<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tartışma arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/k/hbtozel/tartisma/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/k/hbtozel/tartisma</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Mar 2016 12:27:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Finlandiya’nın kooperatif mucizesi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/hbtozel/tartisma/finlandiyanin-kooperatif-mucizesi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Mar 2016 15:42:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tartışma]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[finlandiya]]></category>
		<category><![CDATA[kooperatif]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=1471</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yalnızca bir alışveriş kartı değil, aynı zamanda bir hisse senedi. Ülkenin en büyük kooperatif birliği olan S-Grubu’na üyeliğimi gösteriyor. Bedava değil, 70€ verip aldım. Zeki eşim, bize verilen iki karttan çiplisini kendine saklamış, bana çipsizini vermiş; ben kullandıkça o bedava alışveriş hakkı kazanıyor. Kooperatif deyip geçmeyin, S-Grubu ülkenin büyük hipermarket, süpermarket, mağaza, benzin istasyonu, otel zincirlerine, en az 3 ayrı lokanta zincirine sahip, ülkedeki perakende pazarının %45’ini elinde tutan dev bir kurum. Tarihi, yirminci asrın başına uzanıyor. O zamanlar Finlandiya bağımsız bir ülke değil, Çarlık Rusyası’nın özerk bir büyük dükalığı. Şimdiki Helsinki Üniversitesi’nin de o zamanki adı Emperyal Aleksandr Üniversitesi. İşte bu kurumun hocalarından Prof. Dr. Hannes Gebhard 1899’da kooperatifçilik konulu bir kitap yayınlıyor, sonra 150 öğrencisini ülkenin dört bir yanına göndererek kooperatifçiliği yaygınlaştırıyor. Kurulan kooperatiflere yardım etmek için bugün de etkin olan Pellervo cemiyetini kuruyor. (Bu cemiyetin adı, Fin mitolojisine göre yeryüzündeki tüm bitkileri eken Sampsa Pellervoinen’den gelir.) Fin üreticileri, rekabeti giderek artan piyasada tutunabilmek için kooperatifler halinde örgütlenmeye başlıyor. Özerk Fin parlamentosu Eduskunta’nın 1901’de kooperatifler kanununu çıkarmasından sonra kooperatif sayısı fırlıyor. Bu yerel kooperatiflerin 1903’te ulusal düzeyde işbirliği kararı almasıyla S-Grubu doğuyor. Grubun bugün küçük bir bankası bile var. Ülkenin büyük bankalarından Osuuspankki de kooperatifçilik ürünü. Fin çiftçilerinin kredi ihtiyacı karşısında buna da Gebhard öncülük ediyor, hükümetten aldıkları borçla kurulan bir banka etrafında kooperatif kredi hareketi doğuyor. İşte o banka şimdiki Osuuspankki. Bu kooperatifler devletle işbirliği içinde tarımı geliştirmekle kalmıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan kalan yıkımın onarılmasının ve 1944’te Sovyetler’e kaybedilen topraklardan gelen Finlerin ülkeye yerleştirilmesinin finansmanını da sağlıyor. Ülkede 2014 itibarıyla 161 kooperatif bankası, 20 de kooperatif sigorta şirketi var. Kimya Nobel ödülü kazanan çalışma Ve nihayet Valio. Bugünün büyük süt ürünleri şirketi, bir zamanlar süt üreticilerinin işbirliği ve eğitimi için kooperatif olarak kuruluyor. Ama Valio&#8216;yu diğer kooperatiflerden ayıran, araştırmaya verdiği önem. Meselâ ele aldığı ilk sorunlardan biri şu: Finlandiya&#8217;nın kışında hayvanları otlatmak pek mümkün değil. Yazın toplanan yemler ise kışa kadar dayanmıyor, zira bitki hücrelerinin solunum tepkimeleri, depolanmış karbonhidratları tüketiyor, yemlerin üzerindeki mikropların fermentasyonu ise zararlı maddeler üretiyor. Proteinlerin zamanla yıkılması da yemin, dolayısıyla inekten gelecek sütün protein içeriğinin düşmesine sebep oluyor. Benim cahil gibi “yemin çürümesi” deyip geçeceğim süreçleri böyle analiz eden kişi, Valio laboratuarının başındaki Prof. Dr. Artturi Virtanen. Virtanen çözüme kendi biyokimya araştırmalarının ışığında yaklaşıyor. Deneylerle buluyor ki taze yemi topladıktan hemen sonra asit çözeltisine batırıp pH’sini hızla 3-4 arasına çabucak düşürebilirseniz, biraz önce saydığım kimyasal süreçleri durdurabilir, yemi uzun süre, besleyiciliğini kaybetmeden saklayabilirsiniz. Üstelik pH’si 3’ün altına düşmedikçe inekler bu yemi mırın kırın etmeden yiyor. Sonuç: Yüksek kalitede, yüksek verimli süt üretimi, kooperatif için patentler üzerinden gelir, üstüne bir de Virtanen’e 1945 yılının Nobel Kimya Ödülü! “Rockefellerlarımız, Carnegielerimiz yok, ama kooperatiflerimiz var” sözü Virtanen’in, Finlandiya’da 2014 itibariyle mevcut 4616 kooperatif de Fin halkının bu kooperatiflere verdiği önemin bir göstergesi. Dr. Çağrı Yalgın, Helsinki Üniversitesi http://blogs.helsinki.fi/yalgin/ Kaynaklar: F. R. Marshall: “The Finnish Cooperative Movement”, Land Economics 1958; 34: 227. E. Mayo: “Lessons from Finland: building a co-operative economy”, The Guardian, 17 Aralık 2014. A. I. Virtanen: Nobel Kimya Ödülü semineri, 12 Aralık 1945, Nobelprize.org. A. Westgren, Nobel Kimya Ödülü takdim konuşması, 12 Aralık 1945, Nobelprize.org Fotoğraf: Helsinki Şehir Müzesi, finna.fi, [CC BY 4.0] [Kaynak] Nobel Kimya Ödülü komitesinden Prof. Dr. A. Westgren&#8217;in, ödülü Prof. Dr. A. Virtanen&#8217;e takdim konuşmasından: &#8220;Sayın Profesör Virtanen, Büyük bilimsel eserinizin arkasındaki en önemli gücü, ateşli yurtseverliğinizde aramamız gerektiğini düşünmenin hatalı olduğunu sanmıyorum. Çalışmalarınız sırasınca Finlandiya size Runeberg&#8217;in şiirindeki asil komutan gibiydi: ‘Suratsız, muhtaç, alçakgönüllü ve kutsal Anavatan’. Yapıtınızla gösterdiniz ki gönlünü ve yorulmak bilmez hevesini, şahsi çıkar beklemeden soydaşlarının ve ülkesinin hizmetine adayan, insanlığa da hizmet eder. Gözleriniz, çözmeye azmettiğiniz ve çözümüne çok katkı yaptığınız biyokimya sorunlarına belki de her zamankinden daha çok odaklanmıştır. Bu sebeple, çalışmalarınızın yeni meyveler vereceğinden eminiz. Akademimiz, önünüze koyduğunuz hedeflere ulaşmanız için size yeni imkânlar vermekten memnuniyet duyar. Size yürekten gönenç diliyoruz ve ben 1945 yılı Nobel Kimya Ödülü&#8217;nü Majesteleri Kral’ın elinden almanızı rica ediyorum.&#8221;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/hbtozel/tartisma/finlandiyanin-kooperatif-mucizesi">Finlandiya’nın kooperatif mucizesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bu yalnızca bir alışveriş kartı değil, aynı zamanda bir hisse senedi. Ülkenin en büyük kooperatif birliği olan <em>S-Grubu</em>’na üyeliğimi gösteriyor. Bedava değil, 70€ verip aldım. Zeki eşim, bize verilen iki karttan çiplisini kendine saklamış, bana çipsizini vermiş; ben kullandıkça o bedava alışveriş hakkı kazanıyor.</strong></p>
<p>Kooperatif deyip geçmeyin, <em>S-Grubu</em> ülkenin büyük hipermarket, süpermarket, mağaza, benzin istasyonu, otel zincirlerine, en az 3 ayrı lokanta zincirine sahip, ülkedeki perakende pazarının %45’ini elinde tutan dev bir kurum. Tarihi, yirminci asrın başına uzanıyor. O zamanlar Finlandiya bağımsız bir ülke değil, Çarlık Rusyası’nın özerk bir büyük dükalığı. Şimdiki Helsinki Üniversitesi’nin de o zamanki adı Emperyal Aleksandr Üniversitesi. İşte bu kurumun hocalarından Prof. Dr. <strong>Hannes Gebhard</strong> 1899’da kooperatifçilik konulu bir kitap yayınlıyor, sonra 150 öğrencisini ülkenin dört bir yanına göndererek kooperatifçiliği yaygınlaştırıyor.</p>
<p>Kurulan kooperatiflere yardım etmek için bugün de etkin olan <em>Pellervo </em>cemiyetini kuruyor. (Bu cemiyetin adı, Fin mitolojisine göre yeryüzündeki tüm bitkileri eken Sampsa Pellervoinen’den gelir.) Fin üreticileri, rekabeti giderek artan piyasada tutunabilmek için kooperatifler halinde örgütlenmeye başlıyor. Özerk Fin parlamentosu <em>Eduskunta</em>’nın 1901’de kooperatifler kanununu çıkarmasından sonra kooperatif sayısı fırlıyor. Bu yerel kooperatiflerin 1903’te ulusal düzeyde işbirliği kararı almasıyla <em>S-Grubu</em> doğuyor. Grubun bugün küçük bir bankası bile var.</p>
<p>Ülkenin büyük bankalarından <em>Osuuspankki </em>de kooperatifçilik ürünü. Fin çiftçilerinin kredi ihtiyacı karşısında buna da Gebhard öncülük ediyor, hükümetten aldıkları borçla kurulan bir banka etrafında kooperatif kredi hareketi doğuyor. İşte o banka şimdiki <em>Osuuspankki</em>. Bu kooperatifler devletle işbirliği içinde tarımı geliştirmekle kalmıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan kalan yıkımın onarılmasının ve 1944’te Sovyetler’e kaybedilen topraklardan gelen Finlerin ülkeye yerleştirilmesinin finansmanını da sağlıyor. Ülkede 2014 itibarıyla 161 kooperatif bankası, 20 de kooperatif sigorta şirketi var.</p>
<p><strong>Kimya Nobel ödülü kazanan çalışma</strong></p>
<div id="attachment_1472" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-1472" class="wp-image-1472 size-medium" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/03/Prf.Dr_.ArtturiVirtanenjpg-300x300.jpg" alt="Prf.Dr.ArtturiVirtanenjpg" width="300" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/03/Prf.Dr_.ArtturiVirtanenjpg-300x300.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/03/Prf.Dr_.ArtturiVirtanenjpg-150x150.jpg 150w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/03/Prf.Dr_.ArtturiVirtanenjpg.jpg 335w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-1472" class="wp-caption-text">Prof. Dr. Artturi Virtanen (1895-1973)</p></div>
<p>Ve nihayet <em>Valio</em>. Bugünün büyük süt ürünleri şirketi, bir zamanlar süt üreticilerinin işbirliği ve eğitimi için kooperatif olarak kuruluyor. Ama <em>Valio</em>&#8216;yu diğer kooperatiflerden ayıran, araştırmaya verdiği önem. Meselâ ele aldığı ilk sorunlardan biri şu: Finlandiya&#8217;nın kışında hayvanları otlatmak pek mümkün değil. Yazın toplanan yemler ise kışa kadar dayanmıyor, zira bitki hücrelerinin solunum tepkimeleri, depolanmış karbonhidratları tüketiyor, yemlerin üzerindeki mikropların fermentasyonu ise zararlı maddeler üretiyor. Proteinlerin zamanla yıkılması da yemin, dolayısıyla inekten gelecek sütün protein içeriğinin düşmesine sebep oluyor.</p>
<p>Benim cahil gibi “yemin çürümesi” deyip geçeceğim süreçleri böyle analiz eden kişi, <em>Valio </em>laboratuarının başındaki Prof. Dr. <strong>Artturi Virtanen</strong>. Virtanen çözüme kendi biyokimya araştırmalarının ışığında yaklaşıyor. Deneylerle buluyor ki taze yemi topladıktan hemen sonra asit çözeltisine batırıp pH’sini hızla 3-4 arasına çabucak düşürebilirseniz, biraz önce saydığım kimyasal süreçleri durdurabilir, yemi uzun süre, besleyiciliğini kaybetmeden saklayabilirsiniz. Üstelik pH’si 3’ün altına düşmedikçe inekler bu yemi mırın kırın etmeden yiyor. Sonuç: Yüksek kalitede, yüksek verimli süt üretimi, kooperatif için patentler üzerinden gelir, üstüne bir de Virtanen’e 1945 yılının Nobel Kimya Ödülü!</p>
<p><em>“Rockefellerlarımız, Carnegielerimiz yok, ama kooperatiflerimiz var”</em> sözü Virtanen’in, Finlandiya’da 2014 itibariyle mevcut 4616 kooperatif de Fin halkının bu kooperatiflere verdiği önemin bir göstergesi.</p>
<p><em><strong>Dr. Çağrı Yalgın,</strong> Helsinki Üniversitesi<br />
<a href="http://blogs.helsinki.fi/yalgin/" target="_blank">http://blogs.helsinki.fi/yalgin/</a></em></p>
<hr />
<p><em><strong>Kaynaklar:</strong> F. R. Marshall: “The Finnish Cooperative Movement”, </em><a href="http://www.jstor.org/stable/3144393"><em>Land Economics</em></a><a href="http://www.jstor.org/stable/3144393"><em> 1958; 34: 227</em></a><em>. E. Mayo: “Lessons from Finland: building a co-operative economy”, </em><a href="http://gu.com/p/449bf"><em>The Guardian</em></a><a href="http://gu.com/p/449bf"><em>, 17 Aralık 2014</em></a><em>. A. I. Virtanen: Nobel Kimya Ödülü semineri, 12 Aralık 1945, </em><a href="http://www.nobelprize.org/nobel_prizes/chemistry/laureates/1945/virtanen-lecture.html"><em>Nobelprize.org</em></a><em>. A. Westgren, Nobel Kimya Ödülü takdim konuşması, 12 Aralık 1945, </em><a href="http://www.nobelprize.org/nobel_prizes/chemistry/laureates/1945/press.html"><em>Nobelprize.org</em></a></p>
<p><em><strong>Fotoğraf:</strong> Helsinki Şehir Müzesi, finna.fi, [CC BY 4.0] [<a href="https://www.finna.fi/Record/hkm.HKMS000005%3Akm002zx6?lng=en-gb">Kaynak</a>]</em></p>
<p><strong>Nobel Kimya Ödülü komitesinden Prof. Dr. A. Westgren&#8217;in, ödülü Prof. Dr. A. Virtanen&#8217;e takdim konuşmasından:</strong></p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-1474 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/03/pul.jpg" alt="pul" width="96" height="132" /></p>
<p><em>&#8220;Sayın Profesör Virtanen, Büyük bilimsel eserinizin arkasındaki en önemli gücü, ateşli yurtseverliğinizde aramamız gerektiğini düşünmenin hatalı olduğunu sanmıyorum. Çalışmalarınız sırasınca Finlandiya size Runeberg&#8217;in şiirindeki asil komutan gibiydi: </em>‘Suratsız, muhtaç, alçakgönüllü ve kutsal Anavatan’<em>. Yapıtınızla gösterdiniz ki gönlünü ve yorulmak bilmez hevesini, şahsi çıkar beklemeden soydaşlarının ve ülkesinin hizmetine adayan, insanlığa da hizmet eder. Gözleriniz, çözmeye azmettiğiniz ve çözümüne çok katkı yaptığınız biyokimya sorunlarına belki de her zamankinden daha çok odaklanmıştır. Bu sebeple, çalışmalarınızın yeni meyveler vereceğinden eminiz. Akademimiz, önünüze koyduğunuz hedeflere ulaşmanız için size yeni imkânlar vermekten memnuniyet duyar. Size yürekten gönenç diliyoruz ve ben 1945 yılı Nobel Kimya Ödülü&#8217;nü Majesteleri Kral’ın elinden almanızı rica ediyorum.&#8221;</em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/hbtozel/tartisma/finlandiyanin-kooperatif-mucizesi">Finlandiya’nın kooperatif mucizesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1471</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Obama’nın 3 boyutlu yazıcılar üzerine ulusal çağrısı ve düşündürdükleri</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/hbtozel/tartisma/obamanin-3-boyutlu-yazicilar-uzerine-ulusal-cagrisi-dusundurdukleri</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tevfik Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Mar 2016 22:17:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tartışma]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoyaşam]]></category>
		<category><![CDATA[barack obama]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[üç boyutlu yazıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=1078</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD Başkanı Barack Obama ve başkan yardımcısı Joe Biden, geçtiğimiz günlerde Tenesse Üniversitesi &#8216;den  Alex Roschli ve Andrew Messing adlı mühendislerin 3 Boyutlu Yazıcılar ile basmış olduğu Shelby Cobra Model spor arabanın tanıtım toplantısına katıldı. Keyifli bir ortamda gerçekleştirdikleri toplantıda 3-Boyutlu Yazıcıların geleceğin teknolojisi olacağı en yüksek kademeden yöneticilerce bir defa daha vurgulanmış oldu. Obama 2013 yılında yaptığı ulusa sesleniş konuşmasının ana temasını da bu teknolojik konuya ayırmış ve ülkenin geleceğini 3-Boyutlu yazıcıların belirleyeceğini belirtmişti. Bunun dışında Caterpiller, Ford gibi dünya devi haline gelen uluslararsı Amerikan firmalarının ülkeye geri döneceğinin müjdesini vermiş, yıllar sonra Macbook&#8217;ların tekrar Apple tarafından ülke sınırları içerisinde üretileceğini açıkmalıştı. Bunun yanı sıra tüm bu gelişmelerin ülke ekonomisinde 500.000 nitelikli iş gücü açığı oluşturacağını da belirtmişti. Bu açıklamaların sadece ABD değil tüm dünyada bütün kesimlerce şaşkınlıkla ve hayretle karşılandığını tahmin etmek güç olmasa gerek. İlginçtir ki ABD başkanı konuşmasının en önemli bölümünü, 3-Boyutlu yazıcıların geleceğine ayırmış, yakın geleceği şekillendirecek en önemli aygılar olacağını ve ve ABD&#8217;nin bu konuda öncü konumda yer alması gerektiğini aktarmıştı. Neden önemli? Peki bu 3 boyutlu yazıcıları bu kadar önemli kılan nedir? Bu sorunun cevabı, günümüz şartlarında üretim aşamalarını ve maliyetlerini en aza indirmesinde yatmaktadır. Klasik yöntemlerle inanılmaz derece uzun bir prosese ve yatırıma gerek duyan herhangi bir ürün için fişe takılmış olan bir üç boyutlu yazıcı ve daha önceden hazırlanmış olan bir tasarım yeterli. Amerikan kongresini heyecanladıran ve Obama&#8217;yı ayakta alkışlamalarına neden olan şey işte bu kadar basit, özetle daha az girdi ile aynı anda binlerce yazıcıyla meydana gelecek olan sınırsız bir üretim patlaması. Üstelik bu patlamanın, ekonomistlerin çok sevdiği bir deyim ile kesinlikle &#8220;sürdürülebilir bir üretim&#8221; modeli olduğu da çok açık. Krizlerden fırsatlar yaratmayı ustalıkla becerebilen Amerikalılar, 2. Dünya savaşı sonrasında meydana gelen &#8220;baby-boomer&#8221; bebek patlamasını ekonomik kazanca ve büyüme ivmesine dönüştürebilmişlerdi. Günümüzde karşı karşıya bulunduğumuz, aşırı liberal- kapitalist ekonomik yaklaşımların sorgulanmasına neden olan, büyük ekonomik krizinin ardından, Asya merkezli ekonomik devlere karşı böyle bir patlamayı kullanmak isteyeceklerini tahmin etmek zor olmasa gerek. ABD Başkanı tarafından, bu gelişmeleri en üst düzeyde, devlet planı olarak açıklanması niyetlerinin belirtisi sayılmalıdır. Türkiye’ye gelince.. Ülkemize gelecek olursak durum malesef henüz yeteri kadar parlak görünmüyor. Yer yer kullanıma girmiş olan yazıcılar ile teknolojide öncü devletler ile aynı ivmeyi yakalamak neredeyse imkansız. Bu aşamada bizlere düşen, çılgın projeler konusunda bir hayli istekli ve yaratıcı olan idarecilerimizin, 20 Milyon nüfus eşiğinde olan İstanbul&#8217;u ortadan ikiye bölmek yerine, bütün okulları ve üniversiteleri 3-Boyutlu Yazıcılar ile donatma çılgınlığına girişmelerini görmeyi umut etmek olacaktır. Ancak belki o zaman bizlerinde muasır medeniyetler seviyesine erişme hayalinin gerçeğe dönüşmesi mümkün olabilir. Eren Soydemir</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/hbtozel/tartisma/obamanin-3-boyutlu-yazicilar-uzerine-ulusal-cagrisi-dusundurdukleri">Obama’nın 3 boyutlu yazıcılar üzerine ulusal çağrısı ve düşündürdükleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD Başkanı Barack Obama ve başkan yardımcısı Joe Biden, geçtiğimiz günlerde Tenesse Üniversitesi &#8216;den  Alex Roschli ve Andrew Messing adlı mühendislerin 3 Boyutlu Yazıcılar ile basmış olduğu Shelby Cobra Model spor arabanın tanıtım toplantısına katıldı. Keyifli bir ortamda gerçekleştirdikleri toplantıda 3-Boyutlu Yazıcıların geleceğin teknolojisi olacağı en yüksek kademeden yöneticilerce bir defa daha vurgulanmış oldu.</p>
<p>Obama 2013 yılında yaptığı ulusa sesleniş konuşmasının ana temasını da bu teknolojik konuya ayırmış ve <strong>ülkenin geleceğini 3-Boyutlu yazıcıların belirleyeceğini</strong> belirtmişti.</p>
<p>Bunun dışında Caterpiller, Ford gibi dünya devi haline gelen uluslararsı Amerikan firmalarının ülkeye geri döneceğinin müjdesini vermiş, yıllar sonra Macbook&#8217;ların tekrar Apple tarafından ülke sınırları içerisinde üretileceğini açıkmalıştı.</p>
<p>Bunun yanı sıra tüm bu gelişmelerin ülke ekonomisinde 500.000 nitelikli iş gücü açığı oluşturacağını da belirtmişti. Bu açıklamaların sadece ABD değil tüm dünyada bütün kesimlerce şaşkınlıkla ve hayretle karşılandığını tahmin etmek güç olmasa gerek. İlginçtir ki ABD başkanı konuşmasının en önemli bölümünü, 3-Boyutlu yazıcıların geleceğine ayırmış, yakın geleceği şekillendirecek en önemli aygılar olacağını ve ve ABD&#8217;nin bu konuda öncü konumda yer alması gerektiğini aktarmıştı.</p>
<p><strong>Neden önemli?</strong></p>
<p>Peki bu 3 boyutlu yazıcıları bu kadar önemli kılan nedir? Bu sorunun cevabı, günümüz şartlarında üretim aşamalarını ve maliyetlerini en aza indirmesinde yatmaktadır. Klasik yöntemlerle inanılmaz derece uzun bir prosese ve yatırıma gerek duyan herhangi bir ürün için fişe takılmış olan bir üç boyutlu yazıcı ve daha önceden hazırlanmış olan bir tasarım yeterli.</p>
<p>Amerikan kongresini heyecanladıran ve Obama&#8217;yı ayakta alkışlamalarına neden olan şey işte bu kadar basit, özetle daha az girdi ile aynı anda binlerce yazıcıyla meydana gelecek olan sınırsız bir üretim patlaması. Üstelik bu patlamanın, ekonomistlerin çok sevdiği bir deyim ile kesinlikle &#8220;sürdürülebilir bir üretim&#8221; modeli olduğu da çok açık.</p>
<p>Krizlerden fırsatlar yaratmayı ustalıkla becerebilen Amerikalılar, 2. Dünya savaşı sonrasında meydana gelen &#8220;baby-boomer&#8221; bebek patlamasını ekonomik kazanca ve büyüme ivmesine dönüştürebilmişlerdi. Günümüzde karşı karşıya bulunduğumuz, aşırı liberal- kapitalist ekonomik yaklaşımların sorgulanmasına neden olan, büyük ekonomik krizinin ardından, Asya merkezli ekonomik devlere karşı böyle bir patlamayı kullanmak isteyeceklerini tahmin etmek zor olmasa gerek. ABD Başkanı tarafından, bu gelişmeleri en üst düzeyde, devlet planı olarak açıklanması niyetlerinin belirtisi sayılmalıdır.</p>
<p><strong>Türkiye’ye gelince..</strong></p>
<p>Ülkemize gelecek olursak durum malesef henüz yeteri kadar parlak görünmüyor. Yer yer kullanıma girmiş olan yazıcılar ile teknolojide öncü devletler ile aynı ivmeyi yakalamak neredeyse imkansız.</p>
<p>Bu aşamada bizlere düşen, çılgın projeler konusunda bir hayli istekli ve yaratıcı olan idarecilerimizin, 20 Milyon nüfus eşiğinde olan İstanbul&#8217;u ortadan ikiye bölmek yerine, bütün okulları ve üniversiteleri 3-Boyutlu Yazıcılar ile donatma çılgınlığına girişmelerini görmeyi umut etmek olacaktır. Ancak belki o zaman bizlerinde muasır medeniyetler seviyesine erişme hayalinin gerçeğe dönüşmesi mümkün olabilir.</p>
<p><strong>Eren Soydemir</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/hbtozel/tartisma/obamanin-3-boyutlu-yazicilar-uzerine-ulusal-cagrisi-dusundurdukleri">Obama’nın 3 boyutlu yazıcılar üzerine ulusal çağrısı ve düşündürdükleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1078</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bitki Kök Bölgesi Kongresi ve Türkiye’nin bilimsel araştırmalardaki yeri</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/hbtozel/tartisma/bitki-kok-bolgesi-kongresi-turkiyenin-bilimsel-arastirmalardaki-yeri</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tevfik Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Mar 2016 22:12:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tartışma]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel kongre]]></category>
		<category><![CDATA[ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[rizosfer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=1073</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rizosfer (kök-toprak yüzeyi bölgesi), Yunanca da kök bölgesi anlamına gelen bitki kökleri ile onun çevreleyen birkaç cm’lik alan ile ilgilidir. Rizosfer bölgesi toprak altı bitki kök bölgesi tarım biliminin an az bilinen ancak en önemli konusunu oluşturuyor. Tarım biliminin temelini oluşturan bitki yetiştiriciliğinde toprak bitki kök yüzey alanı ve oradaki yaşamın bilinmesi ve yönetilmesi sağlıklı bitki yetiştiriciliği ve kaliteli gıda güvenliği için son derece önemlidir. Rizosfer bölgesi çalışmaları özellikle, bitki besleme, hastalık ve zararlılar, toprak-bitki yönetimi ve iklim değişimi konuları tarım bilimindeki birçok mekanizmanın ve çalışmanın konularını oluşturmaktadır. “Gözden uzak olan gönülden de uzak olur” öz-deyişine uygun olarak bitkilerin toprak altı kısmı gözden uzak olduğu için yakın geçmişe kadar çok ilgi oluşturmadı. İnsanlık yumrulu bitkiler dışında genelde bitkilerin toprak üstündeki meyve ve yapraklarını yedikleri için kökler konusuna çok yönelinmedi. Ancak dünya nüfusundaki artışın yarattığı gıda talebi beraberinde yoğun bitkisel üretimi ve toprak kullanımı üzerinde de ciddi bir baskı yaratmaya başladı. Artan bitkisel üretim talebi yanında tarım topraklarının artırılamaması hatta toprakların amaç dışı kullanımından dolayı toprak varlığındaki azalma nedeniyle bitki köklerinin etki ettiği toprak katmanından etkin yararlanılmasını zorunlu kıldı. Aşağıda neler oluyor? Toprak yer yüzeyinde dışarıdan içeriye derinliğine doğru geliştiği için bilim insanları toprakları derinlemesine dikey yönden verimliliğini ve kalitesini araştırıyorlar. Bu bağlamda dünyayı bir elma gibi düşünürsek ve elmanın kabuğu toprak katmanı olarak tanımlayabiliriz. Bu bağlamda milyonlarca yılda oluşan bir metreyi bulan toprak derinliği bitki köklerinin gelişimi ve gıda sağlaması bakımından çok önemli bir varlıktır. Son yıllarda bitkilerin besin elementi alımı ve bitki sağlığının kök ve kök çevresindeki biyolojik, kimyasal ve fiziksel etkilerin öneminin anlaşılması ile bitki besleme uzmanları ekoloji bilimcileri bitki kök bölgesini incelemeye aldılar. Bu bakımdan rizosfer konusu tarım biliminin en yeni konularından biridir. Konu tarımsal Biyoteknoloji ve ekolojik tarımı da doğrudan ilgilendirdiği için geniş bir araştırıcı kesimine hitap etmesi bakımından ayrıca özel öneme sahiptir. Toprak altındaki bitki köklerinin izlenmesi ve örnek alınması son derece zor olması nedeniyle kökün etki ettiği alan halen tam olarak tanımlanamamakta ve örneklenememektedir Bu nedenlerden dolayı sınırlı sayıda araştırmacı konuya ilgi duymaktadır. Ülkemizde de toprak ve bitki besleme bilimi bölümlerinde belirli sayıda araştırmacı çalışmaktadır. Rizosfer yöntemlerinin zorluğu nedeniyle konuyu çalışan bilim insanlarının örgütlenmesi ve ortak araştırma alanlarının oluşturulması ile başlayan çalışmalar son yıllarda artmaya başladı. Ben de 1990’lı yıllardan beri kök bölgesi mekanizmaları ve bunların bitkilerin besin elementleri alımı konularında çalışmaktayım. Rizosfer Kongreleri ve İşlenen Konular İlki 2004 yılında Almanya’nın Münih kentinde başlayan kongreden bu yana bütün toplantılara çalışma konum gereği olanaklar ölçüsünde katılmaya çalışıyorum.  Kongrelerin 4. “Rhizospher 4” kongresi geçen yıl Hollanda’nın Maastricht kentinde yapıldı. 600’ün üzerinden araştırıcının katıldığı kongrenin bu yılkı teması “toprak ile bitki kökleri arasındaki yaşam alanı” üzerine odaklanmıştır. Rizosfer konusu gelişmekte olan ülkeler için halen lüks olarak anlaşılıyor olmalı ki katılımcıların çoğunluğu gelişmiş ülkelerdendi. Kongreye katılan değişik bilim disiplinlerinden bilim insanları tarım, orman ekosistemi, toprak altı karbon kök ekosistemi yanında yararlı ve toprak kökenli zararlıların tanımlanması ve yönetimi konularını işlemişlerdir. Seçilen konular toprak altı kök bölgesinde meydana gelen fizikokimyasal ve biyokimyasal değişimler ve bunun bitki ve toprak sağlığından insan sağlığına kadar ki aşamaları konuşulmuş. Kongrede sunulan bildirilerin ana başlıkları: kök bölgesi mikroorganizmalarının moleküler biyoloji ve genetik yöntemler ile tanımlanması, genlerinin izolasyonu, kök bölgesi biyokimyası, kök büyümesi dinamikleri ve kök salgıları, kök içi mikroorganizma varlığı ve etkileri, besin elementi alımı ve dinamikleri, kök-toprak ekosisteminde karbon ve azot bütçesi ve bunun iklim değişimleri ile olan ilişkileri işlenmiştir. Toplantıda uzun yılar organik ve inorganik gübrelerin kök bölgesi dışındaki toprakların karbon ve azot dinamiği üzerine olan etkileri konusunda kısa bir sunumu gerçekleştirdim. İklim değişimi ile ilişkisi Toprak altı karbon dinamiği ve iklim değişimleri “Rizosfer 4” kongresinin önemli konularından biridir. Kök bölgesindeki flora ve faunanın toprak yapısı bitki besin elementi alımı üzerine olan etkileri, C ve N döngüsü, kök gelişimi ve kök bozunumu ve ayrışmasının iklim değişimleri ile olan ilişkileri işlendi. Kök ve diğer organizmalar arasındaki sinyal alış verişi ve organizmalar ile bitki kök arasındaki simbiyosis ilişkilerin pratik uygulamaları işlendi. Ağırlıklı olarak bitki kök içi ve dışındaki yararlı organizmaların bitki sağlığı üzerindeki etkileri ve enzim mekanizmaları ile olan ilişkileri ele alınmıştır. Kongrede sunulan konuların önemli bir kısmı teknoloji geliştiren ilaç ve gübre şirketlerinin ilgi alanında bulunuyor. Stantlarda sergilenen enzim, antibiyotik ve genetik alanlarında teknolojik bazı ürünlerin rizosfer bilgisi kullanılarak üretildiği anlaşılıyor. Gübreleme konusunda yeniden ekolojik gübre kullanımına yöneliş olduğu görülüyor. Avrupa Birliği ülkelerinin araştırıcılarının başlattıkları ortak projelerde toprak teknolojisi bilgisi kullanılarak üretilen kompost ve bunun için seçilmiş mantar ve/ya bakteri türlerini izole etmeyi ve bu organizmaların genetik yapılarını belirleyerek endüstriyel olarak çoğaltmayı ve yeniden tarımda kullanmayı planlıyorlar. Ekolojik bitki yetiştiriciliğinde bitki beseleme ve hastalıklara karşın, etkin bakteri ve mantar aşılaması ve bunlarda rizosfer bölgesi yönetimi ile sağlamaya çalışmaktadırlar. Özellikle bitki korumaya yönelik kök bölgesi uygulamalarına yönelik ekolojik çalışmalar geniş yer tutmaktadır. Çevre kirliliği özellikle de inorganik ve organik gübre kullanımından kaynaklanan taban suyu ve içme suyu kalitesinin artırılması için bitki kökleri ve mantarların birlikte yapacağı sinerjik etki konuları rizosfer teknolojileri başlığı altında işlenmiştir. Prof. Dr. İbrahim Ortaş &#8211; Çukurova Üniversitesi, iortas@cu.edu.tr</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/hbtozel/tartisma/bitki-kok-bolgesi-kongresi-turkiyenin-bilimsel-arastirmalardaki-yeri">Bitki Kök Bölgesi Kongresi ve Türkiye’nin bilimsel araştırmalardaki yeri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Rizosfer (kök-toprak yüzeyi bölgesi), Yunanca da kök bölgesi anlamına gelen bitki kökleri ile onun çevreleyen birkaç cm’lik alan ile ilgilidir. Rizosfer bölgesi toprak altı bitki kök bölgesi tarım biliminin an az bilinen ancak en önemli konusunu oluşturuyor.</strong></p>
<p>Tarım biliminin temelini oluşturan bitki yetiştiriciliğinde toprak bitki kök yüzey alanı ve oradaki yaşamın bilinmesi ve yönetilmesi sağlıklı bitki yetiştiriciliği ve kaliteli gıda güvenliği için son derece önemlidir.</p>
<p>Rizosfer bölgesi çalışmaları özellikle, bitki besleme, hastalık ve zararlılar, toprak-bitki yönetimi ve iklim değişimi konuları tarım bilimindeki birçok mekanizmanın ve çalışmanın konularını oluşturmaktadır.</p>
<p>“Gözden uzak olan gönülden de uzak olur” öz-deyişine uygun olarak bitkilerin toprak altı kısmı gözden uzak olduğu için yakın geçmişe kadar çok ilgi oluşturmadı. İnsanlık yumrulu bitkiler dışında genelde bitkilerin toprak üstündeki meyve ve yapraklarını yedikleri için kökler konusuna çok yönelinmedi.</p>
<p>Ancak dünya nüfusundaki artışın yarattığı gıda talebi beraberinde yoğun bitkisel üretimi ve toprak kullanımı üzerinde de ciddi bir baskı yaratmaya başladı. Artan bitkisel üretim talebi yanında tarım topraklarının artırılamaması hatta toprakların amaç dışı kullanımından dolayı toprak varlığındaki azalma nedeniyle bitki köklerinin etki ettiği toprak katmanından etkin yararlanılmasını zorunlu kıldı.</p>
<p><strong>Aşağıda neler oluyor?</strong></p>
<p>Toprak yer yüzeyinde dışarıdan içeriye derinliğine doğru geliştiği için bilim insanları toprakları derinlemesine dikey yönden verimliliğini ve kalitesini araştırıyorlar. Bu bağlamda dünyayı bir elma gibi düşünürsek ve elmanın kabuğu toprak katmanı olarak tanımlayabiliriz.</p>
<p>Bu bağlamda milyonlarca yılda oluşan bir metreyi bulan toprak derinliği bitki köklerinin gelişimi ve gıda sağlaması bakımından çok önemli bir varlıktır. Son yıllarda bitkilerin besin elementi alımı ve bitki sağlığının kök ve kök çevresindeki biyolojik, kimyasal ve fiziksel etkilerin öneminin anlaşılması ile bitki besleme uzmanları ekoloji bilimcileri bitki kök bölgesini incelemeye aldılar.</p>
<p>Bu bakımdan rizosfer konusu tarım biliminin en yeni konularından biridir. Konu tarımsal Biyoteknoloji ve ekolojik tarımı da doğrudan ilgilendirdiği için geniş bir araştırıcı kesimine hitap etmesi bakımından ayrıca özel öneme sahiptir.</p>
<p>Toprak altındaki bitki köklerinin izlenmesi ve örnek alınması son derece zor olması nedeniyle kökün etki ettiği alan halen tam olarak tanımlanamamakta ve örneklenememektedir Bu nedenlerden dolayı sınırlı sayıda araştırmacı konuya ilgi duymaktadır.</p>
<p>Ülkemizde de toprak ve bitki besleme bilimi bölümlerinde belirli sayıda araştırmacı çalışmaktadır. Rizosfer yöntemlerinin zorluğu nedeniyle konuyu çalışan bilim insanlarının örgütlenmesi ve ortak araştırma alanlarının oluşturulması ile başlayan çalışmalar son yıllarda artmaya başladı. Ben de 1990’lı yıllardan beri kök bölgesi mekanizmaları ve bunların bitkilerin besin elementleri alımı konularında çalışmaktayım.</p>
<p><strong>Rizosfer Kongreleri ve İşlenen Konular</strong></p>
<p>İlki 2004 yılında Almanya’nın Münih kentinde başlayan kongreden bu yana bütün toplantılara çalışma konum gereği olanaklar ölçüsünde katılmaya çalışıyorum.  Kongrelerin 4. “Rhizospher 4” kongresi geçen yıl Hollanda’nın Maastricht kentinde yapıldı. 600’ün üzerinden araştırıcının katıldığı kongrenin bu yılkı teması “toprak ile bitki kökleri arasındaki yaşam alanı” üzerine odaklanmıştır. Rizosfer konusu gelişmekte olan ülkeler için halen lüks olarak anlaşılıyor olmalı ki katılımcıların çoğunluğu gelişmiş ülkelerdendi.</p>
<p>Kongreye katılan değişik bilim disiplinlerinden bilim insanları tarım, orman ekosistemi, toprak altı karbon kök ekosistemi yanında yararlı ve toprak kökenli zararlıların tanımlanması ve yönetimi konularını işlemişlerdir.</p>
<p>Seçilen konular toprak altı kök bölgesinde meydana gelen fizikokimyasal ve biyokimyasal değişimler ve bunun bitki ve toprak sağlığından insan sağlığına kadar ki aşamaları konuşulmuş.</p>
<p>Kongrede sunulan bildirilerin ana başlıkları: kök bölgesi mikroorganizmalarının moleküler biyoloji ve genetik yöntemler ile tanımlanması, genlerinin izolasyonu, kök bölgesi biyokimyası, kök büyümesi dinamikleri ve kök salgıları, kök içi mikroorganizma varlığı ve etkileri, besin elementi alımı ve dinamikleri, kök-toprak ekosisteminde karbon ve azot bütçesi ve bunun iklim değişimleri ile olan ilişkileri işlenmiştir.</p>
<p>Toplantıda uzun yılar organik ve inorganik gübrelerin kök bölgesi dışındaki toprakların karbon ve azot dinamiği üzerine olan etkileri konusunda kısa bir sunumu gerçekleştirdim.</p>
<p><strong>İklim değişimi ile ilişkisi</strong></p>
<p>Toprak altı karbon dinamiği ve iklim değişimleri “Rizosfer 4” kongresinin önemli konularından biridir.</p>
<p>Kök bölgesindeki flora ve faunanın toprak yapısı bitki besin elementi alımı üzerine olan etkileri, C ve N döngüsü, kök gelişimi ve kök bozunumu ve ayrışmasının iklim değişimleri ile olan ilişkileri işlendi. Kök ve diğer organizmalar arasındaki sinyal alış verişi ve organizmalar ile bitki kök arasındaki simbiyosis ilişkilerin pratik uygulamaları işlendi.</p>
<p>Ağırlıklı olarak bitki kök içi ve dışındaki yararlı organizmaların bitki sağlığı üzerindeki etkileri ve enzim mekanizmaları ile olan ilişkileri ele alınmıştır. Kongrede sunulan konuların önemli bir kısmı teknoloji geliştiren ilaç ve gübre şirketlerinin ilgi alanında bulunuyor. Stantlarda sergilenen enzim, antibiyotik ve genetik alanlarında teknolojik bazı ürünlerin rizosfer bilgisi kullanılarak üretildiği anlaşılıyor.</p>
<p>Gübreleme konusunda yeniden ekolojik gübre kullanımına yöneliş olduğu görülüyor. Avrupa Birliği ülkelerinin araştırıcılarının başlattıkları ortak projelerde toprak teknolojisi bilgisi kullanılarak üretilen kompost ve bunun için seçilmiş mantar ve/ya bakteri türlerini izole etmeyi ve bu organizmaların genetik yapılarını belirleyerek endüstriyel olarak çoğaltmayı ve yeniden tarımda kullanmayı planlıyorlar.</p>
<p>Ekolojik bitki yetiştiriciliğinde bitki beseleme ve hastalıklara karşın, etkin bakteri ve mantar aşılaması ve bunlarda rizosfer bölgesi yönetimi ile sağlamaya çalışmaktadırlar. Özellikle bitki korumaya yönelik kök bölgesi uygulamalarına yönelik ekolojik çalışmalar geniş yer tutmaktadır.</p>
<p>Çevre kirliliği özellikle de inorganik ve organik gübre kullanımından kaynaklanan taban suyu ve içme suyu kalitesinin artırılması için bitki kökleri ve mantarların birlikte yapacağı sinerjik etki konuları rizosfer teknolojileri başlığı altında işlenmiştir.</p>
<p>Prof. Dr. İbrahim Ortaş &#8211; <strong>Çukurova Üniversitesi,</strong> <a href="mailto:iortas@cu.edu.tr">iortas@cu.edu.tr</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/hbtozel/tartisma/bitki-kok-bolgesi-kongresi-turkiyenin-bilimsel-arastirmalardaki-yeri">Bitki Kök Bölgesi Kongresi ve Türkiye’nin bilimsel araştırmalardaki yeri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1073</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Artvin “Artvin” olmaktan çıkarılmak isteniyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/artvin-artvin-olmaktan-cikarilmak-isteniyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Çakmak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Mar 2016 14:57:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Tartışma]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[artvin]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[maden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=353</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çoğu durumda olduğu gibi Cerattepe yıkımı konusunda da, deyim yerindeyse, “tek ağaca bakmaktan dolayı orman görülemiyor.” Bu bağlamda genel olarak ülke genelinde, şimdilerde ise Cerattepe özelinde yapılmaya çalışılan, temelde; kapitalist gelişmenin ülkemizde de emek ile doğal süreç, ortam ve varlıkların olabildiğince daha çok ve daha kolay sömürülmesi; Artvin’de Artvinlilerin yaşama biçimi ile kültürünün yok edilmesidir! Bu her zaman böyle olmuştur; bugünlerde olanlar ise öteden beri olup bitenlerin yeni boyutlar ve biçimler kazanmasıdır. Örnek mi, gerekiyor; işte birkaçı: Artvin’de; olabildiğince daha çok orman ürünü (tomruk, direk, yakacak odun vb) hasat elde etmek amacıyla işletilmesi nedeniyle orman ekosistemlerinin yapısal özellikleri büyük ölçüde bozulmuştur; yöre halkının çevrelerindeki orman ekosistemlerinden izinsiz ve teknik dışı yararlanma gelenekleri, yanı sıra, ormancılık kesiminde “tapulu kesim” olarak anılan ve kimi dönemlerde siyasal amaçlarla artırılan uygulamalar orman ekosistemlerindeki yıkım sürecini kalıcılaştırmıştır; yanlış ormancılık tekniği uygulamaları ile izinsiz ve teknik dışı yararlanmalar, orman ekosistemlerinde zararlı böceklerin yaygınlaşmasını kolaylaştırmış; on binlerce dönüm yaşlı doğal orman ekosisteminin “ayakta ölmesine” yol açmıştır; Murgul’da 1800’lü yılların sonlarında gündeme gelen, giderek de “sömürge madenciliğine” dönüşen bakır madenciliğiyle başlayan asit yağmurları, toprak kirlenmesi ve erozyonu orman, su ve tarım ekosistemlerinde onarılamayacak yıkımlara, yörede ve çevresinde hâlâ aşılamayan ekolojik, toplumsal, kültürel ve ekonomik olumsuzluklara neden olmuştur; Orman Ürünleri Sanayi Kurumu’na (ORÜS) bağlı odun kökenli sanayi işletmeleri birer birer özelleştirilip sonra da kapatılınca, Artvin’de zaten yoğun olan işsiz sayısı daha artmıştır; &#160; Kültürel varsıllık hızla azaldı çevresi Akdeniz Bölgesi’nin ekolojik koşullarına sahip olan Çoruh Nehri üzerinde yapılan barajlar, havzadaki ekolojik koşulların hızla bozulmasının yanı sıra başta Yusufeli olmak üzere Artvinlilerin göçünü daha da hızlandırmış; bir çok yerleşim yeri haritadan silinmiştir. başta göçler olmak üzere Artvin’de yaşanan ekonomik ve toplumsal gelişmeler Gürcüler, Hemşinliler, Kıpçak Türkleri, Ahıska Türkleri ve Lazlardan oluşan toplumsal yapıyı büyük ölçüde olumsuz yönde değiştirmiş, dolayısıyla kültürel varsıllık hızla azalmıştır. Yine de doğal süreçlerin, ortamların ve varlıkların devamlılığı Artvin’in, Artvinlilerin tek kurtuluşudur ! Bu değerlendirme abartma sanılabilir; değildir: Artvin’de; orman ekosistemlerinin tümüne yakın bir kesimi doğal ve çok yaşlıdır; biyolojik çeşitlilik düzeyi (ağaç, ağaççık, çalı ve otsu bitki, yabanıl hayvan türü varlığı) son derece yüksektir; bitki ve hayvan türlerinin çoğunluğu yöreye özgüdür (endemik); bu nedenledir ki, Artvin, çeşitli amaçlarla koruma altına alınan alanların (milli park, tabiatı koruma alanı, tabiat anıtı, anıtsal ağaç, tohum ağacı, biyo-rezerv alanı vb) sayısı ve genişliği en fazla olan ilimizdir; bu varlıkların korunması ve gerektiği gibi yönetilmesi durumunda, Artvinliler de, sonsuza değin yoksulluktan ve yoksunluktan kurtarılabilecektir; hem su varlığını dört mevsim sürdürebilen dolayısıyla hem de yine çok sayıda yabanıl sucul canlı türlerinin yaşama ortamları olan sucul ekosistemler (dereler, çaylar, göller, buzul gölleri vb) henüz doğal yapısını sürdürmektedir; Gürcistan sınırına bitişik olan Camili yöresinde genetik olarak henüz kirlenmemiş olan Kafkas arısıyla yapılan arıcılık etkinliklerinin yöreye göz ardı edilemeyecek boyutlarda ekonomik getirisi olmaktadır; denizden yüksekliğin son derece kısa mesafelerde 0 metreden 3600 metrelere ulaşabilen yeryüzü biçimleri, doğa sporları yönünden olağan dışı sayılabilecek olanaklar sunmaktadır; &#160; Artvinsizleştirme gündemde “Artvinlilik, toplumsal ve kültürel çeşitliliğin yanı sıra geleneksel dayanışmacı, güler yüzlü, hoşgörülü insancıl ilişkilerin adıdır” denmesi abartı değildir; tüm bu olumluluklar, Artvinlilerin yüzlerce yıldır özgül doğal süreçler, ortamlar ve varlıklarla olan ilişkisiyle beslenmiş; bugünlere gelebilmiştir; dolayısıyla, özgül doğal süreçler, ortamlar ve varlıklarda yaşanabilecek her türden yıkım, Artvin’in Artvinlisizleşmesine yol açabilecektir. Artvinliler bu gerçeklerin ayırdındadır ve Artvinliliklerinin daha fazla zarar görmesinden kaygı duymaktadır. Doğrusu, kaygılanmakta da yerden göğe kadar haklıdırlar. Kısacası… Siyasal iktidar, on üç yıldır ülke genelinde yaptıklarını Cerattepe’de de yapmaya çalışmaktadır. Bu, hiç de şaşırtıcı bir durum değildir: Ülkemizin ekonomik büyümesini, yandaş sermayenin kazanımlarının kolay yollardan olabildiğince artırılmasına; bu amaçla da emeğin yanı sıra her türlü doğal, dolayısıyla da kamusal sürecin, ortamın ve varlığın alınıp satılabilir duruma getirilmesine indirgemiştir çünkü. Artvinli artık bunun da bilincine varmıştır. &#160; Artvinliler bu yatırımlara mecbur değil Öte yandan; Artvin, bu kapsamda Artvinliler, insanca yaşayabilmek için madencilik, enerji vb yatırımlarına “mecbur” değildir; bugüne değin yörelerinde yapılan bu türden yıkımların bedelini çok yüksek ödemişlerdir çünkü! Artvin’de doğal süreçler, ortamlar ve varlıklar korunabildiği, gerektiği gibi yönetilebildiğinde yalnızca Artvinlilerin değil, tüm insanlarımızın, insanlığın geleceği yönünden bitimsiz, sınırsız, sürekli ve eşitlikçi bir yaşama olanağı da sağlanabilecektir. Bu nedenle, tartışmaların bu kez Cerattepe örneğinde de olduğu gibi ilgili bakanın, madencilerin ve yandaşlarının öne sürdüğü gibi kesilebilecek ağaç sayısına, yerel düzeydeki çevresel kirlenmelerine indirgenmesi, özenle kaçınılması gereken bir yanılsamadır. Cerattepe’deki madencilik etkinlikleri, hiçbir ekonomik gerekçeyle savunulamaz; hazırlanacak ÇED’lerle ya da alınacağı öne sürülen teknik ve teknolojik önlemlerle, dahası, yargı kararlarıyla bile aklanamaz, olumlanamaz. Artvinliler bu gerçeği anlatmaya çalışıyor; Artvinli, yörelerinde bu türden etkinliklerin yapılmasını istemiyor! Bu istemi “çevreci” yurttaşlarımızın sıradan bir istemine indirgemek, böylece dillendirmek, en hafif söylemiyle aymazlıktır; Artvinlinin anayasal hakkına sahip çıkmasını “marjinalleştirme” çabasıdır! Çünkü Artvinli sahip olduklarının bilincindedir. Bu nedenledir ki; Anayasanın 56. maddesinde yer verilen; “Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” ödevini yapmaya çalışıyor; Anayasanın 169. maddesindeki; “Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zaman aşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez.” kurallarının gereğini yapılmasını istiyor; hepsi bu! Yanılmayın, yanıltmayın! &#160; Yücel Çağlar, oduncugil@yahoo.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/artvin-artvin-olmaktan-cikarilmak-isteniyor">Artvin “Artvin” olmaktan çıkarılmak isteniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çoğu durumda olduğu gibi Cerattepe yıkımı konusunda da, deyim yerindeyse, “<em>tek ağaca bakmaktan dolayı orman görülemiyor</em>.” Bu bağlamda genel olarak ülke genelinde, şimdilerde ise Cerattepe özelinde yapılmaya çalışılan, temelde;</p>
<ul>
<li>kapitalist gelişmenin ülkemizde de emek ile doğal süreç, ortam ve varlıkların olabildiğince daha çok ve daha kolay sömürülmesi;</li>
<li>Artvin’de Artvinlilerin yaşama biçimi ile kültürünün yok edilmesidir!</li>
</ul>
<p>Bu her zaman böyle olmuştur; bugünlerde olanlar ise öteden beri olup bitenlerin yeni boyutlar ve biçimler kazanmasıdır.</p>
<p><strong>Örnek mi, gerekiyor; işte birkaçı: Artvin’de;</strong></p>
<ul>
<li>olabildiğince daha çok orman ürünü (tomruk, direk, yakacak odun vb) hasat elde etmek amacıyla işletilmesi nedeniyle orman ekosistemlerinin yapısal özellikleri büyük ölçüde bozulmuştur;</li>
<li>yöre halkının çevrelerindeki orman ekosistemlerinden izinsiz ve teknik dışı yararlanma gelenekleri, yanı sıra, ormancılık kesiminde “tapulu kesim” olarak anılan ve kimi dönemlerde siyasal amaçlarla artırılan uygulamalar orman ekosistemlerindeki yıkım sürecini kalıcılaştırmıştır;</li>
<li>yanlış ormancılık tekniği uygulamaları ile izinsiz ve teknik dışı yararlanmalar, orman ekosistemlerinde zararlı böceklerin yaygınlaşmasını kolaylaştırmış; on binlerce dönüm yaşlı doğal orman ekosisteminin “ayakta ölmesine” yol açmıştır;</li>
<li>Murgul’da 1800’lü yılların sonlarında gündeme gelen, giderek de “sömürge madenciliğine” dönüşen bakır madenciliğiyle başlayan asit yağmurları, toprak kirlenmesi ve erozyonu orman, su ve tarım ekosistemlerinde onarılamayacak yıkımlara, yörede ve çevresinde hâlâ aşılamayan ekolojik, toplumsal, kültürel ve ekonomik olumsuzluklara neden olmuştur;</li>
<li>Orman Ürünleri Sanayi Kurumu’na (ORÜS) bağlı odun kökenli sanayi işletmeleri birer birer özelleştirilip sonra da kapatılınca, Artvin’de zaten yoğun olan işsiz sayısı daha artmıştır;</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kültürel varsıllık hızla azaldı</strong></p>
<ul>
<li>çevresi Akdeniz Bölgesi’nin ekolojik koşullarına sahip olan Çoruh Nehri üzerinde yapılan barajlar, havzadaki ekolojik koşulların hızla bozulmasının yanı sıra başta Yusufeli olmak üzere Artvinlilerin göçünü daha da hızlandırmış; bir çok yerleşim yeri haritadan silinmiştir.</li>
<li>başta göçler olmak üzere Artvin’de yaşanan ekonomik ve toplumsal gelişmeler Gürcüler, Hemşinliler, Kıpçak Türkleri, Ahıska Türkleri ve Lazlardan oluşan toplumsal yapıyı büyük ölçüde olumsuz yönde değiştirmiş, dolayısıyla kültürel varsıllık hızla azalmıştır.</li>
</ul>
<p>Yine de doğal süreçlerin, ortamların ve varlıkların devamlılığı Artvin’in, Artvinlilerin tek kurtuluşudur !</p>
<p>Bu değerlendirme abartma sanılabilir; değildir: Artvin’de;</p>
<ul>
<li>orman ekosistemlerinin tümüne yakın bir kesimi doğal ve çok yaşlıdır; biyolojik çeşitlilik düzeyi (ağaç, ağaççık, çalı ve otsu bitki, yabanıl hayvan türü varlığı) son derece yüksektir; bitki ve hayvan türlerinin çoğunluğu yöreye özgüdür (endemik); bu nedenledir ki, Artvin, çeşitli amaçlarla koruma altına alınan alanların (milli park, tabiatı koruma alanı, tabiat anıtı, anıtsal ağaç, tohum ağacı, biyo-rezerv alanı vb) sayısı ve genişliği en fazla olan ilimizdir; bu varlıkların korunması ve gerektiği gibi yönetilmesi durumunda, Artvinliler de, sonsuza değin yoksulluktan ve yoksunluktan kurtarılabilecektir;</li>
<li>hem su varlığını dört mevsim sürdürebilen dolayısıyla hem de yine çok sayıda yabanıl sucul canlı türlerinin yaşama ortamları olan sucul ekosistemler (dereler, çaylar, göller, buzul gölleri vb) henüz doğal yapısını sürdürmektedir;</li>
<li>Gürcistan sınırına bitişik olan <strong>Camili</strong> yöresinde genetik olarak henüz kirlenmemiş olan <strong>Kafkas arısıyla</strong> yapılan arıcılık etkinliklerinin yöreye göz ardı edilemeyecek boyutlarda ekonomik getirisi olmaktadır;</li>
<li>denizden yüksekliğin son derece kısa mesafelerde 0 metreden 3600 metrelere ulaşabilen yeryüzü biçimleri, doğa sporları yönünden olağan dışı sayılabilecek olanaklar sunmaktadır;</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Artvinsizleştirme gündemde</strong></p>
<ul>
<li>“<strong>Artvinlilik, toplumsal ve kültürel çeşitliliğin yanı sıra geleneksel dayanışmacı, güler yüzlü, hoşgörülü insancıl ilişkilerin adıdır</strong>” denmesi abartı değildir; tüm bu olumluluklar, Artvinlilerin yüzlerce yıldır özgül doğal süreçler, ortamlar ve varlıklarla olan ilişkisiyle beslenmiş; bugünlere gelebilmiştir; dolayısıyla, özgül doğal süreçler, ortamlar ve varlıklarda yaşanabilecek her türden yıkım, Artvin’in <strong>Artvinlisizleşmesine</strong> yol açabilecektir.</li>
</ul>
<p>Artvinliler bu gerçeklerin ayırdındadır ve Artvinliliklerinin daha fazla zarar görmesinden kaygı duymaktadır. Doğrusu, kaygılanmakta da yerden göğe kadar haklıdırlar.</p>
<p>Kısacası…</p>
<p>Siyasal iktidar, on üç yıldır ülke genelinde yaptıklarını Cerattepe’de de yapmaya çalışmaktadır. Bu, hiç de şaşırtıcı bir durum değildir: Ülkemizin ekonomik büyümesini, yandaş sermayenin kazanımlarının kolay yollardan olabildiğince artırılmasına; bu amaçla da emeğin yanı sıra her türlü doğal, dolayısıyla da kamusal sürecin, ortamın ve varlığın alınıp satılabilir duruma getirilmesine indirgemiştir çünkü. Artvinli artık bunun da bilincine varmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Artvinliler bu yatırımlara mecbur değil</strong></p>
<p>Öte yandan; Artvin, bu kapsamda Artvinliler, insanca yaşayabilmek için madencilik, enerji vb yatırımlarına “mecbur” değildir; bugüne değin yörelerinde yapılan bu türden yıkımların bedelini çok yüksek ödemişlerdir çünkü! Artvin’de doğal süreçler, ortamlar ve varlıklar korunabildiği, gerektiği gibi yönetilebildiğinde yalnızca Artvinlilerin değil, tüm insanlarımızın, insanlığın geleceği yönünden bitimsiz, sınırsız, sürekli ve eşitlikçi bir yaşama olanağı da sağlanabilecektir.</p>
<p>Bu nedenle, tartışmaların bu kez Cerattepe örneğinde de olduğu gibi ilgili bakanın, madencilerin ve yandaşlarının öne sürdüğü gibi kesilebilecek ağaç sayısına, yerel düzeydeki çevresel kirlenmelerine indirgenmesi, özenle kaçınılması gereken bir yanılsamadır.</p>
<p>Cerattepe’deki madencilik etkinlikleri, hiçbir ekonomik gerekçeyle savunulamaz; hazırlanacak ÇED’lerle ya da alınacağı öne sürülen teknik ve teknolojik önlemlerle, dahası, yargı kararlarıyla bile aklanamaz, olumlanamaz. Artvinliler bu gerçeği anlatmaya çalışıyor; Artvinli, yörelerinde bu türden etkinliklerin yapılmasını istemiyor! <strong>Bu istemi “çevreci” yurttaşlarımızın sıradan bir istemine indirgemek, böylece dillendirmek, en hafif söylemiyle aymazlıktır; </strong>Artvinlinin anayasal hakkına sahip çıkmasını “marjinalleştirme” çabasıdır! Çünkü Artvinli sahip olduklarının bilincindedir. Bu nedenledir ki;</p>
<ul>
<li>Anayasanın 56. maddesinde yer verilen;</li>
</ul>
<p><strong><em>“Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir</em></strong><em>.”</em></p>
<p>ödevini yapmaya çalışıyor;</p>
<ul>
<li>Anayasanın 169. maddesindeki;</li>
</ul>
<p><strong><em>“Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zaman aşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.</em></strong></p>
<p><strong><em>Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez.”</em></strong></p>
<p>kurallarının gereğini yapılmasını istiyor; hepsi bu! Yanılmayın, yanıltmayın!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yücel Çağlar, oduncugil@yahoo.com</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/artvin-artvin-olmaktan-cikarilmak-isteniyor">Artvin “Artvin” olmaktan çıkarılmak isteniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">353</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
