<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>deniz yolu arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/deniz-yolu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/deniz-yolu</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 20 Mar 2023 14:24:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>İstanbul’da deprem olursa halk nasıl hazırlanmalı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/istanbulda-deprem-olursa-halk-nasil-hazirlanmali</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Kuban]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Mar 2023 07:37:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğan Kuban]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[büyük istanbul depremi]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma]]></category>
		<category><![CDATA[deniz yolu]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[depremzede]]></category>
		<category><![CDATA[fay hattı]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[hastane]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlık]]></category>
		<category><![CDATA[ilk yardım]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kara yolu]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey anadolu fay hattı]]></category>
		<category><![CDATA[marmara]]></category>
		<category><![CDATA[örgütlenme]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>
		<category><![CDATA[yollar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29089</guid>

					<description><![CDATA[<p>Depremin ilk haftası ve birkaç gününde halkın önceden örgütlenip kendi kendine yardımcı olması gerekir… Meselenin odak noktasında, insan canı kurtarmak etkinliği vardır. Deniz yolu yaralı ihtiyaç vb.ler için örgütlenmelidir. İstanbul batı dünyasının en kalabalık, en dengesiz kentidir. Halkı da çağdaş uygarlık temsilcisi sayılmıyor. Kaldı ki çağdaşlık hakkında bilgi sahibi olanların sesleri de pek çıkmıyor. Ne var ki ülke nüfusunun ¼’ü bu kentte oturuyor. Ekonominin yarısı burada. Tüketimin yarısından çoğu da burada. Eğer herhangi bir yaşamsal kriz yaşanır ve İstanbul bir süre için, bugünkü işlevlerini yerine getiremezse, Türkiye tümel bir çöküntüye girebilir. Ülkenin, zaten sallantılı ekonomik ve sosyal dengesi yok olabilir. Dünyanın bugünkü durumunda bundan sonra nasıl bir kriz geleceğini ve Türk toplumuna neye mal olacağını hesap etmek olanaksızdır. Kapıda olan bunalımın, iklimsel değişikliğin getireceği kuraklığın, kıtlığın, susuzluğun, korkunun ve kargaşanın, ülkenin dengesini bozmaya neden olması, bütün dünya için öngörülen olasılıklar arasındadır. Fakat doğal olasılıklar arasında en başta Marmara fayında yıllardır bekleyen deprem var. Bir İstanbul depreminin en korkulacak sonucu, ölecek insan sayısından öte, ülke boyutunda ortaya çıkacak ekonomik sarsıntı ve iç güvenlik sorunlarıdır. Bu durum, kent nüfusu az, yapılar küçük boyutlu olduğu zaman, eski yangın ve depremlerde birkaç yüz kişilik kayıplarla atlatılabiliyordu. Fakat suyu, elektriği, ulaşımı, iletişimi kesilmiş 20 milyonluk hazırlıksız ve bilgisiz bir toplumun yeterli örgütlenmemiş belediyelerinin, hatta devletin kolaylıkla üstesinden geleceği bir durum değil. Belediyelerin yapacağı en önemli şey İstanbul halkını bir örgütlenme ve davranış bütünlüğü ile depreme hazırlamaktır. Bu insani bir sorumluluktur. İlk temel sorunlar Sığınma ve sağlık yardımları, beslenme, su, elektrik, ısınma, güvenlik ilk temel sorunlardır. Yollar tıkandığı, binlerce ölü ve yaralı olduğu zaman sadece ulaşım, su ve yiyecek ve yağma sorunları savaşa hazırlanmaktan daha zor bir örgütlenme ister. Çünkü 20 milyon insanı balık istifi gibi bir kente, düzensiz olarak yerleşmiş, ya da sığınmıştır. Sorunun yanıtı ülkeyi ve halkı yarından itibaren deprem hazırlıklarına sistematik olarak başlatmak, halka gerekli uyarıları yapmak, hiç olmazsa bir hafta susuz ve yardımsız kalmamasını sağlamak, sağlık istasyonlarını artırmak ve bunların verimli çalışmalarını sağlayacak tedbirleri almaktır. Yarın bile olabilecek böyle bir tehlike karşısında bu toplumun vurdumduymazlığı akıl durduracak bir fenomendir. Burada halkın ve belediyelerin davranışlarını konu etmek niyetinde değilim. Deprem felaketini daha az zararla atlatmanın yöntemi üzerinde önerilerimi duyurmak istiyorum. Bu akşam bile olabilecek bir doğal felaket bağlamında şimdiye kadar halkın bilgisine ulaşmış bir etkinlik bilinmediği için, akla geldikçe uyku kaçıran bu tehlikeye karşı, halkın kendi kendine örgütlenmesi bağlamında bazı düşüncelerimi dile getirmek istiyorum. Nasıl örgütlenmeli? İstanbul&#8217;da bir deprem olduğu zaman, 600.000 hektarlık kentin her köşesi ve her yapı aynı şekilde etkilenmez. Pek çok yapı ve milyonlarca insan da yarasız beresiz kurtulacaktır. Fakat bu depremden çok etkilenecek bölge ve mahallelerde binlerce yapının yıkılması ve binlerce kişinin ölmesi ve yaralanması da olasıdır. Kentin elektriği, suyu kesilebilir. Ulaşımı ve iletişimi durabilir. En gerekli yerlere araçla ulaşmak olanaksız olabilir. Bu durumlar binlerce yaralının kaybedilmesine neden olabilir. O sıradaki kargaşada belediyenin yardımını beklemek anlamsızdır. Onun için depremin ilk haftası ve birkaç gününde halkın önceden örgütlenip kendi kendine yardımcı olması gerekir. İstanbul toplumu yardımlaşma hissini unutmuş bir toplumdur. Çünkü derlemedir. Bir apartmanda bile daireler arasında anlaşma olmadığını biliyoruz. Fakat ulusal ve doğal bir felaket olduğu zaman, insanların birbirlerine yardıma hazır olmaları kendileri için de gereklidir. Bu konuda belediyeler muhtarlar aracılığı ile, dayanışma merkezleri diyebileceğimiz ve birbirlerine yürüyerek ulaşılacak mesafeler içinde yardımlaşma üniteleri oluşturabilirler. Arazi ve yerleşmenin konumuna göre 5000-10000 m2 alandaki yapılarda oturanlar arasında bir Deprem Dayanışma (DD) grubu kurulabilir. Bu grup depremin hemen sonrasındaki hafta içinde ihtiyacı olanlara aşağıdaki yardımları sağlamalıdır: Dayanışma Grubu ne yapmalı? Su, gıda, sıradan ilaçlar, ağır yaralıları ayakta kalan hastaneler ulaştırma yardımı. İstanbul ağır bir deprem geçirirse bunların hiçbirini 20 milyon insana belediyeler ve devlet ulaştıramaz. Kendini kurtaracak halkın kendisidir. Su herkesin biraz depolama yapması sayesinde en kolay gerçekleştirilebilecek malzemedir. Kışın ısınma her grubun kendi arasında yapacağı bir depolama ile olabilir. Umutsuz durumlarda bazı ısıtılmış yatak odaları yaralı ve hasta olanlar için hazırlanabilir. Burada halkın işbirliği ve yardımlaşma konusunda göstereceği davranışların neye olanak vereceğini söylemek zordur. Bu, yeni kent toplumunun bilmediğimiz yanıdır. Fakat toplum bilinçlendirilebilir. Mahalle içi yardım ve dayanışma örgütlenmesinde yürütücü söz konusu değildir. Fakat dayanışma odaklarının üyesi olan muhtarlar yardımcı olabilirler. Deniz yolu kullanılmalı Depremden sonra en önemli sorun yaralıların hastaneye ulaştırılmasıdır. Her odak çevresinde ilk yardım için yararlı olabilecek doktorlar saptanabilir. İstanbul’un uzun deniz kıyıları bu amaçla motorlarla, İstanbul’un kullanılabilen hastanelerine, kıyıya yakın mahallelerden, yaralı gönderebilirler. Eğer Belediye ve hastane can kurtaranları yaralıyı evinden alamıyorlarsa dayanışma odakları yaralıları, sedye ile, deniz kenarına taşıyabilirler. Denize uzak mahallelerde bu hizmet ancak belediyeler örgütlerse çalışır. Fakat depremde İstanbul’un özellikle Marmara kıyılarının ağırlıklı olarak etkileneceği bilindiğine göre, Anadolu Yakası&#8217;nın bütün bölgelerinden yaralıları, gerektiğinde deniz yolu ile hastanelere ulaştırmak için bir plan yapılması, bu planı oluşturan kara yolları deprem nedeniyle kapandığı zaman, önce onların açılması sağlanmalıdır. Halkı dayanışmaya hazırlamak Deprem olasılığı bilimsel olarak hemen hemen kesin olduğuna göre, buna hazır olmak, belediyelerin başta gelen ödevidir. Bu bir savaş değil, doğal bir olasılıktır. Fakat burada önerilen temel ilke, bu kadar kalabalık ve az bilgili bir toplumun yaşadığı kentte belediyelerin ulaşmayı başaramadıkları noktalarda, halkı, uygar bir dayanışma psikolojisi içinde, dayanışmaya hazırlamaktır. Bunu politik bir sorun olarak görmek, binlerce insanın yaşamı söz konusu olduğu için, Belediye ve hükümet için büyük bir idari ve politik hata olur. Halkın kendi yaşamı için depreme karşı örgütlenmesini sağlamak zorundayız. Bu çalışma yarın başlamalıdır. Kuşkusuz bazı hazırlıklar vardır. Fakat bunlar, yapıların yıkılıp üzerlerine kat eklenmesi türünden etkinlikler değil, insan canı kurtarmak etkinliğidir. Okuyuculara hatırlattığım olasılık ve buna karşı alınacak tedbirler, kuşkusuz uzmanlar tarafından daha ayrıntılı düşünülebilir. Ne var ki toplumun parçası olarak, inşaatla ilgili içeriksiz tartışmalar dışında, böyle bir durumda ne yapacağımızı kimseden öğrenemedik. İstanbul halkının onbinlerce kayıp vermesi, acı verici bir olasılık olarak, kapıda beklememelidir. (2017) Doğan Kuban Doğan Kuban&#8216;ın anısına saygıyla. Bu yazı HBT&#8217;nin 64. sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/istanbulda-deprem-olursa-halk-nasil-hazirlanmali">İstanbul’da deprem olursa halk nasıl hazırlanmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p lang="tr-TR"><strong><span style="font-size: large;">D</span><span style="font-size: large;">epremin ilk haftası ve birkaç gününde halkın önceden örgütlenip kendi kendine yardımcı olması gerekir</span><span style="font-size: large;">… Meselenin odak noktasında, i</span><span style="font-size: large;">nsan canı kurtarmak etkinliği vardır. Deniz yolu yaralı ihtiyaç vb.ler için örgütlenmelidir. </span></strong></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">İstanbul batı dünyasının en kalabalık, <strong>en dengesiz</strong> kentidir. Halkı da çağdaş uygarlık temsilcisi sayılmıyor. Kaldı ki çağdaşlık hakkında bilgi sahibi olanların sesleri de pek çıkmıyor. Ne var ki ülke nüfusunun ¼’ü bu kentte oturuyor. Ekonominin yarısı burada. Tüketimin yarısından çoğu da burada. Eğer herhangi bir yaşamsal kriz yaşanır ve İstanbul bir süre için, bugünkü işlevlerini yerine getiremezse, Türkiye tümel bir çöküntüye girebilir. Ülkenin, zaten sallantılı ekonomik ve sosyal dengesi yok olabilir. </span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">Dünyanın bugünkü durumunda bundan sonra nasıl bir kriz geleceğini ve Türk toplumuna neye mal olacağını hesap etmek olanaksızdır. </span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">Kapıda olan bunalımın, iklimsel değişikliğin getireceği kuraklığın, kıtlığın, susuzluğun, korkunun ve kargaşanın, ülkenin dengesini bozmaya neden olması, bütün dünya için öngörülen olasılıklar arasındadır. Fakat doğal olasılıklar arasında en başta Marmara fayında yıllardır bekleyen deprem var. </span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">Bir İstanbul depreminin en korkulacak sonucu, ölecek insan sayısından öte, ülke boyutunda ortaya çıkacak ekonomik sarsıntı ve iç güvenlik sorunlarıdır. Bu durum, kent nüfusu az, yapılar küçük boyutlu olduğu zaman, eski yangın ve depremlerde birkaç yüz kişilik kayıplarla atlatılabiliyordu. Fakat suyu, elektriği, ulaşımı, iletişimi kesilmiş 20 milyonluk hazırlıksız ve bilgisiz bir toplumun yeterli örgütlenmemiş belediyelerinin, hatta devletin kolaylıkla üstesinden geleceği bir durum değil. </span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">Belediyelerin yapacağı en önemli şey İstanbul halkını bir örgütlenme ve davranış bütünlüğü ile depreme hazırlamaktır. Bu insani bir sorumluluktur. </span></p>
<p lang="tr-TR"><strong><span style="font-size: large;">İlk temel sorunlar</span></strong></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">Sığınma ve sağlık yardımları, beslenme, su, elektrik, ısınma, güvenlik ilk temel sorunlardır. Yollar tıkandığı, binlerce ölü ve yaralı olduğu zaman sadece ulaşım, su ve yiyecek ve yağma sorunları savaşa hazırlanmaktan daha zor bir örgütlenme ister. Çünkü 20 milyon insanı balık istifi gibi bir kente, düzensiz olarak yerleşmiş, ya da sığınmıştır. </span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">Sorunun yanıtı ülkeyi ve halkı yarından itibaren deprem hazırlıklarına sistematik olarak başlatmak, halka gerekli uyarıları yapmak, hiç olmazsa bir hafta susuz ve yardımsız kalmamasını sağlamak, sağlık istasyonlarını artırmak ve bunların verimli çalışmalarını sağlayacak tedbirleri almaktır. Yarın bile olabilecek böyle bir tehlike karşısında bu toplumun vurdumduymazlığı akıl durduracak bir fenomendir.</span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">Burada halkın ve belediyelerin davranışlarını konu etmek niyetinde değilim. </span><strong><span style="font-size: large;">Deprem felaketini daha az zararla atlatmanın yöntemi üzerinde önerilerimi duyurmak </span></strong><span style="font-size: large;">istiyorum. </span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">Bu akşam bile olabilecek bir doğal felaket bağlamında şimdiye kadar halkın bilgisine ulaşmış bir etkinlik bilinmediği için, akla geldikçe uyku kaçıran bu tehlikeye karşı, halkın kendi kendine örgütlenmesi bağlamında bazı düşüncelerimi dile getirmek istiyorum.</span></p>
<p lang="tr-TR"><strong><span style="font-size: large;">Nasıl örgütlenmeli?</span></strong></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">İstanbul&#8217;da bir deprem olduğu zaman, 600.000 hektarlık kentin her köşesi ve her yapı aynı şekilde etkilenmez. Pek çok yapı ve milyonlarca insan da yarasız beresiz kurtulacaktır. Fakat bu depremden çok etkilenecek bölge ve mahallelerde binlerce yapının yıkılması ve binlerce kişinin ölmesi ve yaralanması da olasıdır. </span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">Kentin elektriği, suyu kesilebilir. Ulaşımı ve iletişimi durabilir. En gerekli yerlere araçla ulaşmak olanaksız olabilir. Bu durumlar binlerce yaralının kaybedilmesine neden olabilir. O sıradaki kargaşada belediyenin yardımını beklemek anlamsızdır. Onun için </span><strong><span style="font-size: large;">depremin ilk haftası ve birkaç gününde halkın önceden örgütlenip kendi kendine yardımcı olması gerekir</span><span style="font-size: large;">. </span></strong></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">İstanbul toplumu yardımlaşma hissini unutmuş bir toplumdur. Çünkü derlemedir. Bir apartmanda bile daireler arasında anlaşma olmadığını biliyoruz. Fakat ulusal ve doğal bir felaket olduğu zaman, insanların birbirlerine yardıma hazır olmaları kendileri için de gereklidir.</span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">Bu konuda belediyeler </span><strong><span style="font-size: large;">muhtarlar aracılığı</span></strong><span style="font-size: large;"> ile, dayanışma merkezleri diyebileceğimiz ve birbirlerine yürüyerek ulaşılacak mesafeler içinde yardımlaşma üniteleri oluşturabilirler. Arazi ve yerleşmenin konumuna göre 5000-10000 m2 alandaki yapılarda oturanlar arasında bir </span><strong><span style="font-size: large;">Deprem Dayanışma</span></strong><span style="font-size: large;"> (DD) grubu kurulabilir. </span><strong><span style="font-size: large;">Bu grup</span></strong><span style="font-size: large;"> depremin hemen sonrasındaki hafta içinde ihtiyacı olanlara aşağıdaki yardımları sağlamalıdır: </span></p>
<p lang="tr-TR"><strong><span style="font-size: large;">Dayanışma Grubu ne yapmalı?</span></strong></p>
<p lang="tr-TR"><strong><span style="font-size: large;"><i>Su, gıda, sıradan ilaçlar, ağır yaralıları ayakta kalan hastaneler ulaştırma yardımı</i></span></strong><span style="font-size: large;"><strong>.</strong> </span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">İstanbul ağır bir deprem geçirirse bunların hiçbirini 20 milyon insana belediyeler ve devlet ulaştıramaz. Kendini kurtaracak halkın kendisidir. Su herkesin biraz depolama yapması sayesinde en kolay gerçekleştirilebilecek malzemedir. Kışın ısınma her grubun kendi arasında yapacağı bir depolama ile olabilir. Umutsuz durumlarda bazı ısıtılmış yatak odaları yaralı ve hasta olanlar için hazırlanabilir. Burada halkın işbirliği ve yardımlaşma konusunda göstereceği davranışların neye olanak vereceğini söylemek zordur. </span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">Bu, yeni kent toplumunun bilmediğimiz yanıdır. Fakat toplum bilinçlendirilebilir. </span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">Mahalle içi yardım ve dayanışma örgütlenmesinde yürütücü söz konusu değildir. Fakat dayanışma odaklarının üyesi olan </span><strong><span style="font-size: large;">muhtarlar</span></strong><span style="font-size: large;"> yardımcı olabilirler.</span></p>
<p lang="tr-TR"><strong><span style="font-size: large;">Deniz yolu kullanılmalı</span></strong></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">Depremden sonra en önemli sorun yaralıların hastaneye ulaştırılmasıdır. Her odak çevresinde ilk yardım için yararlı olabilecek doktorlar saptanabilir. </span><strong><span style="font-size: large;">İstanbul’un uzun deniz kıyıları bu amaçla motorlarla, İstanbul’un kullanılabilen hastanelerine</span></strong><span style="font-size: large;"><strong>,</strong> kıyıya yakın mahallelerden, yaralı gönderebilirler. </span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">Eğer Belediye ve hastane can kurtaranları yaralıyı evinden alamıyorlarsa dayanışma odakları yaralıları, sedye ile, deniz kenarına taşıyabilirler. </span><strong><span style="font-size: large;">Denize uzak mahallelerde bu hizmet ancak belediyeler örgütlerse çalışır.</span></strong></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">Fakat depremde İstanbul’un özellikle Marmara kıyılarının ağırlıklı olarak etkileneceği bilindiğine göre, Anadolu Yakası&#8217;nın bütün bölgelerinden yaralıları, gerektiğinde </span><strong><span style="font-size: large;">deniz yolu ile hastanelere ulaştırmak için bir plan yapılması</span></strong><span style="font-size: large;"><strong>,</strong> bu planı oluşturan kara yolları deprem nedeniyle kapandığı zaman, önce onların açılması sağlanmalıdır.</span></p>
<p lang="tr-TR"><strong><span style="font-size: large;">Halkı dayanışmaya hazırlamak</span></strong></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">Deprem olasılığı bilimsel olarak hemen hemen kesin olduğuna göre, buna hazır olmak, belediyelerin başta gelen ödevidir. Bu bir savaş değil, doğal bir olasılıktır. Fakat burada önerilen temel ilke, bu kadar kalabalık ve az bilgili bir toplumun yaşadığı kentte belediyelerin ulaşmayı başaramadıkları noktalarda, </span><strong><span style="font-size: large;">halkı, uygar bir dayanışma psikolojisi içinde, dayanışmaya hazırlamaktır</span></strong><span style="font-size: large;"><strong>.</strong> Bunu politik bir sorun olarak görmek, binlerce insanın yaşamı söz konusu olduğu için, Belediye ve hükümet için büyük bir idari ve politik hata olur.</span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">Halkın kendi yaşamı için depreme karşı örgütlenmesini sağlamak zorundayız. Bu çalışma yarın başlamalıdır. Kuşkusuz bazı hazırlıklar vardır. Fakat bunlar, yapıların yıkılıp üzerlerine kat eklenmesi türünden etkinlikler değil, <strong>i</strong></span><strong><span style="font-size: large;">nsan canı kurtarmak etkinliğidir. </span></strong></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">Okuyuculara hatırlattığım olasılık ve buna karşı alınacak tedbirler, kuşkusuz uzmanlar tarafından daha ayrıntılı düşünülebilir. Ne var ki toplumun parçası olarak, inşaatla ilgili içeriksiz tartışmalar dışında, böyle bir durumda ne yapacağımızı kimseden öğrenemedik.</span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: large;">İstanbul halkının onbinlerce kayıp vermesi, acı verici bir olasılık olarak, kapıda beklememelidir. (2017)</span></p>
<p lang="tr-TR"><strong><span style="font-size: large;">Doğan Kuban</span></strong></p>
<p lang="tr-TR"><strong><em><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/bir-buyuk-cumhuriyet-aydinini-yitirdik">Doğan Kuban</a>&#8216;ın anısına saygıyla. Bu yazı HBT&#8217;nin 64. sayısında yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/istanbulda-deprem-olursa-halk-nasil-hazirlanmali">İstanbul’da deprem olursa halk nasıl hazırlanmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29089</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilmekle bilmemek arasındaki sınır</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/bilmekle-bilmemek-arasindaki-sinir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Oct 2016 12:20:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[azınlık]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[deniz yolu]]></category>
		<category><![CDATA[fare]]></category>
		<category><![CDATA[gemi]]></category>
		<category><![CDATA[kara ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[orta asya]]></category>
		<category><![CDATA[pire]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[veba]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4161</guid>

					<description><![CDATA[<p>1347-1351 yılları arasında süren veba salgınından önce 450 milyon olan dünya nüfusunun 350 milyona düştüğü hesaplandı. Avrupa’nın nüfusu 75 milyondan fazla iken Avrupa halkının üçte biri salgında ölünce nüfus yaklaşık 50 milyona düştü. Son derece tehlikeli ve bulaşıcı bir hastalık olan ve sık sık görülen veba, 14. yüzyıldaki korkunç saldırısında, Avrupa&#8217;ya eşi görülme­miş bir felaket getirmişti. Veba, Çin ve Orta Asya’da başlamış buradan tüm dünyaya yayılmıştı. Vebanın Avrupa’ya ulaşması Asyalı tacirlerin Çin’den satın aldıkları vebalı kürkleri Avrupa’ya satması yoluyla bulaşmıştı. Gemide yaşayan pire ve farelerin de bu hastalığın yayılmasında etkili oldukları araştırmacılar tarafından söylenmektedir. Ayrıca, o sıralarda Kırım Tatarlarının reisi Canıbek, Ceneviz limanını kuşatmış ve kendi vebalı adamlarını mancınıkla şehrin içine fırlatıp hastalığı İtalyanlara bulaştırmıştı. İtalyanlara bulaşan vebayla ilk karşılan şehirler Cenova, Messina ve Venedik olmuştu. Sonrasında Veba Salgını, 1348 yılında Paris’e kadar gelmiş 1349’da ise Londra’yı etkisi altına almış İskoçya ve İskandinavya’dan sonra da başlangıcı olan Tatarların yurduna tekrar ulaşmıştı. Floransa’da 90.000’den 45.000’i, Fransa’da 125.000, İngiltere&#8217;de 1.000.000 kişi ve Venedik’te ise nüfusun %75 ‘i veba salgınından ölmüştü. “Tanrının gazabı” Hristiyanlar çaresiz kaldıkları bu salgını, &#8220;Tanrı&#8217;nın bir gazabı&#8221; olarak görmüşse de, buna karşılık çareyi, kutsallık atfettikleri bir takım putlara, azizlere sığınmakta ve azizlerden kalan bir takım cisimlere başvurmakta bulmaktaydılar. Onlardan geriye kalan eşyaları salgına çare olacağını zannıyla şehirlerde dolaştırıyorlardı. Böylelikle hekimlik işini de din adamları üstlenmiş oldu. Onlar da haçlar, mumlar, şeytan çıkarma ayinleriyle, salgını tedavi etmeye çalıştılar. Hatta Tanrı&#8217;nın öfkesini yatıştırmak için en çok başvurulan yollardan biri, salgına sebep oldukları düşünülen Yahudileri öldürmekti. Salgının önlenememesi ile toplumlar korkuya kapıldılar. Kurtulmak için ondan kaçarak daha çok yayılmasına neden oldular. Bu anlamda Orta Çağ karanlığındaki Batı toplumlarında  “vebalıların yakılması”, “cadı” ve “Yahudi avı” meşhurdur. İsviçre ve Güney Fransa&#8217;da halk Musevileri suçlu bularak yüzlercesini yaktı. Bu, aslında veba salgınından daha korkunç bir örnek olarak bütün dünyaya bulaştı. Narbonne ve Carcassone&#8217;de bağnaz halk, öfkesini Krallığın düşmanı sayılan İngilizlerden çıkardı. İngilizler bu kentlerin duvarlarında parça parça edilerek ateşe atıldılar. Deprem olarak fışkıran veba! Montpellier Üniversitesi profesörü, 1348 yılındaki korkunç veba salgınında yazdığı bilirkişi raporunda, vebanın yayılmasının sorumluluğunu hastanın bakışlarına yüklüyor ve hekim ya da papaza, muayene etmeden ve dokunmadan önce hastanın gözlerini ka­pamalarını ya da bir bezle örtmelerini salık veriyordu. Gökyüzündeki pis kokulu havanın, yukarıdan düşen meteorlar­dan kaynaklandığına ya da Kunrat von Megenberg&#8217;in dediği gibi, depremlerle birlikte “arzın damarlarından fışkırdığı”na ve insanla­rın başına veba biçiminde bela olduğuna inanıyorlardı. Belçikalı hekim Simon de Covino, bütün suçun, 20 Mart 1345 günü, öğlen saat 1&#8217;de, kova burcunun 14 derece altında Jüpiter, Sa­türn ve Merih arasındaki büyük kavuşumda olduğunu belirtiyor ve “en düşman gök cisimlerinin, özellikle Satürn&#8217;ün sınırsız ölçüde olumsuz etkisi vardır ve bu nedenle her şeyden önce ölüm meleği­ne gün doğmaktadır!” diyordu. 14.yüzyılda bu salgına “Büyük Ölüm” dense de, daha sonraki yıllarda &#8220;Kara Ölüm&#8221; olarak tanımlanmıştır. Bunun sebebi de, genel inanca göre, bu hastalık sonucunda deri altı kanamalar yüzünden derinin siyaha dönmesidir. Aslında bu ad mecazi anlamda kullanılmış olup, &#8220;kara&#8221; burada kasvetli, sıkıntılı, kederli anlamına gelir. Kara Ölümün Avrupa&#8217;nın nüfusu üzerinde büyük bir etkisi olmuş ve Avrupa&#8217;nın sosyal temellerini değiştirmiştir. Roma Katolik Kilisesi için de büyük bir darbe olan Kara Ölüm; Museviler, Müslümanlar, yabancılar, dilenciler başta olmak üzere azınlıklara zulmedilmesine yol açmıştır. Günlük yaşamın belirsizliği insanları o günü yaşamaya itmiş, ve bu da Giovanni Boccaccio&#8216;nun 1353&#8217;de yazdığı Decameron&#8216;una yansımıştır. Şu tabloya bakın! Decameron&#8217;un giriş bölümünde ayrıntılı bi­çimde anlattığı Veba Salgını, Avrupa toplumunun bu kor­kunç felaket karşısında nasıl bir tutum sergilediğinin en çarpıcı, en canlı belgesidir: “Yurttaşın yurttaştan nasıl kaçındığını anlatmak iç açıcı olmayacaksa da (&#8230;) kardeş kardeşten, amca yeğeninden, çoğu zaman da kadın koca­sından kaçıyordu. Çocuklarını bir başlarına bırakan analar, babalar gö­rüldü (&#8230;) bir çokları gece gündüz sokaklarda ölüp gittiler; evlerinde can verenlerin çoğunun ölümünden, cesetlerinin kokusu çevreye yayılana dek komşularının bile kolay kolay haberi olmuyordu (&#8230;) aynı anda aynı tabutla iki ya da üç cenaze birden taşınıyordu. Karı koca, iki veya üç er­kek kardeş, ya da baba oğul için yalnızca bir tek tabut vardı (&#8230;) kaç ce­naze olursa olsun, ne arkalarında yas tutup gözyaşı dökecek bir kalaba­lık, ne de mum yakacak kimseler bulunurdu. Öyle ki, o günlerde insan ölümünün günümüzdeki tavuk ölümü kadar önemi yoktu.” Bu korkunç yılın veba salgınındaki genel kanı da şuydu: &#8220;Gök cisimlerinin etkisinin sonucudur ya da bizim haksız hareketlerimizden dolayı Tanrı’nın duyduğu öfkenin ve fanileri terbiye etmek istemesinin bir sonucu. Ne herhangi bir bilgi ne de insani bir tedbir işe yarıyor… Bu nedenle, bir kere değil birçok kere dini tören düzenlemeli ve Tanrı’nın huzurunda tövbe edilmelidir.” Ve böylece insanlar tekrar tekrar bir araya toplandığından salgına ek destekler verilmiş oluyordu. Temastan kaynaklanan enfeksiyon tehli­kelerini iyi bilen İslam dünyası için vebanın ne metafizik, ne de sihirli bir yanı vardı. Soğukkanlı karar verme yeteneğiyle batıl inançlar ara­sındaki sınır, -söz konusu zaman diliminde-, aydınlanmış İslam Uygarlığı ile düşünsel olarak &#8220;geri kalmış&#8221; Hristiyanlık arasındaki sınırdı. 1347-1351 yılları arasında süren salgından önce 450 milyon olan dünya nüfusunun 350 milyona düştüğü hesaplandı. Avrupa’nın nüfusu 75 milyondan fazla iken Avrupa halkının üçte biri salgında ölünce nüfus yaklaşık 50 milyona düştü. Prof. Dr. Kadircan Keskinbora / Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi  Kaynak: &#8211; Barry S, Gualde N. The Biggest Epidemics of History (La plus grande épidémie de l&#8217;histoire, inL&#8217;Histoire , June 2006, article from  the whole issue is dedicated to the Black Plague, pp. 38-60). &#8211; Tuncer A. Toplum Sağlığında İnfeksiyon Hastalıkları ve Korunma, Ankara, 1983, s.3-5.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/bilmekle-bilmemek-arasindaki-sinir">Bilmekle bilmemek arasındaki sınır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1347-1351 yılları arasında süren veba s</strong><strong>algınından önce 450 milyon olan dünya nüfusunun 350 milyona düştüğü hesaplandı. Avrupa’nın nüfusu 75 milyondan fazla iken Avrupa halkının üçte biri salgında ölünce nüfus yaklaşık 50 milyona düştü.</strong></p>
<p>Son derece tehlikeli ve bulaşıcı bir hastalık olan ve sık sık görülen veba, 14. yüzyıldaki korkunç saldırısında, Avrupa&#8217;ya eşi görülme­miş bir felaket getirmişti.</p>
<p>Veba, Çin ve Orta Asya’da başlamış buradan tüm dünyaya yayılmıştı. Vebanın Avrupa’ya ulaşması Asyalı tacirlerin Çin’den satın aldıkları vebalı kürkleri Avrupa’ya satması yoluyla bulaşmıştı. Gemide yaşayan pire ve farelerin de bu hastalığın yayılmasında etkili oldukları araştırmacılar tarafından söylenmektedir.</p>
<p>Ayrıca, o sıralarda Kırım Tatarlarının reisi <strong>Canıbek</strong>, Ceneviz limanını kuşatmış ve kendi vebalı adamlarını mancınıkla şehrin içine fırlatıp hastalığı İtalyanlara bulaştırmıştı. İtalyanlara bulaşan vebayla ilk karşılan şehirler Cenova, Messina ve Venedik olmuştu. Sonrasında Veba Salgını, 1348 yılında Paris’e kadar gelmiş 1349’da ise Londra’yı etkisi altına almış İskoçya ve İskandinavya’dan sonra da başlangıcı olan Tatarların yurduna tekrar ulaşmıştı.</p>
<p>Floransa’da 90.000’den 45.000’i, Fransa’da 125.000, İngiltere&#8217;de 1.000.000 kişi ve Venedik’te ise nüfusun %75 ‘i veba salgınından ölmüştü.</p>
<p><strong>“Tanrının gazabı”</strong></p>
<p>Hristiyanlar çaresiz kaldıkları bu salgını, &#8220;Tanrı&#8217;nın bir gazabı&#8221; olarak görmüşse de, buna karşılık çareyi, kutsallık atfettikleri bir takım putlara, azizlere sığınmakta ve azizlerden kalan bir takım cisimlere başvurmakta bulmaktaydılar. Onlardan geriye kalan eşyaları salgına çare olacağını zannıyla şehirlerde dolaştırıyorlardı. Böylelikle hekimlik işini de din adamları üstlenmiş oldu. Onlar da haçlar, mumlar, şeytan çıkarma ayinleriyle, salgını tedavi etmeye çalıştılar.</p>
<p>Hatta Tanrı&#8217;nın öfkesini yatıştırmak için en çok başvurulan yollardan biri, salgına sebep oldukları düşünülen Yahudileri öldürmekti. Salgının önlenememesi ile toplumlar korkuya kapıldılar. Kurtulmak için ondan kaçarak daha çok yayılmasına neden oldular. Bu anlamda Orta Çağ karanlığındaki Batı toplumlarında  “vebalıların yakılması”, “cadı” ve “Yahudi avı” meşhurdur.</p>
<p>İsviçre ve Güney Fransa&#8217;da halk Musevileri suçlu bularak yüzlercesini yaktı. Bu, aslında veba salgınından daha korkunç bir örnek olarak bütün dünyaya bulaştı. Narbonne ve Carcassone&#8217;de bağnaz halk, öfkesini Krallığın düşmanı sayılan İngilizlerden çıkardı. İngilizler bu kentlerin duvarlarında parça parça edilerek ateşe atıldılar.</p>
<p><strong>Deprem olarak fışkıran veba</strong>!</p>
<p>Montpellier Üniversitesi profesörü, 1348 yılındaki korkunç veba salgınında yazdığı bilirkişi raporunda, vebanın yayılmasının sorumluluğunu hastanın bakışlarına yüklüyor ve hekim ya da papaza, muayene etmeden ve dokunmadan önce hastanın gözlerini ka­pamalarını ya da bir bezle örtmelerini salık veriyordu.</p>
<p>Gökyüzündeki pis kokulu havanın, yukarıdan düşen meteorlar­dan kaynaklandığına ya da Kunrat von Megenberg&#8217;in dediği gibi, depremlerle birlikte “arzın damarlarından fışkırdığı”na ve insanla­rın başına veba biçiminde bela olduğuna inanıyorlardı.</p>
<p>Belçikalı hekim <strong>Simon de Covino</strong>, bütün suçun, 20 Mart 1345 günü, öğlen saat 1&#8217;de, kova burcunun 14 derece altında Jüpiter, Sa­türn ve Merih arasındaki büyük kavuşumda olduğunu belirtiyor ve <em>“en düşman gök cisimlerinin, özellikle Satürn&#8217;ün sınırsız ölçüde olumsuz etkisi vardır ve bu nedenle her şeyden önce ölüm meleği­ne gün doğmaktadır!”</em> diyordu.</p>
<p>14.yüzyılda bu salgına “Büyük Ölüm” dense de, daha sonraki yıllarda &#8220;Kara Ölüm&#8221; olarak tanımlanmıştır. Bunun<br />
sebebi de, genel inanca göre, bu hastalık sonucunda deri altı kanamalar yüzünden derinin siyaha dönmesidir. Aslında bu ad mecazi anlamda kullanılmış olup, &#8220;kara&#8221; burada kasvetli, sıkıntılı, kederli anlamına gelir.</p>
<p>Kara Ölümün Avrupa&#8217;nın nüfusu üzerinde büyük bir etkisi olmuş ve Avrupa&#8217;nın sosyal temellerini değiştirmiştir. Roma Katolik Kilisesi için de büyük bir darbe olan Kara Ölüm; Museviler, Müslümanlar, yabancılar, dilenciler başta olmak üzere azınlıklara zulmedilmesine yol açmıştır. Günlük yaşamın belirsizliği insanları o günü yaşamaya itmiş, ve bu <strong>da </strong><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Giovanni_Boccaccio"><strong>Giovanni Boccaccio</strong></a>&#8216;nun 1353&#8217;de yazdığı <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Decameron"><em>Decameron</em></a>&#8216;una yansımıştır.</p>
<p><strong>Şu tabloya bakın!</strong></p>
<p><em>Decameron&#8217;</em>un<em> </em>giriş bölümünde ayrıntılı bi­çimde anlattığı Veba Salgını, Avrupa toplumunun bu kor­kunç felaket karşısında nasıl bir tutum sergilediğinin en çarpıcı, en canlı belgesidir: <em>“Yurttaşın yurttaştan nasıl kaçındığını anlatmak iç açıcı olmayacaksa da (&#8230;) kardeş kardeşten, amca yeğeninden, çoğu zaman da kadın koca­sından kaçıyordu. Çocuklarını bir başlarına bırakan analar, babalar gö­rüldü (&#8230;) bir çokları gece gündüz sokaklarda ölüp gittiler; evlerinde can verenlerin çoğunun ölümünden, cesetlerinin kokusu çevreye yayılana dek komşularının bile kolay kolay haberi olmuyordu (&#8230;) aynı anda aynı tabutla iki ya da üç cenaze birden taşınıyordu. Karı koca, iki veya üç er­kek kardeş, ya da baba oğul için yalnızca bir tek tabut vardı (&#8230;) kaç ce­naze olursa olsun, ne arkalarında yas tutup gözyaşı dökecek bir kalaba­lık, ne de mum yakacak kimseler bulunurdu. Öyle ki, o günlerde insan ölümünün günümüzdeki tavuk ölümü kadar önemi yoktu.”</em></p>
<p>Bu korkunç yılın veba salgınındaki genel kanı da şuydu:</p>
<p><em>&#8220;Gök cisimlerinin etkisinin sonucudur ya da bizim haksız hareketlerimizden dolayı Tanrı’nın duyduğu öfkenin ve fanileri terbiye etmek istemesinin bir sonucu. Ne herhangi bir bilgi ne de insani bir tedbir işe yarıyor… Bu nedenle, bir kere değil birçok kere dini tören düzenlemeli ve Tanrı’nın huzurunda tövbe edilmelidir.”</em></p>
<p>Ve böylece insanlar tekrar tekrar bir araya toplandığından salgına ek destekler verilmiş oluyordu.</p>
<p>Temastan kaynaklanan enfeksiyon tehli­kelerini iyi bilen İslam dünyası için vebanın ne metafizik, ne de sihirli bir yanı vardı. Soğukkanlı karar verme yeteneğiyle batıl inançlar ara­sındaki sınır, -söz konusu zaman diliminde-, aydınlanmış İslam Uygarlığı ile düşünsel olarak &#8220;geri kalmış&#8221; Hristiyanlık arasındaki sınırdı.</p>
<p>1347-1351 yılları arasında süren salgından önce 450 milyon olan dünya nüfusunun 350 milyona düştüğü hesaplandı. Avrupa’nın nüfusu 75 milyondan fazla iken Avrupa halkının üçte biri salgında ölünce nüfus yaklaşık 50 milyona düştü.</p>
<p><strong><em>Prof. Dr. Kadircan Keskinbora / Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi </em></strong></p>
<p><strong>Kaynak:<br />
</strong>&#8211; Barry S, Gualde N. The Biggest Epidemics of History (<em>La plus grande épidémie de l&#8217;histoire</em>, in<a href="https://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=L%27Histoire&amp;action=edit&amp;redlink=1"><em>L&#8217;Histoire</em></a> , June 2006, article from  the whole issue is dedicated to the Black Plague, pp. 38-60).<br />
&#8211; Tuncer A. Toplum Sağlığında İnfeksiyon Hastalıkları ve Korunma, Ankara, 1983, s.3-5.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/bilmekle-bilmemek-arasindaki-sinir">Bilmekle bilmemek arasındaki sınır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4161</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
