<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>insanlık kültürü arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/insanlik-kulturu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/insanlik-kulturu</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 03 Sep 2019 09:11:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Musiki ve uygarlık</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/musiki-ve-uygarlik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Kuban]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Aug 2019 07:41:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğan Kuban]]></category>
		<category><![CDATA[insanlık kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[musiki]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14963</guid>

					<description><![CDATA[<p>Düşünce, dünyayı algılayıp ona uyum sağlamak ve sonunda kullanmak için araçlarını yarattıktan sonra insan toplumları uygarlık düzeyine yavaş yavaş yaklaştılar. Günümüzde felsefe, bilim ve sanatı yadsıyarak yaşayıp, otomobil ve buzdolabı sahibi olunca kendini çağdaş sanan toplumlar dışarıya bağımlı, uygar olamamış toplumlardır. Müzik, olasılıkla kültürlerin ilk ürettikleri uygarlık araçlarından biridir. Sümer çağında Mezopotamya’da ve sonradan Mısır’da, Müzik tapınaklarda ve genel eğlencelerde vardı. Eflatun zamanında toplumsal kurumların ve ahlakın kontrolu için önemli bir araç olarak düşünülmeğe başlamıştı. (The Concise History of Music by Gerald Abraham, 1979, s.26-27) Yunanlılar ‘Musike’ deyiminden sadece müziği değil, dans ve şiiri de anlıyorlardı. Yunan kültürünün müzik ile ilişkisi edebiyatlarında, tanrılarla ilişkili törenlerde ve 6. Yüzyılda Pitagoras’ın düzenlediği matematiksel temellerde görülür. Onun matematiği sadece musikinin değil, evrenin de matematiği idi. Ve insan ahlakını da kontrol ediyordu. Sanatların en spontane olanı Musiki, sanatların en spontane olanıdır. İnsanoğlunun bilgiye dayanmayan en doğal algısı, ses işitmek ve ayırt etmekle başlar. Cumhuriyet döneminde halk musikisi, caz ve yerli müzisyen gruplar güncel yaşamda çoktan dallanıp budaklandığı halde, hala musiki karşıtı sözler söylenmesi, toplum cehaletinin, acıklı gösterilerinden biridir. Çoğu yurt dışında eğitim görmüş kompozitörlerimiz, piyanistlerimiz, keman virtüözleri, opera sanatçılarımız Türk toplumunun çağdaş dünya ile ortaklığının başta gelen temsilcileri, Ortaçağ karanlığından kurtulmanın öncüleridir. Fakat Cumhuriyetin atılımları ve günümüzde caz müziğinin yaygın etkisi, kırlardan göçmüş milyonları, çağdaş musikiye duyarlı yapamadı. Bu bir genetik yetersizlik değil, eğitim ve öğretim örgütlenmesi sorunudur. Musiki ile şeytanı örtüştüren cahiller oldukça, uygar olmakta zorlanacağız. Çağdaş yaşamda her toplumsal etkinliğin neredeyse ayrılmaz öğesi olan musikinin bu durumu, bilim, teknoloji ve uygarlık alanında da geri kalmış olmanın işareti ve ölçüsüdür. Müzisyen yetiştiremiyorsanız, bilim ve teknolojide de gençlerinizi eğitemezsiniz. Dünyanın müşterisi olarak kalırsınız. Bunun tarihi kökenini açıklamak için Rusya’da bir konserden başlayan bazı gözlemlerimi anlatmak istiyorum. İsaac Perlman’ın Rusya konseri Amerikalı büyük kemancı İsaac Perlman’ın Moskova’da 1991 yılında verdiği bir konserin filmini seyrettim. Çok gelişmiş bir keman ustalığının neredeyse gösterisi gibi olan bu keman konseri binlerce dinleyiciyi kendine hayran bıraktı. Fakat her müzikseveri heyecanlandıran bu konserin beni düşündüren özelliği dinleyicilerin nitelikleri idi. Bunlar Avrupa konserlerinde ve özellikle Türkiye’de konsere bir vakit geçirme ya da gösteri olarak gelen, güzel giyinmiş dinleyiciler değildi. Çokluk, Sovyet Rusya’nın sayısız uluslarının musiki eğitimi alan gençlerinden oluşan, musikiyi kendi çalıyorlarmış gibi büyük bir ciddiyetle dinleyen genç öğrenciler, hocalar, müzisyenler ve musikiden anlayan halktı. Giyimleri de sıradandı. Büyüleyici bir virtüöz olan Perlman dinleyicilerin olağanüstü duyarlığının çalanı ne kadar olumlu etkilediğini söyledi. Onlar Perlman’ın ustalığını anladıklarını belli ediyorlar, parçanın sonunda da coşku ile alkışlıyorlardı. Uygarlık sorunu burada başlıyor Türk toplumunun en büyük uygarlık sorunu ve çıkmazı buradan başlıyor. Çünkü uygarlaşamamış toplumun yaşamında bir düşünce ve duygu yüceltici olarak katılmamış sanat ve, bunların başında gelen, musiki boşluğu var. Avrupa’daki gibi, toplumu ve kişiyi duygusal ve entelektüel olarak yüceltecek bir müzik birikimi bizde olmamış. Bu müzik yok anlamına gelmiyor. Köylerde oyunlarımız ve türkülerimiz var. İstanbul’da, belki Itri’den, ya da daha öncesinden başlayan Bizans kilise musikisinden etkilenen bir şarkı geleneği var. Fakat Mehter marşı ile Mozart’ın Türk Marşını aynı terazide tartarsanız, bu konuda hiç aydınlanmamış olduğunuzu dünyaya kanıtlarsınız. Her şey değişerek bugüne geldi İnsan bitkileri evcilleştirip ehlileştirdiği için maymundan farklılaştı. Uygarlık insanın doğaya müdahale etmesi ve onu değiştirmesi ile başladı. Halk musikisi de insan ürünüdür. Uygarlığın bir özelliği daha var: Düşünce, sanat, bilim, teknoloji denen olgular başladıkları yerde kalmazlar. Binlerce yıl değişerek bu günlere ulaşıldı. Mezopotamya geometrisi, Yunan matematiği, Yunan felsefesine kalsaydık, bugünlere gelemezdik. Dini inançlar ya da öğretiler de değişebildikleri için bugün yaşıyorlar. Uygar insanlar bugün güneşe tapmıyorlar. İnsanlar, aynı fabrikada üretilmiş gibi, birbirlerine benzemiyorlar. İnançları da farklı. En kalabalık din toplumu olan Hıristiyanlık dünya nüfusunun 1/3 ünü geçmiyor. Uygarlığın sihirli ilacı yok Uygarlığa sihirli bir ilaç alarak ulaşılmıyor. Yüzyılların çaba, öğretim ve birikimidir. Toplumların değişik düzeylerde, kültürleri, sanatları, teknikleri ve doğa bağlamında bilgileri var. Eşitlik yok. “Dilimiz var, dinimiz var, sanatımız var, musikimiz var, mimarimiz var, edebiyatımız var demek, dünya ile eşit uygarlığımız var” anlamına gelmiyor. Moskova konserinde, bizde olmayan ne vardı? Toplumun yüksek bir musiki kültürü var. Biz bu ülkede, çok özel koşullar dışında, musiki kültürü almıyoruz. Rus kültürü ile Türk kültürü arasında, musiki bağlamında ne fark var? Her şeyden önce Rusların dünyaca ünlü büyük kompozitörleri var. Rusya ve biz Ulusal kaynaklara dayanarak beste yapanlarla başlayan liste dünyaca bilinen ve dinlenen kompozitörlerle dolu. Bunların büyük bir çoğunluğu 19. Yüzyıl sanatçılarıdır: Glinka, Balakirev, Musorgski, Rimski-Korsakov, Rubinstein, Çaykovski, Borodin, Glazunov, Ippolitov -Ivanov, Skriabin, Stravinski. Rus devriminde yetişen Prokofiev ve Şostakoviç ve başkaları. Bu ünlü adların karşısına Osmanlı kültürünün çıkarabileceği bir tek müzisyen adı yoktur. 19. yüzyıl Rus müzisyenlerinin çoğunluğu Avrupa’da yetişmiştir. Bu kompozitörler içinde Rimski-Korsakov gibi, İslam edebiyatının Binbir Gece Hikayeleri’nden aldığı konuyu işleyerek ‘Şehrazad’ süitini besteleyen Rimski-Korsakov, Türklerin en çok bildiği Rus bestekarıdır. 20 yüzyıl başında Doğu Anadolu’da söylenen şarkılar içine İppolitov- İvanov’un bestelediği bir şarkıyı, Kurtuluş savaşından sonra Sarıkamış’ta yaşamış annemin söylediğini anımsıyorum. Rusya’da dünyanın en ünlü baleleri var. Bu dans türü insanoğlunun yarattığı en güzel görsel şölenlerden biridir. Anadolu’nun halk dansları içinde Kafkas ve Rus halk dansları ile yakın gelenekler olduğunu ve bu halk danslarının, Cumhuriyet döneminde devletçe çok desteklendiği dönemde, halktan ne büyük ilgi topladığını biliyoruz. Ruh halini yansıtan ses düzeni Halkımız musikiye kapalı bir ortamda yetiştiği için, bugün bile, okumuşlar da dahil, bir operanın, bir hikayeden çok, insanların ruh halini yansıtan bir ses düzeni olduğunu anlamakta zorluk çekerler. Puccini’nin La Boheme operası sonunda ölen Mimi’nin ölmeden öyle şarkılar nasıl söyleyebildiğini soran bir konser meraklısını anımsıyorum. Sevgili Okuyucular, 1453’den sonra Avrupa ile kültür ortaklığını kabul etmemiş olan Osmanlı sultanları ve yönetenleri, topluma dünya ile ortak bir şey bırakmadan yok oldular. Bizim çağdaş bestekarlarımız, virtüözlerimiz Cumhuriyetten sonra yetişti. Avrupa’ya giderek sanatlarını öğrendiler. Müziksiz uygarlık yok! Doğan Kuban</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/musiki-ve-uygarlik">Musiki ve uygarlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Düşünce, dünyayı algılayıp ona uyum sağlamak ve sonunda kullanmak için araçlarını yarattıktan sonra insan toplumları uygarlık düzeyine yavaş yavaş yaklaştılar. Günümüzde felsefe, bilim ve sanatı yadsıyarak yaşayıp, otomobil ve buzdolabı sahibi olunca kendini çağdaş sanan toplumlar dışarıya bağımlı, uygar olamamış toplumlardır.</p>
<p>Müzik, olasılıkla kültürlerin ilk ürettikleri uygarlık araçlarından biridir. Sümer çağında Mezopotamya’da ve sonradan Mısır’da, Müzik tapınaklarda ve genel eğlencelerde vardı.</p>
<p><strong>Eflatun</strong> zamanında toplumsal kurumların ve ahlakın kontrolu için önemli bir araç olarak düşünülmeğe başlamıştı. (The Concise History of Music by Gerald Abraham, 1979, s.26-27)</p>
<p>Yunanlılar ‘Musike’ deyiminden <strong>sadece müziği değil, dans ve şiiri</strong> de anlıyorlardı. Yunan kültürünün müzik ile ilişkisi edebiyatlarında, tanrılarla ilişkili törenlerde ve 6. Yüzyılda <strong>Pitagoras</strong>’ın düzenlediği matematiksel temellerde görülür. Onun matematiği sadece musikinin değil, evrenin de matematiği idi. Ve insan ahlakını da kontrol ediyordu.</p>
<p><strong>Sanatların en spontane olanı</strong></p>
<p>Musiki, sanatların en spontane olanıdır. İnsanoğlunun bilgiye dayanmayan en doğal algısı, ses işitmek ve ayırt etmekle başlar. Cumhuriyet döneminde halk musikisi, caz ve yerli müzisyen gruplar güncel yaşamda çoktan dallanıp budaklandığı halde, hala musiki karşıtı sözler söylenmesi, toplum cehaletinin, acıklı gösterilerinden biridir.</p>
<p>Çoğu yurt dışında eğitim görmüş kompozitörlerimiz, piyanistlerimiz, keman virtüözleri, opera sanatçılarımız Türk toplumunun çağdaş dünya ile ortaklığının başta gelen temsilcileri, Ortaçağ karanlığından kurtulmanın öncüleridir.</p>
<p>Fakat Cumhuriyetin atılımları ve günümüzde caz müziğinin yaygın etkisi, kırlardan göçmüş milyonları, çağdaş musikiye duyarlı yapamadı. <strong>Bu bir genetik yetersizlik değil, eğitim ve öğretim örgütlenmesi sorunudur</strong>. Musiki ile şeytanı örtüştüren cahiller oldukça, uygar olmakta zorlanacağız.</p>
<p>Çağdaş yaşamda her toplumsal etkinliğin neredeyse ayrılmaz öğesi olan musikinin bu durumu, bilim, teknoloji ve uygarlık alanında da geri kalmış olmanın işareti ve ölçüsüdür. <strong>Müzisyen yetiştiremiyorsanız</strong>, bilim ve teknolojide de gençlerinizi eğitemezsiniz.</p>
<p>Dünyanın müşterisi olarak kalırsınız.</p>
<p>Bunun tarihi kökenini açıklamak için Rusya’da bir konserden başlayan bazı gözlemlerimi anlatmak istiyorum.</p>
<p><strong>İsaac Perlman’ın Rusya konseri</strong></p>
<p>Amerikalı büyük kemancı <strong>İsaac Perlman</strong>’ın Moskova’da 1991 yılında verdiği bir konserin filmini seyrettim. Çok gelişmiş bir keman ustalığının neredeyse gösterisi gibi olan bu keman konseri binlerce dinleyiciyi kendine hayran bıraktı.</p>
<p>Fakat her müzikseveri heyecanlandıran bu konserin beni düşündüren özelliği dinleyicilerin nitelikleri idi. Bunlar Avrupa konserlerinde ve özellikle Türkiye’de konsere bir vakit geçirme ya da gösteri olarak gelen, güzel giyinmiş dinleyiciler değildi. Çokluk, Sovyet Rusya’nın sayısız uluslarının musiki eğitimi alan gençlerinden oluşan, musikiyi kendi çalıyorlarmış gibi büyük bir ciddiyetle dinleyen genç öğrenciler, hocalar, müzisyenler ve musikiden anlayan halktı. Giyimleri de sıradandı.</p>
<p>Büyüleyici bir virtüöz olan Perlman dinleyicilerin olağanüstü duyarlığının çalanı ne kadar olumlu etkilediğini söyledi. Onlar Perlman’ın ustalığını anladıklarını belli ediyorlar, parçanın sonunda da coşku ile alkışlıyorlardı.</p>
<p><strong>Uygarlık sorunu burada başlıyor</strong></p>
<p>Türk toplumunun en büyük uygarlık sorunu ve çıkmazı buradan başlıyor. Çünkü uygarlaşamamış toplumun yaşamında bir düşünce ve duygu yüceltici olarak katılmamış sanat ve, bunların başında gelen, musiki boşluğu var.</p>
<p>Avrupa’daki gibi, toplumu ve kişiyi duygusal ve entelektüel olarak yüceltecek bir müzik birikimi bizde olmamış. Bu müzik yok anlamına gelmiyor. Köylerde oyunlarımız ve türkülerimiz var. İstanbul’da, belki Itri’den, ya da daha öncesinden başlayan Bizans kilise musikisinden etkilenen bir şarkı geleneği var. Fakat <strong>Mehter</strong> marşı ile <strong>Mozart’ın Türk Marşını</strong> aynı terazide tartarsanız, bu konuda hiç aydınlanmamış olduğunuzu dünyaya kanıtlarsınız.</p>
<p><strong>Her şey değişerek bugüne geldi</strong></p>
<p>İnsan bitkileri evcilleştirip ehlileştirdiği için maymundan farklılaştı. Uygarlık insanın doğaya müdahale etmesi ve onu değiştirmesi ile başladı.</p>
<p>Halk musikisi de insan ürünüdür. Uygarlığın bir özelliği daha var: Düşünce, sanat, bilim, teknoloji denen olgular başladıkları yerde kalmazlar. Binlerce yıl değişerek bu günlere ulaşıldı. Mezopotamya geometrisi, Yunan matematiği, Yunan felsefesine kalsaydık, bugünlere gelemezdik.</p>
<p>Dini inançlar ya da öğretiler de değişebildikleri için bugün yaşıyorlar. Uygar insanlar bugün güneşe tapmıyorlar. İnsanlar, aynı fabrikada üretilmiş gibi, birbirlerine benzemiyorlar. İnançları da farklı. En kalabalık din toplumu olan Hıristiyanlık dünya nüfusunun 1/3 ünü geçmiyor.</p>
<p><strong>Uygarlığın sihirli ilacı yok</strong></p>
<p>Uygarlığa sihirli bir ilaç alarak ulaşılmıyor. Yüzyılların çaba, öğretim ve birikimidir. Toplumların değişik düzeylerde, kültürleri, sanatları, teknikleri ve doğa bağlamında bilgileri var. Eşitlik yok. “Dilimiz var, dinimiz var, sanatımız var, musikimiz var, mimarimiz var, edebiyatımız var demek, dünya ile eşit uygarlığımız var” anlamına gelmiyor.</p>
<p>Moskova konserinde, bizde olmayan ne vardı? Toplumun yüksek bir musiki kültürü var. Biz bu ülkede, çok özel koşullar dışında, musiki kültürü almıyoruz. Rus kültürü ile Türk kültürü arasında, musiki bağlamında ne fark var? Her şeyden önce Rusların dünyaca ünlü büyük kompozitörleri var.</p>
<p><strong>Rusya ve biz</strong></p>
<p>Ulusal kaynaklara dayanarak beste yapanlarla başlayan liste dünyaca bilinen ve dinlenen kompozitörlerle dolu. Bunların büyük bir çoğunluğu 19. Yüzyıl sanatçılarıdır: Glinka, Balakirev, Musorgski, Rimski-Korsakov, Rubinstein, Çaykovski, Borodin, Glazunov, Ippolitov -Ivanov, Skriabin, Stravinski. Rus devriminde yetişen Prokofiev ve Şostakoviç ve başkaları.</p>
<p>Bu ünlü adların karşısına Osmanlı kültürünün çıkarabileceği bir tek müzisyen adı yoktur. 19. yüzyıl Rus müzisyenlerinin çoğunluğu Avrupa’da yetişmiştir. Bu kompozitörler içinde <strong>Rimski-Korsakov</strong> gibi, İslam edebiyatının Binbir Gece Hikayeleri’nden aldığı konuyu işleyerek ‘Şehrazad’ süitini besteleyen Rimski-Korsakov, Türklerin en çok bildiği Rus bestekarıdır.</p>
<p>20 yüzyıl başında Doğu Anadolu’da söylenen şarkılar içine İppolitov- İvanov’un bestelediği bir şarkıyı, Kurtuluş savaşından sonra Sarıkamış’ta yaşamış annemin söylediğini anımsıyorum.</p>
<p>Rusya’da dünyanın en ünlü baleleri var. Bu dans türü insanoğlunun yarattığı en güzel görsel şölenlerden biridir. Anadolu’nun halk dansları içinde Kafkas ve Rus halk dansları ile yakın gelenekler olduğunu ve bu halk danslarının, Cumhuriyet döneminde devletçe çok desteklendiği dönemde, halktan ne büyük ilgi topladığını biliyoruz.</p>
<p><strong>Ruh halini yansıtan ses düzeni</strong></p>
<p>Halkımız musikiye kapalı bir ortamda yetiştiği için, bugün bile, okumuşlar da dahil, bir operanın, bir hikayeden çok, insanların ruh halini yansıtan bir ses düzeni olduğunu anlamakta zorluk çekerler. Puccini’nin La Boheme operası sonunda ölen Mimi’nin ölmeden öyle şarkılar nasıl söyleyebildiğini soran bir konser meraklısını anımsıyorum.</p>
<p>Sevgili Okuyucular,</p>
<p>1453’den sonra Avrupa ile kültür ortaklığını kabul etmemiş olan Osmanlı sultanları ve yönetenleri, topluma dünya ile ortak bir şey bırakmadan yok oldular. Bizim çağdaş bestekarlarımız, virtüözlerimiz Cumhuriyetten sonra yetişti. Avrupa’ya giderek sanatlarını öğrendiler.</p>
<p>Müziksiz uygarlık yok!</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/musiki-ve-uygarlik">Musiki ve uygarlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14963</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kültür ne tuhaf, pikseller filan&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/kultur-ne-tuhaf-pikseller-filan</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tevfik Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Apr 2017 23:21:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevfik Uyar]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[birey]]></category>
		<category><![CDATA[birikim]]></category>
		<category><![CDATA[entelektüel]]></category>
		<category><![CDATA[gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[insanlık kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[piksel]]></category>
		<category><![CDATA[Raymond Williams]]></category>
		<category><![CDATA[reddit]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel kapasite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6067</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ünlü kültür kuramcısı Raymond Williams’a göre “kültür” kelimesi İngilizce’deki en karmaşık 2-3 kelimeden birisi ve 164 farklı tanıma sahip (1). Belki de Williams bu cümleyi sarf ettikten sonra yenileriyle birlikte 200&#8217;e dayanmıştır. Aslına bakarsanız ben de bir kültür tanımı yapsam çok eğlenebilirim (yazı sonuna doğru yapacağım da). Kültür kelimesinin kökeni tarıma dayanır. Bildiğiniz kültür mantarındaki kültür yani&#8230; Latince dilinde tarla sürmek anlamına gelen “cultura” kelimesinden Fransızca&#8217;ya “culture” olarak geçmiş, bu dilde “eğitim yoluyla insanın tarla gibi sürülmesi” gibi bir anlama kavuşmuş. 18. yüzyıl sonunda Almanca’da “insanın zihinsel kapasitesinin yarattığı değer” anlamında kullanılmış (2) ve nihayet 1805 yılında toplumun entelektüel birikimine bir karşılık olarak kullanılmaya başlanmış (3). Akademik tanımlardan kayda değer bulduğum ikisinden de bahsedeyim: E. B. Tylor’a göre kültür toplum üyelerinin kazandığı bilgi, sanat, ahlak, gelenek ve benzeri alışkanlıkları kapsayan karmaşık bir bütündür (4). B. Parekh&#8217;e göreyse “Tarih içerisinde yaratılan bir anlam ve önem sistemi, ya da başka bir deyişle, bir grup insanın bireysel ve toplu yaşamlarını anlamada, düzenlemede ve yapılandırmada kullandıkları bir inançlar ve adetler sistemi, insan yaşamını anlamanın ve düzenlemenin bir yolu” (5). Bu tanımlardan gözümüzün seçtiği, aklımızın hemen çekip çıkardığı birkaç kavram olmuştur: Zihinsel kapasitenin yarattığı değer, bilgi, sanat, ahlak, gelenek, anlam, önem, inanç ve adet. Kültür hepsidir. İnsanı insan yapandır. Belki diğer canlılardan ayıran şey başlı başına kültürdür; çünkü kendi sembollerini böylesine yaratıp sonra onlara anlam ve değer yükleyerek başkalarına ve hatta sıradaki nesillere bu kadar aktarabilen başka bir canlı yoktur. Dil dahi başlı başına bir kültür öğesidir aslında. Bir uzaylı tür Dünya&#8217;yı ziyarete gelse, görecekleri ve algılayacakları şey biyolojik varlığımızdan önce kültürümüz olacaktır. Araçlar, binalar, festivaller, karnavallar, TV ve radyo yayınlarının içindekiler&#8230; Yani &#8216;kültür&#8217; içi geniş, çok ama çok geniş bir kavram&#8230; Bir toplumun, bir çağın kültürünü görüp algılamak istemek, büyük şey istemek değil midir? Ancak&#8230; Yine de&#8230; Belki  de&#8230; &#8220;İnsanlık Kültürü&#8221; denen şeyi tamamıyla değil de, şöyle kolayca anlamanın, anlatmanın, bir çırpıda görmenin ya da göstermenin bir yolu vardır? Mesela bir zaman makinesine binip geçmişe gidip, bulduğunuz bir insan topluluğuna sınırsız boya ve silgi verdiğinizi ve büyükçe bir mağara duvarına istediklerini yazıp çizmelerini, isterlerse başkasının yazdıklarının üstüne yazabileceklerini söylesek? Eğer bunu dövüşmeden yapmayı başarırlarsa -yani aralarında zaman zaman anlaşmazlık çıksa da asgari bir müşterekte buluşabileceklerini varsayarsak- çıkacak büyük resim bize bulunduğumuz tarihteki insanların doğayı, dünyayı ve birbirlerini algılayış biçimleri ve bunları nasıl sembolize ettikleri hakkında muazzam bir fikir vermez miydi? Bana verirdi gibi geliyor. Birini karşımıza oturtup &#8220;anlat bakalım geçmişteki dostum, sizin kültürde neler var?&#8221; demekten ya da bir köşeye oturup farklı toplumların tek tek ne yaptıklarını izleyerek öğrenmekten çok daha pratik, verimli ve gerçekçi olabilirdi. Velhasıl&#8230; Bunun yapılmışı var! Hem de günümüzde. Sosyal medya platformlarından biri olan Reddit, 1 Nisan&#8217;da kullanıcılarına 1024 x 1024&#8217;lük bir alan açtı. Kullanıcılar bu alanda istedikleri bir yere her 5 dakikada bir nokta koyabilecekti. Bu noktanın rengini 16 renk arasından seçeceklerdi. Kısa sürede on binlerce Reddit kullanıcısı faaliyete iştirak etti ve 72 saat içerisinde ortaya kollektif bir desen çıktı. (Resmin tamamını görmek isteyenler için hemen yana koydum. Dileyenler oradan büyüğüne bakıp indirsinler.) Mağara örneğini ele alırsak, bu resim çağımızın &#8220;İnsanlık Kültürü&#8221;nü yansıtmaktadır (Gerçi tam olarak böyle değil. Bu kadar kapsayıcı bir ifade kullanırsam haksızlık etmiş, hatta &#8216;etnosantrik&#8217; yaklaşmış olurum. Doğrusu &#8216;bilgisayar ve internet kullanabilen, bilgi çağı insanı kültürü&#8217; olmalı. Papua Yeni Gine ya da Güney Amerika yerlilerinin kültürü dahil değil maalesef.) Gerek nihai resim, gerekse yapılış sürecinde yaşananlar, bana göre oldukça büyüleyici. En azından bazı kültürlerin temsili açısından&#8230; İnternet kullanabilen, çoğunluğu batılı, bilgi çağı toplumu üyelerinin böylesine serbest atışla kendi sembollerini ortaya koyma süreci bence çok şey anlatıyor. Resimde oyun logoları, şahıslar, Mona Lisa tablosu, bazı anlamlı metinler, tarihler, pixel-art sanatının müthiş ürünleri, desenler, LGBTi&#8217;yi temsil eden köşeden köşeye uzanan gökkuşağı gibi kimlik sembolleri, futbol takımı armaları, anime karakterleri&#8230; Daha neler neler var. Üstelik bunlar tek bir kişinin kaleminden, fırçasından -ya da fare tıkından- değil, kolektif bir çalışma ürünü olarak ortaya çıkıyor. Şuradaki videoda, tüm süreç hızlandırılmış bir biçimde görülüyor. Bazı kayda değer oluşum ve mücadeleleri yakın pencereden izlemek içinse şu video. Detaylara ve kolektif çalışma biçimine hayran kalmak isterseniz ikinci videoyu özellikle öneririm. En çok göze çarpan, hemen gözlerimizin seçiverdiği şeyler elbette bayraklar. Bayrakların oluşma süreci ayrıca anlatmaya değer Gördüğünüz üzere resimde bayraklar var&#8230; Göze çarpan bayrakların gayrisafi milli hasılası yüksek ülkelerin bayrakları olması pek tesadüf değil bana kalırsa. Bazı bayraklar arasında etkileşim de mevcut. Mesela Türkiye ve Yunanistan bayrakları arasında iki ülkenin dostluğunu simgeleyen bir kalp var (ancak yapılış sürecinde Türk bayrağı yapılırken Yunan bayrağının Türk bayrağını silecek şekilde yapıldığı, daha sonra hemen yanına yeniden Türk bayrağı yapılıp, aradaki dostluk simgesi kalbin ortaya çıktığını belirtmem gerek&#8230; Sanırım ilk başta mücadele eden az sayıda birileri vardı. Katılımcılar arttıkça dostluk kazandı. Sadece tahmin&#8230;) Bayrak savaşı bize has değil. Fransız ve Alman bayrakları da kapıştılar. Ancak araya bir Avrupa Birliği bayrağı girdi ve mutabakat sağlandı. Bir diğer bayrak savaşı da, ilginçtir, Danimarka ve İsveç arasında yaşandı. Lakin onlar da nihayetinde anlaştılar; her ne kadar İsveç &#8216;daha çok anlaşmış&#8217; görünüyor olsa da. Peki Reddit&#8217;in bu uygulaması nasıl ve neden sona erdi dersiniz? Başlıca şüphelerden birisi şu: Birileri hemen, kendi diledikleri resmi emek harcamadan yapabilmek için script, yani hazır kod kullanmaya başlaması işin tadını kaçırmış. Örneğin Arjantin bayrağını yapan şahıs, bu bayrak üzerindeki her türlü değişikliği geri alan bir script yazmış (6). Bir süre sonra başkaları da böyle işlere girişmiş olmalı. Yani kolektif bir emekten doğabilecek güzellikler, bir kaç uyanığın hamlesiyle engellenmiş olabilir. Fakat böyle olması bile müthiş bir şey bence zira sona erme biçimi bile &#8220;insanı&#8221; ve çağımızın kültürünü birebir yansıtmıyor mu? ORTAK MALLARIN TRAJEDİSİ. Hoş geldin insan!. Her neyse&#8230; Şimdi vaat ettiğim üzere, kendi kültür tanımımı yapayım: Kültür, yeterince kalabalık bir insana üzerine yazıp çizebilecekleri ve birbirlerinin yazıp çizdiklerini silebilecekleri alan ve imkan verdiğinizde bir süre sonra ortaya çıkandır. Dil&#8230; Sanat&#8230; İnanç&#8230; Her türlü temsil&#8230; Son diyeceğimi de diyeyim: Bence tekrar Voyager plağı gönderilecek olursa içine bu resmi ve yapılış videosunu koysunlar. Herkese iyi haftalar Tevfik Uyar / @tevfik_uyar Kaynaklar:  1) Emre Gökalp, “Kültür ve Toplum”, Sosyolojiye Giriş. Ed. Nadir Suğur, (Eskişehir: T.C. Anadolu Üniversitesi Yayınları, 2012) 2) Feyzullah Eroğlu, Davranış Bilimleri. (İstanbul: Beta Yayınevi, 2011) 3) Etymonline.com çevrimiçi etimoloji sözlüğü, “culture” maddesi. 5) Bozkurt Güvenç, Kültür ve Demokrasi. (Ankara: Gündoğan Yayınları, 1996) 5) Ali Ergur, “Kültür”, Sosyal Bilimlerde Temel Kavramlar. Ed. Emre Gökalp, (Eskişehir: T.C. Anadolu Üniversitesi Yayınları, 2012) 6) http://knowyourmeme.com/memes/events/rplace</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/kultur-ne-tuhaf-pikseller-filan">Kültür ne tuhaf, pikseller filan&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ünlü kültür kuramcısı Raymond Williams’a göre “kültür” kelimesi İngilizce’deki en karmaşık 2-3 kelimeden birisi ve 164 farklı tanıma sahip (1). Belki de Williams bu cümleyi sarf ettikten sonra yenileriyle birlikte 200&#8217;e dayanmıştır. Aslına bakarsanız ben de bir kültür tanımı yapsam çok eğlenebilirim (yazı sonuna doğru yapacağım da).</p>
<p>Kültür kelimesinin kökeni tarıma dayanır. Bildiğiniz kültür mantarındaki kültür yani&#8230; Latince dilinde tarla sürmek anlamına gelen “cultura” kelimesinden Fransızca&#8217;ya “culture” olarak geçmiş, bu dilde “eğitim yoluyla insanın tarla gibi sürülmesi” gibi bir anlama kavuşmuş. 18. yüzyıl sonunda Almanca’da “insanın zihinsel kapasitesinin yarattığı değer” anlamında kullanılmış (2) ve nihayet 1805 yılında toplumun entelektüel birikimine bir karşılık olarak kullanılmaya başlanmış (3). Akademik tanımlardan kayda değer bulduğum ikisinden de bahsedeyim: E. B. Tylor’a göre kültür toplum üyelerinin kazandığı bilgi, sanat, ahlak, gelenek ve benzeri alışkanlıkları kapsayan karmaşık bir bütündür (4). B. Parekh&#8217;e göreyse “Tarih içerisinde yaratılan bir anlam ve önem sistemi, ya da başka bir deyişle, bir grup insanın bireysel ve toplu yaşamlarını anlamada, düzenlemede ve yapılandırmada kullandıkları bir inançlar ve adetler sistemi, insan yaşamını anlamanın ve düzenlemenin bir yolu” (5).</p>
<p>Bu tanımlardan gözümüzün seçtiği, aklımızın hemen çekip çıkardığı birkaç kavram olmuştur: Zihinsel kapasitenin yarattığı değer, bilgi, sanat, ahlak, gelenek, anlam, önem, inanç ve adet. Kültür hepsidir. İnsanı insan yapandır. Belki diğer canlılardan ayıran şey başlı başına kültürdür; çünkü kendi sembollerini böylesine yaratıp sonra onlara anlam ve değer yükleyerek başkalarına ve hatta sıradaki nesillere bu kadar aktarabilen başka bir canlı yoktur. Dil dahi başlı başına bir kültür öğesidir aslında. Bir uzaylı tür Dünya&#8217;yı ziyarete gelse, görecekleri ve algılayacakları şey biyolojik varlığımızdan önce kültürümüz olacaktır. Araçlar, binalar, festivaller, karnavallar, TV ve radyo yayınlarının içindekiler&#8230;</p>
<p>Yani &#8216;kültür&#8217; içi geniş, çok ama çok geniş bir kavram&#8230; Bir toplumun, bir çağın kültürünü görüp algılamak istemek, büyük şey istemek değil midir?</p>
<p>Ancak&#8230; Yine de&#8230; Belki  de&#8230; &#8220;İnsanlık Kültürü&#8221; denen şeyi tamamıyla değil de, şöyle kolayca anlamanın, anlatmanın, bir çırpıda görmenin ya da göstermenin bir yolu vardır?</p>
<p>Mesela bir zaman makinesine binip geçmişe gidip, bulduğunuz bir insan topluluğuna sınırsız boya ve silgi verdiğinizi ve büyükçe bir mağara duvarına istediklerini yazıp çizmelerini, isterlerse başkasının yazdıklarının üstüne yazabileceklerini söylesek? Eğer bunu dövüşmeden yapmayı başarırlarsa -yani aralarında zaman zaman anlaşmazlık çıksa da asgari bir müşterekte buluşabileceklerini varsayarsak- çıkacak büyük resim bize bulunduğumuz tarihteki insanların doğayı, dünyayı ve birbirlerini algılayış biçimleri ve bunları nasıl sembolize ettikleri hakkında muazzam bir fikir vermez miydi? Bana verirdi gibi geliyor. Birini karşımıza oturtup &#8220;anlat bakalım geçmişteki dostum, sizin kültürde neler var?&#8221; demekten ya da bir köşeye oturup farklı toplumların tek tek ne yaptıklarını izleyerek öğrenmekten çok daha pratik, verimli ve gerçekçi olabilirdi.</p>
<p>Velhasıl&#8230; Bunun yapılmışı var! Hem de günümüzde.</p>
<p>Sosyal medya platformlarından biri olan Reddit, 1 Nisan&#8217;da kullanıcılarına 1024 x 1024&#8217;lük bir alan açtı. Kullanıcılar bu alanda istedikleri bir yere her 5 dakikada bir nokta koyabilecekti. Bu noktanın rengini 16 renk arasından seçeceklerdi. Kısa sürede on binlerce Reddit kullanıcısı faaliyete iştirak etti ve 72 saat içerisinde ortaya kollektif bir desen çıktı.</p>
<p><a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/a1a.png"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-6068 size-medium" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/a1a-300x300.png" alt="" width="300" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/a1a-300x300.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/a1a-150x150.png 150w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/a1a.png 1024w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>(Resmin tamamını görmek isteyenler için hemen yana koydum. Dileyenler oradan büyüğüne bakıp indirsinler.)</p>
<p>Mağara örneğini ele alırsak, bu resim çağımızın &#8220;İnsanlık Kültürü&#8221;nü yansıtmaktadır (Gerçi tam olarak böyle değil. Bu kadar kapsayıcı bir ifade kullanırsam haksızlık etmiş, hatta &#8216;etnosantrik&#8217; yaklaşmış olurum. Doğrusu &#8216;bilgisayar ve internet kullanabilen, bilgi çağı insanı kültürü&#8217; olmalı. Papua Yeni Gine ya da Güney Amerika yerlilerinin kültürü dahil değil maalesef.)</p>
<p>Gerek nihai resim, gerekse yapılış sürecinde yaşananlar, bana göre oldukça büyüleyici. En azından bazı kültürlerin temsili açısından&#8230; İnternet kullanabilen, çoğunluğu batılı, bilgi çağı toplumu üyelerinin böylesine serbest atışla kendi sembollerini ortaya koyma süreci bence çok şey anlatıyor.</p>
<p>Resimde oyun logoları, şahıslar, Mona Lisa tablosu, bazı anlamlı metinler, tarihler, pixel-art sanatının müthiş ürünleri, desenler, LGBTi&#8217;yi temsil eden köşeden köşeye uzanan gökkuşağı gibi kimlik sembolleri, futbol takımı armaları, anime karakterleri&#8230; Daha neler neler var. Üstelik bunlar tek bir kişinin kaleminden, fırçasından -ya da fare tıkından- değil, kolektif bir çalışma ürünü olarak ortaya çıkıyor. Şuradaki <a href="https://www.youtube.com/watch?v=XnRCZK3KjUY" target="_blank" rel="noopener noreferrer">videoda</a>, tüm süreç hızlandırılmış bir biçimde görülüyor. Bazı kayda değer oluşum ve mücadeleleri yakın pencereden izlemek içinse <a href="https://www.youtube.com/watch?v=RCAsY8kjE3w" target="_blank" rel="noopener noreferrer">şu video</a>. Detaylara ve kolektif çalışma biçimine hayran kalmak isterseniz ikinci videoyu özellikle öneririm.</p>
<p>En çok göze çarpan, hemen gözlerimizin seçiverdiği şeyler elbette bayraklar. Bayrakların oluşma süreci ayrıca anlatmaya değer <img decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-6069" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/rplace-300x154.png" alt="" width="300" height="154" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/rplace-300x154.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/rplace.png 485w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Gördüğünüz üzere resimde bayraklar var&#8230; Göze çarpan bayrakların gayrisafi milli hasılası yüksek ülkelerin bayrakları olması pek tesadüf değil bana kalırsa. Bazı bayraklar arasında etkileşim de mevcut. Mesela Türkiye ve Yunanistan bayrakları arasında iki ülkenin dostluğunu simgeleyen bir kalp var (ancak yapılış sürecinde Türk bayrağı yapılırken Yunan bayrağının Türk bayrağını silecek şekilde yapıldığı, daha sonra hemen yanına yeniden Türk bayrağı yapılıp, aradaki dostluk simgesi kalbin ortaya çıktığını belirtmem gerek&#8230; Sanırım ilk başta mücadele eden az sayıda birileri vardı. Katılımcılar arttıkça dostluk kazandı. Sadece tahmin&#8230;) Bayrak savaşı bize has değil. Fransız ve Alman bayrakları da kapıştılar. Ancak araya bir Avrupa Birliği bayrağı girdi ve mutabakat sağlandı. Bir diğer bayrak savaşı da, ilginçtir, Danimarka ve İsveç arasında yaşandı. Lakin onlar da nihayetinde anlaştılar; her ne kadar İsveç &#8216;daha çok anlaşmış&#8217; görünüyor olsa da.</p>
<p>Peki Reddit&#8217;in bu uygulaması nasıl ve neden sona erdi dersiniz?</p>
<p>Başlıca şüphelerden birisi şu: Birileri hemen, kendi diledikleri resmi emek harcamadan yapabilmek için script, yani hazır kod kullanmaya başlaması işin tadını kaçırmış. Örneğin Arjantin bayrağını yapan şahıs, bu bayrak üzerindeki her türlü değişikliği geri alan bir script yazmış (6). Bir süre sonra başkaları da böyle işlere girişmiş olmalı. Yani kolektif bir emekten doğabilecek güzellikler, bir kaç uyanığın hamlesiyle engellenmiş olabilir. Fakat böyle olması bile müthiş bir şey bence zira sona erme biçimi bile &#8220;insanı&#8221; ve çağımızın kültürünü birebir yansıtmıyor mu? ORTAK MALLARIN TRAJEDİSİ. Hoş geldin insan!.</p>
<p>Her neyse&#8230; Şimdi vaat ettiğim üzere, kendi kültür tanımımı yapayım: Kültür, yeterince kalabalık bir insana üzerine yazıp çizebilecekleri ve birbirlerinin yazıp çizdiklerini silebilecekleri alan ve imkan verdiğinizde bir süre sonra ortaya çıkandır. Dil&#8230; Sanat&#8230; İnanç&#8230; Her türlü temsil&#8230;</p>
<p>Son diyeceğimi de diyeyim: Bence tekrar Voyager plağı gönderilecek olursa içine bu resmi ve yapılış videosunu koysunlar.</p>
<p>Herkese iyi haftalar</p>
<p><strong>Tevfik Uyar / <a href="https://twitter.com/tevfik_uyar" target="_blank" rel="noopener noreferrer">@tevfik_uyar</a></strong></p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<div id="yui_3_14_1_1_1491862568060_884" class="selectable">1) Emre Gökalp, “Kültür ve Toplum”, Sosyolojiye Giriş. Ed. Nadir Suğur, (Eskişehir: T.C. Anadolu Üniversitesi Yayınları, 2012)</div>
<div id="yui_3_14_1_1_1491862568060_862">2) Feyzullah Eroğlu, Davranış Bilimleri. (İstanbul: Beta Yayınevi, 2011)</div>
<div id="yui_3_14_1_1_1491862568060_859">3) Etymonline.com çevrimiçi etimoloji sözlüğü, “culture” maddesi.</div>
<div>5) Bozkurt Güvenç, Kültür ve Demokrasi. (Ankara: Gündoğan Yayınları, 1996)</div>
<div>5) Ali Ergur, “Kültür”, Sosyal Bilimlerde Temel Kavramlar. Ed. Emre Gökalp, (Eskişehir: T.C. Anadolu Üniversitesi Yayınları, 2012)</div>
<div>6) http://knowyourmeme.com/memes/events/rplace</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/kultur-ne-tuhaf-pikseller-filan">Kültür ne tuhaf, pikseller filan&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6067</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
