Herkese Bilim Teknoloji

Eylül’de gel / Come September

1961 yapımı, gençliğimizin yıldızı bir film. O kadar ki, sanatçı Alpay, bunun müziğinin Türkçe sözlüsünü söylemiştir ve aradan geçen 65 seneden sonra müziği hâlâ kulaklarımdadır. Ama günümüzde, “Eylül’de gel” bambaşka bir şeyi anımsatıyor: CHP’yi çorba gibi karıştırma girişimini. Aslında bu girişim, yakın geçmişini bilmeyen, hatırlamayan birileri tarafından yapılıyor. Belki bu yolla onlar da öğrenir. Kim bilir?

Film, bir umutsuzluğu konu olarak almış. Acaba günümüzdeki yakıştırma da öyle mi? Eğer öyle ise, gitti gider iktidar. Çünkü iktidar mensuplarının çoğu gençliğini yaşayamamış kimseler. Karşılarında muhalefet ise, çoğunluğu genç olan ve gençliği yaşayabilmek isteyenler. Güç zehirlenmesi ile şiddete başvurmazlarsa, işin normal akışı günümüz gençlerinin oylarıyla başlarından savabilecekleri bir durum. Tabii, eğer bir seçim (âdil) yapılırsa.

Nedir bir gencin derdi?


Diplomasını alıp da diplomasına uygun bir işe giremeyen nüfus ülkeyi batıracak. Bunlar ne okulda ne işte olmadıklarından “evde” ana-babalarının yanında vakit geçiriyorlar. İktisatçı olup ta ancak kasiyerlik işi bulabilen birisi giderek nefret doluyor. Çoğu zâten yurt dışına gitmenin yollarını kolluyor. Bu nefret batıracak bizi. Yoksa, ideolojisi uyuşmasa da bir genç neden doldursun CHP miting alanını? Kaldı ki, bunlar bu ülkenin geliri ile yetiştirilmiş insanlar. Doğur, bak, yetiştir, paranı ona harca, sonra çeksin gitsin elin Almanya’sında yetişmiş iş gücü olarak çalışsın. Olacak iş değil: Bunları salalım AB’ye, gitsinler ne halleri varsa görsünler. Yerlerine daha niteliksiz, Türkçe bile bilmeyen Afgan ve Suriyeli koyalım. Tam da Cumhurbaşkanının aradığı sonuç (!). Nitelik değil, nicelik. Kelle sayısı. Çok şubeli marketlerde artık kasaları Afgan-Suriyeli diye ayırırız.

Nasıl yetişir nitelikli bir genç?

Basit. Önce laik olacak. Ona verilen her bilgiyi sorgulayabilecek. Hop, hop adam ezdin (!). Ne olacak, neyi sorgulayacak dedin? İşte orada duruyor denklem. Tıkanıyor. İlerleyemiyor. Bu nedenle aileden bulaşan unsurlar yoksa artık nitelikli insan yetiştirmek de yok. Yeniden laik ortama, öğretileni kendi ruhuna aktarırken sorgulamaya geçmek en az 10 sene. O zamana kadar nitelikli insan yetiştirmeye “reklam arası” vereceğiz. 23 sene geçti Adalet ve Kalkınma Partisinin yönetiminde. En iyi olasılık bir on sene daha geçecek 2003 tarihine geri dönmeye. Kayıp 33 sene.

ABD başkanı Kennedy (ben 1961’de TV’de seyrettim), “10 seneye Ay’a gideceğiz” diye hedef vermişti. Gittiler mi, gittiler. Ama onlarda kalkınma partisi yoktu.

Bizde bir parti var 23 senedir iktidar. Başkanı BOP eş-başkanı. Keserini salladığı vakit onlara yontuyor. Bize ise, katlanarak gelen vergileri ödemek düşüyor. Üstelik en vergi vermesi gerekenler affediliyor. (Yandaşların) vergi borçları siliniveriyor.

siz bu ortamda gelin ileri teknoloji yaratmaya uğraşın. Ayırdığınız paranın birden “yeni bir vergi”ye gidiverdiğini görünce size ancak para basmak kalır. Bizim Akyazılılar onu da yapar, merak etmeyin. Paranın sahte olduğunu anlamak için çırağa yeni bastığınız 75’lerden verin, söyleyin bakkala gitsin 100gr. fındık alsın. Gelen para üstü içinde 15’lik banknot varsa bilin ki, paralar sahte. Ne olacak; diplomalar sahte olunca kimsenin kılı kıpırdamıyor…

Sonuç

Ortada peydahlanacak bir çocuk için bu kadar prim varsa biz onun da sahtesini yaparız. Getirin nüfus kütüklerinizi ne kardeşleriniz varmış ananızın 70 yaşındayken doğurduğu size göstereyim. Osmanlı’nın batması iktisat yönünden oldu. “İktisatçıyım ben bilirim” diyene kanmayın. Onlara en kestirme yoldan ekonomi öğretin.

Ali Akurgal

*Bu yazı HBT Dergi 490. sayıda yayınlanmıştır.

Exit mobile version