<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>irade arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/irade/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/irade</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 May 2023 16:40:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Depreme hazırlık bir demokrasi meselesidir</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/depreme-hazirlik-bir-demokrasi-meselesidir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lale Akarun]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 May 2023 08:53:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Lale Akarun]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[boğaziçi üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[demokratik olmak]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[hasar]]></category>
		<category><![CDATA[ihmal]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[seçmen]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29476</guid>

					<description><![CDATA[<p>İskenderun Devlet Hastanesi niye yıkıldı sorusunun cevabı nedir? Bilgisizlik, yolsuzluk, kadercilik, kısa vadeli düşünme, aşırı hiyerarşik yapı, demokrasi eksikliği? Depremde, İskenderun Devlet Hastanesi yıkıldı. İçinde hastalar, refakatçiler, sağlık personeli can verdi. Binanın içindeki kayıplar bir yana, İskenderun en ihtiyaç duyulan anda hastanesiz kaldı. İhmaller, yanlışlar, yetersizlikler o kadar çok ki, eleştirmeye nereden başlayacağımızı bilemiyoruz. Onun için geri saralım: 2012 yılında bu hastanenin depreme dayanıklılık testi yapılmış ve yetersiz bulunmuş. Binanın yıkılması ve yeni bir bina yapılması kararı alınmış; rapor hastanenin web sitesine konmuş. Demek ki hastanenin başhekimi ve tüm çalışanları bu durumdan haberdar ve binanın güçlendirilmesi ya da yıkılıp yeniden yapılmasını talep etmiş. Niye yapılmamış? Hata kimde? 1999 yılında Gölcük’teki depremden sonra, İstanbul’un pek çok yerinde binalarda hasar oldu. Boğaziçi Üniversitesi’nde İnşaat Mühendisliği Bölümü, binalarımızın depreme dayanıklılık analizini yaptı. Ancak, raporlar kamuya açılmadı. Israrlarımız sonucu, raporu gördük ve gördüklerimizden çok kaygılandık. Yine ısrarlarımız sonucu, bu konuda bir toplantı düzenlendi: Binada çalışan öğretim üyeleri, uzmanlar ve yöneticiler. Eski bir yönetici “bina hasar görse bile yassı kadayıf olmaz, buranın zemini sağlam” dedi. Yani içinde günümüzün yarısını geçirdiğimiz binanın deprem yönetmeliğine uymadığını, ama hasar görse bile büyük ihtimalle yamyassı olmayacağını, büyük ihtimalle ölmeyeceğimizi söyledi. Ne kadar teskin edici, değil mi? Bu olayların benzerlerinin İskenderun Devlet Hastanesi&#8217;nde yaşandığını tahmin edebiliyorum. Ancak üniversiteyi, devlet hastanesinden ayıran önemli bir fark, üniversitede daha demokratik bir yönetim tarzı olmasıdır. 2000’li yıllarda, üniversitelerde yöneticiler öğretim üyelerince seçiliyordu ve bu olaylar olduğunda rektör seçimine bir yıl kalmıştı. Rektör seçimleri öncesi, rektör adayları, öğretim üyeleri ile toplantılar yapar, onları dinler, önerilerini alır ve ona göre bir program hazırlarlar. Üni’de güçlendirme Kanımca seçimlerin asıl işlevi budur: Seçmenin taleplerinin duyulması ve ona göre bir program hazırlanması. Bu toplantıların her birinde hem bizim hem de öğrencilerimizin can güvenliğinin en önemli konu olduğunu, üniversitenin tüm binalarının deprem analizinin yapılıp gerek duyulanların öncelik sırasına göre güçlendirilmesi gerektiğini yüksek sesle dile getirdik. Bunu yaparken de “rektör ne der, hakkımızda soruşturma açar mı” diye bir kaygımız hiç olmadı. Sesimizi duyurduk; rektör adayları programlarını buna göre hazırladı ve seçim yapıldı. 2004 yılında seçilen rektörümüz Prof. Dr. Ayşe Soysal, üniversitenin binalarının güçlendirilmesini programına koydu; bunun için bütçe istedi ve aldı. Üniversiteler özerk kuruluşlardır ve bütçelerini kendileri yaparlar. Tabii önerilen bütçenin onaylanması gerekir ama yatırım programınızı kendiniz hazırlarsınız. Alınan bütçeyle öncelik sırasına göre, 2005 yılında başka bir bina güçlendirildi. Sonra 2006 yılında bize sıra geldi; binamızın güçlendirme projesi yapıldı, bizimle paylaşıldı; üstünde müzakereler yaptık, proje onaylandı. Binayı tamamen boşaltıp geçici ufak bir yere taşındık. Boşaltılan binanın hem temeli hem tüm kolonları güçlendirildi; yeni perde duvarlar yapıldı. İnşaat yaklaşık 8 ay sürdü ve geri taşındık. Depremden yedi yıl sonra, 2007 yılına güçlendirilmiş bir bina ile girdik. Bizden sonra aynı yöntemle üniversitenin başka binaları da güçlendirildi. Depreme karşı güçlendirme çok çabuk yapılabilen bir şey değil; özellikle kamuda. Yatırım bütçesine gereken bütçeyi koymak, onaylatmak, bütçeyi almak, senelere bölmek, geçici mekanlar planlamak, güçlendirme projesini tatbik etmek uzun vadeli planlama gerektiriyor. Ancak mümkün. Gerçekleşebilmesi için tek bir şey gerekiyor: Seçmen iradesi ve seçmenin sesinin duyulabildiği demokratik ortam. Maalesef kamuda en eksikliği duyulan da bu: demokratik karar alma ve çalışma ortamı. İskenderun Devlet Hastanesi niye yıkıldı sorusunun cevabı nedir? Bilgisizlik, yolsuzluk, kadercilik, kısa vadeli düşünme, aşırı hiyerarşik yapı, demokrasi eksikliği? Lale Akarun / akarun@boun.edu.tr *Bu yazı, HBT Dergi 360. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/depreme-hazirlik-bir-demokrasi-meselesidir">Depreme hazırlık bir demokrasi meselesidir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 3">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>İskenderun Devlet Hastanesi niye yıkıldı sorusunun cevabı nedir? Bilgisizlik, yolsuzluk, kadercilik, kısa vadeli düşünme, aşırı hiyerarşik yapı, demokrasi eksikliği?</p>
<p>Depremde, İskenderun Devlet Hastanesi yıkıldı. İçinde hastalar, refakatçiler, sağlık personeli can verdi. Binanın içindeki kayıplar bir yana, İskenderun en ihtiyaç duyulan anda hastanesiz kaldı. İhmaller, yanlışlar, yetersizlikler o kadar çok ki, eleştirmeye nereden başlayacağımızı bilemiyoruz.</p>
<p>Onun için geri saralım: 2012 yılında bu hastanenin depreme dayanıklılık testi yapılmış ve yetersiz bulunmuş. Binanın yıkılması ve yeni bir bina yapılması kararı alınmış; rapor hastanenin web sitesine konmuş. Demek ki hastanenin başhekimi ve tüm çalışanları bu durumdan haberdar ve binanın güçlendirilmesi ya da yıkılıp yeniden yapılmasını talep etmiş. Niye yapılmamış? Hata kimde?</p>
<p>1999 yılında Gölcük’teki depremden sonra, İstanbul’un pek çok yerinde binalarda hasar oldu. Boğaziçi Üniversitesi’nde İnşaat Mühendisliği Bölümü, binalarımızın depreme dayanıklılık analizini yaptı. Ancak, raporlar kamuya açılmadı.</p>
<p>Israrlarımız sonucu, raporu gördük ve gördüklerimizden çok kaygılandık. Yine ısrarlarımız sonucu, bu konuda bir toplantı düzenlendi: Binada çalışan öğretim üyeleri, uzmanlar ve yöneticiler. Eski bir yönetici “bina hasar görse bile yassı kadayıf olmaz, buranın zemini sağlam” dedi. Yani içinde günümüzün yarısını geçirdiğimiz binanın deprem yönetmeliğine uymadığını, ama hasar görse bile büyük ihtimalle yamyassı olmayacağını, büyük ihtimalle ölmeyeceğimizi söyledi. Ne kadar teskin edici, değil mi?</p>
<p>Bu olayların benzerlerinin İskenderun Devlet Hastanesi&#8217;nde yaşandığını tahmin edebiliyorum. Ancak üniversiteyi, devlet hastanesinden ayıran önemli bir fark, üniversitede daha demokratik bir yönetim tarzı olmasıdır. 2000’li yıllarda, üniversitelerde yöneticiler öğretim üyelerince seçiliyordu ve bu olaylar olduğunda rektör seçimine bir yıl kalmıştı. Rektör seçimleri öncesi, rektör adayları, öğretim üyeleri ile toplantılar yapar, onları dinler, önerilerini alır ve ona göre bir program hazırlarlar.</p>
<p><strong>Üni’de güçlendirme</strong></p>
<p>Kanımca seçimlerin asıl işlevi budur: Seçmenin taleplerinin duyulması ve ona göre bir program hazırlanması. Bu toplantıların her birinde hem bizim hem de öğrencilerimizin can güvenliğinin en önemli konu olduğunu, üniversitenin tüm binalarının deprem analizinin yapılıp gerek duyulanların öncelik sırasına göre güçlendirilmesi gerektiğini yüksek sesle dile getirdik. Bunu yaparken de “rektör ne der, hakkımızda soruşturma açar mı” diye bir kaygımız hiç olmadı. Sesimizi duyurduk; rektör adayları programlarını buna göre hazırladı ve seçim yapıldı.</p>
<p>2004 yılında seçilen rektörümüz Prof. Dr. Ayşe Soysal, üniversitenin binalarının güçlendirilmesini programına koydu; bunun için bütçe istedi ve aldı. Üniversiteler özerk kuruluşlardır ve bütçelerini kendileri yaparlar. Tabii önerilen bütçenin onaylanması gerekir ama yatırım programınızı kendiniz hazırlarsınız.</p>
<p>Alınan bütçeyle öncelik sırasına göre, 2005 yılında başka bir bina güçlendirildi. Sonra 2006 yılında bize sıra geldi; binamızın güçlendirme projesi yapıldı, bizimle paylaşıldı; üstünde müzakereler yaptık, proje onaylandı. Binayı tamamen boşaltıp geçici ufak bir yere taşındık. Boşaltılan binanın hem temeli hem tüm kolonları güçlendirildi; yeni perde duvarlar yapıldı. İnşaat yaklaşık 8 ay sürdü ve geri taşındık. Depremden yedi yıl sonra, 2007 yılına güçlendirilmiş bir bina ile girdik. Bizden sonra aynı yöntemle üniversitenin başka binaları da güçlendirildi.</p>
<p>Depreme karşı güçlendirme çok çabuk yapılabilen bir şey değil; özellikle kamuda. Yatırım bütçesine gereken bütçeyi koymak, onaylatmak, bütçeyi almak, senelere bölmek, geçici mekanlar planlamak, güçlendirme projesini tatbik etmek uzun vadeli planlama gerektiriyor.</p>
<p>Ancak mümkün. Gerçekleşebilmesi için tek bir şey gerekiyor: <strong>Seçmen iradesi</strong> ve seçmenin sesinin duyulabildiği <strong>demokratik ortam</strong>. Maalesef kamuda en eksikliği duyulan da bu: demokratik karar alma ve çalışma ortamı. İskenderun Devlet Hastanesi niye yıkıldı sorusunun cevabı nedir? Bilgisizlik, yolsuzluk, kadercilik, kısa vadeli düşünme, aşırı hiyerarşik yapı, demokrasi eksikliği?</p>
<p><strong>Lale Akarun / </strong><strong><a href="mailto:akarun@boun.edu.tr">akarun@boun.edu.tr</a></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-360-23-subat-2023-dijital-pdf/">360. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/depreme-hazirlik-bir-demokrasi-meselesidir">Depreme hazırlık bir demokrasi meselesidir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29476</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Milli irade kazanmadı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/milli-irade-kazanmadi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Nov 2016 10:52:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[clinton]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[demokrat]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[liberal]]></category>
		<category><![CDATA[milli]]></category>
		<category><![CDATA[oy]]></category>
		<category><![CDATA[seçmen]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4301</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD’de her 100 seçmenden 43’ü oy vermedi. Sosyal medyada yalan, sahte haberler tepe yaptı. Seçim, 10 eyaletin “değiştirelim” dediği, ama 40 eyaletin “böyle kalsın” dediği antidemokratik bir sistemle yapıldı. Dünyanın en liberal anayasasını daha 1780’lerde yazmayı akıl edenlerin, “emniyet süpabı” olarak seçim sistemine eklediği, ama görevi eskiyen İkinci Seçmenler Kurulu, ortaya şu tabloyu çıkarttı: 18 Kasım ABD Doğu Saatiyle 24’te oylar hâlâ sayılıyordu. Clinton’ın oyu 63.5 milyon. Trump’ınki 61.8 milyon. Aradaki fark 1.7 milyon. Buna rağmen, Clinton başkan olamıyor. Çünkü Kurul’da oyların çoğunluğunu Trump kazandı. Böyle tuhaf bir durum: Milli irade değil, “sistemin” iradesi üstün. Oy sayımı bu hafta da sürecek. Clinton arayı daha açabilir. Ama başkanın kim olacağına, Kurul’un 19 Aralık’ta yapacağı “gerçek” oylamada karar verilecek. Bu yüzden, ABD’de Change.org (“Değişim Yapalım”) e-dilekçe sitesine 4.5 milyon seçmen, “Clinton’ın oyları Trump’ınkileri geçiyor. Kurul Trump’a oy vermesin” diyerek imza attı. Bu, sembolik bir girişim. Halkoyundaki açık farka rağmen Kurul, Clinton’ı başkan seçmez. Örneğin, 2000 seçiminde George Bush 50.4 milyon, Al Gore 51 milyon oy almıştı. Kurul’da Bush oyları daha yüksek çıkınca Bush “seçilmiş” oldu. Ama konu, Yüksek Mahkeme’ye taşındı. Çünkü oy vermede usulsüzlükler, sorunlar büyüktü: Hele de Bush’un kardeşi Jeb’in vali olduğu Florida eyaletinde. Sonuçta Bush, Yüksek Mahkeme 1 oy farkıyla başkanlığı Bush’a verdi. Yemin töreni gününde başkentte onun geçeceği caddelerde büyük protesto gösterileri yapıldı. Türkiye’de uygulanan Nispi Temsil d’Hondt Sistemi’yle bile Clinton, başkan seçilmişti çoktan. Hatta İngiltere’deki “çoğunluğu kazanan, kazanır” sisteminde bile bir oy bile fazla alan, seçilir. Bu da demokratik değil ama, Clinton orada da seçilirdi. Ama işte, ABD’de sistem farklı. Seçilemiyor. Şimdi bütün bunlara rağmen hâlâ Trump’ın kazanmasına dair “derin” sosyolojik analizler açıkçası komik. Elbette Clinton’ın “halktan kopukluğu” ve diğer olumsuzluklar listesi bir gerçek. Elbette Trump’ın, “ben eğitimsizleri severim” diyerek altta kalanlara kucak açan demagogluğu bir gerçek. Ama eğer her 100 seçmenden 43’ü “bana ne?” diyerek oy vermeye tenezzül etmiyorsa, sonucuna da katlanır 2020’ye kadar. Aynı saçmalık İngiltere’de de oldu. “Ne yani, iki ayrı başvuruda zar zor üye olduğumuz AB’den mi çıkacağız?” diyerek oy vermeyenleri, “Evet, AB’den çıkmamız gerekiyor” diyenler az farkla yendiler. Şimdi bütün ülke bunun faturasının hesabını yapmaya uğraşıyor. ABD’de bir de internette, sosyal medyada okuduğuna inanan, acaba mı diye düşünmeyen milyonlar var. Bunlar, bilgi ve iletişim devriminin cüruf takımı, yan ürünü, zararlı atığı. Bunca bilgi içinde kılı kırk yarma fırsatı (yani bilgi) varken bunu kullanmadan “her şeye” inanmak! Bir tür Orta Çağ&#8230; Ve, olan oldu: Facebook başta olmak üzere sosyal medyacılar, “Bize ne? Biz herkesin fikrini serbestçe iletmesine aracıyız” diyerek bilerek, isteyerek olup bitene seyirci kaldılar. Yurt dışındaki yüz akımız bilimcilerimizden Zeynep Tüfekçi (Kuzey Carolina bilişim analisti) New York Times’ın daveti üzerine yazdığı makalede, Facebook’u, “yalan dolanı” ekranlara taşımakla suçladı (15.11). Zuckerberg, zoraki de olsa, gecikmeli de olsa “Öyle değil, şöyle oldu” diye geveledi. Ama konuya Başkan Obama bile değindi: “Eğer neyin doğru veya sahte olduğuna bakmazsak, gerçek veriler hakkında ciddi olmazsak, hele bu sosyal medya düzeninde ne kadar çok insan, haberi/bilgiyi parça pürçük alırken, eğer ciddi öneriler ile propagandayı ayırt edemezsek, o zaman ciddi sorunlarımız var demektir.” (18.11.16) Edip Emil Öymen *Bu yazı 21.11.2016 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/milli-irade-kazanmadi">Milli irade kazanmadı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD’de her 100 seçmenden 43’ü oy vermedi. Sosyal medyada yalan, sahte haberler tepe yaptı. Seçim, 10 eyaletin “değiştirelim” dediği, ama 40 eyaletin “böyle kalsın” dediği antidemokratik bir sistemle yapıldı. Dünyanın en liberal anayasasını daha 1780’lerde yazmayı akıl edenlerin, “emniyet süpabı” olarak seçim sistemine eklediği, ama görevi eskiyen İkinci Seçmenler Kurulu, ortaya şu tabloyu çıkarttı: 18 Kasım ABD Doğu Saatiyle 24’te oylar hâlâ sayılıyordu. Clinton’ın oyu 63.5 milyon. Trump’ınki 61.8 milyon. Aradaki fark 1.7 milyon. Buna rağmen, Clinton başkan olamıyor. Çünkü Kurul’da oyların çoğunluğunu Trump kazandı. Böyle tuhaf bir durum: Milli irade değil, “sistemin” iradesi üstün.</p>
<p>Oy sayımı bu hafta da sürecek. Clinton arayı daha açabilir. Ama başkanın kim olacağına, Kurul’un 19 Aralık’ta yapacağı “gerçek” oylamada karar verilecek. Bu yüzden, ABD’de Change.org (“Değişim Yapalım”) e-dilekçe sitesine 4.5 milyon seçmen, “Clinton’ın oyları Trump’ınkileri geçiyor. Kurul Trump’a oy vermesin” diyerek imza attı.</p>
<p>Bu, sembolik bir girişim. Halkoyundaki açık farka rağmen Kurul, Clinton’ı başkan seçmez. Örneğin, 2000 seçiminde George Bush 50.4 milyon, Al Gore 51 milyon oy almıştı. Kurul’da Bush oyları daha yüksek çıkınca Bush “seçilmiş” oldu. Ama konu, Yüksek Mahkeme’ye taşındı. Çünkü oy vermede usulsüzlükler, sorunlar büyüktü: Hele de Bush’un kardeşi Jeb’in vali olduğu Florida eyaletinde. Sonuçta Bush, Yüksek Mahkeme 1 oy farkıyla başkanlığı Bush’a verdi. Yemin töreni gününde başkentte onun geçeceği caddelerde büyük protesto gösterileri yapıldı.</p>
<p>Türkiye’de uygulanan Nispi Temsil d’Hondt Sistemi’yle bile Clinton, başkan seçilmişti çoktan. Hatta İngiltere’deki “çoğunluğu kazanan, kazanır” sisteminde bile bir oy bile fazla alan, seçilir. Bu da demokratik değil ama, Clinton orada da seçilirdi. Ama işte, ABD’de sistem farklı. Seçilemiyor.</p>
<p>Şimdi bütün bunlara rağmen hâlâ Trump’ın kazanmasına dair “derin” sosyolojik analizler açıkçası komik. Elbette Clinton’ın “halktan kopukluğu” ve diğer olumsuzluklar listesi bir gerçek. Elbette Trump’ın, “ben eğitimsizleri severim” diyerek altta kalanlara kucak açan demagogluğu bir gerçek. Ama eğer her 100 seçmenden 43’ü “bana ne?” diyerek oy vermeye tenezzül etmiyorsa, sonucuna da katlanır 2020’ye kadar. Aynı saçmalık İngiltere’de de oldu. “Ne yani, iki ayrı başvuruda zar zor üye olduğumuz AB’den mi çıkacağız?” diyerek oy vermeyenleri, “Evet, AB’den çıkmamız gerekiyor” diyenler az farkla yendiler. Şimdi bütün ülke bunun faturasının hesabını yapmaya uğraşıyor.</p>
<p>ABD’de bir de internette, sosyal medyada okuduğuna inanan, acaba mı diye düşünmeyen milyonlar var. Bunlar, bilgi ve iletişim devriminin cüruf takımı, yan ürünü, zararlı atığı. Bunca bilgi içinde kılı kırk yarma fırsatı (yani bilgi) varken bunu kullanmadan “her şeye” inanmak! Bir tür Orta Çağ&#8230; Ve, olan oldu: Facebook başta olmak üzere sosyal medyacılar, “Bize ne? Biz herkesin fikrini serbestçe iletmesine aracıyız” diyerek bilerek, isteyerek olup bitene seyirci kaldılar. Yurt dışındaki yüz akımız bilimcilerimizden Zeynep Tüfekçi (Kuzey Carolina bilişim analisti) New York Times’ın daveti üzerine yazdığı makalede, Facebook’u, “yalan dolanı” ekranlara taşımakla suçladı (15.11). Zuckerberg, zoraki de olsa, gecikmeli de olsa “Öyle değil, şöyle oldu” diye geveledi. Ama konuya Başkan Obama bile değindi: “Eğer neyin doğru veya sahte olduğuna bakmazsak, gerçek veriler hakkında ciddi olmazsak, hele bu sosyal medya düzeninde ne kadar çok insan, haberi/bilgiyi parça pürçük alırken, eğer ciddi öneriler ile propagandayı ayırt edemezsek, o zaman ciddi sorunlarımız var demektir.” (18.11.16)</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 21.11.2016 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/milli-irade-kazanmadi">Milli irade kazanmadı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4301</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
