<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>doğa hakları arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/doga-haklari/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/doga-haklari</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 18 Oct 2019 09:09:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Çevrekırım, hukukta yer alır mı?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/cevrekirim-hukukta-yer-alir-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Oct 2019 08:45:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[doğa hakları]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15424</guid>

					<description><![CDATA[<p>İngilizcede “genocide” sözcüğünün Türkçe karşılığı “soykırım.” Bu sözcükten, yenilikçi bir girişimle, “ecocide” sözcüğü yaratıldı. Buradaki “eco”, ekoloji ve en genel anlamda “çevre.” Yeni sözcüğün Türkçesi = Çevrekırım. Sözcük “çok yeni” sayılmaz. Ama gelişmiş ülkelerde gündelik dile girmeye başlamasına yeni yeni tanık oluyoruz. Acaba Brezilya Cumhurbaşkanı Bolsonaro –günün birinde- çevrekırım suçlamasıyla yargılanır mı? Bu, akla hayale gelmez, olmadık soru, New York Times’ın 21 Eylül sayısında başlıkta yer aldı. Gazete, son Amazon yangınları çerçevesinde, açıkça isim vererek Bolsonaro’nun bir gün “ecocide” (çevrekırım) suçlusu olarak yargılanabileceğini varsayan bir “haber analizi” yayınladı. Bolsonaro, Amazon Ormanları’nı tarım ve hayvancılığa açma hevesiyle, yangınlar başladıktan sonraki umursamaz tutumuyla, konuyu komplo teorileriyle açıklamaya çalışmasıyla ve yangına çok geç müdahale etmesiyle dünya kamuoyunda tepki görmüştü. Makalede ayrıca onun, “Çevre konularını zaten veganlar önemsiyor. Anayasamız, yerli halka fazla haklar tanımış. Oysa onlar dilimizi bile konuşmuyorlar” dediği de aktarıldı. (https://nyti.ms/2m7ZEfw) Çevrekırım konusunu, Londra’nın en kalabalık, en işlek trafik kavşağı Oxford Circus meydanına taşıyıp, geçen Temmuz’da günlerce trafiği aksatan bir İngiliz sivil toplum kuruluşu var: Stop Ecocide… Çevreyi “kasıtlı=bilerek=taammüden yok etmeye dur!” diyorlar. Caddeleri trafiğe kapatmak, Londra başta, başka şehirlerde de yapıldı. Ama iş, bununla sınırlı değil: Lahey (Hollanda’nın DenHaag kentindeki) Uluslararası Adalet Divanı’nın, (her türlü anlamda) çevreyi bilerek, isteyerek yok etmeyi bir “insan hakları ihlali” olarak kabul etmesi için kampanya başlatıyorlar. Onlara en büyük manevi destek, gelişmiş ülkelerde gayet saygın tanınan doğa bilimci David Attenborough’dan geldi: “Dünyayı ve çevreyi kirletmemiz, şimdi utanarak ve tiksinerek hatırladığımız köle ticaretinden farksız.” (https://bit.ly/2n1yNTg) Hukukta yenilikçilik eğer mümkünse, belki gerçekten “ecocide” diye yeni bir kavram, bir “hukuk kavramı” olarak kabul edilebilir. Ya da, edilemese bile bu sözcük, gelişmiş ülkelerde gündelik dile girecektir. Soykırım sözcüğü de İkinci Savaş’tan sonra Nazi liderlerinin yargılandığı Nürnberg Mahkemesi’nde uluslararası hukuk kavramı olarak tanımlanmıştı. Çevrekırım tanımına ilk yaklaşan devlet adamı İsveç Başbakanı Olof Palme’ydi. Taa 1972’de, “çevre” diye bir konuyu sadece bir avuç bilimci dert ederken Palme, Birleşmiş Milletler’in ilk Çevre Konferansı’nı Stockholm’de toplamıştı. Palme, sanki bugünlerin geleceğini görür gibi şöyle demişti: “Soluduğumuz hava, hiçbir ulusa ait değildir. Okyanusların ulusal sınırları yoktur. Çevre hepimizin ortak hakkıdır.” Ama Palme’nin kaygılarına aldırış eden olmadı. [1986’da Palme bir gece eşiyle sinemadan çıktıktan sonra, evine yürürken tek kurşunla öldürüldü. Koruması yoktu.] Benzer bir öngörüyü ABD Başkanı Jimmy Carter, İran Devrimi’nden sonra Batı’da oluşan enerji krizi sırasında yaptı (15.07.1979): “Biz, artık ‘ne yaptığımız’ ile değil, ‘neye sahip olduğumuzla’ tanımlanıyoruz. Bir şeyleri hep satın alıp tüketmek hayatımıza anlam katmıyor. Oysa hayatın anlamını arıyoruz. Sürekli mal-mülk biriktirmek, hayatımızda hissettiğimiz boşluğu dolduramayacaktır. Zaten bu hayatımız güvensiz olduğu kadar amaçsızdır da…” Başkan Carter’in, sınırsız tüketimi, hırs ve tamahı, bunun sonuçlarını eleştiren konuşması yankı yapmadığı gibi, Beyaz Saray’ın damına 32 güneş paneli yerleştirmesi de alayla karşılandı. Bir sonraki Başkan Reagan bunları söktürdü. Bol kömür ve petrol varken güneş paneli neyin nesiydi? Bugün, artık Çevre Krizi sözcüğü “iklim değişikliği veya küresel ısınma” gibi tanımların önüne geçmiş durumda. Bunda, küresel medyanın rolü büyük. Ama bazı görüşlere göre bu rolün artması gerekiyor. ABD’de (ve aslında dünyada) gazetecilik/iletişim eğitimi ve araştırmalarında etki ve önem sırasında birinci Columbia Üniversitesi’nin Columbia Journalism Review (CJR) dergisi, İklim Krizi konusunda küresel boyutta bir adım attı. ABD ve diğer ülkelerden 300 iletişim/gazetecilik kurumunun, bu krize dair yayınlarını “ön sayfalara, ekranlara taşımaları”, konuya öncelikli ve daha çok yer vermelerini sağlayacak bir girişim başlattı. (https://bit.ly/2kYfjOi) Girişime CJR ile birlikte ABD’nin fikir dergilerinden The Nation, İngiltere’den ortanın solundaki Guardian gazetesi öncülük ediyor. Fransız Haber Ajansı ve Bloomberg’den, İtalya, Arjantin, Brezilya, Hindistan, Kazakistan, Fas gazetelerine kadar… Türkiye’den Açık Radyo, Diken, EKOIQ, NewsLabTurkey, T24 de listede yer aldılar. Ayrıca yabancı üniversiteler, Yale’dan Princeton’a, Berlin Teknik Üniversitesi… Girişime eşlik edecek bir de tanıtım kampanyası yapıldı: Gazetelerin ön sayfalarını, sanki İklim Krizi sonucu su baskını veya yangın sonrasında tahrip olmuş gibi gösteren teknik bir müdahale ile okunmaz hale getirildi. Bu “bozuk” sayfalar New York’ta sergilendi. CJR sitesinde de gösteriliyor. CJR, özellikle ABD medyasının İklim Krizi’nden çok, gündelik bak-geç ıvır zıvır magazin konularına, ve elbette Trump Yönetimi’nden kaynaklanan bitmez tükenmez tartışmalara, gündelik siyasete odaklandığına dikkat çekiyor. İngiltere’de Prens Harry’nin eşinin doğum yapmasına saatler ve sayfalar ayıran medyanın, aynı günlerde yayınlanan Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPPC) Raporu’nu “görmediklerini” de hatırlatıyor. ABD’de yayınlanan ulusal/yerel 50 gazetenin yarıdan fazlası bu konuda haber bile yapmamış. CJR kampanyası, İklim Krizi’nin önemini ve “sıradan vatandaşın gündelik yaşamını” temelden etkileyen bir tehdit olduğunu, sadece medyanın vurgulayabileceğine işaret ediyor. Bu nedenle kampayaya “Haberleri İşgal Edin” (Flood the News) adını verdiler. Twitter’da #CoveringClimateNow adresindeler. Bütün bu kaygılı girişimler arasında en sessiz sedasız gelişme ise, “Doğaya tüzel hak tanıma” adımlarının sıklaşmaya başlaması: 10 yıl önce 2009’da, Bolivya Hükümeti dünyaya örnek olacak bir Doğa Ana Hakları Evrensel Beyannamesi yayınlamıştı (Universal Declaration of Rights of Mother Earth https://undocs.org/en/A/64/777). Bu yenilikçi girişimden daha önce ABD’de belediyeler düzeyinde ve sonra 2008’de Ekvador anayasasında “doğa tüzel hakları” diye bir kavram tanımlanmıştı. 2012’de Yeni Zelanda, 2017’de Kolombiya ve Hindistan’da benzer hukuki tanımlar yapıldı. Nihayet bu yıl, ABD – Kanada arasında “muz hevengi” gibi duran göllerden Erie için de aynı hak tanındı. Evvelki girişimlerin, Dünya’nın gözünün önünde olmayıp, sadece “takdir” kazanmasına karşın, Erie Gölü’nün ABD’de olması konunun daha ayrıntılı haberleşmesini sağladı. Göle kıyıdaş Ohio Eyaleti’nde yapılan halk oylamasında, “Gölün tüzel kişiliği olsun” kararı çıktı. Bunun pratik anlamı şu: Göle zarar verecek bir çevresel sorun olduğu takdirde, vatandaşlar devlete dava açabilecek. Ama İklim Krizi’ni “kriz” olarak görmeyen Trump yönetimi ve yerel yönetimlerle çevreciler arasında çekişme de böylece başlamış oldu. Yönetime yakın bir yetkilinin şu sözleri durumu özetliyor: “Birinin kalkıp, ‘Ben orman adına konuşuyorum, ben göl adına konuşuyorum’ demesi saçmalıktır. Çünkü orman veya göl eğer konuşabilseydi, neler söyleyeceğini bilemezdik. Güçlü mülkiyet hakları, çevreyi ve hayvanları korumaya yeterlidir.” Yine de, Erie ile birlikte, komşu göllere kıyıdaş eyaletlerde de “doğa tüzel hakları” talepleri dillenmeye başladı. Filipinler’de ise bir STK, güçlü Katolik Kilisesi’nin de desteğiyle benzer bir yasa tasarısı hazırlıyor (https://bit.ly/2mV5vWa). Bizde de Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir “Doğa Hakları Politika Belgesi” hazırladığı, geçen aylarda medyaya yansımıştı. Edip Emil Öymen *Bu yazı 04.10.2019 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/cevrekirim-hukukta-yer-alir-mi">Çevrekırım, hukukta yer alır mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İngilizcede “genocide” sözcüğünün Türkçe karşılığı “soykırım.” Bu sözcükten, yenilikçi bir girişimle, “ecocide” sözcüğü yaratıldı. Buradaki “eco”, ekoloji ve en genel anlamda “çevre.” Yeni sözcüğün Türkçesi = Çevrekırım. Sözcük “çok yeni” sayılmaz. Ama gelişmiş ülkelerde gündelik dile girmeye başlamasına yeni yeni tanık oluyoruz.</p>
<p>Acaba Brezilya Cumhurbaşkanı Bolsonaro –günün birinde- çevrekırım suçlamasıyla yargılanır mı? Bu, akla hayale gelmez, olmadık soru, New York Times’ın 21 Eylül sayısında başlıkta yer aldı. Gazete, son Amazon yangınları çerçevesinde, açıkça isim vererek Bolsonaro’nun bir gün “ecocide” (çevrekırım) suçlusu olarak yargılanabileceğini varsayan bir “haber analizi” yayınladı. Bolsonaro, Amazon Ormanları’nı tarım ve hayvancılığa açma hevesiyle, yangınlar başladıktan sonraki umursamaz tutumuyla, konuyu komplo teorileriyle açıklamaya çalışmasıyla ve yangına çok geç müdahale etmesiyle dünya kamuoyunda tepki görmüştü. Makalede ayrıca onun, “Çevre konularını zaten veganlar önemsiyor. Anayasamız, yerli halka fazla haklar tanımış. Oysa onlar dilimizi bile konuşmuyorlar” dediği de aktarıldı. (<a href="https://nyti.ms/2m7ZEfw">https://nyti.ms/2m7ZEfw</a>)</p>
<p>Çevrekırım konusunu, Londra’nın en kalabalık, en işlek trafik kavşağı Oxford Circus meydanına taşıyıp, geçen Temmuz’da günlerce trafiği aksatan bir İngiliz sivil toplum kuruluşu var: Stop Ecocide… Çevreyi “kasıtlı=bilerek=taammüden yok etmeye dur!” diyorlar. Caddeleri trafiğe kapatmak, Londra başta, başka şehirlerde de yapıldı. Ama iş, bununla sınırlı değil: Lahey (Hollanda’nın DenHaag kentindeki) Uluslararası Adalet Divanı’nın, (her türlü anlamda) çevreyi bilerek, isteyerek yok etmeyi bir “insan hakları ihlali” olarak kabul etmesi için kampanya başlatıyorlar. Onlara en büyük manevi destek, gelişmiş ülkelerde gayet saygın tanınan doğa bilimci David Attenborough’dan geldi: “Dünyayı ve çevreyi kirletmemiz, şimdi utanarak ve tiksinerek hatırladığımız köle ticaretinden farksız.” (<a href="https://bit.ly/2n1yNTg">https://bit.ly/2n1yNTg</a>)</p>
<p>Hukukta yenilikçilik eğer mümkünse, belki gerçekten “ecocide” diye yeni bir kavram, bir “hukuk kavramı” olarak kabul edilebilir. Ya da, edilemese bile bu sözcük, gelişmiş ülkelerde gündelik dile girecektir. Soykırım sözcüğü de İkinci Savaş’tan sonra Nazi liderlerinin yargılandığı Nürnberg Mahkemesi’nde uluslararası hukuk kavramı olarak tanımlanmıştı.</p>
<p>Çevrekırım tanımına ilk yaklaşan devlet adamı İsveç Başbakanı Olof Palme’ydi. Taa 1972’de, “çevre” diye bir konuyu sadece bir avuç bilimci dert ederken Palme, Birleşmiş Milletler’in ilk Çevre Konferansı’nı Stockholm’de toplamıştı. Palme, sanki bugünlerin geleceğini görür gibi şöyle demişti: “Soluduğumuz hava, hiçbir ulusa ait değildir. Okyanusların ulusal sınırları yoktur. Çevre hepimizin ortak hakkıdır.” Ama Palme’nin kaygılarına aldırış eden olmadı. [1986’da Palme bir gece eşiyle sinemadan çıktıktan sonra, evine yürürken tek kurşunla öldürüldü. Koruması yoktu.]</p>
<p>Benzer bir öngörüyü ABD Başkanı Jimmy Carter, İran Devrimi’nden sonra Batı’da oluşan enerji krizi sırasında yaptı (15.07.1979): “Biz, artık ‘ne yaptığımız’ ile değil, ‘neye sahip olduğumuzla’ tanımlanıyoruz. Bir şeyleri hep satın alıp tüketmek hayatımıza anlam katmıyor. Oysa hayatın anlamını arıyoruz. Sürekli mal-mülk biriktirmek, hayatımızda hissettiğimiz boşluğu dolduramayacaktır. Zaten bu hayatımız güvensiz olduğu kadar amaçsızdır da…” Başkan Carter’in, sınırsız tüketimi, hırs ve tamahı, bunun sonuçlarını eleştiren konuşması yankı yapmadığı gibi, Beyaz Saray’ın damına 32 güneş paneli yerleştirmesi de alayla karşılandı. Bir sonraki Başkan Reagan bunları söktürdü. Bol kömür ve petrol varken güneş paneli neyin nesiydi?</p>
<p>Bugün, artık Çevre Krizi sözcüğü “iklim değişikliği veya küresel ısınma” gibi tanımların önüne geçmiş durumda. Bunda, küresel medyanın rolü büyük. Ama bazı görüşlere göre bu rolün artması gerekiyor. ABD’de (ve aslında dünyada) gazetecilik/iletişim eğitimi ve araştırmalarında etki ve önem sırasında birinci Columbia Üniversitesi’nin Columbia Journalism Review (CJR) dergisi, İklim Krizi konusunda küresel boyutta bir adım attı. ABD ve diğer ülkelerden 300 iletişim/gazetecilik kurumunun, bu krize dair yayınlarını “ön sayfalara, ekranlara taşımaları”, konuya öncelikli ve daha çok yer vermelerini sağlayacak bir girişim başlattı. (<a href="https://bit.ly/2kYfjOi">https://bit.ly/2kYfjOi</a>)</p>
<p>Girişime CJR ile birlikte ABD’nin fikir dergilerinden The Nation, İngiltere’den ortanın solundaki Guardian gazetesi öncülük ediyor. Fransız Haber Ajansı ve Bloomberg’den, İtalya, Arjantin, Brezilya, Hindistan, Kazakistan, Fas gazetelerine kadar… Türkiye’den Açık Radyo, Diken, EKOIQ, NewsLabTurkey, T24 de listede yer aldılar. Ayrıca yabancı üniversiteler, Yale’dan Princeton’a, Berlin Teknik Üniversitesi…</p>
<p>Girişime eşlik edecek bir de tanıtım kampanyası yapıldı: Gazetelerin ön sayfalarını, sanki İklim Krizi sonucu su baskını veya yangın sonrasında tahrip olmuş gibi gösteren teknik bir müdahale ile okunmaz hale getirildi. Bu “bozuk” sayfalar New York’ta sergilendi. CJR sitesinde de gösteriliyor.</p>
<p>CJR, özellikle ABD medyasının İklim Krizi’nden çok, gündelik bak-geç ıvır zıvır magazin konularına, ve elbette Trump Yönetimi’nden kaynaklanan bitmez tükenmez tartışmalara, gündelik siyasete odaklandığına dikkat çekiyor. İngiltere’de Prens Harry’nin eşinin doğum yapmasına saatler ve sayfalar ayıran medyanın, aynı günlerde yayınlanan Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPPC) Raporu’nu “görmediklerini” de hatırlatıyor. ABD’de yayınlanan ulusal/yerel 50 gazetenin yarıdan fazlası bu konuda haber bile yapmamış.</p>
<p>CJR kampanyası, İklim Krizi’nin önemini ve “sıradan vatandaşın gündelik yaşamını” temelden etkileyen bir tehdit olduğunu, sadece medyanın vurgulayabileceğine işaret ediyor. Bu nedenle kampayaya “Haberleri İşgal Edin” (Flood the News) adını verdiler. Twitter’da #CoveringClimateNow adresindeler.</p>
<p>Bütün bu kaygılı girişimler arasında en sessiz sedasız gelişme ise, “Doğaya tüzel hak tanıma” adımlarının sıklaşmaya başlaması: 10 yıl önce 2009’da, Bolivya Hükümeti dünyaya örnek olacak bir Doğa Ana Hakları Evrensel Beyannamesi yayınlamıştı (Universal Declaration of Rights of Mother Earth <a href="https://undocs.org/en/A/64/777">https://undocs.org/en/A/64/777</a>).</p>
<p>Bu yenilikçi girişimden daha önce ABD’de belediyeler düzeyinde ve sonra 2008’de Ekvador anayasasında “doğa tüzel hakları” diye bir kavram tanımlanmıştı. 2012’de Yeni Zelanda, 2017’de Kolombiya ve Hindistan’da benzer hukuki tanımlar yapıldı.</p>
<p>Nihayet bu yıl, ABD – Kanada arasında “muz hevengi” gibi duran göllerden Erie için de aynı hak tanındı. Evvelki girişimlerin, Dünya’nın gözünün önünde olmayıp, sadece “takdir” kazanmasına karşın, Erie Gölü’nün ABD’de olması konunun daha ayrıntılı haberleşmesini sağladı. Göle kıyıdaş Ohio Eyaleti’nde yapılan halk oylamasında, “Gölün tüzel kişiliği olsun” kararı çıktı. Bunun pratik anlamı şu: Göle zarar verecek bir çevresel sorun olduğu takdirde, vatandaşlar devlete dava açabilecek. Ama İklim Krizi’ni “kriz” olarak görmeyen Trump yönetimi ve yerel yönetimlerle çevreciler arasında çekişme de böylece başlamış oldu. Yönetime yakın bir yetkilinin şu sözleri durumu özetliyor: “Birinin kalkıp, ‘Ben orman adına konuşuyorum, ben göl adına konuşuyorum’ demesi saçmalıktır. Çünkü orman veya göl eğer konuşabilseydi, neler söyleyeceğini bilemezdik. Güçlü mülkiyet hakları, çevreyi ve hayvanları korumaya yeterlidir.”</p>
<p>Yine de, Erie ile birlikte, komşu göllere kıyıdaş eyaletlerde de “doğa tüzel hakları” talepleri dillenmeye başladı. Filipinler’de ise bir STK, güçlü Katolik Kilisesi’nin de desteğiyle benzer bir yasa tasarısı hazırlıyor (<a href="https://bit.ly/2mV5vWa">https://bit.ly/2mV5vWa</a>). Bizde de Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir “Doğa Hakları Politika Belgesi” hazırladığı, geçen aylarda medyaya yansımıştı.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 04.10.2019 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/cevrekirim-hukukta-yer-alir-mi">Çevrekırım, hukukta yer alır mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15424</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Doğanın hakları anayasalara giriyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/doganin-haklari-anayasalara-giriyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Aug 2019 09:43:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[doğa hakları]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[Latin Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak Ana]]></category>
		<category><![CDATA[vegan]]></category>
		<category><![CDATA[vejetaryen beslenme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14787</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de doğa haklarına yönelik ağır ihlaller yaşanırken Yeni Zelanda&#8217;dan Kolombiya’ya, Hindistan’dan Ekvador’a kadar dünyanın dört bir yanından hükümetler, doğanın haklarına anayasalarında yer vermeye başladı. Ancak doğanın haklarının insan tarafından tayin edilmesinin, insanın doğa üzerindeki tahakkümünü meşrulaştırdığına yönelik tartışmalar da peşi sıra geliyor.  Her daim tartışma konusu olan haklarla ilgili fikirler zamanla değişti. Sözgelimi Aydınlanma döneminde, insanın bazı evrensel “doğal haklarının olduğu” fikri ortaya çıktı. 1776 Amerika Bağımsızlık Bildirgesi yaşam, özgürlük ve mutluluk arayışı haklarını açıkça ortaya koydu. 1789 Fransız İnsan Hakları ve Vatandaş Hakları Beyannamesi ise “tüm siyasi birlikteliklerin amacının, özgürlük hakkı gibi, insanın doğal haklarının korunması” olduğunu ilan etti. Bu beyanlar zamanla hak mücadelelerini de beraberinde getirdi. II. Dünya Savaşı&#8217;nın yıkıcı insan hakları ihlallerini takiben, Birleşmiş Milletler ise tüm insanların onurunu ve geniş bir haklar dizisini tanıyan Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi&#8217;ni kabul etti. Bu hakların birçoğu, bugün maalesef kitlelere tam olarak yayılmasa da daha adil toplumlar için ahlaki bir taslak sundu. İnsanların doğal haklarına yönelik bu ifadeler, zamanla köleliğin ve diğer hak ihlallerinin yanlış olduğunu savunmak için bir “çıkış noktası” haline geldi. Günümüzde ise benzer bir çıkış noktası “doğanın doğal hakları” söylemi için geçerli. Doğanın doğal hakları Doğa hakları savunucuları, çevresel yıkımın, durdurulması gereken ahlaki bir yanlışlık olduğunu savunuyorlar. Bu savunu, insanlara zarar vermenin ahlaki bir yanlış olduğu iddiasından daha az önemsiz değil. Buna karşın bilimsel kanıtlar, küresel çevre krizinin hızlandığını ve çevre yasalarının bu eğilimi tersine çeviremediğini gösteriyor. Doğayı bir hak sahibi olarak tanımlayan hareketler de mevcut yasaların ekolojinin yıkımını durdurmak yerine doğanın yıkımını meşrulaştırdığını savunuyor. Bununla birlikte dünyanın dört bir yanından birtakım yargı mercileri, doğa haklarını bir şekilde tanımış durumda. Bunlar doğayı daha iyi koruyabilir, ancak bazı sorular halen cevapsız. Tabiat hakları hareketi, insan olmayanların haklarını desteklemeyi amaçladığı için hayvan hakları hareketine benzetiliyor. Ancak, insan hakları gibi doğa hakları da geleneksel olarak bireye öncelik veriyor. Kuzey Carolina Üniversitesi’nden The Case for Animal Rights kitabının yazarı Tom Regan&#8217;a göre, tüm canlıların doğasında var olma değerleri ve dolayısıyla da hayatta olma hakları bulunuyor. Doğa hakları destekçileri de bu bakış açısıyla ekosistemler ve doğanın döngüsüne katılan diğer doğal varlıkların da (mesela dağların, nehirlerin vb) haklarına odaklanıyor. Bu noktada insan, hayvan ve doğa hakları tartışmaları, özünde çıkar teorisine dayandırılıyor. Columbia Hukuk Okulu’ndan etik profesörü Joseph Raz, doğanın, insana sağladığı katma değerden ziyade değerleri olan varlık olarak değerlendirilmesi gerektiğini ve doğanın kendiliğinden haklara sahip olabileceğini öne sürüyor. Doğa hakları savunucuları da doğanın bu içsel değere sahip olduğuna dair ahlaki bir söylemde birleşiyorlar. Bu açıdan doğanın doğal hakkına yönelik söylemler, doğanın insana sağladığı faydaları en üst düzeye çıkarmayı amaçlayan ekonomik ve faydacı yaklaşımların çok ötesinde. Doğa hakları uygulaması Şimdiye kadar doğanın haklarını hukuk sistemi üzerinden koruma girişimleri sınırlı sonuçlar sağladı. Sözgelimi, Ekvador ve Bolivya, doğanın haklarını tanımada öncü bir rol oynadı, ancak ikisi de çevresel bozulmalarını yavaşlatamadı. Doğanın haklarına dayanan birkaç mahkeme kararı çevre için olumlu sonuçlar doğursa da her iki ülke de çevreye zarar veren politikaları uygulamaya devam etti. Diğer hak tanımalar ise yasal zorluklardan kurtulmuş değil; örneğin, doğal toplulukların ve ekosistemlerin var olma, doğal olarak gelişme haklarını tanıyan Grant Township (Pennsylvania) yönetmeliği, şirket haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle devlet hukuku tarafından önlendi. Burada doğanın haklarını etkin biçimde işlevsel hale getirmek için temel bir soru, hak sahibinin nasıl tanımlanacağı olarak karşımıza çıkıyor. Hakları tanınan varlık örnekleri arasında Toprak Ana, Pacha Mama; nehirler, ekosistemler, doğal topluluklar, buzullar, türler ve hayvanlar alemi sayılabilir. Her biri kendi tanımlayıcı zorluklarıyla birlikte geliyor. Şirketlerin kuruluş yoluyla tüzel kişi olarak sayılacağı sürece benzer şekilde doğal varlıkların da hak sahipleri haline geldiği ekolojik olarak tanımlanmış kriterler tanımlamak öneriliyor. Burada bilim, türlerin habitat ihtiyaçlarının, topluluk yapılarının, ekolojik fonksiyonların ve evrimsel süreçlerin değerlendirilmesinde etkili bir rol üstleniyor. Başka bir soru, doğanın hangi haklara sahip olacağı ile ilgili. Bazı yasalar, doğayı, yasal haklar getirmelerine izin veren tüzel kişiler olarak tanırken; diğerleri doğaya mülk haklarını, var olma ve gelişmeyi ya da restore edilme hakları olarak tanıyor. İnsan haklarında olduğu gibi, bu tür hakların nasıl tanımlanacağı da tam olarak belli değil. Çünkü bu hak tanıma, doğanın haklarını nasıl talep edebileceği sorusuna yol açıyor. Alternatif olarak, doğanın hakkını savunan insanların, doğal varlıklar adına dava açma yetkisine sahip olması da mümkün. Her iki durumda da doğal varlıkların haklarının ne zaman ihlal edildiğini ve hak ihlallerinin nasıl düzeltilebileceğini belirlemesi büyük bir sorunsal; bunu çözebilmek için disiplinlerarası yaklaşımlara ihtiyaç olduğu da ortada. Bir başka merkezi sorun, doğa hakları ile kurumsal veya insan hakları ve çıkarları arasındaki çatışmaların nasıl yargılanacağına ilişkin. Bunun cevabının, doğa haklarının etkili olup olmayacağının da belirleyicisi olması bekleniyor. Bu noktada, doğanın hakları tüm insan faaliyetlerini durdurmayı amaçlamamasına rağmen, yıkıcı insan faaliyetlerini meşrulaştırmaktan öteye gidememesi gibi bir sorun söz konusu. İnsan Olmayanların Yasal Hakları Burada insan haklarının da temeli olan sağlıklı bir çevreye yönelik hakların, insan faaliyetleriyle çelişen türleri korumadığına yönelik bir eleştiri getiriliyor. Zira Nesli Tehlike Altındaki Türler Yasası gibi koruma yasaları, türleri korusa da onlara var olma hakkı vermiyor. İnsana fayda sağlamıyorsa var olma hakkının da söz konusu olmadığı gibi bir durum söz konusu. Dolayısıyla doğanın haklarının tanınması durumunda türler, yönetmeliklerle açıkça korunmadıkları ve ihtiyaçlarının insan ihtiyaçları ile çatışması durumunda zarar gördüklerinde tazminat talep etme hakkına sahip olabilirler. Ama ağızları ve dilleri olmadığı için hak ihlallerine karşı savunmasız bir hale geliyorlar. Bu da bir çıkar grubunun, iradesini diğerlerine empoze etme girişimi olarak yorumlanabilir. Sonuç olarak doğanın hakları ile insan faaliyetleri arasındaki uyuşmazlıkların çözülmesi, karar veren insan olduğu için oldukça güç. Doğa ve insan faaliyetleri arasındaki çatışmalar büyük ve sistematik bir ölçekte değerlendirilmeli. İnsanlar ve şirketler, bu değerlendirmeyi yapamadıkça, doğa var olma hakkına insandan bağımsız olarak sahip olmadıkça, çevrenin devam eden bozulmasından açıkça anlaşıldığı gibi doğa sıklıkla tahribata uğramaya devam edecek. Doğal hak ile yasal hak ikilemi Geldiğimiz bu noktada doğa hakları mücadelesinin yaşamın özüne dair önemli bir çaba olduğunu düşünmekle birlikte kendiliğindenlik ile insan hükmüyle yürütülen yasal mücadele arasında bir ayrım yapmak gerekiyor. Canlıların insanlar tarafından tutsak edilmesi, öldürülmesi, doğal alanların rant uğruna bozulması kabul edilir şey değil. En bilinen örnek üzerinden gidecek olursak kapitalizmin şah damarlarından endüstriyel hayvancılığa karşı çıkış, doğa hakkı ve etik açısından çok kıymetli. Bakıldığında hayvancılığın insan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı salımının %51’inden sorumlu olduğunu da biliyoruz. Bu açıdan hayvan hakları için sokağa dökülmek ve empatiye davet eden bir farkındalık oluşturulması çabaları da yersiz sayılmaz. Ancak buna insanın karar vermesi pek de tarafsız bir yaklaşım gibi gözükmüyor. Burada vejetaryenlik gibi içten bir pratiğin, yasal teoriye üstün geldiğini söyleyebiliriz. Zaten dünya genelinde de bu bilinç hızla artıyor. Sözgelimi, sadece ABD’de vegan yaşama pratiğini tercih eden insan sayısı, 2016’nın ilk çeyreğinden 2017’nin ilk çeyreğine %19’luk bir artış göstermiş durumda. Global Data’ya göre ise ABD’de kendisini vegan olarak tanımlayan insan sayısının son üç yıldaki artışının %600 olduğunu görüyoruz. Britanya’da ise bu rakam son 10 yılda %360. Kısacası avcı toplayıcılıktan bugüne insanı hep üst sıraya koyan hiyerarşik düşünce sisteminin, doğa unsurlarının esaretini ve katliamını hep meşrulaştırıldığını görüyoruz. Bir başka deyişle, doğa haklarının kendiliğinden var olduğunu ve bunu yasalara dahil etmeye çalışmanın insanı doğanın üstüne koyan bakış açısını perçinlediğini vurgulamak gerekiyor. Dünya genelinde doğa haklarının anayasada yer aldığı örnekler Bolivya 2010 Toprak Ananın Hakları Kanunu ve 2012 Toprak Ana ve Yaşam için Entegre Gelişme Yasal Çerçevesi, doğanın yaşam, yaşam çeşitliliği, su, temiz hava ve restorasyon gibi haklarını tanıyor. Kolombiya Kolombiya Yüksek Mahkemesi, 2018’de Kolombiya Amazon’unun bir hak konusu olduğuna karar verdi ve hükümetin onu korumak için harekete geçmesine hükmetti. Bu karar, Kolombiya Anayasa Mahkemesi&#8217;nin 2016 yılında, Atrato Nehri&#8217;nin tüzel kişiliğe sahip olduğuna ve koruma, korunma ve restore edilme hakkına sahip olduğuna karar vermesine dayanak sağladı. Ekvador Ekvador Cumhuriyeti Anayasası, Pacha Mama ya da doğanın haklarına, varlığına, yaşam döngülerine, yapılarına, işlevlerine, evrimsel süreçlerine ve restorasyonuna bütünleşik saygı içeren haklarını tanıyor. Hindistan 2018’de Uttarkand Yüksek Mahkemesi, hayvanlar aleminin, yaşayan bir kişinin hakları, görevleri ve yükümlülükleriyle tüzel kişilik olduğunu ilan etti. Bu mahkemenin daha önceki bir kararında ise Ganj ve Yamuna Nehirleri için birtakım haklar tanındı. Yeni Zelanda Maori kabileleri ve Yeni Zelanda hükümeti arasında imzalanan bir antlaşma, tüzel kişi olarak tanınan Te Awa Tupua&#8217;yı “dağlardan denize kadar Whanganui Nehri&#8217;nden oluşan bölünmez ve yaşayan bir bütün” olarak kabul eden 2017 yasasına yol açtı. Amerika Birleşik Devletleri Tamaqua Borough, Pennsylvania, doğal topluluk ve ekosistemlerin haklarını tanımak için 2006&#8217;da yerel bir yönetmelik çıkardı; daha sonra belediyeler, birden fazla eyalette doğanın haklarını tanıdı. Bu düzenlemelerin bazıları mahkemeler tarafından düşürüldü. Yazı: Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com Kaynaklar: https://www.birgun.net/haber/doganin-haklari-uzerine-254150 https://animalstudiesrepository.org/cgi/viewcontent.cgi?article=1003&#38;context=acwp_awap https://www.academia.edu/1401754/The_morality_of_freedom https://science.sciencemag.org/content/363/6434/1392 https://media.grubhub.com/media/press-releases/press-release-details/2017/Were-Halfway-There-Grubhubs-Mid-Year-Data-Analysis-Uncovers-the-Dishes-Dominating-the-First-Half-of-2017/default.aspx https://www.forbes.com/sites/michaelpellmanrowland/2018/03/23/millennials-move-away-from-meat/#78a49357a4a4 https://www.telegraph.co.uk/food-and-drink/news/number-of-vegans-in-britain-rises-by-360-in-10-years/ http://www.worldwatch.org/files/pdf/Livestock%20and%20Climate%20Change.pdf</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/doganin-haklari-anayasalara-giriyor">Doğanın hakları anayasalara giriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Türkiye&#8217;de doğa haklarına yönelik ağır ihlaller yaşanırken Yeni Zelanda&#8217;dan Kolombiya’ya, Hindistan’dan Ekvador’a kadar dünyanın dört bir yanından hükümetler, doğanın haklarına anayasalarında yer vermeye başladı. Ancak doğanın haklarının insan tarafından tayin edilmesinin, insanın doğa üzerindeki tahakkümünü meşrulaştırdığına yönelik tartışmalar da peşi sıra geliyor.</em><em> </em></p>
<p>Her daim tartışma konusu olan haklarla ilgili fikirler zamanla değişti. Sözgelimi Aydınlanma döneminde, insanın bazı evrensel “doğal haklarının olduğu” fikri ortaya çıktı. 1776 Amerika Bağımsızlık Bildirgesi yaşam, özgürlük ve mutluluk arayışı haklarını açıkça ortaya koydu. 1789 Fransız İnsan Hakları ve Vatandaş Hakları Beyannamesi ise “tüm siyasi birlikteliklerin amacının, özgürlük hakkı gibi, insanın doğal haklarının korunması” olduğunu ilan etti. Bu beyanlar zamanla hak mücadelelerini de beraberinde getirdi. II. Dünya Savaşı&#8217;nın yıkıcı insan hakları ihlallerini takiben, Birleşmiş Milletler ise tüm insanların onurunu ve geniş bir haklar dizisini tanıyan Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi&#8217;ni kabul etti. Bu hakların birçoğu, bugün maalesef kitlelere tam olarak yayılmasa da daha adil toplumlar için ahlaki bir taslak sundu. İnsanların doğal haklarına yönelik bu ifadeler, zamanla köleliğin ve diğer hak ihlallerinin yanlış olduğunu savunmak için bir “çıkış noktası” haline geldi. Günümüzde ise benzer bir çıkış noktası “doğanın doğal hakları” söylemi için geçerli.</p>
<p><strong>Doğanın doğal hakları</strong></p>
<p>Doğa hakları savunucuları, çevresel yıkımın, durdurulması gereken ahlaki bir yanlışlık olduğunu savunuyorlar. Bu savunu, insanlara zarar vermenin ahlaki bir yanlış olduğu iddiasından daha az önemsiz değil. Buna karşın bilimsel kanıtlar, küresel çevre krizinin hızlandığını ve çevre yasalarının bu eğilimi tersine çeviremediğini gösteriyor. Doğayı bir hak sahibi olarak tanımlayan hareketler de mevcut yasaların ekolojinin yıkımını durdurmak yerine doğanın yıkımını meşrulaştırdığını savunuyor. Bununla birlikte dünyanın dört bir yanından birtakım yargı mercileri, doğa haklarını bir şekilde tanımış durumda. Bunlar doğayı daha iyi koruyabilir, ancak bazı sorular halen cevapsız.</p>
<p>Tabiat hakları hareketi, insan olmayanların haklarını desteklemeyi amaçladığı için hayvan hakları hareketine benzetiliyor. Ancak, insan hakları gibi doğa hakları da geleneksel olarak bireye öncelik veriyor. Kuzey Carolina Üniversitesi’nden <em>The Case for Animal Rights</em> kitabının yazarı Tom Regan&#8217;a göre, tüm canlıların doğasında var olma değerleri ve dolayısıyla da hayatta olma hakları bulunuyor. Doğa hakları destekçileri de bu bakış açısıyla ekosistemler ve doğanın döngüsüne katılan diğer doğal varlıkların da (mesela dağların, nehirlerin vb) haklarına odaklanıyor.</p>
<p>Bu noktada insan, hayvan ve doğa hakları tartışmaları, özünde çıkar teorisine dayandırılıyor. Columbia Hukuk Okulu’ndan etik profesörü Joseph Raz, doğanın, insana sağladığı katma değerden ziyade değerleri olan varlık olarak değerlendirilmesi gerektiğini ve doğanın kendiliğinden haklara sahip olabileceğini öne sürüyor. Doğa hakları savunucuları da doğanın bu içsel değere sahip olduğuna dair ahlaki bir söylemde birleşiyorlar. Bu açıdan doğanın doğal hakkına yönelik söylemler, doğanın insana sağladığı faydaları en üst düzeye çıkarmayı amaçlayan ekonomik ve faydacı yaklaşımların çok ötesinde.</p>
<p><strong>Doğa hakları uygulaması</strong></p>
<p>Şimdiye kadar doğanın haklarını hukuk sistemi üzerinden koruma girişimleri sınırlı sonuçlar sağladı. Sözgelimi, Ekvador ve Bolivya, doğanın haklarını tanımada öncü bir rol oynadı, ancak ikisi de çevresel bozulmalarını yavaşlatamadı. Doğanın haklarına dayanan birkaç mahkeme kararı çevre için olumlu sonuçlar doğursa da her iki ülke de çevreye zarar veren politikaları uygulamaya devam etti. Diğer hak tanımalar ise yasal zorluklardan kurtulmuş değil; örneğin, doğal toplulukların ve ekosistemlerin var olma, doğal olarak gelişme haklarını tanıyan Grant Township (Pennsylvania) yönetmeliği, şirket haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle devlet hukuku tarafından önlendi.</p>
<p>Burada doğanın haklarını etkin biçimde işlevsel hale getirmek için temel bir soru, hak sahibinin nasıl tanımlanacağı olarak karşımıza çıkıyor. Hakları tanınan varlık örnekleri arasında Toprak Ana, Pacha Mama; nehirler, ekosistemler, doğal topluluklar, buzullar, türler ve hayvanlar alemi sayılabilir. Her biri kendi tanımlayıcı zorluklarıyla birlikte geliyor.</p>
<p>Şirketlerin kuruluş yoluyla tüzel kişi olarak sayılacağı sürece benzer şekilde doğal varlıkların da hak sahipleri haline geldiği ekolojik olarak tanımlanmış kriterler tanımlamak öneriliyor. Burada bilim, türlerin habitat ihtiyaçlarının, topluluk yapılarının, ekolojik fonksiyonların ve evrimsel süreçlerin değerlendirilmesinde etkili bir rol üstleniyor.</p>
<p>Başka bir soru, doğanın hangi haklara sahip olacağı ile ilgili. Bazı yasalar, doğayı, yasal haklar getirmelerine izin veren tüzel kişiler olarak tanırken; diğerleri doğaya mülk haklarını, var olma ve gelişmeyi ya da restore edilme hakları olarak tanıyor. İnsan haklarında olduğu gibi, bu tür hakların nasıl tanımlanacağı da tam olarak belli değil. Çünkü bu hak tanıma, doğanın haklarını nasıl talep edebileceği sorusuna yol açıyor. Alternatif olarak, doğanın hakkını savunan insanların, doğal varlıklar adına dava açma yetkisine sahip olması da mümkün. Her iki durumda da doğal varlıkların haklarının ne zaman ihlal edildiğini ve hak ihlallerinin nasıl düzeltilebileceğini belirlemesi büyük bir sorunsal; bunu çözebilmek için disiplinlerarası yaklaşımlara ihtiyaç olduğu da ortada.</p>
<p>Bir başka merkezi sorun, doğa hakları ile kurumsal veya insan hakları ve çıkarları arasındaki çatışmaların nasıl yargılanacağına ilişkin. Bunun cevabının, doğa haklarının etkili olup olmayacağının da belirleyicisi olması bekleniyor. Bu noktada, doğanın hakları tüm insan faaliyetlerini durdurmayı amaçlamamasına rağmen, yıkıcı insan faaliyetlerini meşrulaştırmaktan öteye gidememesi gibi bir sorun söz konusu.</p>
<p><strong>İnsan Olmayanların Yasal Hakları</strong></p>
<p>Burada insan haklarının da temeli olan sağlıklı bir çevreye yönelik hakların, insan faaliyetleriyle çelişen türleri korumadığına yönelik bir eleştiri getiriliyor. Zira Nesli Tehlike Altındaki Türler Yasası gibi koruma yasaları, türleri korusa da onlara var olma hakkı vermiyor. İnsana fayda sağlamıyorsa var olma hakkının da söz konusu olmadığı gibi bir durum söz konusu. Dolayısıyla doğanın haklarının tanınması durumunda türler, yönetmeliklerle açıkça korunmadıkları ve ihtiyaçlarının insan ihtiyaçları ile çatışması durumunda zarar gördüklerinde tazminat talep etme hakkına sahip olabilirler. Ama ağızları ve dilleri olmadığı için hak ihlallerine karşı savunmasız bir hale geliyorlar. Bu da bir çıkar grubunun, iradesini diğerlerine empoze etme girişimi olarak yorumlanabilir.</p>
<p>Sonuç olarak doğanın hakları ile insan faaliyetleri arasındaki uyuşmazlıkların çözülmesi, karar veren insan olduğu için oldukça güç. Doğa ve insan faaliyetleri arasındaki çatışmalar büyük ve sistematik bir ölçekte değerlendirilmeli. İnsanlar ve şirketler, bu değerlendirmeyi yapamadıkça, doğa var olma hakkına insandan bağımsız olarak sahip olmadıkça, çevrenin devam eden bozulmasından açıkça anlaşıldığı gibi doğa sıklıkla tahribata uğramaya devam edecek.</p>
<p><strong>Doğal hak ile yasal hak ikilemi</strong></p>
<p>Geldiğimiz bu noktada doğa hakları mücadelesinin yaşamın özüne dair önemli bir çaba olduğunu düşünmekle birlikte kendiliğindenlik ile insan hükmüyle yürütülen yasal mücadele arasında bir ayrım yapmak gerekiyor. Canlıların insanlar tarafından tutsak edilmesi, öldürülmesi, doğal alanların rant uğruna bozulması kabul edilir şey değil. En bilinen örnek üzerinden gidecek olursak kapitalizmin şah damarlarından endüstriyel hayvancılığa karşı çıkış, doğa hakkı ve etik açısından çok kıymetli. Bakıldığında hayvancılığın insan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı salımının %51’inden sorumlu olduğunu da biliyoruz. Bu açıdan hayvan hakları için sokağa dökülmek ve empatiye davet eden bir farkındalık oluşturulması çabaları da yersiz sayılmaz. Ancak buna insanın karar vermesi pek de tarafsız bir yaklaşım gibi gözükmüyor.</p>
<p>Burada vejetaryenlik gibi içten bir pratiğin, yasal teoriye üstün geldiğini söyleyebiliriz. Zaten dünya genelinde de bu bilinç hızla artıyor. Sözgelimi, sadece ABD’de vegan yaşama pratiğini tercih eden insan sayısı, 2016’nın ilk çeyreğinden 2017’nin ilk çeyreğine %19’luk bir artış göstermiş durumda. Global Data’ya göre ise ABD’de kendisini vegan olarak tanımlayan insan sayısının son üç yıldaki artışının %600 olduğunu görüyoruz. Britanya’da ise bu rakam son 10 yılda %360.</p>
<p>Kısacası avcı toplayıcılıktan bugüne insanı hep üst sıraya koyan hiyerarşik düşünce sisteminin, doğa unsurlarının esaretini ve katliamını hep meşrulaştırıldığını görüyoruz. Bir başka deyişle, doğa haklarının kendiliğinden var olduğunu ve bunu yasalara dahil etmeye çalışmanın insanı doğanın üstüne koyan bakış açısını perçinlediğini vurgulamak gerekiyor.</p>
<p><strong>Dünya genelinde doğa haklarının anayasada yer aldığı örnekler</strong></p>
<p><strong>Bolivya</strong></p>
<p>2010 Toprak Ananın Hakları Kanunu ve 2012 Toprak Ana ve Yaşam için Entegre Gelişme Yasal Çerçevesi, doğanın yaşam, yaşam çeşitliliği, su, temiz hava ve restorasyon gibi haklarını tanıyor.</p>
<p><strong>Kolombiya</strong></p>
<p>Kolombiya Yüksek Mahkemesi, 2018’de Kolombiya Amazon’unun bir hak konusu olduğuna karar verdi ve hükümetin onu korumak için harekete geçmesine hükmetti. Bu karar, Kolombiya Anayasa Mahkemesi&#8217;nin 2016 yılında, Atrato Nehri&#8217;nin tüzel kişiliğe sahip olduğuna ve koruma, korunma ve restore edilme hakkına sahip olduğuna karar vermesine dayanak sağladı.</p>
<p><strong>Ekvador</strong></p>
<p>Ekvador Cumhuriyeti Anayasası, Pacha Mama ya da doğanın haklarına, varlığına, yaşam döngülerine, yapılarına, işlevlerine, evrimsel süreçlerine ve restorasyonuna bütünleşik saygı içeren haklarını tanıyor.</p>
<p><strong>Hindistan</strong></p>
<p>2018’de Uttarkand Yüksek Mahkemesi, hayvanlar aleminin, yaşayan bir kişinin hakları, görevleri ve yükümlülükleriyle tüzel kişilik olduğunu ilan etti. Bu mahkemenin daha önceki bir kararında ise Ganj ve Yamuna Nehirleri için birtakım haklar tanındı.</p>
<p><strong>Yeni Zelanda</strong></p>
<p>Maori kabileleri ve Yeni Zelanda hükümeti arasında imzalanan bir antlaşma, tüzel kişi olarak tanınan Te Awa Tupua&#8217;yı “dağlardan denize kadar Whanganui Nehri&#8217;nden oluşan bölünmez ve yaşayan bir bütün” olarak kabul eden 2017 yasasına yol açtı.</p>
<p><strong>Amerika Birleşik Devletleri</strong></p>
<p>Tamaqua Borough, Pennsylvania, doğal topluluk ve ekosistemlerin haklarını tanımak için 2006&#8217;da yerel bir yönetmelik çıkardı; daha sonra belediyeler, birden fazla eyalette doğanın haklarını tanıdı. Bu düzenlemelerin bazıları mahkemeler tarafından düşürüldü.</p>
<p><strong>Yazı: Batuhan Sarıcan / <a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a></strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p><strong><a href="https://www.birgun.net/haber/doganin-haklari-uzerine-254150">https://www.birgun.net/haber/doganin-haklari-uzerine-254150</a></strong></p>
<p><strong><a href="https://animalstudiesrepository.org/cgi/viewcontent.cgi?article=1003&amp;context=acwp_awap">https://animalstudiesrepository.org/cgi/viewcontent.cgi?article=1003&amp;context=acwp_awap</a></strong></p>
<p><strong><a href="https://www.academia.edu/1401754/The_morality_of_freedom">https://www.academia.edu/1401754/The_morality_of_freedom</a></strong></p>
<p><strong><a href="https://science.sciencemag.org/content/363/6434/1392">https://science.sciencemag.org/content/363/6434/1392</a></strong></p>
<p><strong><a href="https://media.grubhub.com/media/press-releases/press-release-details/2017/Were-Halfway-There-Grubhubs-Mid-Year-Data-Analysis-Uncovers-the-Dishes-Dominating-the-First-Half-of-2017/default.aspx">https://media.grubhub.com/media/press-releases/press-release-details/2017/Were-Halfway-There-Grubhubs-Mid-Year-Data-Analysis-Uncovers-the-Dishes-Dominating-the-First-Half-of-2017/default.aspx</a></strong></p>
<p><strong><a href="https://www.forbes.com/sites/michaelpellmanrowland/2018/03/23/millennials-move-away-from-meat/#78a49357a4a4">https://www.forbes.com/sites/michaelpellmanrowland/2018/03/23/millennials-move-away-from-meat/#78a49357a4a4</a></strong></p>
<p><strong><a href="https://www.telegraph.co.uk/food-and-drink/news/number-of-vegans-in-britain-rises-by-360-in-10-years/">https://www.telegraph.co.uk/food-and-drink/news/number-of-vegans-in-britain-rises-by-360-in-10-years/</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.worldwatch.org/files/pdf/Livestock%20and%20Climate%20Change.pdf">http://www.worldwatch.org/files/pdf/Livestock%20and%20Climate%20Change.pdf</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/doganin-haklari-anayasalara-giriyor">Doğanın hakları anayasalara giriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14787</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İlk adımın 50. yılında 5 ülke Ay’a gözlerini dikti</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/ilk-adimin-50-yilinda-5-ulke-aya-gozlerini-dikti</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Aug 2019 14:00:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[ay]]></category>
		<category><![CDATA[ay yolculuğu]]></category>
		<category><![CDATA[bilinç]]></category>
		<category><![CDATA[doğa hakları]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14609</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ay’a ilk ayak basılmasının üzerinden tam 50 yıl geçti. Tam da bu süreçte Hindistan, Ay’da inceleme yapmak üzere Chandrayaan-2 aracını fırlattı. Yolculuğu devam ediyor. Sadece Hindistan değil bugün ABD’den Rusya ve hatta İsrail’e kadar birçok ülkenin gözü, Ay’ı evrenin keşfinde bir üs olarak kullanmakta. Biz de kapağımıza Ay’ı taşıdık. Yazarımız Batuhan Sarıcan, konuyu farklı perspektif, haber ve grafiklerle zenginleştirerek evrenin keşfine yönelik ilk adımımız olan Ay’ın, uzaya yerleşimdeki önemi ve geleceğini işledi. Nilgün Özbaşaran Dede’nin hazırladığı Araştırma Gündemi ise yine dopdolu. Kadın algısının 70 yılda nasıl değiştiği, yaşlıların sosyal medya sayesinde yaşama nasıl sarıldığı, kalbimizi iyileştirebilecek yeni hücre keşifleri gibi bilim gündemine dair güncel haberleri bu sayfalarda bulacaksınız. Bilincin tanımı halen tartışma konusuyken bilincin var olup olmadığını anlamaya yönelik bazı yaklaşımlar geliştirildi. Reyhan Oksay’ın kaleminden okuyacağınız yazı oldukça zihin açıcı. Bu arada beyin nöronları üzerine ilginç bir deney de sayfalarımızda: Farelerde bazı nöronlara “dokunularak” halisünasyon yaratıldı. Yine Batuhan, günümüzde sıkça tartışılan ve dünya çapında anayasalara giren doğa hakları meselesini irdeledi. Sevda Deniz Karali ve Murat Altaş’ın derlemelerinde ise, daha az etin dünyayı kurtarıp kurtaramayacağı tartışmasına ve iklim değişikliğine karşı genetik çözümlere odaklanılıyor. Yapay zekâda etik tartışmaları sürüyor Harvard Hukuk’tan Profesör Yochai Benkler’in, teknoloji şirketlerinin, kendi çıkarları uğruna yapay zekâ (YZ) araştırmalarına müdahil olmasının, etik sorunlarına yol açtığını ifade ettiği yazısına dergimizde daha önce yer vermiştik. Bu sayımızda ise yazarımız Müfit Akyos, kaleme aldığı “YZ Etiği ve ‘Etik Aklama” yazısıyla tartışmaya yeni bir boyut kazandırıyor. Atılım Üniversitesi’nden Prof. Dr. Meltem Huri Baturay ise Z kuşağı kampüsleri işgal ederken, üniversitelerin buna ne kadar hazır olduğuna dair bir bakış açısı sunuyor. İKÜ Mühendislik Fakültesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Ethem Tarhan, sağlık çalışanlarının karşılaştığı şiddet olaylarına karşı çözüm önerilerinde bulunuyor. Dünya Bilim Sanat Akademisi’nin düzenlediği toplantıda konuşan BAU Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türker Kılıç ise, Meltem Bilikman’ın sorularını yanıtlıyor: &#8220;Multidisipliner bilim akademilerine katılmanın önemi”. Doğan Kuban hocamız da yine engin bilgi birikimini bizimle paylaşarak cep telefonları üzerinden konuştuğu yazısında tarladan başlayarak teknoloji üretmenin gerekliliğine değinerek kafamızda geleceğe dair soru işaretlerinin belirmesine neden oluyor. Biz nasıl üretiriz sorusu, hocanın yazısının odağında yine&#8230; Tanol Türkoğlu da klasikleşen köşesi Dijitalem’de “Facebook=Dijital Mezarlık!” başlığı altında tarihi notları ve fütüristik vizyonuyla dijital alemin nabzını tutmaya devam ediyor. Tekno-Vitrin, ilginç sorular ve bulmaca gibi klasikleşen bölümler, sizi yine HBT sayfalarında bekliyor. Türkiye’nin haftalık bilim, teknoloji, kültür ve eleştirel düşünce dergisi HBT, sizi her hafta dopdolu ve yenilenen içeriğiyle karşılamak için canla başla çalışıyor. *** ÇYDD’li 100 genç kampanyamız sona erdi ÇYDD’den burs alan 100 öğrenciye dijital abonelik çağrımıza sizlerden gelen güzel destekler sonucu 100 gencimizi de yeni okurlarımızın arasına kattık. Bu arada öğrencilerden yeni başvurular da oldu. Mete Kayıhan 3 öğrenciye, İsimlerinin açıklanmasını istemeyen iki okurumuz 10 öğrenciye, yine iki okurumuz 2&#8217;şer öğrenciye ve bir okurumuz da 1 öğrenciye dergi aboneliği desteğinde bulundu. Siz okurlarımızın ilgi ve destekleri bizim için çok değerli. Ülkemizde bilim okuryazarlığını artırmaya yönelik çabalarımızda bundan sonra da beraber olmak dileğiyle&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/ilk-adimin-50-yilinda-5-ulke-aya-gozlerini-dikti">İlk adımın 50. yılında 5 ülke Ay’a gözlerini dikti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-14606" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/175-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/175-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/175-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/175.jpg 1654w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Ay’a ilk ayak basılmasının üzerinden tam 50 yıl geçti. Tam da bu süreçte Hindistan, Ay’da inceleme yapmak üzere Chandrayaan-2 aracını fırlattı. Yolculuğu devam ediyor. Sadece Hindistan değil bugün ABD’den Rusya ve hatta İsrail’e kadar birçok ülkenin gözü, <strong>Ay’ı evrenin keşfinde</strong> bir üs olarak kullanmakta. Biz de kapağımıza Ay’ı taşıdık. Yazarımız <strong>Batuhan Sarıcan,</strong> konuyu farklı perspektif, haber ve grafiklerle zenginleştirerek evrenin keşfine yönelik ilk adımımız olan Ay’ın, uzaya yerleşimdeki önemi ve geleceğini işledi.</p>
<p><strong>Nilgün Özbaşaran Dede</strong>’nin hazırladığı <strong>Araştırma Gündemi</strong> ise yine dopdolu. Kadın algısının 70 yılda nasıl değiştiği, yaşlıların sosyal medya sayesinde yaşama nasıl sarıldığı, kalbimizi iyileştirebilecek yeni hücre keşifleri gibi bilim gündemine dair güncel haberleri bu sayfalarda bulacaksınız.</p>
<p>Bilincin tanımı halen tartışma konusuyken bilincin var olup olmadığını anlamaya yönelik bazı yaklaşımlar geliştirildi. <strong>Reyhan Oksay</strong>’ın kaleminden okuyacağınız yazı oldukça zihin açıcı. Bu arada beyin nöronları üzerine ilginç bir deney de sayfalarımızda: Farelerde bazı nöronlara “dokunularak” halisünasyon yaratıldı.</p>
<p>Yine Batuhan, günümüzde sıkça tartışılan ve dünya çapında anayasalara giren <strong>doğa hakları</strong> meselesini irdeledi. <strong>Sevda Deniz Karali </strong>ve<strong> Murat Altaş</strong>’ın derlemelerinde ise, daha az etin dünyayı kurtarıp kurtaramayacağı tartışmasına ve iklim değişikliğine karşı genetik çözümlere odaklanılıyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâda etik tartışmaları sürüyor</strong></p>
<p>Harvard Hukuk’tan Profesör <strong>Yochai Benkler</strong>’in, teknoloji şirketlerinin, kendi çıkarları uğruna yapay zekâ (YZ) araştırmalarına müdahil olmasının, etik sorunlarına yol açtığını ifade ettiği yazısına dergimizde daha önce yer vermiştik. Bu sayımızda ise yazarımız <strong>Müfit Akyos</strong>, kaleme aldığı <strong>“YZ Etiği ve ‘Etik Aklama”</strong> yazısıyla tartışmaya yeni bir boyut kazandırıyor.</p>
<p>Atılım Üniversitesi’nden <strong>Prof. Dr. Meltem Huri Baturay </strong>ise Z kuşağı kampüsleri işgal ederken, üniversitelerin buna ne kadar hazır olduğuna dair bir bakış açısı sunuyor. İKÜ Mühendislik Fakültesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi<strong> İbrahim Ethem Tarhan</strong>, sağlık çalışanlarının karşılaştığı şiddet olaylarına karşı çözüm önerilerinde bulunuyor.</p>
<p>Dünya Bilim Sanat Akademisi’nin düzenlediği toplantıda konuşan BAU Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. <strong>Türker Kılıç</strong> ise, <strong>Meltem Bilikman</strong>’ın sorularını yanıtlıyor: &#8220;Multidisipliner bilim akademilerine katılmanın önemi”.</p>
<p><strong>Doğan Kuban </strong>hocamız da yine engin bilgi birikimini bizimle paylaşarak cep telefonları üzerinden konuştuğu yazısında tarladan başlayarak teknoloji üretmenin gerekliliğine değinerek kafamızda geleceğe dair soru işaretlerinin belirmesine neden oluyor. Biz nasıl üretiriz sorusu, hocanın yazısının odağında yine&#8230; <strong>Tanol Türkoğlu</strong> da klasikleşen köşesi Dijitalem’de <strong>“Facebook=Dijital Mezarlık!”</strong> başlığı altında tarihi notları ve fütüristik vizyonuyla dijital alemin nabzını tutmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Tekno-Vitrin</strong>, ilginç sorular ve bulmaca gibi klasikleşen bölümler, sizi yine HBT sayfalarında bekliyor.</p>
<p>Türkiye’nin haftalık bilim, teknoloji, kültür ve eleştirel düşünce dergisi HBT, sizi her hafta dopdolu ve yenilenen içeriğiyle karşılamak için canla başla çalışıyor.</p>
<p>***</p>
<p><strong>ÇYDD’li 100 genç kampanyamız sona erdi</strong></p>
<p>ÇYDD’den burs alan 100 öğrenciye dijital abonelik çağrımıza sizlerden gelen güzel destekler sonucu 100 gencimizi de yeni okurlarımızın arasına kattık. Bu arada öğrencilerden yeni başvurular da oldu. <strong>Mete Kayıhan</strong> 3 öğrenciye, İsimlerinin açıklanmasını istemeyen iki okurumuz 10 öğrenciye, yine iki okurumuz 2&#8217;şer öğrenciye ve bir okurumuz da 1 öğrenciye dergi aboneliği desteğinde bulundu.</p>
<p><strong>Siz okurlarımızın ilgi ve destekleri bizim için çok değerli. </strong><strong>Ülkemizde bilim okuryazarlığını artırmaya yönelik çabalarımızda bundan sonra da beraber olmak dileğiyle&#8230;</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/ilk-adimin-50-yilinda-5-ulke-aya-gozlerini-dikti">İlk adımın 50. yılında 5 ülke Ay’a gözlerini dikti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14609</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HBT Dergi 175. Sayı – 2 Ağustos 2019</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-175-sayi-2-agustos-2019</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Aug 2019 12:16:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergi Sayıları]]></category>
		<category><![CDATA[ay]]></category>
		<category><![CDATA[bilinç]]></category>
		<category><![CDATA[doğa hakları]]></category>
		<category><![CDATA[GDO]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14605</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ayak basmanın 50. yılı / Uzaya yerleşmede ilk durak Ay Bilincin var olup olmadığı nasıl anlaşılır? Doğan Kuban: Telefon Müfit Akyos: Yapay zeka etiği ve &#8220;etik aklama&#8221; Tanol Türkoğlu: Kim, okur? GDO&#8217;lu ürünleri tespit edebilen biyosensör Kalbimizi iyileştirebilecek hücreler keşfedildi Yaşlılar sosyal medya ile yaşama sarılıyor Z kuşağının temsilcileri yeni üniversiteliler İnsan vücudunun bilinmeyenleri &#8211; 4: Kusma ve gıdıkla(n)ma Doğa hakları sonunda anayasalara giriyor Daha az et tüketmek dünyayı kurtarır mı? İklim krizine karşı 5 genetik çözüm Kezban Karaboğa: Türkiye&#8217;nin teknolojide önceliği malzeme olmalı Olcay Başeğmez: Tarih tekrarlanıyor mu? Prof. Dr. Türker Kılıç ile söyleşi: &#8220;Multidisipliner bilim akademilerine katılmanın önemi&#8221; Mustafa Çetiner: Bağışıklık sistemimiz ve hijyen teorisi &#8211; 2 &#8220;Doktor Bey birazdan online olacak!&#8221; Sağlık çalışanlarına karşı şiddet olaylarının nedenleri ve çözüm önerileri Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-175-sayi-2-agustos-2019">HBT Dergi 175. Sayı – 2 Ağustos 2019</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-14606" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/175-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/175-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/175-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/175.jpg 1654w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Ayak basmanın 50. yılı / Uzaya yerleşmede ilk durak Ay<br />
Bilincin var olup olmadığı nasıl anlaşılır?<br />
Doğan Kuban: Telefon<br />
Müfit Akyos: Yapay zeka etiği ve &#8220;etik aklama&#8221;<br />
Tanol Türkoğlu: Kim, okur?<br />
GDO&#8217;lu ürünleri tespit edebilen biyosensör<br />
Kalbimizi iyileştirebilecek hücreler keşfedildi<br />
Yaşlılar sosyal medya ile yaşama sarılıyor<br />
Z kuşağının temsilcileri yeni üniversiteliler<br />
İnsan vücudunun bilinmeyenleri &#8211; 4: Kusma ve gıdıkla(n)ma<br />
Doğa hakları sonunda anayasalara giriyor<br />
Daha az et tüketmek dünyayı kurtarır mı?<br />
İklim krizine karşı 5 genetik çözüm<br />
Kezban Karaboğa: Türkiye&#8217;nin teknolojide önceliği malzeme olmalı<br />
Olcay Başeğmez: Tarih tekrarlanıyor mu?<br />
Prof. Dr. Türker Kılıç ile söyleşi: &#8220;Multidisipliner bilim akademilerine katılmanın önemi&#8221;<br />
Mustafa Çetiner: Bağışıklık sistemimiz ve hijyen teorisi &#8211; 2<br />
&#8220;Doktor Bey birazdan online olacak!&#8221;<br />
Sağlık çalışanlarına karşı şiddet olaylarının nedenleri ve çözüm önerileri</p>
<p><a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/1-abonelik">Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-175-sayi-2-agustos-2019">HBT Dergi 175. Sayı – 2 Ağustos 2019</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14605</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
