<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>madde arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/madde/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/madde</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Thu, 05 Sep 2019 09:31:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Uzayda sanılandan daha az madde var</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/uzayda-sanilandan-daha-az-madde-var</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Sep 2019 09:31:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15069</guid>

					<description><![CDATA[<p>Standard kozmolojik modele göre evrenimiz yaklaşık 13,8 milyar yıl önce, ilk patlamadan sonra genleşmeye başladı. Kütle çekim kuvvetleri nedeniyle madde, örneğin galaksi kümesi gibi daha büyük yapılar şeklinde birleşti. Bu yüzden maddenin uzaydaki dağılımı, evrenin ne şekilde geliştiğini gösteren önemli bir ipucu. Fakat son bir araştırmanın sürpriz sonuçları, evrende ne kadar maddenin bulunduğunun ve bu maddenin gerçekte ne şekilde dağıldığının hala kesin olarak bilinmediğini gösterdi. Hollandalı, İngiliz, Avustralyalı, İtalyan, Maltalı, Kanadalı ve Alman bilim insanlarından oluşan ekip, evrendeki maddenin bugüne dek sanılanın aksine daha basit ve daha az yapılandığını buldu. Ekip, evrendeki maddenin yoğunluğunu ve dağılımını belirlemek için Şili’deki Avrupa Güney Gözlemevi’ndeki VLT tarama teleskopuyla gözlem yaptı. Değerlendirme için kullanılan görüntüler dolunayın 2200 misli büyüklükteki bir alanı kaplıyor. Burada bizim için galaksilerin uzun eksenlerinin hangi yönde olduğunu görmekti. Görüntülerdeki milyonlarca galaksinin evrendeki ilk doğrultuları tamamen rastlantısal. Bu rastlantısal dağılımda ölçülen oynamalar ise zayıf kütleçekimsel merceklenmeyle alakalı. Büyük kütleler ışığı hafifçe saptırıyor. Tıpkı kavisli biçimi nedeniyle bir şarap kadehinin, arkasındaki görüntüyü değiştirmesi gibi, kütleçekimsel merceklenme de galaksilerden yansıyan ışığı bozar. Evrendeki maddenin büyük bir kısmı, yıldız, toz veya gaz olarak görünmez, bu yüzden de karanlık madde olarak isimlendirilmiştir. Fakat kütleçekimsel merceklenme sayesinde görülebilir biçimdeki büyük kütlelerin ve karanlık maddenin nerelerde bulunduğu ve ışığı ne şekilde yönlendikleri belirlenebiliyor. Evrenin belli başlı bölgesindeki sapma açısı bilindiğinde, kütlelerin büyüklükleri hakkında bir fikir edinilebiliyor. Küçük kütleçekimsel merceklenmeler küçük kütlelere, büyük etkiler büyük kütlelere işaret eder. Araştırmacılar gökyüzünün farklı bölgelerinde bu ölçümleri yaparak, düşük ve yüksek yoğunlukları gösteren bir kütle dağılım haritası çıkarmışlar. Açıklamalara göre bu çalışma, zayıf kütleçekimsel merceklenmeye dayanan en kesin kozmolojik inceleme. Sonuçlar gerçekten de ilginç: Diğer araştırma gruplarının daha önceki sonuçlarının aksine evren sanılandan daha az madde içermekte. Özellikle de ESA’nın Planck uydularıyla gerçekleştirilen ve evrenin temel özelliklerini araştırmaya dayanan en önemli uzay misyonunun sonuçlarıyla örtüşmüyor. Yeni sonuçlara göre, evrendeki maddenin yaklaşık beşte birini meydana getiren karanlık maddenin kozmik ağı, bugüne dek sanılandan daha zayıf yapılanmış. Güncel sonuçlar ve diğer sonuçlar arasındaki bu tutarsızlık konuyla ilgili çalışmaları tetikleyebilir. Sonuç, ilk patlamadan sonraki teorik modelin iyileştirilmesine yardımcı olarak, modern evreni daha iyi anlamamızı sağlayabilir. Kaynak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/uzayda-sanilandan-daha-az-madde-var">Uzayda sanılandan daha az madde var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Standard kozmolojik modele göre evrenimiz yaklaşık 13,8 milyar yıl önce, ilk patlamadan sonra genleşmeye başladı. Kütle çekim kuvvetleri nedeniyle madde, örneğin galaksi kümesi gibi daha büyük yapılar şeklinde birleşti. Bu yüzden maddenin uzaydaki dağılımı, evrenin ne şekilde geliştiğini gösteren önemli bir ipucu.</p>
<p>Fakat son bir araştırmanın sürpriz sonuçları, evrende ne kadar maddenin bulunduğunun ve bu maddenin gerçekte ne şekilde dağıldığının hala kesin olarak bilinmediğini gösterdi. Hollandalı, İngiliz, Avustralyalı, İtalyan, Maltalı, Kanadalı ve Alman bilim insanlarından oluşan ekip, evrendeki maddenin bugüne dek sanılanın aksine daha basit ve daha az yapılandığını buldu. Ekip, evrendeki maddenin yoğunluğunu ve dağılımını belirlemek için Şili’deki Avrupa Güney Gözlemevi’ndeki VLT tarama teleskopuyla gözlem yaptı.</p>
<p>Değerlendirme için kullanılan görüntüler dolunayın 2200 misli büyüklükteki bir alanı kaplıyor. Burada bizim için galaksilerin uzun eksenlerinin hangi yönde olduğunu görmekti. Görüntülerdeki milyonlarca galaksinin evrendeki ilk doğrultuları tamamen rastlantısal. Bu rastlantısal dağılımda ölçülen oynamalar ise zayıf kütleçekimsel merceklenmeyle alakalı. Büyük kütleler ışığı hafifçe saptırıyor. Tıpkı kavisli biçimi nedeniyle bir şarap kadehinin, arkasındaki görüntüyü değiştirmesi gibi, kütleçekimsel merceklenme de galaksilerden yansıyan ışığı bozar.</p>
<p>Evrendeki maddenin büyük bir kısmı, yıldız, toz veya gaz olarak görünmez, bu yüzden de karanlık madde olarak isimlendirilmiştir. Fakat kütleçekimsel merceklenme sayesinde görülebilir biçimdeki büyük kütlelerin ve karanlık maddenin nerelerde bulunduğu ve ışığı ne şekilde yönlendikleri belirlenebiliyor. Evrenin belli başlı bölgesindeki sapma açısı bilindiğinde, kütlelerin büyüklükleri hakkında bir fikir edinilebiliyor. Küçük kütleçekimsel merceklenmeler küçük kütlelere, büyük etkiler büyük kütlelere işaret eder.</p>
<p>Araştırmacılar gökyüzünün farklı bölgelerinde bu ölçümleri yaparak, düşük ve yüksek yoğunlukları gösteren bir kütle dağılım haritası çıkarmışlar. Açıklamalara göre bu çalışma, zayıf kütleçekimsel merceklenmeye dayanan en kesin kozmolojik inceleme.</p>
<p>Sonuçlar gerçekten de ilginç: Diğer araştırma gruplarının daha önceki sonuçlarının aksine evren sanılandan daha az madde içermekte. Özellikle de ESA’nın Planck uydularıyla gerçekleştirilen ve evrenin temel özelliklerini araştırmaya dayanan en önemli uzay misyonunun sonuçlarıyla örtüşmüyor.</p>
<p>Yeni sonuçlara göre, evrendeki maddenin yaklaşık beşte birini meydana getiren karanlık maddenin kozmik ağı, bugüne dek sanılandan daha zayıf yapılanmış. Güncel sonuçlar ve diğer sonuçlar arasındaki bu tutarsızlık konuyla ilgili çalışmaları tetikleyebilir. Sonuç, ilk patlamadan sonraki teorik modelin iyileştirilmesine yardımcı olarak, modern evreni daha iyi anlamamızı sağlayabilir.</p>
<p><strong><a href="https://academic.oup.com/mnras/article/465/2/1454/2417034">Kaynak</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/uzayda-sanilandan-daha-az-madde-var">Uzayda sanılandan daha az madde var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15069</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Üç bilimsel devrim</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/uc-bilimsel-devrim</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2017 10:02:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></category>
		<category><![CDATA[bilinç]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif]]></category>
		<category><![CDATA[sinerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5136</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;İlim ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir.&#8221; Yunus Emre HBT’nin 6. sayısında Prof. Dr. Türker Kılıç’ın bir konuşma özetini okurken, Sosyal Kültürel Değişme kitabıma ekli ‘Güncelleme 2015’ bölümünde “Üç bilimsel devrim”e yer vermeyişimden utandım. Kusurumu savunmaya değil düzeltmeye çalışıyorum. Gerçi, kültür ve uygarlığı ayakta tutan teknolojinin temelinde enerji olduğunu, DNA’nın canlı varlıkların evrimindeki yerini, kültür hayatında her şeyin her şeye bağlı olduğunu yazıyordum ama sonsuz büyükten sonsuz küçüklere, Evren’deki her şeyin her şeye enerjiyle bağlı olduğunu, düşüncenin DNA’yı değiştirebileceğini bilmiyordum. Bilimsel devrimler zihnimde aydınlık ufuklar açtı. Kültür ve uygarlık alanındaki bağımlılıkların bütün Evren’de geçerli olduğunu öğrenmek unutulmaz bir deneyim oldu. Birden, en uzak gökadalarındaki gizemli yıldızlarla ilişki kurdum. Dünya gezegenindeki yalnızlığımı ve çaresizliğimi unutur oldum sanki. Kültür ve teknoloji sorunlarıyla uğraşırken, bilim ve enerjiyi nasıl olup da görmediğimi hala açıklayamıyorum &#8211; doğrusu. Sonsuz büyükle sonsuz küçükten oluşan evrenin bir yerinde, katı, sıvı, gaz halindeki türlü enerji kaynaklarını sürekli tüketerek yaşıyoruz. Oysa Güneş dâhil, bütün enerji kaynaklarımız evrensel enerji ağının ürünü. Türker Çelik, &#8220;madde enerjiyi değil, enerji maddeyi yaratıyor” diyor ve ekliyor: Bilim ve bilgi, evreni algılayışımızı, toplum ve siyaseti değiştirdi. İnsanın biyolojik kaderini, DNA değil, genler belirliyor. Çevresel faktörler, hatta düşünce bile DNA’yı değiştirebiliyor. Prof. Gazi Yaşargil, &#8220;Beyni öğrendikçe bilmediklerimiz artıyor” derdi; galiba, bilim köşeyi dönüyor. Bilim insanları bile devrimleri izlemekte geri kalıyorsa, toplumlardan bilimi ciddiye almaları nasıl beklenebilir? Sıkça yinelendiği gibi, 80’lerin İletişim Devrimi (IT), dünya köyünde henüz bir &#8220;bilgi toplumu&#8221;  yaratamadı. Güncel ikilemler bilimsel bulgular Genom Araştırması’nın her olguyu genlere bağlayan bulgularına karşı, eğitimin önceliğini savunan sosyal bilimciler de var. Durum göründüğünce umutsuz değil. Dilimizle ifade ettiğimiz düşünceler, genlerden, inançlardan üstün olabiliyormuş. Spor yöneticileri, teknik müdürler, izleyicilerden moral destek ve takımdan oyuna konsantre olmalarını istemekte haklıymışlar. Bundan böyle yoğun düşünceyle bardak çatlatan, kilit açan, gaipten haber veren kişileri daha ciddiye almamız gerekecek. Ekranda izlediğimiz inanılmaz bazı mucizeler bir el çabukluğu ya da göz aldanması olmayabilir. Söz konusu bilimsel devrimler, Genetik mi eğitim mi? Doğa mı kültür mü? Savaş mı barış mı?  vb. çözümsüz görünen bazı ikilemlere ve tartışmalara son verebilir. Bu olguların tümü bir enerji dönüşümü ise ikilem ya da çelişki yoktur. Aslında bilimi ve bilimsel düşünmeyi öğrenirsek yaygın kaderciliği yenebilir; düşünce gücüyle, ‘yapısal’ deyip geçtiğimiz sorunların üstesinden gelebiliriz. Evrende her olgu enerji ise, doğal, toplumsal ve bireysel enerji kaynaklarımızı tüketirken daha akıllı davranmalıyız. &#8220;İyi de, nasıl daha akıllı davranabiliriz?”  sorunuzu duyar gibiyim. Yıllarca matematik öğretmenliği yaptıktan sonra, Calculus’ün Latince  ‘çakıl taşı’ndan geldiğini ve DNA’yı koruyan enzimin nasıl çözüldüğünü HBT&#8217;nin son sayısında öğrendim. Mustafa Kemal Atatürk, &#8220;Hayatta en gerçek yol gösterici bilim&#8221; dir demişti. Türker Kılıç, &#8220;Düşünce, genden, inançtan ve maddeden üstündür. Çünkü düşüncenin; maddeyi, biyolojiyi ve bilinci şekillendirme yeteneği vardır” görüşüyle, Atatürk’ün manevi mirasına sahip çıkmış oluyor. Prof. Kılıç&#8217;ın, beraberlikten doğan&#8220;sinerji”  kavramı üzerindeki yorumlarını da kısa bir süre sonra öğreneceğimizi umuyorum. Bozkurt Güvenç</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/uc-bilimsel-devrim">Üç bilimsel devrim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;İlim ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir.&#8221; Yunus Emre</strong></p>
<p>HBT’nin 6. sayısında Prof. Dr. Türker Kılıç’ın bir konuşma özetini okurken, <em>Sosyal Kültürel Değişme</em> kitabıma ekli ‘Güncelleme 2015’ bölümünde “Üç bilimsel devrim”e yer vermeyişimden utandım. Kusurumu savunmaya değil düzeltmeye çalışıyorum.</p>
<p>Gerçi, kültür ve uygarlığı ayakta tutan teknolojinin temelinde enerji olduğunu, <em>DNA</em>’nın canlı varlıkların evrimindeki yerini, kültür hayatında her şeyin her şeye bağlı olduğunu yazıyordum ama sonsuz büyükten sonsuz küçüklere, Evren’deki her şeyin her şeye enerjiyle bağlı olduğunu, düşüncenin <em>DNA</em>’yı değiştirebileceğini bilmiyordum. Bilimsel devrimler zihnimde aydınlık ufuklar açtı. Kültür ve uygarlık alanındaki bağımlılıkların bütün Evren’de geçerli olduğunu öğrenmek unutulmaz bir deneyim oldu.</p>
<p>Birden, en uzak gökadalarındaki gizemli yıldızlarla ilişki kurdum. Dünya gezegenindeki yalnızlığımı ve çaresizliğimi unutur oldum sanki. Kültür ve teknoloji sorunlarıyla uğraşırken, <em>bilim ve enerjiyi </em>nasıl olup da görmediğimi hala açıklayamıyorum &#8211; doğrusu.</p>
<p>Sonsuz büyükle sonsuz küçükten oluşan evrenin bir yerinde, katı, sıvı, gaz halindeki türlü enerji kaynaklarını sürekli tüketerek yaşıyoruz. Oysa Güneş dâhil, bütün enerji kaynaklarımız evrensel enerji ağının ürünü. Türker Çelik, <em>&#8220;madde enerjiyi değil, enerji maddeyi yaratıyor</em>” diyor ve ekliyor:</p>
<ul>
<li>Bilim ve bilgi, evreni algılayışımızı, toplum ve siyaseti değiştirdi.</li>
<li>İnsanın biyolojik kaderini, <em>DNA</em> değil, genler belirliyor.</li>
<li>Çevresel faktörler, hatta düşünce bile <em>DNA</em>’yı değiştirebiliyor.</li>
</ul>
<p>Prof. Gazi Yaşargil, <em>&#8220;Beyni öğrendikçe bilmediklerimiz artıyor</em>” derdi; galiba, bilim köşeyi dönüyor. Bilim insanları bile devrimleri izlemekte geri kalıyorsa, toplumlardan bilimi ciddiye almaları nasıl beklenebilir? Sıkça yinelendiği gibi, 80’lerin İletişim Devrimi <em>(IT)</em>, <em>dünya köyünde </em>henüz bir <em>&#8220;bilgi toplumu&#8221;</em>  yaratamadı.</p>
<p><strong>Güncel ikilemler bilimsel bulgular</strong></p>
<p>Genom Araştırması’nın her olguyu genlere bağlayan bulgularına karşı, eğitimin önceliğini savunan sosyal bilimciler de var. Durum göründüğünce umutsuz değil. Dilimizle ifade ettiğimiz düşünceler, genlerden, inançlardan üstün olabiliyormuş. Spor yöneticileri, teknik müdürler, izleyicilerden moral destek ve takımdan oyuna konsantre olmalarını istemekte haklıymışlar. Bundan böyle yoğun düşünceyle bardak çatlatan, kilit açan, gaipten haber veren kişileri daha ciddiye almamız gerekecek. Ekranda izlediğimiz inanılmaz bazı mucizeler bir el çabukluğu ya da göz aldanması olmayabilir.</p>
<p>Söz konusu bilimsel devrimler, <em>Genetik mi eğitim mi? Doğa mı kültür mü? Savaş mı barış mı?</em>  vb. çözümsüz görünen bazı ikilemlere ve tartışmalara son verebilir. Bu olguların tümü bir enerji dönüşümü ise ikilem ya da çelişki yoktur. Aslında bilimi ve bilimsel düşünmeyi öğrenirsek yaygın kaderciliği yenebilir; düşünce gücüyle, ‘yapısal’ deyip geçtiğimiz sorunların üstesinden gelebiliriz.</p>
<p>Evrende her olgu enerji ise, doğal, toplumsal ve bireysel enerji kaynaklarımızı tüketirken daha akıllı davranmalıyız. <em>&#8220;İyi de, nasıl daha akıllı davranabiliriz?”</em>  sorunuzu duyar gibiyim.</p>
<p>Yıllarca matematik öğretmenliği yaptıktan sonra, <em>Calculus</em>’ün Latince  ‘çakıl taşı’ndan geldiğini ve DNA’yı koruyan <em>enzimin nasıl çözüldüğünü</em> <em>HBT&#8217;</em>nin son sayısında öğrendim.</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk, <em>&#8220;Hayatta en gerçek yol gösterici bilim&#8221; </em>dir demişti. Türker Kılıç, <em>&#8220;Düşünce, genden, inançtan ve maddeden üstündür. Çünkü düşüncenin; maddeyi, biyolojiyi ve bilinci şekillendirme yeteneği vardır</em>” görüşüyle, Atatürk’ün manevi mirasına sahip çıkmış oluyor.</p>
<p>Prof. Kılıç&#8217;ın, beraberlikten doğan<em>&#8220;sinerji”</em>  kavramı üzerindeki yorumlarını da kısa bir süre sonra öğreneceğimizi umuyorum.</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/uc-bilimsel-devrim">Üç bilimsel devrim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5136</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
