<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Özel arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/k/hbtozel/ozel/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/k/hbtozel/ozel</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 03 Apr 2017 14:30:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>İntihar bombacısı nasıl olunuyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/hbtozel/ozel/bir-intihar-bombacisi-nasil-olunuyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ufuk Yücel]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Mar 2016 10:16:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[katliam]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=1159</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir insanı, hem kendisini hem de diğerlerini öldürmeye iten nedir? İntihar saldırılarını inceleyen psikologlar ve antropologlar, dehşet verici sonuçlara vardılar: hepimiz birer intihar komandosu olabiliriz. Psikologlar, antropologlar ve diğer uzmanlara göre, intihar komandolarının tek ortak yanı, hepsinin acı çeken toplumlardan çıkmaları. Hiçbirisi bizden daha mantıksız, daha deli, daha kötü eğitimli, daha yoksul veya daha fazla dindar değil. İntihar komandoları olayı, veya güncel tanımlamayla canlı bombalar yaygın olarak Filistin’de ortaya çıktı. El Kaide militanları ve teröristlerin kullandıkları yöntem olarak da yaygınlaştı. Türkiye’de solcusundan, kürt militanına ve şeriatçısına kadar da son yıllarda intihar komandoları çok sayıda öldürme ve intihar olayında büyük rol oynadı. Onlar hakkında pek çok düşünce var: cinayete veya intihara meyilli manyaklar; yoksul ve daha iyi bir gelecek hayalleri kuramayacak kadar bilgisizler; karşı koyamayacakları siyasi baskılarla hareket ederler ve köktendincilerdir. Analizciler ve politikacılar tarafından dile getirilen tüm bu görüşler, aslında her durumda yanlış. Psikologlar, antropologların açıkladıkları raporlara göre, intihar komandolarının tek ortak yanı, hepsinin acı çeken toplumlardan çıkmaları.. Diğer nitelemelere göre ise hiçbir saldırgan uymuyor. Hiçbirisi bizden daha mantıksız, daha deli, daha kötü eğitimli, daha yoksul veya daha fazla dindar değil. Singapur’daki Nanyang Teknik Üniversitesi&#8217;ndeki terorizm araştırmaları enstitüsünün başındaki Rohan Gunaratna, “Onlar senin ve benim gibiler” diyor. Bu sonucun, bizim için, “intihar komandolarının birer fanatik oldukları” şeklindeki yaygın bir anlayıştan çok daha vahim bir anlamı var: Şartlar uygun ise, herkes onlardan biri olabilir Herkes onlardan biri olabilir Düşmanını öldürürken kendini de öldürmek yeni bir olay değil. yüzyılda Musevi isyancılar Romalılara karşı, 11 ve 14. yüzyıllarda da Haşhaşinler bu yola başvurmuşlardı. Düşman gemilerine uçaklarıyla dalan Japon kamikaze pilotları da 2. Dünya Savaşı’nın seyrini değiştirmişlerdi. İntihar terorizminin başladığı tarih ise, Hizbullah’ın cihad adı altında bomba yüklü bir kamyonla Beyrut’taki ABD Büyükelçiliği’ne saldırdığı ve 63 kişinin ölümüne neden olduğu 1983 Nisan’ıdır. İntihar saldırıları, o günden sonra başta Hamas ve Tamil Kaplanları olmak üzere dünyanın dört tarafındaki örgütlerce düzenlendi. 1980- 2004 arası dünyanın her tarafından yaklaşık 500 intihar saldırısı gerçekleştirildi. İntihar komandolarının doğrudan yoksullukla ilgsi yok. Princeton Üniversitesi&#8217;nde ekonomist olan Claude Berrebi’nin, 1980’lerin sonundan 2003’e kadar geçen bir dönem içinde yaşayan Hamas ve İslami Cihad eylemcileriyle ilgili yürüttüğü araştırmada, nüfusunun yüzde 32’si yoksul olan Filistin’deki intihar komandolarının yalnızca yüzde 13’ünün yoksul bir aileden geldiğini saptadı.. Ayrıca, eylemcilerin yarısından fazlası, yüksek eğitimlerini tamamlamıştı. Bu oran tüm Filistin nüfusu için yüzde 15’te kalıyordu. Geçen yıl Journal of Economic Perspectives dergisinde yayımlanan bir başka incelemeye göreyse, 1980’ler ile 1990’ların başında ölen Hizbullah militanları, yaşıtlarından daha varlıklıydılar ve ortaokulu bitirme oranları da daha yüksekti. İsrail’deki Tel Aviv Üniversitesi&#8217;nde psikolog olan ve Ortadoğu terorizmi üzerine en bilgili uzmanlardan olan Ariel Merari, 1983’ten beri Ortadoğu’daki tüm intihar komandolarının geçmişlerini ve çevrelerini araştırdığında hiç beklemediği bir sonuca varmış. “Çoğunluğa baktığınızda, ruh durumu bozukluğu, şizofreni veya daha önce intihar etme girişimleri gibi normal şartlar altında intiharla ilişkilendireceğiniz hiçbir risk faktörüne rastlamadım.” 188 saldırının anatomisi Olayın dini boyutları, yani İslami örgütlerin, gönüllülerini intihara hazırlamak için cennet vaatleri gibi dini propagandaları kullanmalarıysa çok daha karmaşık bir durum. Aslında intihar terorizmi ne dini örgütlere ne de Müslüman kültürüne has bir olay. Chicago Üniversitesi&#8217;nden siyasi uzman Robert Pape, 1980’den 1991’e kadarki toplam 188 intihar saldırısıyla ilgili bir veri tabanı hazırladı. Bu tür saldırılarla dini köktendincilik arasında hiçbir doğrudan bağ saptayamayan Pape, intihar eylemlerine en fazla başvuran Marksist-Leninist bir örgüt olan ve üyelerini dine düşman Hindu ailelerin oluşturduğu Tamil Kaplanlarına dikkat çekiyor. İsrail’deki Merari de, Lübnan’da 1983-1986 yılları arasında gerçekleştirilen 31 intihar eyleminden 22’sinin laik örgütlerce düzenlendiğini ortaya koydu. Bu durumda, mantıklı, akıllı, iyi eğitimli ve refah içindeki bir insanı böylesi akıldışı ve aşırı uçlarda bir eylemi gerçekleştirmeye iten ne? Birçok araştırmacıya göre işin derininde bu kişileri bünyesine alan örgütler yatıyor. İntihar terorizminin yakın tarihinde, her bir görevin bir direnişçi örgüt tarafından planlandığı ve onaylandığı görülüyor. Merari, intihar eylemlerinin, örgütsel bir olay olduğunu ve örgütün buna girişip girişmeyeceğine karar verdiğini söylüyor. Pape ise, bu saldırıların “siyasi ve stratejik” olduğu görüşünde. Dahası amaç hep aynı: güç kullanarak hükümeti devirmek veya örgütün kendisinin olduğunu iddia ettiği topraklardan çekilmesini sağlamak. Bu 11 Eylül teröristleri için de geçerli, çünkü onlar üsleri ve İsrail’i desteklemesi nedeniyle ABD’yi, Ortadoğu’da işgalci bir varlık olarak kabul ediyordu. Washington’daki RAND Cooperation adlı araştırma şirketinden Bruce Hoffman, kültürün, bir örgütün stratejisini belirlemede rol oynadığını düşünüyor. Siyasi şiddeti inceleyen Hoffman, intihar saldırılarının, Batı’ya yabancı bir fenomenmiş gibi görünmesine de kesinlikle karşı çıkıyor. Batılıların, kendilerini havaya uçurmaya diğerlerinden daha zor karar vereceklerine ilişkin hiçbir kanıt olmadığını belirtiyor. Amerikalı Gunaratna buna katılmıyor: “Bir El Kaide komutanı Lindh’e şehit olmak isteyip istemediğini sormuş. O da bunu reddetmiş. Batılıların mantıkları materyalisttir. Kendilerini feda etmeye yetecek aynı arzu ve kültüre sahip değiller. Belki de bunun bir nedeni, Batı’nın parasal anlamda daha fazla şeye ulaşmış olmasıdır. Eğer materyalistseniz, asla iyi bir intihar komandosu olamazsınız.” Küçük gruplar da örgütleniyor Diğer araştırmacılarsa, kültürden çok stratejilerin söz konusu olduğunu düşünüyor. İntihar terorizmine başvuran örgütler, ya varolan yöntemlerin artık işlerine yaramadığına karar vermiş ya da düşman ordusunun gücüne artık karşı koyamayacak hale gelmişlerdir. Atran, Hamas ve İslami Cihad örgütlerinin bu kadar sık bu yöntemi seçmelerinin, İsrail ordusunun güç kullanımının giderek artmasına bağlı olduğunu belirtiyor. Hoffman’ın ise farklı bir görüşü var. İntihar saldırılarının ortaya çıkmasının nedeni, terörist örgütler arasındaki rekabet diyor. İntihar saldırılarına karar veren örgütler, eylemcileri de ikna etmek zorundalar. Peki bir örgüt bunu nasıl beceriyor? İlk olarak, yöntemin halk arasında desteğini sağlamak zorunda. Örgüt, intiharın halkı için yapacağı en büyük fedakarlık olduğunu öne sürerek bunu başarıyor. Bir halk, işgalci bir güç tarafından baskı görüyor veya sosyal bir çöküntü içindeyse örgütlerin mesajı çok kolay alınır. Örgütler, militanlarının vazgeçmesini önlemek için onları küçük gruplar halinde örgütlüyor ve “amaçları uğruna şehit olacakları” fikrini güçlendirmek için haftalar, aylar veya yıllar süren yoğun bir psikolojik eğitime tabi tutuyor. 1996-1999 yılları arasında Gazze’de Birleşmiş Milletler yardım görevlisi olarak çalışan Nasra Hasan, saldırılarını gerçekleştiremeyen 250 militan ve bunların aileleriyle görüştü. Görüşülen üst düzey bir Hamas militanına göre, eğitim çoğunlukla dini oluyordu; “Onlara, cennetin varlığını, Allah’ın karşısına çıkacaklarını ve Hazreti Muhammed’le karşılaşacaklarını hatırlatıyoruz.” Tüm bu sürecin en kararlı noktasıysa, intihar komandosunun ölmeden önce videoya çekilmesi ve ölmeye olan bağlılığını dile getirmesi. Merari’ye göre bu noktadan geriye dönmek neredeyse imkansız, çünkü toplumun ve çevresinin saygısını kaybeder. Birçok psikologa göre, mantıklı kişilerin intihar komandosu olarak seçilmesinin başlıca nedeni, bu kişilerin topluma karşı, ama özellikle de örgütündeki “kardeşlerine” karşı bir görevini yerine getirme duygusu taşımalarıdır. “İntihar komandolarının içinde yer aldığı küçük bir hücreye bağlıysanız ve hepsi birer birer ölüyorsa; ailenize ve herkese elveda dediğiniz böyle bir kasetiniz bulunuyorsa, ortaya öyle bir psikoloji vardır ki geri çekilirseniz aşağılatıcı bir durum ortaya çıkacaktır” diyor Atran. Görünüşe göre, bir intihar saldırısının gerçekleşmesi için gerekenler, bir örgütün böyle bir saldırıya karar vermesini sağlayacak sosyal, kültürel ve siyasi koşullardan oluşan tuhaf bir karışım. Sonrasındaysa herkes seçilebilir: öğrenciler veya anneler. Kaynak 15 Mayıs 2004 tarihli  New Scientist.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/hbtozel/ozel/bir-intihar-bombacisi-nasil-olunuyor">İntihar bombacısı nasıl olunuyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bir insanı, hem kendisini hem de diğerlerini öldürmeye iten nedir? İntihar saldırılarını inceleyen psikologlar ve antropologlar, dehşet verici sonuçlara vardılar: hepimiz birer intihar komandosu olabiliriz.</strong></p>
<p>Psikologlar, antropologlar ve diğer uzmanlara göre, intihar komandolarının tek ortak yanı, hepsinin acı çeken toplumlardan çıkmaları. Hiçbirisi bizden daha mantıksız, daha deli, daha kötü eğitimli, daha yoksul veya daha fazla dindar değil.</p>
<p>İntihar komandoları olayı, veya güncel tanımlamayla canlı bombalar yaygın olarak Filistin’de ortaya çıktı. El Kaide militanları ve teröristlerin kullandıkları yöntem olarak da yaygınlaştı. Türkiye’de solcusundan, kürt militanına ve şeriatçısına kadar da son yıllarda intihar komandoları çok sayıda öldürme ve intihar olayında büyük rol oynadı.</p>
<p>Onlar hakkında pek çok düşünce var: cinayete veya intihara meyilli manyaklar; yoksul ve daha iyi bir gelecek hayalleri kuramayacak kadar bilgisizler; karşı koyamayacakları siyasi baskılarla hareket ederler ve köktendincilerdir.</p>
<p>Analizciler ve politikacılar tarafından dile getirilen tüm bu görüşler, aslında her durumda yanlış. Psikologlar, antropologların açıkladıkları raporlara göre, intihar komandolarının tek ortak yanı, <strong>hepsinin acı çeken toplumlardan</strong> çıkmaları..</p>
<p>Diğer nitelemelere göre ise hiçbir saldırgan uymuyor. Hiçbirisi bizden daha mantıksız, daha deli, daha kötü eğitimli, daha yoksul veya daha fazla dindar değil. Singapur’daki Nanyang Teknik Üniversitesi&#8217;ndeki terorizm araştırmaları enstitüsünün başındaki Rohan Gunaratna, “Onlar senin ve benim gibiler” diyor.</p>
<p>Bu sonucun, bizim için, “intihar komandolarının birer fanatik oldukları” şeklindeki yaygın bir anlayıştan çok daha vahim bir anlamı var: Şartlar uygun ise, herkes onlardan biri olabilir</p>
<p><strong>Herkes onlardan biri olabilir</strong></p>
<p>Düşmanını öldürürken kendini de öldürmek yeni bir olay değil.</p>
<ol>
<li>yüzyılda <strong>Musevi isyancılar</strong> Romalılara karşı, 11 ve 14. yüzyıllarda da <strong>Haşhaşinler</strong> bu yola başvurmuşlardı.</li>
</ol>
<p>Düşman gemilerine uçaklarıyla dalan <strong>Japon kamikaze</strong> pilotları da 2. Dünya Savaşı’nın seyrini değiştirmişlerdi.</p>
<p>İntihar terorizminin başladığı tarih ise, Hizbullah’ın cihad adı altında bomba yüklü bir kamyonla Beyrut’taki ABD Büyükelçiliği’ne saldırdığı ve 63 kişinin ölümüne neden olduğu 1983 Nisan’ıdır.</p>
<p>İntihar saldırıları, o günden sonra başta Hamas ve Tamil Kaplanları olmak üzere dünyanın dört tarafındaki örgütlerce düzenlendi. 1980- 2004 arası dünyanın her tarafından yaklaşık 500 intihar saldırısı gerçekleştirildi.</p>
<p>İntihar komandolarının doğrudan yoksullukla ilgsi yok. Princeton Üniversitesi&#8217;nde ekonomist olan Claude Berrebi’nin, 1980’lerin sonundan 2003’e kadar geçen bir dönem içinde yaşayan Hamas ve İslami Cihad eylemcileriyle ilgili yürüttüğü araştırmada, nüfusunun yüzde 32’si yoksul olan Filistin’deki intihar komandolarının <strong>yalnızca yüzde 13’ünün yoksul bir aileden</strong> geldiğini saptadı..</p>
<p>Ayrıca, eylemcilerin yarısından fazlası, yüksek eğitimlerini tamamlamıştı. Bu oran tüm Filistin nüfusu için yüzde 15’te kalıyordu. Geçen yıl <em>Journal of Economic Perspectives</em> dergisinde yayımlanan bir başka incelemeye göreyse, 1980’ler ile 1990’ların başında ölen Hizbullah militanları, yaşıtlarından daha varlıklıydılar ve ortaokulu bitirme oranları da daha yüksekti.</p>
<p>İsrail’deki Tel Aviv Üniversitesi&#8217;nde psikolog olan ve Ortadoğu terorizmi üzerine en bilgili uzmanlardan olan <strong>Ariel Merari</strong>, 1983’ten beri Ortadoğu’daki tüm intihar komandolarının geçmişlerini ve çevrelerini araştırdığında hiç beklemediği bir sonuca varmış.</p>
<p>“Çoğunluğa baktığınızda, ruh durumu bozukluğu, şizofreni veya daha önce intihar etme girişimleri gibi normal şartlar altında intiharla ilişkilendireceğiniz hiçbir risk faktörüne rastlamadım.”</p>
<p><strong>188 saldırının anatomisi</strong></p>
<p>Olayın dini boyutları, yani İslami örgütlerin, gönüllülerini intihara hazırlamak için cennet vaatleri gibi dini propagandaları kullanmalarıysa çok daha karmaşık bir durum. Aslında intihar terorizmi ne dini örgütlere ne de Müslüman kültürüne has bir olay.</p>
<p>Chicago Üniversitesi&#8217;nden siyasi uzman <strong>Robert Pape</strong>, 1980’den 1991’e kadarki toplam 188 intihar saldırısıyla ilgili bir veri tabanı hazırladı.</p>
<p>Bu tür saldırılarla dini köktendincilik arasında hiçbir doğrudan bağ saptayamayan Pape, intihar eylemlerine en fazla başvuran Marksist-Leninist bir örgüt olan ve üyelerini dine düşman Hindu ailelerin oluşturduğu Tamil Kaplanlarına dikkat çekiyor.</p>
<p>İsrail’deki Merari de, Lübnan’da 1983-1986 yılları arasında gerçekleştirilen 31 intihar eyleminden 22’sinin laik örgütlerce düzenlendiğini ortaya koydu.</p>
<p>Bu durumda, mantıklı, akıllı, iyi eğitimli ve refah içindeki bir insanı böylesi akıldışı ve aşırı uçlarda bir eylemi gerçekleştirmeye iten ne? Birçok araştırmacıya göre işin derininde bu kişileri bünyesine alan örgütler yatıyor. İntihar terorizminin yakın tarihinde, her bir görevin bir direnişçi örgüt tarafından planlandığı ve onaylandığı görülüyor.</p>
<p>Merari, intihar eylemlerinin, <strong>örgütsel</strong> bir olay olduğunu ve örgütün buna girişip girişmeyeceğine karar verdiğini söylüyor. Pape ise, bu saldırıların “<strong>siyasi ve stratejik</strong>” olduğu görüşünde. Dahası amaç hep aynı: güç kullanarak hükümeti devirmek veya örgütün kendisinin olduğunu iddia ettiği topraklardan çekilmesini sağlamak. Bu 11 Eylül teröristleri için de geçerli, çünkü onlar üsleri ve İsrail’i desteklemesi nedeniyle ABD’yi, Ortadoğu’da işgalci bir varlık olarak kabul ediyordu.</p>
<p>Washington’daki RAND Cooperation adlı araştırma şirketinden <strong>Bruce Hoffman</strong>, kültürün, bir örgütün stratejisini belirlemede rol oynadığını düşünüyor. Siyasi şiddeti inceleyen Hoffman, intihar saldırılarının, Batı’ya yabancı bir fenomenmiş gibi görünmesine de kesinlikle karşı çıkıyor. Batılıların, kendilerini havaya uçurmaya diğerlerinden daha zor karar vereceklerine ilişkin hiçbir kanıt olmadığını belirtiyor.</p>
<p>Amerikalı Gunaratna buna katılmıyor: “Bir El Kaide komutanı Lindh’e şehit olmak isteyip istemediğini sormuş. O da bunu reddetmiş. Batılıların mantıkları materyalisttir. Kendilerini feda etmeye yetecek aynı arzu ve kültüre sahip değiller. Belki de bunun bir nedeni, Batı’nın parasal anlamda daha fazla şeye ulaşmış olmasıdır. Eğer materyalistseniz, asla iyi bir intihar komandosu olamazsınız.”</p>
<p><strong>Küçük gruplar da örgütleniyor</strong></p>
<p>Diğer araştırmacılarsa, kültürden çok stratejilerin söz konusu olduğunu düşünüyor. İntihar terorizmine başvuran örgütler, ya varolan yöntemlerin artık işlerine yaramadığına karar vermiş ya da düşman ordusunun gücüne artık karşı koyamayacak hale gelmişlerdir. Atran, Hamas ve İslami Cihad örgütlerinin bu kadar sık bu yöntemi seçmelerinin, İsrail ordusunun güç kullanımının giderek artmasına bağlı olduğunu belirtiyor. Hoffman’ın ise farklı bir görüşü var. İntihar saldırılarının ortaya çıkmasının nedeni, terörist örgütler arasındaki rekabet diyor.</p>
<p>İntihar saldırılarına karar veren örgütler, eylemcileri de ikna etmek zorundalar. Peki bir örgüt bunu nasıl beceriyor? İlk olarak, yöntemin halk arasında desteğini sağlamak zorunda. Örgüt, intiharın halkı için yapacağı en büyük fedakarlık olduğunu öne sürerek bunu başarıyor. Bir halk, işgalci bir güç tarafından baskı görüyor veya sosyal bir çöküntü içindeyse örgütlerin mesajı çok kolay alınır.</p>
<p>Örgütler, militanlarının vazgeçmesini önlemek için onları küçük gruplar halinde örgütlüyor ve “amaçları uğruna şehit olacakları” fikrini güçlendirmek için haftalar, aylar veya yıllar süren yoğun bir psikolojik eğitime tabi tutuyor.</p>
<p>1996-1999 yılları arasında Gazze’de Birleşmiş Milletler yardım görevlisi olarak çalışan Nasra Hasan, saldırılarını gerçekleştiremeyen 250 militan ve bunların aileleriyle görüştü. Görüşülen üst düzey bir Hamas militanına göre, eğitim çoğunlukla dini oluyordu; “Onlara, cennetin varlığını, Allah’ın karşısına çıkacaklarını ve Hazreti Muhammed’le karşılaşacaklarını hatırlatıyoruz.”</p>
<p>Tüm bu sürecin en kararlı noktasıysa, intihar komandosunun ölmeden önce videoya çekilmesi ve ölmeye olan bağlılığını dile getirmesi. Merari’ye göre bu noktadan geriye dönmek neredeyse imkansız, çünkü toplumun ve çevresinin saygısını kaybeder.</p>
<p>Birçok psikologa göre, mantıklı kişilerin intihar komandosu olarak seçilmesinin başlıca nedeni, bu kişilerin topluma karşı, ama özellikle de örgütündeki “kardeşlerine” karşı bir görevini yerine getirme duygusu taşımalarıdır. “İntihar komandolarının içinde yer aldığı küçük bir hücreye bağlıysanız ve hepsi birer birer ölüyorsa; ailenize ve herkese elveda dediğiniz böyle bir kasetiniz bulunuyorsa, ortaya öyle bir psikoloji vardır ki geri çekilirseniz aşağılatıcı bir durum ortaya çıkacaktır” diyor Atran.</p>
<p>Görünüşe göre, bir intihar saldırısının gerçekleşmesi için gerekenler, bir örgütün böyle bir saldırıya karar vermesini sağlayacak sosyal, kültürel ve siyasi koşullardan oluşan tuhaf bir karışım. Sonrasındaysa herkes seçilebilir: öğrenciler veya anneler.</p>
<p><strong>Kaynak 15 Mayıs 2004 tarihli </strong> New Scientist.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/hbtozel/ozel/bir-intihar-bombacisi-nasil-olunuyor">İntihar bombacısı nasıl olunuyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1159</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Merhaba, biz yine geldik, buradayız&#8230; nerede kalmıştık?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/hbtozel/ozel/merhaba-biz-yine-geldik-nerede-kalmistik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ufuk Yücel]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Mar 2016 20:22:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Özel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=59</guid>

					<description><![CDATA[<p>Popüler bilimin etkileyici gücü üzerine&#8230;   İngiltere’de haftalık bilim dergisi New Scientist, okurlarına başvurdu ve gerek bilim, gerekse toplum açısından en büyük etkiyi yarattıklarına inandıkları popüler bilim kitaplarından bir seçki oluşturmalarını istedi. Seçmeye, yazar ve bilim insanları da katıldı ve sonuçta 25 kitaplık bir liste çıktı ortaya (kitap bölümüne bakınız.) &#8220;Bilimin, dünyaya bir anlam vermemize ve hayatı ve evreni çözümlememize olanak tanıyan en güçlü araç&#8221; olduğu kabul ediliyorsa, popüler bilim kitapları da buna büyük katkıda bulunuyor. Bu kitaplar, on yıllardır &#8220;dünyayı çok daha kapsamlı bir biçimde kavramamızı&#8221; sağlıyor. Sadece kitaplar mı? Popüler bilim dergileri, yayınları, televizyon dizileri, daha neler. Bütün bu araçlar, toplumla, halkla bilimin engin dünyası arasında kurulmuş çeşitli büyüklüklerde birer köprüdür. Popüler bilim yayıncılığı, bilgiyi halka, geniş tabana yaygınlaştırdı. Bu, demokratik bir toplum yaratılmasına, halkın bilimin anlaşılması zor alanına girmesine yardımcı oldu. Bilim böylece hem destek kazandı hem de bazı konularda muhalefetle karşılaştı. Tabii ayrıca, geniş bir meraklı kitlenin bilim ve araştırma ordusuna katılımına, dünyayı ve insanoğlunu anlama çabasına katkıda bulunmasına da hizmet etti. Nice genç, popüler bilim yayınlarından beslenerek bilim dünyasına girdi. Mesela Einstein, ilk gençlik yıllarında bu kitapları okuyarak fizik ile ilk bağını kurmuştu. Herkese Bilim Teknoloji de bu yolda atılmış güçlü bir adım ve bir evrensel geleneğin sürdürücüsü olarak karşınızda. Özel olarak bir gelenekten bahsedeceksek, öncümüz Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji’dir. Bu dergi 30 yaşına basmaya az kala, yerini Herkese Bilim Teknoloji’ye devretti. Koca adam olmuştu, artık kendi ayakları üzerinde durabilirdi.  Şimdi CBT’nin izleyicisi olan HBT, 30 yıldır kendisine gönül verenlerle bütünleşiyor. Tabii daha büyük bir kitleyle bütünleşmek gibi bir iddiayla ve CBT’ye teşekkür ederek. HBT geçmişinin kısa öykü budur. Geniş ve büyük öyküsü ise şunlarla ilgili: Tarihsel anlamda akıl ve bilim. Eleştirel düşünme. Araştırma ve merak. Nasıl çalışıyor ve neden böyle, diye düşünmek. Araştırma ve üretmenin ülkemizde yaygınlaşmasına katkıda bulunmak. Daha iyi bilim, daha iyi araştırma&#8230; Daha iyi bir yaşam ve ülke&#8230; Bilim ve teknoloji olmadan, bunları üretmeden hiçbir ülke ayağa kalkamaz. Bunun için Herkese Bilim Teknoloji sizlere koştu. El ele tutuşup birlikte yürüyeceğiz. Önce portalda sizlere sesleniyoruz. Hemen arkasından yine aynı ad ile haftalık dergisi gelecek. Unutmayın bilim bir gelecek inşasıdır. 30 yılın ötesine, 100 yıla, 200 yıla ve da ötesine doğru. Bu yazı herkese &#8220;merhaba&#8221; olsun. Biz buradayız, hiçbir yere gitmedik, dahası büyüdük, gençleştik ve yenilendik. Gün ışısın, beyinler ışısın, hep ama.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/hbtozel/ozel/merhaba-biz-yine-geldik-nerede-kalmistik">Merhaba, biz yine geldik, buradayız&#8230; nerede kalmıştık?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Popüler bilimin etkileyici gücü üzerine&#8230;  </strong></p>
<p>İngiltere’de haftalık bilim dergisi New Scientist, okurlarına başvurdu ve gerek bilim, gerekse toplum açısından en büyük etkiyi yarattıklarına inandıkları <strong>popüler bilim kitaplarından</strong> bir seçki oluşturmalarını istedi. Seçmeye, yazar ve bilim insanları da katıldı ve sonuçta 25 kitaplık bir liste çıktı ortaya (<a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/kitaplar/kitap-seckisi">kitap bölümüne bakınız</a>.) <em>&#8220;Bilimin, dünyaya bir anlam vermemize ve hayatı ve evreni çözümlememize olanak tanıyan en güçlü araç&#8221; </em>olduğu kabul ediliyorsa, popüler bilim kitapları da buna büyük katkıda bulunuyor. Bu kitaplar, on yıllardır <em>&#8220;dünyayı çok daha kapsamlı bir biçimde kavramamızı&#8221; </em>sağlıyor.</p>
<p>Sadece kitaplar mı? Popüler bilim dergileri, yayınları, televizyon dizileri, daha neler. Bütün bu araçlar, toplumla, halkla bilimin engin dünyası arasında kurulmuş çeşitli büyüklüklerde birer köprüdür.</p>
<p>Popüler bilim yayıncılığı, bilgiyi halka, geniş tabana yaygınlaştırdı. Bu, demokratik bir toplum yaratılmasına, halkın bilimin anlaşılması zor alanına girmesine yardımcı oldu. Bilim böylece hem destek kazandı hem de bazı konularda muhalefetle karşılaştı.</p>
<p>Tabii ayrıca, geniş bir meraklı kitlenin bilim ve araştırma ordusuna katılımına, dünyayı ve insanoğlunu anlama çabasına katkıda bulunmasına da hizmet etti. Nice genç, popüler bilim yayınlarından beslenerek bilim dünyasına girdi. Mesela Einstein, ilk gençlik yıllarında bu kitapları okuyarak fizik ile ilk bağını kurmuştu.</p>
<p><strong>Herkese Bilim Teknoloji</strong> de bu yolda atılmış güçlü bir adım ve bir evrensel geleneğin sürdürücüsü olarak karşınızda.</p>
<p>Özel olarak bir gelenekten bahsedeceksek, öncümüz <strong>Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji</strong>’dir. Bu dergi 30 yaşına basmaya az kala, yerini Herkese Bilim Teknoloji’ye devretti. Koca adam olmuştu, artık kendi ayakları üzerinde durabilirdi.  Şimdi CBT’nin izleyicisi olan HBT, 30 yıldır kendisine gönül verenlerle bütünleşiyor. Tabii daha büyük bir kitleyle bütünleşmek gibi bir iddiayla ve CBT’ye teşekkür ederek.</p>
<p>HBT geçmişinin kısa öykü budur.</p>
<p>Geniş ve büyük öyküsü ise şunlarla ilgili: Tarihsel anlamda akıl ve bilim. Eleştirel düşünme. Araştırma ve merak. Nasıl çalışıyor ve neden böyle, diye düşünmek. Araştırma ve üretmenin ülkemizde yaygınlaşmasına katkıda bulunmak. Daha iyi bilim, daha iyi araştırma&#8230; Daha iyi bir yaşam ve ülke&#8230; Bilim ve teknoloji olmadan, bunları üretmeden hiçbir ülke ayağa kalkamaz.</p>
<p>Bunun için <strong>Herkese Bilim Teknoloji</strong> sizlere koştu. El ele tutuşup birlikte yürüyeceğiz. Önce portalda sizlere sesleniyoruz. Hemen arkasından yine aynı ad ile haftalık dergisi gelecek.</p>
<p>Unutmayın bilim bir gelecek inşasıdır. 30 yılın ötesine, 100 yıla, 200 yıla ve da ötesine doğru.</p>
<p>Bu yazı herkese &#8220;merhaba&#8221; olsun. Biz buradayız, hiçbir yere gitmedik, dahası büyüdük, gençleştik ve yenilendik.</p>
<p>Gün ışısın, beyinler ışısın, hep ama.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/hbtozel/ozel/merhaba-biz-yine-geldik-nerede-kalmistik">Merhaba, biz yine geldik, buradayız&#8230; nerede kalmıştık?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">59</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sonsuz zamanı olan adam&#8221; &#8211; 3 arkadaşı Tosun Terzioğlu&#8217;nu anlatıyor&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/tosun-terzioglu-matematik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Çakmak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Mar 2016 23:06:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Özel]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[tosun terzioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[türk matematik derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=489</guid>

					<description><![CDATA[<p> &#8220;Sorma!&#8221; Betül Tanbay, Türk Matematik Derneği Başkanı Tosun Terzioğlu’nun ağzından bir kez çıkan sözcük. Matematik, soru sormaktır. İnsan merak etmeseydi, soru sormasaydı, matematik nasıl oluşurdu? Matematikçi hep sorar. Bazan kendi sorar, kendi bulur. Bazan biri sorar, başkası bulur. Bazan keşiş gibi tek başına bulur, ama çoğu bazan bir kara tahta karşısında beraber. Derdini paylaşmayan pek derman bulamaz burada da. Peki matematikçi kime sorar? Matematiğin özgür hiyerarşisinde, soru sorulanlar vardır. Kendilerini yaptıkları iş ile kabul ettirmişlerdir. Onlara soru sorulur. Gençlere tavsiye edilir, git ona sor. Tosun soru sorulan nadir matematikçilerimizdendi.  Fazla nadirdi, fazla biliyordu, sadece matematiği değil, üniversiteyi, araştırmayı, tarihi, coğrafyayı, denizi, rüzgarı, balığı, yüzmeyi, futbolu, ve siyaseti ona sorar olduk. Bırakırdı soralım. Herşeye, “tosunca” bir cevabı vardı, sessizlik dahil. Türk Matematik Derneği’ni Tosun’un yirmi yıla yakın başkanlığı ardından devralmak kolay değildi belki ama Tosun vardı. Yirmi yıl başkanı olduğu kurulda, iki yıl üye olarak oturdu, bayrağı devrederken koşmaya devam etti. Sonra ise, her sorumuza, her derdimize cevap verdi, tosunca. Bazan epostamı alır, akşama telefon eder, fikrini söyler, bazan bir iki kelime ile cevap verir. Bazen  susar. Bazen hemen anlardım tosuncayı, bazan düşündürürdü. Bazen kızar susardı, bazen genel yön makul ise, gerisi teferruat diye uğraşmazdı. Bazen o, bazen bu, Tosun vardı, ve cevabı hazırdı. Hastahaneye son gidişlerimde hep tereddüt ettim, bir yandan sevineceğini, bir yandan da istemeyeceğini düşündüğüm için. Son gidişlerimden biriydi. Çekindiğimi  saklamak , hele hele herşey ortada iken “nasılsın?” dememek için, “Tosun, sana sorularım var!” dedim. Ve ilk ve son olarak Tosun’dan hiç duymadığım bir cevap geldi: &#8211; “Sorma !” Tosun hoca ya da sonsuz zamanı olan adam, Mehmet Şahin Koçak Hayatımda iki defa Bebek’te bulundum (Boğaziçi Ü. Bebek’teyse onu saymıyorum). İlkinde, 70’li yılların başında, Cahit Arf’ı ziyaret etme şansına eriştiğimde, onun balkonunda otururken, karşıdaki yokuştan aşağıya doğru, düşünceli, karizmatik, genç bir adam iniyordu. Cahit Bey, ona bakıp, “Tosun çok iyi” dedi. Bu, Tosun Bey’i ilk görüşümdü. Uzaktan oldu. Baba filmindeki genç Al Pacino’ya benziyordu. Bebek’te ikinci bulunuşum, geçen hafta Bebek Camii bahçesindeydi. Onu son göremeyişim yakından oldu. Aramızda tahtalar vardı. Keşke şu tabutun kapağını açsalar da onu son bir kez görebilsem dedim. Aradan geçen kırk küsur yıl içinde dört yıl yakın çalıştık. Tübitak Başkanı olduğu dönemde benim de Temel Bilimler Grup Sekreterliğini yürütmemi istemişti. “Deneysel bilimlerde paylaşım kavgaları olur, matematikçiler iyi bir denge unsuru olabilirler” derdi. Bütün derdi Türkiye’nin aydınlanması, bilimin gelişmesi ve yücelmesi ve tabii özelde de matematiğin ülkemizde evrensel düzeye ulaşmasıydı. Bir gün, Tübitak koridorlarında, Ali Ülger’i kastederek, “Adam üç baba problemi takır takır çözdü!” diyordu. “Takır takır” kelimeleri normalde onun gibi bir aristokratın kullanacağı kelimeler değildi, ama bunu, “Biz de yapabiliriz işte, bu ülke insanı da yapabilir işte” anlamında gururla ve vurguyla söylüyor ve ekliyordu: “Matematik tabii ki marifet!” Sessiz güç Tosun Hoca’yı Tübitak’ta pek makamında görmezdim. Ya koridorlarda yalnız veya birisiyle söyleşerek sakin sakin geziniyor olur ya da yardımcılarından birinin veya bir memurun odasında kahvesini içip, sigarasını tellendiriyor olurdu. Ondan sessiz bir güç yayılırdı. Bir gün, yardımcılık görevine onun zamanında da devam eden bir arkadaşım, “Bu Tosun müthiş bir adam” dedi. “Ne bakımdan?” dedim. “Daha üç ay oldu, şimdiden bütün mevzuata ve Tübitak’la ilgili herşeye benden daha hâkim!” dedi. Tosun Hoca, aynı arkadaşım hakkında, “O bir bilim insanı” demişti ve sonra eklemişti: “Diğeri bezirgândı.” Atılımlar dönemi Tübitak dönemi şüphesiz bir atılımlar dönemiydi; araştırma üniteleri kuruluyor, büyük somut projeler tanımlanıyor ve gerçekleştirme yolları aranıyordu ama kaynaklar, bugünle kıyaslandığında, yok denecek kadar azdı. Bir gün, tek bir F-16 uçağının 36 milyon dolar olduğunu öğrendim ve çileden çıktım. Biz 1 milyona rüya gibi bir para gözüyle bakıyorduk, ve milyon dolarlık bazı projelerimiz ilgili bilim kamuoyunda, meblağın yüksekliği nedeniyle, tartışmalara neden oluyordu. Nerden aklıma geldi bilmiyorum, bir gün nazımın geçtiği bir grup bilim insanını ikna ettim ve bir gösteri hazırlığına başladık. Üzerinde “Ben bir F-16 uçağının tek kanadını istiyorum”, “Ben bir F-16 uçağının kuyruğunu istiyorum” gibi şeyler yazılı pankartlarla Başbakanlığa yürüyecektik. Ama hazırlığımızı daha tamamlayamadan Tosun Hoca’nın haberi olmuş ve bana hafifçe kızmıştı. Derin demokrat Bazı tartışmalı projelerde, sayıları 40’a varan bilim insanını bir toplantıya davet edip, doğruyu bulmak için meseleyi önyargısız bir şekilde sonuna kadar tartıştırdığı olmuştur. Eleştirileri ciddi bulduğu hallerde, büyük bir doğallık ve içtenlikle meseleyi yeniden değerlendirme olgunluğunu göstermiştir. Tosun Hoca bazıları üzerinde belki bir Don Corleone izlenimi bırakmış olabilir, ama o aslında derin bir demokrattı. Ulusal Gözlemevi onun sayesinde var Bugün Türkiye’nin bir Ulusal Gözlemevi varsa, tamamen onun sayesindedir. Teleskop temininden, Bakırlıtepe’deki zor inşaata, astronomların örgütlenmesinden yasal hazırlıklara kadar her şeyi günlük takibinde tutmuştur. Bugün Türkiye’nin görkemli bir Doğa Tarihi Müzesi yoksa, bu Tosun Hoca’nın Tübitak Başkanlığından ayrılıp, Sabancı Üniversitesi Rektörlüğünü kabul etmiş olması nedeniyledir. Sabancı bir üniversite kazandı, ama Türkiye bir Doğa Tarihi Müzesi kaybetti. İngiltere’de bir Türk mimara planlarını çizdirip, maketini yaptırdığı, Türkiye’deki seçkin hocalara statik, elektrik, vs. projelerini yaptırdığı, yerini bulduğu, ekibini kurduğu, yasal hazırlıkları başlattığı, tanıtım broşürünü bile bastırdığı müze ortada kaldı. Bu müze tabii ki sadece Türkiye’nin bütün hayvan ve bitki varlığının ve genlerinin muhafaza altına alındığı bir yer değil, aynı zamanda halkın eğitildiği bir okul ve bir biyolojik araştırma merkezi olacaktı. Bu projeye de karşı çıkan şöhretler olmuştu. Böyle bir müze Ankara’da değil, ancak “tarihî pâyıtaht’ta” olabilir diyerek… Ama o hiç tınmadı. Ne var ki, Tosun Hoca’nın görev değişikliğinden sonra bu rüyanın gerçekleşmesi mümkün olmadı. Bu olay içimde bir ukdedir. Popüler bilim kitapları Tosun Hoca’nın en önem verdiği konulardan biri, popüler bilim yayıncılığı idi. Bilimin, kaliteli popüler yazı ve kitaplarla mutlaka topluma aktarılması ve ona mâledilmesi gerektiğini düşünürdü. Tübitak’ın bir dönem fırtına gibi esen popüler bilim yayıncılığını o başlattı. Bizleri de popüler yazı yazmak için özendirirdi. Ben birkaç satır yazdımsa, tamamen onun özendirmesi nedeniyledir. Vaktiyle bir yazının sonuna, konuya uygun düştüğü için, Schiller’in “Nur die Fülle führt zur Klarheit, Und im Abgrund wohnt die Wahrheit” dizelerini, “Berraklığı karışıklık getirir, Ve hakikat uçurumda oturur” şeklinde çevirerek koymuştum. O günlerde bana, “Şiir nedir bilir misin?” dedi. “Nedir?” dedim. “Çevrildiği zaman kaybolan şeydir” dedi. Dil vukufu ve duyarlılığı inanılmazdı. 4,5 saat çizgi film Tosun Hocam ben fakiri birçok vesile ile uzletimden çıkarmağa çalışırdı. Bir gün Antalya’da Özel Okullar Birliği’nin düzenlediği bir eğitim toplantısına beni de davet etmişti. O sıralar bizim üniversitede matematiği halka sevdirmek için hazırladığımız Karagöz Akademisi çizgi filmlerini öğretmenlere göstermemi istiyordu. Ben toplantının yapıldığı lüks otele eski Spring’imle gittim. Artık bundan dolayı mı bilmiyorum (şaka yapayım dedim ama olmadı herhalde), özel okulların modern öğretmenleri benim çizgi filmlere pek ilgi göstermediler. Ama iki veya üç akşam, Albert’le birlikte üçümüz otel odasına çıktık ve Tosun Hocam 4.5 saatlik diziyi baştan sona izledi ve birçok yorumlar yaptı. Ben çizgi filmde yer yer Doğu-Batı problematiğine de değiniyordum ve bir yerde Gazali geçiyordu. “Felsefecilerin yetkinliğini kabul eden kişi imanından olur” diyen, Farabi ve İbni Sina’yı tekfir eden, “geometri ve aritmetikle ilgilenenlerin, onlardaki kesinliğe hayran kalıp, tehlikeli düşüncelere kapılacağını” söyleyen, “Matematikle fazlaca uğraşmış olanlar içinde dinden çıkmamış pek az kimse vardır” diyen Gazali’nin, İslam’daki akıl çağının sonlanmasındaki olumsuz rolünü eleştiriyordum. Tosun Hocam bu noktada biraz durdu, düşündü ve “Bu iş o kadar basit değil” dedi. O gün bu gün bu işi daha iyi anlamaya çalışıyorum, ama nafile. Bu iş gerçekten o kadar basit değil. Fırsat eşitliği Bir başka sefer, beni Silivri taraflarında lüks bir otelde yapılan “üniversite yasası” toplantısına çağırmıştı. Toplantının açılış konuşmasını yapan zat (galiba İstanbul Politikalar Merkezi Başkanı veya Müdürü idi), konuşmasının bir yerinde, “Artık YÖK sistemi oturmuştur” deyince, ben kulaklarıma inanamayıp, “Pardon, YÖK sistemi karaya oturmuştur mu demek istediniz?” demiştim ve salon kırılmıştı. Ama Tosun Hocam, sağolsun, ben ne yapsam affederdi. O toplantıda, üniversite özerkliği yanında,  fırsat eşitliğine yaptığı vurgu gurur duyulacak şeydi. Üniversite eğitimi paralı olabilirdi, belki de olmalıydı, ama yetenekli öğrenciler gerçek bir burs sistemiyle bütün eğitim hayatları boyunca korunmalı ve teşvik edilmeli, yoksulluk nedeniyle mağduriyete izin verilmemeliydi. Matematiğe kol kanat gerdi Tosun Hoca sadece ODTÜ Matematik Bölümünü evrensel bir düzeye taşımakla kalmadı, onyıllardır Türk matematiğine kol kanat gerdi. Anadolu’daki matematikçiler için hep açık bir kalbi oldu ve ilgisini hiç esirgemedi. Birkaç sene önce bir gün bana, “Sizin öğrencilere bir seminer vereyim” dedi ve lisans öğrencilerine, Newton’un, gravitasyon yasasından hareketle gezegenlerin neden eliptik yörüngeler üzerinde hareket etmek zorunda olduklarını nasıl gösterdiğini anlattı. Bu etkileyici konuşmadan sonra biraz Eskişehir’de dolaştık. Sazova Parkı&#8217;ndaki korsan gemisini görünce bize denizcilik tarihinden bahsetti, kalyonları ve kadırgaları anlattı! Bende hep sonsuz bir zamanı olan bir insan izlenimi uyandırırdı. Hiçbir eyleminde en küçük bir acelecilik göremezdiniz. Ama aynı zamanda derin bir kararlılık duygusu yayardı. Sessiz bir güç… Kızların türban takmasıyla ilgili görüşüne katılmıyordum. 2.Cumhuriyetçi arkadaşlarını sevmiyordum. Gökova Geometri-Topoloji Konferansının kurumsallaşamamış olmasına üzülüyordum. Ama hiçbir şey ona olan sevgi ve özlemimi azaltamıyor. &#160; “Ölüm varsa her şey bitmiştir” Yılmaz Akyıldız Tosun Terzioğlu (1942 &#8211; 2016) Genelde kendileri ile problemleri olmayan insanlar, içlerine kapanık görünseler de onlar için mühim olan, dış dünyada yaşananlardır ve onlar fiziki ve akli güçlerini dış dünyayı değiştirmekte, inşa etmekte ve biçimlendirmekte kullanırlar; bazıları da hayatlarını bu yolda harcarlar. İlk bakışta egoist görünebilirler ama neticede değildirler. Liderlik vasıfları küçüklüklerinden belirlidir (Tosun’un bu özelliğini liseden sınıf arkadaşı Yavuz Nutku bana bizzat söylemiştir). Kendileriyle aşikâr sorunları olmadığından dış dünyaya daha bir hâkimdirler, olayların üzerindedirler ve yapıcı güçlerini dış dünyayı inandıkları yönde biçimlendirmekte kullanırlar. Dışarıdan kendilerine gelebilecek saldırılara karşı otomatik korunma mekanizmaları geliştirmişlerdir ve bu onları duyarsız gösterebilir. Gerçek öyle değildir. Örneğin, Tosun hiçbir kişisel çatışmaya girmemiş, kendisine yönelik fiziki veya sözel saldırılara da aldırış etmeyip arkasına dahi bakmadan teğet geçmiş, inandığı yolda yürümüş birisidir. Gerçi içinde neler yaşadığını bilemeyiz fakat ne vaktini ne de enerjisini dışarıdan gelen bu saldırılara karşı mücadele ederek harcamamıştır. Bazılarımızı üzmüş veya hayal kırıklığına dahi uğratmış olabilir ama kimseye zarar vermemiş olup, çokları için yapıcı ve yardımcı olmuş birisidir. Doğru olduğuna inandığı bir ideal için her şeyi göze almıştır. Bu tip insanlar derin gözlemcidirler. Çıktıkları yolda genelde yalnızdırlar ama tereddütsüzdürler. Çok kuvvetli sezgileri vardır, adeta zihninizi okurlar, öyle ki siz onları “psychic” sanırsınız. Sabırlıdırlar, inatçıdırlar ve kendilerinden emindirler çünkü yapmaları, başarmaları  gerektiğine inanmışlardır. Başarılarının sırrı da buradadır. 1978’de yurt dışından ODTÜ’ye döndüğümde, Tosun Fen Edebiyat Dekanı idi. Etrafta pek görünmezdi ama sakinliğinden her şeyin kontrolü altında olduğu belliydi. Bu bize Bölümde huzurlu bir çalışma ortamı yaratırdı, bilirdik ki akademik veya değil, her türlü problemimizi Tosun üstlenir ve halleder. Akademik, idari ve sosyal hayatında mükemmeliyetçi birisiydi. Bir Rönesans adamı, tarihten sinemaya, astronomiden arkeolojiye, müzikten coğrafya ve hayvanlar âlemine geniş yelpazeli ilgi ve bilgisi olan, bildiğini tam bilen birisiydi. Ne bildiğini dışa vurmazdı Bu özelliğiyle hiç tahmin edemeyeceğim durumlarda beni şaşırtmıştı. Örneğin, ODTÜ’de kıran kırana oynadığımız bir maç sonrası, “Bu akşam televizyonda Dünyanın Tüm Sabahları filmi var, kaçırmayın,” dediğimde, anında filmin müziğini ve şeceresini anlatarak beni şaşırtmıştır. Tosun’un neleri bildiği hep muamma kalmış ancak yeri ve zamanı geldiğinde ortaya çıkmıştır. İskandinav veya Rus usulü balık pişirmeyi bildiğini nereden tahmin edebilirdim ki… Futbolu çok severdi, oynamasını da seyrini de&#8230; Sahalarda onca zaman sadece bir defa sinirlendiğine şahit olmuştum (top oynarken de sigara içilemez ki…). 1978 ilkbahar döneminde K-Teori üzerinde bir seminer başlatmıştık. İdari işlerin yoğunluğu bir süre sonra bunu da ona çok görmüştü. 1986’da annemi kaybettiğimizde söylediği şu sözü şimdi onun için hatırlamak bana derin bir acı veriyor: “Ölüm varsa her şey bitmiştir&#8230;” Ne söylesek boş&#8230; Son zamanlarda duyduğum şu güzel sözlerle Tosun’a yeni yolunda ışıklar içinde bir yolculuk diliyorum: “Üzerindeki toprağın ince olsun ki güneş ışıkları sana kolay ulaşabilsin&#8230;” &#160; &#160;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/tosun-terzioglu-matematik">&#8220;Sonsuz zamanı olan adam&#8221; &#8211; 3 arkadaşı Tosun Terzioğlu&#8217;nu anlatıyor&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3> &#8220;Sorma!&#8221;</h3>
<p><em>Betül Tanbay, Türk Matematik Derneği Başkanı</em></p>
<p><strong>Tosun Terzioğlu’nun ağzından bir kez çıkan sözcük.</strong></p>
<p>Matematik, soru sormaktır. İnsan merak etmeseydi, soru sormasaydı, matematik nasıl oluşurdu? Matematikçi hep sorar. Bazan kendi sorar, kendi bulur. Bazan biri sorar, başkası bulur. Bazan keşiş gibi tek başına bulur, ama çoğu bazan bir kara tahta karşısında beraber. Derdini paylaşmayan pek derman bulamaz burada da.</p>
<div id="attachment_487" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-487" class="wp-image-487 size-medium" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/03/Tosun-terzioğlu-2-300x258.jpg" alt="Tosun terzioğlu 2" width="300" height="258" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/03/Tosun-terzioğlu-2-300x258.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/03/Tosun-terzioğlu-2-768x661.jpg 768w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/03/Tosun-terzioğlu-2.jpg 842w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-487" class="wp-caption-text">&#8220;Tosun soru sorulan nadir matematikçilerimizdendi. Fazla nadirdi, fazla biliyordu, sadece matematiği değil, üniversiteyi, araştırmayı, tarihi, coğrafyayı, denizi, rüzgarı, balığı, yüzmeyi, futbolu, ve siyaseti ona sorar olduk.&#8221;</p></div>
<p>Peki matematikçi kime sorar? Matematiğin özgür hiyerarşisinde, soru sorulanlar vardır. Kendilerini yaptıkları iş ile kabul ettirmişlerdir. Onlara soru sorulur. Gençlere tavsiye edilir, git ona sor.</p>
<p>Tosun soru sorulan nadir matematikçilerimizdendi.  Fazla nadirdi, fazla biliyordu, sadece matematiği değil, üniversiteyi, araştırmayı, tarihi, coğrafyayı, denizi, rüzgarı, balığı, yüzmeyi, futbolu, ve siyaseti ona sorar olduk. Bırakırdı soralım. Herşeye, “tosunca” bir cevabı vardı, sessizlik dahil.</p>
<p>Türk Matematik Derneği’ni Tosun’un yirmi yıla yakın başkanlığı ardından devralmak kolay değildi belki ama Tosun vardı. Yirmi yıl başkanı olduğu kurulda, iki yıl üye olarak oturdu, bayrağı devrederken koşmaya devam etti. Sonra ise, her sorumuza, her derdimize cevap verdi, tosunca. Bazan epostamı alır, akşama telefon eder, fikrini söyler, bazan bir iki kelime ile cevap verir. Bazen  susar. Bazen hemen anlardım tosuncayı, bazan düşündürürdü. Bazen kızar susardı, bazen genel yön makul ise, gerisi teferruat diye uğraşmazdı. Bazen o, bazen bu, Tosun vardı, ve cevabı hazırdı.</p>
<p>Hastahaneye son gidişlerimde hep tereddüt ettim, bir yandan sevineceğini, bir yandan da istemeyeceğini düşündüğüm için. Son gidişlerimden biriydi. Çekindiğimi  saklamak , hele hele herşey ortada iken “nasılsın?” dememek için, “Tosun, sana sorularım var!” dedim.</p>
<p>Ve ilk ve son olarak Tosun’dan hiç duymadığım bir cevap geldi:</p>
<p>&#8211; “Sorma !”</p>
<hr />
<h3><strong>Tosun hoca ya da sonsuz zamanı olan adam, </strong></h3>
<p><em>Mehmet Şahin Koçak</em></p>
<p>Hayatımda iki defa Bebek’te bulundum (Boğaziçi Ü. Bebek’teyse onu saymıyorum). İlkinde, 70’li yılların başında, <strong>Cahit Arf</strong>’ı ziyaret etme şansına eriştiğimde, onun balkonunda otururken, karşıdaki yokuştan aşağıya doğru, düşünceli, karizmatik, genç bir adam iniyordu. Cahit Bey, ona bakıp, “Tosun çok iyi” dedi. Bu, Tosun Bey’i ilk görüşümdü. Uzaktan oldu. Baba filmindeki genç <strong>Al Pacino</strong>’ya benziyordu.</p>
<div id="attachment_644" style="width: 235px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-644" class="wp-image-644 size-medium" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/03/tosun2-225x300.jpg" alt="tosun2" width="225" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/03/tosun2-225x300.jpg 225w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/03/tosun2-768x1024.jpg 768w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/03/tosun2.jpg 1500w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" /><p id="caption-attachment-644" class="wp-caption-text">&#8220;Cahit Bey, ona bakıp, “Tosun çok iyi” dedi. Bu, Tosun Bey’i ilk görüşümdü. Uzaktan oldu. Baba filmindeki genç Al Pacino’ya benziyordu.&#8221;</p></div>
<p>Bebek’te ikinci bulunuşum, geçen hafta Bebek Camii bahçesindeydi. Onu son göremeyişim yakından oldu. Aramızda tahtalar vardı. Keşke şu tabutun kapağını açsalar da onu son bir kez görebilsem dedim.</p>
<p>Aradan geçen kırk küsur yıl içinde dört yıl yakın çalıştık. Tübitak Başkanı olduğu dönemde benim de Temel Bilimler Grup Sekreterliğini yürütmemi istemişti. “<strong>Deneysel bilimlerde paylaşım kavgaları olur, matematikçiler iyi bir denge unsuru olabilirler</strong>” derdi. Bütün derdi Türkiye’nin aydınlanması, bilimin gelişmesi ve yücelmesi ve tabii özelde de matematiğin ülkemizde evrensel düzeye ulaşmasıydı. Bir gün, Tübitak koridorlarında, <strong>Ali Ülger’</strong>i kastederek, “Adam üç baba problemi takır takır çözdü!” diyordu. “Takır takır” kelimeleri normalde onun gibi bir aristokratın kullanacağı kelimeler değildi, ama bunu, “Biz de yapabiliriz işte, bu ülke insanı da yapabilir işte” anlamında gururla ve vurguyla söylüyor ve ekliyordu: “Matematik tabii ki marifet!”</p>
<p><strong>Sessiz güç</strong></p>
<p>Tosun Hoca’yı Tübitak’ta pek makamında görmezdim. Ya koridorlarda yalnız veya birisiyle söyleşerek sakin sakin geziniyor olur ya da yardımcılarından birinin veya bir memurun odasında kahvesini içip, sigarasını tellendiriyor olurdu. Ondan sessiz bir güç yayılırdı. Bir gün, yardımcılık görevine onun zamanında da devam eden bir arkadaşım, “Bu Tosun müthiş bir adam” dedi. “Ne bakımdan?” dedim. “Daha üç ay oldu, şimdiden bütün mevzuata ve Tübitak’la ilgili herşeye benden daha hâkim!” dedi. Tosun Hoca, aynı arkadaşım hakkında, “O bir bilim insanı” demişti ve sonra eklemişti: “Diğeri bezirgândı.”</p>
<p><strong>Atılımlar dönemi </strong></p>
<p>Tübitak dönemi şüphesiz bir atılımlar dönemiydi; araştırma üniteleri kuruluyor, büyük somut projeler tanımlanıyor ve gerçekleştirme yolları aranıyordu ama kaynaklar, bugünle kıyaslandığında, yok denecek kadar azdı. Bir gün, tek bir F-16 uçağının 36 milyon dolar olduğunu öğrendim ve çileden çıktım. Biz 1 milyona rüya gibi bir para gözüyle bakıyorduk, ve milyon dolarlık bazı projelerimiz ilgili bilim kamuoyunda, meblağın yüksekliği nedeniyle, tartışmalara neden oluyordu.</p>
<p>Nerden aklıma geldi bilmiyorum, bir gün nazımın geçtiği bir grup bilim insanını ikna ettim ve bir gösteri hazırlığına başladık. Üzerinde “Ben bir F-16 uçağının tek kanadını istiyorum”, “Ben bir F-16 uçağının kuyruğunu istiyorum” gibi şeyler yazılı pankartlarla Başbakanlığa yürüyecektik. Ama hazırlığımızı daha tamamlayamadan Tosun Hoca’nın haberi olmuş ve bana hafifçe kızmıştı.</p>
<p><strong>Derin demokrat</strong></p>
<p>Bazı tartışmalı projelerde, sayıları 40’a varan bilim insanını bir toplantıya davet edip, doğruyu bulmak için meseleyi önyargısız bir şekilde sonuna kadar tartıştırdığı olmuştur. Eleştirileri ciddi bulduğu hallerde, büyük bir doğallık ve içtenlikle meseleyi yeniden değerlendirme olgunluğunu göstermiştir. Tosun Hoca bazıları üzerinde belki bir <strong>Don Corleone izlenimi</strong> bırakmış olabilir, ama o aslında derin bir demokrattı.</p>
<p><strong>Ulusal Gözlemevi onun sayesinde var</strong></p>
<p>Bugün Türkiye’nin bir Ulusal Gözlemevi varsa, tamamen onun sayesindedir. Teleskop temininden, Bakırlıtepe’deki zor inşaata, astronomların örgütlenmesinden yasal hazırlıklara kadar her şeyi günlük takibinde tutmuştur.</p>
<p>Bugün Türkiye’nin görkemli bir <strong>Doğa Tarihi Müzesi yoksa</strong>, bu Tosun Hoca’nın Tübitak Başkanlığından ayrılıp, Sabancı Üniversitesi Rektörlüğünü kabul etmiş olması nedeniyledir. Sabancı bir üniversite kazandı, ama Türkiye bir Doğa Tarihi Müzesi kaybetti. İngiltere’de bir Türk mimara planlarını çizdirip, maketini yaptırdığı, Türkiye’deki seçkin hocalara statik, elektrik, vs. projelerini yaptırdığı, yerini bulduğu, ekibini kurduğu, yasal hazırlıkları başlattığı, tanıtım broşürünü bile bastırdığı müze ortada kaldı.</p>
<p>Bu müze tabii ki sadece Türkiye’nin bütün hayvan ve bitki varlığının ve genlerinin muhafaza altına alındığı bir yer değil, aynı zamanda halkın eğitildiği bir okul ve bir biyolojik araştırma merkezi olacaktı. Bu projeye de karşı çıkan şöhretler olmuştu. Böyle bir müze Ankara’da değil, ancak “tarihî pâyıtaht’ta” olabilir diyerek… Ama o hiç tınmadı. Ne var ki, Tosun Hoca’nın görev değişikliğinden sonra bu rüyanın gerçekleşmesi mümkün olmadı. Bu olay içimde bir ukdedir.</p>
<p><strong>Popüler bilim kitapları</strong></p>
<p>Tosun Hoca’nın en önem verdiği konulardan biri, popüler bilim yayıncılığı idi. Bilimin, kaliteli popüler yazı ve kitaplarla mutlaka topluma aktarılması ve ona mâledilmesi gerektiğini düşünürdü. Tübitak’ın bir dönem fırtına gibi esen popüler bilim yayıncılığını o başlattı. Bizleri de popüler yazı yazmak için özendirirdi. Ben birkaç satır yazdımsa, tamamen onun özendirmesi nedeniyledir.</p>
<p>Vaktiyle bir yazının sonuna, konuya uygun düştüğü için, Schiller’in “Nur die Fülle führt zur Klarheit, Und im Abgrund wohnt die Wahrheit” dizelerini, “Berraklığı karışıklık getirir, Ve hakikat uçurumda oturur” şeklinde çevirerek koymuştum. O günlerde bana, “<strong>Şiir</strong> nedir bilir misin?” dedi. “Nedir?” dedim. “<strong>Çevrildiği zaman kaybolan şeydir</strong>” dedi. Dil vukufu ve duyarlılığı inanılmazdı.</p>
<p><strong>4,5 saat çizgi film</strong></p>
<p>Tosun Hocam ben fakiri birçok vesile ile uzletimden çıkarmağa çalışırdı. Bir gün Antalya’da Özel Okullar Birliği’nin düzenlediği bir eğitim toplantısına beni de davet etmişti. O sıralar bizim üniversitede matematiği halka sevdirmek için hazırladığımız Karagöz Akademisi çizgi filmlerini öğretmenlere göstermemi istiyordu. Ben toplantının yapıldığı lüks otele eski Spring’imle gittim. Artık bundan dolayı mı bilmiyorum (şaka yapayım dedim ama olmadı herhalde), özel okulların modern öğretmenleri benim çizgi filmlere pek ilgi göstermediler.</p>
<p>Ama iki veya üç akşam, Albert’le birlikte üçümüz otel odasına çıktık ve Tosun Hocam 4.5 saatlik diziyi baştan sona izledi ve birçok yorumlar yaptı. Ben çizgi filmde yer yer Doğu-Batı problematiğine de değiniyordum ve bir yerde Gazali geçiyordu. “Felsefecilerin yetkinliğini kabul eden kişi imanından olur” diyen, <strong>Farabi ve İbni Sina</strong>’yı tekfir eden, “<strong><em>geometri ve aritmetikle ilgilenenlerin, onlardaki kesinliğe hayran kalıp, tehlikeli düşüncelere kapılacağını</em></strong>” söyleyen, “<strong><em>Matematikle fazlaca uğraşmış olanlar içinde dinden çıkmamış pek az kimse vardır</em></strong>” diyen <strong>Gazali</strong>’nin, İslam’daki akıl çağının sonlanmasındaki olumsuz rolünü eleştiriyordum.</p>
<p>Tosun Hocam bu noktada biraz durdu, düşündü ve “Bu iş o kadar basit değil” dedi. O gün bu gün bu işi daha iyi anlamaya çalışıyorum, ama nafile. Bu iş gerçekten o kadar basit değil.</p>
<p><strong>Fırsat eşitliği</strong></p>
<p>Bir başka sefer, beni Silivri taraflarında lüks bir otelde yapılan “üniversite yasası” toplantısına çağırmıştı. Toplantının açılış konuşmasını yapan zat (galiba İstanbul Politikalar Merkezi Başkanı veya Müdürü idi), konuşmasının bir yerinde, “Artık YÖK sistemi oturmuştur” deyince, ben kulaklarıma inanamayıp, “Pardon, YÖK sistemi karaya oturmuştur mu demek istediniz?” demiştim ve salon kırılmıştı.</p>
<p>Ama Tosun Hocam, sağolsun, ben ne yapsam affederdi. O toplantıda, üniversite özerkliği yanında,  fırsat eşitliğine yaptığı vurgu gurur duyulacak şeydi. Üniversite eğitimi paralı olabilirdi, belki de olmalıydı, ama yetenekli öğrenciler gerçek bir burs sistemiyle bütün eğitim hayatları boyunca korunmalı ve teşvik edilmeli, yoksulluk nedeniyle mağduriyete izin verilmemeliydi.</p>
<p><strong>Matematiğe kol kanat gerdi</strong></p>
<p>Tosun Hoca sadece ODTÜ Matematik Bölümünü evrensel bir düzeye taşımakla kalmadı, onyıllardır Türk matematiğine kol kanat gerdi. Anadolu’daki matematikçiler için hep açık bir kalbi oldu ve ilgisini hiç esirgemedi. Birkaç sene önce bir gün bana, “Sizin öğrencilere bir seminer vereyim” dedi ve lisans öğrencilerine, Newton’un, gravitasyon yasasından hareketle gezegenlerin neden eliptik yörüngeler üzerinde hareket etmek zorunda olduklarını nasıl gösterdiğini anlattı.</p>
<p>Bu etkileyici konuşmadan sonra biraz Eskişehir’de dolaştık. Sazova Parkı&#8217;ndaki korsan gemisini görünce bize denizcilik tarihinden bahsetti, kalyonları ve kadırgaları anlattı!</p>
<p>Bende hep sonsuz bir zamanı olan bir insan izlenimi uyandırırdı. Hiçbir eyleminde en küçük bir acelecilik göremezdiniz. Ama aynı zamanda derin bir kararlılık duygusu yayardı. Sessiz bir güç… Kızların türban takmasıyla ilgili görüşüne katılmıyordum. 2.Cumhuriyetçi arkadaşlarını sevmiyordum. Gökova Geometri-Topoloji Konferansının kurumsallaşamamış olmasına üzülüyordum.</p>
<p>Ama hiçbir şey ona olan sevgi ve özlemimi azaltamıyor.</p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<h3><strong><em>“Ölüm varsa her şey bitmiştir”</em></strong></h3>
<p><em>Yılmaz Akyıldız</em></p>
<p><strong><em>Tosun Terzioğlu (1942 &#8211; 2016)</em></strong></p>
<p>Genelde kendileri ile problemleri olmayan insanlar, içlerine kapanık görünseler de onlar için mühim olan, dış dünyada yaşananlardır ve onlar fiziki ve akli güçlerini dış dünyayı değiştirmekte, inşa etmekte ve biçimlendirmekte kullanırlar; bazıları da hayatlarını bu yolda harcarlar. İlk bakışta egoist görünebilirler ama neticede değildirler. Liderlik vasıfları küçüklüklerinden belirlidir (Tosun’un bu özelliğini liseden sınıf arkadaşı Yavuz Nutku bana bizzat söylemiştir).</p>
<div id="attachment_645" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-645" class="wp-image-645 size-medium" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/03/tosun3-300x225.jpg" alt="tosun3" width="300" height="225" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/03/tosun3-300x225.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/03/tosun3-768x576.jpg 768w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/03/tosun3-1024x768.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/03/tosun3.jpg 1200w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-645" class="wp-caption-text">&#8220;Doğru olduğuna inandığı bir ideal için her şeyi göze almıştır.&#8221;</p></div>
<p>Kendileriyle aşikâr sorunları olmadığından dış dünyaya daha bir hâkimdirler, olayların üzerindedirler ve yapıcı güçlerini dış dünyayı inandıkları yönde biçimlendirmekte kullanırlar. Dışarıdan kendilerine gelebilecek saldırılara karşı otomatik korunma mekanizmaları geliştirmişlerdir ve bu onları duyarsız gösterebilir. Gerçek öyle değildir.</p>
<p>Örneğin, Tosun hiçbir kişisel çatışmaya girmemiş, kendisine yönelik fiziki veya sözel saldırılara da aldırış etmeyip arkasına dahi bakmadan teğet geçmiş, inandığı yolda yürümüş birisidir.</p>
<p>Gerçi içinde neler yaşadığını bilemeyiz fakat ne vaktini ne de enerjisini dışarıdan gelen bu saldırılara karşı mücadele ederek harcamamıştır. Bazılarımızı üzmüş veya hayal kırıklığına dahi uğratmış olabilir ama kimseye zarar vermemiş olup, çokları için yapıcı ve yardımcı olmuş birisidir. Doğru olduğuna inandığı bir ideal için her şeyi göze almıştır.</p>
<p>Bu tip insanlar derin gözlemcidirler. Çıktıkları yolda genelde yalnızdırlar ama tereddütsüzdürler. Çok kuvvetli sezgileri vardır, adeta zihninizi okurlar, öyle ki siz onları “<em>psychic</em>” sanırsınız. Sabırlıdırlar, inatçıdırlar ve kendilerinden emindirler çünkü yapmaları, başarmaları  gerektiğine inanmışlardır. Başarılarının sırrı da buradadır.</p>
<p>1978’de yurt dışından ODTÜ’ye döndüğümde, Tosun Fen Edebiyat Dekanı idi. Etrafta pek görünmezdi ama sakinliğinden her şeyin kontrolü altında olduğu belliydi. Bu bize Bölümde huzurlu bir çalışma ortamı yaratırdı, bilirdik ki akademik veya değil, her türlü problemimizi Tosun üstlenir ve halleder. Akademik, idari ve sosyal hayatında mükemmeliyetçi birisiydi. Bir Rönesans adamı, tarihten sinemaya, astronomiden arkeolojiye, müzikten coğrafya ve hayvanlar âlemine geniş yelpazeli ilgi ve bilgisi olan, bildiğini tam bilen birisiydi.</p>
<p><strong>Ne bildiğini dışa vurmazdı</strong></p>
<p>Bu özelliğiyle hiç tahmin edemeyeceğim durumlarda beni şaşırtmıştı. Örneğin, ODTÜ’de kıran kırana oynadığımız bir maç sonrası, “<em>Bu akşam televizyonda Dünyanın Tüm Sabahları filmi var, kaçırmayın,</em>” dediğimde, anında filmin müziğini ve şeceresini anlatarak beni şaşırtmıştır. Tosun’un neleri bildiği hep muamma kalmış ancak yeri ve zamanı geldiğinde ortaya çıkmıştır. İskandinav veya Rus usulü balık pişirmeyi bildiğini nereden tahmin edebilirdim ki…</p>
<p>Futbolu çok severdi, oynamasını da seyrini de&#8230; Sahalarda onca zaman sadece bir defa sinirlendiğine şahit olmuştum (top oynarken de sigara içilemez ki…).</p>
<p>1978 ilkbahar döneminde K-Teori üzerinde bir seminer başlatmıştık. İdari işlerin yoğunluğu bir süre sonra bunu da ona çok görmüştü.</p>
<p>1986’da annemi kaybettiğimizde söylediği şu sözü şimdi onun için hatırlamak bana derin bir acı veriyor:</p>
<p>“<strong><em>Ölüm varsa her şey bitmiştir</em></strong><em>&#8230;</em>” Ne söylesek boş&#8230;</p>
<p>Son zamanlarda duyduğum şu güzel sözlerle Tosun’a yeni yolunda ışıklar içinde bir yolculuk diliyorum:</p>
<p>“<strong><em>Üzerindeki toprağın ince olsun ki güneş ışıkları sana kolay ulaşabilsin</em></strong><em>&#8230;</em>”</p>
<p>&nbsp;</p>
<h3></h3>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/tosun-terzioglu-matematik">&#8220;Sonsuz zamanı olan adam&#8221; &#8211; 3 arkadaşı Tosun Terzioğlu&#8217;nu anlatıyor&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">489</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
