Üniversite eğitimi hakkında yazmayı istiyordum; onu sonraya bırakmam gerekti çünkü dördü Boğaziçi Üniversitesi’nden olmak üzere 16 öğrenci çocuk işçi cinayetleri nedeniyle Milli Eğitim Bakanını protesto ettikleri için tutuklandı. İstanbul Barosu bu tutuklamalardan sonra yayınladığı açıklamada, Anayasanın ifade özgürlüğü ve barışçıl gösteri hakkını güvenceye aldığını ve üstelik eğitim hakkının doğrudan muhatabı ve mağduru olan gençler ve öğrencilerin bu özgürlükleri kullanmasının daha da meşru olduğunu belirtti.
Öğrencilerin protestolarının nedeni, mesleki eğitim adı altında çeşitli işyerlerinde çalıştırılırken yaşamlarını kaybeden yaşları 14-18 arasında olan çocuklardı. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’ne göre 2024 başından bu yıl Kasım ayı sonuna kadar 85 çocuk işçi öldü. Bunların en az 15’i MEB’in MESEM programı içinde gerçekleşen ölümlerdi.
TMMOB basın açıklamasında şöyle dedi: “14 yaşındaki Arda Tonbul sac büküm makinasına sıkışarak, Alperen Enes Ural, Zekai Dikici, Ömer Çakar, Alperen Kocayavuz ve Muratcan Eryılmaz yüksekten düşerek, 15 yaşındaki Erol Can Yavuz üzerine sunta bloklarının devrilmesi, 17 yaşındaki Ulaş Dumlu, atık havuzuna düşerek öldü. Bu ölümler çıraklık eğitimindeki ölüm olarak adlandırılamaz, Çocukların normalde çalıştırılmaları yasak olan işlerde çalıştırılırken meydana gelen ölümlerdir.”
Bu ölümler nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığı’ndan hiç kimse sorumluluk almazken içlerinde Boğaziçi Üniversitesi’nden öğrencilerin olduğu 16 genç, çocuk ölümlerini protesto ettikleri için tutuklu yargılanıyor. Demek ki bu ülke çocuklarına ve gençlerine değer vermiyor; onları sevmiyor.
MESEM’de 392 bin 887 öğrenci var
Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM), örgün ve zorunlu eğitim kapsamında. En az ortaokul mezunu, 14 yaşını doldurmuş çocuklar lise yerine MESEM’e devam ediyor, haftanın dört günü işyerlerinde çırak olarak çalışıp, bir günü okulda ders görüyor. Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) 2025 Eğitim İzleme Raporu’na göre, bu kapsamda 392 bin 887 öğrenci var.
Bizim gibi sanayileşmeye çalışan bir ülke için mesleki eğitim çok önemli. Sanayicilerimiz, mesleki eğitimin eksikliğinden yakınıyor, Avrupa ülkelerinde, özellikle Almanya’da mesleki eğitimin ne kadar yaygın olduğunu vurguluyorlar. Öte yandan, hedeflenen mesleki eğitime MESEM ile ulaşılamayacağı konusunda ciddi eleştiriler var. Toplumun bu eleştirileri duyması, tartışması gerek.
Çocuk işçilerin çalışma koşullarını düzenleyen yönetmelik, çocukların riskli işlerde çalıştırılmasını kısıtlıyor. Ancak uygulamada öğrenciler çalışmamaları gereken saat ve sürelerde ve işlerde çalıştırılıyor. MESEM kapsamında bir öğrenci yaşı itibarıyla kullanmaması gereken bir iş makinesi nedeniyle can verdiğinde, Milli eğitim Bakanlığı, işletme denetiminin kendi sorumluluğu olmadığı, Çalışma Bakanlığının sorumluluğunda olduğunu söylüyor. ERG 2025 Eğitim İzleme Raporu, bu nedenlerle, bu şekilde denetimsiz bir çıraklık eğitiminin milli eğitimin örgün eğitim kapsamı dışına alınmasını öneriyor.
Türk Eğitim Derneği araştırma merkezi TEDMEM’in “Ortaeğitimi Yeniden Düşünmek” başlıklı 2025 yılı raporunda ise, MESEM için, yurtdışındaki örneklere göre eksikliklere değiniliyor. Almanya’da bu tür çıraklık eğitimleri 16 yaşında başlarken, Türkiye’de 14 yaşta başlamasının sakıncaları, temel becerilerin haftada bir günde verilemediği eleştirileri var. Avrupa’da mesleki eğitim kapsamında yenilikçi düşünme, yabancı dil ve girişimcilik gibi yatay becerilerin verildiği vurgulanıyor. Etkin ve düzenli bir denetim olmadan öğrencilerin işletmelere yollanmasının sakıncaları anlatılıyor.
Belki de en can alıcı soruyu başarılı bir mesleki eğitim veren Mutfak Sanatları Merkezi’nin kurucusu Mehmet Aksel soruyor: “Mesleki eğitim üretim için midir, yoksa üretmeyi öğrenen çocuk için mi?” Başarılı mesleki eğitim sistemleri olan Almanya, Avusturya, Hollanda, Danimarka gibi ülkelerde, üretim baskısının çocuğun güvenliğinin, gelişiminin ve öğrenme sürecinin önüne geçmediğini vurguluyor. Milli Eğitim Bakanlığının bu felsefeyle öğrenciyi eğitme, sağlık ve esenliğini sağlama sorumluluklarını hatırlamasını diliyorum. Öğrencilerimizi de serbest bırakıp bu önemli konuyu kamuoyu gündemine getirdikleri için teşekkür etmeliler.
Lale Akarun
*Bu yazı, HBT Dergi 502. sayıda yayınlanmıştır.
