Herkese Bilim Teknoloji

HBT Merak Konferansları devam ediyor: Eğitim ve nörobilimde merak

Merakı kışkırtmak: Merakınızı çaldırmayın!

HBT’nin merak konferansları devam ediyor; konferans dizimizin dördüncüsü, geçtiğimiz cumartesi günü Bahçeşehir Üniversitesi’nde gerçekleşti. Prof. Dr. Sedat Sever, annesinin rahatsızlığı sebebiyle katılamadı, geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Kendisinin yokluğunda Prof. Dr. Türker Kılıç ile Tanol Türkoğlu farklı açılardan ele alarak merakı tartıştı.

Orhan Bursalı’nın sunumuyla başlayan konferansta tartışmacılarımız birtakım sorulara cevap aradı: Öğrencilerde merak nasıl kışkırtılabilir? İlköğretimden üniversiteye eğitim sistemimiz merakı öldürüyor mu? Bu haliyle klasik eğitim sistemi tarihe mi karışmalı? Merakın önünde toplumsal ve ailesel engeller var mı? Şüphe etmekle merak ve yaratıcılık arasında nasıl bir ilişki kuruluyor?

Yayın danışmanımız Orhan Bursalı, “geleceğimiz” olarak tanımladığı merakımızı çaldırmamamız gerektiğini belirterek “Merakınızı çaldırmayın!” sloganını ortaya attı. “Bana güven gerisini merak etme sen,” anlayışının hâkim olduğu ülkemizde epey kıymetli bir slogan olduğunu söylemeden geçmeyelim. Üretim bazında meraka dayanan bir toplum modelinin önemine vurgu yapan Bursalı, “örgütlenmiş merak” kavramını bir kere daha hatırlatarak merakı toplumsal olarak kışkırtan milletlerin, üretimle ilerleyip büyürken merak etmeyen milletleri de köle haline getirdiklerinin altını çizdi. Bursalı’nın ardından Türker hocayı dinledik.


Merak zorunluluktan değil gönüllülükten doğar

Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin kurucu dekanı Prof. Türker Kılıç, öncelikle merakı doğru tanımlamamız gerektiğini; merakın, gönüllülük esasıyla gerçekleşen zihinsel bir faaliyet olduğunu belirtti. Kılıç, örneğin bir mimarlık öğrencisinin çıkış kapısının (yapısal açıdan) nerede olduğunu gönüllülükle sorgulamasını merak olarak tanımlarken an itibariyle yangın çıksa bizim çıkış kapısının nerede olduğunu -zorunluluktan- sorgulamamızın, tartışmamızın özünü oluşturan merakla alakası olmadığını belirterek önemli bir ayrıma dikkat çekti. Merakı, “sevinçli bir öğrenme hevesi” olarak tanımlayan Kılıç’a göre merakın 8 gerekli aşaması:

Aşamalarını sıraladığı merakı bağlantısallık odağında değerlendiren Kılıç, polimath (hazerfen) olmanın, bir başka deyişle binbir bilimci olmanın merakla paralel olduğunu belirtti; Leonardo Da Vinci gibi olmak, her şeyi sorgulamak, bilmeye hevesli olmak gerek. Bunu yaparken de önce yalnız olmak, ortaya bir soru atmak, bağlantısallığı görmek ve ortaya çıkanı da paylaşmak ve beraber sorgulamak, Bursalı’nın da ifade ettiği gibi örgütlü merakın temelinde yatan sürecin çerçevesini oluşturuyor.

Bu noktada araya giren Bursalı, Türkiye’nin ve geçmişte Osmanlı’nın meraksızlıktan “öldüğüne” vurgu yaptı. Sözgelimi piramitler; Mısırlılar merak etmezken Batı uygarlıkları, merak etti ve Mısıroloji bölümleri kurarak bu konuda bilgi sahibi olma yönünde adımlar attı. Veyahut Çanakkale’yi biz ne zaman merak ettik? Sömürgeci devletler bu topraklara göz diktikleri zaman. Ne demiştik; merakın özündeki gönüllülük unsuru… Biz hep zorunluluktan merak ediyoruz ve buna merak demek de mümkün değil; eğitim odağında kültür eksikliğinin arkasında işte bu meraksızlık var.

Öğrenciyi tasarımcı ve uygulayıcı yapacak bir eğitim sistemine ihtiyaç var

Peki ama merakın eğitimdeki karşılığı nedir? Dijital kanaat önderi Tanol Türkoğlu’nun bu konudaki düşünceleri oldukça kıymetli. Çocukken öğretmene, “Bu anlatılanlar hayatımızda ne işe yarayacak?” sorusunu hepimiz sormuşuzdur. Bugün de öğrenciler bu soruyu soruyor ve bilgiye istediği zaman ulaşabiliyor ancak hangi bilgiyi nerede kullanacağı asıl mesele. İşte burada, öğrencileri merak ettirmenin, bir şeyler öğrenmeye kanalize etmenin yolunun, eğitim sistemini “merak ettirme” motivasyonu üzerine kurmaktan geçtiğini bilmemiz gerekiyor. Türkoğlu, eğitim sistemine bu minvalde bir bakış açısı getirilmesi gerektiğini düşünüyor. Ancak bunun sadece akıllı tahta ve bilgisayar becerileri kazandırmaktan geçmediğini savundu.

Türkoğlu, Kılıç’ın da değindiği gibi “gönüllü merak” unsurunu kışkırtmamız gerektiğine vurgu yaparak öğrencinin -kişinin- kendini bulması ve gerçekleştirmesi için gerekli yakıtın merak olduğunun altını çizdi. Türkoğlu, eğitim sistemini şekillendirirken bu unsuru dikkate alarak öğrenciye teorik bilgi müfredatından ziyade onu “tasarımcı ve uygulamacı” yapacak bütüncül ve yaratıcı bir sistemin gerekliliğini savundu. Böyle bir sistemde öğrenci zaten gerekli teorik bilgiyi edinecek, yukarıda bahsettiğimiz üzere “anlatılanların hayatında ne işe yaradığını” eğitim sistemi sayesinde görecek ve hocasına bu soruyu sormayacak.

Nörobilim merakı nasıl açıklıyor?

Peki ama nörobilim açısından merak nedir? Ortada hiçbir neden yokken bu soruyu ortaya atan Kılıç, yaptığı araştırmaların aydınlatıcı sonuçlarını katılımcılarla paylaştı. Merakın beyin açısından önemini ve matematiğini (ölçülüp ölçülemeyeceğini) “merak eden” Kılıç’ın nörobilim araştırmalarının özet sonuçlarını paylaşıyoruz:

 

Not: Bir sonraki konferansımız 7 Mart’ta yine Bahçeşehir Üniversitesi’nde olacak.

Kayıtsız ve ücretsizdir, hepiniz davetlisiniz.

Konferansı izlemek isteyenler için video linki: https://youtu.be/lWcKrqnDv48

Yazı: Batuhan Sarıcan (batusarican@gmail.com)

Exit mobile version