<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>insanoğlu arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/insanoglu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/insanoglu</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Thu, 05 Oct 2017 13:11:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Ayın insanlar üzerindeki etkileri: Söylenceler ve gerçekler</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ayin-insanlar-uzerindeki-etkileri-soylenceler-ve-gercekler</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Oct 2017 13:11:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ay]]></category>
		<category><![CDATA[dolunay]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[gök]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[içgüdü]]></category>
		<category><![CDATA[insanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[ışık]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık]]></category>
		<category><![CDATA[kriz]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kurt adam]]></category>
		<category><![CDATA[söylence]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[yeni ay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7977</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanoğlunun kültürel geçmişinde ayın gizemli bir yeri vardır. Öyle ki, kurt adamlardan tutun da, cinnet ve sara nöbetlerine uzanan çok farklı bağlamlarda, ayın üzerimizde yarattığı varsayılan etkileriyle ilgili sayısız söylencelerin dilden dile dolaşması hiç de şaşırtıcı olmasa gerek. Yıllardır yapılan çok sayıda araştırma ay -özellikle de dolunay- ile insanların biyolojik yapıları ya da davranışları arasında istatistiksel herhangi bir bağlantı olup olmadığını ortaya koymaya çalışıyor. Bu konuyu derinlemesine ele alan araştırmaların büyük bir çoğunluğunda ikisi arasında herhangi bir ilintiye tanık olunmazken, kimi araştırmaların yeterince inandırıcı olmadıkları, ikisi arasında bir bağlantı olduğunu ortaya koyan kimi çalışmaların da yanlış yöntemlerden yararlanarak bu sonuca vardıkları görülüyor. Ayın evreleri ile doğum, kalp krizi, ölüm, intihar, şiddet, akıl hastanesine yatma, sara nöbeti ve daha başka birtakım olayları karşılaştıran güvenilir araştırmalarda ikisi arasında bir bağlantı olmadığı ya da belli belirsiz bir bağlantının söz konusu olduğu birçok kez ortaya kondu. Henüz kesin verilerle desteklenmeyi bekleyen bir varsayıma göre, ikisi arasında dolaylı tek bir bağlantı söz konusu olabilir: çağdaş aydınlatma araç ve gereçlerinin yaşamımıza girmesinden önce dolunayın ışığı insanların gece boyunca ayakta kalmalarını sağlamış ve bu da sonuçta başka ruhsal sorunlara neden olan uykusuzluğa yol açmış olabilir. Aşağıda ayın insanlar üzerindeki etkilerinin ele alındığı ve bilimsel değerlendirmelerden geçmiş, ancak herhangi bir ilintiyi gözler önüne sermekten yoksun kimi araştırmalara yer veriliyor. Sara: Kimi sara hastaları nöbetlerinin dolunayda tetiklendiğine inanmakla birlikte, 2004 yılında Epilepsy&#38;Behavior dergisinde yayımlanan bir araştırma ikisi arasında hiçbir bağlantı olmadığını ortaya koydu. Araştırmacılar sara nöbetlerinin bir zamanlar cinlerin ya da şeytanın insan bedenine girmesi sonucunda yaşandığı yönünde bir inancın egemen olduğuna, bu yüzden de insanların konuya oldum olası tıbbi verilerden çok, söylencelerden yola çıkarak bir açıklama getirme eğiliminde olduklarına dikkat çekiyorlar. Ruh hastalıkları: Mayo Kliniği araştırmacıları tarafından 2005 yılında yapılan bir araştırmada akşam saat 6 ile sabah saat 6 arasında ruh sağlığı merkezlerine başvuran hastaların sayısına odaklanıldı. Araştırmacılar dolunayın yaşandığı üç gecede bu merkezlere başvuran hasta sayısıyla öteki gecelerde başvuran hastalar arasında istatistiksel açıdan hiçbir farklılığa tanık olmadılar. Acil servis başvuruları: 1996 yılında American Journal of Emergency Medicine dergisinde yayımlanan bir araştırmada kent dışındaki bir hastanenin acil servisine yapılan 150.999 başvuru kaydı incelendi ve inceleme sonucunda dolunayın olduğu dönemlerle öteki dönemler arasında herhangi bir farklılığa tanık olunmadı. Ameliyat sonuçları: Dolunay dönemlerinde doktor ve hemşireler daha beceriksiz mi oluyorlar? 2009 yılında Anesthesiology dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, böyle bir durum söz konusu değil. Araştırmacılar, ameliyat tarihi haftanın hangi gününe ya da saatine alınmış olursa olsun, gerçekte aynı çekincelerin her zaman söz konusu olduğunu ortaya koydular. Evcil hayvan yaralanmaları: Colorado Eyalet Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde yaşanan 11.940 yaralanma olayını gözden geçiren araştırmacılar dolunay dönemlerinde acil servise başvuru oranlarında kedilerde %23, köpeklerde %28’lik bir artış meydana geldiği görüldü. Bunun nedeni evcil hayvan sahiplerinin dolunayda onları daha çok dışarı çıkartma eğiliminde olmalarından, ya da başka bir nedenden kaynaklanabilir- araştırmada herhangi bir neden belirlenemedi. Adet görme: Bu konu farklı görüşlere en açık (kimi görüşler son derece sağlam ve inandırıcı), ancak kanıtların çok az olduğu konulardan birini oluşturuyor. Burada ayın her ay dolunay döneminden geçtiği ve kadınların da her ay adet gördükleri görüşünden yola çıkılıyor. Kadınların adet döngüleri gerçekte süre ve zamanlama açısından farklılıklar gösterse de, bu döngü ortalama olarak yaklaşık 28 günde bir yaşanıyor. Öte yandan, ayın 29,5 günlük döngüsü pek değişmiyor. 1980 yılında Winnifred B. Cutler tarafından (yalnızca 312 kadın üzerinde) yapılan ve The American Journal of Obstetrics&#38;Gynecology dergisinde yayımlanan bir araştırma ikisi arasında bir bağlantı olduğuna işaret ediyor. Cutler deneklerin %40’ında adet döngüsünün dolunay dönemini kapsayan iki haftalık süre içinde yaşandığına tanık oldu (bu da %60’ında böyle bir durumun söz konusu olmadığı anlamına geliyor). Çılgınlaşan hayvanlar: 2001 yılında British Medical Journal  dergisinde yayımlanan ve birbirleriyle çelişen iki araştırma daha kapsamlı çalışmaları gerektiren kuşkulara neden oluyor. Bu araştırmaların birinde Britanya’da hayvan ısırıkları nedeniyle acil servise başvuruda bulunanların dolunay dönemlerinde öteki dönemlere kıyasla iki katına çıktığına tanık olundu. Ancak Avustralya’da yapılan ikinci araştırma köpeklerin insanları ayın her gününde benzer bir sıklıkla ısırdıklarını ortaya koyuyordu. Kimi hayvanlar gerçekten de dolunay dönemlerinde farklı davranışlarda bulunabiliyorlar. Örneğin, genellikle geceleri avlanan aslanlar dolunayın ardından daha çok gündüz avlanma eğiliminde oluyorlar. Bunun nedeni, ay ışığında avlanmanın olası çekincelerinden kaçınmak olabilir. Uykusuzluk: Bu konuda yığınla araştırma var. 1999 yılında Journal of Affective Disorders  dergisinde yayımlanan bir araştırmada uzmanlar çağdaş aydınlatma araçlarından önce “ayın uyku-uyanıklık çevrimini etkileyen önemli bir aydınlatma kaynağı” olduğuna, bu dönemsel uykusuzluğun daha duyarlı olan çift-kutuplu hastalarda mani/hipomani durumlarını ve sara hastalarında da nöbetleri tetiklemeye yeterli olabileceğine dikkat çekiyorlar. Ancak bu konuyla ilgili bilimsel veriler tarandığında böylesi bir bağlantıyı doğrulayan somut bir kanıta rastlanmadı. Bu araştırmanın ardından konuyla ilgili birkaç başka çalışma daha yapıldı. 2013 yılında topu topu 33 gönüllü deneğin katıldığı küçük çaplı bir araştırmada deneklerin, ayı görmeseler ve o anda ayın hangi evrede olduğunun ayırdında olmasalar bile, dolunay döneminde daha az uyuduklarına tanık olundu. Bir yıl sonra Max-Plank Ruhbilim Enstitüsü tarafından yapılan geniş kapsamlı bir incelemede ayın döngüleri ile uyku arasında belirgin bir bağlantıya tanık olunmadı. Daha yakın bir geçmişte, Mart 2016’da yayımlanan ve farklı ülkelerden 9-11 yaşlar arasındaki 5.800 çocuğu kapsayan bir araştırma da dolunay döneminde çocukların 5 dakika daha az uyduklarını ortaya koydu.  Araştırmacılar 5 dakikalık farkın sağlık açısından çok da önemli bir etki yaratmayacağına dikkat çekseler de, sonucun ilginç olduğu söylenebilir. Uzmanlar bu farklılığın dolunay döneminde ayın daha parlak olmasına bağlasalar da, onca yapay ışığın ortalıkta kol gezdiği günümüzde bu açıklamanın kuşku götürür olduğuna da dikkat çekiyorlar. Söylenceler sürüyor Çağdaş aydınlatma araçları ve mikro panjurların insanlarda ay döngülerine bağlı çılgınlığı büyük ölçüde giderdiği düşünülürse, bu konuda ortaya atılan söylentilerin neden sonu gelmiyor? Araştırmacılar olası bir yanıta dikkat çekiyorlar: Dolunay dönemlerinde garip olaylar yaşandığında insanlar gökyüzünde parlayan “rastlantısal” küreyi fark edip, hayrete düşüyorlar. Bu tür gariplikler ayın öteki günlerinde yaşandığı zaman insanlar bunları gariplikle karşılıyor, ancak göksel olaylara bağlamıyorlar. Bad Science dergisinin köşe yazarlarından Benjamin Radford, “Polis ve doktorlar dolunaylı gecelerin daha olaylı geçeceği beklentisi içinde iseler, bu dönmede yaşanan travma ve krizleri her zamankinden daha aşırı olaylar olarak yorumlayabilirler. Beklentiler algıları etkiler ve bu yüzden de insanlar inançlarını doğrulayacak kanıtlar peşinde koşarlar” diyor.     Bu da ay çılgınlığı ile ilgili söylenceler konusunda belki de en mantıklı darbeyi indirecek bir sonuca ulaşmamızı sağlıyor: Gelgit olayı en yüksek düzeylerine yalnızca dolunayda değil, ayın dünya ile güneşin arasında kaldığı yeni ay döneminde de ulaşıyor (bu dönemde ayı göremiyoruz) ve gezegenimiz her ikisinin kütleçekim etkilerini de eşit oranda yaşıyor. Yine de, hiç kimse yeni ay ile ilgili (dolunay ve yeni ay dönemlerinde kıyıların daha kirli olduğu gerçeği dışında) saçma sapan sözler etmiyor. Rita Urgan Kaynak: https://www.livescience.com/7899-moon-myths-truth-lunar-effects.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ayin-insanlar-uzerindeki-etkileri-soylenceler-ve-gercekler">Ayın insanlar üzerindeki etkileri: Söylenceler ve gerçekler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsanoğlunun kültürel geçmişinde ayın gizemli bir yeri vardır. Öyle ki, kurt adamlardan tutun da, cinnet ve sara nöbetlerine uzanan çok farklı bağlamlarda, ayın üzerimizde yarattığı varsayılan etkileriyle ilgili sayısız söylencelerin dilden dile dolaşması hiç de şaşırtıcı olmasa gerek.</strong></p>
<p>Yıllardır yapılan çok sayıda araştırma ay -özellikle de dolunay- ile insanların biyolojik yapıları ya da davranışları arasında istatistiksel herhangi bir bağlantı olup olmadığını ortaya koymaya çalışıyor. Bu konuyu derinlemesine ele alan araştırmaların büyük bir çoğunluğunda ikisi arasında herhangi bir ilintiye tanık olunmazken, kimi araştırmaların yeterince inandırıcı olmadıkları, ikisi arasında bir bağlantı olduğunu ortaya koyan kimi çalışmaların da yanlış yöntemlerden yararlanarak bu sonuca vardıkları görülüyor.</p>
<p>Ayın evreleri ile doğum, kalp krizi, ölüm, intihar, şiddet, akıl hastanesine yatma, sara nöbeti ve daha başka birtakım olayları karşılaştıran güvenilir araştırmalarda ikisi arasında bir bağlantı olmadığı ya da belli belirsiz bir bağlantının söz konusu olduğu birçok kez ortaya kondu.</p>
<p>Henüz kesin verilerle desteklenmeyi bekleyen bir varsayıma göre, ikisi arasında dolaylı tek bir bağlantı söz konusu olabilir: çağdaş aydınlatma araç ve gereçlerinin yaşamımıza girmesinden önce dolunayın ışığı insanların gece boyunca ayakta kalmalarını sağlamış ve bu da sonuçta başka ruhsal sorunlara neden olan uykusuzluğa yol açmış olabilir.</p>
<p>Aşağıda ayın insanlar üzerindeki etkilerinin ele alındığı ve bilimsel değerlendirmelerden geçmiş, ancak herhangi bir ilintiyi gözler önüne sermekten yoksun kimi araştırmalara yer veriliyor.</p>
<p><strong>Sara:</strong> Kimi sara hastaları nöbetlerinin dolunayda tetiklendiğine inanmakla birlikte, 2004 yılında <em>Epilepsy&amp;Behavior</em> dergisinde yayımlanan bir araştırma ikisi arasında hiçbir bağlantı olmadığını ortaya koydu. Araştırmacılar sara nöbetlerinin bir zamanlar cinlerin ya da şeytanın insan bedenine girmesi sonucunda yaşandığı yönünde bir inancın egemen olduğuna, bu yüzden de insanların konuya oldum olası tıbbi verilerden çok, söylencelerden yola çıkarak bir açıklama getirme eğiliminde olduklarına dikkat çekiyorlar.</p>
<p><strong>Ruh hastalıkları</strong>: Mayo Kliniği araştırmacıları tarafından 2005 yılında yapılan bir araştırmada akşam saat 6 ile sabah saat 6 arasında ruh sağlığı merkezlerine başvuran hastaların sayısına odaklanıldı. Araştırmacılar dolunayın yaşandığı üç gecede bu merkezlere başvuran hasta sayısıyla öteki gecelerde başvuran hastalar arasında istatistiksel açıdan hiçbir farklılığa tanık olmadılar.</p>
<p><strong>Acil servis başvuruları</strong>: 1996 yılında <em>American Journal of Emergency Medicine </em>dergisinde yayımlanan bir araştırmada kent dışındaki bir hastanenin acil servisine yapılan 150.999 başvuru kaydı incelendi ve inceleme sonucunda dolunayın olduğu dönemlerle öteki dönemler arasında herhangi bir farklılığa tanık olunmadı.</p>
<p><strong>Ameliyat sonuçları:</strong> Dolunay dönemlerinde doktor ve hemşireler daha beceriksiz mi oluyorlar? 2009 yılında <em>Anesthesiology </em>dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, böyle bir durum söz konusu değil.</p>
<p>Araştırmacılar, ameliyat tarihi haftanın hangi gününe ya da saatine alınmış olursa olsun, gerçekte aynı çekincelerin her zaman söz konusu olduğunu ortaya koydular.</p>
<p><strong>Evcil hayvan yaralanmaları</strong>: Colorado Eyalet Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde yaşanan 11.940 yaralanma olayını gözden geçiren araştırmacılar dolunay dönemlerinde acil servise başvuru oranlarında kedilerde %23, köpeklerde %28’lik bir artış meydana geldiği görüldü. Bunun nedeni evcil hayvan sahiplerinin dolunayda onları daha çok dışarı çıkartma eğiliminde olmalarından, ya da başka bir nedenden kaynaklanabilir- araştırmada herhangi bir neden belirlenemedi.</p>
<p><strong>Adet görme:</strong> Bu konu farklı görüşlere en açık (kimi görüşler son derece sağlam ve inandırıcı), ancak kanıtların çok az olduğu konulardan birini oluşturuyor. Burada ayın her ay dolunay döneminden geçtiği ve kadınların da her ay adet gördükleri görüşünden yola çıkılıyor. Kadınların adet döngüleri gerçekte süre ve zamanlama açısından farklılıklar gösterse de, bu döngü ortalama olarak yaklaşık 28 günde bir yaşanıyor. Öte yandan, ayın 29,5 günlük döngüsü pek değişmiyor. 1980 yılında Winnifred B. Cutler tarafından (yalnızca 312 kadın üzerinde) yapılan ve <em>The American Journal of Obstetrics&amp;Gynecology </em>dergisinde yayımlanan bir araştırma ikisi arasında bir bağlantı olduğuna işaret ediyor. Cutler deneklerin %40’ında adet döngüsünün dolunay dönemini kapsayan iki haftalık süre içinde yaşandığına tanık oldu (bu da %60’ında böyle bir durumun söz konusu olmadığı anlamına geliyor).</p>
<p><strong>Çılgınlaşan hayvanlar</strong>: 2001 yılında <em>British Medical Journal  </em>dergisinde yayımlanan ve birbirleriyle çelişen iki araştırma daha kapsamlı çalışmaları gerektiren kuşkulara neden oluyor. Bu araştırmaların birinde Britanya’da hayvan ısırıkları nedeniyle acil servise başvuruda bulunanların dolunay dönemlerinde öteki dönemlere kıyasla iki katına çıktığına tanık olundu. Ancak Avustralya’da yapılan ikinci araştırma köpeklerin insanları ayın her gününde benzer bir sıklıkla ısırdıklarını ortaya koyuyordu. Kimi hayvanlar gerçekten de dolunay dönemlerinde farklı davranışlarda bulunabiliyorlar. Örneğin, genellikle geceleri avlanan aslanlar dolunayın ardından daha çok gündüz avlanma eğiliminde oluyorlar. Bunun nedeni, ay ışığında avlanmanın olası çekincelerinden kaçınmak olabilir.</p>
<p><strong>Uykusuzluk:</strong> Bu konuda yığınla araştırma var. 1999 yılında <em>Journal of Affective Disorders</em>  dergisinde yayımlanan bir araştırmada uzmanlar çağdaş aydınlatma araçlarından önce “ayın uyku-uyanıklık çevrimini etkileyen önemli bir aydınlatma kaynağı” olduğuna, bu dönemsel uykusuzluğun daha duyarlı olan çift-kutuplu hastalarda mani/hipomani durumlarını ve sara hastalarında da nöbetleri tetiklemeye yeterli olabileceğine dikkat çekiyorlar. Ancak bu konuyla ilgili bilimsel veriler tarandığında böylesi bir bağlantıyı doğrulayan somut bir kanıta rastlanmadı. Bu araştırmanın ardından konuyla ilgili birkaç başka çalışma daha yapıldı.</p>
<p>2013 yılında topu topu 33 gönüllü deneğin katıldığı küçük çaplı bir araştırmada deneklerin, ayı görmeseler ve o anda ayın hangi evrede olduğunun ayırdında olmasalar bile, dolunay döneminde daha az uyuduklarına tanık olundu. Bir yıl sonra Max-Plank Ruhbilim Enstitüsü tarafından yapılan geniş kapsamlı bir incelemede ayın döngüleri ile uyku arasında belirgin bir bağlantıya tanık olunmadı.</p>
<p>Daha yakın bir geçmişte, Mart 2016’da yayımlanan ve farklı ülkelerden 9-11 yaşlar arasındaki 5.800 çocuğu kapsayan bir araştırma da dolunay döneminde çocukların 5 dakika daha az uyduklarını ortaya koydu.  Araştırmacılar 5 dakikalık farkın sağlık açısından çok da önemli bir etki yaratmayacağına dikkat çekseler de, sonucun ilginç olduğu söylenebilir. Uzmanlar bu farklılığın dolunay döneminde ayın daha parlak olmasına bağlasalar da, onca yapay ışığın ortalıkta kol gezdiği günümüzde bu açıklamanın kuşku götürür olduğuna da dikkat çekiyorlar.</p>
<p><strong>Söylenceler sürüyor</strong></p>
<p>Çağdaş aydınlatma araçları ve mikro panjurların insanlarda ay döngülerine bağlı çılgınlığı büyük ölçüde giderdiği düşünülürse, bu konuda ortaya atılan söylentilerin neden sonu gelmiyor?</p>
<p>Araştırmacılar olası bir yanıta dikkat çekiyorlar: Dolunay dönemlerinde garip olaylar yaşandığında insanlar gökyüzünde parlayan “rastlantısal” küreyi fark edip, hayrete düşüyorlar. Bu tür gariplikler ayın öteki günlerinde yaşandığı zaman insanlar bunları gariplikle karşılıyor, ancak göksel olaylara bağlamıyorlar.</p>
<p><em>Bad Science </em>dergisinin köşe yazarlarından Benjamin Radford, “Polis ve doktorlar dolunaylı gecelerin daha olaylı geçeceği beklentisi içinde iseler, bu dönmede yaşanan travma ve krizleri her zamankinden daha aşırı olaylar olarak yorumlayabilirler. Beklentiler algıları etkiler ve bu yüzden de insanlar inançlarını doğrulayacak kanıtlar peşinde koşarlar” diyor.   <em> </em></p>
<p>Bu da ay çılgınlığı ile ilgili söylenceler konusunda belki de en mantıklı darbeyi indirecek bir sonuca ulaşmamızı sağlıyor:</p>
<p>Gelgit olayı en yüksek düzeylerine yalnızca dolunayda değil, ayın dünya ile güneşin arasında kaldığı yeni ay döneminde de ulaşıyor (bu dönemde ayı göremiyoruz) ve gezegenimiz her ikisinin kütleçekim etkilerini de eşit oranda yaşıyor. Yine de, hiç kimse yeni ay ile ilgili (dolunay ve yeni ay dönemlerinde kıyıların daha kirli olduğu gerçeği dışında) saçma sapan sözler etmiyor.</p>
<p><strong>Rita Urgan</strong></p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.livescience.com/7899-moon-myths-truth-lunar-effects.html">https://www.livescience.com/7899-moon-myths-truth-lunar-effects.html</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ayin-insanlar-uzerindeki-etkileri-soylenceler-ve-gercekler">Ayın insanlar üzerindeki etkileri: Söylenceler ve gerçekler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7977</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uygarlık, hayvandan ayrılmanın son aşaması mı?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/uygarlik-hayvandan-ayrilmanin-son-asamasi-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2017 12:12:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[atalarımız]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[descartes]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[duvar]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[ilk insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[kas hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[mağara]]></category>
		<category><![CDATA[marie curie]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[sma]]></category>
		<category><![CDATA[sokrates]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4957</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğitim İş İstanbul 2 No&#8217;lu şube her hafta HBT’yi öğretmenlere hediye olarak dağıtıyor. &#8220;Bu eğitim yılında da ziyaret ettiğimiz her okula en az bir adet dergi götürüyoruz” diyorlar. İşte dergi hazırlama çalışmalarından bu fotoğrafı bizimle ve HBT okurlarıyla paylaşıyorlar. *** Yeni yılın ilk Herkese Bilim Teknoloji’sinin 41. sayısıyla sizlere merhaba diyelim. Kapağımız, atalarımızın mağaraya girer girmez en önemli sanatsal etkinliği olan duvar sanatlarını konu alıyor. Ve Nilgün arkadaşımız yazısına Türkiye’deki mağaralardan örnekleri de ekliyor. İlk atalarımız doğuştan sanatçı! Doğan Kuban hoca bu haftaki yazısında “Uygarlık, insanın hayvandan ayrılma sürecinin son aşamasıdır” diyor.  Ve “insana özgü akıl denen mekanizma&#8230; Kendisinden istenen işi gerçekleştirir. Kötü, iyi, doğru, yanlış, düşünce ve iradenin saptadığı amaçlardır.” Bu saptamasıyla uygarlığı insanın varoluşuyla, dünya sahnesine çıkmasıyla başlatıyor. Ama ne uygarlık! Bugün bir çılgınlık içinde yaşayan 8 milyar bir kalabalık! Kuban, bu hafta HBT’de yayımlanan yazısında şu saptamalarıyla uygarlığın karakterine nesnel bir açıklama getiriyor: &#8220;İnsanlar, hiç olmazsa Sokrates’ten bu yana, doğruluk, iyilik, hoşgörü, alçak gönüllülük, hak, hukuk, güzellik, cinayete, yalan bağlamında kurallar geliştirmiş, yasalar yapmış, bunları örgütlenmiş toplum sistemleri haline getirmişlerdir. Fakat kötülük de örgütlenir. Engizisyon, savaş, yağma, ideoloji, haçlı seferi, sömürgecilik, zorbalık, çetecilik örgütlenmiş kötülüklerdir&#8230;” Bize bir de teselli veriyor: “Fakat aklın bize uygarlık, bilim, felsefe, sanat yetenekleri de kazandırdığını” unutmayalım! Zaten insanoğlunun bu etkinlikleri de olmasa, “çek dünyanın kuyruğunu” diyesi gelir insanın! Bozkurt Güvenç ise zamanı kavramsal ve nesnel olarak inceliyor. Zaman kavramının tarihsel gelişimi içindeki serüvenine, çeşitli düşünce ve bilim duraklarındaki anlamına ve evrimine bakarken vardığı sonuç şu: “zaman, bir illüzyon (hayal) değil, uygarlık, özgürlük, adalet, istiklal, laiklik vd. gibi kavramsal bir gerçek(lik)’tir.” Merakla okuyacaksınız. 17 yy. da Hollanda’da doğan, kumaş tüccarı ve şarap eksperi iken mikroskobu keşfederek bilim tarihine geçen Anton Leeuwenhoek bu buluşunu nasıl yaptı diye soruyor Mustafa Çetiner ve yanıtını Descartes’ın, 17. yy Hollanda’sını tanımlamasında buluyor: “Özgürlüğün tam anlamıyla hissedildiği, güvenliğin en üst, suçun ise en alt düzeyde olduğu, örf ve adetlerin en sade biçimiyle yaşandığı başka bir ülke bilmiyorum.” Yani bilimsellik, keşif ve üst değer ifade eden insanlığın tüm temel etkinlikleri için, uygun ortam vazgeçilmez koşul.  Çetiner’in yazısından: “Leeuwenhoek’un yaşadığı Hollanda ticaretin en yoğun yapıldığı, insanların müzik, sanat ve eğitim için yanıp tutuştuğu bir ülkeydi. Leeuwenhoek’un Hollanda’sında her köyde bir okul vardı.” Eğitime ve okula gelmişken Hasan Şimşek’in yazısında PISA sonuçlarını incelediği analizini hiç kaçırmayalım derim. Bir bilim tarihinden nefis bir yaprak açıyor Kutay Deniz Atabay ve Türker Kılıç, “Andreas Vesalius ve Modern Anatominin Uyanışı”nı anlatıyorlar. Bir cesaretin nasıl 1400 yıllık bir inanışı yıkıp, gerçeği başlattığının da öyküsü bu. Ülkemizin en baş dertlerinden biri olan bilim ve teknoloji üretimi konusunda Müfit Akyos, yine tarihten bir yazı ile bugün yapılması gerekenleri anımsatıyor: “Bilimsiz Teknoloji, Teknolojisiz Yenilik olmaz.” Tanol Türkoğlu, içinde yüzdüğümüz veri bombardımanına bambaşka bir açıdan bakıyor ve diyor ki: “Bilgi çağında dış dünya etkileşimi geometrik olarak artarken tefekkür süreci aynı oranda gelişmiyor. Tam tersine geriliyor. Zihin; veri ve enformasyon bombardımanına uğradıkça, birey bunları hazmedecek vakti bir türlü bulamıyor&#8230; Günümüz bireyi her ne kadar adı bilgi çağı olsa bile bir tür mağara devrinde yaşamaktadır. Belki de “Dijital bir mağara!” Ne dersiniz? Yazarımız Erdal Musoğlu, paylaşım ekonomisini enine boyuna inceliyor ve soruyor, Acaba bu bir modern kölelik mi? Dergimiz çok zengin: Sigarayı bırakmanın bilimsel olarak kanıtlanmış 10 yolu… Fiziğin çok ünlü Curie ailesini hayalleri ile birlikte tanıtıyor, Filiz Korkmaz ve İrem Yılmaz. Coşkun Özdemir, kas hastalığı SMA konusunda bir umut haberini verirken, daha onlarca haber, yazı, fotoğraf ile size merhaba diyoruz bu hafta da. Unutmayın, cumaları HBT dergimizle beyin besleme günü. Gelecek Cuma yeniden görüşmek dileği ve ülkece kötü bir başlangıç yapmamıza rağmen mutlu bir yeni yıl umuduyla… HBT ile geleceği inşa etmek iddiasındayız&#8230; Dergimize dijital abone olarak geçmiş sayılara da ulaşabilirsiniz. Üstelik 10 Ocak&#8217;a dek dijital abonelik indirimli! http://www.herkesebilimteknoloji.com/yilbasi-hediye-abonelik</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/uygarlik-hayvandan-ayrilmanin-son-asamasi-mi">Uygarlık, hayvandan ayrılmanın son aşaması mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-4959 size-medium alignright" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/egis-300x169.jpg" width="300" height="169" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/egis-300x169.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/egis-1024x576.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/egis.jpg 1720w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><em>Eğitim İş İstanbul 2 No&#8217;lu şube her hafta HBT’yi öğretmenlere hediye olarak dağıtıyor. &#8220;Bu eğitim yılında da ziyaret ettiğimiz her okula en az bir adet dergi götürüyoruz” diyorlar. İşte dergi hazırlama çalışmalarından bu fotoğrafı bizimle ve HBT okurlarıyla paylaşıyorlar</em>.</p>
<p>***</p>
<p>Yeni yılın ilk Herkese Bilim Teknoloji’sinin 41. sayısıyla sizlere merhaba diyelim. Kapağımız, atalarımızın mağaraya girer girmez en önemli sanatsal etkinliği olan duvar sanatlarını konu alıyor. Ve Nilgün arkadaşımız yazısına Türkiye’deki mağaralardan örnekleri de ekliyor. İlk atalarımız doğuştan sanatçı!</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong> hoca bu haftaki yazısında “<em>Uygarlık, insanın hayvandan ayrılma sürecinin son aşamasıdır</em>” diyor.  Ve “<em>insana özgü akıl denen mekanizma&#8230; Kendisinden istenen işi gerçekleştirir. Kötü, iyi, doğru, yanlış, düşünce ve iradenin saptadığı amaçlardır.</em>”</p>
<p>Bu saptamasıyla uygarlığı insanın varoluşuyla, dünya sahnesine çıkmasıyla başlatıyor.</p>
<p>Ama ne uygarlık! Bugün bir çılgınlık içinde yaşayan 8 milyar bir kalabalık!</p>
<p>Kuban, bu hafta HBT’de yayımlanan yazısında şu saptamalarıyla uygarlığın karakterine nesnel bir açıklama getiriyor:</p>
<p><em>&#8220;İnsanlar, hiç olmazsa Sokrates’ten bu yana, doğruluk, iyilik, hoşgörü, alçak gönüllülük, hak, hukuk, güzellik, cinayete, yalan bağlamında kurallar geliştirmiş, yasalar yapmış, bunları örgütlenmiş toplum sistemleri haline getirmişlerdir. <strong>Fakat kötülük de örgütlenir</strong>. Engizisyon, savaş, yağma, ideoloji, haçlı seferi, sömürgecilik, zorbalık, çetecilik örgütlenmiş kötülüklerdir</em>&#8230;”</p>
<p>Bize bir de teselli veriyor: “<em>Fakat aklın <strong>bize uygarlık, bilim, felsefe, sanat yetenekleri</strong> de kazandırdığını</em>” unutmayalım!</p>
<p>Zaten insanoğlunun bu etkinlikleri de olmasa, “çek dünyanın kuyruğunu” diyesi gelir insanın!</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong> ise zamanı kavramsal ve nesnel olarak inceliyor. Zaman kavramının tarihsel gelişimi içindeki serüvenine, çeşitli düşünce ve bilim duraklarındaki anlamına ve evrimine bakarken vardığı sonuç şu: <em>“zaman, bir illüzyon (hayal) değil, uygarlık, özgürlük, adalet, istiklal, laiklik vd. gibi kavramsal bir gerçek(lik)’tir.” </em>Merakla okuyacaksınız.</p>
<p>17 yy. da Hollanda’da doğan, kumaş tüccarı ve şarap eksperi iken mikroskobu keşfederek bilim tarihine geçen <strong>Anton Leeuwenhoek</strong> bu buluşunu nasıl yaptı diye soruyor <strong>Mustafa Çetiner</strong> ve yanıtını <strong>Descartes</strong>’ın, 17. yy Hollanda’sını tanımlamasında buluyor: “<strong><em>Özgürlüğün tam anlamıyla hissedildiği, güvenliğin en üst, suçun ise en alt düzeyde olduğu, örf ve adetlerin en sade biçimiyle yaşandığı başka bir ülke bilmiyorum.</em></strong>”</p>
<p>Yani bilimsellik, keşif ve üst değer ifade eden insanlığın tüm temel etkinlikleri için, uygun ortam vazgeçilmez koşul.  Çetiner’in yazısından: “Leeuwenhoek’un yaşadığı Hollanda ticaretin en yoğun yapıldığı, insanların müzik, sanat ve eğitim için yanıp tutuştuğu bir ülkeydi. Leeuwenhoek’un Hollanda’sında her köyde bir okul vardı.”</p>
<p>Eğitime ve okula gelmişken <strong>Hasan Şimşek</strong>’in yazısında PISA sonuçlarını incelediği analizini hiç kaçırmayalım derim.</p>
<p>Bir bilim tarihinden nefis bir yaprak açıyor <strong>Kutay Deniz Atabay </strong>ve<strong> Türker Kılıç, “Andreas Vesalius ve Modern Anatominin Uyanışı”</strong>nı anlatıyorlar. Bir cesaretin nasıl 1400 yıllık bir inanışı yıkıp, gerçeği başlattığının da öyküsü bu.</p>
<p>Ülkemizin en baş dertlerinden biri olan bilim ve teknoloji üretimi konusunda<strong> Müfit Akyos, </strong>yine tarihten bir yazı ile bugün yapılması gerekenleri anımsatıyor: “<strong>Bilimsiz Teknoloji, Teknolojisiz Yenilik olmaz.</strong>”</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu</strong>, içinde yüzdüğümüz veri bombardımanına bambaşka bir açıdan bakıyor ve diyor ki: “Bilgi çağında dış dünya etkileşimi geometrik olarak artarken <strong>tefekkür süreci aynı oranda gelişmiyor</strong>. Tam tersine geriliyor. Zihin; veri ve enformasyon bombardımanına uğradıkça, birey bunları hazmedecek vakti bir türlü bulamıyor&#8230; Günümüz bireyi her ne kadar adı bilgi çağı olsa bile bir tür <strong>mağara devrinde</strong> yaşamaktadır. Belki de “Dijital bir mağara!” Ne dersiniz?</p>
<p>Yazarımız <strong>Erdal Musoğlu</strong>, paylaşım ekonomisini enine boyuna inceliyor ve soruyor, Acaba bu bir modern kölelik mi?</p>
<p>Dergimiz çok zengin: Sigarayı bırakmanın bilimsel olarak kanıtlanmış 10 yolu…</p>
<p>Fiziğin çok ünlü <strong>Curie</strong> ailesini hayalleri ile birlikte tanıtıyor, <strong>Filiz Korkmaz</strong> ve <strong>İrem Yılmaz.</strong></p>
<p><strong>Coşkun Özdemir</strong>, kas hastalığı SMA konusunda bir umut haberini verirken, daha onlarca haber, yazı, fotoğraf ile size merhaba diyoruz bu hafta da.</p>
<p>Unutmayın, cumaları HBT dergimizle beyin besleme günü.</p>
<p>Gelecek Cuma yeniden görüşmek dileği ve ülkece kötü bir başlangıç yapmamıza rağmen mutlu bir yeni yıl umuduyla…</p>
<p><strong>HBT ile geleceği inşa etmek iddiasındayız</strong>&#8230;</p>
<p>Dergimize dijital abone olarak geçmiş sayılara da ulaşabilirsiniz. Üstelik 10 Ocak&#8217;a dek dijital abonelik indirimli!<br />
<a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/yilbasi-hediye-abonelik">http://www.herkesebilimteknoloji.com/yilbasi-hediye-abonelik</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/uygarlik-hayvandan-ayrilmanin-son-asamasi-mi">Uygarlık, hayvandan ayrılmanın son aşaması mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4957</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Orta Çağ mülkiyet öğretisi ve insanoğlu mülkiyeti: Kölelik II</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/orta-cag-mulkiyet-ogretisi-ve-insanoglu-mulkiyeti-kolelik-ii</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Dec 2016 13:06:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[insanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[kölelik]]></category>
		<category><![CDATA[mülkiyet]]></category>
		<category><![CDATA[orta çağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4729</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kölelik, Hristiyanlığın kabul ettiği ve değiştirmek için hiçbir çaba göstermediği, adeta eşya hukukunun, ekonomik düzenin ve devlet düzeninin bir parçası olarak kalmış ve devletin ahlaki güvencesiyle daha da güçlenmiştir. Hazreti İsa ve havarilerinin bile etraflarındaki kölelerden ve kölelik kurumundan haberdar oldukları halde köleliği kaldırmayı düşünmemişlerdir. Aziz Thomas&#8217;ın, Kilise ile Antik filozoflar arasındaki uzlaşmacı ve iletişimci rolü kölelik konusunda çok açıktır. Bu konudaki beyanları eserlerinde bölük pörçük mevcut olmalarına rağmen, Thomas&#8217;ın kölelik kurumunun yasallığını kabul etmeye hazır bir tutumu olduğunu söyleyebiliriz; sadece Augustinus&#8217;un öne sürdüğü prensipler çerçeve-sinde değil, aynı zamanda Aristo ve Romalı hukukçuların görüşleri doğrultusunda da. &#8216;Summa&#8217; adlı yapıtında, Thomas Aquinas (Aquinas, 1982, iii, 9) insanların masumiyetlerini henüz kaybetmedikleri devirlerde de herkes eşit miydi sorusuna cevaben masumiyet çağında bile cinsiyet, bilgi, adalet gibi hususlarda eşitsizliğin var olduğu şeklindeki Augustinus&#8217;un argümanını tümüyle benimsemiştir. İnsanların henüz masumiyetlerini yitirmedikleri çağda mevcut olmayan tek eşitsizlik &#8216;günah&#8217;ın yol açtıklarıydı ve bu da esirlikti der Aziz Thomas (a.g.e.). Kölelik: günahın sonucu görüşü &#8216;De Regimina Principum&#8217;da Aquinasy köleliğe Augustinus&#8217;un gözleriyle bakmağa başlar (Aquinas, 1982, ıı.ii.57,3): &#8216;&#8230;Ancak, insanın insan üzerindeki egemenliği doğa yasası gereği midir yoksa Tanrı tarafından izin verilmiş veya sağlanmış mıdır konusu tabii ki çözülebilir. Egemenlikten kastımız eğer esaret benzeri bir baş eğme ise, bu günah yüzünden meydana gelmiştir. Ama burada amaç üzerinde egemenlik kurulan kişiyi yönlendirme ve tavsiye de bulunmaysa bu doğaldır&#8216;. (a.g.e.) Aziz Thomas, bir yandan Augustinus&#8217;un köleliğin günahın bir sonucu olduğu tartışmasını desteklerken, aynı zamanda Aristo&#8217;nun konuya ilişkin düşüncelerini de kabul eder. Thomas, sorunu tartıştığı &#8216;Summa&#8217; ( Aquinas, 1982, iii, 9) adlı yapıtında, Aristo&#8217;ya göre insanlar arasında köleliğin doğal olduğunu  yineler: &#8216;Isidore&#8217;un belirttiği gibi kölelik devletlerin kendi hukukuna aittir ve bundan dolayı da devletlerin hakkı doğal bir haktır&#8217; der. Aziz Thomas&#8217;ın &#8216;Summa&#8217; da tartışmaya açtığı konuyu ise yine kendisi noktalar; mülkiyet hakları konusunda yaptığı gibi kölelik konusunda da, tamamen doğal olanla, ikinci derecede doğal olan arasında ayırım yapar. Şöyle ki, belirli bir kişinin  bir başka kişi olması yerine köle olması olgusu mutlak olarak göz önünde bulundurulduğunda, doğal nedene bağlı olmadan ancak ikincil bir fayda bazında, bu kişinin akıllı bir diğer kişi tarafından yöneltilmesi  ve yardım edilmesi söz konusudur. Bundan dolayı, milletlerin yasalarına bağlı kölelik ikinci yolla doğal ancak birinci yolla değildir (a.g.e.). “Doğal yasa” ?! &#8216;De Regimina Principum&#8217;da Aziz Thomas (a.g.e.,ii, 10), daha ileri giderek tüm Aristo kuramını benimsiyormuş gibi bir izlenim bırakır: &#8216;Doğa diğer şeylerde olduğu gibi insanla arasında da bir derecelendirmeye karar vermektedir. Bunu  tüm unsurlarda alt ve üst olarak, her karışımda bir unsurun diğerine baskın çıktığı şeklinde görürüz. Bunu ayrıca vücutla zihin ilişkisinde de görürüz&#8230;Böylece kişiler arasında bazılarının doğaya göre köle olması gerekmez mi? Bazıları doğal nedenlerle akıl yönünden engellidir; bunlar akıllarını kullanamadıklarından dolayı kölelik benzeri işlerde çalışmak durumundadırlar, ve bunun da adı doğal yasadır.&#8217; Janet&#8217;in üzerinde durduğu gibi, Aziz Tomas, köleliği kabul edilebilecek sınıra kadar kabul eder (Janet, 1887, 89-91): &#8216;Aziz Thomas Aristo ile doğal bir kölelik olduğu fikrindedir; Augustinus gibi köleliğin hem günahın sonucu olduğunu kabul eder hem de Romalı hukukçuların köleliğin savaş, gelenek ve akitlerin sonucu olduğu görüşünü.&#8217; &#8216;Summa&#8217;nın adaletle ilgili bir pasajında Aquinas (Aquinas, 1982, ıı,ii.61.3), &#8216;sahibini terk etmek konusunda kölenin teşvik edilmesi kişiyi incitmek demektir&#8230;ve köle sahibinin kişisel eşyası olduğundan hırsızlıkla eşdeğerdir&#8217; demektedir. Görüldüğü gibi erken Hristiyanlıktan Orta Çağ boyunca kölelik konusunu işleyen çeşitli filozoflardan, Hazreti İsa&#8217;nın Havarilerinden ve Kilise ulularından kısa alıntılar yaparak bu iki kurumun arasındaki ilişkiyi çok kısa da olsa betimlemeğe çalıştık. Hristiyanlık köleliği kabul etti Özet olarak bir kez daha yineleyebiliriz ki, genel olarak kuramda ve pratikte Hristiyanlık dini kölelik kurumuna karşı çıkmamış ve Orta Çağ boyunca da kendi çıkarlarına hizmet ettiği sürece bu kurumun sürmesine ses çıkarmamıştır. Kölelik, Hristiyanlığın kabul ettiği ve değiştirmek için hiçbir çaba göstermediği, adeta eşya hukukunun, ekonomik düzenin ve devlet düzeninin bir parçası olarak kalmış ve devletin ahlaki güvencesiyle daha da güçlenmiştir. Hazreti İsa ve havarilerinin bile etraflarındaki kölelerden ve kölelik kurumundan haberdar oldukları halde köleliği kaldırmayı düşünmemişlerdir.  Yrd. Doç. Dr. M. Kemal Utku, Atılım Üniversitesi, İşletme Fakültesi E. Öğr. Üyesi</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/orta-cag-mulkiyet-ogretisi-ve-insanoglu-mulkiyeti-kolelik-ii">Orta Çağ mülkiyet öğretisi ve insanoğlu mülkiyeti: Kölelik II</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kölelik, Hristiyanlığın kabul ettiği ve değiştirmek için hiçbir çaba göstermediği, adeta eşya hukukunun, ekonomik düzenin ve devlet düzeninin bir parçası olarak kalmış ve devletin ahlaki güvencesiyle daha da güçlenmiştir. Hazreti İsa ve havarilerinin bile etraflarındaki kölelerden ve kölelik kurumundan haberdar oldukları halde köleliği kaldırmayı düşünmemişlerdir.</strong></p>
<p>Aziz Thomas&#8217;ın, Kilise ile Antik filozoflar arasındaki uzlaşmacı ve iletişimci rolü kölelik konusunda çok açıktır. Bu konudaki beyanları eserlerinde bölük pörçük mevcut olmalarına rağmen, Thomas&#8217;ın kölelik kurumunun yasallığını kabul etmeye hazır bir tutumu olduğunu söyleyebiliriz; sadece Augustinus&#8217;un öne sürdüğü prensipler çerçeve-sinde değil, aynı zamanda Aristo ve Romalı hukukçuların görüşleri doğrultusunda da.</p>
<p>&#8216;Summa&#8217; adlı yapıtında, Thomas Aquinas (Aquinas, 1982, iii, 9) insanların masumiyetlerini henüz kaybetmedikleri devirlerde de herkes eşit miydi sorusuna cevaben masumiyet çağında bile cinsiyet, bilgi, adalet gibi hususlarda eşitsizliğin var olduğu şeklindeki Augustinus&#8217;un argümanını tümüyle benimsemiştir. İnsanların henüz masumiyetlerini yitirmedikleri çağda mevcut olmayan tek eşitsizlik &#8216;günah&#8217;ın yol açtıklarıydı ve bu da esirlikti der Aziz Thomas (a.g.e.).</p>
<p><strong>Kölelik: günahın sonucu görüşü</strong></p>
<p>&#8216;De Regimina Principum&#8217;da Aquinasy köleliğe Augustinus&#8217;un gözleriyle bakmağa başlar (<em>Aquinas,</em> 1982, ıı.ii.57,3):</p>
<p>&#8216;&#8230;<em>Ancak, insanın insan üzerindeki egemenliği doğa yasası gereği midir yoksa Tanrı tarafından izin verilmiş veya sağlanmış mıdır konusu tabii ki çözülebilir. Egemenlikten kastımız eğer esaret benzeri bir baş eğme ise, bu günah yüzünden meydana gelmiştir. Ama burada amaç üzerinde egemenlik kurulan kişiyi yönlendirme ve tavsiye de bulunmaysa bu doğaldır</em>&#8216;. (a.g.e.)</p>
<p>Aziz Thomas, bir yandan Augustinus&#8217;un köleliğin günahın bir sonucu olduğu tartışmasını desteklerken, aynı zamanda Aristo&#8217;nun konuya ilişkin düşüncelerini de kabul eder. Thomas, sorunu tartıştığı &#8216;Summa&#8217; ( Aquinas, 1982, iii, 9) adlı yapıtında, Aristo&#8217;ya göre insanlar arasında köleliğin doğal olduğunu  yineler:</p>
<p><em>&#8216;Isidore&#8217;un belirttiği gibi kölelik devletlerin kendi hukukuna aittir ve bundan dolayı da devletlerin hakkı doğal bir haktır&#8217; der. Aziz Thomas&#8217;ın &#8216;Summa&#8217; da tartışmaya açtığı konuyu ise yine kendisi noktalar; mülkiyet hakları konusunda yaptığı gibi kölelik konusunda da, tamamen doğal olanla, ikinci derecede doğal olan arasında ayırım yapar. Şöyle ki, belirli bir kişinin  bir başka kişi olması yerine köle olması olgusu mutlak olarak göz önünde bulundurulduğunda, doğal nedene bağlı olmadan ancak ikincil bir fayda bazında, bu kişinin akıllı bir diğer kişi tarafından yöneltilmesi  ve yardım edilmesi söz konusudur. Bundan dolayı, milletlerin yasalarına bağlı kölelik ikinci yolla doğal ancak birinci yolla değildir</em> (a.g.e.).</p>
<p><strong>“Doğal yasa” ?!</strong></p>
<p>&#8216;De Regimina Principum&#8217;da Aziz Thomas (a.g.e.,ii, 10), daha ileri giderek tüm Aristo kuramını benimsiyormuş gibi bir izlenim bırakır:</p>
<p><em>&#8216;Doğa diğer şeylerde olduğu gibi insanla arasında da bir derecelendirmeye karar vermektedir. Bunu  tüm unsurlarda alt ve üst olarak, her karışımda bir unsurun diğerine baskın çıktığı şeklinde görürüz. Bunu ayrıca vücutla zihin ilişkisinde de görürüz&#8230;Böylece kişiler arasında bazılarının doğaya göre köle olması gerekmez mi? Bazıları doğal nedenlerle akıl yönünden engellidir; bunlar akıllarını kullanamadıklarından dolayı kölelik benzeri işlerde çalışmak durumundadırlar, ve bunun da adı doğal yasadır.&#8217;</em></p>
<p>Janet&#8217;in üzerinde durduğu gibi, Aziz Tomas, köleliği kabul edilebilecek sınıra kadar kabul eder (Janet, 1887, 89-91):</p>
<p><em>&#8216;Aziz Thomas Aristo ile doğal bir kölelik olduğu fikrindedir; Augustinus gibi köleliğin hem günahın sonucu olduğunu kabul eder hem de Romalı hukukçuların köleliğin savaş, gelenek ve akitlerin sonucu olduğu görüşünü</em>.&#8217;</p>
<p><em>&#8216;Summa&#8217;nın adaletle ilgili bir pasajında Aquinas (Aquinas, 1982, ıı,ii.61.3), &#8216;sahibini terk etmek konusunda kölenin teşvik edilmesi kişiyi incitmek demektir&#8230;ve köle sahibinin kişisel eşyası olduğundan hırsızlıkla eşdeğerdir&#8217;</em> demektedir.</p>
<p>Görüldüğü gibi erken Hristiyanlıktan Orta Çağ boyunca kölelik konusunu işleyen çeşitli filozoflardan, Hazreti İsa&#8217;nın Havarilerinden ve Kilise ulularından kısa alıntılar yaparak bu iki kurumun arasındaki ilişkiyi çok kısa da olsa betimlemeğe çalıştık.</p>
<p><strong>Hristiyanlık köleliği kabul etti</strong></p>
<p>Özet olarak bir kez daha yineleyebiliriz ki, genel olarak kuramda ve pratikte Hristiyanlık dini kölelik kurumuna karşı çıkmamış ve Orta Çağ boyunca da kendi çıkarlarına hizmet ettiği sürece bu kurumun sürmesine ses çıkarmamıştır.</p>
<p>Kölelik, Hristiyanlığın kabul ettiği ve değiştirmek için hiçbir çaba göstermediği, adeta eşya hukukunun, ekonomik düzenin ve devlet düzeninin bir parçası olarak kalmış ve devletin ahlaki güvencesiyle daha da güçlenmiştir. Hazreti İsa ve havarilerinin bile etraflarındaki kölelerden ve kölelik kurumundan haberdar oldukları halde köleliği kaldırmayı düşünmemişlerdir.</p>
<p><strong> </strong><strong>Yrd. Doç. Dr. M. Kemal Utku, </strong><strong>Atılım Üniversitesi, İşletme Fakültesi E. Öğr. Üyesi</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/orta-cag-mulkiyet-ogretisi-ve-insanoglu-mulkiyeti-kolelik-ii">Orta Çağ mülkiyet öğretisi ve insanoğlu mülkiyeti: Kölelik II</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4729</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Orta Çağ mülkiyet öğretisi ve insanoğlu mülkiyeti: Kölelik I</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/orta-cag-mulkiyet-ogretisi-ve-insanoglu-mulkiyeti-kolelik-1</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Nov 2016 16:08:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[insanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[kölelik]]></category>
		<category><![CDATA[mülkiyet]]></category>
		<category><![CDATA[orta çağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4292</guid>

					<description><![CDATA[<p>2014-2015 dönemi ders notlarımdan alıntı yapılarak hazırlanan aşağıdaki yazı daha sonra yayınlamayı planladığım Tarih Boyunca Din ve Kölelik adlı çalışmamın bir bölümü olan erken Hristiyanlık ve Orta Çağ Hristiyanlık öğretilerinin özeti mahiyetindedir ve her hususu kapsamak iddiasında değildir. Her ne kadar köleliğe ilişkin ilk Hristiyanların tutumunu tam olarak bilmiyorsak da, genel olarak teori ve pratik de Hristiyanlığın kölelik kurumuna karşı çıkmadığını söyleyebiliriz. Örneğin Essenelilerin köleliği lanetlemelerine rağmen Kilisenin kölelik kurumunun yasal olarak Orta Çağ&#8217;a kadar sürmesine ses çıkartmadığı da bir gerçektir. Kölelik, Hristiyanlığın kabul ettiği ve değiştirmek için hiçbir çaba göstermediği, adeta eşya hukukunun ve devlet düzeninin bir parçası olarak kalmış ve devletin ahlaki güvencesiyle daha da güçlenmiştir.¹ (Kautsky, 1925, 412) Çoğu Hristiyan düşünüre göre köleye sahip olma hakkı diğer tüm yasalar gibi gerekli olup, ortadan kaldırılıncaya değin Tanrının var olmasına müsaade ettiği bir kurum olarak kalmıştır. Kilise hiç şüphesiz Hristiyan idealleri olduğu varsayılan içsel özgürlük ve eşitliğin kölelik kurumuyla tamamen tutarsız olduğunun bilincindeydi ancak yine de bu kurumla uzlaşmış ve sosyal yapıda değişiklik yapmamayı yeğlemiştir.² “Kölelerinize iyi davranın!” Hristiyanlık tarihi ve İncil üzerine yapılan pek çok çalışmanın üzerinde fikir birliğine vardığı nokta, Hazreti İsa ve Havarilerinin etraflarındaki kölelerden ve bu kurumdan haberdar oldukları halde köleliği kaldırmayı düşünmedikleridir. Onlar köle sahibine, kölelerine iyi davranmasını ve kölelere de sabırlı olmaları yönünde vaazlar vererek, köleliğin utanç duyulması gereken bir şey olmaktan ziyade, kabul görmesi gereken bir hak olarak algılanmasını istemişlerdir. Aziz Paul ve Aziz Peter&#8217;de dahil olmak üzere İsa&#8217;nın tüm havarileri öğretilerinde Hazreti İsa&#8217;nın köleliği kabul etmediğini, tüm insanların Tanrı katında hür ve eşit olduklarını vurguladığını belirtirler. Ancak, Hazreti İsa&#8217;nın kölesi olmamasına karşılık bütün Havarileri köleliğin o devirde çok yaygın olduğunu da hiçbir zaman inkar etmezler.³ Seneca, insanların vatandaş olarak değil ancak ahlaki olarak eşit olduğunu söyler. Kölenin sahibine, köleye kendisi köle olsaydı nasıl davranılmasını isteyecekse öyle davranmasını öğütler; itaatkar olması için köleye karşı anlayışlı ve iyi olunmasını önerir. Hristiyan uluları Aziz Paul&#8217;un öğretilerini takip ederek dolaylı olarak köleliği sanki o kendi içinde Hristiyan yasalarıyla çelişkili değilmiş gibi kabul etmişlerdir. Kölelik hakkındaki bu değerlendirme Hristiyan din felsefesi okullarının sistemli etik öğretilerinde kalıcı bir hale gelinceye kadar devam etmiştir. Kölelik kurumunun bütünüyle mülkiyetin hukuk dışı bir şekli olduğunu ifade etmekten ise hep kaçınılmıştır. Mülkiyet ve kölelik Mülkiyet kurumuna ilişkin çoğu metinlerin kölelik konusu ile çok benzerlik gösterdiğini söyleyebiliriz. Köleliğin (Patristik) uygulamalarıyla mülkiyet arasındaki benzeşme Lactantius&#8217;un yazılarında da görülür (Lactantius, 1886, v. 15-16 ): “İnsanı yaratan Tanrı herkesin eşit olmasını istemiştir. Yaşamda da aynı koşulları öngörmüş, herkesi akıllı yaratmış, herkese ölümsüzlük vaat etmiştir&#8230; Tanrımız aynı olup onun önünde hepimiz aynı haklara sahibizdir; bizler onun çocuklarıyız” der ve ilave eder,&#8217; Tanrı katında adil olmayan dışında kimse fakir değildir, erdemle dolu olan dışında da kimse zengin değildir&#8230; Bazıları aranızda fakir ve zengin yok mu, bazıları hizmetkar bazıları efendi değil midir? Diye soracaktır&#8230; Biz insanoğlunu yapısıyla değil, ruhuyla ölçtüğümüz için, her ne kadar bedensel özellikleri değişik ise de hizmetkarlarımız yoktur; dinsel açıdan da onlara &#8220;hizmetkar arkadaşlarımız&#8221; olarak bakarız.&#8217; (a.g.e) Görüldüğü gibi kölelik bir nevi kutsama olarak sunulmuş, ilan edilmiştir, çünkü köleliğin de fakirlik gibi alçak gönüllülüğün ve sabrın erdemlerinin bizlere uygulanma fırsatını verdiği vurgulanmıştır. Tanrının disiplin kudreti Hristiyan ulularına göre devlet ve kölelik kurumu, her ikisi de, insanlığın kötü ve ahlaksız davranışları nedeniyle kurulmuştur. Kölelerle hür insanlar arasındaki farklılığı yaratan sadece insan yasalarıdır. Devleti oluşturan tüm karşıtlıklarda olduğu gibi kölelik kurumu da Tanrı&#8217;nın elindeki disiplin kudretidir; Tanrı&#8217;nın hoşlanmayacağı bir şey köleden istenmediği sürece de çiğnenemez. Augustinus (Augustinus, 1888, xix, 14-15) &#8216;alın yazısı&#8217; (predestination) görüşleri insanoğlunun doğal eşitsizliği taşımasını da beraberinde getirmektedir: “Günah esaretin anasıdır ve insanın insana tabi olmasının ilk nedenidir. Augustinus, ayrıca savaş esirlerinin köleleştirilmesini de haklı bulmaktadır; &#8216;Fethedilenin günahlarının affedilmesi veya cezalandırılması şeklindeki mütevazilik Tanrının kararıdır.&#8217; (a.g.e.) Aziz Augustine&#8217;in kölelik değerlendirmelerini derinliğine analiz eden P.A.R. Janet göre bu görüşte önemli bazı noktaları belirtmek gerekmektedir (Janet, 1887,302): (1) Kölelik doğa yasasına aykırıdır, bir haksızlıktır. Bu, Aristo&#8217;nun öğretisinin zıddıdır; ancak Stoacıların&#8217;kiler ile uyumludur.4 (2) Kölelik günahın bir sonucudur ve bu yeni prensip Augustinus&#8217;un icadıdır. Kendisi köleliğe, ne doğal eşitsizliğin, ne savaşın, ne de uzlaşmanın neden olduğunu, bunun ancak günahtan kaynaklandığı şeklinde bir kural bulmuştur. Yani kölelik insan doğasının yozlaşmasının doğal sonucu olarak ortaya çıkan bir kurumdur. (3) Günah sonucunda ortaya çıkan köleliğin, Hazreti İsa tarafından yok edildiği asla söylenemez. Kölelik, Aziz Augustine&#8217;e toplum var oldukça devam edecektir. Yrd. Doç. Dr. M. Kemal Utku Atılım Üniversitesi, İşletme Fakültesi E. Öğr. Üyesi Dipnotlar: Kautsky&#8217;e göre Hıristiyanlığın köleliği tasfiye ettiği iddiası tamamen gerçek dışıdır; tam tersine Hıristiyanlık doğuşundan itibaren köleliğin sürmesine katkıda bulunmuştur. (Kautsky, 1925, 412): &#8216; Antik çağlarda köle korku ile sindirilmiş, muhafaza edilmiştir. ..Hıristiyanlık kölenin körükörüne itaatin içtenlikle uyulması gereken ahlaki bir görev olarak yüceltmiştir.&#8217; Roma İmparatorluğunu ulaştıran ülkelerin üretim tarzı tarımdı. Bu üretim tarzı ise çoğu üretim araçlarında özel mülkiyet gerektirir&#8230;Ancak özel mülkiyet olan her yerde ekonomik eşitsizlik hep vardır. Sınıf farklılıkları ve sınıf düşmanlıkları ortaya çıkar. Her sınıfın amacı aynıdır: Toprak üzerindeki mülkiyetini büyütmek. Arazi mülküne sahip olmanın onu sürecek işçi olmadığı zaman hiçbir değeri yoktur. Bu olağanüstü problem geniş çiftliklerin ortaya çıkma olasılıkları mevcut olduğu durumlarda acilleşir. Ücretli işçilik yaygın değildi henüz ve özgür işçiler sayıca çok azdı. Roma aile işletmeleri be sanayisi birbirine yakından bağlantılıydı. Ayrıca ek işçiye gereksinim duyulduğu hallerde bu işçilerin çalıştıkları evin üyesi olmaları gerekmekteydi&#8230;Geniş zirai kuruluşların ek işçi gereksinimleri sadece zorla alıkoymayla sağlanabilmekteydi. Bu amaç kölelikle çözülmüş oldu&#8230;Kölenin yaşamını bağışlamanın tek bir nedeni vardı: Yeni bir esirin fiyatının yüksek olması. Ücretli işçi çok ucuza mal oluyordu ve eğer çalışamayacak bir duruma gelirse yerine birisini bulmak çok kolaydı; esirin ise satın alınması durumu vardı. Bu ise ucuz değildi. Zamansız ölen işçi, sahibi için önemli bir masraf kapısıydı( Kautsky, 1925, 50). Ephesians, vi, 5,6,9. Aristo, iki tür köle kabul eder (Tannenbaum &#38; Schulz, 2011, 97): Geleneksel köle ve doğası gereği köle olmayan diye. Bu tür insanların akılları vardır ve kendi kent- devletlerinde (polis) yurttaş niteliğindedirler. Onlar genellikle, Aristo&#8217;nun zamanında bir tür uygulama sonucu köle olmuşlardır, örneğin bir savaşta ordularının yenilgisinin ardından esir alınırlarsa. Diğer yandan, doğal kölelerin aklı eksiktir ve sürekli olarak bir efendinin oları yönetmesi gerektir. Bu düzenleme hem efendi hem de köle için faydalıdır. Kendi hallerine bırakıldıklarında köleler &#8216;irrasyoneldir&#8217;, kendilerine bakamazlar. Efendilerinin rasyonel emirlerine itaat ettiklerinde ise onlar efendilerinin erdemine katıl-dıkları için daha iyi durumda olurlar. Bu, elbette, efendi için de faydalıdır, zira köleler, onlara yurttaşlık görevlerini yerine getirmek ve kendilerini geliştirmeleri için gerekli boş zamanı sağlarlar. Aristo, köleler ile ilgili bu sonuçlara kendisi bütün insanları yukarıdan aşağıya&#8211;hiyerarşik&#8211;doğru akıl yürütme yeteneğine dayalı düzenin bir parçası olarak gördüğü için ulaşır. Ruhun, bedeni, aklın tutkuyu yönettiği gibi, erkekler kadınları, efendiler de kölelerini yönetmelidir der Aristo. Aklı eksik olanlar, herkesin faydası için hayatlarını hizmet ederek geçirirler. Aristo, Platon&#8217;un &#8216;filozof-kral&#8217; elitizmini reddeder. Platon&#8217;un yönetici sınıf içindeki cinsel ve komünistçe eşitlikçiliğini de, kadınların ve &#8216;doğal&#8217; kölelerin ikincil konumları gibi ekonomik farklılıklarında olağan sayıldığı erkek egemen bir yapıyla değiştirir (a.g.e.) Kaynaklar: Aquinas, Thomas 1981 Summa Theologica (Trans.:1981), Westminster, MD:Christian Classics. &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-, Thomas 1982 De Regimina Principum (Trans.: 1981), Westminster, MD; Christian Classics. Aristotle. 1958 Politics (Ed. Ernst Barker) London: Univ. of Oxford Press, Augustine. 1988 De Civitate Dei (Trans. 1981) Westminster, MD: Chrisian Classics. Isidore de Seville. 2006 Etimologies (Trans. 2006) Cambridge: Univ. Press. Janet, P.A.R. 1887 Histoire de la Science Politique (Paris: Colin Pub) Kautsky, Karl 1925 Foundations of Christianity New York: Atheneum Lactantius. 1886 Divine Institutions, In (Ed. A.C. Coxe) Anti-Nicene Fathers, Vol. 7, Bufallo, N.Y., Christian Literature Pub. Co. O&#8217;Brien,G 1920 An Essay on Medieval Teaching London: Longmans; Green and Co. Tannenbaum &#38; Schulz 2011 Siyasi Düşünceler Tarihi Ankara: Adres Yayınları.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/orta-cag-mulkiyet-ogretisi-ve-insanoglu-mulkiyeti-kolelik-1">Orta Çağ mülkiyet öğretisi ve insanoğlu mülkiyeti: Kölelik I</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2014-2015 dönemi ders notlarımdan alıntı yapılarak hazırlanan aşağıdaki yazı daha sonra yayınlamayı planladığım Tarih Boyunca Din ve Kölelik adlı çalışmamın bir bölümü olan erken Hristiyanlık ve Orta Çağ Hristiyanlık öğretilerinin özeti mahiyetindedir ve her hususu kapsamak iddiasında değildir.</p>
<p>Her ne kadar köleliğe ilişkin ilk Hristiyanların tutumunu tam olarak bilmiyorsak da, genel olarak teori ve pratik de Hristiyanlığın kölelik kurumuna karşı çıkmadığını söyleyebiliriz. Örneğin Essenelilerin köleliği lanetlemelerine rağmen Kilisenin kölelik kurumunun yasal olarak Orta Çağ&#8217;a kadar sürmesine ses çıkartmadığı da bir gerçektir.</p>
<p>Kölelik, Hristiyanlığın kabul ettiği ve değiştirmek için hiçbir çaba göstermediği, adeta eşya hukukunun ve devlet düzeninin bir parçası olarak kalmış ve devletin ahlaki güvencesiyle daha da güçlenmiştir.¹ (<em>Kautsky, 1925, 412</em>) Çoğu Hristiyan düşünüre göre köleye sahip olma hakkı diğer tüm yasalar gibi gerekli olup, ortadan kaldırılıncaya değin Tanrının var olmasına müsaade ettiği bir kurum olarak kalmıştır. Kilise hiç şüphesiz Hristiyan idealleri olduğu varsayılan içsel özgürlük ve eşitliğin kölelik kurumuyla tamamen tutarsız olduğunun bilincindeydi ancak yine de bu kurumla uzlaşmış ve sosyal yapıda değişiklik yapmamayı yeğlemiştir.²</p>
<p><strong>“Kölelerinize iyi davranın!”</strong></p>
<p>Hristiyanlık tarihi ve İncil üzerine yapılan pek çok çalışmanın üzerinde fikir birliğine vardığı nokta, Hazreti İsa ve Havarilerinin etraflarındaki kölelerden ve bu kurumdan haberdar oldukları halde köleliği kaldırmayı düşünmedikleridir. Onlar köle sahibine, kölelerine iyi davranmasını ve kölelere de sabırlı olmaları yönünde vaazlar vererek, köleliğin utanç duyulması gereken bir şey olmaktan ziyade, kabul görmesi gereken bir hak olarak algılanmasını istemişlerdir.</p>
<p>Aziz Paul ve Aziz Peter&#8217;de dahil olmak üzere İsa&#8217;nın tüm havarileri öğretilerinde Hazreti İsa&#8217;nın köleliği kabul etmediğini, tüm insanların Tanrı katında hür ve eşit olduklarını vurguladığını belirtirler. Ancak, Hazreti İsa&#8217;nın kölesi olmamasına karşılık bütün Havarileri köleliğin o devirde çok yaygın olduğunu da hiçbir zaman inkar etmezler.³</p>
<p>Seneca, insanların vatandaş olarak değil ancak ahlaki olarak eşit olduğunu söyler. Kölenin sahibine, köleye kendisi köle olsaydı nasıl davranılmasını isteyecekse öyle davranmasını öğütler; itaatkar olması için köleye karşı anlayışlı ve iyi olunmasını önerir.</p>
<p>Hristiyan uluları Aziz Paul&#8217;un öğretilerini takip ederek dolaylı olarak köleliği sanki o kendi içinde Hristiyan yasalarıyla çelişkili değilmiş gibi kabul etmişlerdir. Kölelik hakkındaki bu değerlendirme Hristiyan din felsefesi okullarının sistemli etik öğretilerinde kalıcı bir hale gelinceye kadar devam etmiştir. Kölelik kurumunun bütünüyle mülkiyetin hukuk dışı bir şekli olduğunu ifade etmekten ise hep kaçınılmıştır.</p>
<p><strong>Mülkiyet ve kölelik</strong></p>
<p>Mülkiyet kurumuna ilişkin çoğu metinlerin kölelik konusu ile çok benzerlik gösterdiğini söyleyebiliriz. Köleliğin (<em>Patristik</em>) uygulamalarıyla mülkiyet arasındaki benzeşme Lactantius&#8217;un yazılarında da görülür (<em>Lactantius,</em> 1886, v. 15-16 ): “<em>İnsanı yaratan Tanrı herkesin eşit olmasını istemiştir. Yaşamda da aynı koşulları öngörmüş, herkesi akıllı yaratmış, herkese ölümsüzlük vaat etmiştir&#8230; Tanrımız aynı olup onun önünde hepimiz aynı haklara sahibizdir; bizler onun çocuklarıyız</em>” der ve ilave eder,&#8217; Tanrı katında adil olmayan dışında kimse fakir değildir, erdemle dolu olan dışında da kimse zengin değildir&#8230; Bazıları aranızda fakir ve zengin yok mu, bazıları hizmetkar bazıları efendi değil midir? Diye soracaktır&#8230; Biz insanoğlunu yapısıyla değil, ruhuyla ölçtüğümüz için, her ne kadar bedensel özellikleri değişik ise de hizmetkarlarımız yoktur; dinsel açıdan da onlara &#8220;hizmetkar arkadaşlarımız&#8221; olarak bakarız.&#8217; (a.g.e)</p>
<p>Görüldüğü gibi kölelik bir nevi kutsama olarak sunulmuş, ilan edilmiştir, çünkü köleliğin de fakirlik gibi alçak gönüllülüğün ve sabrın erdemlerinin bizlere uygulanma fırsatını verdiği vurgulanmıştır.</p>
<p><strong>Tanrının disiplin kudreti</strong></p>
<p>Hristiyan ulularına göre devlet ve kölelik kurumu, her ikisi de, insanlığın kötü ve ahlaksız davranışları nedeniyle kurulmuştur. Kölelerle hür insanlar arasındaki farklılığı yaratan sadece insan yasalarıdır. Devleti oluşturan tüm karşıtlıklarda olduğu gibi kölelik kurumu da Tanrı&#8217;nın elindeki disiplin kudretidir; Tanrı&#8217;nın hoşlanmayacağı bir şey köleden istenmediği sürece de çiğnenemez. Augustinus (<em>Augustinus,</em> 1888, xix, 14-15) &#8216;alın yazısı&#8217; (<em>predestination</em>) görüşleri insanoğlunun doğal eşitsizliği taşımasını da beraberinde getirmektedir: “Günah esaretin anasıdır ve insanın insana tabi olmasının ilk nedenidir. Augustinus, ayrıca savaş esirlerinin köleleştirilmesini de haklı bulmaktadır; &#8216;Fethedilenin günahlarının affedilmesi veya cezalandırılması şeklindeki mütevazilik Tanrının kararıdır.&#8217; (a.g.e.)</p>
<p>Aziz Augustine&#8217;in kölelik değerlendirmelerini derinliğine analiz eden P.A.R. Janet göre bu görüşte önemli bazı noktaları belirtmek gerekmektedir (<em>Janet</em>, 1887,302):</p>
<p>(1) Kölelik doğa yasasına aykırıdır, bir haksızlıktır. Bu, Aristo&#8217;nun öğretisinin zıddıdır; ancak Stoacıların&#8217;kiler ile uyumludur.<sup>4</sup></p>
<p>(2) Kölelik günahın bir sonucudur ve bu yeni prensip Augustinus&#8217;un icadıdır. Kendisi köleliğe, ne doğal eşitsizliğin, ne savaşın, ne de uzlaşmanın neden olduğunu, bunun ancak günahtan kaynaklandığı şeklinde bir kural bulmuştur. Yani kölelik insan doğasının yozlaşmasının doğal sonucu olarak ortaya çıkan bir kurumdur. (3) Günah sonucunda ortaya çıkan köleliğin, Hazreti İsa tarafından yok edildiği asla söylenemez. Kölelik, Aziz Augustine&#8217;e toplum var oldukça devam edecektir.</p>
<p><strong>Yrd. Doç. Dr. M. Kemal Utku<br />
</strong><strong>Atılım Üniversitesi, İşletme Fakültesi E. Öğr. Üyesi</strong></p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<ol>
<li>Kautsky&#8217;e göre Hıristiyanlığın köleliği tasfiye ettiği iddiası tamamen gerçek dışıdır; tam tersine Hıristiyanlık doğuşundan itibaren köleliğin sürmesine katkıda bulunmuştur. (Kautsky, 1925, 412): &#8216; Antik çağlarda köle korku ile sindirilmiş, muhafaza edilmiştir. ..Hıristiyanlık kölenin körükörüne itaatin içtenlikle uyulması gereken ahlaki bir görev olarak yüceltmiştir.&#8217;</li>
<li>Roma İmparatorluğunu ulaştıran ülkelerin üretim tarzı tarımdı. Bu üretim tarzı ise çoğu üretim araçlarında özel mülkiyet gerektirir&#8230;Ancak özel mülkiyet olan her yerde ekonomik eşitsizlik hep vardır. Sınıf farklılıkları ve sınıf düşmanlıkları ortaya çıkar. Her sınıfın amacı aynıdır: Toprak üzerindeki mülkiyetini büyütmek. Arazi mülküne sahip olmanın onu sürecek işçi olmadığı zaman hiçbir değeri yoktur. Bu olağanüstü problem geniş çiftliklerin ortaya çıkma olasılıkları mevcut olduğu durumlarda acilleşir. Ücretli işçilik yaygın değildi henüz ve özgür işçiler sayıca çok azdı. Roma aile işletmeleri be sanayisi birbirine yakından bağlantılıydı. Ayrıca ek işçiye gereksinim duyulduğu hallerde bu işçilerin çalıştıkları evin üyesi olmaları gerekmekteydi&#8230;Geniş zirai kuruluşların ek işçi gereksinimleri sadece zorla alıkoymayla sağlanabilmekteydi. Bu amaç kölelikle çözülmüş oldu&#8230;Kölenin yaşamını bağışlamanın tek bir nedeni vardı: Yeni bir esirin fiyatının yüksek olması. Ücretli işçi çok ucuza mal oluyordu ve eğer çalışamayacak bir duruma gelirse yerine birisini bulmak çok kolaydı; esirin ise satın alınması durumu vardı. Bu ise ucuz değildi. Zamansız ölen işçi, sahibi için önemli bir masraf kapısıydı( Kautsky, 1925, 50).</li>
<li>Ephesians, vi, 5,6,9.</li>
<li>Aristo, iki tür köle kabul eder (Tannenbaum &amp; Schulz, 2011, 97): Geleneksel köle ve doğası gereği köle olmayan diye. Bu tür insanların akılları vardır ve kendi kent- devletlerinde (polis) yurttaş niteliğindedirler. Onlar genellikle, Aristo&#8217;nun zamanında bir tür uygulama sonucu köle olmuşlardır, örneğin bir savaşta ordularının yenilgisinin ardından esir alınırlarsa. Diğer yandan, doğal kölelerin aklı eksiktir ve sürekli olarak bir efendinin oları yönetmesi gerektir. Bu düzenleme hem efendi hem de köle için faydalıdır. Kendi hallerine bırakıldıklarında köleler &#8216;irrasyoneldir&#8217;, kendilerine bakamazlar. Efendilerinin rasyonel emirlerine itaat ettiklerinde ise onlar efendilerinin erdemine katıl-dıkları için daha iyi durumda olurlar. Bu, elbette, efendi için de faydalıdır, zira köleler, onlara yurttaşlık görevlerini yerine getirmek ve kendilerini geliştirmeleri için gerekli boş zamanı sağlarlar. Aristo, köleler ile ilgili bu sonuçlara kendisi bütün insanları yukarıdan aşağıya&#8211;hiyerarşik&#8211;doğru akıl yürütme yeteneğine dayalı düzenin bir parçası olarak gördüğü için ulaşır. Ruhun, bedeni, aklın tutkuyu yönettiği gibi, erkekler kadınları, efendiler de kölelerini yönetmelidir der Aristo. Aklı eksik olanlar, herkesin faydası için hayatlarını hizmet ederek geçirirler. Aristo, Platon&#8217;un &#8216;filozof-kral&#8217; elitizmini reddeder. Platon&#8217;un yönetici sınıf içindeki cinsel ve komünistçe eşitlikçiliğini de, kadınların ve &#8216;doğal&#8217; kölelerin ikincil konumları gibi ekonomik farklılıklarında olağan sayıldığı erkek egemen bir yapıyla değiştirir (a.g.e.)</li>
</ol>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>Aquinas, Thomas 1981 Summa Theologica (Trans.:1981), Westminster, MD:Christian Classics.<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-, Thomas 1982 De Regimina Principum (Trans.: 1981), Westminster, MD; Christian Classics.<br />
Aristotle. 1958 Politics (Ed. Ernst Barker) London: Univ. of Oxford Press,<br />
Augustine. 1988 De Civitate Dei (Trans. 1981) Westminster, MD: Chrisian Classics.<br />
Isidore de Seville. 2006 Etimologies (Trans. 2006) Cambridge: Univ. Press.<br />
Janet, P.A.R. 1887 Histoire de la Science Politique (Paris: Colin Pub)<br />
Kautsky, Karl 1925 Foundations of Christianity New York: Atheneum<br />
Lactantius. 1886 Divine Institutions, In (Ed. A.C. Coxe) Anti-Nicene Fathers, Vol. 7, Bufallo, N.Y., Christian Literature Pub. Co.<br />
O&#8217;Brien,G 1920 An Essay on Medieval Teaching London: Longmans; Green and Co.<br />
Tannenbaum &amp; Schulz 2011 Siyasi Düşünceler Tarihi Ankara: Adres Yayınları.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/orta-cag-mulkiyet-ogretisi-ve-insanoglu-mulkiyeti-kolelik-1">Orta Çağ mülkiyet öğretisi ve insanoğlu mülkiyeti: Kölelik I</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4292</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
