<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Can Gürses arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/k/yazarlar/can-gurses/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/k/yazarlar/can-gurses</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Apr 2018 09:56:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Nedir bu kuantum bilgisayar?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/nedir-kuantum-bilgisayar</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Can Gürses]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Apr 2018 09:51:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Can Gürses]]></category>
		<category><![CDATA[Y]]></category>
		<category><![CDATA[algoritma]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[bit]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[qubit]]></category>
		<category><![CDATA[sayı]]></category>
		<category><![CDATA[temel bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=9868</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kuantum bilgisayarlar hakkında bir şeyler yazmak uzun süredir aklımdaydı. Öncelikle kendim de detayını öğrenmek istediğimden! Son zamanlarda ortaya çıkan ‘kuantum bilgisayarlar gerçek olduğunda kaos yaratacak’ haberleri de merakımı uzun süredir tetikliyordu. Bu tip haberlerin özü şu; elimizde gerçekten tam kapasite bir kuantum bilgisayar olduğunda, bu bilgisayar şu an güvenlik sistemlerimizin önemli bir kısmının dayandığı şifreleme (kriptografi) algoritmalarını rahatlıkla kırabilecek durumda olacak. Mevcut bilgisayarlar için yüzyıllar sürebilecek bir iş, birkaç gün, hatta birkaç saat seviyesine inebilecek gibi görünüyor… Ancak tabii ki her yeni gelişme gibi mevcut sistemi yok ederken yeni ve daha güçlüsünü de getireceğini öngörmek pek zor değil (bence). O yüzden gelin lafı uzatmadan kuantum bilgisayarların çalışma prensibini inceleyelim: Aslında konunun tarihçesi 1980’lere kadar uzanıyor. 1980’de Rus matematikçi Manin tarafından ortaya atılan bir fikir ve hatta 1981’de ünlü fizikçi Feynman tarafından da açıkça destekleniyor. Öncelikle biliyoruz ki normal bilişim sistemleri ‘bit’ ler üzerine yani 0 ve 1’ler üzerine kurulu… Bit; Binary Digit yani ‘ikilik sistemde basamak’ anlamında. Kuantum bilgisayarlarda da durum farklı değil aslında, onlar için de ikilik sistemde devam ediyoruz ve yeni terminoloji olarak bit yerine qubit (quantum bit) diyeceğiz… Klasik bilgisayarlarla kuantum bilgisayarlar arasındaki temel fark, klasik fizik ile kuantum fiziği arasındaki temel fark ile aşağı yukarı aynı: Klasik bir bilgisayarda bir bit kesilikle ve sadece 1 veya 0 sıfır olabilecekken bir kuantum bilgisayarda qubit, bu 1 ve 0’ların çok farklı kombinasyonlarından (süperpozisyonlarından) oluşabilir… Süperpozisyon kavramını ‘Kuantum Fiziğine Giriş’ yazısında anlatmıştım. Yani bir kuantum bilgisayar için artık kesin 1 ve 0’lar yok… Belli olasılıkla 1 ve belli olasılıkla 0’dan oluşan qubitler var. Diyeceksiniz ki klasik bilgisayarlarda bit kavramının bir fiziksel karşılığı var; bir klasik bilgisayarın harddiskinde, bilgi yani 1 ve 0’lar bildiğimiz +/- yük şeklinde eşleştirilerek kaydedilip saklanıyor… Kuantum bilgisayarlar için qubit kavramının fiziksel karşılığını nerede bulacağız?! Cevap, kuantum fiziğini yaşadığımız yer olan atomda… Elektronların ‘spin’ denilen özelliğini kullanarak, bir elektronun herhangi bir zamandaki temsili dalga fonksiyonunun bu iki spin olasılığının bir kombinasyonu (süperpozisyonu) olarak temsil edebilmemiz bize Qubit dediğimiz kavram için fiziksel bir dayanak sağlamakta… Ve bu temel farklılık o kadar büyük bir rahatlık getiriyor ki… İnceleyelim: 6 qubitlik bir sistem alalım. Klasik bir bilgisayar, sonuca ulaşmak için olası her rotayı tek tek denemek zorunda kalırken: Kuantum bilgisayar, aşama aşama bitirerek ilerler: Bu şekilde bakıldığında aradaki devasa işlem tasarrufu farkı daha iyi açığa çıkıyor… Tabii bir önemli nokta da şu: Kuantum bilgisayarın bize verdiği sonuç, olasılıksal bir sonuç… Başta da belirttiğim gibi her aşama birçok qubitin süperpozisyonu… Yani bilgisayarın verdiği sonuç olasılıksal. Örneğin son resimdeki son qubite bakarsak 1/5 olasılıkla [011101&#62;, 2/5 olasılıkla [001010&#62; çıkacağını söyleyebiliriz. Bu nedenle işlemin belirli sayıda daha tekrar edilmesi bir gereksinim… Ancak bu durum az önceki örnekte olduğu gibi elde edilen işlem kazancından çok bir şey eksiltmiyor. Hatta daha karmaşık işlemlerde kazanç o kadar büyük ki yüz yıllar seviyesinde zaman alacak bazı problemler günler/saatler seviyesine iniyor. Haliyle bu işlem gücünün getirdiği bazı önemli sonuçlar mevcut: Örneğin mevcut internet güvenlik sistemlerinin çoğunun dayandığı şifreleme sistemi şu temel prensip üzerinde işlemekte. p ve q asal sayılarsa ve A bunların çarpımlarından oluşuyorsa, yani: A=p.q ise A’nın küçük olduğu durumlarda p ve q’yu tahmin etmek çok kolay. A=6 ise p=2, q=3 (veya tersi)… Ancak A’nın çok çok büyük olduğu durumlarda onun iki asal çarpandan oluştuğunu bulabilmek (örneğin 300 basamaklı iki asal çarpandan oluştuğunu) imkansıza yakın bir işlem. Bu durum hem asal sayılar hakkındaki yetersiz bilgimizin hem de klasik bilgisayarların işlemci gücünün yetersizliğinden kaynaklanıyor. Dolayısıyla web sitelerinin, internet bankacılığının vb. güvenliği bu ‘yetersizlik’ üzerine kurulu… Ancak kuantum bilgisayarları sayesinde bu durumun değişeceği kesin. Sebebi de bu asal çarpanların kuantum bilgisayarlar tarafından hızlıca bulunmasını sağlayacak bazı algoritmalar mevcut: Örneğin Shor Algoritması adı verilen yöntemle… Not: Bir sonraki yazıda bu algoritmadan ve quantum bilgisayarlarının olası kıldığı yeni şifreleme tekniklerinden bahsedeceğim. Özellikle Shor algoritması kendi başına bir yazı konusu çünkü anlatmak için önce biraz matematik anlatmak gerekecek. Bu noktada birkaç şeyin farkına varmak lazım: Kuantum bilgisayarlarının üstünlüğü özellikle belirli tarz problemlerde ortaya çıkıyor… Örneğin çok değişkenli optimizasyon problemlerinde. Prensipte günlük yaşam için bir tehlike oluşturduğunu asla düşünmüyorum… Tehlike şundan kaynaklanıyor, bu teknolojiyi geliştirenler arasında kim önde gidiyorsa bunu kötü amaçlı kullanmak konusunda geride kalanlara yönelik bir avantaj sağlamış olacak. Yoksa prensip olarak kuantum bilgisayarların mevcut şifreleme sistemlerini kolaylıkla kıracağı gibi kırılması imkansıza yakın yeni şifreleme tekniklerinin de önünü açacağı aşikar. Yani teknolojinin kendisinin getirdiği bir tehlike mevcut değil, bu teknolojiyi geliştirmede önde gidenlerin veya ele geçirenlerin elinde olacak inisiyatiften kaynaklı bir tehlike söz konusu. Şimdi bu işlemci gücünü yapay zeka üzerinde düşünün… Şu an satranç oynayan en güçlü program saniyede yüz milyonlarca hamle analiz edebiliyorsa, kuantum bilgisayarlarla beraber bu sayı trilyonlarla çarpılacak. Büyük veri analizi ile ilgili hemen her şey yeni bir anlam kazanabilir… Bundan borsa, şu an bile yapay zeka teknolojileri kullanan finans/sigorta şirketleri vs. hepsi dahil. Bu işlemci gücü ayrıca enerji tasarrufuna da imkan veriyor… Dünya da şu an her gün ~2.5 exabyte yani Türkçesi 5 milyon laptopu dolduracak veri üretiliyor… Her gün!.. Daha iyi veri depolamaya ve daha iyi işlemcilere ihtiyacımız olduğu kesin. Araştırırken benim dikkatimi çeken bir nokta da şu: Dikkat ederseniz bilgisayar teknolojisinin ilerleyişi yani bir harddiskin veriyi saklayış biçimi ve işlemci mantığı, fizik biliminin gelişimi ile paralellik gösteriyor. Bitlerin saklanışı +/- yüklere dayalı ve deterministik; Qubitlerin saklanışı, örneğin spin’lere dayalı ve olasılıksal. Biri klasik fiziğin diğeri kuantum fiziğinin araçlarını kullanıyor… İşte fizikte şu an sadece teori boyutunda çalıştığımız çok boyutlu evren modelleri String Theory, M-Theory gibi kuramların bir önemi de burada yatıyor… Günü gelecek bu çok boyutlu teorilerin sunduğu yeni fiziğin araçlarını kullanıp çok daha farklı ve güçlü bilgisayarlar da yapabileceğiz. Dünya gerçekten de yeni bir dönemin eşiğinde: Bir yandan IBM 1-2 yıla piyasaya sunulabilir kuantum bilgisayarlar üreteceğini açıklıyor: https://www.wired.com/2017/03/race-sell-true-quantum-computers-begins-really-exist/ Bir yandan Google 2000 qubitlik yeni kuantum bilgisayarını (sırf araştırma amaçlı) ilan ediyor: https://www.nature.com/news/d-wave-upgrade-how-scientists-are-using-the-world-s-most-controversial-quantum-computer-1.21353 Bu işlemci gücüne sahip yapay zeka programları belki şimdiden mevcut bile… Temel bilimlerde ve matematikte kim öndeyse geleceğin onun olduğu daha ne kadar açık olabilir bilemiyorum. Can Gürses / @canitti</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/nedir-kuantum-bilgisayar">Nedir bu kuantum bilgisayar?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kuantum bilgisayarlar hakkında bir şeyler yazmak uzun süredir aklımdaydı. Öncelikle kendim de detayını öğrenmek istediğimden! Son zamanlarda ortaya çıkan ‘kuantum bilgisayarlar gerçek olduğunda kaos yaratacak’ haberleri de merakımı uzun süredir tetikliyordu.</p>
<p>Bu tip haberlerin özü şu; elimizde gerçekten tam kapasite bir kuantum bilgisayar olduğunda, bu bilgisayar şu an güvenlik sistemlerimizin önemli bir kısmının dayandığı şifreleme (kriptografi) algoritmalarını rahatlıkla kırabilecek durumda olacak. Mevcut bilgisayarlar için yüzyıllar sürebilecek bir iş, birkaç gün, hatta birkaç saat seviyesine inebilecek gibi görünüyor… Ancak tabii ki her yeni gelişme gibi mevcut sistemi yok ederken yeni ve daha güçlüsünü de getireceğini öngörmek pek zor değil (bence).</p>
<p>O yüzden gelin lafı uzatmadan <strong>kuantum bilgisayarların çalışma prensibini</strong> inceleyelim:</p>
<p>Aslında konunun tarihçesi 1980’lere kadar uzanıyor. 1980’de Rus matematikçi Manin tarafından ortaya atılan bir fikir ve hatta 1981’de ünlü fizikçi Feynman tarafından da açıkça destekleniyor.</p>
<p>Öncelikle biliyoruz ki normal bilişim sistemleri ‘bit’ ler üzerine yani 0 ve 1’ler üzerine kurulu… Bit; Binary Digit yani ‘ikilik sistemde basamak’ anlamında.</p>
<p>Kuantum bilgisayarlarda da durum farklı değil aslında, onlar için de ikilik sistemde devam ediyoruz ve yeni terminoloji olarak bit yerine qubit (quantum bit) diyeceğiz…</p>
<p>Klasik bilgisayarlarla kuantum bilgisayarlar arasındaki temel fark, klasik fizik ile kuantum fiziği arasındaki temel fark ile aşağı yukarı aynı:</p>
<p>Klasik bir bilgisayarda bir bit kesilikle ve sadece 1 veya 0 sıfır olabilecekken bir kuantum bilgisayarda qubit, bu 1 ve 0’ların çok farklı kombinasyonlarından (süperpozisyonlarından) oluşabilir… <a href="https://cangurses.wordpress.com/2017/10/04/kuantum-fizigi-temel-kavramlar-1/">Süperpozisyon kavramını ‘Kuantum Fiziğine Giriş’ yazısında anlatmıştım.</a></p>
<p>Yani bir kuantum bilgisayar için artık kesin 1 ve 0’lar yok… Belli olasılıkla 1 ve belli olasılıkla 0’dan oluşan qubitler var. Diyeceksiniz ki klasik bilgisayarlarda bit kavramının bir fiziksel karşılığı var; bir klasik bilgisayarın harddiskinde, bilgi yani 1 ve 0’lar bildiğimiz +/- yük şeklinde eşleştirilerek kaydedilip saklanıyor… Kuantum bilgisayarlar için qubit kavramının fiziksel karşılığını nerede bulacağız?!</p>
<p>Cevap, kuantum fiziğini yaşadığımız yer olan atomda… Elektronların ‘spin’ denilen özelliğini kullanarak,</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-9869 aligncenter" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c1-300x178.png" alt="" width="270" height="160" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c1-300x178.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c1.png 367w" sizes="(max-width: 270px) 100vw, 270px" /></p>
<p>bir elektronun herhangi bir zamandaki temsili dalga fonksiyonunun bu iki spin olasılığının bir kombinasyonu (süperpozisyonu) olarak temsil edebilmemiz bize Qubit dediğimiz kavram için fiziksel bir dayanak sağlamakta…</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-9870 aligncenter" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c2-300x119.jpg" alt="" width="300" height="119" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c2-300x119.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c2.jpg 356w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Ve bu temel farklılık o kadar büyük bir rahatlık getiriyor ki… İnceleyelim:</p>
<p>6 qubitlik bir sistem alalım.</p>
<p>Klasik bir bilgisayar, sonuca ulaşmak için olası her rotayı tek tek denemek zorunda kalırken:</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9871" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c3-300x156.png" alt="" width="400" height="209" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c3-300x156.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c3.png 531w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></p>
<p>Kuantum bilgisayar, aşama aşama bitirerek ilerler:</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9872" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c4-300x159.png" alt="" width="400" height="212" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c4-300x159.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c4.png 512w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></p>
<p>Bu şekilde bakıldığında aradaki devasa işlem tasarrufu farkı daha iyi açığa çıkıyor… Tabii bir önemli nokta da şu:</p>
<p>Kuantum bilgisayarın bize verdiği sonuç, olasılıksal bir sonuç… Başta da belirttiğim gibi her aşama birçok qubitin süperpozisyonu… Yani bilgisayarın verdiği sonuç olasılıksal. Örneğin son resimdeki son qubite bakarsak 1/5 olasılıkla [011101&gt;, 2/5 olasılıkla [001010&gt; çıkacağını söyleyebiliriz. Bu nedenle işlemin belirli sayıda daha tekrar edilmesi bir gereksinim… Ancak bu durum az önceki örnekte olduğu gibi elde edilen işlem kazancından çok bir şey eksiltmiyor.</p>
<p>Hatta daha karmaşık işlemlerde kazanç o kadar büyük ki yüz yıllar seviyesinde zaman alacak bazı problemler günler/saatler seviyesine iniyor.</p>
<p>Haliyle bu işlem gücünün getirdiği bazı önemli sonuçlar mevcut:</p>
<p>Örneğin mevcut internet güvenlik sistemlerinin çoğunun dayandığı şifreleme sistemi şu temel prensip üzerinde işlemekte. p ve q asal sayılarsa ve A bunların çarpımlarından oluşuyorsa, yani:</p>
<p>A=p.q ise A’nın küçük olduğu durumlarda p ve q’yu tahmin etmek çok kolay. A=6 ise p=2, q=3 (veya tersi)… Ancak A’nın çok çok büyük olduğu durumlarda onun iki asal çarpandan oluştuğunu bulabilmek (örneğin 300 basamaklı iki asal çarpandan oluştuğunu) imkansıza yakın bir işlem. Bu durum hem asal sayılar hakkındaki yetersiz bilgimizin hem de klasik bilgisayarların işlemci gücünün yetersizliğinden kaynaklanıyor. Dolayısıyla web sitelerinin, internet bankacılığının vb. güvenliği bu ‘yetersizlik’ üzerine kurulu…</p>
<p>Ancak kuantum bilgisayarları sayesinde bu durumun değişeceği kesin. Sebebi de bu asal çarpanların kuantum bilgisayarlar tarafından hızlıca bulunmasını sağlayacak bazı algoritmalar mevcut: Örneğin Shor Algoritması adı verilen yöntemle…</p>
<p>Not: Bir sonraki yazıda bu algoritmadan ve quantum bilgisayarlarının olası kıldığı yeni şifreleme tekniklerinden bahsedeceğim. Özellikle Shor algoritması kendi başına bir yazı konusu çünkü anlatmak için önce biraz matematik anlatmak gerekecek.</p>
<p>Bu noktada birkaç şeyin farkına varmak lazım:</p>
<p>Kuantum bilgisayarlarının üstünlüğü özellikle belirli tarz problemlerde ortaya çıkıyor… Örneğin çok değişkenli optimizasyon problemlerinde.</p>
<p>Prensipte günlük yaşam için bir tehlike oluşturduğunu asla düşünmüyorum… Tehlike şundan kaynaklanıyor, bu teknolojiyi geliştirenler arasında kim önde gidiyorsa bunu kötü amaçlı kullanmak konusunda geride kalanlara yönelik bir avantaj sağlamış olacak. Yoksa prensip olarak kuantum bilgisayarların mevcut şifreleme sistemlerini kolaylıkla kıracağı gibi kırılması imkansıza yakın yeni şifreleme tekniklerinin de önünü açacağı aşikar.</p>
<p>Yani teknolojinin kendisinin getirdiği bir tehlike mevcut değil, bu teknolojiyi geliştirmede önde gidenlerin veya ele geçirenlerin elinde olacak inisiyatiften kaynaklı bir tehlike söz konusu.</p>
<p>Şimdi bu işlemci gücünü yapay zeka üzerinde düşünün… Şu an satranç oynayan en güçlü program saniyede yüz milyonlarca hamle analiz edebiliyorsa, kuantum bilgisayarlarla beraber bu sayı trilyonlarla çarpılacak. Büyük veri analizi ile ilgili hemen her şey yeni bir anlam kazanabilir… Bundan borsa, şu an bile yapay zeka teknolojileri kullanan finans/sigorta şirketleri vs. hepsi dahil.</p>
<p>Bu işlemci gücü ayrıca enerji tasarrufuna da imkan veriyor… Dünya da şu an her gün ~2.5 exabyte yani Türkçesi 5 milyon laptopu dolduracak veri üretiliyor… Her gün!.. Daha iyi veri depolamaya ve daha iyi işlemcilere ihtiyacımız olduğu kesin.</p>
<p>Araştırırken benim dikkatimi çeken bir nokta da şu:</p>
<p>Dikkat ederseniz bilgisayar teknolojisinin ilerleyişi yani bir harddiskin veriyi saklayış biçimi ve işlemci mantığı, fizik biliminin gelişimi ile paralellik gösteriyor. Bitlerin saklanışı +/- yüklere dayalı ve deterministik; Qubitlerin saklanışı, örneğin spin’lere dayalı ve olasılıksal. Biri klasik fiziğin diğeri kuantum fiziğinin araçlarını kullanıyor…</p>
<p>İşte fizikte şu an sadece teori boyutunda çalıştığımız çok boyutlu evren modelleri String Theory, M-Theory gibi kuramların bir önemi de burada yatıyor… Günü gelecek bu çok boyutlu teorilerin sunduğu yeni fiziğin araçlarını kullanıp çok daha farklı ve güçlü bilgisayarlar da yapabileceğiz.</p>
<p><strong>Dünya gerçekten de yeni bir dönemin eşiğinde:</strong></p>
<p>Bir yandan IBM 1-2 yıla piyasaya sunulabilir kuantum bilgisayarlar üreteceğini açıklıyor: <a href="https://www.wired.com/2017/03/race-sell-true-quantum-computers-begins-really-exist/">https://www.wired.com/2017/03/race-sell-true-quantum-computers-begins-really-exist/</a></p>
<p>Bir yandan Google 2000 qubitlik yeni kuantum bilgisayarını (sırf araştırma amaçlı) ilan ediyor: <a href="https://www.nature.com/news/d-wave-upgrade-how-scientists-are-using-the-world-s-most-controversial-quantum-computer-1.21353">https://www.nature.com/news/d-wave-upgrade-how-scientists-are-using-the-world-s-most-controversial-quantum-computer-1.21353</a></p>
<p>Bu işlemci gücüne sahip yapay zeka programları belki şimdiden mevcut bile…</p>
<p>Temel bilimlerde ve matematikte kim öndeyse geleceğin onun olduğu daha ne kadar açık olabilir bilemiyorum.</p>
<p><strong>Can Gürses / <a href="https://twitter.com/canitti">@canitti</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/nedir-kuantum-bilgisayar">Nedir bu kuantum bilgisayar?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9868</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sınav uzmanı uygulaması LYS’ye kadar bedava!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/sinav-uzmani-uygulamasi-lysye-kadar-bedava</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Can Gürses]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Jun 2017 08:46:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Can Gürses]]></category>
		<category><![CDATA[değerlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[lys]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[ölçme]]></category>
		<category><![CDATA[seviye]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[sınav uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6729</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğitimdeki ölçme-değerlendirme sorununa gerçek bir çare olması için tasarladığımız ve bugüne dek ücretli olarak satılan Sınav Uzmanı (www.sinavuzmani.net) uygulamasını Haziran 10-18 arasında yapılacak olan LYS sınavına girecek genç arkadaşlarımız için, sınavın sonuna dek ücretsiz yapmaya karar verdik. Özellikle az imkanı olan, dezavantajlı bölgelerdeki arkadaşlarımız ve ailelerinin sınav dönemi çektikleri zorlukları farkındayız… Akıllı telefonu ve/veya bilgisayarı olan herkesin kullanabileceği bir uygulama olan Sınav Uzmanı’nı en çok da bu sebeple sınav döneminin sonuna dek bedelsiz kullandıracağız. Herhangi bir derste; İstediği an seviyesini ölçmek isteyen Sınav Uzmanı yazılımının yönlendirmesi ile ilgili dersin öğrenme haritası üzerine kendi bilgi seviyesine uygun bireysel bir yoldan ilerlemek isteyen Kısacası her derste bilgi seviyesini belirleyip kendine uygun bireysel bir yoldan gelişim göstermek isteyen Her öğrenci, şu andan itibaren Sınav Uzmanı uygulamasını serbestçe Google Play’den indirebilir: https://play.google.com/store/apps/details?id=net.sinavuzmani.app iTunes için: https://itunes.apple.com/us/app/test-expert-lys/id1242194839?ls=1&#38;mt=8 Web uygulaması olarak kullanabilir: http://www.sinavuzmani.net/webapp/index.php/login Şu ana dek çeşitli sınavlarda 60 binin üzerinde kullanıcıya ücretli şekilde hizmet veren Sınav Uzmanı uygulamasını 2017 sınav döneminin son dönemecinde kısa bir süreliğine de olsa ücretsiz hale getirerek öğrenci arkadaşlarımıza ve velilere yardımcı olmayı hedefledik. Umarız uygulamayı faydalı bulur, beğenir ve ihtiyacı olan bireylere ulaşmasını sağlamak amacıyla paylaşırsınız. Tüm genç arkadaşlarımıza ve sınav stresini arkadaşlarımızla beraber yaşayan tüm ailelere şimdiden başarılar diliyoruz. Not: Sınav Uzmanı uygulaması hakkında daha detaylı bilgi edinmek isteyenler aşağıdaki bağlantıları inceleyebilir: https://cangurses.wordpress.com/2016/08/08/sinav-uzmani-uygulamasi-ile-seviye-belirleme-724-elinizin-altinda/ https://cangurses.wordpress.com/2016/06/01/sinav-uzmani-gelismeye-ve-yeniliklerine-devam-ediyor/ https://cangurses.wordpress.com/2016/02/08/sinav-uzmani-nedir-kurumsal-dunya-acisindan-bakis/ https://cangurses.wordpress.com/2016/02/05/turkiyede-ilk-defa-sinav-sonuc-tahmini-yapildi/ https://cangurses.wordpress.com/2015/12/20/sinav-uzmani-nedir-egitim-sektoru-acisindan-bakis/ https://cangurses.wordpress.com/2015/12/20/sinav-uzmani-nedir-kullanicilar-acisindan-bakis/ Can Gürses / can.gurses@sinavuzmani.net / @canitti</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/sinav-uzmani-uygulamasi-lysye-kadar-bedava">Sınav uzmanı uygulaması LYS’ye kadar bedava!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eğitimdeki ölçme-değerlendirme sorununa gerçek bir çare olması için tasarladığımız ve bugüne dek ücretli olarak satılan Sınav Uzmanı (<a href="http://www.sinavuzmani.net/">www.sinavuzmani.net</a>) uygulamasını Haziran 10-18 arasında yapılacak olan LYS sınavına girecek genç arkadaşlarımız için, sınavın sonuna dek ücretsiz yapmaya karar verdik.</p>
<p><strong><em>Özellikle az imkanı olan, dezavantajlı bölgelerdeki arkadaşlarımız ve ailelerinin sınav dönemi çektikleri zorlukları farkındayız…</em></strong></p>
<p><strong><em>Akıllı telefonu ve/veya bilgisayarı olan herkesin kullanabileceği bir uygulama olan Sınav Uzmanı’nı en çok da bu sebeple sınav döneminin sonuna dek bedelsiz kullandıracağız.</em></strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6730" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/cngr-300x228.png" alt="" width="300" height="228" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/cngr-300x228.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/cngr.png 644w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Herhangi bir derste;</p>
<ul>
<li>İstediği an seviyesini ölçmek isteyen</li>
<li>Sınav Uzmanı yazılımının yönlendirmesi ile ilgili dersin öğrenme haritası üzerine kendi bilgi seviyesine uygun bireysel bir yoldan ilerlemek isteyen</li>
<li>Kısacası her derste bilgi seviyesini belirleyip kendine uygun bireysel bir yoldan gelişim göstermek isteyen</li>
</ul>
<p>Her öğrenci, şu andan itibaren Sınav Uzmanı uygulamasını serbestçe Google Play’den indirebilir:</p>
<p><a href="https://play.google.com/store/apps/details?id=net.sinavuzmani.app">https://play.google.com/store/apps/details?id=net.sinavuzmani.app</a></p>
<p>iTunes için:</p>
<p><a href="https://itunes.apple.com/us/app/test-expert-lys/id1242194839?ls=1&amp;mt=8">https://itunes.apple.com/us/app/test-expert-lys/id1242194839?ls=1&amp;mt=8</a></p>
<p>Web uygulaması olarak kullanabilir:</p>
<p><a href="http://www.sinavuzmani.net/webapp/index.php/login">http://www.sinavuzmani.net/webapp/index.php/login</a></p>
<p>Şu ana dek çeşitli sınavlarda 60 binin üzerinde kullanıcıya ücretli şekilde hizmet veren Sınav Uzmanı uygulamasını 2017 sınav döneminin son dönemecinde kısa bir süreliğine de olsa ücretsiz hale getirerek öğrenci arkadaşlarımıza ve velilere yardımcı olmayı hedefledik.</p>
<p>Umarız uygulamayı faydalı bulur, beğenir ve ihtiyacı olan bireylere ulaşmasını sağlamak amacıyla paylaşırsınız.</p>
<p>Tüm genç arkadaşlarımıza ve sınav stresini arkadaşlarımızla beraber yaşayan tüm ailelere şimdiden başarılar diliyoruz.</p>
<p>Not: Sınav Uzmanı uygulaması hakkında daha detaylı bilgi edinmek isteyenler aşağıdaki bağlantıları inceleyebilir:</p>
<p><a href="https://cangurses.wordpress.com/2016/08/08/sinav-uzmani-uygulamasi-ile-seviye-belirleme-724-elinizin-altinda/">https://cangurses.wordpress.com/2016/08/08/sinav-uzmani-uygulamasi-ile-seviye-belirleme-724-elinizin-altinda/</a></p>
<p><a href="https://cangurses.wordpress.com/2016/06/01/sinav-uzmani-gelismeye-ve-yeniliklerine-devam-ediyor/">https://cangurses.wordpress.com/2016/06/01/sinav-uzmani-gelismeye-ve-yeniliklerine-devam-ediyor/</a></p>
<p><a href="https://cangurses.wordpress.com/2016/02/08/sinav-uzmani-nedir-kurumsal-dunya-acisindan-bakis/">https://cangurses.wordpress.com/2016/02/08/sinav-uzmani-nedir-kurumsal-dunya-acisindan-bakis/</a></p>
<p><a href="https://cangurses.wordpress.com/2016/02/05/turkiyede-ilk-defa-sinav-sonuc-tahmini-yapildi/">https://cangurses.wordpress.com/2016/02/05/turkiyede-ilk-defa-sinav-sonuc-tahmini-yapildi/</a></p>
<p><a href="https://cangurses.wordpress.com/2015/12/20/sinav-uzmani-nedir-egitim-sektoru-acisindan-bakis/">https://cangurses.wordpress.com/2015/12/20/sinav-uzmani-nedir-egitim-sektoru-acisindan-bakis/</a></p>
<p><a href="https://cangurses.wordpress.com/2015/12/20/sinav-uzmani-nedir-kullanicilar-acisindan-bakis/">https://cangurses.wordpress.com/2015/12/20/sinav-uzmani-nedir-kullanicilar-acisindan-bakis/</a></p>
<p><strong>Can Gürses / <a href="mailto:can.gurses@sinavuzmani.net">can.gurses@sinavuzmani.net</a> / <a href="https://twitter.com/canitti">@canitti</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/sinav-uzmani-uygulamasi-lysye-kadar-bedava">Sınav uzmanı uygulaması LYS’ye kadar bedava!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6729</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Peki, nerede öyleyse bu uzaylılar?!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/peki-oyleyse-uzaylilar</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Can Gürses]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 May 2017 11:17:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Can Gürses]]></category>
		<category><![CDATA[51. Bölge]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[carl sagan]]></category>
		<category><![CDATA[Drake Denklemi]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Enrico Fermi]]></category>
		<category><![CDATA[Frank Drake]]></category>
		<category><![CDATA[güneş sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[nasa]]></category>
		<category><![CDATA[samanyolu galaksisi]]></category>
		<category><![CDATA[ufo]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<category><![CDATA[uzaylılar]]></category>
		<category><![CDATA[Van]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6492</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de medyanın çok sevdiği, tekrar tekrar raftan çıkartılıp, ısıtılıp gündeme yerleştirilen klasik konular var. Bunların birçoğu da ne yazık ki yarı bilim yarı safsata kapsamına girmekte; uzaylılar, UFO’lar, dünyanın sonu alametleri, gezegen hareketleri ve astroloji bağlantısı vb. Son dönemlerde sıkça rastladığımız, çeşitli gazetelere manşet olan UFO iddiaları ve bu iddiaların hemen bağlandığı uzaylıların dünyayı düzenli olarak ziyaret ettiği teorilerini irdelemeden önce herkesin kendine şu soruyu sorması lazım: Neden şimdi?!.. İlginç ama en büyük sebebi Amerikan başkanlık yarışından bir adayın öne geçme çabası olabilir. Evet, Hillary Clinton seçilmesi durumunda UFO ve akıllı yaşamlar ilgili dosyaları açacağını resmen açıkladı. Diğer bir konu da NASA’nın özellikle son zamanlarda Uluslararası Uzay İstasyonu’nunda yaşanan bir takım olayları gizlediği iddiaları. Özellikle 2015 Kasım ayında sosyal medya fenomeni haline gelen astronot Scott Kelly’nin çektiği bir resimlerden birinin sağ üst bölümünde bulunan cisim uzaylıların bizi izlediği iddialarını yeniden gündeme getirdi. Tabi Türkiye’de özellikle son haftalarda yaşanan UFO iddiaları da bunlar tuz biber ekiyor. Öncelikle en temel ve doğal sorudan başlayalım: Evrende yalnız mıyız? Matematiksel hesaplardan önce Carl Sagan’ın verdiği basit ve mantıklı bir yanıt mevcut: “Evren oldukça büyük bir yer. Eğer sadece biz varsak boşa harcanan ciddi miktarda alan var demektir!” Konuya bu açıdan bakınca koca evrende sadece bizim olma olasılığımız oldukça mantıksız geliyor. Ancak gelin işin bir de matematiksel boyutuna bakalım. 1961’de Frank Drake, içinde bulunduğumuz galaksimiz olan Samanyolu Galaksisi’nde kaç tane aktif ve iletişim kurabilecek kadar akıllı yaşam formu bulunabileceğini tahmin edebilmeye yarayacak yapısı oldukça basit olan bir denklem geliştirmiş. Drake Denklemi&#8217;nin yapısı aşağıdaki gibi: N = Galaksimizde iletişime geçebileceğimiz akıllı medeniyetlerin sayısı R* = Galaksimizde bir yıl içerisinde oluşan yeni yıldızların ortalama sayısı fp = Bu yıldızlardan gezegen barındıranların sayısı ( bizim güneşimiz gibi ) ne = Yaşamı destekleyen gezegenlerin ortalama sayısının gezegen barındıran yıldızların sayısına olan oranı. fl = Gerçekten yaşam formu oluşturan gezegenlerin sayısının yaşamı destekleyen gezegenlerin sayısına oranı fi = Akıllı yaşam/medeniyet barındıran gezegenlerin yaşam formu oluşturan gezegenlerin sayısına oranı fc = Medeniyet barındıran gezegenler arasında evrendeki varlıklarına dair iz ( sinyal ) bırakabileceklerin sayısı L = Bu medeniyetlerin varlıklarına dair uzaya gönderdikleri sinyali ne kadar zaman önce yolladıkları Görüldüğü gibi aslında basit bir mantıkla ilerliyor denklem. Yukarıdaki faktörlerin bazılarının hangi değer aralıklarında olabileceklerini tahmin edebilsek de denklemin sonucu oldukça spekülatiftir. Bazı değerler tamamen tahmine dayandığı için sonuç sıfır (0) da çıkabilir milyarlar da&#8230; Ancak başlangıç için oldukça iyi bir denklem diyebiliriz. Hesaba bakıldığında sadece bizim galaksimizde bile oldukça fazla sayıda akıllı yaşam olması gerekiyor ancak henüz buna dair en ufak bir ipucu; yani bilimsel bir iz yakalamış değiliz. “O halde herkes nerede?” Ünlü fizikçi Enrico Fermi’nin meşhur ifadesiyle “O halde herkes nerede?!” Fermi Paradoksu olarak anılan bu ifade, olasılıklar bu kadar yüksek görülürken şimdiye dek neden hiçbir akıllı yaşam izine rastlamadığımızı veya iletişime geçilmediğimizi sorgular. Aslında bizim dünya dışı akıllı medeniyetlerle iletişime geçmek için bazı çabalarımız yok değil. Örneğin 1974’te Porto Riko’daki Arecibo Radyo Teleskobu’ndan gönderilen radyo sinyali, bizim medeniyetimiz hakkında en temel bilgileri içeren 7 maddelik bir mesaj içeriyor: 1’den 10’a kadar sayılar; DNA’yı oluşturan hidrojen, karbon, nitrojen, oksijen ve fosfor atomlarının özellikleri; Güneş sisteminin yapısı vb. Ayrıca 1977’de uzaya gönderilen Voyager uzay aracında birçok farklı kültürden sesli mesaj içeren ( hatta Türkçe mesajda bizim uzaylıların “sabah şeriflerini” kutladığımız) bir kayıt da mevcut. Ancak Fermi’nin de dediği gibi henüz ne cevap veren var ne ziyaret eden… Ya da bazılarımızın inandığı gibi aslında çoktan ziyaret edildik de bunun bilgileri bizden saklanıyor mu?! Öncelikle UFO yani “tanımlanamayan uçan cisim” kavramı ile uzayda akıllı yaşam kavramlarını prensipte birbirinden bağımsız olarak incelemek lazım. UFO kapsamına giren birçok cisim biliniyor ki devletlerin gizli deneysel projelerinin bir parçası. Ve devletler bu denemelerini özellikle gözlerden uzak, az gelişmiş bölgelerde yapmayı tercih ettiklerinden bu alanlardaki halk gökyüzünden gördüğü her farklı cismi dünya dışı bir araç gibi yorumlamaya yatkın oluyor. Bunun en yakın örneklerinden birini, geçen yıl dünyanın etrafını güneş enerjisi kullanarak turlayan bir uçağın görünüşü itibariyle Türkiye’de Van’da UFO olarak yorumlanıp gazetelere haber olmasıyla yaşadık. En yakın geçmişte de THY pilotlarının kule ile konuşmalarında tanımlayamadıkları bir cisimden bahsetmelerinin medyaya yansıması şeklinde görmekteyiz. Ne yazık ki tüm bu iddiaların ortak bir özelliği var; hiç birinin ortaya koyabildiği bir kanıt yok! Ya tamamen flu resimler; ya sonradan ortaya çıkan yalan beyanatlar; ya da bilfiil kurgulanmış resim veya videolar. Bunların haricinde şimdiye dek dünya dışı akıllı yaşama dair bir aracın bizlerle iletişime geçtiğine dair en ufak bir kanıt mevcut değil. “51. Bölge” dosyaları! Bazı matematiksel ihtimallerin oluşu; uzaylıların ziyaret ettiğine inanılan ve “51. Bölge” adı verilen bölgeye ait Amerika’lıların sakladığı iddia edilen dosyalar; eski Mısır, Maya vb. uygarlıklara ait yapılardaki bir takım çizimlerin uzay araçlarının yapısına benzemesi vs… Bunların hiç birinin nesnel kanıtlar olmadığını bilmemize rağmen, belki de insanoğlunun en temel zayıflıklarından biri olan yalnız olma korkusuyla hepsini uzaklarda bir yerdeki akıllı yaşama bağlıyoruz. Aslında uzaylıların bizimle çoktan iletişime geçtiği, hatta bunu sıklıkla yaptığını iddia eden veya inananların sorabileceği çok basit sorular mevcut. Yıldızlararası yolculuğu başarıp Dünya’ya kadar gelen bir medeniyet neden sadece bir bakıp çıksın ve bunu düzenli olarak yapsın? Bu medeniyetler gerçekten Dünya’ya gelip sadece insan kaçırıyorsa hiç de akıllı olmasalar gerek. Biz daha en yakınımızdaki gezegene insan göndermek için 20 yıllık planlar yaparken yıldızlararası yolculuğu başarmış bir medeniyetin neden böyle anlamsız şeylerle uğraşıp doğrudan iletişime geçmediği tamamen meçhul!.. Özellikle 51. Bölge adı verilen yerde 1950’lerde kaza yapan bir uzay aracının içindeki uzaylılarla beraber ele geçirilmesi iddialarına dair en basitinden şunu sormak lazım: Madem Amerika’nın elinde böyle bir teknoloji yarım asırdan fazladır var, insanlık neden hala en yakınındaki gezegene bile gitmekten aciz durumda? Dolayısıyla dünya dışı akıllı bir medeniyet tarafından geçmişte ya da günümüzde ziyaret edilmiş olma olasılığımız oldukça düşük gibi. Yalnız bu uzaklarda bir yerde aynı bizim yaptığımız gibi iletişim kurmak isteyen dostlarımız olmadığını göstermiyor. Zaten eğer Amerika’nın şimdiki başkanı Obama veya başkan adayı Clinton bir açıklama yapacaksa muhtemelen uzayın derinliklerinden gelen bir sinyale dair olma ihtimali daha kuvvetli görünüyor. Şimdilik tamamen spekülasyondan ibaret olan bu açıklamalar ve iddiaların özellikle Türkiye’de yarattığı tek etki “alternatif bilim” temalı televizyon programlarının “konu uzmanı” adı altında bir takım insanların oyun alanı haline gelmesi şeklinde. Ne yazık ki anlaşılamayan nokta; bilimin bir alternatifinin olmadığıdır. Elle tutulur kanıt sunma gibi tek derdi olmayanlara, daha dün askerlik yaptığı arkadaşından bahseder gibi “Alfa medeniyeti bizi ziyaret ediyor, aslında aramızdalar” diye cümleler kuranlara, Enrico Fermi’nin sorusunu tekrar sormak lazım: Herkes nerede? Can Gürses / canitti</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/peki-oyleyse-uzaylilar">Peki, nerede öyleyse bu uzaylılar?!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de medyanın çok sevdiği, tekrar tekrar raftan çıkartılıp, ısıtılıp gündeme yerleştirilen klasik konular var. Bunların birçoğu da ne yazık ki yarı bilim yarı safsata kapsamına girmekte; uzaylılar, UFO’lar, dünyanın sonu alametleri, gezegen hareketleri ve astroloji bağlantısı vb.</p>
<p>Son dönemlerde sıkça rastladığımız, çeşitli gazetelere manşet olan UFO iddiaları ve bu iddiaların hemen bağlandığı uzaylıların dünyayı düzenli olarak ziyaret ettiği teorilerini irdelemeden önce herkesin kendine şu soruyu sorması lazım:</p>
<p><strong>Neden şimdi?!..</strong></p>
<p>İlginç ama en büyük sebebi Amerikan başkanlık yarışından bir adayın öne geçme çabası olabilir. Evet, <strong>Hillary Clinton</strong> seçilmesi durumunda UFO ve akıllı yaşamlar ilgili dosyaları açacağını resmen açıkladı.</p>
<p>Diğer bir konu da NASA’nın özellikle son zamanlarda Uluslararası Uzay İstasyonu’nunda yaşanan bir takım olayları gizlediği iddiaları. Özellikle 2015 Kasım ayında sosyal medya fenomeni haline gelen astronot <strong>Scott Kelly</strong>’nin çektiği bir resimlerden birinin sağ üst bölümünde bulunan cisim uzaylıların bizi izlediği iddialarını yeniden gündeme getirdi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6493" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/x-300x200.png" alt="" width="400" height="267" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/x-300x200.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/x.png 716w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></p>
<p>Tabi Türkiye’de özellikle son haftalarda yaşanan UFO iddiaları da bunlar tuz biber ekiyor.</p>
<p>Öncelikle en temel ve doğal sorudan başlayalım:</p>
<p><strong>Evrende yalnız mıyız?</strong></p>
<p>Matematiksel hesaplardan önce Carl Sagan’ın verdiği basit ve mantıklı bir yanıt mevcut:</p>
<p>“Evren oldukça büyük bir yer. Eğer sadece biz varsak boşa harcanan ciddi miktarda alan var demektir!”</p>
<p>Konuya bu açıdan bakınca koca evrende sadece bizim olma olasılığımız oldukça mantıksız geliyor. Ancak gelin işin bir de matematiksel boyutuna bakalım.</p>
<p>1961’de <strong>Frank Drake</strong>, içinde bulunduğumuz galaksimiz olan <strong>Samanyolu Galaksisi</strong>’nde kaç tane aktif ve iletişim kurabilecek kadar akıllı yaşam formu bulunabileceğini tahmin edebilmeye yarayacak yapısı oldukça basit olan bir denklem geliştirmiş. Drake Denklemi&#8217;nin yapısı aşağıdaki gibi:</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6494" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/y-300x39.png" alt="" width="300" height="39" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/y-300x39.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/y.png 404w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>N = Galaksimizde iletişime geçebileceğimiz akıllı medeniyetlerin sayısı<br />
R* = Galaksimizde bir yıl içerisinde oluşan yeni yıldızların ortalama sayısı<br />
fp = Bu yıldızlardan gezegen barındıranların sayısı ( bizim güneşimiz gibi )<br />
ne = Yaşamı destekleyen gezegenlerin ortalama sayısının gezegen barındıran yıldızların sayısına olan oranı.<br />
fl = Gerçekten yaşam formu oluşturan gezegenlerin sayısının yaşamı destekleyen gezegenlerin sayısına oranı<br />
fi = Akıllı yaşam/medeniyet barındıran gezegenlerin yaşam formu oluşturan gezegenlerin sayısına oranı<br />
fc = Medeniyet barındıran gezegenler arasında evrendeki varlıklarına dair iz ( sinyal ) bırakabileceklerin sayısı<br />
L = Bu medeniyetlerin varlıklarına dair uzaya gönderdikleri sinyali ne kadar zaman önce yolladıkları</p>
<p>Görüldüğü gibi aslında basit bir mantıkla ilerliyor denklem. Yukarıdaki faktörlerin bazılarının hangi değer aralıklarında olabileceklerini tahmin edebilsek de denklemin sonucu oldukça spekülatiftir. Bazı değerler tamamen tahmine dayandığı için sonuç sıfır (0) da çıkabilir milyarlar da&#8230; Ancak başlangıç için oldukça iyi bir denklem diyebiliriz.</p>
<p>Hesaba bakıldığında sadece bizim galaksimizde bile oldukça fazla sayıda akıllı yaşam olması gerekiyor ancak henüz buna dair en ufak bir ipucu; yani bilimsel bir iz yakalamış değiliz.</p>
<p><strong>“O halde herkes nerede?”</strong></p>
<p>Ünlü fizikçi Enrico Fermi’nin meşhur ifadesiyle “O halde herkes nerede?!”</p>
<p>Fermi Paradoksu olarak anılan bu ifade, olasılıklar bu kadar yüksek görülürken şimdiye dek neden hiçbir akıllı yaşam izine rastlamadığımızı veya iletişime geçilmediğimizi sorgular.</p>
<p>Aslında bizim dünya dışı akıllı medeniyetlerle iletişime geçmek için bazı çabalarımız yok değil. Örneğin 1974’te Porto Riko’daki Arecibo Radyo Teleskobu’ndan gönderilen radyo sinyali, bizim medeniyetimiz hakkında en temel bilgileri içeren 7 maddelik bir mesaj içeriyor:</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6495" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/z-100x300.png" alt="" width="100" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/z-100x300.png 100w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/z.png 190w" sizes="auto, (max-width: 100px) 100vw, 100px" /></p>
<p>1’den 10’a kadar sayılar; DNA’yı oluşturan hidrojen, karbon, nitrojen, oksijen ve fosfor atomlarının özellikleri; Güneş sisteminin yapısı vb.</p>
<p>Ayrıca 1977’de uzaya gönderilen Voyager uzay aracında birçok farklı kültürden sesli mesaj içeren ( hatta Türkçe mesajda bizim uzaylıların “sabah şeriflerini” kutladığımız) bir kayıt da mevcut.</p>
<p>Ancak Fermi’nin de dediği gibi henüz ne cevap veren var ne ziyaret eden… Ya da bazılarımızın inandığı gibi aslında çoktan ziyaret edildik de bunun bilgileri bizden saklanıyor mu?!</p>
<p>Öncelikle UFO yani “tanımlanamayan uçan cisim” kavramı ile uzayda akıllı yaşam kavramlarını prensipte birbirinden bağımsız olarak incelemek lazım.</p>
<p>UFO kapsamına giren birçok cisim biliniyor ki devletlerin gizli deneysel projelerinin bir parçası. Ve devletler bu denemelerini özellikle gözlerden uzak, az gelişmiş bölgelerde yapmayı tercih ettiklerinden bu alanlardaki halk gökyüzünden gördüğü her farklı cismi dünya dışı bir araç gibi yorumlamaya yatkın oluyor. Bunun en yakın örneklerinden birini, geçen yıl dünyanın etrafını güneş enerjisi kullanarak turlayan bir uçağın görünüşü itibariyle Türkiye’de Van’da UFO olarak yorumlanıp gazetelere haber olmasıyla yaşadık.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6496" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/zx-300x200.png" alt="" width="320" height="214" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/zx-300x200.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/zx.png 469w" sizes="auto, (max-width: 320px) 100vw, 320px" /></p>
<p>En yakın geçmişte de THY pilotlarının kule ile konuşmalarında tanımlayamadıkları bir cisimden bahsetmelerinin medyaya yansıması şeklinde görmekteyiz.</p>
<p>Ne yazık ki tüm bu iddiaların ortak bir özelliği var; hiç birinin ortaya koyabildiği bir kanıt yok!</p>
<p>Ya tamamen flu resimler; ya sonradan ortaya çıkan yalan beyanatlar; ya da bilfiil kurgulanmış resim veya videolar. Bunların haricinde şimdiye dek dünya dışı akıllı yaşama dair bir aracın bizlerle iletişime geçtiğine dair en ufak bir kanıt mevcut değil.</p>
<p><strong>“51. Bölge” dosyaları!</strong></p>
<p>Bazı matematiksel ihtimallerin oluşu; uzaylıların ziyaret ettiğine inanılan ve “51. Bölge” adı verilen bölgeye ait Amerika’lıların sakladığı iddia edilen dosyalar; eski Mısır, Maya vb. uygarlıklara ait yapılardaki bir takım çizimlerin uzay araçlarının yapısına benzemesi vs… Bunların hiç birinin nesnel kanıtlar olmadığını bilmemize rağmen, belki de insanoğlunun en temel zayıflıklarından biri olan yalnız olma korkusuyla hepsini uzaklarda bir yerdeki akıllı yaşama bağlıyoruz.</p>
<p>Aslında uzaylıların bizimle çoktan iletişime geçtiği, hatta bunu sıklıkla yaptığını iddia eden veya inananların sorabileceği çok basit sorular mevcut.</p>
<ul>
<li>Yıldızlararası yolculuğu başarıp Dünya’ya kadar gelen bir medeniyet neden sadece bir bakıp çıksın ve bunu düzenli olarak yapsın? Bu medeniyetler gerçekten Dünya’ya gelip sadece insan kaçırıyorsa hiç de akıllı olmasalar gerek. Biz daha en yakınımızdaki gezegene insan göndermek için 20 yıllık planlar yaparken yıldızlararası yolculuğu başarmış bir medeniyetin neden böyle anlamsız şeylerle uğraşıp doğrudan iletişime geçmediği tamamen meçhul!..</li>
<li>Özellikle 51. Bölge adı verilen yerde 1950’lerde kaza yapan bir uzay aracının içindeki uzaylılarla beraber ele geçirilmesi iddialarına dair en basitinden şunu sormak lazım: Madem Amerika’nın elinde böyle bir teknoloji yarım asırdan fazladır var, insanlık neden hala en yakınındaki gezegene bile gitmekten aciz durumda?</li>
</ul>
<p>Dolayısıyla dünya dışı akıllı bir medeniyet tarafından geçmişte ya da günümüzde ziyaret edilmiş olma olasılığımız oldukça düşük gibi. Yalnız bu uzaklarda bir yerde aynı bizim yaptığımız gibi iletişim kurmak isteyen dostlarımız olmadığını göstermiyor. Zaten eğer Amerika’nın şimdiki başkanı Obama veya başkan adayı Clinton bir açıklama yapacaksa muhtemelen uzayın derinliklerinden gelen bir sinyale dair olma ihtimali daha kuvvetli görünüyor.</p>
<p>Şimdilik tamamen spekülasyondan ibaret olan bu açıklamalar ve iddiaların özellikle Türkiye’de yarattığı tek etki “alternatif bilim” temalı televizyon programlarının “konu uzmanı” adı altında bir takım insanların oyun alanı haline gelmesi şeklinde.</p>
<p>Ne yazık ki anlaşılamayan nokta; bilimin bir alternatifinin olmadığıdır.</p>
<p>Elle tutulur kanıt sunma gibi tek derdi olmayanlara, daha dün askerlik yaptığı arkadaşından bahseder gibi “Alfa medeniyeti bizi ziyaret ediyor, aslında aramızdalar” diye cümleler kuranlara, Enrico Fermi’nin sorusunu tekrar sormak lazım:</p>
<p><strong>Herkes nerede?</strong></p>
<p><strong>Can Gürses / <a href="https://twitter.com/canitti">canitti</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/peki-oyleyse-uzaylilar">Peki, nerede öyleyse bu uzaylılar?!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6492</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Pi sayısının tablosu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/pi-sayisinin-tablosu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Can Gürses]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Mar 2017 09:18:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Can Gürses]]></category>
		<category><![CDATA[pi sayısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5725</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün 14 Mart (3.14); Dünya Pi sayısı günü! Normalde oldukça sembolik bulduğum bugün hakkında hiç yazmadım. Ancak geçenlerde eğitimciler ve daha çok da öğrenciler için faydalı olacağına inandığım ve benim de ilk defa karşılaştığım bazı “gösterimler” beni oldukça etkiledi açıkçası. Öncelikle, Pi sayısı (π) herkesin taa ilkokul yıllarından beri aşina olduğu bir sabit. Tanımı da çok basit; bir çemberin çevresinin çapına olan oranı. Pi sayısını böyle tanımlıyoruz tabii ancak kesir şeklinde bir ifadesi yok çünkü irrasyonel; 3,14159… şeklinde virgülden sonra sonsuz basamağı olan ve bu basamakların belirli bir düzen takip etmediği bir sayı. O kadar fazla yerde karşımıza çıkıyor ki; İstatistikte, olasılığın dağılımı fonksiyonunda; Genel Göreliliğin Einstein Denklemlerindeki sabitte… Tabii okullarda anlatılırken öğrencideki algısı asla tam olarak oturmayan; irrasyonel bir sayı ama tam olarak neden önemli hiç bilinmeyen bir sabit, Pi sayısı. Bu durum aslında matematiğin birçok konusu için geçerli tabii… Örneğin matematiğin çözülememiş en önemli problemlerinden biri olan Asal Sayılar ve serisi neden önemlidir diye sorsak kim bilir nasıl cevaplar alırız lise öğrencilerinden&#8230; Üniversite sınavları doğal olarak tüm ilgiyi, merakı götürüyor öğrenciden. Hatta öğretmenden de zamanla, ilginç şeyler anlatma, öğrencinin konuya ilgisini çekme motivasyonunu götürüyor… Ancak başta da belirttiğim gibi geçenlerde, zannediyorum matematiğe ilgili ilgisiz herkesin dikkatini çekecek bazı görsellerle karşılaştım. Pi sayısı, Asal Sayı Serisi vb. matematiksel öğelerin farklı temsillerde görselleştirilmiş halleriydi bu imajlar. Sizleri bu görsellerle baş başa bırakmadan önce matematik meraklıları için benim de yeni keşfettiğim Kanadalı matematikçi Simon Plouffe’nin web sitesini tavsiye edeyim: http://plouffe.fr/Simon%20Plouffe.htm Web sitesi, birçok matematiksel sabit ve seri için aşağıdaki görsellerin benzeri yüzlercesini barındırıyor. Öncelikle sizi Pi sayısının renklerle kodlanmış hali ile tanıştırayım: Bu imaj pi sayısının ilk 100 bin basamağı için, her sayıya farklı renkler verildiğinde oluşuyor. Simon Plouffe bunu alternatif olarak şöyle gösteriyor: &#160; Bunların gerçekten sanatsal çalışma olmayıp Pi sayısının temsilleri olduğunu düşünerek bakmak lazım. Zannediyorum derste gören her öğrencinin ilgisini çekecektir. Son olarak bu görsel de Pi sayısının 2’lik düzendeki görseli; adeta bir kara deliği andırmıyor mu?!.. Çok daha ilginç görselleştirme çalışmaları Asal sayılar için de mevcut ancak onu başka bir yazıya ayırıyorum. Asalların, Pi sayısının gününden rol çalmasına izin veremem!.. Bu görseller neye yarıyor derseniz; Öncelikle konuya olan ilgiyi artırdığı ve somutlaştırdığı bir gerçek. Sonsuz basamaklı bir sayı, irrasyonel, belirli bir pattern/örüntü takip etmiyor vs… “Ama bu tam olarak nasıl bir şey?” sorusunu netleştiriyor. Diğer bir özellik de; bu imajlar bir görsel şölen materyali olmanın haricinde aslında bu ve benzeri sayıların belirli bir örüntüsü olduğunu net ortaya koyuyor. Yani sayının ilk yüz bin basamağını yan yana yazsanız asla göremeyeceğiniz birçok özellik bu şekliyle net ortada. Aslında matematiğe ilgi çekmek bu kadar basit. Hemen her kavramının kendi içinde bir hikâyesi ve ilgi çekici bir yanı mevcut. Yeni biten üniversite sınavının ilk aşamasının alıp götürdüğü en önemli şey de tam olarak bu; Türkiye’de öğrenciler ve eğitimciler matematik olsun, fen bilimleri olsun veya başka bir alan olsun… Öğrenmek için ilgi duymanın ve ilgi duymak için de ilginin çekilmesi gerektiği motivasyonunu çoğunlukla kaybetmiş durumda. Çünkü sınav sisteminin kendisi belirli mekanik becerileri ölçüyor ve dolayısıyla öğrenciyi bu becerileri kazanmaya zorunlu kılıyor. Ortada ciddi bir zorunluluğun olduğu durumda da ilgi çekme, konunun özüne inme vb. kavramlara olan ihtiyaç doğal olarak ortadan kalkıyor. Üniversite sınavının ilk basamağını atlatmış olan tüm genç arkadaşlarımıza geçmiş olsun ve ikinci aşama için başarılar diliyorum. Can Gürses / @canitti</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/pi-sayisinin-tablosu">Pi sayısının tablosu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bugün 14 Mart (3.14); Dünya Pi sayısı günü!</strong></p>
<p>Normalde oldukça sembolik bulduğum bugün hakkında hiç yazmadım.</p>
<p>Ancak geçenlerde eğitimciler ve daha çok da öğrenciler için faydalı olacağına inandığım ve benim de ilk defa karşılaştığım bazı “gösterimler” beni oldukça etkiledi açıkçası.</p>
<p>Öncelikle, Pi sayısı (π) herkesin taa ilkokul yıllarından beri aşina olduğu bir sabit.</p>
<p>Tanımı da çok basit; bir çemberin çevresinin çapına olan oranı.</p>
<p>Pi sayısını böyle tanımlıyoruz tabii ancak kesir şeklinde bir ifadesi yok çünkü irrasyonel; 3,14159… şeklinde virgülden sonra sonsuz basamağı olan ve bu basamakların belirli bir düzen takip etmediği bir sayı.</p>
<p>O kadar fazla yerde karşımıza çıkıyor ki;</p>
<p>İstatistikte, olasılığın dağılımı fonksiyonunda; Genel Göreliliğin Einstein Denklemlerindeki sabitte…</p>
<p>Tabii okullarda anlatılırken öğrencideki algısı asla tam olarak oturmayan; irrasyonel bir sayı ama tam olarak neden önemli hiç bilinmeyen bir sabit, Pi sayısı. Bu durum aslında matematiğin birçok konusu için geçerli tabii… Örneğin matematiğin çözülememiş en önemli problemlerinden biri olan Asal Sayılar ve serisi neden önemlidir diye sorsak kim bilir nasıl cevaplar alırız lise öğrencilerinden&#8230;</p>
<p>Üniversite sınavları doğal olarak tüm ilgiyi, merakı götürüyor öğrenciden. Hatta öğretmenden de zamanla, ilginç şeyler anlatma, öğrencinin konuya ilgisini çekme motivasyonunu götürüyor…</p>
<p>Ancak başta da belirttiğim gibi geçenlerde, zannediyorum matematiğe ilgili ilgisiz herkesin dikkatini çekecek bazı görsellerle karşılaştım.</p>
<p>Pi sayısı, Asal Sayı Serisi vb. matematiksel öğelerin farklı temsillerde görselleştirilmiş halleriydi bu imajlar.</p>
<p>Sizleri bu görsellerle baş başa bırakmadan önce matematik meraklıları için benim de yeni keşfettiğim Kanadalı matematikçi Simon Plouffe’nin web sitesini tavsiye edeyim: <a href="http://plouffe.fr/Simon%20Plouffe.htm">http://plouffe.fr/Simon%20Plouffe.htm</a></p>
<p>Web sitesi, birçok matematiksel sabit ve seri için aşağıdaki görsellerin benzeri yüzlercesini barındırıyor.</p>
<p>Öncelikle sizi Pi sayısının renklerle kodlanmış hali ile tanıştırayım:</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-5727 size-full" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/pi.png" alt="" width="600" height="337" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/pi.png 600w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/pi-300x169.png 300w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p>Bu imaj pi sayısının ilk 100 bin basamağı için, her sayıya farklı renkler verildiğinde oluşuyor.</p>
<p>Simon Plouffe bunu alternatif olarak şöyle gösteriyor:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-5731" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/pis2-300x300.png" alt="" width="500" height="498" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/pis2-300x300.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/pis2-150x150.png 150w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/pis2-1024x1019.png 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/pis2.png 1200w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p>Bunların gerçekten sanatsal çalışma olmayıp Pi sayısının temsilleri olduğunu düşünerek bakmak lazım.</p>
<p>Zannediyorum derste gören her öğrencinin ilgisini çekecektir.</p>
<p>Son olarak bu görsel de Pi sayısının 2’lik düzendeki görseli; adeta bir kara deliği andırmıyor mu?!..</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-5732" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/pist.png" alt="" width="500" height="500" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/pist.png 1000w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/pist-150x150.png 150w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/pist-300x300.png 300w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p>Çok daha ilginç görselleştirme çalışmaları Asal sayılar için de mevcut ancak onu başka bir yazıya ayırıyorum. Asalların, Pi sayısının gününden rol çalmasına izin veremem!..</p>
<p>Bu görseller neye yarıyor derseniz;</p>
<ul>
<li>Öncelikle konuya olan ilgiyi artırdığı ve somutlaştırdığı bir gerçek. Sonsuz basamaklı bir sayı, irrasyonel, belirli bir pattern/örüntü takip etmiyor vs… “Ama bu tam olarak nasıl bir şey?” sorusunu netleştiriyor.</li>
<li>Diğer bir özellik de; bu imajlar bir görsel şölen materyali olmanın haricinde aslında bu ve benzeri sayıların belirli bir örüntüsü olduğunu net ortaya koyuyor. Yani sayının ilk yüz bin basamağını yan yana yazsanız asla göremeyeceğiniz birçok özellik bu şekliyle net ortada.</li>
</ul>
<p>Aslında matematiğe ilgi çekmek bu kadar basit. Hemen her kavramının kendi içinde bir hikâyesi ve ilgi çekici bir yanı mevcut.</p>
<p>Yeni biten üniversite sınavının ilk aşamasının alıp götürdüğü en önemli şey de tam olarak bu;</p>
<p>Türkiye’de öğrenciler ve eğitimciler matematik olsun, fen bilimleri olsun veya başka bir alan olsun…</p>
<p>Öğrenmek için ilgi duymanın ve ilgi duymak için de ilginin çekilmesi gerektiği motivasyonunu çoğunlukla kaybetmiş durumda. Çünkü sınav sisteminin kendisi belirli mekanik becerileri ölçüyor ve dolayısıyla öğrenciyi bu becerileri kazanmaya zorunlu kılıyor. Ortada ciddi bir zorunluluğun olduğu durumda da ilgi çekme, konunun özüne inme vb. kavramlara olan ihtiyaç doğal olarak ortadan kalkıyor.</p>
<p>Üniversite sınavının ilk basamağını atlatmış olan tüm genç arkadaşlarımıza geçmiş olsun ve ikinci aşama için başarılar diliyorum.</p>
<p><strong>Can Gürses / <a href="https://twitter.com/canitti">@canitti</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/pi-sayisinin-tablosu">Pi sayısının tablosu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5725</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Girişimciye notlar: Türkiye’de girişimcilik ve yatırım ekosistemi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/girisimciye-notlar-turkiyede-girisimcilik-yatirim-ekosistemi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Can Gürses]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Mar 2017 14:39:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Can Gürses]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[girişim]]></category>
		<category><![CDATA[girişimci]]></category>
		<category><![CDATA[parametre]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5527</guid>

					<description><![CDATA[<p>Portaldaki yazılarımda artık biraz da girişimcilik camiasından bahsetmek istiyorum. Ağırlıklı olarak Türkiye’deki yatırım-girişim camiası ve sorunsalları üzerine olacak yazdıklarım… Girişimcilik Türkiye’nin önünü açabilecek çok önemli bir kavram. Ancak doğru şekilde algılanması şartıyla… Türkiye’de girişimcilik ekosisteminin sadece “girişimcilerden” oluştuğu gibi genel bir algı var, veya o şekilde oluşturulmaya çalışılıyor. Oysaki tamamen ticari bir faaliyet olan girişimcilik ekosisteminin yarısı girişimci insanlar ve onların fikirleriyse diğer yarısı da bu fikirlere para yatıracak olan yatırımcılardır. Bu konuda bir seri yazmak istememin sebeplerini ve özellikle Türkiye’de yatırımcıların durumu hakkındaki düşüncelerimi yüzeysel de olsa Twitter’da yazmıştım. Türkiye’de girişimcilik konferanslarında konuşan insan profili ve TR tabanlı girişimlerden ‘unicorn’ çıkmaması sorunsalını anlattığım burada: https://twitter.com/canitti/status/834137860051709953?ref_src=twsrc%5Etfw Türkiye’deki melek yatırımcı-özel fon kavramlarına kısaca değindiğim seri de burada: https://twitter.com/canitti/status/834776353371193345?ref_src=twsrc%5Etfw Bu yazıda mevzuyu biraz evrenin gaz ve toz bulutu olmasından alıp; bir girişimin en temel parametreleri olan Fikir, Para, Network üçgenini… Ve bu parametrelerden Fikir’i de kendi başına ayrıca inceleyeceğim. İnternette ve konuyla ilgili kitaplarda bir girişimin ve onun özündeki fikrin sahip olması gereken en temel parametreler hakkında çokça makale bulunabilir ancak önemli bir oranı gürültüden ibaret… Bu yazacaklarım ve ilgili tablolar profesyonel bir girişimci veya iş insanına muhtemelen trivial gelecektir ancak örneğin yeni başlayan genç girişimcinin kendi girişimini alıp bu matrislerdeki girişim tiplerinden birine oturtup ihtiyacını şekillendirmesi açısından da bir baz teşkil edeceğini düşündüğüm için hazırladım. Ayrıca ileride belki bir girişimin ne tipte olduğunu uzun uzun anlatacağıma 1A tipi girişim deyip kendime ve hepimize kolaylık verme amacım da yok değil! Gelin önce PNF parametrelerini ve kombinasyonlarını inceleyelim: Girişim yapmak isteyen bir insan olarak her zaman girişim fikrinin ana sahibi olmak gerekmiyor görüldüğü gibi ancak her ne olursa olsun bu 3 parametreden en önemlisi fikir… O olmazsa girişim de yok çünkü. O halde biraz da Fikir parametresinin üzerine gidelim: Matriste çok daha fazla kombinasyon da mümkün tabii 1AB, 2AB, 1AB, 12AB vs. Ben biraz sallantıda olan seçenekleri irdelemeyi tercih ettim. Bir fikir bu 4 kategoriden 3’ünü sağlıyorsa bir şekilde iyi durumdadır diye düşünüyorum. Kendi girişim fikrinizin ve girişimci olarak profilinizin bu parametrelerden hangileri ile örtüştüğünü keşfetmek özellikle başlangıç aşamasında planlarınızın şekillenmesinde oldukça işinize yarayacaktır diye düşünüyorum. Özellikle yeni girişimciye faydası olur ümidiyle… Not: Sonraki yazım Türkiye’deki yatırımcılık ekosistemi hakkında olacak. Can Gürses / @canitti</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/girisimciye-notlar-turkiyede-girisimcilik-yatirim-ekosistemi">Girişimciye notlar: Türkiye’de girişimcilik ve yatırım ekosistemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Portaldaki yazılarımda artık biraz da girişimcilik camiasından bahsetmek istiyorum.</p>
<p>Ağırlıklı olarak Türkiye’deki yatırım-girişim camiası ve sorunsalları üzerine olacak yazdıklarım…</p>
<p>Girişimcilik Türkiye’nin önünü açabilecek çok önemli bir kavram. Ancak doğru şekilde algılanması şartıyla…</p>
<p>Türkiye’de girişimcilik ekosisteminin sadece “girişimcilerden” oluştuğu gibi genel bir algı var, veya o şekilde oluşturulmaya çalışılıyor. Oysaki tamamen ticari bir faaliyet olan girişimcilik ekosisteminin yarısı girişimci insanlar ve onların fikirleriyse diğer yarısı da bu fikirlere para yatıracak olan yatırımcılardır.</p>
<p>Bu konuda bir seri yazmak istememin sebeplerini ve özellikle Türkiye’de yatırımcıların durumu hakkındaki düşüncelerimi yüzeysel de olsa Twitter’da yazmıştım.</p>
<p>Türkiye’de girişimcilik konferanslarında konuşan insan profili ve TR tabanlı girişimlerden ‘unicorn’ çıkmaması sorunsalını anlattığım burada:</p>
<p><a href="https://twitter.com/canitti/status/834137860051709953?ref_src=twsrc%5Etfw">https://twitter.com/canitti/status/834137860051709953?ref_src=twsrc%5Etfw</a></p>
<p>Türkiye’deki melek yatırımcı-özel fon kavramlarına kısaca değindiğim seri de burada:</p>
<p><a href="https://twitter.com/canitti/status/834776353371193345?ref_src=twsrc%5Etfw">https://twitter.com/canitti/status/834776353371193345?ref_src=twsrc%5Etfw</a></p>
<p>Bu yazıda mevzuyu biraz evrenin gaz ve toz bulutu olmasından alıp; bir girişimin en temel parametreleri olan Fikir, Para, Network üçgenini… Ve bu parametrelerden Fikir’i de kendi başına ayrıca inceleyeceğim. İnternette ve konuyla ilgili kitaplarda bir girişimin ve onun özündeki fikrin sahip olması gereken en temel parametreler hakkında çokça makale bulunabilir ancak önemli bir oranı gürültüden ibaret…</p>
<p>Bu yazacaklarım ve ilgili tablolar profesyonel bir girişimci veya iş insanına muhtemelen trivial gelecektir ancak örneğin yeni başlayan genç girişimcinin kendi girişimini alıp bu matrislerdeki girişim tiplerinden birine oturtup ihtiyacını şekillendirmesi açısından da bir baz teşkil edeceğini düşündüğüm için hazırladım.</p>
<p>Ayrıca ileride belki bir girişimin ne tipte olduğunu uzun uzun anlatacağıma 1A tipi girişim deyip kendime ve hepimize kolaylık verme amacım da yok değil!</p>
<p>Gelin önce PNF parametrelerini ve kombinasyonlarını inceleyelim:</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-5528 size-large" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/cg1-648x1024.png" width="648" height="1024" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/cg1-648x1024.png 648w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/cg1-190x300.png 190w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/cg1.png 923w" sizes="auto, (max-width: 648px) 100vw, 648px" /></p>
<p>Girişim yapmak isteyen bir insan olarak her zaman girişim fikrinin ana sahibi olmak gerekmiyor görüldüğü gibi ancak her ne olursa olsun bu 3 parametreden en önemlisi fikir…</p>
<p>O olmazsa girişim de yok çünkü. O halde biraz da Fikir parametresinin üzerine gidelim:</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-5529 size-large" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/cg2-936x1024.png" width="730" height="799" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/cg2-936x1024.png 936w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/cg2-274x300.png 274w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/cg2.png 984w" sizes="auto, (max-width: 730px) 100vw, 730px" /></p>
<p>Matriste çok daha fazla kombinasyon da mümkün tabii 1AB, 2AB, 1AB, 12AB vs.</p>
<p>Ben biraz sallantıda olan seçenekleri irdelemeyi tercih ettim. Bir fikir bu 4 kategoriden 3’ünü sağlıyorsa bir şekilde iyi durumdadır diye düşünüyorum.</p>
<p>Kendi girişim fikrinizin ve girişimci olarak profilinizin bu parametrelerden hangileri ile örtüştüğünü keşfetmek özellikle başlangıç aşamasında planlarınızın şekillenmesinde oldukça işinize yarayacaktır diye düşünüyorum.</p>
<p>Özellikle yeni girişimciye faydası olur ümidiyle…</p>
<p>Not: Sonraki yazım Türkiye’deki yatırımcılık ekosistemi hakkında olacak.</p>
<p>Can Gürses / <a href="https://twitter.com/canitti">@canitti</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/girisimciye-notlar-turkiyede-girisimcilik-yatirim-ekosistemi">Girişimciye notlar: Türkiye’de girişimcilik ve yatırım ekosistemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5527</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Âşık olmanın da bilimi var!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/asik-olmanin-da-bilimi-var</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Can Gürses]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2017 09:27:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Can Gürses]]></category>
		<category><![CDATA[aşık]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[beğenmek]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[dürtü]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[feromon]]></category>
		<category><![CDATA[glukoz]]></category>
		<category><![CDATA[hormon]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[ışık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[nörepinefrin]]></category>
		<category><![CDATA[öpüşmek]]></category>
		<category><![CDATA[pheromone]]></category>
		<category><![CDATA[platonik]]></category>
		<category><![CDATA[sevmek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5360</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz Cumartesi uzun ve sıkıcı bir toplantıdan çıkıp kendimi zar zor bulduğum taksiye yeni atmış radyoda haberleri dinlerken, işte bu düşüncelerle aklımdan “bu haftada yazacak olumsuz dünya kadar gelişme mevcut” gibi fikirler geçmeye başlamıştı bile… Taa ki taksiciyle olan muhabbet koyulaşmaya başlayana dek… Son 4 yıldır taksicilik yaparak Boğaziçi Üniversitesi’nde okuttuğu oğlundan gururla bahsediyordu. Hem makine mühendisliği hem de inşaat mühendisliği bölümlerini okuyup çift anadal yapan oğlu da onu utandırmıyordu dinlediğim kadarıyla… Taksici muhabbetinin esasında vardır, nereden hangi konuya hangi ara geldiğini anlamazsın bile… Mevzu önce benim mezun olduğum okul ODTÜ’ye oradan da Ankara’ya geçti derken taksicinin aklına Ankara ile ilgili gelen ilk anı her şeyi bırakıp bugünkü konu üzerine yazmaya karar vermeme sebep oldu. Yıl 1987 diye başladı… Semtiyle beraber bir banka ismi verdi… O bankanın müşterilerinin sıra beklemekten asla sıkılmadığını, sebebinin de bankada görev yapan kadın memurlardan birinin dillere destan güzelliği olduğundan yaklaşık on beş dakika kadar bahsetti… Anlatırken gerçekten mutluydu, neredeyse otuz yıl önce bir süre olduğu bir yere dair aklına gelen ilk şey hep uzaktan görmüş olduğu o kadının muhteşem güzelliğiydi… Bir insan nasıl olur da on yıllar öncesinde sadece platonik olarak ilgi duyduğu birisini bu kadar canlı hatırlayabilir, anlatırken hala mutlu olabilir soruları kafamda dönmeye başlamıştı bile… Ve açıkçası bundan daha önemli ne olabilirdi?! Bir aya kalmaz unutacağımızın garanti olduğu bunca kötülüğün, olumsuzluğun arasında bir adam on yıllar öncesinde hissettiklerini bugün hala bütün canlılığıyla anlatabiliyordu… Yeni başlayan yaz aylarının da verdiği motivasyonla konunun üzerine gitmeye karar verdim ve belki olayın tüm romantizmini kaçıracağım ama gördüm ki âşık olmanın bile tahmin edilemeyecek kadar çok bilimsel yanı mevcut! Öncelikle bir kadın veya erkeğe ilgi duyup duymadığımızın kararını aslında saniyeler içerisinde ve tamamen beş duyumuzu kullanarak veriyoruz. İlk görüşte aşk sözü çok da yanlış değil anlayacağınız. Gördüğümüz birini beğendiğimizde de bu sefer istemsiz bir refleks olarak yakınlaşma dürtümüz devreye giriyor. Sebebi çok basit; beynimiz görme haricindeki diğer duyularımızı da devreye sokmak istiyor. Ve birine yaklaştığımızda devreye giren ikinci ve belki de en önemli duyumuz koku alma duyusu. Fakat yaptığımız iş aslında karşımızdakinin parfümünü beğenmenin çok ötesinde… Birine yaklaştığınızda istemsiz olarak feromon (pheromone) hormonunun kimyasal sinyallerini algılıyoruz. Bu sinyaller sadece karşımızdaki insanın fiziksel durumu, genetik yapısı ve bize uyumluluğu konusunda beynimize bir fikir vermekle kalmıyor aynı zamanda ilk konuşmanın yani ilk etkileşimin başlamasına da ön ayak oluyor. Bu da bizi üçüncü duyuya yani işitme duyumuza götürüyor. Hem kadınların hem de erkeklerin belirli frekanslardaki seslere daha hassas olduğu da bilimsel bir gerçek. Erkekler ağırlıklı olarak daha tiz ve geniş ses aralığına sahip kadınları, kadınlar da tam tersi kalın ve dar ses aralığına sahip erkekleri çekici buluyorlar. Diyelim ilgilendiğimiz insan, ona uyguladığımızın farkında dahi olmadığımız tüm bu testlerden geçti… İş yine de bununla bitmiyor! Çok çok önemli son bir test var ve kalan iki duyumuz bu testte beraber çalışıyor! O son test; ilk öpüşme. Karşımızdaki istediği testten geçmiş olsun, istediği kadar mükemmel bir insan olursa olsun sonuç itibariyle beraber olup olmayacağımızın akıbetini %90 oranında bu ilk öpücük belirliyor. Ve o ilk öpücük gerçekten iyiyse, işte o an vücudumuz yoğun bir şekilde norepinefrin salgılamaya başlıyor ve işte karşınızdaki ile aranızdaki bağın kurulduğu an tam olarak bu an!.. Norepinefrin salgılandığı andan itibaren dış dünya ile bağın koptuğu, vücudun aşı miktarda glukoz salgıladığı ve hafıza dâhil tüm beyin aktivitelerinin boyut atladığı bilinen gerçekler. İşte insanların evlendikleri gün dâhil her şeyi unutup sevdiği insanla ilk öpüşmelerini unutmamalarının sebebi tam da bu. Tüm mekanizma bu şekilde anlatınca oldukça basit gibi görünüyor aslında ancak bu denklemde karşı tarafında benzer bir yoldan geçtiğini unutmamak lazım!.. Karşılıklı olarak bu uyumu yakalamanın olasılığı ne yazık ki milyonda bir seviyelerinde çıkıyor ancak bu sizi hemen umutsuzluğa itmesin. Siz de biliyorsunuz ki belirleyici birçok başka faktör daha var ve bunlardan en önemlisi de hayatınızda biri yokken de mutlu olabilmesini bilmek. Bunun sırrı önce ne yapmaktan hoşlandığını keşfetmekten ve gerçekten sevdiğin bu şeyleri yapmaktan vazgeçmemekten geçiyor… Uzun lafı kısası; Yapmayı gerçekten sevdiğin şeyleri bul ve bunlara kendini ada… Tabii abartmadan!.. Kendini adarken yaydığın ışık kimin dikkatini çekiyorsa o kişi doğru kişidir ve inan bu yazıda bahsi geçen tüm testleri zaten geçmiştir!.. Can Gürses / @canitti *Bu yazı, yazarın Haziran 2014 tarihli Radikal Web&#8217;deki köşesinden alınmıştır. </p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/asik-olmanin-da-bilimi-var">Âşık olmanın da bilimi var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz Cumartesi uzun ve sıkıcı bir toplantıdan çıkıp kendimi zar zor bulduğum taksiye yeni atmış radyoda haberleri dinlerken, işte bu düşüncelerle aklımdan “bu haftada yazacak olumsuz dünya kadar gelişme mevcut” gibi fikirler geçmeye başlamıştı bile…</p>
<p>Taa ki taksiciyle olan muhabbet koyulaşmaya başlayana dek…</p>
<p>Son 4 yıldır taksicilik yaparak Boğaziçi Üniversitesi’nde okuttuğu oğlundan gururla bahsediyordu. Hem makine mühendisliği hem de inşaat mühendisliği bölümlerini okuyup çift anadal yapan oğlu da onu utandırmıyordu dinlediğim kadarıyla… Taksici muhabbetinin esasında vardır, nereden hangi konuya hangi ara geldiğini anlamazsın bile… Mevzu önce benim mezun olduğum okul ODTÜ’ye oradan da Ankara’ya geçti derken taksicinin aklına Ankara ile ilgili gelen ilk anı her şeyi bırakıp bugünkü konu üzerine yazmaya karar vermeme sebep oldu.</p>
<p>Yıl 1987 diye başladı… Semtiyle beraber bir banka ismi verdi… O bankanın müşterilerinin sıra beklemekten asla sıkılmadığını, sebebinin de bankada görev yapan kadın memurlardan birinin dillere destan güzelliği olduğundan yaklaşık on beş dakika kadar bahsetti… Anlatırken gerçekten mutluydu, neredeyse otuz yıl önce bir süre olduğu bir yere dair aklına gelen ilk şey hep uzaktan görmüş olduğu o kadının muhteşem güzelliğiydi…</p>
<p>Bir insan nasıl olur da on yıllar öncesinde sadece platonik olarak ilgi duyduğu birisini bu kadar canlı hatırlayabilir, anlatırken hala mutlu olabilir soruları kafamda dönmeye başlamıştı bile… Ve açıkçası bundan daha önemli ne olabilirdi?!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-5361 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/02/ask-1-300x269.jpg" alt="" width="300" height="269" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/02/ask-1-300x269.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/02/ask-1.jpg 301w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Bir aya kalmaz unutacağımızın garanti olduğu bunca kötülüğün, olumsuzluğun arasında bir adam on yıllar öncesinde hissettiklerini bugün hala bütün canlılığıyla anlatabiliyordu… Yeni başlayan yaz aylarının da verdiği motivasyonla konunun üzerine gitmeye karar verdim ve belki olayın tüm romantizmini kaçıracağım ama gördüm ki âşık olmanın bile tahmin edilemeyecek kadar çok bilimsel yanı mevcut!</p>
<p>Öncelikle bir kadın veya erkeğe ilgi duyup duymadığımızın kararını aslında saniyeler içerisinde ve tamamen beş duyumuzu kullanarak veriyoruz. İlk görüşte aşk sözü çok da yanlış değil anlayacağınız.</p>
<p>Gördüğümüz birini beğendiğimizde de bu sefer istemsiz bir refleks olarak yakınlaşma dürtümüz devreye giriyor. Sebebi çok basit; beynimiz görme haricindeki diğer duyularımızı da devreye sokmak istiyor. Ve birine yaklaştığımızda devreye giren ikinci ve belki de en önemli duyumuz koku alma duyusu. Fakat yaptığımız iş aslında karşımızdakinin parfümünü beğenmenin çok ötesinde… Birine yaklaştığınızda istemsiz olarak feromon (pheromone) hormonunun kimyasal sinyallerini algılıyoruz. Bu sinyaller sadece karşımızdaki insanın fiziksel durumu, genetik yapısı ve bize uyumluluğu konusunda beynimize bir fikir vermekle kalmıyor aynı zamanda ilk konuşmanın yani ilk etkileşimin başlamasına da ön ayak oluyor.</p>
<p>Bu da bizi üçüncü duyuya yani işitme duyumuza götürüyor. Hem kadınların hem de erkeklerin belirli frekanslardaki seslere daha hassas olduğu da bilimsel bir gerçek. Erkekler ağırlıklı olarak daha tiz ve geniş ses aralığına sahip kadınları, kadınlar da tam tersi kalın ve dar ses aralığına sahip erkekleri çekici buluyorlar.</p>
<p>Diyelim ilgilendiğimiz insan, ona uyguladığımızın farkında dahi olmadığımız tüm bu testlerden geçti… İş yine de bununla bitmiyor! Çok çok önemli son bir test var ve kalan iki duyumuz bu testte beraber çalışıyor!</p>
<p><strong>O son test; ilk öpüşme.</strong></p>
<p>Karşımızdaki istediği testten geçmiş olsun, istediği kadar mükemmel bir insan olursa olsun sonuç itibariyle beraber olup olmayacağımızın akıbetini %90 oranında bu ilk öpücük belirliyor.</p>
<p>Ve o ilk öpücük gerçekten iyiyse, işte o an vücudumuz yoğun bir şekilde norepinefrin salgılamaya başlıyor ve işte karşınızdaki ile aranızdaki bağın kurulduğu an tam olarak bu an!.. Norepinefrin salgılandığı andan itibaren dış dünya ile bağın koptuğu, vücudun aşı miktarda glukoz salgıladığı ve hafıza dâhil tüm beyin aktivitelerinin boyut atladığı bilinen gerçekler.</p>
<p>İşte insanların evlendikleri gün dâhil her şeyi unutup sevdiği insanla ilk öpüşmelerini unutmamalarının sebebi tam da bu.</p>
<p>Tüm mekanizma bu şekilde anlatınca oldukça basit gibi görünüyor aslında ancak bu denklemde karşı tarafında benzer bir yoldan geçtiğini unutmamak lazım!.. Karşılıklı olarak bu uyumu yakalamanın olasılığı ne yazık ki milyonda bir seviyelerinde çıkıyor ancak bu sizi hemen umutsuzluğa itmesin. Siz de biliyorsunuz ki belirleyici birçok başka faktör daha var ve bunlardan en önemlisi de hayatınızda biri yokken de mutlu olabilmesini bilmek.</p>
<p>Bunun sırrı önce ne yapmaktan hoşlandığını keşfetmekten ve gerçekten sevdiğin bu şeyleri yapmaktan vazgeçmemekten geçiyor… Uzun lafı kısası;</p>
<p>Yapmayı gerçekten sevdiğin şeyleri bul ve bunlara kendini ada… Tabii abartmadan!.. Kendini adarken yaydığın ışık kimin dikkatini çekiyorsa o kişi doğru kişidir ve inan bu yazıda bahsi geçen tüm testleri zaten geçmiştir!..</p>
<p><strong>Can Gürses / <a href="https://twitter.com/canitti">@canitti</a></strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı, yazarın Haziran 2014 tarihli Radikal Web&#8217;deki köşesinden alınmıştır. </em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/asik-olmanin-da-bilimi-var">Âşık olmanın da bilimi var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5360</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilim amaç mı araç mı? Otomotiv endüstrisi ve iklim değişikliği</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/bilim-amac-mi-arac-mi-otomotiv-endustrisi-iklim-degisikligi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Can Gürses]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2017 14:30:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Can Gürses]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[amaç]]></category>
		<category><![CDATA[araç]]></category>
		<category><![CDATA[borsa]]></category>
		<category><![CDATA[elon musk]]></category>
		<category><![CDATA[endüstri]]></category>
		<category><![CDATA[fiat]]></category>
		<category><![CDATA[ford]]></category>
		<category><![CDATA[gaz]]></category>
		<category><![CDATA[girişimci]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[otomotiv]]></category>
		<category><![CDATA[paris anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<category><![CDATA[toyota]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5151</guid>

					<description><![CDATA[<p>Biz Türkiye’de kendi sorunlarımız ile uğraşırken biraz “o esnada başka yerlerde…” temalı bir yazı olacak ancak takibini baştan yapmadığımız her konu gibi bu konunun da ucunun gelip yine bize ve benzerimiz ülkelere dokunacağı kesin… ABD’deki yeni hükümetin en büyük hedeflerinden biri otomotiv endüstrisini hareketlendirmek, istihdamı artırmak vs. Bunu zaten Trump kendi ağzından açıkça söylüyor; hatta bu amaca yönelik attığı olumlu twitler sayesinde otomotiv şirketlerinin hisseleri anında milyarlarca dolar değer kazanabiliyor… Örneğin: Sonucunda Fiat ve Ford&#8217;un aynı gün borsadaki durumlarına bakalım:               Tabi Trump hoşlanmadığı işler yapanları yine Twitter aracılığı ile cezalandırmayı da ihmal etmiyor. Trump’ın attığı twit sonrası Toyota’nın borsada kaybettiği milyarlar bunun bir örneği: Bu paylaşımın hemen sonrasında aynı gün Toyota hisselerinin durumu: Trump’ın sosyal medya aracılığı ile şirketlere, borsaya vs. yaptığı bu büyük etki aslında ayrı bir yazının konusu. Temelde tüm bu örnekler otomotiv endüstrisinin onun planında ne kadar büyük bir yer tuttuğunun açık bir göstergesi. Silikon Vadisi’nin devleri ile yaptığı toplantı sonrasındaki ikinci önemli toplantısını otomotiv endüstrisinin CEO’ları ile daha bir iki gün önce yapması da bunun başka bir kanıtı: http://fortune.com/2017/01/24/donald-trump-auto-executives-increase-production/ İşin buraya kadar olan kısmı zaten önceden beri tahmin ediliyordu; ancak yakın zaman önce pek çoğumuzun tahmin etmediği başka bir gelişme oldu. Seçim öncesi Trump’ı desteklemediğini açıkça söyleyen ve çoğu girişimcinin role model olarak gördüğü Elon Musk, Trump kabinesinin teknoloji danışmanlarından biri oldu. Herkes Musk’ın bundaki motivasyonunu merak ederken 2 gün önce olası sebeplerinden birinin sinyalini o da Twitter’da verdi: Elon Musk, Trump kabinesinin yeni dış işleri bakanı ve eski Exxon CEO’u Rex Tillerson’u açıkça desteklediğini ve potansiyel olarak çok başarılı olabileceğini belirtirken bir sonraki twitinde bunun sebebi de ortaya çıkıyor: Musk, karbon gazı emisyonunu durdurabilecek en önemli adımın karbon vergisi olduğunu sürekli beyan eden biri. Bu verginin uzun vadede karbon emisyonunu ve dolayısıyla iklim değişikliğine olumsuz etkisini durdurmaya yönelik en önemli adım olduğunu düşünüyor. İşin ilginci, yıllarca iklim değişikliği konusunu yalanlayan araştırmalar için milyonlarca dolar harcayan Exxon’un CEO’su Rex Tillerson’un da yakın geçmişte benzer bir beyanı ile Elon Musk ile aynı fikirde olması. Tabii nasıl oluyor da oluyor diyeceksiniz… Hayat görüşü ve iş adamlığı özellikleri açısından tamamen farklı iki adam… Biri elektrikli araba endüstrisinin lideri, diğeri Dünyanın en büyük petrol ve gaz şirketinin CEO’su… Doğayı korumak için aynı fikirdeler!.. Yok yahu ne doğası&#8230; 🙂 Birinin durumu; dünyada giderek artan iklim değişikliği farkındalığı, artık ABD ve Çin’in de katıldığı Paris Anlaşması ile ülkelere karbon emisyon sınır getirilmesi ve daha birçok etkenden artık kaçamayacağını görüp aslında karbona bir fiyat belirlemenin dünyanın en büyük petrol şirketi olarak onu bu marketin (yani karbon borsasının diyelim) en büyük hatta tek regülatör yapacağını bilmesi.. (bkz: http://fortune.com/2016/07/10/exxonmobil-carbon-tax/) Diğerinin durumu ise; karbon vergisinin klasik otomobil endüstrisine vereceği zararı bilip bunun Tesla’yı Dünyanın en büyük elektrikli otomotiv şirketinden Dünyanın en büyük otomotiv şirketi noktasına getireceğini görmesi… Yakın gelecekte, bilim insanlarının büyük oranda kabul ettiği ve tarihi delillerle net gösterdiği iklim değişikliğini reddeden Trump, ekonomik getirisini gördükten sonra karbon vergisine, “Doğa için Evet!” derse hiç şaşırmayalım. (detaylar için: https://www.bloomberg.com/news/articles/2015-12-10/watch-elon-musk-agree-with-exxon-time-for-a-carbon-tax) Peki tüm bunların arasında iklim değişikliği? O sadece bahane… Üzerinden para kazanacağını gördüğü andan itibaren Dünyanın en büyük petrol şirketi karbon vergisini de onaylar; Dünyanın en önemli girişimcisi kendi işini tekel noktaya getireceğini gördükten sonra bu petrol şirketinin eski CEO’suna da destek olur… Bunların hepsi olur, sebeplerin hiçbiri de doğaydı bilimdi iklimdi vs. olmaz. Neyse ki bu olay özelinde, ekonomik çıkarlar, doğanın ve bilimin de yanında olacak şekilde gelişiyor (şimdilik)… Ancak bu yazıda bahsi geçen her şey bilimin artık amaç olmasını geçtim, hatta önemli bir araç da olmasını geçtim… Resmen bir piyon haline geldiğini gösteriyor. *** Not: İklim değişikliği konusunda herhangi bir ispat verme ihtiyacı dahi hissetmedim bu yazıda. Zannediyorum bu konuda en cahil kalmış ülkelerden biri olduğumuz için halen bu konu üzerinde komplo teorileri üretenleri görmek normal ancak ciddiye alınası değil. “İklim değişikliği aslında şöyle uydurmadır, böyle yalandır… Büyük ülkelerin karbon emisyonunu sınırlayıp gelişmekte olan ülkelere ket vurma amacıdır” tarzında iddialarda bulunanlardan koşarak kaçınız. An itibariyle Paris Anlaşması; ABD, Çin dahil Dünyanın neredeyse tüm ülkelerince imzalanmış bir anlaşma. Bunun yanında artan karbon emisyonunun iklim değişikliğine etkisi, Dünyanın son yüzyıldaki ısınma süreci: Daha ne kadar kanıt lazım ki.. Tüm bilimsel verileri dikkate almamanın iki gerekçesi olduğunu unutmayın; ya araştırma kültüründen yoksun, kulaktan dolma şeyleri savunan biri vardır karşınızda ki kesinlikle tartışmanın anlamı yoktur… ya da her şeyin farkında olup başka bir ajanda için savunan biri vardır karşınızda ki bu durumda da tartışmanın bir anlamı yoktur. Eğer bir sonuç arıyorsanız tabii… Can Gürses / @canitti</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/bilim-amac-mi-arac-mi-otomotiv-endustrisi-iklim-degisikligi">Bilim amaç mı araç mı? Otomotiv endüstrisi ve iklim değişikliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Biz Türkiye’de kendi sorunlarımız ile uğraşırken biraz “o esnada başka yerlerde…” temalı bir yazı olacak ancak takibini baştan yapmadığımız her konu gibi bu konunun da ucunun gelip yine bize ve benzerimiz ülkelere dokunacağı kesin…</p>
<p>ABD’deki yeni hükümetin en büyük hedeflerinden biri otomotiv endüstrisini hareketlendirmek, istihdamı artırmak vs.</p>
<p>Bunu zaten Trump kendi ağzından açıkça söylüyor; hatta bu amaca yönelik attığı olumlu twitler sayesinde otomotiv şirketlerinin hisseleri anında milyarlarca dolar değer kazanabiliyor… Örneğin:</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-5152 size-medium" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/t1-300x183.png" width="300" height="183" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/t1-300x183.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/t1.png 610w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Sonucunda Fiat ve Ford&#8217;un aynı gün borsadaki durumlarına bakalım:</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-5153 size-medium" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/f1-300x202.png" width="300" height="202" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/f1-300x202.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/f1.png 589w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />             <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-5154" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/f2-300x199.png" alt="" width="300" height="199" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/f2-300x199.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/f2.png 591w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Tabi Trump hoşlanmadığı işler yapanları yine Twitter aracılığı ile cezalandırmayı da ihmal etmiyor. Trump’ın attığı twit sonrası Toyota’nın borsada kaybettiği milyarlar bunun bir örneği:</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-5155" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/t2-300x125.png" alt="" width="300" height="125" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/t2-300x125.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/t2.png 500w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Bu paylaşımın hemen sonrasında aynı gün Toyota hisselerinin durumu:</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-5156" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/to1-300x151.png" alt="" width="300" height="151" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/to1-300x151.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/to1.png 630w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Trump’ın sosyal medya aracılığı ile şirketlere, borsaya vs. yaptığı bu büyük etki aslında ayrı bir yazının konusu. Temelde tüm bu örnekler otomotiv endüstrisinin onun planında ne kadar büyük bir yer tuttuğunun açık bir göstergesi. Silikon Vadisi’nin devleri ile yaptığı toplantı sonrasındaki ikinci önemli toplantısını otomotiv endüstrisinin CEO’ları ile daha bir iki gün önce yapması da bunun başka bir kanıtı:</p>
<p><a href="http://fortune.com/2017/01/24/donald-trump-auto-executives-increase-production/">http://fortune.com/2017/01/24/donald-trump-auto-executives-increase-production/</a></p>
<p>İşin buraya kadar olan kısmı zaten önceden beri tahmin ediliyordu; ancak yakın zaman önce pek çoğumuzun tahmin etmediği başka bir gelişme oldu. Seçim öncesi Trump’ı desteklemediğini açıkça söyleyen ve çoğu girişimcinin role model olarak gördüğü Elon Musk, Trump kabinesinin teknoloji danışmanlarından biri oldu.</p>
<p>Herkes Musk’ın bundaki motivasyonunu merak ederken 2 gün önce olası sebeplerinden birinin sinyalini o da Twitter’da verdi:</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-5157" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/el1-300x190.png" alt="" width="300" height="190" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/el1-300x190.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/el1.png 505w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Elon Musk, Trump kabinesinin yeni dış işleri bakanı ve eski Exxon CEO’u Rex Tillerson’u açıkça desteklediğini ve potansiyel olarak çok başarılı olabileceğini belirtirken bir sonraki twitinde bunun sebebi de ortaya çıkıyor:</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-5158" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/el2-300x171.png" alt="" width="300" height="171" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/el2-300x171.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/el2.png 589w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Musk, karbon gazı emisyonunu durdurabilecek en önemli adımın karbon vergisi olduğunu sürekli beyan eden biri. Bu verginin uzun vadede karbon emisyonunu ve dolayısıyla iklim değişikliğine olumsuz etkisini durdurmaya yönelik en önemli adım olduğunu düşünüyor.</p>
<p>İşin ilginci, yıllarca iklim değişikliği konusunu yalanlayan araştırmalar için milyonlarca dolar harcayan Exxon’un CEO’su Rex Tillerson’un da yakın geçmişte benzer bir beyanı ile Elon Musk ile aynı fikirde olması.</p>
<p>Tabii nasıl oluyor da oluyor diyeceksiniz… Hayat görüşü ve iş adamlığı özellikleri açısından tamamen farklı iki adam… Biri elektrikli araba endüstrisinin lideri, diğeri Dünyanın en büyük petrol ve gaz şirketinin CEO’su… Doğayı korumak için aynı fikirdeler!..</p>
<p>Yok yahu ne doğası&#8230; <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p>Birinin durumu; dünyada giderek artan iklim değişikliği farkındalığı, artık ABD ve Çin’in de katıldığı Paris Anlaşması ile ülkelere karbon emisyon sınır getirilmesi ve daha birçok etkenden artık kaçamayacağını görüp aslında karbona bir fiyat belirlemenin dünyanın en büyük petrol şirketi olarak onu bu marketin (yani karbon borsasının diyelim) en büyük hatta tek regülatör yapacağını bilmesi.. (bkz: <a href="http://fortune.com/2016/07/10/exxonmobil-carbon-tax/">http://fortune.com/2016/07/10/exxonmobil-carbon-tax/</a>)</p>
<p>Diğerinin durumu ise; karbon vergisinin klasik otomobil endüstrisine vereceği zararı bilip bunun Tesla’yı Dünyanın en büyük elektrikli otomotiv şirketinden Dünyanın en büyük otomotiv şirketi noktasına getireceğini görmesi…</p>
<p>Yakın gelecekte, bilim insanlarının büyük oranda kabul ettiği ve tarihi delillerle net gösterdiği iklim değişikliğini reddeden Trump, ekonomik getirisini gördükten sonra karbon vergisine, “Doğa için Evet!” derse hiç şaşırmayalım. (detaylar için: <a href="https://www.bloomberg.com/news/articles/2015-12-10/watch-elon-musk-agree-with-exxon-time-for-a-carbon-tax">https://www.bloomberg.com/news/articles/2015-12-10/watch-elon-musk-agree-with-exxon-time-for-a-carbon-tax</a>)</p>
<p><strong>Peki tüm bunların arasında iklim değişikliği?</strong></p>
<p>O sadece bahane… Üzerinden para kazanacağını gördüğü andan itibaren Dünyanın en büyük petrol şirketi karbon vergisini de onaylar; Dünyanın en önemli girişimcisi kendi işini tekel noktaya getireceğini gördükten sonra bu petrol şirketinin eski CEO’suna da destek olur… Bunların hepsi olur, sebeplerin hiçbiri de doğaydı bilimdi iklimdi vs. olmaz.</p>
<p>Neyse ki bu olay özelinde, ekonomik çıkarlar, doğanın ve bilimin de yanında olacak şekilde gelişiyor (şimdilik)…</p>
<p>Ancak bu yazıda bahsi geçen her şey bilimin artık amaç olmasını geçtim, hatta önemli bir araç da olmasını geçtim… Resmen bir piyon haline geldiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Not: İklim değişikliği konusunda herhangi bir ispat verme ihtiyacı dahi hissetmedim bu yazıda. Zannediyorum bu konuda en cahil kalmış ülkelerden biri olduğumuz için halen bu konu üzerinde komplo teorileri üretenleri görmek normal ancak ciddiye alınası değil.</p>
<p>“İklim değişikliği aslında şöyle uydurmadır, böyle yalandır… Büyük ülkelerin karbon emisyonunu sınırlayıp gelişmekte olan ülkelere ket vurma amacıdır” tarzında iddialarda bulunanlardan koşarak kaçınız. An itibariyle Paris Anlaşması; ABD, Çin dahil Dünyanın neredeyse tüm ülkelerince imzalanmış bir anlaşma. Bunun yanında artan karbon emisyonunun iklim değişikliğine etkisi, Dünyanın son yüzyıldaki ısınma süreci:</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-5159" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/c1-300x279.jpg" alt="" width="300" height="279" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/c1-300x279.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/c1.jpg 522w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Daha ne kadar kanıt lazım ki..</p>
<p>Tüm bilimsel verileri dikkate almamanın iki gerekçesi olduğunu unutmayın; ya araştırma kültüründen yoksun, kulaktan dolma şeyleri savunan biri vardır karşınızda ki kesinlikle tartışmanın anlamı yoktur… ya da her şeyin farkında olup başka bir ajanda için savunan biri vardır karşınızda ki bu durumda da tartışmanın bir anlamı yoktur. Eğer bir sonuç arıyorsanız tabii…</p>
<p><strong>Can Gürses / <a href="https://twitter.com/canitti">@canitti</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/bilim-amac-mi-arac-mi-otomotiv-endustrisi-iklim-degisikligi">Bilim amaç mı araç mı? Otomotiv endüstrisi ve iklim değişikliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5151</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilim &#8216;Güzelse Doğrudur&#8217; diyor!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/bilim-guzelse-dogrudur-diyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Can Gürses]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2017 12:15:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Can Gürses]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[doğa kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[matematikçi]]></category>
		<category><![CDATA[mOFC]]></category>
		<category><![CDATA[nörobiyolog]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanat eseri]]></category>
		<category><![CDATA[semir zeki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4990</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir insanın, bir resmin, bir bestenin güzel olduğuna nasıl karar veriyoruz? Bir varlığın güzelliğine karar verebilmemiz için illa estetikten, resimden, müzikten profesyonel olarak anlamamız şart mı? Güzellik bakanın gözlerinde midir, yoksa evrensel güzellik diye bir şey var mıdır? Bilmiyorum!.. Güzelliğin harmoniyle, simetriyle doğrudan ilişkili olduğu bir gerçek. Altın oran kuralına uyan sanat eserlerini, yüz hatlarında bu orana sahip kişileri, belirli bir harmonik bütünlüğe sahip eserleri genel olarak daha estetik buluyoruz. Ancak bu güzellik işinin tam anlamıyla bir matematiği var mıdır açıkçası onu da bilmiyorum&#8230; Yalnız şu bir gerçek ki hepimizde, güzelliği görünce tanıma yetisi var!.. Daha da ötesi, sanatın hangi dalı olduğundan bağımsız olarak, güzel bir eser gördüğümüzü düşündüğümüzde beynimizin hep aynı bölgesi uyarılıyor. İster muhteşem bir parça dinliyor, ister harikulade bir resme bakıyor olalım; güzel olduklarını düşünüyorsak beynimizin mOFC adı verilen bölümünde ışıklar yanıveriyor. Bu saydıklarının hepsi sonuçta sanatın bir dalı diyebilirsiniz. Estetik bulduğumuz, güzel olduğunu düşündüğümüz bir sanat eserinin, beynimizin hep aynı bölgesini uyarmasından daha doğal ne olabilir!.. Ancak yapılan bilimsel çalışmalar işin aslının bunun çok ötesinde olduğunu gösteriyor. Güzelliğin matematiği mi matematiğin güzelliği mi? Aslında güzelliğin sanatla özdeşleştirilmesi hep yaptığımız bir şeydir. Messi’nin şiir gibi top oynadığını; Federer’in her puanının bir başyapıt olduğunu söylerken kastettiğimiz şey tam olarak oyunlarındaki sanatsallığın getirdiği güzelliktir. Ancak ünlü nörobiyolog Semir Zeki ve efsane matematikçi Michael Atiyah’ın öncülüğünde yapılan bir çalışma, güzellik kavramının sadece sanata ait olmadığını gösteriyor. Semir Zeki oldukça ünlü bir nörobiyolog; şimdiye dek duyguların beyindeki algısı üzerine bir çok çalışma yapmış ve bu alanın öncülerinden. Özellikle de aşkın bilimi konusunda yaptığı çalışmalarda; aşkın bir hastalık olduğu; kadınların psikolojik olarak erkeklerden çok daha güçlü olup bitmiş bir aşkı daha çabuk unuttukları; en kuvvetli aşkın bile 3 yıl sonra azalmaya başlayacağı gibi konuları bilimsel olarak ortaya çıkarması ile dünya çapında bir ün kazanmış biri. Öncülüğünü yaptığı son çalışmada da güzellik konusunu ele alıyor ve 15 matematikçiye, matematiksel olarak güzel, sıradan ve çirkin olarak sınıflamaları için 60 tane denklem gösteriliyor. Daha sonra bu matematikçilerin güzel olarak nitelendirdikleri denklemlerin imajları kendilerine tekrar gösterildiği esnada fMRI tekniği kullanılarak beyin aktiviteleri canlı olarak izleniyor. Anlaşılıyor ki, matematikçiler güzel denklemleri gördüklerinde beyinlerinin uyarılan kısmıyla güzel bir sanat eseri gördüklerinde uyarılan bölümü aynı! Bir yanda duygularla yaratılan sanat eserleri diğer yanda entelektüel birikimin sonucu olarak ortaya çıkan matematiksel denklemler. Bir yanda çoğu kez tek bakışta veya duyuşta güzelliğini anlayacağımız sanat eserleri bir yanda güzelliğini anlamak için ciddi derecede eğitim almamız gereken matematiksel denklemler. Tabii diyeceksiniz ki matematik bu, neresi güzel olabilir?! Bir iki matematik denklemini güzel veya çirkin bulmaları tamamen o matematikçilerin sorunudur da diyebilirsiniz. Ancak eskiden bu işlere kafa yormuş biri olarak hemen söyleyebilirim ki karmaşık doğa kanunlarının aslında basit ve tek bir denklemle ifade edilebilir olduğunu görmek heyecan vericidir. Daha da ötesi, karmaşık bir doğa kanunu açıklayabilecek milyon tane matematiksel ifadenin arasında en basitini bulup çıkarmak bir sanattır!.. Çıkan denklem de sanatçının eseridir aslında. Bilimde en basit ifade, aynı zamanda en doğru yaklaşımı da temsil eder çoğunlukla. Doğruluğun ölçüsü güzellik mi?! Sanat her dalıyla; hayata, doğaya bakışımızın dışa vurumu için bir araç, bil dil sonuçta. İşin aslı, matematik de doğanın kanunlarını açıklayabilmek için kullandığımız bir araç, bir dil. İşte bu kadar farklı görünen iki kavramın ortak noktası tam olarak bu aslında; doğanın kendisi. Sanat eseri, belirli bir matematiğe yani güzelliğin matematiğine sahip olduğu zaman estetik; bilimsel eser de estetik bir sanat eserinin sadeliği ve basitliğine sahip olduğunda evrensel bir değer taşıyor!.. Ve beynimiz her ikisindeki güzelliği de aynı şekilde algılıyor. O zaman çok daha temel bir soru karşımıza çıkıyor; “Acaba güzellik, doğayı algılayış biçimimizdeki doğruluğun bir ölçüsü olabilir mi?!” Kuantum Fiziği’nin babalarından Herman Weyl, “Yaptığım her işte doğru olanı güzel olanla birleştirmek isterim. Ancak ikisi arasında bir tercih yapmam gerekirse hep güzel olanı seçerim” demiş. Kendi yaşamınızdan da biliyorsunuz ki, çoğu kez güzel bulduğunuz, sizi mutlu edecek aksiyonu almak yerine; size o an için doğru gelen şeyi yapıyorsunuz. Oysa ki içten içe biliyorsunuz ki o an için pratikte doğru olanı yapıp, kurallara uygun hareket etmek genel anlamıyla yaşamını asla güzelleştirmeyecek. İşte neredeyse bilimsel olarak ispatlamışlar! Artık hayattaki tercihlerinizi güzel olandan yana kullanın ve anlık doğruları bir kenara koyun. Çünkü güzel olan şey daha evrensel bir doğru içerir!.. Can Gürses / @canitti</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/bilim-guzelse-dogrudur-diyor">Bilim &#8216;Güzelse Doğrudur&#8217; diyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir insanın, bir resmin, bir bestenin güzel olduğuna nasıl karar veriyoruz? Bir varlığın güzelliğine karar verebilmemiz için illa estetikten, resimden, müzikten profesyonel olarak anlamamız şart mı?</p>
<p>Güzellik bakanın gözlerinde midir, yoksa evrensel güzellik diye bir şey var mıdır? Bilmiyorum!..</p>
<p>Güzelliğin harmoniyle, simetriyle doğrudan ilişkili olduğu bir gerçek. Altın oran kuralına uyan sanat eserlerini, yüz hatlarında bu orana sahip kişileri, belirli bir harmonik bütünlüğe sahip eserleri genel olarak daha estetik buluyoruz.</p>
<p>Ancak bu güzellik işinin tam anlamıyla bir matematiği var mıdır açıkçası onu da bilmiyorum&#8230;</p>
<p>Yalnız şu bir gerçek ki hepimizde, güzelliği görünce tanıma yetisi var!.. Daha da ötesi, sanatın hangi dalı olduğundan bağımsız olarak, güzel bir eser gördüğümüzü düşündüğümüzde beynimizin hep aynı bölgesi uyarılıyor. İster muhteşem bir parça dinliyor, ister harikulade bir resme bakıyor olalım; güzel olduklarını düşünüyorsak beynimizin mOFC adı verilen bölümünde ışıklar yanıveriyor.</p>
<p>Bu saydıklarının hepsi sonuçta sanatın bir dalı diyebilirsiniz. Estetik bulduğumuz, güzel olduğunu düşündüğümüz bir sanat eserinin, beynimizin hep aynı bölgesini uyarmasından daha doğal ne olabilir!.. Ancak yapılan bilimsel çalışmalar işin aslının bunun çok ötesinde olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Güzelliğin matematiği mi matematiğin güzelliği mi?<br />
</strong><br />
Aslında güzelliğin sanatla özdeşleştirilmesi hep yaptığımız bir şeydir.</p>
<p>Messi’nin şiir gibi top oynadığını; Federer’in her puanının bir başyapıt olduğunu söylerken kastettiğimiz şey tam olarak oyunlarındaki sanatsallığın getirdiği güzelliktir.</p>
<p>Ancak ünlü nörobiyolog Semir Zeki ve efsane matematikçi Michael Atiyah’ın öncülüğünde yapılan bir çalışma, güzellik kavramının sadece sanata ait olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Semir Zeki oldukça ünlü bir nörobiyolog; şimdiye dek duyguların beyindeki algısı üzerine bir çok çalışma yapmış ve bu alanın öncülerinden. Özellikle de aşkın bilimi konusunda yaptığı çalışmalarda; aşkın bir hastalık olduğu; kadınların psikolojik olarak erkeklerden çok daha güçlü olup bitmiş bir aşkı daha çabuk unuttukları; en kuvvetli aşkın bile 3 yıl sonra azalmaya başlayacağı gibi konuları bilimsel olarak ortaya çıkarması ile dünya çapında bir ün kazanmış biri.</p>
<p>Öncülüğünü yaptığı son çalışmada da güzellik konusunu ele alıyor ve 15 matematikçiye, matematiksel olarak güzel, sıradan ve çirkin olarak sınıflamaları için 60 tane denklem gösteriliyor. Daha sonra bu matematikçilerin güzel olarak nitelendirdikleri denklemlerin imajları kendilerine tekrar gösterildiği esnada fMRI tekniği kullanılarak beyin aktiviteleri canlı olarak izleniyor.</p>
<p>Anlaşılıyor ki, matematikçiler güzel denklemleri gördüklerinde beyinlerinin uyarılan kısmıyla güzel bir sanat eseri gördüklerinde uyarılan bölümü aynı!</p>
<p>Bir yanda duygularla yaratılan sanat eserleri diğer yanda entelektüel birikimin sonucu olarak ortaya çıkan matematiksel denklemler.</p>
<p>Bir yanda çoğu kez tek bakışta veya duyuşta güzelliğini anlayacağımız sanat eserleri bir yanda güzelliğini anlamak için ciddi derecede eğitim almamız gereken matematiksel denklemler. Tabii diyeceksiniz ki matematik bu, neresi güzel olabilir?!</p>
<p>Bir iki matematik denklemini güzel veya çirkin bulmaları tamamen o matematikçilerin sorunudur da diyebilirsiniz. Ancak eskiden bu işlere kafa yormuş biri olarak hemen söyleyebilirim ki karmaşık doğa kanunlarının aslında basit ve tek bir denklemle ifade edilebilir olduğunu görmek heyecan vericidir.</p>
<p>Daha da ötesi, karmaşık bir doğa kanunu açıklayabilecek milyon tane matematiksel ifadenin arasında en basitini bulup çıkarmak bir sanattır!.. Çıkan denklem de sanatçının eseridir aslında. Bilimde en basit ifade, aynı zamanda en doğru yaklaşımı da temsil eder çoğunlukla.</p>
<p><strong>Doğruluğun ölçüsü güzellik mi?!</strong></p>
<p>Sanat her dalıyla; hayata, doğaya bakışımızın dışa vurumu için bir araç, bil dil sonuçta.<br />
İşin aslı, matematik de doğanın kanunlarını açıklayabilmek için kullandığımız bir araç, bir dil.<br />
İşte bu kadar farklı görünen iki kavramın ortak noktası tam olarak bu aslında; doğanın kendisi.</p>
<p>Sanat eseri, belirli bir matematiğe yani güzelliğin matematiğine sahip olduğu zaman estetik; bilimsel eser de estetik bir sanat eserinin sadeliği ve basitliğine sahip olduğunda evrensel bir değer taşıyor!.. Ve beynimiz her ikisindeki güzelliği de aynı şekilde algılıyor.</p>
<p>O zaman çok daha temel bir soru karşımıza çıkıyor;<br />
“Acaba güzellik, doğayı algılayış biçimimizdeki doğruluğun bir ölçüsü olabilir mi?!”</p>
<p>Kuantum Fiziği’nin babalarından Herman Weyl, “Yaptığım her işte doğru olanı güzel olanla birleştirmek isterim. Ancak ikisi arasında bir tercih yapmam gerekirse hep güzel olanı seçerim” demiş.</p>
<p>Kendi yaşamınızdan da biliyorsunuz ki, çoğu kez güzel bulduğunuz, sizi mutlu edecek aksiyonu almak yerine; size o an için doğru gelen şeyi yapıyorsunuz. Oysa ki içten içe biliyorsunuz ki o an için pratikte doğru olanı yapıp, kurallara uygun hareket etmek genel anlamıyla yaşamını asla güzelleştirmeyecek.</p>
<p>İşte neredeyse bilimsel olarak ispatlamışlar! Artık hayattaki tercihlerinizi güzel olandan yana kullanın ve anlık doğruları bir kenara koyun.</p>
<p>Çünkü güzel olan şey daha evrensel bir doğru içerir!..</p>
<p>Can Gürses / <a href="https://twitter.com/canitti">@canitti</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/bilim-guzelse-dogrudur-diyor">Bilim &#8216;Güzelse Doğrudur&#8217; diyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4990</post-id>	</item>
		<item>
		<title>PISA-TIMSS Sonuçları ve Eğitim Sistemi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/pisa-timss-sonuclari-egitim-sistemi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Can Gürses]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2017 11:08:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Can Gürses]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[fen]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[oecd]]></category>
		<category><![CDATA[okuma becerisi]]></category>
		<category><![CDATA[pisa]]></category>
		<category><![CDATA[timss]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uzak doğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4914</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz haftaların çokça üzerinde durulan konularından biri TIMSS ve PISA sonuçlarıydı. Aslında bu durum ülkece birkaç gün dahi olsa eğitim sistemimizi konuşma fırsatı vermesi açısından sevindirici. Her 3 yılda bir uluslararası arenada boyumuzun ölçüsünü almamız, olayın bu kadar konuşulmasının en büyük nedenlerinden bence. Göz ardı edilemeyecek yüzlerce sayfalık raporlardaki grafikler ve analizler ışığında başka ülkelere kıyasla fen bilimleri, matematik ve okuma becerilerimizin neden düşük seviyede olduğunu görüyoruz. Raporların başka ülkelerle kıyaslamalı şekilde ve bir ülkenin birçok dinamiğini de hesaba katarak bilimsel şekilde hazırlanmış olması, sonuçlara herhangi bir şey diyebilme ihtimalini de ortadan kaldırıyor. Artık herkesin ezberlediği grafikler olmasına rağmen her alandaki sıralamamız tekrar gözümüzün önünde olursa faydalı olacağına inanıyorum: Okuma becerisi sonuçlarında Türkiye, OECD ülkeleri içinde sondan 2.; Kanada, Singapur, Finlandiya, Estonya başı çekiyor. Matematik sonuçlarında Türkiye, OECD ülkeleri içinde sondan 3.; Japonya, Kore, Estonya başı çekiyor. Fen Bilgisi sonuçlarında Türkiye, OECD ülkeleri içinde sondan 2.; Japonya, Estonya, Finlandiya başı çekiyor. Tüm bu grafikler ve daha fazlası eşliğinde Türkiye’nin her alanda son sıralara uzun zamandır demir atmış olmasını eleştiren birçok yazı yazıldı… ki olması gereken de bu zaten. Yalnız bu yazıların dikkat çeken ortak bir noktası; Pisa ve TIMSS sonuçlarını eleştirirken çözüm üretmekten tamamen uzak kalmaları. Ne gariptir ki; Pisa’nın da bizim gençler hakkında çıkardığı temel sonuç bu aslında: Analitik yeteneğimiz genel olarak durum tespiti seviyesinde; analiz-sentez ve çözüm üretme noktasında ciddi eksiklerimiz var. Bu noktada sonuçlara bakıp “eğitim sistemimiz değişmeli”, “ sınav sistemi kalkmalı” gibi tek düze önerilerde bulunup konuyu geçiştirenlere sempati ile bakmak pek mümkün değil. Şimdi düşünelim, elimizdeki parametreler belli: Türkiye’nin giderek artan bir genç nüfusu var. Öyle ki ulusal her sınavın; TEOG, YGS-LYS, KPSS, ALES vb., bir sonraki yıl katılımcı sayısı büyümesi %15’ler dolayında. Üniversite sınavını göz önüne alırsak, katılımcı sayısının bu miktarına ve artışına cevap verecek sayıda yüksek öğretim kurumumuz mevcut değil. Peki mevcut bu durum; üniversite kontenjanı kadar adayı ancak çıkartan İskandinav ülkelerindeki duruma mı yoksa sürekli artan nüfusları ile her alanda sınav yapmak zorunda olan Uzak Doğu ülkelerinde ki duruma daha çok benziyor? Peki; bu Uzak Doğu ülkeleri bizden de fazla nüfusları ve daha da ağır sınav sistemleri ile PİSA ve benzer testlerde nasıl başarılı oluyorlar? Aslında cevap basit; sorunun kökü sınav sistemi vb. temalar değil. Sorunun özü; sınavı nasıl yaptığınız, ölçme istediğiniz kavramları nasıl ölçtüğünüzle ve bunlardan nasıl sonuçlar çıkardığınızla ilgilidir. Bir ülkenin eğitimle ilgili izlemesi gereken algoritma aslında o kadar basit ki: Önce ülkenin uzun vade sanayi, tarım, bilim-teknoloji hedeflerini belirle ki nasıl nesiller yetiştirmek istediğin ortaya çıksın. Hedef koyduğun standartlara seni eriştirecek nesiller yetiştirmek için her durumda evrensel değerleri merkez alarak eğitim programını bu hedefler doğrultusunda belirle. Eğitim programı boyunca; ölçücü, adaletli, yeteneği ortaya çıkaran sınavlar yaparak hangi birey hangi alanda yetenekli ortaya çıkar. Seçme işlemini gerçekleştirdikten sonra yetenekli bireyi kendi alanında en iyi şekilde eğit. Ve eğitim hayatını tamamlamış bireylerin aldıkları eğitimle örtüşen işler bulmasına olanak tanı. Görüldüğü gibi bu yapı içerisinde yanlış gidebilecek çok fazla şeyden sadece bir tanesi sınav sistemi. İşini doğru yapan ülkeler incelendiğinde görülecektir ki; bu maddelerin tamamını doğru şekilde yapıyorlar. Ve bunların tamamı doğru şekilde yapıldığında öğrencileri sınavla seçmeye zorunda olmak, o kadar da büyük bir problem haline gelmiyor. Çin örneğinde, Kore örneğinde, Japonya örneğinde olduğu gibi… Basit bir çıkarımla; evet mevcut Sınav Sistemi ülkemiz için bir sorun ancak Sınav Sistemi, mevcut olduğu için değil ‘bu haliyle’ mevcut olduğu için; öğrenciyi bilimsel konularda, evrensel değerleri kriter alan doğru sorular sorarak ölçmediği için bir problem.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/pisa-timss-sonuclari-egitim-sistemi">PISA-TIMSS Sonuçları ve Eğitim Sistemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz haftaların çokça üzerinde durulan konularından biri TIMSS ve PISA sonuçlarıydı. Aslında bu durum ülkece birkaç gün dahi olsa eğitim sistemimizi konuşma fırsatı vermesi açısından sevindirici. Her 3 yılda bir uluslararası arenada boyumuzun ölçüsünü almamız, olayın bu kadar konuşulmasının en büyük nedenlerinden bence. Göz ardı edilemeyecek yüzlerce sayfalık raporlardaki grafikler ve analizler ışığında başka ülkelere kıyasla fen bilimleri, matematik ve okuma becerilerimizin neden düşük seviyede olduğunu görüyoruz. Raporların başka ülkelerle kıyaslamalı şekilde ve bir ülkenin birçok dinamiğini de hesaba katarak bilimsel şekilde hazırlanmış olması, sonuçlara herhangi bir şey diyebilme ihtimalini de ortadan kaldırıyor.</p>
<p>Artık herkesin ezberlediği grafikler olmasına rağmen her alandaki sıralamamız tekrar gözümüzün önünde olursa faydalı olacağına inanıyorum:</p>
<p>Okuma becerisi sonuçlarında Türkiye, OECD ülkeleri içinde sondan 2.; Kanada, Singapur, Finlandiya, Estonya başı çekiyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-4915 size-full" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/pisa1.png" width="624" height="441" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/pisa1.png 624w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/pisa1-300x212.png 300w" sizes="auto, (max-width: 624px) 100vw, 624px" /></p>
<p>Matematik sonuçlarında Türkiye, OECD ülkeleri içinde sondan 3.; Japonya, Kore, Estonya başı çekiyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-4916 size-full" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/pisa2.png" width="645" height="333" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/pisa2.png 645w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/pisa2-300x155.png 300w" sizes="auto, (max-width: 645px) 100vw, 645px" /></p>
<p>Fen Bilgisi sonuçlarında Türkiye, OECD ülkeleri içinde sondan 2.; Japonya, Estonya, Finlandiya başı çekiyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-4917" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/pisa3.png" alt="" width="630" height="426" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/pisa3.png 630w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/pisa3-300x203.png 300w" sizes="auto, (max-width: 630px) 100vw, 630px" /></p>
<p>Tüm bu grafikler ve daha fazlası eşliğinde Türkiye’nin her alanda son sıralara uzun zamandır demir atmış olmasını eleştiren birçok yazı yazıldı… ki olması gereken de bu zaten.</p>
<p>Yalnız bu yazıların dikkat çeken ortak bir noktası;</p>
<p><strong>Pisa ve TIMSS sonuçlarını eleştirirken çözüm üretmekten tamamen uzak kalmaları.</strong></p>
<p>Ne gariptir ki; Pisa’nın da bizim gençler hakkında çıkardığı temel sonuç bu aslında: Analitik yeteneğimiz genel olarak durum tespiti seviyesinde; analiz-sentez ve çözüm üretme noktasında ciddi eksiklerimiz var.</p>
<p>Bu noktada sonuçlara bakıp “eğitim sistemimiz değişmeli”, “ sınav sistemi kalkmalı” gibi tek düze önerilerde bulunup konuyu geçiştirenlere sempati ile bakmak pek mümkün değil.</p>
<p>Şimdi düşünelim, elimizdeki parametreler belli:</p>
<ul>
<li>Türkiye’nin giderek artan bir genç nüfusu var. Öyle ki ulusal her sınavın; TEOG, YGS-LYS, KPSS, ALES vb., bir sonraki yıl katılımcı sayısı büyümesi %15’ler dolayında.</li>
<li>Üniversite sınavını göz önüne alırsak, katılımcı sayısının bu miktarına ve artışına cevap verecek sayıda yüksek öğretim kurumumuz mevcut değil.</li>
<li>Peki mevcut bu durum; üniversite kontenjanı kadar adayı ancak çıkartan İskandinav ülkelerindeki duruma mı yoksa sürekli artan nüfusları ile her alanda sınav yapmak zorunda olan Uzak Doğu ülkelerinde ki duruma daha çok benziyor?</li>
</ul>
<p>Peki; bu Uzak Doğu ülkeleri bizden de fazla nüfusları ve daha da ağır sınav sistemleri ile PİSA ve benzer testlerde nasıl başarılı oluyorlar?</p>
<p>Aslında cevap basit; sorunun kökü sınav sistemi vb. temalar değil. Sorunun özü; sınavı nasıl yaptığınız, ölçme istediğiniz kavramları nasıl ölçtüğünüzle ve bunlardan nasıl sonuçlar çıkardığınızla ilgilidir.</p>
<p>Bir ülkenin eğitimle ilgili izlemesi gereken algoritma aslında o kadar basit ki:</p>
<ul>
<li>Önce ülkenin uzun vade sanayi, tarım, bilim-teknoloji hedeflerini belirle ki nasıl nesiller yetiştirmek istediğin ortaya çıksın.</li>
<li>Hedef koyduğun standartlara seni eriştirecek nesiller yetiştirmek için her durumda evrensel değerleri merkez alarak eğitim programını bu hedefler doğrultusunda belirle.</li>
<li>Eğitim programı boyunca; ölçücü, adaletli, yeteneği ortaya çıkaran sınavlar yaparak hangi birey hangi alanda yetenekli ortaya çıkar.</li>
<li>Seçme işlemini gerçekleştirdikten sonra yetenekli bireyi kendi alanında en iyi şekilde eğit.</li>
<li>Ve eğitim hayatını tamamlamış bireylerin aldıkları eğitimle örtüşen işler bulmasına olanak tanı.</li>
</ul>
<p>Görüldüğü gibi bu yapı içerisinde yanlış gidebilecek çok fazla şeyden sadece bir tanesi sınav sistemi.</p>
<p>İşini doğru yapan ülkeler incelendiğinde görülecektir ki; bu maddelerin tamamını doğru şekilde yapıyorlar. Ve bunların tamamı doğru şekilde yapıldığında öğrencileri sınavla seçmeye zorunda olmak, o kadar da büyük bir problem haline gelmiyor. Çin örneğinde, Kore örneğinde, Japonya örneğinde olduğu gibi…</p>
<p>Basit bir çıkarımla; evet mevcut Sınav Sistemi ülkemiz için bir sorun ancak Sınav Sistemi, <strong>mevcut olduğu için</strong> değil ‘<strong>bu haliyle’ mevcut olduğu</strong> için; öğrenciyi bilimsel konularda, evrensel değerleri kriter alan doğru sorular sorarak ölçmediği için bir problem.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/pisa-timss-sonuclari-egitim-sistemi">PISA-TIMSS Sonuçları ve Eğitim Sistemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4914</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hayatın laboratuvarı, üniversite…</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/hayatin-laboratuvari-universite</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Can Gürses]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Sep 2016 08:57:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Can Gürses]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[laboratuvar]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3780</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birçok üniversitede akademik yıl başladı, başlayacak&#8230; ODTÜ’ye başladığım yılı hatırlıyorum. Üniversiteye gittiğim ilk günü. İlk derse girişi, ilk tanıştığım insanı, ilk kız arkadaşımı&#8230; Ring servisini sürekli kaçırdığımdan kış akşamlarının çoğunda rektörlükten A1 kapısına yürüyüşümü. Amerika’ya doktora başvurum kabul edilip de sermeye başladığım okulun son döneminde, saçlar jöleli, en arkada artist artist oturup not bile tutmadığım için, duyanın laboratuvarda atom bombası yaptığımızı zannettiği, “uygulamalı kuantum” dersi hocasının beni tahtada soru çözme düellosuna davet etmesini!.. Ama her şeyden önemlisi aşağı yukarı hayatın her konusunda yaptığım dünya kadar hatayı hatırlıyorum&#8230; Çünkü üniversite böyle bir yerdir arkadaşım. Mümkün mertebe elinden geldiğince her konuda her şeyi denediğin ve bol bol hata yaptığın bir yerdir&#8230; Ve böyle bir lüksü hayatının hiçbir döneminde bir daha bulamayacağın bir yerdir. Aşağı yukarı 12 yaşından beri girdiğin dünya kadar sınavın arasından sıyrılıp adımını attığın, özgürleştiğin bir yerdir. Hayat boyu devam edecek birçok dostluğunun temelinin atılacağı, hobilerinin şekilleneceği, limitlerini ilk keşfetmeye başlayacağın&#8230; Kısacası kendini keşfedeceğin yerdir. Artık yaptığın şeyin ders çalışmak falan olmadığı&#8230; Araştırdığın, öğrendiğin, sorguladığın, tartıştığın yani profesyonel hayata, mesleğine ilk adımı attığın yerdir. Demem o ki hayatın her alanında&#8230; Hem profesyonel hem de özel tarafında, her türlü deneysel çalışmayı, hatayı yapıp, yaşamın geneli düşünüldüğünde inan çok da büyük sonuçlar yaşamayacağın bir laboratuvar ortamıdır üniversite. Ve laboratuvar ortamındaki en büyük başarılar genelde çok fazla sayıda ve ısrarla yapılan denemeler sonucunda ortaya çıkar. O yüzden üniversite hayatına&#8230; Yani gerçek hayatın başlangıcına hoş geldin arkadaşım. Kalbin temiz, aklın açık, davranışların samimi olsun. Bol bol hata yap!.. Sen yeter ki doğru amaçlar için olduğunu bil. Yolun kendiliğinden açık olur. Can GÜRSES / @canitti / can.gurses@sinavuzmani.net www.sinavuzmani.net</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/hayatin-laboratuvari-universite">Hayatın laboratuvarı, üniversite…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birçok üniversitede akademik yıl başladı, başlayacak&#8230;</p>
<p>ODTÜ’ye başladığım yılı hatırlıyorum.<br />
Üniversiteye gittiğim ilk günü.<br />
İlk derse girişi, ilk tanıştığım insanı, ilk kız arkadaşımı&#8230;<br />
Ring servisini sürekli kaçırdığımdan kış akşamlarının çoğunda rektörlükten A1 kapısına yürüyüşümü.</p>
<p>Amerika’ya doktora başvurum kabul edilip de sermeye başladığım okulun son döneminde, saçlar jöleli, en arkada artist artist oturup not bile tutmadığım için, duyanın laboratuvarda atom bombası yaptığımızı zannettiği, “uygulamalı kuantum” dersi hocasının beni tahtada soru çözme düellosuna davet etmesini!..</p>
<p>Ama her şeyden önemlisi aşağı yukarı hayatın her konusunda yaptığım dünya kadar hatayı hatırlıyorum&#8230;</p>
<p>Çünkü üniversite böyle bir yerdir arkadaşım.</p>
<p>Mümkün mertebe elinden geldiğince her konuda her şeyi denediğin ve bol bol hata yaptığın bir yerdir&#8230; Ve böyle bir lüksü hayatının hiçbir döneminde bir daha bulamayacağın bir yerdir.</p>
<p>Aşağı yukarı 12 yaşından beri girdiğin dünya kadar sınavın arasından sıyrılıp adımını attığın, özgürleştiğin bir yerdir.</p>
<p>Hayat boyu devam edecek birçok dostluğunun temelinin atılacağı, hobilerinin şekilleneceği, limitlerini ilk keşfetmeye başlayacağın&#8230; Kısacası kendini keşfedeceğin yerdir.</p>
<p>Artık yaptığın şeyin ders çalışmak falan olmadığı&#8230; Araştırdığın, öğrendiğin, sorguladığın, tartıştığın yani profesyonel hayata, mesleğine ilk adımı attığın yerdir.</p>
<p>Demem o ki hayatın her alanında&#8230; Hem profesyonel hem de özel tarafında, her türlü deneysel çalışmayı, hatayı yapıp, yaşamın geneli düşünüldüğünde inan çok da büyük sonuçlar yaşamayacağın bir laboratuvar ortamıdır üniversite.</p>
<p>Ve laboratuvar ortamındaki en büyük başarılar genelde çok fazla sayıda ve ısrarla yapılan denemeler sonucunda ortaya çıkar.</p>
<p>O yüzden üniversite hayatına&#8230; Yani gerçek hayatın başlangıcına hoş geldin arkadaşım.</p>
<p>Kalbin temiz, aklın açık, davranışların samimi olsun.</p>
<p>Bol bol hata yap!.. Sen yeter ki doğru amaçlar için olduğunu bil.</p>
<p>Yolun kendiliğinden açık olur.</p>
<p><strong>Can GÜRSES /<a href="https://twitter.com/canitti"> @canitti</a> / <a href="mailto:can.gurses@sinavuzmani.net">can.gurses@sinavuzmani.net </a></strong><br />
<a href="http://www.sinavuzmani.net"><strong>www.sinavuzmani.net</strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/hayatin-laboratuvari-universite">Hayatın laboratuvarı, üniversite…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3780</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
