<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>takvim arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/takvim/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/takvim</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 14 Apr 2017 10:23:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>İran’da Astronomi toplantısı: Hafız&#8217;ın kabri olan bahçede bir gül</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/iranda-astronomi-toplantisi-hafizin-kabri-olan-bahcede-bir-gul</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Apr 2017 08:51:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[bahçe]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[celali]]></category>
		<category><![CDATA[gül]]></category>
		<category><![CDATA[güneş sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[hafız]]></category>
		<category><![CDATA[hicret]]></category>
		<category><![CDATA[ibni sina]]></category>
		<category><![CDATA[İbni Sina ve Venüs Geçişleri]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[julyen]]></category>
		<category><![CDATA[kabir]]></category>
		<category><![CDATA[Kuiper Kuşağı]]></category>
		<category><![CDATA[miladi]]></category>
		<category><![CDATA[ömer hayyam]]></category>
		<category><![CDATA[Oort Bulutu]]></category>
		<category><![CDATA[öte gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[Shahr-i Kurd]]></category>
		<category><![CDATA[takvim]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Uzay Ajansı]]></category>
		<category><![CDATA[Tutulum ve Transit Astronomisi]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Venüs Geçişi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6056</guid>

					<description><![CDATA[<p>8-10 Mart 2017 tarihlerinde  İran’da yapılan uluslararası astronomi toplantısından izlenimler… Mehmet Emin Özel Komşumuz İran’ın temel bilimler alanında büyük bir atılım içinde olduğunu okuyor ve duyuyorduk. 7. Uluslararası Tutulum ve Transit Astronomisi toplantısına katılım için, aynı adlı uluslararası kuruluşun Orta Doğu Seksiyonu (IATO-ME) tarafından yapılan daveti bir fırsat kabul ederek bu toplantıya 2 makale  (en az birinin kabul göreceği düşüncesi ile) gönderdim. Her iki önerimi kabul ederek ülkemize ilgilerini gösteren İranlı dostlar bunları davetli konuşmalar olarak sunmamı istediler. “İbni Sina ve Venüs Geçişleri” başlıklı ilk konuşmam İbni Sina’nın bir kitabında yaptığını not ettiği Venüs Geçişi gözlemini ele alıyordu. Günümüz bilgisayar hesapları, böyle bir gözlemin, İbni Sina’nın yaşamı süresince (980-1037)  sadece 24 Mayıs 1032 günü olabileceğini göstermekteydi. Bu tarihte İbni Sina’nın Isfahan’da olduğu yolunda bazı kayıtlar vardı. Sunumum, İbni Sina’nın çıplak gözle veya bir “iğne deliği kamerası” ile yapmış olabileceği gözlem için, Tarsus Çağ Üniversitesi Uzay Gözlem ve Araştırma Merkezi’nde 6 Haziran 2012 tarihli Venüs Geçişi gözlemlerimizde elde ettiğimiz sonuçları içeriyordu. Ayrıca, Isfahan yakınlarındaki Shahr-i Kurd kentinde (200bin nüfus)  yapılan toplantı vesilesi ile, toplantı sonrasında Isfahan’a uğramayı umduğumu, aynen İbni Sina gibi, gün batımı sırasında batmak üzere olan güneşe çıplak gözle bakmaya çalışarak, (Venüs Geçişi gözlemine en yakın bir olay olarak), var olabilecek bazı güneş lekelerini gözleyip gözleyemeyeceğimi ‘yerinde’  deneyimlemek istediğimi, İranlı dostlara iletme fırsatını da kaçırmıyordum! İkinci konuşmam ise, 2014-2017 arasında Ege Üni. Fizik Böl.’den Doç. Dr. Ozan Ünsalan ve (arasında benim de bulunduğum) arkadaşlarınca gerçekleştirilen “Türkiye’de Meteor Biliminin Gelişimi ve Türkiye Meteor Takip Ağı Kurulması” adlı TUBITAK projesi ile ilgili tanıtım ve bilgilendirmeyi yaparak, İran’lı meteor-bilimcilerin ilgisini çekebilmeyi amaçlıyordu. Toplantıda başka sunumlar Çoğu İranlı genç sunumcular yanında, diğer davetli konuşmacılar olarak, İspanya Uzay Ajansından Prof Luis Vasquez’in ESA’nın 2016’da gerçekleştir(eme)diği “başarısız” fakat öğretici Schiaparelli Mars Yüzey Aracı olayı ve İspanya Uzay Ajansı’nın takip eden Mars programları hakkında bilgiler veren konuşması ülkemiz açısından da önemli idi. Prof. Vasquez ile Türkiye Uzay Ajansı kuruluşu sonrasında gündeme gelebilecek olası bir Türk Mars Görevi için İspanya Uzay Ajansı’nın ve kendi grubunun ne gibi yardımları olabileceği konusunda da görüş alış verişinde bulunma fırsatımız oldu. Ayrıca, Fransız Uzay Ajansı CNRS’ten Prof. Roger Ferlet’in  “Öte-gezegenlerden Öte-kometlere” başlıklı ve bu ülke bilimcilerince uzaya fırlatılıp başarı ile 32 adet güneş-ötesi gezegen (öte-gezegen) keşfeden CoRoT uzay aracı sonuçlarını açıklayan konuşması ve Japon Uzay Ajansı’ndan Dr. Mitsuru Soma’nın Kaguya adlı Ay yüzeyi haritalama deneyi sonuçları ve uygulamalarını içeren konuşması diğer dikkate değer katkılar arasında idi. Toplantı organizatörü ve adı geçen kuruluşun (IOTA-ME) başkanı Dr. Atilla Poro ise, İran’nın Uzay ve Astronomi çalışmaları yanında, Güneş Sistemi çevresindeki Kuiper Kuşağı ve Oort Bulutu benzeri yapıların anlaşılması konusunda İran’da yapılan kuramsal ve gözlemsel çalışmaları özetledi. Bu kentteki İranlıların ve yerel TV’nin büyük ilgisi ile karşılanan toplantı sırasında, konuşmalarım hakkında yerel TV’ye kısa bir özet-bilgi sunmam da istendi. İngilizce yapılan sunum ve konuşmalar, gerektiğinde Farsça’ya çevriliyordu. Toplantıya destek olan Shahr-i Kurd yerel yönetiminin desteği, İran halkının astronomiye olan yakın ilgisini bizlere gösterdi. İranlılar ve Celali Takvimi Bu arada tartışma ve görüş alış-verişleri sırasında farkına vardığım diğer ilginç bir konu da, Selçuklu Sultanı Alpaslan’ın oğlu Celalettin Melikşah döneminde (1072-1092), Müneccimbaşı Ömer Hayyam’ca yapılan gözlemler sonucu yaratılan Celali Takvimi’nin halen İranlıların geçerli olan resmi takvimleri olduğunu öğrenmem oldu. Bu takvimde Toplantı günlerimizden 10 Mart 2017, 20 Esfand 1395 tarihine karşılık geliyordu. Bu takvimin halen kullanılan Miladi (Julyen) takviminden bile daha doğru olduğu şeklindeki “tarih dersi bilgilerim”, bu kadar doğru olan bir takvimin, bende uyanmış olan, neden Türk ve İslam âleminde hiçbir yerde kullanımda olmadığı (5) sorusunu da hep beraberinde taşımaktaydı! Celali Takvimi, aslında Hicret’le (15 Temmuz 622’de) başlatılan ve Selçuklu Sultanı Melikşah’ın önayak olduğu bir İslami güneş takvimi durumundaydı. Temel ölçü 365 gün 6 saat süren yıl ve onu 12’ye bölen aylardı. Bu yılki yeni yılın (Nevruz’un) başı ise, 21 Mart 2017’ye karşılık gelen 1 Ferverdin 1396 idi! &#8220;Batı’yı keşfetmeye olan aşırı ilgimiz nedeni ile komşularımızı unuttuğumuz&#8221; şeklindeki eleştirilerin bazen ne kadar haklı olabileceğini görmekten hem üzüntü, hem de bu “keşfim” nedeni ile mutluluk duydum! Şiraz Toplantı sonrası yapılan “yerel tur” yardımı ile, Isfahan’dan önce Şiraz’ı tanıma fırsatı bulduk. Bu kentteki büyük şairlerin (ülkemizde en çok tanınanlar olarak Hâfız ve Sâdi) türbelerini ve Şiraz’ın diğer güzelliklerini yaşama fırsatı yakaladık. Şiraz’ı gezerken benim aklımdan geçenler  ise, büyük şairimiz Yahya Kemal Beyatlı’nın “Rindlerin Ölümü” şiirinde (1) Hâfız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış; Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle; Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış; Eski Şiraz’ı hayal ettiren âhengiyle. dizeleri ile tasvir edilen Hâfız’ın türbesini görebilmek ve şiirde tanımlanan “kanayan” renklerde açan gül ile “tanışabilme” umuduydu… Ancak, kısmi bir hayal kırıklığı beni bekliyordu. O gün Hâfız’ın kabrinde sadece bazı saksılara yerleştirilmiş küçük gül fidanları görebilecektim (aşağıda, solda)… Hafız’ın kabri ve önündeki minik çiçeksiz gül fidanı (solda); Persepolis’te bir çiçek tarhında karşımıza çıkan ve Yahya Kemal’in dizelerini hatırlatan rengiyle açmış bir gül… (sağda) Kısmen “kanayan rengiyle” açmış, küçük boylu bir gül (İran’da bu yolculukta rastladığım tek açmış gül) ise ertesi gün, anıt-mezarla ilgisi olmayan başka bir yerde Taht-ı Cemşit (Persepolis)’te, beklemediğim bir anda, bir çiçek tarhında karşıma çıkacaktı (yukarıdaki resimde, sağda)! Biraz da üzüntü ile bu beklentimi Şiraz rehberimizle paylaştığımda, &#8220;Hafız’ın mekânının eskiden bir gül bahçesi durumunda olduğunu, yeniden düzenleme sırasında güllerin sökülerek bu duruma getirildiğini&#8221; öğrendim… Yahya Kemal’in dizelerine karşı, bu bir teselli sayılabilir miydi, buna karar veremedim! Taht-ı Cemşid / Persepolis Ertesi gün, İranlıların, Firdevsi’nin Şehname’sinden alıntıyarak Taht-ı Cemşid adını verdikleri Persepolis ziyaretine ayrıldı. MÖ 6. yy’a ait, gerçekten göz alıcı kalıntıların en etkileyici ve beklenmedik yanı ise, kentin kurucusu Kral Sirus (Cyrus)&#8217;a ait olan ve kalıntıların en haşmetli yapısı durumundaki  “Uluslar Kapısı” (Gate of Nations) üzerinde çivi yazısı ile o zaman geçerli 3 dilde yazılmış olan şu söylev idi: &#8220;Ben Krallar Kralı, Babil’in ve Sümer’in ve Akkad’ın ve ülkemin kralı, büyük kral Kambiz’in oğlu Sirus, Tanrı Marduk’ın yardımı ile, İran tahtına gelmekle, ilan ediyorum ki, hükümdarı olduğum halklarımın dinleri, gelenekleri ve göreneklerini sayacağım; herhangi bir grup veya milletin, başkalarının din ve inanışlarına tepeden bakmalarına izin vermeyeceğim; herhangi bir kişi veya ulus istediği inanca sahip olmakta özgür olacak.&#8221; Bu metnin bir “ilk insan hakları bildirisi” olarak görülmesini de isteyen İngilizce/Farsça tanıtım broşürü, bu açıdan, bölgede ve çevresinde günümüzde hüküm süren bazı rejimler ve anlayışlar için de, kendi geriliklerini karşılaştırma açısında gerçekten ilginç bir mihenk taşı görünümündeydi.          “Uluslar Kapısı” olarak bilinen ve sağlı-sollu insan-başlı, dört ayaklı, uzun ve örülmüş sakallı yaratıklarca korunan kapının MÖ 500’lü yıllarda 21Mart tarihinde güneş’ in doğuş-batış yönünde inşa edildiği hesaplanmaktadır. Nevruz kutlamalarının başlangıcı da kral Sirus’a dayandırılmaktadır. Kapının iç üst taraflarında Eski Persçe, Elamca ve Yeni Babil dillerinde olmak üzere aynı çivi yazılı metin, tarihin ilk “insan hakları” bildirisi olarak kabul edilmektedir. Isfahan İran’a uzun süre başkentlik yapmış bulunan Isfahan, anıtsal mimari yapıları ve diğer sanat eserleri bakımından da ülkenin en zengin kentlerindendi. İlk kez 1051’de Büyük Selçuklu Devleti’nin kurucusu Tuğrul Bey tarafından başkent seçildi(2).  Selçukluların, “yeni iktidarlarını yerli halka ve İslam âlemine duyurmak işini sanat ve mimari aracılığı ile gerçekleştirme politikası”, bu kente, Mescid-i Cuma başta olmak üzere, büyük kısmı bu gün de ayakta olan göz alıcı mimari eserler kazandırdı. Sultan Sencer’in ölümü ve Selçuklu devletinin yıkılması sonrasında gözden düşen Isfahan, 1598’de tekrar başkent olacak ve güzel yapılar, köprüler, saraylar ve bahçelerle donatılmaya devam edecektir (2). Isfahan’daki en meşhur yapı, belki de Nakş-ı Cihan (Dünya’nın Resmi) denilen  bu meydandır. Çevresi çok özenle yapılmış güzel cami,  ve diğer yapılarla süslüdür. XVII.yy’da Şah Abbas’ın eseri sayılan yapının adı, İran devriminden sonra Meydan-ı Imam olarak değiştirilmişse de herkes burayı eski adıyla anmaktadır. Sağda görüne yapı, Abbas’ın gösteri ve diğer törensel olayları izlemek için yaptırdığı özel mekandır. Ancak, benim Isfahan’la ilgim, mimari yapıları kadar, Ibni Sina’nın bir kitabına not olarak belirttiği bir göksel olayın (Venüs’ün 24 Mayıs 1032 tarihinde Güneş’in önünden geçişi olayının) gözlenme koşullarını, aynı kentte benzer bir Güneş gözlemi ile gerçekleştirme, böylelikle, tarihi gözlemi “denetleme” veya, daha çok, bir “hissetme” fırsatı yakalamak üzerinde idi. Güneş’in yüzünden Venüs Geçişi olayı, en son 6 Haziran 2012’de Türkiye’den de görülebilir şekilde tekrar gerçekleştiği sırada, Tarsus Çağ Üniversitesi Gözlemevi’nde yapılmış gözlemlerimizin, “çıplak gözle” Venüs’ü Güneş üzerinde görebilme bölümü bu konuda çeşitli nedenlerle olumlu sonuç vermemiş, sadece teleskopla gözlem bölümünden olumlu sonuç alabilmiştik. Ancak, Antik dönemden beri bilinen ve İslam döneminde de bilinmekte olan “iğne deliği kamerası” (camera obscura) yolu ile yapılan gözlem çabamız olumlu sonuç vermiş, yaratılan böyle bir düzenekle Güneş’in aşırı parlak yüzeyinde Venüs’ün büyükçe bir nokta olarak görülebilirliği, hem gözle hem de fotoğraflarla tarafımızdan kanıtlanmıştı (3, 4). 14 Mart 2017 günü akşamı, Isfahan’da iken, Güneş’in engelsiz olarak yatay bir ufuk çizgisinde battığı bir konum bularak yaptığımız ilk gözlemlerimiz henüz bu konuda (İbni Sina’nın adı geçen gözlemini hangi koşullarda yapmış olabileceği konusunda) olumlu-olumsuz bir karar vermemize yardımcı olmadı. Ancak, İranlı astronom dostların da katılımı ile, takip eden günlerde benzeri Güneş gözlemleri yapmayı kararlaştırdık. Aynı akşamın gecesinde/sabahında (15 Mart 2017), konunun önümüzdeki dönemde. İşbirliği halinde bir sonuca ulaştırılabileceği umudu ile İsfahan-Istanbul THY uçağı ile ülkemize dönüş yaptık. Sonuç İranlı astronom dostlarımızla yaptığımız bu  temasımız, ortak çalışma ortamlarının varlığını ve birbirimize omuz vererek ve ortak tarihi geçmişimize de bakarak, daha önemli sonuçlara ulaşma umudumuzu arttıran ipuçları vermiştir. Hem meteor ağları ve meteorit toplama ve analizleri, hem de Türk-İslam bilim tarihi alanlarında yapılabilecek işbirliği umutları ile İran’da yapılan astronomi konulu toplantıdan çok olumlu izlenimlerle dönüldü. Referanslar (1) “Kendi Gök Kubbemiz”, Yahya Kemal, MEB 1000 Temel Eser serisi 19, İstanbul, 1969 (s. 87). (2) “İmanın ve İktidarın Hizmetinde İslam Mimarisi”, Stierlin, YKY Kültür Dizisi 26, 2. Baskı, İstanbul, 2008 (s.52,  151). (3) “İslam ve Batı arasında Değişen Roller ve İbni Sina”, E.Özel, Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji, 8 Haziran 2012 (s. 10-11.) (4) “Tarihte Gezegen Geçişleri ve 2012 Venüs  Geçişi”,  E. Özel, A.Solmaz, E. Budding,  XVII. Ulusal Astronomi Kongresi, Malatya, Toplantı Tebliğler Kitabı (Proceedings), Malatya, Ağustos 2012 (s. 267-272). (5) “Zaman, Takvim, Saatler (Yaz saati, Kış saati, Standart saat, Arabesk saat)”, E.Özel, yazımda tarih içinde kullandığımız takvimler ele alınmış, fakat Celali takvimi üzerinde durulmamıştı. Bu paragraf ile bu eksiklik de kısmen giderilmiş olmaktadır.  Mehmet Emin Özel / Emekli Öğretim Üyesi / me.ozel@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/iranda-astronomi-toplantisi-hafizin-kabri-olan-bahcede-bir-gul">İran’da Astronomi toplantısı: Hafız&#8217;ın kabri olan bahçede bir gül</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>8-10 Mart 2017 tarihlerinde  İran’da yapılan uluslararası astronomi toplantısından izlenimler…<strong> </strong><strong>Mehmet Emin Özel</strong></em></p>
<p>Komşumuz İran’ın temel bilimler alanında büyük bir atılım içinde olduğunu okuyor ve duyuyorduk. <strong>7. Uluslararası Tutulum ve Transit Astronomisi </strong>toplantısına katılım için, aynı adlı uluslararası kuruluşun Orta Doğu Seksiyonu (IATO-ME) tarafından yapılan daveti bir fırsat kabul ederek bu toplantıya 2 makale  (en az birinin kabul göreceği düşüncesi ile) gönderdim. Her iki önerimi kabul ederek ülkemize ilgilerini gösteren İranlı dostlar bunları davetli konuşmalar olarak sunmamı istediler.</p>
<p><strong>“İbni Sina ve Venüs Geçişleri”</strong> başlıklı ilk konuşmam İbni Sina’nın bir kitabında yaptığını not ettiği <strong>Venüs Geçişi</strong> gözlemini ele alıyordu. Günümüz bilgisayar hesapları, böyle bir gözlemin, İbni Sina’nın yaşamı süresince (980-1037)  sadece <strong>24 Mayıs 1032</strong> günü olabileceğini göstermekteydi. Bu tarihte İbni Sina’nın Isfahan’da olduğu yolunda bazı kayıtlar vardı.</p>
<p>Sunumum, İbni Sina’nın çıplak gözle veya bir “iğne deliği kamerası” ile yapmış olabileceği gözlem için, <strong>Tarsus Çağ Üniversitesi</strong> <strong>Uzay Gözlem ve Araştırma Merkezi</strong>’nde 6 Haziran 2012 tarihli Venüs Geçişi gözlemlerimizde elde ettiğimiz sonuçları içeriyordu. Ayrıca, Isfahan yakınlarındaki <strong>Shahr-i Kurd</strong> kentinde (200bin nüfus)  yapılan toplantı vesilesi ile, toplantı sonrasında Isfahan’a uğramayı umduğumu, aynen İbni Sina gibi, gün batımı sırasında batmak üzere olan güneşe çıplak gözle bakmaya çalışarak, (Venüs Geçişi gözlemine en yakın bir olay olarak), var olabilecek bazı güneş lekelerini gözleyip gözleyemeyeceğimi ‘yerinde’  deneyimlemek istediğimi, İranlı dostlara iletme fırsatını da kaçırmıyordum!</p>
<p>İkinci konuşmam ise, 2014-2017 arasında Ege Üni. Fizik Böl.’den <strong>Doç. Dr. Ozan Ünsalan</strong> ve (arasında benim de bulunduğum) arkadaşlarınca gerçekleştirilen “<strong>Türkiye’de Meteor Biliminin Gelişimi ve Türkiye Meteor Takip Ağı Kurulması</strong>” adlı TUBITAK projesi ile ilgili tanıtım ve bilgilendirmeyi yaparak, İran’lı meteor-bilimcilerin ilgisini çekebilmeyi amaçlıyordu.</p>
<p><strong>Toplantıda başka sunumlar</strong></p>
<p>Çoğu İranlı genç sunumcular yanında, diğer davetli konuşmacılar olarak,<strong> İspanya Uzay Ajansından Prof Luis Vasquez</strong>’in ESA’nın 2016’da gerçekleştir(eme)diği “başarısız” fakat öğretici <strong>Schiaparelli Mars Yüzey Aracı</strong> olayı ve <strong>İspanya Uzay Ajansı</strong>’nın takip eden Mars programları hakkında bilgiler veren konuşması ülkemiz açısından da önemli idi.</p>
<p>Prof. Vasquez ile <strong>Türkiye Uzay Ajansı</strong> kuruluşu sonrasında gündeme gelebilecek olası bir <strong>Türk Mars Görevi</strong> için İspanya Uzay Ajansı’nın ve kendi grubunun ne gibi yardımları olabileceği konusunda da görüş alış verişinde bulunma fırsatımız oldu.</p>
<p>Ayrıca, <strong>Fransız Uzay Ajansı </strong>CNRS’ten<strong> Prof. Roger Ferlet</strong>’in  “<strong>Öte-gezegenlerden Öte-kometlere</strong>” başlıklı ve bu ülke bilimcilerince uzaya fırlatılıp başarı ile 32 adet güneş-ötesi gezegen (öte-gezegen) keşfeden <strong>CoRoT uzay aracı</strong> sonuçlarını açıklayan konuşması ve<strong> Japon Uzay Ajansı’ndan Dr. Mitsuru Soma</strong>’nın <strong>Kaguya </strong>adlı Ay yüzeyi haritalama deneyi sonuçları ve uygulamalarını içeren konuşması diğer dikkate değer katkılar arasında idi.</p>
<p>Toplantı organizatörü ve adı geçen kuruluşun (IOTA-ME) başkanı <strong>Dr. Atilla Poro</strong> ise, İran’nın Uzay ve Astronomi çalışmaları yanında, Güneş Sistemi çevresindeki <strong>Kuiper Kuşağı</strong> ve <strong>Oort Bulutu</strong> benzeri yapıların anlaşılması konusunda İran’da yapılan kuramsal ve gözlemsel çalışmaları özetledi.</p>
<p>Bu kentteki İranlıların ve yerel TV’nin büyük ilgisi ile karşılanan toplantı sırasında, konuşmalarım hakkında yerel TV’ye kısa bir özet-bilgi sunmam da istendi. İngilizce yapılan sunum ve konuşmalar, gerektiğinde Farsça’ya çevriliyordu. Toplantıya destek olan Shahr-i Kurd yerel yönetiminin desteği, İran halkının astronomiye olan yakın ilgisini bizlere gösterdi.</p>
<p><strong>İranlılar ve Celali Takvimi</strong></p>
<p>Bu arada tartışma ve görüş alış-verişleri sırasında farkına vardığım diğer ilginç bir konu da, Selçuklu Sultanı <strong>Alpaslan</strong>’ın oğlu <strong>Celalettin Melikşah</strong> döneminde (1072-1092), Müneccimbaşı <strong>Ömer Hayyam</strong>’ca yapılan gözlemler sonucu yaratılan <strong>Celali Takvimi</strong>’nin halen İranlıların geçerli olan resmi takvimleri olduğunu öğrenmem oldu.</p>
<p>Bu takvimde Toplantı günlerimizden 10 Mart 2017, <strong>20 Esfand 1395</strong> tarihine karşılık geliyordu. Bu takvimin halen kullanılan Miladi (Julyen) takviminden bile daha doğru olduğu şeklindeki “tarih dersi bilgilerim”, bu kadar doğru olan bir takvimin, bende uyanmış olan, neden Türk ve İslam âleminde hiçbir yerde kullanımda olmadığı (5) sorusunu da hep beraberinde taşımaktaydı!</p>
<p>Celali Takvimi, aslında Hicret’le (15 Temmuz 622’de) başlatılan ve Selçuklu Sultanı Melikşah’ın önayak olduğu bir <strong>İslami güneş takvimi</strong> durumundaydı. Temel ölçü 365 gün 6 saat süren yıl ve onu 12’ye bölen aylardı. Bu yılki yeni yılın (Nevruz’un) başı ise, <strong>21 Mart 2017</strong>’ye karşılık gelen <strong>1 Ferverdin 1396</strong> idi! <em>&#8220;Batı’yı keşfetmeye olan aşırı ilgimiz nedeni ile komşularımızı unuttuğumuz&#8221; </em>şeklindeki eleştirilerin bazen ne kadar haklı olabileceğini görmekten hem üzüntü, hem de bu “keşfim” nedeni ile mutluluk duydum!</p>
<p><strong>Şiraz</strong></p>
<p>Toplantı sonrası yapılan “yerel tur” yardımı ile, Isfahan’dan önce <strong>Şiraz</strong>’ı tanıma fırsatı bulduk. Bu kentteki büyük şairlerin (ülkemizde en çok tanınanlar olarak <strong>Hâfız</strong> ve <strong>Sâdi</strong>) türbelerini ve Şiraz’ın diğer güzelliklerini yaşama fırsatı yakaladık. Şiraz’ı gezerken benim aklımdan geçenler  ise, büyük şairimiz <strong>Yahya Kemal Beyatlı’</strong>nın “<strong>Rindlerin Ölümü</strong>” şiirinde (1)</p>
<p><strong>Hâfız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış;<br />
</strong><strong>Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle;<br />
</strong><strong>Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış;<br />
</strong><strong>Eski Şiraz’ı hayal ettiren âhengiyle.</strong></p>
<p>dizeleri ile tasvir edilen Hâfız’ın türbesini görebilmek ve şiirde tanımlanan “kanayan” renklerde açan gül ile “tanışabilme” umuduydu… Ancak, kısmi bir hayal kırıklığı beni bekliyordu. O gün Hâfız’ın kabrinde sadece bazı saksılara yerleştirilmiş küçük gül fidanları görebilecektim (aşağıda, solda)…</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-6058 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/hf-225x300.png" alt="" width="225" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/hf-225x300.png 225w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/hf.png 735w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" /><img decoding="async" class="size-medium wp-image-6059 alignright" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/hz-225x300.png" alt="" width="225" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/hz-225x300.png 225w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/hz.png 528w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" /></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Hafız’ın kabri ve önündeki minik çiçeksiz gül fidanı (solda); Persepolis’te bir çiçek tarhında karşımıza çıkan ve Yahya Kemal’in dizelerini hatırlatan rengiyle açmış bir gül…</strong> <strong>(sağda)</strong></p>
<p>Kısmen “kanayan rengiyle” açmış, küçük boylu bir gül (İran’da bu yolculukta rastladığım tek açmış gül) ise ertesi gün, anıt-mezarla ilgisi olmayan başka bir yerde Taht-ı Cemşit (<em>Persepolis</em>)’te, beklemediğim bir anda, bir çiçek tarhında karşıma çıkacaktı (yukarıdaki resimde, sağda)! Biraz da üzüntü ile bu beklentimi Şiraz rehberimizle paylaştığımda, <em>&#8220;Hafız’ın mekânının eskiden bir gül bahçesi durumunda olduğunu, yeniden düzenleme sırasında güllerin sökülerek bu duruma getirildiğini&#8221; </em>öğrendim… Yahya Kemal’in dizelerine karşı, bu bir teselli sayılabilir miydi, buna karar veremedim!</p>
<p><strong>Taht-ı Cemşid / Persepolis</strong></p>
<p>Ertesi gün, İranlıların<strong>, Firdevsi’</strong>nin <strong>Şehname</strong>’sinden alıntıyarak <strong>Taht-ı Cemşid</strong> adını verdikleri <strong>Persepolis</strong> ziyaretine ayrıldı. MÖ 6. yy’a ait, gerçekten göz alıcı kalıntıların en etkileyici ve beklenmedik yanı ise, kentin kurucusu Kral <strong>Sirus</strong> <em>(Cyrus)&#8217;a</em> ait olan ve kalıntıların en haşmetli yapısı durumundaki  “<strong>Uluslar Kapısı</strong>” (<em>Gate of Nations</em>) üzerinde çivi yazısı ile o zaman geçerli 3 dilde yazılmış olan şu söylev idi:</p>
<p><strong>&#8220;Ben Krallar Kralı, Babil’in ve Sümer’in ve Akkad’ın ve ülkemin kralı, büyük kral Kambiz’in oğlu Sirus, Tanrı Marduk’ın yardımı ile, İran tahtına gelmekle, ilan ediyorum ki, hükümdarı olduğum halklarımın dinleri, gelenekleri ve göreneklerini sayacağım; herhangi bir grup veya milletin, başkalarının din ve inanışlarına tepeden bakmalarına izin vermeyeceğim; herhangi bir kişi veya ulus istediği inanca sahip olmakta özgür olacak.&#8221;</strong></p>
<p>Bu metnin bir “<strong>ilk insan hakları bildirisi</strong>” olarak görülmesini de isteyen İngilizce/Farsça tanıtım broşürü, bu açıdan, bölgede ve çevresinde günümüzde hüküm süren bazı rejimler ve anlayışlar için de, kendi geriliklerini karşılaştırma açısında gerçekten ilginç bir mihenk taşı görünümündeydi.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6060" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/uk-225x300.png" alt="" width="225" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/uk-225x300.png 225w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/uk.png 650w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" />        <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6061" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/sr-225x300.png" alt="" width="225" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/sr-225x300.png 225w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/sr.png 648w" sizes="auto, (max-width: 225px) 100vw, 225px" /></p>
<p>“Uluslar Kapısı” olarak bilinen ve sağlı-sollu insan-başlı, dört ayaklı, uzun ve örülmüş sakallı yaratıklarca korunan kapının MÖ 500’lü yıllarda 21Mart tarihinde güneş’ in doğuş-batış yönünde inşa edildiği hesaplanmaktadır. Nevruz kutlamalarının başlangıcı da kral Sirus’a dayandırılmaktadır. Kapının iç üst taraflarında Eski Persçe, Elamca ve Yeni Babil dillerinde olmak üzere aynı çivi yazılı metin, tarihin ilk “insan hakları” bildirisi olarak kabul edilmektedir.</p>
<p><strong>Isfahan</strong></p>
<p>İran’a uzun süre başkentlik yapmış bulunan <strong>Isfahan</strong>, anıtsal mimari yapıları ve diğer sanat eserleri bakımından da ülkenin en zengin kentlerindendi. İlk kez 1051’de Büyük Selçuklu Devleti’nin kurucusu <strong>Tuğrul Bey</strong> tarafından başkent seçildi(2).  Selçukluların, “yeni iktidarlarını yerli halka ve İslam âlemine duyurmak işini sanat ve mimari aracılığı ile gerçekleştirme politikası”, bu kente, <strong>Mescid-i Cuma</strong> başta olmak üzere, büyük kısmı bu gün de ayakta olan göz alıcı mimari eserler kazandırdı. <strong>Sultan Sencer</strong>’in ölümü ve Selçuklu devletinin yıkılması sonrasında gözden düşen Isfahan, 1598’de tekrar başkent olacak ve güzel yapılar, köprüler, saraylar ve bahçelerle donatılmaya devam edecektir (2).</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-6062 size-full alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/isf.png" alt="" width="945" height="511" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/isf.png 945w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/isf-300x162.png 300w" sizes="auto, (max-width: 945px) 100vw, 945px" /></p>
<p><strong>Isfahan’daki en meşhur yapı, belki de Nakş-ı Cihan</strong> (Dünya’nın Resmi)<strong> denilen  bu meydandır. Çevresi çok özenle yapılmış güzel cami,  ve diğer yapılarla süslüdür. XVII.yy’da </strong>Şah Abbas<strong>’ın eseri sayılan yapının adı, İran devriminden sonra Meydan-ı Imam olarak değiştirilmişse de herkes burayı eski adıyla anmaktadır. Sağda görüne yapı, Abbas’ın gösteri ve diğer törensel olayları izlemek için yaptırdığı özel mekandır.</strong></p>
<p>Ancak, benim Isfahan’la ilgim, mimari yapıları kadar, Ibni Sina’nın bir kitabına not olarak belirttiği bir göksel olayın (Venüs’ün 24 Mayıs 1032 tarihinde Güneş’in önünden geçişi olayının) gözlenme koşullarını, <strong>aynı kentte</strong> benzer bir Güneş gözlemi ile gerçekleştirme, böylelikle, tarihi gözlemi “denetleme” veya, daha çok, bir “hissetme” fırsatı yakalamak üzerinde idi.</p>
<p>Güneş’in yüzünden Venüs Geçişi olayı, en son 6 Haziran 2012’de Türkiye’den de görülebilir şekilde tekrar gerçekleştiği sırada, Tarsus Çağ Üniversitesi Gözlemevi’nde yapılmış gözlemlerimizin, “çıplak gözle” Venüs’ü Güneş üzerinde görebilme bölümü bu konuda çeşitli nedenlerle olumlu sonuç vermemiş, sadece teleskopla gözlem bölümünden olumlu sonuç alabilmiştik. Ancak, Antik dönemden beri bilinen ve İslam döneminde de bilinmekte olan “iğne deliği kamerası” (<em>camera obscura</em>) yolu ile yapılan gözlem çabamız olumlu sonuç vermiş, yaratılan böyle bir düzenekle Güneş’in aşırı parlak yüzeyinde Venüs’ün büyükçe bir nokta olarak görülebilirliği, hem gözle hem de fotoğraflarla tarafımızdan kanıtlanmıştı (3, 4).</p>
<p>14 Mart 2017 günü akşamı, Isfahan’da iken, Güneş’in engelsiz olarak yatay bir ufuk çizgisinde battığı bir konum bularak yaptığımız ilk gözlemlerimiz henüz bu konuda (İbni Sina’nın adı geçen gözlemini hangi koşullarda yapmış olabileceği konusunda) olumlu-olumsuz bir karar vermemize yardımcı olmadı. Ancak, İranlı astronom dostların da katılımı ile, takip eden günlerde benzeri Güneş gözlemleri yapmayı kararlaştırdık. Aynı akşamın gecesinde/sabahında (15 Mart 2017), konunun önümüzdeki dönemde. İşbirliği halinde bir sonuca ulaştırılabileceği umudu ile İsfahan-Istanbul THY uçağı ile ülkemize dönüş yaptık.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p><strong>İranlı astronom dostlarımızla yaptığımız bu  temasımız, ortak çalışma ortamlarının varlığını ve birbirimize omuz vererek ve ortak tarihi geçmişimize de bakarak, daha önemli sonuçlara ulaşma umudumuzu arttıran ipuçları vermiştir. Hem meteor ağları ve meteorit toplama ve analizleri, hem de Türk-İslam bilim tarihi alanlarında yapılabilecek işbirliği umutları ile İran’da yapılan astronomi konulu toplantıdan çok olumlu izlenimlerle dönüldü.</strong></p>
<p><strong>Referanslar</strong></p>
<p><strong>(1) “Kendi Gök Kubbemiz”, </strong>Yahya Kemal, MEB 1000 Temel Eser serisi 19, İstanbul, 1969 (s. 87).<br />
<strong>(2) “İmanın ve İktidarın Hizmetinde İslam Mimarisi”, </strong>Stierlin, YKY Kültür Dizisi 26, 2. Baskı, İstanbul, 2008 (s.52,  151).<br />
<strong>(3) “İslam ve Batı arasında Değişen Roller ve İbni Sina”, </strong>E.Özel, Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji, 8 Haziran 2012 (s. 10-11.)<br />
<strong>(4) “Tarihte Gezegen Geçişleri ve 2012 Venüs  Geçişi”,  </strong>E. Özel, A.Solmaz, E. Budding,  XVII. Ulusal Astronomi Kongresi, Malatya, Toplantı Tebliğler Kitabı (Proceedings), Malatya, Ağustos 2012 (s. 267-272).<br />
<strong>(5) “Zaman, Takvim, Saatler (<a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/zaman-takvim-saatler-yaz-saati-kis-saati-standart-saat-arabesk-saat">Yaz saati, Kış saati, Standart saat, Arabesk saat</a>)”, </strong>E.Özel, yazımda tarih içinde kullandığımız takvimler ele alınmış, fakat Celali takvimi üzerinde durulmamıştı. Bu paragraf ile bu eksiklik de kısmen giderilmiş olmaktadır.</p>
<p><strong> </strong><strong>Mehmet Emin Özel / Emekli Öğretim Üyesi / </strong><a href="mailto:me.ozel@gmail.com"><strong>me.ozel@gmail.com</strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/iranda-astronomi-toplantisi-hafizin-kabri-olan-bahcede-bir-gul">İran’da Astronomi toplantısı: Hafız&#8217;ın kabri olan bahçede bir gül</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6056</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zaman, Takvim, Saatler (Yaz saati, Kış saati, Standart saat, Arabesk saat)</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/zaman-takvim-saatler-yaz-saati-kis-saati-standart-saat-arabesk-saat</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Mar 2017 14:27:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[alaturka zaman]]></category>
		<category><![CDATA[arabesk saat]]></category>
		<category><![CDATA[dünya saat dilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[dünya standart zamanı]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[görünür zaman]]></category>
		<category><![CDATA[greenwich gözlemevi]]></category>
		<category><![CDATA[greenwich ortalama zamanı]]></category>
		<category><![CDATA[hicri takvim]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık]]></category>
		<category><![CDATA[kış saati]]></category>
		<category><![CDATA[miladi takvim]]></category>
		<category><![CDATA[ortalama zaman]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[standart saat]]></category>
		<category><![CDATA[takvim]]></category>
		<category><![CDATA[yaz saati]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zaman denklemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5662</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mehmet Emin Özel (me.ozel@gmail.com) Ülkemizde halen sürmekte olan “yaz saati-kış saati” (aslında, kışın da sürdürülen yaz saati!) uygulamasını ve ilgili tartışmaları da göz önüne alarak, zamanın tanımı ve ölçümü ile aydınlık (gün ışığından yararlanmayı olanaklı kılan) saatlerin yıl içerisinde nasıl değiştiğini gösteren bilimsel temeli tekrarlamanın vakitli olduğu düşüncesindeyim. Böylelikle, gereksiz bir inatlaşmaya dönme eğilimi gösteren sürtüşmelerin de önüne geçmiş olunabilir. Zamanın tanımları Pratikte zaman, dünyanın kendi ekseni etrafında dönüş süresi olan 1 gün = 24 saat olduğu temelinde tanımlanır. Ancak, çoğu kez günün başlangıcı ile ilgili olmak üzere, farklı tanımlar vermek olasıdır. Bulunduğumuz noktada, gökyüzünde güneşin en yüksekte olduğu öğle saatinden ertesi günkü aynı duruma kadar geçen süreyi ölçüyorsak, buna görünür güneş zamanı (kısaca Görünür Zaman, GZ) deriz. Bu anda, saat yerel saatle 12:00’dir ve biz bu anda “Güneş tam meridyenden (bulunduğumuz noktadan ve kutuplardan geçen büyük daireden) geçiyor” deriz. Bu anda, çevredeki cisimlerin gölgeler en kısa olacaktır. GZ ölçümlerini veren güneş saatleri, (daha seyrek olmakla birlikte, su saatleri, ölçekli bölümleri olan mum saatleri…)  1 günün daha küçük bölümlerini tanımlamamak için, uzunca yüzyıllar, dünyanın her tarafında kullanılmıştır. İslam’da (bu arada Osmanlı’da) ise, GZ daha çok, akşam namazı temel alınarak ve gün batımında saat 12:00 olarak başlatılarak kullanılmıştır. Bu ise, daha sonra ele alacağımız “alaturka” (Türk-usulü) saat kavramının kökenidir. Zaman denklemi Aslında gün uzunluğunun (dünyanın kendi çevresinde dönme süresinin)  yıl boyunca değişim gösterdiği, sadece, yıl boyunca alınacak ortalamasının 24 saat olduğu bilinmektedir. Her günün uzunluğunun aynı olmaması, yıl boyunca tüm günlerin 24 saat sayılacağı ortalama güneş günü (Ortalama Zaman, OZ) tanımının da kaynağıdır(2). OZ ölçümünde yıl boyunca tüm günler 24 saat kabul edilir ve başlangıcı, her gün yeniden belirlenmez. Sürekli kullanım sırasında, yıl içindeki + ve – yönlerdeki farklar zaten birbirini telafi etmektedir. Böylece her gün saatleri yeniden ayarlama gereği ortadan kalkmaktadır. Bu ise, güvenilir bir uluslararası saat/zaman ölçümünün önünü açmış, değişmeyen bir akış hızına bağlı bu süreyi duyarlı olarak verebilen mekanik saatler giderek yaygınlaşmıştır. GZ ve OZ süreleri arasındaki farkın yıl içindeki değişimine “Zaman Denklemi” denir ve bunun en iyi gösterimi, ΔT=GZ-OZ farkını yıl boyunca gösteren grafiktir (Şekil 1). Grafikten, bu farkın, bir yıl süreli bir salınım gösterdiği ve GZ’nin ortalama gün olan 24 saatten olan zaman farkının,  15 Ocak civarında -15 dakika (dk), 10 Nisan civarı +10 dk, 8 Temmuz civarında -6 dk ve 10 Kasım civarında +17 dk olduğu görülecektir. Şekil 1: Zaman Denklemi ile gösterilen farkların 1 yıl içindeki değişim grafiği. 0^m çizgisinin üstü bölge “görünür zaman”ın ortalama güneş zamanından ilerde olduğu, altı bölgeler ise görünür zamanın ortalama güneş zamanından geride olduğu günlerdir. Yatay eksende 1 Ocak’tan 31 Aralık’a yılın günlerini gösterirken, düşey eksende zaman denklemi ΔT=GZ-OZ değerleri verilmektedir. OZ’nın Güneş’in hareketi ile tam bir uyum içinde olmaması bir eksiklik gibi görünse de, zamanın, GZ yerine OZ temelinde ölçümünün daha pratik bir ölçü olduğu kolayca görülecektir. Tek-düze akan mekanik saatlerin yapımı çok daha kolaydır. Bir defa ayarlandıktan donra, OZ saati, bize her zaman ortalama güneş günü zamanını doğru olarak verecektir. GZ amaçlı (sadece bir çubuk ve bunun ayarlanmış kadranı şeklindeki) bir güneş saatinin yapımı oldukça basit olmakla birlikte (Şekil 2) taşınabilirlik açısından pratik sayılmazlar ve bunların bulutlu havalarda veya gece vakitlerinde kullanımları tümüyle olanak dışıdır. Bu nedenle, zaman içinde, Pazar ekonomisinin gelişmesi ve yaygınlaşması nedeniyle, tüm dünyada OZ saati kullanımı yaygınlaşmış, GZ kullanımı yerine, yıl içinde her gün için zaman denklemini veren tablo veya grafik gösterimlerden yararlanma yoluna gidilmiştir. &#160; Şekil 2: Görünür Zamanı (GZ) takipte kullanılabilecek bir Güneş Saati, dik üçgen şeklindeki İşaret Çubuğu (Gnomon) ve bulunulan bölge için hesaplanmış Ayar Grafiği birlikteliğinde bu resimde verilmiştir. Çubuk gölgesinin ucu, yerel görünen zamanı gösterir. Buradaki güneş saati, Çanakkale kenti için Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Astrofizik Araştırma Merkezi araştırıcılarınca hesaplanarak, seramik bir zemin üzerine işlenmiş ve “Truva” filminde kullanılan efsanevi Tahta At’ın da bulunduğu İskele Meydanı’na monte edilmiştir. &#160; &#160; Sanayi Devrimi ve Dünya Zaman Standardı’nın tanımı Sanayi Devrimi öncesinde, ortalama güneş saati (OZ) temelli zaman ölçümleri, ortalama yolculuk sürelerini genellikle uzun (günler mertebesinde) olması nedeni ile çoğu gereksinimleri karşılıyordu. Ancak, demiryolu yolculuklarının yaygınlaşması, farklı şehirlerinin her birinin ayrı ayrı OZ saatlerine sahip olması nedeni ile sorunlar  (mesela tarife çakışmalarından doğan tren kazaları, Şekil 3) giderek artmaya başladı. Trenler için ilan edilen varış ve kalkış zamanları, her tren şirketinin kendi OZ tarifelerinin ortaya çıkması nedeni ile kullanımda olan zaman ölçümünde yeni bir standardın tanımlanması gereği ortaya çıktı. &#160; Şekil 3: ABD’de saatlerin standartlaşmaması nedeni ile 1880’ler öncesinde sık sık olan tren kazalarından biri. &#160; İlk kez 1883’te ABD demiryolu şirketleri bu ülkeyi 4 zaman bölgesine ayırarak, her bir bölgedeki tüm yerleşimler için aynı OZ değerlerini kullanacaklarını ilan ettiler. Dünya Standart Zamanı (UT) tanımlamasına giden yolda en önemli adım bu girişim olmuştur. Böylece dünya, yaklaşık 15° (derece) aralıklı boylam bölgeleri boyunca 24 (360/15=24) saat bölgesine ayrıldı (Şekil 4). (Tarihsel nedenlerle) İngiltere’de Londra yakınlarındaki Greenwich Gözlemevi’nden geçen boylam 0 derece kabul edildi. Bu boylamın 7,5° (derece) doğusu ve 7,5° batısından oluşan 15°lik tüm bölgede Greenwich Ortalama Zamanı (Greenwich Mean Time, GMT veya aynı anlama gelmek üzere, kısaca Universal Time, UT) bölgesi olarak kabul edildi. Bu başlangıç bölgesinde saat gece yarısı 00:00 olduğunda, doğuya doğru 15° ilerlendiğinde, bunun çevresindeki +/- 7,5 derecelik bölgeye düşen tüm yerleşimlerde aynı ve saatlerin +1 saat ilerde olması, batıya doğru her 15 derecelik bölgede de 1 saat geride olması öngörüldü. Bu saat dilimleri ülke sınırları bakımından ve sosyal, ekonomik nedenlerle, her zaman 15 derecelik boylam bölgeleri adımlarıyla uyuşmadığından, her ülke kendileri için, kendilerine en iyi uyan dilimi (veya dilimleri) tanımlayarak kendi Ülke veya Bölge Standart Zamanı (SZ) değerlerini kabul ettiler. Böylelikle, ülke sınırları ile ilan edilen 15’er derecelik boylam hatlarının karışımından oluşan bir Dünya Saat Dilimleri haritası doğmuş oldu. Halen yaygın olarak kullanılmakta olan harita Şekil 4’te verilmektedir. Şekil 4: Tüm dünyayı kapsayan saat dilimleri (2) haritasında, farklı dilimler farklı renklerde boyanarak, ülke sınırları ile ilgili uyum ve farklılıklar vurgulanmaktadır. Bazı ülkelerin tam sat yerine yarım saatlik kaymalar kullandığı görülmektedir. Türkiye’nin 2016-2017 kışına kadar kullandığı UT +2 saat dilimi turuncu ile gösterilmiştir. Bundan sonra ülkemizde tekrar bir yaz saati uygulaması yapılamayacağından (kışın bile yaz saati kullandığımıza göre!), bundan böyle yaz-kış bu yeni saati kullanmak zorunda olacağımızı öngörebiliriz. Türkiye’nin durumu: Alaturka zaman, Arabesk saat dilimi Bu arada, Osmanlı’da (ve diğer İslam ülkelerinde), namaz vakitleri Güneş’in yereldeki durumuna göre hesaplandığından(4), Ortalama Zaman (OZ) yerine Güneş Zamanı veya yeni tanımlamamızla, Görünür Zaman (GZ) çok daha yaygın olarak kullanılıyordu. Ancak, yukarda değinildiği üzere, günün başlangıcı, öğle vakti yerine, akşam namazını temel alan bir şekilde, her gün gün batımında saatler 12:00 olarak ayarlanıyor ve gün süresince zaman bundan sonra ilerletiliyordu. Alaturka (Türk-usulü) saat kavramının kökeni, Osmanlı’da kullanılan GZ temelli ve her gün için, bulunulan koordinatlara göre  (kentten kente) değişen şekilde, her gün batımında her yerleşimin kendi gün batımına göre, 12.00’da başlatılan zamandır. Bu, aynı zamanda Ezani Saat olarak da bilinir. Ülkemizde, yerel saat yerine, her günün aynı uzunlukta (tam 24 saat) olduğu “ortalama güneş günü” zamanı (OZ) kullanımına geçiş, 1926 yılında gerçekleştirilen  “uluslararası ağırlık, uzunluk ve zaman ölçü ve birimlerinin kullanılacağına dair” yasanın TBMM tarafından kabulü ile olmuştur. Türkiye’nin Dünya geometrisi içinde uyduğu saat dilimi (UT+2) bu dönen dünya gösteriminde (Şekil 5) çok güzel temsil edilmektedir. Greenwhich’te saat 12:00 iken İzmit yakınlarından geçen saat diliminde (ve tür Türkiye’de) saatler 14:00’ü gösterecektir. Şekil 5: Uzayda, batıdan doğuya doğru dönmekte olan bu temsili dünya gösteriminde saat dilimlerinin yerleştirilmesi. Gün-değişim çizgisi, -180 derece boylamında, karalardan geçmeyecek şekilde tanımlanmaktadır. Avrupalı saat üreticilerinin, Osmanlı pazarı için ürettikleri, çift kadranlı (birisi alafranga -Batı usulü OZ saatlerini- diğeri Alaturka -GZ yerel zamanını- ölçen saatleri hatırlayanlarımız vardır. Şu var ki, alaturka saat kadranının, bulunulan şehirde, her gün, gün batımında saat 12:00’yi gösterecek şekilde tekrar ayarlanması gereği vardı. O tarihe kadar, Osmanlı’da, alaturka saat ve Hicri Takvim(3) temel zaman ölçüsüydü. Osmanlı’nın Avrupa ülkeleri ile gittikçe artan ticari ve siyasi ilişkileri nedeni ile Tanzimat’tan beri gayrı-resmi ve 1916’da resmiyet kazanarak paralel şekilde kullanıma giren 2 farklı Miladi Takvim (Gregoryen ve Rumi Takvimler) de yaygın olarak kullanımdaydı(5). Yaz saati uygulamasının gerekçesi ve tarihçesi Yaz aylarında Güneş’in daha erken doğup geç batmasından, yani Güneşin aydınlığından daha fazla süreyle yararlanabilme ve enerji tüketiminde tasarruf yapabilme amacı ile (özellikle petrol fiyatlarının hızla attığı 1970’li yıllar sonrasında ortaya çıkan enerji kullanımında tasarruf edebilmeyi hedefleyen) kimi ülkeler, kendi bölgesel dünya standart zamanı dilimlerini 1 saat ileri alarak, elektrik ve enerji kullanımında %10’lar mertebesinde tasarruf sağlama yoluna gitmeye başladılar. Böylece, Nisan-Ekim ayları arasında, saatler,  kabul edilenden  +1 saat ileri alınarak, erken doğan güneşin ışığından yararlanma uygulamalarını başlattılar. Türkiye’de de bu uygulama 1980’ler sonrasında sistematik olarak yaygınlaştı ve her yıl aynı şekilde (yaz aylarında UT+2’den UT+3’e geçilerek) uygulanmaya başladı. Böylece ülkemizde saatler, sadece yaz ayları döneminde, 1 saat ileri alındı (6). Bu anlamda, yaz aylarında, tüm ülkemizde B=45 DD koşulları geçerli sayıldı ve en yakın il merkezlerimiz olarak Iğdır ve Ağrı’nın coğrafi (yerel) koşullarına uygun saate göre hareket etmeyi ve tan vakti aydınlığından yararlanmayı gerçekleştirmiş oluyorduk. Kış aylarında ise tan aydınlığı, Güneş halen Güney Yarıküre üzerinde olduğundan, yararlanılabilecek derecede ışık ve ısı içermez ve zaten B=45 derecenin de doğusunda olan ülkeler için bir yarar ve anlam ifade edebilir. Dolayısı ile tan aydınlanması veya ısıtmasından yararlanmak olası değildir. Kış aylarının karanlık ve soğuğunun asıl nedeni de zaten Güneş’in Güney Yarıküre üzerinde olmasıdır. Yeni bir saat dilimine geçmemizin gerekçesi ne olabilir? Bu nedenle, 2016-17 kış aylarına kadar, Türkiye’nin saat dilimi (yaz ayları dışında) UT+2 (Londra ve Batı Avrupa saatinden 2 saat ilerde) olarak belirlene gelmiştir. Daha sonra gelen UT+3 saat dilimi ise B=45°D boylamı temelinde düzenlenmiştir. Bu boylama en yakın il merkezimiz B=44 derece olan Iğdır’dır (aslında 45°D boylamı Türkiye sınırları ötesinde, Erivan (Ermenistan) ve Rezaiye (İran) yakınlarından, bir anlamda tümüyle ülkemiz sınırları dışından geçmektedir (Şekil 6). UT+3 saat diliminin seçilmesi ile başlanan “zoraki kış saati” uygulaması ile aslında kendi ülkemizden geçmeyen, ancak onun batıya olan 7,5 derece uzanımı ile Fatsa-Gaziantep hattının doğusunda kalan illerimizin bir kısmını kapsayan bir saat dilimizi seçmiş olmaktayız. Görünen o ki bu dilim Türkiye’nin sürekli saat dilimi olarak kalacaktır. Şekil 6: Türkiye’nin geleneksel (UT+2) saat dilimi ile yeni saat dilimi olarak dikte edilmeye çalışılan yeni (UT+3) saat dilimlerinin geçtiği ülke ve coğrafyaların yakın plan gösterimi. 2016 Ekim ayına kadar ülkemizin dâhil olduğu saat dilimi bölgesi, ortaya yakın açık renkli banttır. Bunun temel boylamı açık renk bölge içinde bir çizgi ile gösterilmektedir. Yeni saat dilimimiz (UT+3) ise, bu dilimin UT+2’nin sağından çizilen boylamdır ve Türkiye yerine, Rusya (Moskova bölgesi), Ermenistan, Irak, Suudi Arabistan, Habeşistan ve Madagaskar gibi ülkeler için en uygun saat dilimidir. Özetle, halen, nüfusumuzun %80’i, halen sürmekte olan gece koşulları nedeni ile Iğdır veya Erivan çevresinde imişiz gibi, tan yeri ağarmasına saatler varken,  gereksiz aydınlatma ve ısınma masraflarına girmek zorunda bırakılmaktadır. Bunun doğru dürüst ve inandırıcı bir açıklaması ise şimdiye kadar yapılmamıştır. “Zoraki Kış Saati” uygulamanın ekonomik bedeli Basında çıkan haberlere (İstanbul Elektrik Mühendisleri Odası&#8217;nın hesaplarına) göre, sadece İstanbul ilinde, İzmit yerine Iğdır-Erivan yakınlarında geçen saat dilimi kullanarak, gerekmediği halde sarf ettiğimiz elektrik enerjisi artışı, bir önceki yılın aynı ayına göre %16 civarındadır. Bu artışı, bölgesinin gerektirdiği saat diliminde olmayan ~60 milyondan fazla nüfusumuza teşmil edersek çok büyük ve gereksiz bir israf içinde olduğumuz dışında başka bir sonuca ulaşmak ne yazık ki olası değildir. Enerji Bakanlığımız yetkililerinin, yaptıkları açıklamalarda anlaşılmaz nedenler sıralanmakta, ne yazık ki, elektrik dağıtım şirketlerine halkımızca fazladan ödenecek (aylık 100 milyon $, kış ayları içindeki -Kasım-Nisan-  toplamında 400-500 milyon $ mertebesindeki fazla ödemeye(7) hiç girmedikleri görülmektedir. Ayrıca, moda deyimle, aynı yetkililerimizin, “subliminal” şekilde, Suudi Arabistan (Mekke, Medine) ile aynı boylamı kullanmanın getireceği “sevap” ve diğer Arap ve Afrika ülkeleri arasında kazanılacak prestiji düşündükleri ve bu uzaklaşmayı Türkiye’nin Batı’dan (AB’den ve belki NATO’dan) uzaklaştırılması projesine kendilerince “anlamlı” (epey de kârlı) bir yatırım olarak baktıkları hissedilmekte, anlaşılmaktadır. Coğrafyanın kader olduğu ve onlardan, yaşamlarımızı iyileştirmek adına yararlanmamız gerektiği gerçeği bir yana, halkımızın hakkı olan kolaylıkları ve nimetleri kullandırtmamak, onu yıldırarak her şeye razı etmek gibi bambaşka bir sevgisizlik, bilinç(siz)lik, duyarsızlık ve hor-görü düzeyi gerektirmektedir. Sonuç Yaz saati uygulamasının kış aylarında da uygulanarak sürekli duruma getirilmesi ile ülkemiz coğrafyasının büyük bölümünün gerektirdiği doğal koşullar yerine, nüfusumuzun göreli olarak epey küçük bir bölümünün yaşadığı en doğu bölgemize kısmen uygun ancak sınırlarımız dışından geçen, hatta, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ortalama koşullarına en uygun bir uygulamaya geçilmiş olmaktadır(8). Böylelikle, Enerji Bakanlığımızca, artık tüm ülkemiz için, B=30°+/- 7,5° (İzmit merkezli 15 derecelik alan) boylam değeri yerine B=45° +/- 7,5° (Erivan-Riyaziye civarı merkezli 15 derecelik alan) boylamı temel alınarak tüm ülkenin saati UT+3 kabul edilmiştir. Artık herkes, Türkiye dışındaki bir boylam temelinde, Ermenistan, Azerbaycan, Suudi Arabistan gibi ülke ve bu ülke kentlerinin yerel zamanı koşullarına göre, uyanma, okula ve işe gitme hazırlıkları için gereksiz yere 1 saat veya daha fazla erken kalkmakta, kara kışın karanlık ve soğuğu ile mücadele mesaisine başlamaktadır. Bu ise, sosyal medyada ve halk arasında, ya, &#8220;kimi bölgelerde paralarını yeteri etkinlikte toplayamayan veya istedikleri zamları alamayan elektrik dağıtım şirketlerine bir telafi kıyağı&#8221;, ya da &#8220;hali hazır yönetimimize hâkim olan Araplar&#8217;a karşılıksız hayranlık ve aşırı sempati duyma/gösterme tutkusunun yeni bir tezahürü&#8221; olarak yorumlanmaktadır. Karanlık ve soğukla mücadele için, özellikle İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük kentlerimizde, genellikle önemli bir yüzde oranı doğal gazdan üretilen, pahalı ve dolar temelinde ithale dayalı elektrik enerjisi dışında (evinde bir odun sobası yoksa) fazla seçeneği de yoktur. Böylece, elektrik dağıtım şirketlerine gereksiz yere ek kazançlar (kış ayları toplamında 400-500 milyon dolar eşiti) sağlanmaktadır(7). Pahalı şekilde dövizle satın aldığımız petrol ve doğal gazdan, gerekmediği halde fazladan elektrik tüketimine neden olan bu uygulama ile zor emeklerle kazandığımız dövizlerimizi, bir anlamda bu ürünleri satın aldığımız ülkelere hediye etmekteyiz. Bizler adına buna karar verenlerin gerçek niyetlerini ve çıkarlarını ise hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Ancak, Doğaya ters olarak, koşulları ters yönde zorlamanın bir bedeli olduğunu hep birlikte kısa süre içinde göreceğimiz kesindir. (Zaten buna benzer bir uygulama 1983-84 yıllarında yürütülmeye çalışılmış, ancak, yoğun tepkiler üzerine, 15 ay sonra kaldırılmıştır.) Çünkü bazı insanları ve kendinizi kandırsanız bile O’nu kandıramazsınız. Kaynak ve açıklamalar (1) Yeryüzünün kendi çevresinde dönüşünün sabit bir değer (mesela tam 24 saat) olmamasının nedeni, Dünya’nın Güneş etrafındaki yörüngesi üzerindeki hareket hızının sabit olmaması ve dönme ekseninin 23,5 derece eğik olmasıdır. Bu etkilerin toplamı her gün +/-25 saniye civarındadır(2). Ancak, bu etkilerin toplamlı olması, ΔT=GZ-OZ farkının, toplamlı olarak,  24 saatten 17 dakikaya kadar artmasına ve 15 dakikaya kadar azalmasına neden olmaktadır (Şekil 1’e bakınız). (2)“The Cosmic Perspective”, J.Bennet et al., 3. Baskı, s.90-94, 2004. (3)Bilindiği gibi, Hicri Takvim, Miladi 15 Temmuz 622 tarihinde Hz Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç (Hicret) tarihini başlangıç alacak şekilde Hicret’in 17. Yılında Hz Ömer zamanında resmi kullanıma girmiştir (9). (4)“Towards a Unified World Islamic Calendar”, M.Ilyas ve Z.Ismail (Editörler), Univ.of Science Malaysia, 1992 (1413H). (5)Bu takvimler, bugünkü uluslararası takvimin de temeli olan Julyen/Gregoryan -Vasati- Takvim ve Julyen/Ortodoks -Rumi- Takvim’dir. Bunlardan ilki, Papa III. Gregory tarafından 1582’de, İlkbahar Ilım Noktasının (21 Mart’taki bahar başlangıcının) Jul Sezar’ın 365 günlük Roma takvimini tanımladığı MÖ 46 yılından beri, 10 gün kadar geride kalışının 1582’de düzeltilmesi ile ortaya çıkmış ve yavaş yavaş tüm dünyada kabul edilmiştir. Rumi Takvim ise, bu ve diğer bazı düzeltmeler yapılmadan sürdürülen takvim olup, yılbaşının 1 Mart olması ile de Gregoryen takvimden farklıdır (9). (6) Ülkemizde saatleri ileri alma uygulamaları sistematik olarak 1973’te başlamıştır (daha önceki yıllarda bazı sürekli olmayan uygulamalar da bulunmaktadır.) Bu tarihte yaz aylarında +1 saat olarak sürdürülen uygulama, 31 Temmuz 1983’de 2 saate çıkarılmış ve ülkemiz yaz aylarında UT+4 dilimine geçmiştir. Bu uygulama, yoğun itirazlar sonrası 1 Kasım 1984’te sona erdirilmiştir. Bu tarihten sonraki 32 yılda (2016 Ekimine dek), her yıl yaz aylarında UT+3 dilimine geçilmiş ve yaz sonunda (Eylul veya Ekim aylarında), tekrar UT+2 dilimine, yani İzmit’ten geçen 30 derece doğu boylamı saati uygulamasına dönülmüştür. İlk kez 2016 Kasım ayından başlayarak, UT+3 dilimi (45derece doğu boylamı) ülke saat dilimi olarak ilan edilmiş olmaktadır. 2017 yaz aylarında yeni bir ileri saat uygulaması yapılması ve UT+4 saatine geçilmesi durumunda saatlerimiz Iran’ın saatlerinden de ilerde hale gelecektir Çünkü İran UT+3,5 saat dilimini kullanmaktadır. (7) Kaba bir israf hesabını şu şekilde yapabiliriz. Yıllık 10bin $’lık milli gelirimiz temelinde,  kişi başı ortalama aylık milli gelirimiz 830 $ alınabilir. Soğuk kış aylarındaki ısınma ve aydınlanma masraflarımızın, ortalamada, bunun %20’sinden daha azı olmayacağını düşünebiliriz. Bu durumda aylık ortalama ısınma ve aydınlanma masrafımız, kişi başı 160$ mertebesinde olacaktır. Bunun %16’sı mertebesinde (gereksiz) artış, kişi başı 26$ civarında olacaktır. Daha tutumlu bir hesapla bunu 20$ kabul edelim. Fazladan aydınlanma-ısınma masraflarımız, tüm nüfusumuzu değil onun 50 milyonluk bölümünü etkiliyor varsayalım. O zaman, aylık israf faturamızın 100 milyon $ mertebesinde olacağını, kış ayları boyunca (Aralık, Ocak, Şubat ve Mart) bunun 400 milyon $ mertebesine ulaşacağını tahmin edebiliriz. Yaz Saatinin gerekmediği halde kışın da uygulamanın ülkemize zararı bu mertebededir. (8) UT+3 saat diliminin uygun ve kullanımda olduğu diğer ülkeler arasında, Suudi Arabistan, Kuveyt, Yemen, Ürdün, Irak, Suriye, Rusya’nın Moskova dahil, ilk saat dilimi bölgesi yanında, daha da güneyde, Habeşistan, Somali, Tanzanya ve Madagaskar, Kafkasya ülkeleri (Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan) bulunmaktadır. (9) Gürsey, Y., 2017. (https://ygurseyblog). Teşekkür: Bu yazımızda Takvimler ve Zamanın Ölçümü alanında, Dr. Yusuf Gürsey’in bu konuda sürdürmekte olduğu blog’dan yararlanılmıştır (https://ygurseyblog). Kendisine müteşekkirim. Mehmet Emin Özel (me.ozel@gmail.com)</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/zaman-takvim-saatler-yaz-saati-kis-saati-standart-saat-arabesk-saat">Zaman, Takvim, Saatler (Yaz saati, Kış saati, Standart saat, Arabesk saat)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mehmet Emin Özel (<a href="mailto:me.ozel@gmail.com">me.ozel@gmail.com</a>)</strong></p>
<p>Ülkemizde halen sürmekte olan “yaz saati-kış saati” (aslında, kışın da sürdürülen yaz saati!) uygulamasını ve ilgili tartışmaları da göz önüne alarak, zamanın tanımı ve ölçümü ile aydınlık (gün ışığından yararlanmayı olanaklı kılan) saatlerin yıl içerisinde nasıl değiştiğini gösteren bilimsel temeli tekrarlamanın vakitli olduğu düşüncesindeyim. Böylelikle, gereksiz bir inatlaşmaya dönme eğilimi gösteren sürtüşmelerin de önüne geçmiş olunabilir.</p>
<p><strong>Zamanın tanımları</strong></p>
<p>Pratikte zaman, dünyanın kendi ekseni etrafında dönüş süresi olan <strong>1</strong> <strong>gün</strong> = <strong>24 saat</strong> olduğu temelinde tanımlanır. Ancak, çoğu kez günün başlangıcı ile ilgili olmak üzere, farklı tanımlar vermek olasıdır. Bulunduğumuz noktada, gökyüzünde güneşin en yüksekte olduğu öğle saatinden ertesi günkü aynı duruma kadar geçen süreyi ölçüyorsak, buna <strong>görünür güneş zamanı</strong> (kısaca <strong>Görünür Zaman</strong>, <strong>GZ</strong>) deriz. Bu anda, saat yerel saatle 12:00’dir ve biz bu anda “Güneş tam meridyenden (bulunduğumuz noktadan ve kutuplardan geçen büyük daireden) geçiyor” deriz. Bu anda, çevredeki cisimlerin gölgeler en kısa olacaktır. GZ ölçümlerini veren <strong>güneş saatleri</strong>, (daha seyrek olmakla birlikte, <strong>su saatleri</strong>, ölçekli bölümleri olan <strong>mum saatleri</strong>…)<strong>  </strong>1 günün daha küçük bölümlerini tanımlamamak için, uzunca yüzyıllar, dünyanın her tarafında kullanılmıştır.</p>
<p>İslam’da (bu arada Osmanlı’da) ise, GZ daha çok, akşam namazı temel alınarak ve gün batımında saat 12:00 olarak başlatılarak kullanılmıştır. Bu ise, daha sonra ele alacağımız “alaturka” (Türk-usulü) saat kavramının kökenidir.</p>
<p><strong>Zaman denklemi</strong></p>
<p>Aslında gün uzunluğunun (dünyanın kendi çevresinde dönme süresinin)  yıl boyunca değişim gösterdiği, sadece, <strong>yıl boyunca alınacak ortalamasının 24 saat olduğu</strong> bilinmektedir. Her günün uzunluğunun aynı olmaması, yıl boyunca tüm günlerin 24 saat sayılacağı <strong>ortalama güneş günü</strong> (<strong>Ortalama Zaman, OZ</strong>) tanımının da kaynağıdır(2). OZ ölçümünde yıl boyunca tüm günler 24 saat kabul edilir ve başlangıcı, her gün yeniden belirlenmez. Sürekli kullanım sırasında, yıl içindeki + ve – yönlerdeki farklar zaten birbirini telafi etmektedir. Böylece her gün saatleri yeniden ayarlama gereği ortadan kalkmaktadır. Bu ise, güvenilir bir uluslararası saat/zaman ölçümünün önünü açmış, değişmeyen bir akış hızına bağlı bu süreyi duyarlı olarak verebilen mekanik saatler giderek yaygınlaşmıştır.</p>
<p><strong>GZ</strong> ve <strong>OZ</strong> süreleri arasındaki farkın yıl içindeki değişimine “<strong>Zaman Denklemi</strong>” denir ve bunun en iyi gösterimi, ΔT=GZ-OZ farkını yıl boyunca gösteren grafiktir <strong>(Şekil 1).</strong> Grafikten, bu farkın, bir yıl süreli bir salınım gösterdiği ve GZ’nin ortalama gün olan 24 saatten olan zaman farkının,  15 Ocak civarında -15 dakika (dk), 10 Nisan civarı +10 dk, 8 Temmuz civarında -6 dk ve 10 Kasım civarında +17 dk olduğu görülecektir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-5663 size-medium" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/z1-300x175.jpg" alt="" width="300" height="175" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/z1-300x175.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/z1-1024x597.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/z1.jpg 1600w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>Şekil 1:</strong> Zaman Denklemi ile gösterilen farkların 1 yıl içindeki değişim grafiği. 0^m çizgisinin üstü bölge “görünür zaman”ın ortalama güneş zamanından ilerde olduğu, altı bölgeler ise görünür zamanın ortalama güneş zamanından geride olduğu günlerdir. Yatay eksende 1 Ocak’tan 31 Aralık’a yılın günlerini gösterirken, düşey eksende zaman denklemi ΔT=GZ-OZ değerleri verilmektedir.</p>
<p>OZ’nın Güneş’in hareketi ile tam bir uyum içinde olmaması <strong>bir eksiklik </strong>gibi görünse de, zamanın, GZ yerine OZ temelinde ölçümünün daha pratik bir ölçü olduğu kolayca görülecektir. Tek-düze akan mekanik saatlerin yapımı çok daha kolaydır. Bir defa ayarlandıktan donra, OZ saati, bize her zaman ortalama güneş günü zamanını doğru olarak verecektir. GZ amaçlı (sadece bir çubuk ve bunun ayarlanmış kadranı şeklindeki) bir güneş saatinin yapımı oldukça basit olmakla birlikte <strong>(Şekil 2)</strong> taşınabilirlik açısından pratik sayılmazlar ve bunların bulutlu havalarda veya gece vakitlerinde kullanımları tümüyle olanak dışıdır. Bu nedenle, zaman içinde, Pazar ekonomisinin gelişmesi ve yaygınlaşması nedeniyle, tüm dünyada OZ saati kullanımı yaygınlaşmış, GZ kullanımı yerine, yıl içinde her gün için zaman denklemini veren tablo veya grafik gösterimlerden yararlanma yoluna gidilmiştir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-5667 size-medium" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/o-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/o-225x300.jpg 225w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/o.jpg 551w" sizes="auto, (max-width: 225px) 100vw, 225px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Şekil 2:</strong> Görünür Zamanı (GZ) takipte kullanılabilecek bir Güneş Saati, dik üçgen şeklindeki İşaret Çubuğu (Gnomon) ve bulunulan bölge için hesaplanmış Ayar Grafiği birlikteliğinde bu resimde verilmiştir. Çubuk gölgesinin ucu, yerel görünen zamanı gösterir. Buradaki güneş saati, Çanakkale kenti için Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Astrofizik Araştırma Merkezi araştırıcılarınca hesaplanarak, seramik bir zemin üzerine işlenmiş ve “Truva” filminde kullanılan efsanevi Tahta At’ın da bulunduğu İskele Meydanı’na monte edilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sanayi Devrimi ve Dünya Zaman Standardı’nın tanımı</strong></p>
<p>Sanayi Devrimi öncesinde, ortalama güneş saati (OZ) temelli zaman ölçümleri, ortalama yolculuk sürelerini genellikle uzun (günler mertebesinde) olması nedeni ile çoğu gereksinimleri karşılıyordu. Ancak, demiryolu yolculuklarının yaygınlaşması, farklı şehirlerinin her birinin ayrı ayrı OZ saatlerine sahip olması nedeni ile sorunlar  (mesela tarife çakışmalarından doğan tren kazaları, <strong>Şekil 3</strong>) giderek artmaya başladı. Trenler için ilan edilen varış ve kalkış zamanları, her tren şirketinin kendi OZ tarifelerinin ortaya çıkması nedeni ile kullanımda olan zaman ölçümünde yeni bir standardın tanımlanması gereği ortaya çıktı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-5668 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/z3-300x142.jpg" alt="" width="300" height="142" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/z3-300x142.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/z3.jpg 714w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Şekil 3: </strong>ABD’de saatlerin standartlaşmaması nedeni ile 1880’ler öncesinde sık sık olan tren kazalarından biri.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İlk kez 1883’te ABD demiryolu şirketleri bu ülkeyi 4 zaman bölgesine ayırarak, her bir bölgedeki tüm yerleşimler için aynı OZ değerlerini kullanacaklarını ilan ettiler. <strong>Dünya Standart Zamanı</strong> (<strong>UT</strong>) tanımlamasına giden yolda en önemli adım bu girişim olmuştur. Böylece dünya, yaklaşık 15° (derece) aralıklı boylam bölgeleri boyunca 24 (360/15=24) saat bölgesine ayrıldı <strong>(Şekil 4).</strong> (Tarihsel nedenlerle) İngiltere’de Londra yakınlarındaki <strong>Greenwich Gözlemevi</strong>’nden geçen boylam 0 derece kabul edildi. Bu boylamın 7,5° (derece) doğusu ve 7,5° batısından oluşan 15°lik tüm bölgede <strong>Greenwich Ortalama Zamanı</strong> (Greenwich Mean Time, GMT veya aynı anlama gelmek üzere, kısaca <strong>Universal Time, UT</strong>) bölgesi olarak kabul edildi. Bu başlangıç bölgesinde saat gece yarısı 00:00 olduğunda, doğuya doğru 15° ilerlendiğinde, bunun çevresindeki +/- 7,5 derecelik bölgeye düşen tüm yerleşimlerde aynı ve saatlerin +1 saat ilerde olması, batıya doğru her 15 derecelik bölgede de 1 saat geride olması öngörüldü. Bu saat dilimleri ülke sınırları bakımından ve sosyal, ekonomik nedenlerle, her zaman 15 derecelik boylam bölgeleri adımlarıyla uyuşmadığından, her ülke kendileri için, kendilerine en iyi uyan dilimi (veya dilimleri) tanımlayarak kendi <strong>Ülke veya Bölge Standart Zamanı (SZ)</strong> değerlerini kabul ettiler. Böylelikle, ülke sınırları ile ilan edilen 15’er derecelik boylam hatlarının karışımından oluşan bir <strong>Dünya Saat Dilimleri</strong> haritası doğmuş oldu. Halen yaygın olarak kullanılmakta olan harita <strong>Şekil 4</strong>’te verilmektedir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-5669 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/z4-300x163.jpg" alt="" width="300" height="163" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/z4-300x163.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/z4-1024x556.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/z4.jpg 1151w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>Şekil 4:</strong> Tüm dünyayı kapsayan saat dilimleri (2) haritasında, farklı dilimler farklı renklerde boyanarak, ülke sınırları ile ilgili uyum ve farklılıklar vurgulanmaktadır. Bazı ülkelerin tam sat yerine yarım saatlik kaymalar kullandığı görülmektedir. Türkiye’nin 2016-2017 kışına kadar kullandığı UT +2 saat dilimi turuncu ile gösterilmiştir. Bundan sonra ülkemizde tekrar bir yaz saati uygulaması yapılamayacağından (kışın bile yaz saati kullandığımıza göre!), bundan böyle yaz-kış bu yeni saati kullanmak zorunda olacağımızı öngörebiliriz.</p>
<p><strong>Türkiye’nin durumu: Alaturka zaman, Arabesk saat dilimi</strong></p>
<p>Bu arada, Osmanlı’da (ve diğer İslam ülkelerinde), namaz vakitleri Güneş’in yereldeki durumuna göre hesaplandığından(4), <strong>Ortalama Zaman (OZ)</strong> yerine Güneş Zamanı veya yeni tanımlamamızla, <strong>Görünür Zaman (GZ)</strong> çok daha yaygın olarak kullanılıyordu. Ancak, yukarda değinildiği üzere, günün başlangıcı, öğle vakti yerine, akşam namazını temel alan bir şekilde, her gün gün batımında saatler 12:00 olarak ayarlanıyor ve gün süresince zaman bundan sonra ilerletiliyordu. <strong>Alaturka </strong>(Türk-usulü) saat kavramının kökeni, Osmanlı’da kullanılan GZ temelli ve her gün için, bulunulan koordinatlara göre  (kentten kente) değişen şekilde, her gün batımında her yerleşimin kendi gün batımına göre, 12.00’da başlatılan zamandır. Bu, aynı zamanda Ezani Saat olarak da bilinir. Ülkemizde, yerel saat yerine, her günün aynı uzunlukta (tam 24 saat) olduğu “<strong>ortalama güneş günü</strong>” zamanı (<strong>OZ</strong>) kullanımına geçiş, 1926 yılında gerçekleştirilen  “<strong>uluslararası ağırlık, uzunluk ve zaman ölçü ve birimlerinin kullanılacağına dair</strong>” yasanın TBMM tarafından kabulü ile olmuştur. Türkiye’nin Dünya geometrisi içinde uyduğu saat dilimi (UT+2) bu dönen dünya gösteriminde <strong>(Şekil 5)</strong> çok güzel temsil edilmektedir. Greenwhich’te saat 12:00 iken İzmit yakınlarından geçen saat diliminde (ve tür Türkiye’de) saatler 14:00’ü gösterecektir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-5673 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/z5-300x172.jpg" alt="" width="300" height="172" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/z5-300x172.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/z5.jpg 645w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>Şekil 5: </strong>Uzayda, batıdan doğuya doğru dönmekte olan bu temsili dünya gösteriminde saat dilimlerinin yerleştirilmesi. Gün-değişim çizgisi, -180 derece boylamında, karalardan geçmeyecek şekilde tanımlanmaktadır.</p>
<p>Avrupalı saat üreticilerinin, Osmanlı pazarı için ürettikleri, çift kadranlı (birisi alafranga -Batı usulü OZ saatlerini- diğeri Alaturka -GZ yerel zamanını- ölçen saatleri hatırlayanlarımız vardır. Şu var ki, alaturka saat kadranının, bulunulan şehirde, her gün, gün batımında saat 12:00’yi gösterecek şekilde tekrar ayarlanması gereği vardı. O tarihe kadar, Osmanlı’da, alaturka saat ve Hicri Takvim(3) temel zaman ölçüsüydü. Osmanlı’nın Avrupa ülkeleri ile gittikçe artan ticari ve siyasi ilişkileri nedeni ile Tanzimat’tan beri gayrı-resmi ve 1916’da resmiyet kazanarak paralel şekilde kullanıma giren 2 farklı Miladi Takvim (Gregoryen ve Rumi Takvimler) de yaygın olarak kullanımdaydı(5).</p>
<p><strong>Yaz saati uygulamasının gerekçesi ve tarihçesi </strong></p>
<p>Yaz aylarında Güneş’in daha erken doğup geç batmasından, yani Güneşin aydınlığından daha fazla süreyle yararlanabilme ve enerji tüketiminde tasarruf yapabilme amacı ile (özellikle petrol fiyatlarının hızla attığı 1970’li yıllar sonrasında ortaya çıkan enerji kullanımında tasarruf edebilmeyi hedefleyen) kimi ülkeler, kendi bölgesel dünya standart zamanı dilimlerini 1 saat ileri alarak, elektrik ve enerji kullanımında %10’lar mertebesinde tasarruf sağlama yoluna gitmeye başladılar. Böylece, Nisan-Ekim ayları arasında, saatler,  kabul edilenden  +1 saat ileri alınarak, erken doğan güneşin ışığından yararlanma uygulamalarını başlattılar.</p>
<p>Türkiye’de de bu uygulama 1980’ler sonrasında sistematik olarak yaygınlaştı ve her yıl aynı şekilde (yaz aylarında UT+2’den UT+3’e geçilerek) uygulanmaya başladı. Böylece ülkemizde saatler, sadece yaz ayları döneminde, 1 saat ileri alındı (6). Bu anlamda, yaz aylarında, tüm ülkemizde B=45 DD koşulları geçerli sayıldı ve en yakın il merkezlerimiz olarak Iğdır ve Ağrı’nın coğrafi (yerel) koşullarına uygun saate göre hareket etmeyi ve tan vakti aydınlığından yararlanmayı gerçekleştirmiş oluyorduk. Kış aylarında ise tan aydınlığı, Güneş halen Güney Yarıküre üzerinde olduğundan, yararlanılabilecek derecede ışık ve ısı içermez ve zaten B=45 derecenin de doğusunda olan ülkeler için bir yarar ve anlam ifade edebilir. Dolayısı ile tan aydınlanması veya ısıtmasından yararlanmak olası değildir. Kış aylarının karanlık ve soğuğunun asıl nedeni de zaten Güneş’in Güney Yarıküre üzerinde olmasıdır.</p>
<p><strong>Yeni bir saat dilimine geçmemizin gerekçesi ne olabilir?</strong></p>
<p>Bu nedenle, <strong>2016-17 kış aylarına kadar</strong>, Türkiye’nin saat dilimi (yaz ayları dışında) UT+2 (Londra ve Batı Avrupa saatinden 2 saat ilerde) olarak belirlene gelmiştir. Daha sonra gelen UT+3 saat dilimi ise B=45°D boylamı temelinde düzenlenmiştir. Bu boylama en yakın il merkezimiz B=44 derece olan Iğdır’dır (<strong>aslında </strong>45°D <strong>boylamı Türkiye sınırları ötesinde, Erivan (Ermenistan) ve Rezaiye (İran) yakınlarından, bir anlamda tümüyle ülkemiz sınırları dışından geçmektedir (Şekil 6). </strong>UT+3 saat diliminin seçilmesi ile başlanan “<strong>zoraki kış saati</strong>” uygulaması ile aslında kendi ülkemizden geçmeyen, ancak onun batıya olan 7,5 derece uzanımı ile Fatsa-Gaziantep hattının doğusunda kalan illerimizin bir kısmını kapsayan bir saat dilimizi seçmiş olmaktayız. <strong>Görünen o ki bu dilim Türkiye’nin sürekli saat dilimi olarak kalacaktır.</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-5670 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/z6-207x300.jpg" alt="" width="207" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/z6-207x300.jpg 207w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/z6.jpg 520w" sizes="auto, (max-width: 207px) 100vw, 207px" /></p>
<p><strong>Şekil 6: </strong>Türkiye’nin geleneksel (UT+2) saat dilimi ile yeni saat dilimi olarak dikte edilmeye çalışılan yeni (UT+3) saat dilimlerinin geçtiği ülke ve coğrafyaların yakın plan gösterimi. 2016 Ekim ayına kadar ülkemizin dâhil olduğu saat dilimi bölgesi, ortaya yakın açık renkli banttır. Bunun temel boylamı açık renk bölge içinde bir çizgi ile gösterilmektedir. Yeni saat dilimimiz (UT+3) ise, bu dilimin UT+2’nin sağından çizilen boylamdır ve Türkiye yerine, Rusya (Moskova bölgesi), Ermenistan, Irak, Suudi Arabistan, Habeşistan ve Madagaskar gibi ülkeler için en uygun saat dilimidir.</p>
<p>Özetle, halen, nüfusumuzun %80’i, halen sürmekte olan gece koşulları nedeni ile Iğdır veya Erivan çevresinde imişiz gibi, tan yeri ağarmasına saatler varken,  gereksiz aydınlatma ve ısınma masraflarına girmek zorunda bırakılmaktadır. <strong>Bunun doğru dürüst ve inandırıcı bir açıklaması ise şimdiye kadar yapılmamıştır.</strong></p>
<p><strong><br />
“Zoraki Kış Saati” uygulamanın ekonomik bedeli</strong></p>
<p>Basında çıkan haberlere (İstanbul Elektrik Mühendisleri Odası&#8217;nın hesaplarına) göre, sadece İstanbul ilinde, İzmit yerine Iğdır-Erivan yakınlarında geçen saat dilimi kullanarak, gerekmediği halde sarf ettiğimiz elektrik enerjisi artışı, bir önceki yılın aynı ayına göre %16 civarındadır. Bu artışı, bölgesinin gerektirdiği saat diliminde olmayan ~60 milyondan fazla nüfusumuza teşmil edersek çok büyük ve gereksiz bir israf içinde olduğumuz dışında başka bir sonuca ulaşmak ne yazık ki olası değildir. Enerji Bakanlığımız yetkililerinin, yaptıkları açıklamalarda anlaşılmaz nedenler sıralanmakta, ne yazık ki, elektrik dağıtım şirketlerine halkımızca fazladan ödenecek (aylık 100 milyon $, kış ayları içindeki -Kasım-Nisan-  toplamında 400-500 milyon $ mertebesindeki fazla ödemeye(7) hiç girmedikleri görülmektedir. Ayrıca, moda deyimle, aynı yetkililerimizin, “subliminal” şekilde, Suudi Arabistan (Mekke, Medine) ile aynı boylamı kullanmanın getireceği “sevap” ve diğer Arap ve Afrika ülkeleri arasında kazanılacak prestiji düşündükleri ve bu uzaklaşmayı Türkiye’nin Batı’dan (AB’den ve belki NATO’dan) uzaklaştırılması projesine kendilerince “anlamlı” (epey de kârlı) bir yatırım olarak baktıkları hissedilmekte, anlaşılmaktadır.</p>
<p>Coğrafyanın kader olduğu ve onlardan, yaşamlarımızı iyileştirmek adına yararlanmamız gerektiği gerçeği bir yana, halkımızın hakkı olan kolaylıkları ve nimetleri kullandırtmamak, onu yıldırarak her şeye razı etmek gibi bambaşka bir sevgisizlik, bilinç(siz)lik, duyarsızlık ve hor-görü düzeyi gerektirmektedir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p><strong>Yaz saati uygulamasının kış aylarında da uygulanarak</strong> <strong>sürekli duruma getirilmesi</strong> ile ülkemiz coğrafyasının büyük bölümünün gerektirdiği doğal koşullar yerine, nüfusumuzun göreli olarak epey küçük bir bölümünün yaşadığı en doğu bölgemize kısmen uygun ancak sınırlarımız dışından geçen, hatta, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ortalama koşullarına en uygun bir uygulamaya geçilmiş olmaktadır(8). Böylelikle, Enerji Bakanlığımızca, artık tüm ülkemiz için, B=30°+/- 7,5° (İzmit merkezli 15 derecelik alan) boylam değeri yerine B=45° +/- 7,5° (Erivan-Riyaziye civarı merkezli 15 derecelik alan) boylamı temel alınarak tüm ülkenin saati UT+3 kabul edilmiştir. Artık herkes, Türkiye dışındaki bir boylam temelinde, Ermenistan, Azerbaycan, Suudi Arabistan gibi ülke ve bu ülke kentlerinin yerel zamanı koşullarına göre, uyanma, okula ve işe gitme hazırlıkları için gereksiz yere 1 saat veya daha fazla erken kalkmakta, kara kışın karanlık ve soğuğu ile mücadele mesaisine başlamaktadır. Bu ise, sosyal medyada ve halk arasında, ya,<em> &#8220;kimi bölgelerde paralarını yeteri etkinlikte toplayamayan veya istedikleri zamları alamayan elektrik dağıtım şirketlerine bir telafi kıyağı&#8221;</em>, ya da <em>&#8220;hali hazır yönetimimize hâkim olan Araplar&#8217;a karşılıksız hayranlık ve aşırı sempati duyma/gösterme tutkusunun yeni bir tezahürü&#8221; </em>olarak yorumlanmaktadır.</p>
<p>Karanlık ve soğukla mücadele için, özellikle İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük kentlerimizde, genellikle önemli bir yüzde oranı doğal gazdan üretilen, pahalı ve dolar temelinde ithale dayalı elektrik enerjisi dışında (evinde bir odun sobası yoksa) fazla seçeneği de yoktur. Böylece, elektrik dağıtım şirketlerine gereksiz yere ek kazançlar (kış ayları toplamında 400-500 milyon dolar eşiti) sağlanmaktadır(7). Pahalı şekilde dövizle satın aldığımız petrol ve doğal gazdan, gerekmediği halde fazladan elektrik tüketimine neden olan bu uygulama ile zor emeklerle kazandığımız dövizlerimizi, bir anlamda bu ürünleri satın aldığımız ülkelere hediye etmekteyiz. Bizler adına buna karar verenlerin gerçek niyetlerini ve çıkarlarını ise hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Ancak, Doğaya ters olarak, koşulları ters yönde zorlamanın bir bedeli olduğunu hep birlikte kısa süre içinde göreceğimiz kesindir. (Zaten buna benzer bir uygulama 1983-84 yıllarında yürütülmeye çalışılmış, ancak, yoğun tepkiler üzerine, 15 ay sonra kaldırılmıştır.) Çünkü bazı insanları ve kendinizi kandırsanız bile O’nu kandıramazsınız.</p>
<p><strong>Kaynak ve açıklamalar</strong></p>
<p><strong>(1) </strong>Yeryüzünün kendi çevresinde dönüşünün sabit bir değer (mesela tam 24 saat) olmamasının nedeni, Dünya’nın Güneş etrafındaki yörüngesi üzerindeki hareket hızının sabit olmaması ve dönme ekseninin 23,5 derece eğik olmasıdır. Bu etkilerin toplamı her gün +/-25 saniye civarındadır(2). Ancak, bu etkilerin toplamlı olması, ΔT=GZ-OZ farkının, toplamlı olarak,  24 saatten 17 dakikaya kadar artmasına ve 15 dakikaya kadar azalmasına neden olmaktadır (Şekil 1’e bakınız).<br />
<strong>(2)</strong>“The Cosmic Perspective”, J.Bennet et al., 3. Baskı, s.90-94, 2004.<br />
<strong>(3)</strong>Bilindiği gibi, Hicri Takvim, Miladi 15 Temmuz 622 tarihinde Hz Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç (Hicret) tarihini başlangıç alacak şekilde Hicret’in 17. Yılında Hz Ömer zamanında resmi kullanıma girmiştir (9).<br />
<strong>(4)</strong>“Towards a Unified World Islamic Calendar”, M.Ilyas ve Z.Ismail (Editörler), Univ.of Science Malaysia, 1992 (1413H).<br />
<strong>(5)</strong>Bu takvimler, bugünkü uluslararası takvimin de temeli olan Julyen/Gregoryan -Vasati- Takvim ve Julyen/Ortodoks -Rumi- Takvim’dir. Bunlardan ilki, Papa III. Gregory tarafından 1582’de, İlkbahar Ilım Noktasının (21 Mart’taki bahar başlangıcının) Jul Sezar’ın 365 günlük Roma takvimini tanımladığı MÖ 46 yılından beri, 10 gün kadar geride kalışının 1582’de düzeltilmesi ile ortaya çıkmış ve yavaş yavaş tüm dünyada kabul edilmiştir. Rumi Takvim ise, bu ve diğer bazı düzeltmeler yapılmadan sürdürülen takvim olup, yılbaşının 1 Mart olması ile de Gregoryen takvimden farklıdır (9).<br />
<strong>(6) </strong>Ülkemizde saatleri ileri alma uygulamaları sistematik olarak 1973’te başlamıştır (daha önceki yıllarda bazı sürekli olmayan uygulamalar da bulunmaktadır.) Bu tarihte yaz aylarında +1 saat olarak sürdürülen uygulama, 31 Temmuz 1983’de 2 saate çıkarılmış ve ülkemiz yaz aylarında UT+4 dilimine geçmiştir. Bu uygulama, yoğun itirazlar sonrası 1 Kasım 1984’te sona erdirilmiştir. Bu tarihten sonraki 32 yılda (2016 Ekimine dek), her yıl yaz aylarında UT+3 dilimine geçilmiş ve yaz sonunda (Eylul veya Ekim aylarında), tekrar UT+2 dilimine, yani İzmit’ten geçen 30 derece doğu boylamı saati uygulamasına dönülmüştür. İlk kez 2016 Kasım ayından başlayarak, UT+3 dilimi (45derece doğu boylamı) ülke saat dilimi olarak ilan edilmiş olmaktadır. 2017 yaz aylarında yeni bir ileri saat uygulaması yapılması ve UT+4 saatine geçilmesi durumunda saatlerimiz Iran’ın saatlerinden de ilerde hale gelecektir Çünkü İran UT+3,5 saat dilimini kullanmaktadır.<br />
<strong>(7)</strong> Kaba bir israf hesabını şu şekilde yapabiliriz. Yıllık 10bin $’lık milli gelirimiz temelinde,  kişi başı ortalama aylık milli gelirimiz 830 $ alınabilir. Soğuk kış aylarındaki ısınma ve aydınlanma masraflarımızın, ortalamada, bunun %20’sinden daha azı olmayacağını düşünebiliriz. Bu durumda aylık ortalama ısınma ve aydınlanma masrafımız, kişi başı 160$ mertebesinde olacaktır. Bunun %16’sı mertebesinde (gereksiz) artış, kişi başı 26$ civarında olacaktır. Daha tutumlu bir hesapla bunu 20$ kabul edelim. Fazladan aydınlanma-ısınma masraflarımız, tüm nüfusumuzu değil onun 50 milyonluk bölümünü etkiliyor varsayalım. O zaman, aylık israf faturamızın 100 milyon $ mertebesinde olacağını, kış ayları boyunca (Aralık, Ocak, Şubat ve Mart) bunun 400 milyon $ mertebesine ulaşacağını tahmin edebiliriz. Yaz Saatinin gerekmediği halde kışın da uygulamanın ülkemize zararı bu mertebededir.<br />
<strong>(8)</strong> UT+3 saat diliminin uygun ve kullanımda olduğu diğer ülkeler arasında, Suudi Arabistan, Kuveyt, Yemen, Ürdün, Irak, Suriye, Rusya’nın Moskova dahil, ilk saat dilimi bölgesi yanında, daha da güneyde, Habeşistan, Somali, Tanzanya ve Madagaskar, Kafkasya ülkeleri (Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan) bulunmaktadır.<br />
<strong>(9) </strong>Gürsey, Y., 2017. (<a href="https://ygurseyblog">https://ygurseyblog</a>).</p>
<p><strong>Teşekkür:</strong> Bu yazımızda <strong>Takvimler ve Zamanın Ölçümü</strong> alanında, Dr. Yusuf Gürsey’in bu konuda sürdürmekte olduğu blog’dan yararlanılmıştır (<a href="https://ygurseyblog">https://ygurseyblog</a>). Kendisine müteşekkirim.</p>
<p><strong>Mehmet Emin Özel (<a href="mailto:me.ozel@gmail.com">me.ozel@gmail.com</a>)</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/zaman-takvim-saatler-yaz-saati-kis-saati-standart-saat-arabesk-saat">Zaman, Takvim, Saatler (Yaz saati, Kış saati, Standart saat, Arabesk saat)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5662</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
