 827w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/5-1-150x150.png 150w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/5-1-300x297.png 300w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="p8">Dikkati çeken bir başka görsel ise Fransa Meteoroloji Kuruluşu tarafından yayımlanan günlük yangın risk haritasıydı. Bu haritalar birbirini takip eden iki günlük süreler içinde, meteorolojik veriler (sıcaklık, nem, rüzgar) ve bölgelerde bitki örtüsünün de kuruluk durumu dikkate alınarak hazırlandı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-32754" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/6-1.png" alt="" width="300" height="434" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/6-1.png 805w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/6-1-207x300.png 207w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/6-1-708x1024.png 708w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p class="p8">Bunun gibi birçok grafikle yangın nasıl oluşur, rüzgar yangını nasıl etkiler anlatıldı. <span class="s1">Bunlardan</span> <span class="s1">örnekleri</span> <span class="s4">artık</span> <span class="s1">buraya</span> <span class="s1">almadım.</span> <span class="s1">Ancak</span> <span class="s1">istenirse <a href="https://www.lemonde.fr/planete/">ilgili habere şuradan</a> ulaşılabilir. M</span><span class="s1">akalenin tamamı için abonelik istenebilir.</span></p>
<p class="p8">Makalenin en dikkat çekici yeri ise şu: İklim değişikliği nedeniyle sökülen bağlarda <b>kurumuş olan otların yangına hız kazandırıcı etkiye neden olduğu</b>, fakat işlenmeye devam eden bağların yangını yavaşlatıcı etki gösterdiği iddiası.</p>
<p class="p8">Bir başka makalede ise yangınla ilgili rakamlara nasıl ulaşıldığı, hangi kaynakların kullanıldığı anlatılıyor. Buna göre yangınla ilgili sayısal sonuçlara uydu görüntülerinden ve yangına müdahale eden birliklerin ölçümlerinden ulaşılabilir.</p>
<p class="p19">Effis adı verilen Avrupa orman yangını gözetleme sistemi ile gerçek zamanlı olarak yanan <span class="s1">alanları</span> <span class="s1">bildiriyor.</span> <span class="s1">Sistem Avrupa, </span>Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerini kapsıyor. Buradan hareketle Effis (European Forest Fire Information System) sistemine girildiği takdirde Türkiye’deki yangınlarda yanan alanlar da görüntülenebilir. Sistem aynı zamanda başka veri tabanlarıyla ilişkilendirilerek, yanan alan özelliklerine de (orman alanı, tarım alanı vb.) ulaşılabilir. Aşağıda Effis sisteminden 9-16 Ağustos 2025 tarihleri arasındaki yangınları gösteren ekran görüntüsü yer alıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-32755 aligncenter" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/7-1.png" alt="" width="500" height="354" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/7-1.png 1762w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/7-1-300x212.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/08/7-1-1024x724.png 1024w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p class="p21">Buna bağlı olarak Fransa’da 2006’dan bu yana oluşan orman yangınlarıyla ilgili bilgiler bir veri tabanında saklanıyor. Bilgiler herkese açık olduğu için, bilhassa yangınla mücadele edenler tarafından güncellenebilme imkanı da mevcut. Bu sistem ile Effis sistemi arasında karşılaştırma yapılarak en doğru bilgilere ve dolayısıyla doğru analizlere varılması mümkün.</p>
<p class="p5">Doğal olarak bu analizler orman yangınlarıyla mücadelede, Fransa’da esas sorumlu olan İçişleri ve Tarım Bakanlıklarına önlem alma konusunda yol gösterici oluyor. Fakat esas olarak, yangın tehlikesi durumunda ve yangı esnasında, söndürme ekipleri en çok meteorolojik verilerden faydalanıyor.</p>
<p class="p5">Bunlara ek olarak Fransa’nın elinde bulunan yangınla mücadele hava araçlarının dökümü ve özellikleri de haberleştirildi. Yapılan eleştirilerden biri, Fransa’nın envanterinde bulunan Canadair amfibik yangın uçaklarının eskiliği yönünde. İklim değişikliği de <span class="s1">dikkate alındığında, ileride</span> daha fazla <span class="s1">yangına maruz kalma durumuna karşı, mevcut</span> <span class="s1">filonun yenilenmesi gerektiği vurgulandı.</span><span class="s1"> </span>Hükümetin filoyu yenileme sözü vermesine rağmen, bütçe kesintisi nedeniyle ancak iki uçak için sipariş verildiği, bu siparişlerin de 2 sene sonra teslim alınacağı belirtildi. Bu arada, ilk sipariş veren ülkelerden biri de Yunanistan!</p>
<p class="p23">Le Monde gazetesinde bu konuda yayımlanan bir analiz videosunda, yeni uçak üretimi için AB işbirliği de önerildi.</p>
<p class="p23">Bir başka makalede ise, <b>yangın mücadele ekiplerinin çalışma şartları ve yöntemleri </b>anlatıldı. Buna göre:</p>
<p class="p23">3 Beechcraft uçağı yangın bölgesinde yangın koordinatlarını ve yangın yayılma hızını tespit ederek komuta merkezine bildirdi (keşif ve koordinasyon). Yangın söndürme uçakları gelen bilgilere göre hedefe yönlendirildi.</p>
<p class="p23">Canadair (Bombardier) yangın söndürme uçakları yanında Dash tipi uçaklarla yangın geciktirici kimyasal bir sıvı atıldı, ayrıca helikopterler de kullanıldı.</p>
<p class="p23">Yangının ilerleyen safhalarında, yangın söndürme çalışmalarına bu konuda özel olarak eğitilmiş 58 asker kişi dahil edildi.</p>
<p class="p7"><b>İspanya</b></p>
<p class="p8">İspanya’da bu yıl yaz döneminde meydana gelen yangınlarda 70.000 hektardan fazla alan yandı. İspanya başbakanı Pedro Sanchez 17 Ağustos’ta İklim Değişikliğine Karşı Ulusal Birlik çağrısında bulundu. Bu birliğin amacı iklim değişikliği etkilerini azaltmak ve bunlara uyum sağlamak.</p>
<p class="p7">Yapılan bu birlik çağrısından önemli başlıklar<span class="s1"> şunlar:</span></p>
<p class="p7">2024 yılında Valencia bölgesinde yaşanan sel felaketi ve 2025 yılı yangınları, İber yarımadasının iklim değişikliğinden doğrudan etkilendiğini gösteriyor <span class="s1">(farkındalık).</span></p>
<p class="p7">İklim değişikliği etkilerine karşı birlikte mücadele içerisinde sadece kamu yönetimi değil, bilim insanları, parlamenterler, şirketler, sendikalar ve halk yer almalı <span class="s1">(birliktelik).</span></p>
<p class="p7">Yangından etkilenen alanların hepsi yeniden <span class="s1">yapılandırılmalı.</span></p>
<p class="p26">Bu birlik, görevli kamu çalışanlarına ve diğer görevlilere işlerini en etkin şekilde yerine getirebilmeleri için sadece yangın anında değil diğer zamanlarda ihtiyaç duyulacak kaynakları aktarmalı.</p>
<p class="p8">İspanya’da meydana gelen yangında, yerel yöneticiler, söndürme çalışmalarına deneyimli askerlerin de katılımını talep ettiler ve bu istek Savunma Bakanlığı tarafından karşılandı.</p>
<p class="p23">Effis sisteminden alına bilgilere göre İspanya’da bu yıl yaşanan yangınlarda, Ağustos <span class="s1">ayında </span>70.000 hektarlık alan olmak üzere toplam 157.000 hektar alan<span class="s1"> etkilendi.</span></p>
<p class="p7"><strong>Akdeniz havzasının ısınması ve yorumlarım&#8230;</strong></p>
<p class="p8">İklim değişikliği özellikle Akdeniz havzası için ciddi bir tehdit. Bu belgenin başında görülen ilk iki görselde, Akdeniz havzasında sıcaklıktan etkilenmesi en muhtemel alanlardan biri Sardunya Körfezi ise, ikinci sırada Antalya körfezi yer alıyor.</p>
<p class="p8">Bu iki görsel için kaynak veriler ECMWF&#8217;den (European Center for Mid Term Weather Forecast / Avrupa Orta Vadeli Hava Tahminleri Merkezi) alındı.</p>
<p class="p27">ECMWF, Avrupa&#8217;nın çoğu ülkesi tarafından desteklenen bağımsız bir hükümetler arası <span class="s1">kuruluş. </span><span class="s1">Shinfield</span> <span class="s1">Park</span> <span class="s1">Reading (İngiltere), Bolonya (</span><span class="s1">İtalya)</span> <span class="s1">ve</span> <span class="s1">Bonn (Almanya)</span> <span class="s1">merkezli. </span>ECMWF, Avrupa&#8217;daki en büyük süper bilgisayar komplekslerinden birini ve dünyanın en büyük sayısal hava tahmin verileri arşivini de işletiyor. Bu merkeze Türkiye de üye, temsilci kurum Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) (Kaynak: Wikipedia).</p>
<p class="p8">Ancak ben, bugüne kadar, Le Monde gazetesinde yer alan ve iklim değişikliği etkilerini Akdeniz havzasında gösteren görsellere benzer bir görseli ve bilgiyi MGM’de veya başka bir kamu kurumu yayınında veya basında göremedim.</p>
<p class="p6">Oysa ki, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının adına İklim Değişikliği ibaresi de eklenmiş olmasına rağmen, genel bir farkındalık yaratmak için bu ve bunun gibi veriler sıklıkça kullanılmalı, hazırlanacak güncel analizler ve bunlara ait görseller basın yoluyla paylaşılmalı diye <span class="s1">düşünüyorum.</span></p>
<p class="p6">Fransa ve İspanya’da ise, iklim değişikliği konusunda farkındalık ve yöneticilerin bunu ilerletme konusunda kararlılığı göze çarpıyor. Zira yaşanan meteorolojik felaketler, akılcı davranan hükümetleri doğal olarak bu yola itiyor.</p>
<p class="p28">Le Monde gazetesi iklim değişikliği konusundaki haberleri belli bir çerçeveye sıkıştırmadan yeterince ayrıntılı olarak vermeye devam ediyor.</p>
<p class="p7"><span class="s1"><b>Yangınlar</b><b></b></span></p>
<p class="p21">İklim değişikliği ile doğrudan ilişkili olan 2025 yangınları, Le Monde gazetesinde tarafsız ve ayrıntılı bir şekilde yer aldı. Haberler çok anlamlı görsellerle desteklendi. Bu <span class="s1">haber </span>içeriklerinden kamu kurum yöneticilerinin gerekli her türlü bilgiyi basın ile paylaştığı ve hiçbir bilgiyi sansürlemediği de görülüyor.</p>
<p class="p8"><span class="s1">İklim değişikliği</span> <span class="s1">ile</span> <span class="s1">her</span> <span class="s1">iki</span> <span class="s1">ülkede</span> <span class="s1">yangınla</span> <span class="s1">mücadelede yeni</span> <span class="s1">bir</span> <span class="s1">safhaya</span> <span class="s1">girildiği,</span> <span class="s1">bunun için</span> <span class="s1">daha </span>çok birliktelik ve kaynak harcanması gerektiği meydanda. Her iki ülke de, yangınla mücadelede deneyimli askerlerden yararlanıyor.</p>
<p class="p6">Yangınlara karşı önceden uyarıcı bilgi sistemleri, yangınları anlık olarak takip eden sistemler etkin olarak kullanılıyor.</p>
<p class="p8">Yangın söndürme uçakları envanteri ile ilgili Fransız hükümeti elindeki bilgileri açıkça paylaşıyor ve her türlü eleştiriyi de  göğüslüyor.</p>
<p class="p21">Bu yaz mevsiminde hem Fransa’da hem İspanya’da hem Türkiye’de yaşanan yangınların meteorolojik şartlar açısından en dikkat çekici yanı, rüzgar hızına bağlı olarak yangının hiç olmadığı kadar hızlı ilerlemiş olması. Buradan hareketle, iklim değişikliğine yüksek önem <span class="s1">verilmesi gerektiği apaçık ortada.</span></p>
<p class="p7"><b>Türkiye&#8217;de neler yapılabilir?</b></p>
<p class="p8">Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2-3 günlük yangın risk haritası hazırlayabilir, ECMWF’den elde edilecek verilerle etkili analizler hazırlanarak kamuoyu ile paylaşılabilir.</p>
<p class="p6"><span class="s1">Orman</span> <span class="s1">Genel</span> <span class="s1">Müdürlüğü</span> <span class="s1">ve/veya</span> <span class="s4">AFAD,</span> <span class="s1">yangın</span> <span class="s1">bölgelerini</span> i<span class="s1">nternet</span> <span class="s1">üzerinden haritalayabilirler.</span></p>
<p class="p6">Effis sisteminden yangın takibi yapılabilir, Orman Genel Müdürlüğü yangınlarla ilgili bilgileri bir veri tabanında saklayarak istatistikler hazırlayabilir.</p>
<p class="p28">Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü ve AFAD yangın ve diğer meteorolojik afetlere karşı uyarıcı bilgiler yayımlayabilir.</p>
<p class="p7">Bu konular ayrıca MEB tarafından derslerde işlenebilir ve böylece genç kitle <span class="s1">eğitilebilir!</span></p>
<p class="p6">Orman ve Tarım Bakanlıkları, iklim değişikliğine uygun ağaçlandırma ve tarım konusunda çalışma yapabilir ve hatta yapmalıdır!</p>
<p class="p8">Türkiye’de envanterde olan Canadair tip uçakların sorunları ve bunların nasıl giderileceği ve uçakların yenilenmesi ile ilgili gelişmeler kamuoyu ile açıkça paylaşılmalıdır.</p>
<p class="p8">Yangın söndürme uçağı kapasitesi artırılabilir, TAI/TUSAŞ’ta yangın söndürme uçağı yapımı planlanabilir, bu konuda AB veya başka deneyimli ülkeler ile işbirliği yapılabilir.</p>
<p class="p21"><span class="s1">Yangın</span> <span class="s1">ve</span> <span class="s1">diğer</span> <span class="s1">doğal</span> <span class="s1">felaketlerde görevlendirmek</span> <span class="s1">üzere</span> <span class="s1">insan gücü yetiştirme</span> <span class="s1">konusuna</span> <span class="s1">önem </span>verilmelidir. Bu konuda TSK’dan faydalanmaktan korkulmamalıdır.</p>
<p class="p5">İklim değişikliği ve yaratacağı etkiler konusunda tüm bakanlıklar ve kamu kurum kuruluşları, belediyeler, meslek odaları kendi ilgi alanlarına yönelik çalışmalara ve projelere başlamalıdır. Bu çalışmalar bir eşgüdüm içerisinde yapılmalı, yasal dayanağı da oluşturulmalıdır.</p>
<p class="p7">İklim değişikliği ve buna uyum sağlama konusunda ulus çapında farkındalık<span class="s1"> yaratılmalıdır.</span></p>
<p class="p8">Bu konularda basının gücünden yararlanılmalı, hiçbir şekilde magazinleşmeye girmeden doğru haber aktarımı sağlanmalı, eleştiriler doğru ve yerinde yapılmalı, yapılan eleştirilerden <span class="s1">korkulmamalıdır.</span></p>
<p class="p12"><strong>İlhan Selman<span class="s1"> Çobanoğlu</span></strong></p>
<p class="p12">
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/akdeniz-havzasi-isiniyor-peki-turkiye-neler-yapabilir">Akdeniz Havzası ısınıyor. Peki Türkiye neler yapabilir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32747</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ağaçların, küresel ısınmaya karşı ilginç bir katkısı daha</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/agaclarin-kuresel-isinmaya-karsi-ilginc-bir-katkisi-daha</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jul 2025 08:30:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32643</guid>

					<description><![CDATA[<p>Metan gazını soğurduğu ortaya çıkan ağaçların, iklim kriziyle mücadelede sanılandan çok daha fazla yarar sağladıkları anlaşıldı. Bitkiler fotosentez yaparken karbondioksiti soğurarak depoluyorlar. Ağaçlar bu şekilde küresel ısınma için eşsiz bir rol oynuyorlar. Sanayi devriminden bu yana küresel ısınmanın yaklaşık yüzde otuzundan sorumlu olduğu düşünülen metan gazının yalnızca topraktaki bakteriler tarafından soğurulduğu biliniyordu. Nature dergisinde kısa bir süre önce yayımlanan araştırma yazısında ağaç kabuğundaki mikropların da metan soğurduğu belirtildi. Karbondioksit atmosferde yüzlerce yıl kalabilirken, metan gazının ömrünün yaklaşık 12 yıl olduğu tahmin edilmekte. Bu nedenle ağaçların yeni ortaya çıkan özelliğinin, iklim değişiminin etkilerini önlemede daha çabuk sonuçlar elde edilmesini sağlayacağı düşünülüyor. Metan gazı salımlarının artış hızı, kayıtların tutulmaya başladığı 1980&#8217;lerden beri en yüksek seviyede. Emisyonların arkasındaki birincil neden de tarım ve hayvancılık. Bilim insanları araştırma çerçevesinde, Amazon ve Panama’daki tropikal ormanlar, Birleşik Krallıktaki ılıman geniş yapraklı ormanlar ve İsveç’teki tayga ormanlarını incelediler. Tropikal ormanlarda daha fazla metan soğurulduğunu kaydeden ekip, bu durumu sıcak ve nemli ortamlarda mikropların çoğalmasına bağlıyor. Ağaçların yeni saptanan özelliği, ılıman ve tropikal ağaçların iklim açısından sağladığı bilinen faydası ortalama olarak yüzde on artıyor. Ayrıca ağaçların üst kısımlarında atmosferdeki metan gazışının daha fazla soğurulduğu da anlaşılmış. 2021 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı&#8217;nda (COP26) başlatılan Küresel Metan İttifakı, 2030&#8217;a gelindiğinde metan salımını yüzde 30 azaltmayı amaçlıyor. Araştırmacılar ise elde ettiğimiz sonuçlar, daha fazla ağaç dikmenin ve ormansızlaşmayı önleminin bu hedefe yaklaşmanın önemli bir parçası olduğu çok açık diyorlar. Kaynak: https://www.nature.com/articles/s41586-024-07592-w</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/agaclarin-kuresel-isinmaya-karsi-ilginc-bir-katkisi-daha">Ağaçların, küresel ısınmaya karşı ilginç bir katkısı daha</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-32645 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/07/tree-300x188.png" alt="" width="300" height="188" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/07/tree-300x188.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/07/tree.png 800w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><b>Metan gazını soğurduğu ortaya çıkan ağaçların, iklim kriziyle mücadelede sanılandan çok daha fazla yarar sağladıkları anlaşıldı.</b></p>
<p class="p4">Bitkiler fotosentez yaparken karbondioksiti soğurarak depoluyorlar. Ağaçlar bu şekilde küresel ısınma için eşsiz bir rol oynuyorlar. Sanayi devriminden bu yana küresel ısınmanın yaklaşık yüzde otuzundan sorumlu olduğu düşünülen metan gazının yalnızca topraktaki bakteriler tarafından soğurulduğu biliniyordu. Nature dergisinde kısa bir süre önce yayımlanan araştırma yazısında ağaç kabuğundaki mikropların da metan soğurduğu belirtildi.</p>
<p class="p1"><span class="s1">Karbondioksit atmosferde yüzlerce yıl kalabilirken, metan gazının ömrünün yaklaşık 12 yıl olduğu tahmin edilmekte. Bu nedenle ağaçların yeni ortaya çıkan özelliğinin, iklim değişiminin etkilerini önlemede daha çabuk sonuçlar elde edilmesini sağlayacağı düşünülüyor. </span><span class="s2">Metan gazı salımlarının artış hızı, kayıtların tutulmaya başladığı 1980&#8217;lerden beri en yüksek seviyede. Emisyonların arkasındaki birincil neden de tarım ve hayvancılık. Bilim insanları araştırma çerçevesinde, Amazon ve Panama’daki tropikal ormanlar, Birleşik Krallıktaki ılıman geniş yapraklı ormanlar ve İsveç’teki tayga ormanlarını incelediler. </span></p>
<p class="p2">Tropikal ormanlarda daha fazla metan soğurulduğunu kaydeden ekip, bu durumu sıcak ve nemli ortamlarda mikropların çoğalmasına bağlıyor. Ağaçların yeni saptanan özelliği, ılıman ve tropikal ağaçların iklim açısından sağladığı bilinen faydası ortalama olarak yüzde on artıyor. Ayrıca ağaçların üst kısımlarında atmosferdeki metan gazışının daha fazla soğurulduğu da anlaşılmış. <span class="s3">2021 </span>Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı&#8217;nda (COP26) başlatılan Küresel Metan İttifakı, 2030&#8217;a gelindiğinde metan salımını yüzde 30 azaltmayı amaçlıyor. Araştırmacılar ise elde ettiğimiz sonuçlar, daha fazla ağaç dikmenin ve ormansızlaşmayı önleminin bu hedefe yaklaşmanın önemli bir parçası olduğu çok açık diyorlar.</p>
<p class="p3"><strong>Kaynak: <a href="https://www.nature.com/articles/s41586-024-07592-w">https://www.nature.com/articles/s41586-024-07592-w</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/agaclarin-kuresel-isinmaya-karsi-ilginc-bir-katkisi-daha">Ağaçların, küresel ısınmaya karşı ilginç bir katkısı daha</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32643</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
