<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>sıcaklık arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/sicaklik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/sicaklik</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Thu, 25 Jul 2019 12:16:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Küresel ısınma son 2000 yılda görülenlerin en şiddetlisi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/kuresel-isinma-son-2000-yilda-gorulenlerin-en-siddetlisi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Jul 2019 08:53:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[küresel ısınma]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak hava dalgası]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14512</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nature ve Nature Geoscience&#8216;da yayınlanan, kapsamlı tarihsel verilerin kullanıldığı üç çalışma, son dönemde ortaya çıkan sıcaklık değişimlerinin, hız ve yaygınlık bakımından son 2000 yılda yaşanan en büyük iklim değişikliği olduğunu gösteriyor. Küçük Buz Çağı ve Ortaçağ İklim Anomalisi olarak adlandırılan dönemler gibi, geçmişte de bugünküne benzer çarpıcı sıcaklık değişimlerinin yaşanmış olabileceği düşünülürken, söz konusu üç çalışmada tüm kıtalardan ağaç, buz ve tortu gibi, sıcaklık değişimini gösterebilen 700 olguyu incelendi ve geçmişteki iklim değişiklilerinin görece sınırlı kaldıkları sonucuna varıldı. Örneğin Küçük Buz Çağı, en üst seviyesine Pasifik Okyanusu&#8217;nda 15. yüzyılda, Avrupa&#8217;da 17. yüzyılda ve başka bölgelerde 19. yüzyılda ulaşmıştı. Bu yerellik ve dönemsellik, bu yaz görülen Avrupa sıcaklık dalgası da dahil olmak üzere, neredeyse tüm dünyada her yıl sıcaklık rekorlarının kırılmasına yol açan mevcut değişimden belirgin bir şekilde ayrışıyor. Tarihteki büyük sıcaklık değişimlerinin, volkanik püskürmelerden kaynaklanmış olması muhtemelken, 18. yüzyıldan itibaren görülen değişimlerde insan kaynaklı salınımlar rol oynuyor. Araştırmacılar, elde edilen bu sonuçların, son dönemdeki olağandışı ısınmanın endüstriyel salınımından kaynaklandığını, şüpheye yer bırakmayacak şekilde vurguladığını ifade ediyor. Kaynak: The Guardian</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/kuresel-isinma-son-2000-yilda-gorulenlerin-en-siddetlisi">Küresel ısınma son 2000 yılda görülenlerin en şiddetlisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Nature</em> ve <em>Nature Geoscience</em>&#8216;da yayınlanan, kapsamlı tarihsel verilerin kullanıldığı üç çalışma, son dönemde ortaya çıkan sıcaklık değişimlerinin, hız ve yaygınlık bakımından son 2000 yılda yaşanan en büyük iklim değişikliği olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Küçük Buz Çağı ve Ortaçağ İklim Anomalisi olarak adlandırılan dönemler gibi, geçmişte de bugünküne benzer çarpıcı sıcaklık değişimlerinin yaşanmış olabileceği düşünülürken, söz konusu üç çalışmada tüm kıtalardan ağaç, buz ve tortu gibi, sıcaklık değişimini gösterebilen 700 olguyu incelendi ve geçmişteki iklim değişiklilerinin görece sınırlı kaldıkları sonucuna varıldı.</p>
<p>Örneğin Küçük Buz Çağı, en üst seviyesine Pasifik Okyanusu&#8217;nda 15. yüzyılda, Avrupa&#8217;da 17. yüzyılda ve başka bölgelerde 19. yüzyılda ulaşmıştı. Bu yerellik ve dönemsellik, bu yaz görülen Avrupa sıcaklık dalgası da dahil olmak üzere, neredeyse tüm dünyada her yıl sıcaklık rekorlarının kırılmasına yol açan mevcut değişimden belirgin bir şekilde ayrışıyor.</p>
<p>Tarihteki büyük sıcaklık değişimlerinin, volkanik püskürmelerden kaynaklanmış olması muhtemelken, 18. yüzyıldan itibaren görülen değişimlerde insan kaynaklı salınımlar rol oynuyor.</p>
<p>Araştırmacılar, elde edilen bu sonuçların, son dönemdeki olağandışı ısınmanın endüstriyel salınımından kaynaklandığını, şüpheye yer bırakmayacak şekilde vurguladığını ifade ediyor.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.theguardian.com/science/2019/jul/24/scientific-consensus-on-humans-causing-global-warming-passes-99">The Guardian</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/kuresel-isinma-son-2000-yilda-gorulenlerin-en-siddetlisi">Küresel ısınma son 2000 yılda görülenlerin en şiddetlisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14512</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşırı sıcaklıklara karşı beyni kandırmak mümkün mü?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/asiri-sicakliklara-karsi-beyni-kandirmak-mumkun-mu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Jun 2019 08:47:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[buz]]></category>
		<category><![CDATA[homeostaz]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[klima]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklık]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[teknik]]></category>
		<category><![CDATA[vantilatör]]></category>
		<category><![CDATA[Wim Hof]]></category>
		<category><![CDATA[yoga]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14247</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aşırı sıcaklar kendini göstermeye başladı. Ve bununla başa çıkmak için klima ve vantilatör gibi araçlara yöneliyoruz. Ancak aşırı sıcaklıklara karşı direncin yolu, aşırı soğukla başa çıkabilen insanların geliştirdiği bazı tekniklerden geçiyor olabilir. Aşırı soğuğa direnç gösterebilen bazı insanlar var. Sözgelimi, uzun süre boyunca buzlu suda kalabilen Wim Hof. Nam-ı diğer, Iceman. Hof gibi buzla haşır neşir olan insanlar, bir şekilde insanüstü görülme eğiliminde olabilir. Ancak bazı teknikler sayesinde bunu başarabildikleri de ortada. Sadece vücudu eğitmek gerekiyor. Çünkü buz adamlar, beyinlerini ve bedenlerini, onlara soğuğa karşı direnç veren bazı tekniklerle eğitiyorlar. Peki ama nasıl? İnsan beyninin soğuğa nasıl tepki verdiğini inceleyen iki sinir bilim uzmanı, böyle bir direnç sırasında beyinde neler olup bittiğini araştırdı. Wayne Devlet Üniversitesi Pediatri ve Radyoloji Profesörü Otto Muzik, bu tür “süper” güçlerin, beyni veya bedeni sistematik olarak değiştiren pratik tekniklerden kaynaklanabileceğini öne sürüyor. Belki de en önemlisi; bu değişiklikler, davranışsal ve zihinsel sağlıkla ilgili olabilir ve potansiyel olarak sıradan insanlar tarafından da kullanılabilir. Formül: Vücut dengesini kurmak Yoga gibi teknikler, fizyolojik dengeyi değiştirmeye çalışır. Bilim insanları, buna homeostazi diyor. Homeostaz, bir organizmanın fiziksel bütünlüğü için temel bir hayatta kalma ihtiyacıdır ve çok önemlidir. Örneğin, birileri soğuğa maruz kaldığında bazı beyin merkezleri, vücudun tepkilerinde değişiklikler başlatır. Bunlar, ekstremitelere giden kan akışını azaltmak ve ısı üretmek için derin tabaka kas gruplarını harekete geçirmektir. Bu değişiklikler, vücudun ısıyı daha fazla tutmasını sağlar ve bilinçli kontrol olmadan otomatik olarak gerçekleşir. Vücut, duyusal veri topladığında ve bu verileri düzenleyen, önceliklendiren ve buna göre eylem planları oluşturan işlem merkezine (beyine) ilettiğinde homeostaz devam eder. Bu direktifler daha sonra bu fonksiyonları yürüten vücuda iletilir. Homeostaza aracılık eden ve eylemlerine rehberlik eden, aşağıdan yukarıya fizyolojik ve yukarıdan aşağıya psikolojik mekanizmalar arasındaki dengedir. Araştırmacılar, fizyoloji ve psikoloji arasındaki bu dengenin, soğuğa maruz kalmayla başa çıkma konusunda beyni eğittiğini düşünüyor. Araştırmacılar, bunu çok ilginç “bir numara” olarak nitelendiriyorlar. Soğuğa cevap vermek için beyin sistemleri devreye giriyor Araştırmacılar, beyin ağlarında nedensel etkilerin asimetrisini kabul ediyor. Ancak doğuştan gelen fizyolojik mekanizmaları hedef alan stratejiler, yukarıdan aşağıya psikolojik kontrolü tetikleyebilir mi? Yapılan araştırmalar, fizyolojik stres faktörlerini, odaklanmış meditasyon ile birleştiren tekniklerin, psikolojinin fizyolojik olarak modüle etmesine izin vererek bu asimetriyi “kırabileceğini” gösteriyor. En azından “Iceman” Wim Hof üzerine yaptıkları son çalışmalarda gözlemledikleri şey bu. Örneğin Hof’un teknikleri arasında kontrollü nefes alma (hiperventilasyon ve nefes tutma) ve meditasyon söz konusu. Çalışmada, giydiği ıslak giysisine 3,8 derece su pompalayarak kendisini soğuğa maruz bırakmadan önce bu teknikleri uygular. Nefes tutma ve soğuğa maruz kalma iki fizyolojik stres oluştururken, yaptığı meditasyon bir psikolojik kontrol şekli olarak karşımıza çıkar. Normal denekler soğuğa maruz kaldığında, vücut sıcaklığı değişir ve homeostatik sürücüleri tetikler. Ancak Hof’un cilt sıcaklığı bu durumda değişmemiş ve soğuktan etkilenmemiştir. Üstelik, kontrol deneklerinin aksine, beyninin anteriaqueductal gri bölgesini, ağrıyı düzenlemek için harekete geçirmişti. Kendi kendine öğrettiği bu teknik, beyninin ağrı yollarını değiştirerek soğukla başa çıkma yeteneğini değiştirmiştir. “Iceman” bulguları neyi açıklayabilir? Soğuğa maruz kalmanın, homeostatik beyin ağında, zaten nefes tutmasıyla oluşan, stres kaynaklı bir ağrı kesici yanıtı tetiklediği görülüyor. Periaqueductal grinin aktivasyonu, ağrı algısında ve dolayısıyla anksiyetede bir azalmaya işaret ediyor. Hof’un homeostatik beyin ağındaki bu sürekli değişiklikler, soğuğa karşı toleransı arttırıyor. Yani meditasyon işe yarıyordu. İşte önemli kısım: Stres kaynaklı ağrıyı hafifletmenin etkilerini, soğuğa maruz kalmanın ötesine uzatması muhtemeldir. Eğer böyle bir beklenti yerine getirilirse, bu, ilave opioidlerin veya kanabinoidlerin, periaqueductal grisinden salınmasına yol açacaktır. Bu salıverme, serotonin ve dopamin gibi nörotransmiterlerin seviyelerini etkileyerek genel olarak iyi olma hissini arttırır. Bu olumlu geri bildirim döngüsü, bilinen “plasebo etkisi” ile ilgilidir. Hof&#8217;un kullandığına benzer teknikler, vücudun doğuştan gelen bağışıklık tepkisi üzerinde de olumlu etkiler yaratıyor gibi görünüyor. Araştırmacılar ayrıca, opioid ve kanabinoidlerin salınımının duygudurum ve endişe üzerinde de olumlu etkileri olmasını beklediklerini söylediler. Bu etkilerin, stres kaynaklı bir analjezi reaksiyonu uyandırarak, uygulayıcıların ruh hali ve kaygı ile ilgili beyin sistemlerinin kilit bileşenleri üzerinde “kontrol” sağlayabileceğini düşünüyorlar. Şu anda milyonlarca insan, depresyon ve endişe duygularına yardımcı olmak için ilaç kullanıyor. Bu ilaçların çoğu istenmeyen yan etkilere sahip. Kullanıcıları beyninin homeostatik sistemini etkileyecek şekilde eğiten davranışsal değişim teknikleri bir gün bazı hastalara ilaçsız alternatifler sunabilir. Beyin fizyolojisi ve psikolojisi arasındaki bağlantıları anlama çabaları gerçekten de daha mutlu bir yaşamın kapılarını açabilir. Derleyen: Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com Kaynak: https://www.weforum.org/agenda/2019/05/brain-over-body-hacking-the-stress-system-to-let-your-psychology-influence-your-physiology</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/asiri-sicakliklara-karsi-beyni-kandirmak-mumkun-mu">Aşırı sıcaklıklara karşı beyni kandırmak mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aşırı sıcaklar kendini göstermeye başladı. Ve bununla başa çıkmak için klima ve vantilatör gibi araçlara yöneliyoruz. Ancak aşırı sıcaklıklara karşı direncin yolu, aşırı soğukla başa çıkabilen insanların geliştirdiği bazı tekniklerden geçiyor olabilir. Aşırı soğuğa direnç gösterebilen bazı insanlar var. Sözgelimi, uzun süre boyunca buzlu suda kalabilen Wim Hof. Nam-ı diğer, Iceman.</p>
<p>Hof gibi buzla haşır neşir olan insanlar, bir şekilde insanüstü görülme eğiliminde olabilir. Ancak bazı teknikler sayesinde bunu başarabildikleri de ortada. Sadece vücudu eğitmek gerekiyor. Çünkü buz adamlar, beyinlerini ve bedenlerini, onlara soğuğa karşı direnç veren bazı tekniklerle eğitiyorlar. Peki ama nasıl?</p>
<p>İnsan beyninin soğuğa nasıl tepki verdiğini inceleyen iki sinir bilim uzmanı, böyle bir direnç sırasında beyinde neler olup bittiğini araştırdı. Wayne Devlet Üniversitesi Pediatri ve Radyoloji Profesörü Otto Muzik, bu tür “süper” güçlerin, beyni veya bedeni sistematik olarak değiştiren pratik tekniklerden kaynaklanabileceğini öne sürüyor. Belki de en önemlisi; bu değişiklikler, davranışsal ve zihinsel sağlıkla ilgili olabilir ve potansiyel olarak sıradan insanlar tarafından da kullanılabilir.</p>
<p><strong>Formül: Vücut dengesini kurmak<br />
</strong><br />
Yoga gibi teknikler, fizyolojik dengeyi değiştirmeye çalışır. Bilim insanları, buna homeostazi diyor. Homeostaz, bir organizmanın fiziksel bütünlüğü için temel bir hayatta kalma ihtiyacıdır ve çok önemlidir. Örneğin, birileri soğuğa maruz kaldığında bazı beyin merkezleri, vücudun tepkilerinde değişiklikler başlatır. Bunlar, ekstremitelere giden kan akışını azaltmak ve ısı üretmek için derin tabaka kas gruplarını harekete geçirmektir. Bu değişiklikler, vücudun ısıyı daha fazla tutmasını sağlar ve bilinçli kontrol olmadan otomatik olarak gerçekleşir.</p>
<p>Vücut, duyusal veri topladığında ve bu verileri düzenleyen, önceliklendiren ve buna göre eylem planları oluşturan işlem merkezine (beyine) ilettiğinde homeostaz devam eder. Bu direktifler daha sonra bu fonksiyonları yürüten vücuda iletilir. Homeostaza aracılık eden ve eylemlerine rehberlik eden, aşağıdan yukarıya fizyolojik ve yukarıdan aşağıya psikolojik mekanizmalar arasındaki dengedir.</p>
<p>Araştırmacılar, fizyoloji ve psikoloji arasındaki bu dengenin, soğuğa maruz kalmayla başa çıkma konusunda beyni eğittiğini düşünüyor. Araştırmacılar, bunu çok ilginç “bir numara” olarak nitelendiriyorlar.</p>
<p><strong>Soğuğa cevap vermek için beyin sistemleri devreye giriyor</strong></p>
<p>Araştırmacılar, beyin ağlarında nedensel etkilerin asimetrisini kabul ediyor. Ancak doğuştan gelen fizyolojik mekanizmaları hedef alan stratejiler, yukarıdan aşağıya psikolojik kontrolü tetikleyebilir mi? Yapılan araştırmalar, fizyolojik stres faktörlerini, odaklanmış meditasyon ile birleştiren tekniklerin, psikolojinin fizyolojik olarak modüle etmesine izin vererek bu asimetriyi “kırabileceğini” gösteriyor. En azından “Iceman” Wim Hof üzerine yaptıkları son çalışmalarda gözlemledikleri şey bu.</p>
<p>Örneğin Hof’un teknikleri arasında kontrollü nefes alma (hiperventilasyon ve nefes tutma) ve meditasyon söz konusu. Çalışmada, giydiği ıslak giysisine 3,8 derece su pompalayarak kendisini soğuğa maruz bırakmadan önce bu teknikleri uygular. Nefes tutma ve soğuğa maruz kalma iki fizyolojik stres oluştururken, yaptığı meditasyon bir psikolojik kontrol şekli olarak karşımıza çıkar. Normal denekler soğuğa maruz kaldığında, vücut sıcaklığı değişir ve homeostatik sürücüleri tetikler. Ancak Hof’un cilt sıcaklığı bu durumda değişmemiş ve soğuktan etkilenmemiştir. Üstelik, kontrol deneklerinin aksine, beyninin anteriaqueductal gri bölgesini, ağrıyı düzenlemek için harekete geçirmişti. Kendi kendine öğrettiği bu teknik, beyninin ağrı yollarını değiştirerek soğukla başa çıkma yeteneğini değiştirmiştir.</p>
<p><strong>“Iceman” bulguları neyi açıklayabilir?<br />
</strong><br />
Soğuğa maruz kalmanın, homeostatik beyin ağında, zaten nefes tutmasıyla oluşan, stres kaynaklı bir ağrı kesici yanıtı tetiklediği görülüyor. Periaqueductal grinin aktivasyonu, ağrı algısında ve dolayısıyla anksiyetede bir azalmaya işaret ediyor. Hof’un homeostatik beyin ağındaki bu sürekli değişiklikler, soğuğa karşı toleransı arttırıyor. Yani meditasyon işe yarıyordu.</p>
<p>İşte önemli kısım: Stres kaynaklı ağrıyı hafifletmenin etkilerini, soğuğa maruz kalmanın ötesine uzatması muhtemeldir. Eğer böyle bir beklenti yerine getirilirse, bu, ilave opioidlerin veya kanabinoidlerin, periaqueductal grisinden salınmasına yol açacaktır. Bu salıverme, serotonin ve dopamin gibi nörotransmiterlerin seviyelerini etkileyerek genel olarak iyi olma hissini arttırır. Bu olumlu geri bildirim döngüsü, bilinen “plasebo etkisi” ile ilgilidir.</p>
<p>Hof&#8217;un kullandığına benzer teknikler, vücudun doğuştan gelen bağışıklık tepkisi üzerinde de olumlu etkiler yaratıyor gibi görünüyor. Araştırmacılar ayrıca, opioid ve kanabinoidlerin salınımının duygudurum ve endişe üzerinde de olumlu etkileri olmasını beklediklerini söylediler. Bu etkilerin, stres kaynaklı bir analjezi reaksiyonu uyandırarak, uygulayıcıların ruh hali ve kaygı ile ilgili beyin sistemlerinin kilit bileşenleri üzerinde “kontrol” sağlayabileceğini düşünüyorlar.</p>
<p>Şu anda milyonlarca insan, depresyon ve endişe duygularına yardımcı olmak için ilaç kullanıyor. Bu ilaçların çoğu istenmeyen yan etkilere sahip. Kullanıcıları beyninin homeostatik sistemini etkileyecek şekilde eğiten davranışsal değişim teknikleri bir gün bazı hastalara ilaçsız alternatifler sunabilir. Beyin fizyolojisi ve psikolojisi arasındaki bağlantıları anlama çabaları gerçekten de daha mutlu bir yaşamın kapılarını açabilir.</p>
<p><strong>Derleyen: Batuhan Sarıcan / <a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a></strong></p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.weforum.org/agenda/2019/05/brain-over-body-hacking-the-stress-system-to-let-your-psychology-influence-your-physiology">https://www.weforum.org/agenda/2019/05/brain-over-body-hacking-the-stress-system-to-let-your-psychology-influence-your-physiology</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/asiri-sicakliklara-karsi-beyni-kandirmak-mumkun-mu">Aşırı sıcaklıklara karşı beyni kandırmak mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14247</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yakındoğu yaşanmaz hale gelecek</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yakindogu-yasanmaz-hale-gelecek</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Aug 2017 10:50:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[çöl]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[hava kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[iç çatışma]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[kum fırtınası]]></category>
		<category><![CDATA[kuraklık]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Max Planck Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[sera gazı]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak hava dalgası]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklık]]></category>
		<category><![CDATA[yakındoğu]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7401</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yakındoğu ve Kuzey Afrika bitmek bilmeyen çatışmalar ve savaşlar yüzünden en fazla göç veren bölgelerdir. İklimbilimciler şimdi daha da karamsar bir tablo çizdiler: Yakındoğu ve Kuzey Afrika bu yüzyılın ortalarında aşırı sıcaklar yüzünden yaşanmaz hale gelecek. İklim değişiminden şimdiden çok fazla etkilenen Yakındoğu ve Kuzey Afrika’da 500 milyonun üzerinde insan yaşıyor. Akdeniz’in doğusundaki kuraklık dönemi mesela son 900 yılın en şiddetlisi ve bu bölgelerdeki aşırı sıcak günlerin sayısı 1970 yılından bu yana ikiye katlandı. Bilim insanları iklim değişimin bu bölgelerdeki çatışmaları ve savaşları da tetiklediğini düşünüyorlar. Mainz Max-Planck Kimya Enstitüsü’nden Jos Lelieveld, 21. yy’da Yakındoğu ve Kuzey Afrika’daki sıcaklıkların ne şekilde gelişeceğini önceleyerek durumun çok daha vahim bir hal alacağını gösterdi. 1986-2005 yılları arasındaki 26 iklim modeliyle elde edilen verilerden yararlanarak, 2046-2065 ve 2081-2100 yılları arasındaki iklimsel gelişmeleri hesaplayan Lelieveld’in sonuçları gerçekten de endişe verici. Dünyadaki ortalama sıcaklık sadece iki derece bile artacak olursa, Yakındoğu’daki yaz sıcaklıkları iki misli artacak ve bu yüzyılın ortalarından itibaren geceleri hava sıcaklığı 30 derecenin altına düşmeyecek. Ve sıcak günlerde ise öğlenleri 50 dereceye kadar çıkabilecek. Sonuçlar Yakındoğu ve Kuzey Afrika’daki uzun süreli sıcaklık dalgalarının ve kum fırtınalarının birçok bölgeyi yaşanmaz hale getireceğini ve insanların göçe zorlanacağını gösteriyor. Aşırı sıcaklık dalgaları gelecekte on misi daha fazla yaşanacağı gibi daha uzun süreli olacak diyor uzmanlar. Mesela 1986-2005 yılları arasında ortalama olarak on altı gün çok sıcak geçmişti. İçinde yaşadığımız yüzyılın ortalarında aşırı sıcak günlerin sayısı seksene ulaşacak, yüzyılın sonunda ise 118 günün aşırı sıcak geçmesi bekleniyor. Üstelik de bu hesaplar, sera gazı emisyonunun 2040 yılından sonra düşmesi halinde bile değişmiyor. Yakındoğu’da şimdiden çatışmalar ve kuraklık yüzünden zorlaşan yaşam koşulları yakın gelecekte daha da kötüleşecek ve bölge yaşanmaz hale gelecek. Çöl tozuyla artan hava kirliliğiyle birlikte, iklim değişimi yakın gelecekte çok daha fazla insanın bölgeden göç etmesine neden olacak. Günümüzde bile büyük bir sorun haline gelen göç dalgasıyla insanlık bakalım nasıl baş edecek. Kaynak: http://link.springer.com/article/10.1007/s10584-016-1665-6</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yakindogu-yasanmaz-hale-gelecek">Yakındoğu yaşanmaz hale gelecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yakındoğu ve Kuzey Afrika bitmek bilmeyen çatışmalar ve savaşlar yüzünden en fazla göç veren bölgelerdir. İklimbilimciler şimdi daha da karamsar bir tablo çizdiler: Yakındoğu ve Kuzey Afrika bu yüzyılın ortalarında aşırı sıcaklar yüzünden yaşanmaz hale gelecek. </strong></p>
<p>İklim değişiminden şimdiden çok fazla etkilenen Yakındoğu ve Kuzey Afrika’da 500 milyonun üzerinde insan yaşıyor. Akdeniz’in doğusundaki kuraklık dönemi mesela son 900 yılın en şiddetlisi ve bu bölgelerdeki aşırı sıcak günlerin sayısı 1970 yılından bu yana ikiye katlandı. Bilim insanları iklim değişimin bu bölgelerdeki çatışmaları ve savaşları da tetiklediğini düşünüyorlar.</p>
<p>Mainz Max-Planck Kimya Enstitüsü’nden Jos Lelieveld, 21. yy’da Yakındoğu ve Kuzey Afrika’daki sıcaklıkların ne şekilde gelişeceğini önceleyerek durumun çok daha vahim bir hal alacağını gösterdi.</p>
<p>1986-2005 yılları arasındaki 26 iklim modeliyle elde edilen verilerden yararlanarak, 2046-2065 ve 2081-2100 yılları arasındaki iklimsel gelişmeleri hesaplayan Lelieveld’in sonuçları gerçekten de endişe verici. Dünyadaki ortalama sıcaklık sadece iki derece bile artacak olursa, Yakındoğu’daki yaz sıcaklıkları iki misli artacak ve bu yüzyılın ortalarından itibaren geceleri hava sıcaklığı 30 derecenin altına düşmeyecek. Ve sıcak günlerde ise öğlenleri 50 dereceye kadar çıkabilecek.</p>
<p>Sonuçlar Yakındoğu ve Kuzey Afrika’daki uzun süreli sıcaklık dalgalarının ve kum fırtınalarının birçok bölgeyi yaşanmaz hale getireceğini ve insanların göçe zorlanacağını gösteriyor. Aşırı sıcaklık dalgaları gelecekte on misi daha fazla yaşanacağı gibi daha uzun süreli olacak diyor uzmanlar. Mesela 1986-2005 yılları arasında ortalama olarak on altı gün çok sıcak geçmişti. İçinde yaşadığımız yüzyılın ortalarında aşırı sıcak günlerin sayısı seksene ulaşacak, yüzyılın sonunda ise 118 günün aşırı sıcak geçmesi bekleniyor. Üstelik de bu hesaplar, sera gazı emisyonunun 2040 yılından sonra düşmesi halinde bile değişmiyor.</p>
<p>Yakındoğu’da şimdiden çatışmalar ve kuraklık yüzünden zorlaşan yaşam koşulları yakın gelecekte daha da kötüleşecek ve bölge yaşanmaz hale gelecek. Çöl tozuyla artan hava kirliliğiyle birlikte, iklim değişimi yakın gelecekte çok daha fazla insanın bölgeden göç etmesine neden olacak. Günümüzde bile büyük bir sorun haline gelen göç dalgasıyla insanlık bakalım nasıl baş edecek.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="http://link.springer.com/article/10.1007/s10584-016-1665-6">http://link.springer.com/article/10.1007/s10584-016-1665-6</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yakindogu-yasanmaz-hale-gelecek">Yakındoğu yaşanmaz hale gelecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7401</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kayıp element bulundu: Silikon</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/kayip-element-bulundu-silikon</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2017 15:27:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[basınç]]></category>
		<category><![CDATA[çekirdek]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[element]]></category>
		<category><![CDATA[japonya]]></category>
		<category><![CDATA[silikon]]></category>
		<category><![CDATA[silisyum]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5007</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyanın çekirdeğindeki kayıp elementin bulunduğu düşünülüyor. Bilim insanlarının uzun süredir aradığı element, Japonlar tarafından bulundu. Uzmanlar, demir ve nikelden sonra dünyanın çekirdeğindeki önemli bir oranı oluşturan elementin büyük ihtimalle &#8220;silikon&#8221; olduğunu açıkladılar. Tohoku Üniversitesi&#8217;nden Eiji Ohtani, silisyumun önemli bir element olduğunu ve iç çekirdekteki ağırlığın %5&#8217;inin demir-nikel alaşımında çözünmüş silisyum olabileceğini söyledi. İç çekirdeğin ağırlığının %85&#8217;i demir, %10&#8217;u ise nikel. Çekirdeğin doğrudan incelenmesi mümkün olmadığı için, uzmanlar bir deney gerçekleştirdi. Hazırladıkları demir ve nikel alaşımı silisyum ile karıştırıp, basınç ve sıcaklığa tabi tuttular. Karışım, sismik veriler ile örtüştü. Bilinmeyen %5&#8217;in sadece silikondan ibaret olmayabileceğini belirten Ohtani ve ekibi deneylerini sürdürecek. Bu keşif ile, 4,5 milyar yaşındaki dünyamızın oluşum sürecini daha iyi anlayacağımız düşünülüyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/kayip-element-bulundu-silikon">Kayıp element bulundu: Silikon</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünyanın çekirdeğindeki kayıp elementin bulunduğu düşünülüyor.</strong></p>
<p class="story-body__introduction">Bilim insanlarının uzun süredir aradığı element, Japonlar tarafından bulundu. Uzmanlar, demir ve nikelden sonra dünyanın çekirdeğindeki önemli bir oranı oluşturan elementin büyük ihtimalle &#8220;silikon&#8221; olduğunu açıkladılar.</p>
<p class="story-body__introduction">Tohoku Üniversitesi&#8217;nden Eiji Ohtani, silisyumun önemli bir element olduğunu ve iç çekirdekteki ağırlığın %5&#8217;inin demir-nikel alaşımında çözünmüş silisyum olabileceğini söyledi. İç çekirdeğin ağırlığının %85&#8217;i demir, %10&#8217;u ise nikel.</p>
<p class="story-body__introduction">Çekirdeğin doğrudan incelenmesi mümkün olmadığı için, uzmanlar bir deney gerçekleştirdi. Hazırladıkları demir ve nikel alaşımı silisyum ile karıştırıp, basınç ve sıcaklığa tabi tuttular. Karışım, sismik veriler ile örtüştü. Bilinmeyen %5&#8217;in sadece silikondan ibaret olmayabileceğini belirten Ohtani ve ekibi deneylerini sürdürecek.</p>
<p>Bu keşif ile, 4,5 milyar yaşındaki dünyamızın oluşum sürecini daha iyi anlayacağımız düşünülüyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/kayip-element-bulundu-silikon">Kayıp element bulundu: Silikon</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5007</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
