<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bilinçdışı arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/bilincdisi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/bilincdisi</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 11 Apr 2023 15:19:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Bastırılmış anılar su yüzüne çıkartılabilir mi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bastirilmis-anilar-su-yuzune-cikartilabilir-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Apr 2023 14:53:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[anılar]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçdışı]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[suistimal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29313</guid>

					<description><![CDATA[<p>1980’lerin sonlarından 1990’ların başlarına dek uzanan zaman diliminde ABD bir panik dalgasının pençesindeydi. Çocukken suistimal edildiklerine inanan binlerce yetişkin, çok acı verdiği için bu anıları yıllarca bastırmıştı, fakat anılar birden bire ortaya çıkmaya başladı. Philadelphia merkezli kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan The False Memory Syndrome Foundation&#8217;a göre, söz konusu dönemde toplam 736 kişi bu tür bastırılmış anılarının yeniden su yüzüne çıkmasıyla birlikte yasal haklarının savunulması istemiyle mahkemeye başvurdu. 1990’ların sonlarında, ABD Federal Araştırma Bürosu (FBI) ve Adalet Bakanlığı tarafından yapılan sorgulamalar sonucunda, bu suistimal suçlamalarının büyük bir bölümünün asılsız olduğu kanıtlandı. Sarsıcı çocukluk anıları canlandığı için insanların mahkemelere başvurduğu ve adeta bir salgına dönüşen bu sürecin hızı da giderek kesildi. Ancak ruh bilim dünyasında anıların canlanması kavramı hiçbir zaman tümden yok olmadı. Nitekim, kısa süre önce yapılan bir araştırma klinik psikoloji konusunda uzmanlaşmış hekimlerin %76’sının anıların bastırılmasına (represyon) inanmayı günümüzde de sürdürdüklerini ortaya koyuyor. Peki, yaşanan bir olayla ilgili olarak belleğin derinliklerine gömülen anıların, yıllar sonra canlanması mümkün mü? İnsanların, savunma yöntemi olarak, yoğun kaygı ve üzüntüye yol açan sarsıcı bir olayı görmezden gelerek farkında olmadan bilinçdışına ittikleri görüşünü, 20. yüzyılın başlarında ilk ortaya atan kişi Sigmund Freud oldu. Ne var ki, Kanada Ontario Üniversitesi ruh bilimcilerinden Albert Katz, insanlarda böyle bir düzeneğin olduğu yönünde herhangi bir kanıt bulunmadığına dikkat çekerek, “Birtakım şeyleri unutabileceğimiz kuşkusuz. Ancak bu durum ille de insanların bilinçlerini kapamalarına yol açan etkin bir sürecin var olduğu anlamına gelmez&#8221; diyor. İnsanların unutmalarına neden olan çok çeşitli unsurlar vardır. Sıklıkla akla getirilmeyen şeyler zamanla unutulup gider. İnsanlar, genellikle sıradan olayları da unutma eğillimindedir. Ancak Cornell Üniversitesi ruh bilim uzmanlarından Charles Brainerd, insanların bilerek ya da isteyerek de bir şeyleri unutabileceklerini belirtiyor. Bir araştırmada katılımcılardan kendilerine verilen bir dizi sözcüğü unutmaları istendiğinde deneklerin o sözcükleri unutma olasılıklarının çok daha yüksek olduğu görüldü. Ruh bilimde “yönlendirilmiş unutma” olarak da bilinen kasıtlı unutma, söz gelimi, insanların işlerin pek de yolunda gitmediği bir ilk buluşmayı kafalarından silip atmalarına yardımcı olabilmekle birlikte, gerçek anlamda duyguları örseleyici bir olayın bellekten silinip yok olmasını sağlamaz. Bunun insanların genelde acı veren ya da sıkıntı yaratan olayları akıllarında tutmayı yeğlemelerinin bir sonucu olduğuna dikkat çeken Brainerd, “Belleğin temel yasalarından biri de budur&#8221; diyor. Anıların canlanmasında belli bir gerçeklik payı olduğunu belirten Katz da, “Anıların aradan yıllar geçmiş olsa bile, özellikle de bir görüntü, koku, ya da başka bir tetikleyici unsurla yeniden canlanmaları olasıdır. Ancak bu anılar yaşandıkları andaki gibi saf ve bozulmamış olarak geri gelmezler. Bellek, bir ses kayıt aygıtı gibi çalışmaz; son derece esnek ve akışkan bir yapıya sahip olduğundan, anımsadıklarımız çoğu zaman belli bir şeyin bölük pörçük parçaları olur ve ardından da bunlara kendi kafamıza göre birtakım ayrıntılar ekleriz” diyor. 80’li ve 90’lı yıllarda gözde olan ve “bastırılmış anılar” adıyla bilinen anıların su yüzüne çıkarılması amacıyla uygulanan çok sayıda yöntem vardı. Brainerd, bu dönemde terapi uzmanlarının danışanlarıyla birlikte çocukluk fotoğraflarını gözden geçirdiklerini ve karakterleri suistimale uğramış olan kitaplar okuduklarını, uzmanların danışanların belli olaylarla ilgili anı ve duygularını su yüzüne çıkartmalarına yardımcı olduğuna inanılan hipnoz seansları ve güdümlenmiş görsellik alıştırmalarına katıldıklarını belirtiyor. Katz&#8217;a göre sözü edilen bu terapi yöntemleriyle ilgili sorun, insanları gerçekte hiç yaşamamış oldukları olaylarla ilgili “anılar” üretmeye özendiriyor olmasıydı. Bunun da nedeni insanların, kendilerine birtakım ipuçları ya da öneriler verildiğinde, hiç yaşanmamış sahte anılar üretmeye yatkın olmalarıydı. Örneğin bir araştırmada, katılımcılara üzerinde birtakım oynamalar yapılarak kendilerini sıcak hava balonlarında gösteren fotoğraflar gösterildiğinde, %50’sinin daha önce hiç ayak basmamış oldukları garip bir uçan aygıta bindiklerini “anımsadıkları” görüldü. Benzer biçimde, kitap, fotoğraf ve kimi başka güdümlenmiş görsellik uygulamaları da insanların hiç yaşamamış oldukları sömürü olaylarını “anımsamalarına” yol açıyordu. Tıpkı kendilerinin sıcak hava balonlarına bindiklerini kafalarında canlandıran araştırmanın katılımcılarında olduğu gibi, anı canlandırma seanslarına katılanlar da kafalarında canlandırdıkları dehşet verici olayları gerçekten yaşadıklarına inanıyorlardı. Kaynak: https://www.livescience.com/repressed-memories-not-science.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bastirilmis-anilar-su-yuzune-cikartilabilir-mi">Bastırılmış anılar su yüzüne çıkartılabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span lang="tr-TR">1980’lerin sonlarından 1990’ların başlarına dek uzanan zaman diliminde ABD bir panik dalgasının pençesindeydi. Çocukken suistimal edildiklerine inanan binlerce yetişkin, çok acı verdiği için bu anıları yıllarca bastırmıştı, fakat anılar birden bire ortaya çıkmaya başladı. </span><span lang="tr-TR">Philadelphia merkezli kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan The False Memory Syndrome Foundation&#8217;a göre,</span><span lang="tr-TR"> söz konusu dönemde toplam 736 kişi bu tür bastırılmış anılarının yeniden su yüzüne çıkmasıyla birlikte yasal haklarının savunulması istemiyle mahkemeye başvurdu. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">1990’ların sonlarında, ABD Federal Araştırma Bürosu (FBI) ve Adalet Bakanlığı tarafından yapılan sorgulamalar sonucunda, bu suistimal suçlamalarının büyük bir bölümünün asılsız olduğu kanıtlandı. Sarsıcı çocukluk anıları canlandığı için insanların mahkemelere başvurduğu ve adeta bir salgına dönüşen bu sürecin hızı da giderek kesildi. Ancak ruh bilim dünyasında anıların canlanması kavramı hiçbir zaman tümden yok olmadı. Nitekim, kısa süre önce yapılan bir araştırma klinik psikoloji konusunda uzmanlaşmış hekimlerin %76’sının anıların bastırılmasına (represyon) inanmayı günümüzde de sürdürdüklerini ortaya koyuyor. </span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Peki, yaşanan bir olayla ilgili olarak belleğin derinliklerine gömülen anıların, yıllar sonra canlanması mümkün mü?</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">İnsanların, savunma yöntemi olarak, yoğun kaygı ve üzüntüye yol açan sarsıcı bir olayı görmezden gelerek farkında olmadan bilinçdışına ittikleri görüşünü, 20. yüzyılın başlarında ilk ortaya atan kişi Sigmund Freud oldu. Ne var ki, Kanada Ontario Üniversitesi ruh bilimcilerinden Albert Katz, insanlarda böyle bir düzeneğin olduğu yönünde herhangi bir kanıt bulunmadığına dikkat çekerek, “Birtakım şeyleri unutabileceğimiz kuşkusuz. Ancak bu durum ille de insanların bilinçlerini kapamalarına yol açan etkin bir sürecin var olduğu anlamına gelmez&#8221; diyor. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">İnsanların unutmalarına neden olan çok çeşitli unsurlar vardır. Sıklıkla akla getirilmeyen şeyler zamanla unutulup gider. İnsanlar, genellikle sıradan olayları da unutma eğillimindedir. Ancak Cornell Üniversitesi ruh bilim uzmanlarından Charles Brainerd, insanların bilerek ya da isteyerek de bir şeyleri unutabileceklerini belirtiyor. Bir araştırmada katılımcılardan kendilerine verilen bir dizi sözcüğü unutmaları istendiğinde deneklerin o sözcükleri unutma olasılıklarının çok daha yüksek olduğu görüldü. Ruh bilimde “yönlendirilmiş unutma” olarak da bilinen kasıtlı unutma, söz gelimi, insanların işlerin pek de yolunda gitmediği bir ilk buluşmayı kafalarından silip atmalarına yardımcı olabilmekle birlikte, gerçek anlamda duyguları örseleyici bir olayın bellekten silinip yok olmasını sağlamaz. Bunun insanların genelde acı veren ya da sıkıntı yaratan olayları akıllarında tutmayı yeğlemelerinin bir sonucu olduğuna dikkat çeken Brainerd, “Belleğin temel yasalarından biri de budur&#8221; diyor. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Anıların canlanmasında belli bir gerçeklik payı olduğunu belirten Katz da, “Anıların aradan yıllar geçmiş olsa bile, özellikle de bir görüntü, koku, ya da başka bir tetikleyici unsurla yeniden canlanmaları olasıdır. Ancak bu anılar yaşandıkları andaki gibi saf ve bozulmamış olarak geri gelmezler. Bellek, bir ses kayıt aygıtı gibi çalışmaz; son derece esnek ve akışkan bir yapıya sahip olduğundan, anımsadıklarımız çoğu zaman belli bir şeyin bölük pörçük parçaları olur ve ardından da bunlara kendi kafamıza göre birtakım ayrıntılar ekleriz” diyor. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">80’li ve 90’lı yıllarda gözde olan ve “bastırılmış anılar” adıyla bilinen anıların su yüzüne çıkarılması amacıyla uygulanan çok sayıda yöntem vardı. Brainerd, bu dönemde terapi uzmanlarının danışanlarıyla birlikte çocukluk fotoğraflarını gözden geçirdiklerini ve karakterleri suistimale uğramış olan kitaplar okuduklarını, uzmanların danışanların belli olaylarla ilgili anı ve duygularını su yüzüne çıkartmalarına yardımcı olduğuna inanılan hipnoz seansları ve güdümlenmiş görsellik alıştırmalarına katıldıklarını belirtiyor. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Katz&#8217;a göre sözü edilen bu terapi yöntemleriyle ilgili sorun, insanları gerçekte hiç yaşamamış oldukları olaylarla ilgili “anılar” üretmeye özendiriyor olmasıydı. Bunun da nedeni insanların, kendilerine birtakım ipuçları ya da öneriler verildiğinde, hiç yaşanmamış sahte anılar üretmeye yatkın olmalarıydı. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Örneğin bir araştırmada, katılımcılara üzerinde birtakım oynamalar yapılarak kendilerini sıcak hava balonlarında gösteren fotoğraflar gösterildiğinde, %50’sinin daha önce hiç ayak basmamış oldukları garip bir uçan aygıta bindiklerini “anımsadıkları” görüldü.</span></p>
<p><span lang="tr-TR"> Benzer biçimde, kitap, fotoğraf ve kimi başka güdümlenmiş görsellik uygulamaları da insanların hiç yaşamamış oldukları sömürü olaylarını “anımsamalarına” yol açıyordu. Tıpkı kendilerinin sıcak hava balonlarına bindiklerini kafalarında canlandıran araştırmanın katılımcılarında olduğu gibi, anı canlandırma seanslarına katılanlar da kafalarında canlandırdıkları dehşet verici olayları gerçekten yaşadıklarına inanıyorlardı.</span></p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.livescience.com/repressed-memories-not-science.html">https://www.livescience.com/repressed-memories-not-science.html</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bastirilmis-anilar-su-yuzune-cikartilabilir-mi">Bastırılmış anılar su yüzüne çıkartılabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29313</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Irkçılığın sürmesinde bilinçdışı ön yargılar da var</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/irkciligin-surmesinde-bilincdisi-on-yargilar-da-var</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 May 2018 09:45:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçaltı]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçdışı]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçı]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[ön yargı]]></category>
		<category><![CDATA[polis]]></category>
		<category><![CDATA[siyah]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=10067</guid>

					<description><![CDATA[<p>2016&#8217;da ABD’nin Louisiana ve Minnesota eyaletlerinde iki siyahi adamın polis tarafından vurularak öldürülmesi, bu ülkede polislerin ırkçı bir tavır sergiliyor olabilecekleri konusunu yeniden gündeme getirdi. Ne var ki, uzmanlar ırkçılığın yalnızca bu meslek grubuyla sınırlı kalmadığına ve kendilerini ırkçı olarak değerlendirmeyen insanların bile bilinçdışı birtakım ön yargılara sahip olabileceğine dikkat çekiyor. New York Üniversitesi ruhbilim uzmanlarından David Amodio, bilinçdışı ırkçılığın gizli/örtük ön yargı adıyla bilinen ruhsal olgunun bir örneği olduğuna dikkat çekiyor. Amodio insanlardaki gizli ön yargıların temelinde kişisel deneyimleri ya da inançlarından çok, kitle iletişim araçlarına yansıtılan siyahiler ve daha başka azınlıklarla ilgili görüntülere benzer toplumsal iletilerin yattığını belirtiyor. Bilim insanları gizli ön yargıları ABD’deki sivil haklar hareketi sırasında araştırmaya başladı. Amodio, bu hareket geliştikçe araştırmaların ülkede yaşayan insanların farklı ırklardan bireylere yönelik davranışlarında da giderek bir iyileşme olduğunu, siyahlara çok daha olumlu tavırlarla yaklaştıklarını belirten beyazların sayısının her geçen gün daha da arttığını ortaya koyduğunu dile getiriyor. Ne var ki, ayrımcı davranış örneklerinde görünürde pek bir değişiklik meydana gelmediğine de tanık olunuyor. Amodio insanların, ön yargılara karşı çıksalar bile, kafalarının bir yerinde siyahlara ya da başka azınlıklara karşı güçlü birtakım olumsuz duygular besledikleri sonucuna ulaşıldığını, o günden beri yapılan beyin ve insan davranışlarıyla ilgili araştırmaların gizli ön yargıların ciddi bir sorun oluşturduğuna işaret ettiğini söylüyor. Silahlar patlıyor “Ateş etme görevi” adı verilen bir deney kapsamında katılımcılardan silahlı adam görüntülerine ateş etmeleri ve bu süreçte ellerinde kutu içecek ya da el aygıtları olan silahsız adam görüntülerini vurmaktan kaçınmaları istendi. Gelgelelim, bu tür deneyler kapsamında katılımcıların sürekli olarak silahlı siyah erkekleri silahlı beyaz erkeklerden çok daha hızlı bir biçimde “vurduğuna” tanık olundu. Yapılan çeşitli araştırmalarda hep aynı sonuca ulaşıldı. Dahası, araştırmalar katılımcıların genelde silahlı beyazlardan daha çok silahlı siyahları ve silahsız beyazlardan çok silahsız siyahları vurma eğiliminde olduğunu ortaya koydu. Uzmanlar hem beyazlarda, hem de siyahlarda gizli ön yargılara işaret eden veriler elde etti. 2002 yılında yapılan ve Journal of Personality and Social Psychology dergisinde yayımlanan bir araştırma, gerek Afro-Amerikalı, gerekse beyaz deneklerin eşit düzeyde ön yargılı olduğunu gözler önüne serdi. 2012 yılında Emotion dergisinde yayımlanan bir başka araştırma da kaygı ve korku duyguları yaşayan güçlü konumdaki insanlarda gizli ön yargıların genelde çok daha ağır bastığını ortaya koydu. Amodio, “Korku ile güç bir araya geldiğinde ve buna bir de silah eklendiğinde gerçekten tehlikeli bir karışım yaratılmış olur” diyor. Gizli ön yargıların taşması Amodio şu noktalara da işaret etti: *Gizli ön yargılar çok farklı koşullarda ortalığa dökülebilir. Söz gelimi, 2014 yılında yapılan bir araştırmada ekonominin kötüye gittiği söylenen kişiler genelde siyahları “daha da siyah” görüyor. *Gerçek yaşamda bu algı ayrımcılığa yol açabiliyor ve söz gelimi, ekonomik durgunluk dönemlerinde siyahların kredi almalarını daha da güçleştiriyor. *İnsanların başkalarını olumsuz duygularla bağdaştırıp belli sınıflara oturtmaları ve onlara farklı davranmaları eşitsizliğe yol açıyor. *Gizli ön yargılar eski çağlarda insanların birbirlerine bağlanıp yaşamda kalmalarına katkıda bulunmuş olabilir, ancak aileler, komşular ve uluslar bağlamında, her düzeyde karşılıklı bağlılık ve dayanışmanın büyük ölçüde var olduğu günümüz toplumlarında, bu durum tümden farklı bir boyut kazanıyor. Ön yargıların ayarlanması Söz konusu davranışın değiştirilmesi güç olmakla birlikte, bunu başarmanın çeşitli yolları da var. Amodio ve arkadaşları 2010 yılında yaptıkları bir araştırmada birtakım önlemlerin işe yarayabileceğine tanık oldular. Örneğin, ateş etme deneyinde, öncesinde kendilerinden “Birini gördüğümde, onun hangi ırktan olduğunu görmezden geleceğim!” tümcesini söyleyip yazmaları istenen katılımcıların silahsız siyah erkekleri vurma olasılığı çok daha düşük. “Ne zaman silahlı birini görürsem, onu vuracağım!” ve “Elinde silah dışında bir şey olan birini asla vurmayacağım!” türünde tümcelerin söylenip yazılması da deneyde yanlış kişilerin hedef alınmasını belli ölçüde azaltıyor. Gerçek hayatta farklı  Ne var ki, deneylerden elde edilen bu sonuçlar, laboratuvar ortamından uzaklaşıldığında çoğu zaman geçersiz oluyor. 2014 yılında yayımlanan bir yazısında şöyle diyor: “Gizli ön yargıların değiştirilmesi, özellikle de ırksal ön yargıların ve basmakalıp düşüncelerin sürekli pekiştirildiği bir kültürel ortamda son derece güçtür. Yine de, eyleme geçmeden önce enine boyuna düşünmeyi öğrenen insanların davranışlarını filtreden geçirmek suretiyle ön yargılarından sıyrılması da olası. Dizginlenerek değiştirilen davranışlar zamanla bir alışkanlığa dönüşebilir ve böylece beyindeki basmakalıp düşünceler de giderek silinmeye yüz tutabilir.” Rita Urgan  Kaynak: Live Science, 8 Temmuz 2016</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/irkciligin-surmesinde-bilincdisi-on-yargilar-da-var">Irkçılığın sürmesinde bilinçdışı ön yargılar da var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2016&#8217;da ABD’nin Louisiana ve Minnesota eyaletlerinde iki siyahi adamın polis tarafından vurularak öldürülmesi, bu ülkede polislerin ırkçı bir tavır sergiliyor olabilecekleri konusunu yeniden gündeme getirdi.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-10068 aligncenter" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/05/rscm-300x194.jpg" alt="" width="300" height="194" /></p>
<p>Ne var ki, uzmanlar ırkçılığın yalnızca bu meslek grubuyla sınırlı kalmadığına ve kendilerini ırkçı olarak değerlendirmeyen insanların bile bilinçdışı birtakım ön yargılara sahip olabileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p>New York Üniversitesi ruhbilim uzmanlarından <strong>David Amodio</strong>, bilinçdışı ırkçılığın gizli/örtük ön yargı adıyla bilinen ruhsal olgunun bir örneği olduğuna dikkat çekiyor. Amodio insanlardaki gizli ön yargıların temelinde kişisel deneyimleri ya da inançlarından çok, kitle iletişim araçlarına yansıtılan siyahiler ve daha başka azınlıklarla ilgili görüntülere benzer toplumsal iletilerin yattığını belirtiyor.</p>
<p>Bilim insanları gizli ön yargıları ABD’deki sivil haklar hareketi sırasında araştırmaya başladı. Amodio, bu hareket geliştikçe araştırmaların ülkede yaşayan insanların farklı ırklardan bireylere yönelik davranışlarında da giderek bir iyileşme olduğunu, siyahlara çok daha olumlu tavırlarla yaklaştıklarını belirten beyazların sayısının her geçen gün daha da arttığını ortaya koyduğunu dile getiriyor.</p>
<p>Ne var ki, ayrımcı davranış örneklerinde görünürde pek bir değişiklik meydana gelmediğine de tanık olunuyor.</p>
<p>Amodio insanların, ön yargılara karşı çıksalar bile, kafalarının bir yerinde siyahlara ya da başka azınlıklara karşı güçlü birtakım olumsuz duygular besledikleri sonucuna ulaşıldığını, o günden beri yapılan beyin ve insan davranışlarıyla ilgili araştırmaların <strong>gizli ön yargıların</strong> ciddi bir sorun oluşturduğuna işaret ettiğini söylüyor.</p>
<p><strong>Silahlar patlıyor</strong></p>
<p>“Ateş etme görevi” adı verilen bir deney kapsamında katılımcılardan silahlı adam görüntülerine ateş etmeleri ve bu süreçte ellerinde kutu içecek ya da el aygıtları olan silahsız adam görüntülerini vurmaktan kaçınmaları istendi.</p>
<p>Gelgelelim, bu tür deneyler kapsamında katılımcıların sürekli olarak silahlı siyah erkekleri silahlı beyaz erkeklerden çok daha hızlı bir biçimde “vurduğuna” tanık olundu. Yapılan çeşitli araştırmalarda hep aynı sonuca ulaşıldı.</p>
<p>Dahası, araştırmalar katılımcıların genelde silahlı beyazlardan daha çok silahlı siyahları ve silahsız beyazlardan çok silahsız siyahları vurma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Uzmanlar hem beyazlarda, hem de siyahlarda gizli ön yargılara işaret eden veriler elde etti. 2002 yılında yapılan ve <em>Journal of Personality and Social Psychology</em> dergisinde yayımlanan bir araştırma, gerek Afro-Amerikalı, gerekse beyaz deneklerin eşit düzeyde ön yargılı olduğunu gözler önüne serdi.</p>
<p>2012 yılında <em>Emotion</em> dergisinde yayımlanan bir başka araştırma da kaygı ve korku duyguları yaşayan güçlü konumdaki insanlarda gizli ön yargıların genelde çok daha ağır bastığını ortaya koydu.</p>
<p>Amodio, “Korku ile güç bir araya geldiğinde ve buna bir de silah eklendiğinde gerçekten tehlikeli bir karışım yaratılmış olur” diyor.</p>
<p><strong>Gizli ön yargıların taşması</strong></p>
<p>Amodio şu noktalara da işaret etti:</p>
<p>*Gizli ön yargılar çok farklı koşullarda ortalığa dökülebilir. Söz gelimi, 2014 yılında yapılan bir araştırmada ekonominin kötüye gittiği söylenen kişiler genelde siyahları “daha da siyah” görüyor.</p>
<p>*Gerçek yaşamda bu algı ayrımcılığa yol açabiliyor ve söz gelimi, ekonomik durgunluk dönemlerinde siyahların kredi almalarını daha da güçleştiriyor.</p>
<p>*İnsanların başkalarını olumsuz duygularla bağdaştırıp belli sınıflara oturtmaları ve onlara farklı davranmaları eşitsizliğe yol açıyor.</p>
<p>*Gizli ön yargılar eski çağlarda insanların birbirlerine bağlanıp yaşamda kalmalarına katkıda bulunmuş olabilir, ancak aileler, komşular ve uluslar bağlamında, her düzeyde karşılıklı bağlılık ve dayanışmanın büyük ölçüde var olduğu günümüz toplumlarında, bu durum tümden farklı bir boyut kazanıyor.</p>
<p><strong>Ön yargıların ayarlanması</strong></p>
<p>Söz konusu davranışın değiştirilmesi güç olmakla birlikte, bunu başarmanın çeşitli yolları da var. Amodio ve arkadaşları 2010 yılında yaptıkları bir araştırmada birtakım önlemlerin işe yarayabileceğine tanık oldular. Örneğin, ateş etme deneyinde, öncesinde kendilerinden “Birini gördüğümde, onun hangi ırktan olduğunu görmezden geleceğim!” tümcesini söyleyip yazmaları istenen katılımcıların silahsız siyah erkekleri vurma olasılığı çok daha düşük.</p>
<p>“Ne zaman silahlı birini görürsem, onu vuracağım!” ve “Elinde silah dışında bir şey olan birini asla vurmayacağım!” türünde tümcelerin söylenip yazılması da deneyde yanlış kişilerin hedef alınmasını belli ölçüde azaltıyor.</p>
<p><strong>Gerçek hayatta farklı</strong><strong> </strong></p>
<p>Ne var ki, deneylerden elde edilen bu sonuçlar, laboratuvar ortamından uzaklaşıldığında çoğu zaman geçersiz oluyor. 2014 yılında yayımlanan bir yazısında şöyle diyor:</p>
<p>“Gizli ön yargıların değiştirilmesi, özellikle de ırksal ön yargıların ve basmakalıp düşüncelerin sürekli pekiştirildiği bir kültürel ortamda son derece güçtür. Yine de, eyleme geçmeden önce enine boyuna düşünmeyi öğrenen insanların davranışlarını filtreden geçirmek suretiyle ön yargılarından sıyrılması da olası. Dizginlenerek değiştirilen davranışlar zamanla bir alışkanlığa dönüşebilir ve böylece beyindeki basmakalıp düşünceler de giderek silinmeye yüz tutabilir.”</p>
<p><strong>Rita Urgan </strong></p>
<p><strong>Kaynak: Live Science, 8 Temmuz 2016</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/irkciligin-surmesinde-bilincdisi-on-yargilar-da-var">Irkçılığın sürmesinde bilinçdışı ön yargılar da var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10067</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
