<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tehdit arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/tehdit/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/tehdit</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Sat, 31 Mar 2018 11:47:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Aşı karşıtlığı tüm toplumun sağlığını tehdit eder</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/asi-karsitligi-tum-toplumun-sagligini-tehdit-eder</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Mar 2018 10:44:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşı olmak]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[klimik derneği]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=9743</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda sosyoekonomik düzeyi yüksek toplumlar dahil olmak üzere tüm dünyada bilimsel düşüncenin yerini metafizik görüşlerin, batıl inançların almasıyla birlikte aşı karşıtlığı da kendine çok sayıda taraftar bulabilmektedir. Aşı karşıtlarının gözden kaçırdıkları önemli bir konu aşıların sadece aşılanan kişiyi değil tüm toplumu koruduğu gerçeğidir. Aşılar sadece uygulandıkları kişiyi korumakla kalmazlar aşı yapılmayan veya yapılamayan kişileri de korurlar. Aşıyla bağışıklık kazanan kişiler enfekte olmayacakları için başkalarına da enfeksiyon bulaştıramazlar ve böylelikle enfeksiyonun toplumda yayılması da engellenmiş olur. Toplumda belli bir hastalığa karşı bağışık olan kişilerin oranı arttıkça hastalığın salgın yapma şansı da azalır ve bağışık kişi oranı belli bir eşiğin üstüne çıktığında salgın riski tamamen ortadan kalktığı gibi sporadik (tek) vakalar da çok azalır (milyonda 1’in altına düşmesi: eliminasyon) veya görülmez olur (eradikasyon). Hastalıklara göre değişmekle birlikte salgınların önlenebilmesi için sürü bağışıklığının %80’in üzerinde olması istenir ki bunun için toplumun %90’ının aşılanması gerekir. Tıbbi literatürde “sürü bağışıklığı” olarak adlandırılan bu durum nedeniyle, aşı olma veya olmama kararı bireysel olduğu kadar toplum üzerinde de etkisi olan, toplumsal sonuçları olan, bir karardır. Aşı olmayan kişiler sadece kendilerini değil tüm toplumu, çocuklarına aşı yaptırmayan anne babalar sadece kendi çocuklarını değil tüm çocukları riske atmış olurlar. Bir sahtekârlık öyküsü ve sonuçları: Wakefield ve otizm yalanı Öykümüz 1998 yılında İngiltere’de Andrew Wakefield ve arkadaşları tarafından, çok önemli ve prestijli bir tıp dergisi olan Lancet’te kızamık-kızamıkçık-kabakulak (KKK) aşısının bağırsaklarda enflamasyona ve bunun sonucunda otizme neden olduğuna dair 12 olguyu içeren bir makale yayınlaması ile başlar. Sonradan yapılan, 20’den fazla büyük ve kaliteli çalışma ile bu bulguların doğru olmadığı gösterilir (Gerber ve Offit, 2009). Dahası Wakefield’in, otistik çocukların aşı firmalarını dava etmiş olan avukatları ile para ilişkisi içinde olduğunun da anlaşılması ile Lancet Dergisi makaleyi 2010 yılında geri çeker ve İngiliz Tıp Konseyi Wakefield’i etik dışı araştırma ve yalan yayın yapma dahil olmak üzere 18 ayrı başlıkta suçlu bularak hekimlik yetkisini iptal eder (Eggertson L, 2010). Ancak makalenin yayınlandığı 1998’den 2000’li yılların ortalarına kadar konu tüm Birleşik Krallık’ta gündemde kalır, aşı karşıtı kampanyalara “bilimsel” bir malzeme olur ve çok sayıda aile otizm korkusu ile çocuklarına KKK aşısı yaptırmaz. İngiltere ve Galler’de KKK aşısı yaptırma oranları yıllarca düşük düzeyde kalır (Keenan A ve ark., 2017). Bunun sonucunda, 2003 yılında 2 yaşındaki çocuklar arasında aşı kapsayıcılık oranı %80’in altına düşer. Sürü bağışıklığının bu şekilde azalması İngiltere ve Galler’de kızamık olgu sayısında dramatik artışları da beraberinde getirir (Grafik). KKK Londra’dan Orta Avrupa’ya oradan Amerika’ya bulaşıyor Londra’da aşının otizme neden olduğuna ilişkin yalan haberler nedeniyle başlayan salgın onlarca kişinin hastanelerde tedavi edilmesi ve en az 4 kişinin ölümü ile sonuçlanır. Aynı dönemde bağışıklama oranlarının düşmesi ile kızamık salgını tüm Avrupa’ya yayılır. Türkiye de dahil çok sayıda Avrupa ülkesinde kızamık olgu sayısında hızlı artışlar yaşanır. Türkiye’de 2013 yılında olgu sayısı 7415 olarak gerçekleşir. Salgın, 2000 yılında kızamığı elimine etmiş olduğunu duyuran Amerika Birleşik Devletleri’ne de ulaşır. Avrupa’da salgının bütün hızıyla devam ettiği 2000’li yılların ortalarında Indiana’dan (ABD) 17 yaşında ve kızamık aşısı yaptırmamış bir genç Romanya ziyareti yapar. Dönüş yolculuğunda ateşi çıkar ama cilt döküntüleri henüz yoktur. Ertesi gün 500 kişilik bir pikniğe katılır ve sonuç: 500 kişi içinde kızamık aşısı olmayan 35 kişiden 31’i (%89) kızamık olur. Aşı yaptırmış olan 465 kişiden ise sadece 3’ü (%0.6) hastalanır. Benzer bir olay, Ocak 2008’de İsviçre ziyaretinden dönen 9 yaşındaki çocuk nedeniyle onlarca kişinin kızamık olduğu San Diego&#8217;da (Kaliforniya, ABD) yaşanır. Bu dönemde Kaliforniya’da 10 bin ailenin çocuklarına kızamık aşısı yaptırmadığı tespit edilmiştir. Kızamığı 2000 yılında elimine etmiş olan ABD’de 2014 yılına kadar 23 büyük kızamık salgını yaşanır. 2009 yılındaki Londra seyahatinde kabakulak olan 11 yaşındaki çocuk ise New York’ta katıldığı bir yaz kampında çok sayıda kişiyi enfekte eder. Bu kamptan başlayan salgın 3 ayda New York’ta 2000 kişinin kabakulak olması, en az 65 kişinin komplikasyonlara (yumurtalık iltihabı, menenjit, sağırlık, yüz felci, pankreas iltihabı) uğraması ile sonuçlanır. Wakefield’in yalanları ve aşı karşıtı hareketler nedeniyle KKK aşılanma oranlarının çok düşmüş olmasının bedelini farklı ülkelerden çok sayıda insan ödemiştir. Üstelik olay sadece KKK ile sınırlı kalmamış, diğer aşıların da yapılmaması nedeniyle boğmaca, difteri, çocuk felci gibi unutulmuş hastalıklar da salgınlar yaparak insanlığın başına tekrar bela olmuştur. Aşılar insanoğlunun en önemli buluşudur Aşılar, 20. yüzyılda halk sağlığı için yapılanlar arasında, içme suyunun klorlanması, tütünün zararlarının ortaya konması gibi çok önemli buluşların önüne geçerek birinci sırada yer almaktadır. 20. yüzyılın ikinci yarısında insan sağlığını tehdit eden çok sayıda hastalık aşılar sayesinde artık neredeyse kaybolma (eliminasyon) noktasına gelmiştir (Tablo). Aşı karşıtı hareketler, gruplar bilimsel bilgiye uzak oldukları kadar tarih bilgisinden de yoksun olduklarından, bugün aşı olunmasına gerek olmadığını iddia ettikleri hastalıkların yakın geçmişte yüz binlerce insanı sakat bıraktığını ve öldürdüğünü bilmemektedir. Bunları bilseler aşı karşıtlığının insanlık karşıtlığı olduğunu da anlayabilirlerdi. Elbette bilimsel olarak aşılarla ilgili tartışılacak çok başlık var ve bilim insanları halen tartışıyorlar. Ancak bu tartışmalar sadece daha etkili, daha az yan etkisi olan daha ucuz ve pratik aşıların nasıl geliştirilebileceğine ve aşılanma oranlarının nasıl artırılabileceğine ilişkindir. Hiçbir bilimsel ortamda aşıların gerekli olup olmadığının tartışıldığını duyamazsınız. Aşıların çağımızın üretim ilişkileri içinde, kapitalist sistemin işleyişine tabi olarak büyük şirketler tarafından üretilmesi, satılması ve kullanılması da aşılara karşı olmak için bir gerekçe olmamalıdır. Yapılması gereken, insanların aşı olmaması için değil, tam tersine, aşıların gelişmiş gelişmemiş tüm ülkelere aynı miktarda ve kolaylıkla temin edilmesi, zengin fakir herkese ücretsiz şekilde yapılması için mücadele etmektir. Aşılar bütün insanlık içindir. Prof. Dr. Alpay Azap, KLİMİK Derneği Başkanı  http://www.klimik.org.tr/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/asi-karsitligi-tum-toplumun-sagligini-tehdit-eder">Aşı karşıtlığı tüm toplumun sağlığını tehdit eder</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda sosyoekonomik düzeyi yüksek toplumlar dahil olmak üzere tüm dünyada bilimsel düşüncenin yerini metafizik görüşlerin, batıl inançların almasıyla birlikte aşı karşıtlığı da kendine çok sayıda taraftar bulabilmektedir. Aşı karşıtlarının gözden kaçırdıkları önemli bir konu aşıların sadece aşılanan kişiyi değil tüm toplumu koruduğu gerçeğidir.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-9751 aligncenter" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/bebekasisi-300x187.jpg" alt="" width="300" height="187" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/bebekasisi-300x187.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/bebekasisi.jpg 858w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Aşılar sadece uygulandıkları kişiyi korumakla kalmazlar aşı yapılmayan veya yapılamayan kişileri de korurlar. Aşıyla bağışıklık kazanan kişiler enfekte olmayacakları için başkalarına da enfeksiyon bulaştıramazlar ve böylelikle enfeksiyonun toplumda yayılması da engellenmiş olur. Toplumda belli bir hastalığa karşı bağışık olan kişilerin oranı arttıkça hastalığın salgın yapma şansı da azalır ve bağışık kişi oranı belli bir eşiğin üstüne çıktığında salgın riski tamamen ortadan kalktığı gibi sporadik (tek) vakalar da çok azalır (milyonda 1’in altına düşmesi: eliminasyon) veya görülmez olur (eradikasyon).</p>
<div class="page" title="Page 1">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Hastalıklara göre değişmekle birlikte salgınların önlenebilmesi için sürü bağışıklığının %80’in üzerinde olması istenir ki bunun için toplumun %90’ının aşılanması gerekir. Tıbbi literatürde “sürü bağışıklığı” olarak adlandırılan bu durum nedeniyle, aşı olma veya olmama kararı bireysel olduğu kadar toplum üzerinde de etkisi olan, toplumsal sonuçları olan, bir karardır. Aşı olmayan kişiler sadece kendilerini değil tüm toplumu, çocuklarına aşı yaptırmayan anne babalar sadece kendi çocuklarını değil tüm çocukları riske atmış olurlar.</p>
<div class="page" title="Page 1">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Bir sahtekârlık öyküsü ve sonuçları: Wakefield ve otizm yalanı</strong></p>
<p>Öykümüz 1998 yılında İngiltere’de Andrew Wakefield ve arkadaşları tarafından, çok önemli ve prestijli bir tıp dergisi olan Lancet’te kızamık-kızamıkçık-kabakulak (KKK) aşısının bağırsaklarda enflamasyona ve bunun sonucunda otizme neden olduğuna dair 12 olguyu içeren bir makale yayınlaması ile başlar.</p>
<p>Sonradan yapılan, 20’den fazla büyük ve kaliteli çalışma ile bu bulguların doğru olmadığı gösterilir (Gerber ve Offit, 2009). Dahası Wakefield’in, otistik çocukların aşı firmalarını dava etmiş olan avukatları ile para ilişkisi içinde olduğunun da anlaşılması ile Lancet Dergisi makaleyi 2010 yılında geri çeker ve İngiliz Tıp Konseyi Wakefield’i etik dışı araştırma ve yalan yayın yapma dahil olmak üzere 18 ayrı başlıkta suçlu bularak hekimlik yetkisini iptal eder (Eggertson L, 2010).</p>
<div class="page" title="Page 1">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Ancak makalenin yayınlandığı 1998’den 2000’li yılların ortalarına kadar konu tüm Birleşik Krallık’ta gündemde kalır, aşı karşıtı kampanyalara “bilimsel” bir malzeme olur ve çok sayıda aile otizm korkusu ile çocuklarına KKK aşısı yaptırmaz. İngiltere ve Galler’de KKK aşısı yaptırma oranları yıllarca düşük düzeyde kalır (Keenan A ve ark., 2017).</p>
<p>Bunun sonucunda, 2003 yılında 2 yaşındaki çocuklar arasında aşı kapsayıcılık oranı %80’in altına düşer. Sürü bağışıklığının bu şekilde azalması İngiltere ve Galler’de kızamık olgu sayısında dramatik artışları da beraberinde getirir (Grafik).</p>
<div id="attachment_9745" style="width: 410px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-9745" class="wp-image-9745" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/asi2.png" alt="" width="400" height="183" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/asi2.png 679w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/asi2-300x137.png 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /><p id="caption-attachment-9745" class="wp-caption-text">Grafik: İngiltere ve Galler’de kızamık tanısı laboratuvar ile doğrulanmış olgu sayısını gösteriyor. (http://vk.ovg.ox.ac.uk/measles)</p></div>
<div class="page" title="Page 1">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>KKK Londra’dan Orta Avrupa’ya oradan Amerika’ya bulaşıyor</strong></p>
<p>Londra’da aşının otizme neden olduğuna ilişkin yalan haberler nedeniyle başlayan salgın onlarca kişinin hastanelerde tedavi edilmesi ve en az 4 kişinin ölümü ile sonuçlanır. Aynı dönemde bağışıklama oranlarının düşmesi ile kızamık salgını tüm Avrupa’ya yayılır.</p>
<div class="page" title="Page 2">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Türkiye de dahil çok sayıda Avrupa ülkesinde kızamık olgu sayısında hızlı artışlar yaşanır. Türkiye’de 2013 yılında olgu sayısı 7415 olarak gerçekleşir.</p>
<p>Salgın, 2000 yılında kızamığı elimine etmiş olduğunu duyuran Amerika Birleşik Devletleri’ne de ulaşır. Avrupa’da salgının bütün hızıyla devam ettiği 2000’li yılların ortalarında Indiana’dan (ABD) 17 yaşında ve kızamık aşısı yaptırmamış bir genç Romanya ziyareti yapar. Dönüş yolculuğunda ateşi çıkar ama cilt döküntüleri henüz yoktur.</p>
<p>Ertesi gün 500 kişilik bir pikniğe katılır ve sonuç: 500 kişi içinde kızamık aşısı olmayan 35 kişiden 31’i (%89) kızamık olur. Aşı yaptırmış olan 465 kişiden ise sadece 3’ü (%0.6) hastalanır.</p>
<div class="page" title="Page 2">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Benzer bir olay, Ocak 2008’de İsviçre ziyaretinden dönen 9 yaşındaki çocuk nedeniyle onlarca kişinin kızamık olduğu San Diego&#8217;da (Kaliforniya, ABD) yaşanır. Bu dönemde Kaliforniya’da 10 bin ailenin çocuklarına kızamık aşısı yaptırmadığı tespit edilmiştir. Kızamığı 2000 yılında elimine etmiş olan ABD’de 2014 yılına kadar 23 büyük kızamık salgını yaşanır. 2009 yılındaki Londra seyahatinde kabakulak olan 11 yaşındaki çocuk ise New York’ta katıldığı bir yaz kampında çok sayıda kişiyi enfekte eder. Bu kamptan başlayan salgın 3 ayda New York’ta 2000 kişinin kabakulak olması, en az 65 kişinin komplikasyonlara (yumurtalık iltihabı, menenjit, sağırlık, yüz felci, pankreas iltihabı) uğraması ile sonuçlanır.</p>
<p>Wakefield’in yalanları ve aşı karşıtı hareketler nedeniyle KKK aşılanma oranlarının çok düşmüş olmasının bedelini farklı ülkelerden çok sayıda insan ödemiştir. Üstelik olay sadece KKK ile sınırlı kalmamış, diğer aşıların da yapılmaması nedeniyle boğmaca, difteri, çocuk felci gibi unutulmuş hastalıklar da salgınlar yaparak insanlığın başına tekrar bela olmuştur.</p>
<div class="page" title="Page 2">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Aşılar insanoğlunun en önemli buluşudur</strong></p>
<p>Aşılar, 20. yüzyılda halk sağlığı için yapılanlar arasında, içme suyunun klorlanması, tütünün zararlarının ortaya konması gibi çok önemli buluşların önüne geçerek birinci sırada yer almaktadır. 20. yüzyılın ikinci yarısında insan sağlığını tehdit eden çok sayıda hastalık aşılar sayesinde artık neredeyse kaybolma (eliminasyon) noktasına gelmiştir (Tablo).</p>
<div id="attachment_9756" style="width: 410px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-9756" class="wp-image-9756" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/klim.jpg" alt="" width="400" height="427" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/klim.jpg 800w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/klim-281x300.jpg 281w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /><p id="caption-attachment-9756" class="wp-caption-text">Tablo: ABD’de aşıyla önlenebilir hastalıkların aşı öncesi döneme kıyasla günümüzdeki sıklığı (2-4).</p></div>
<p>Aşı karşıtı hareketler, gruplar bilimsel bilgiye uzak oldukları kadar tarih bilgisinden de yoksun olduklarından, bugün aşı olunmasına gerek olmadığını iddia ettikleri hastalıkların yakın geçmişte yüz binlerce insanı sakat bıraktığını ve öldürdüğünü bilmemektedir. Bunları bilseler aşı karşıtlığının insanlık karşıtlığı olduğunu da anlayabilirlerdi. Elbette bilimsel olarak aşılarla ilgili tartışılacak çok başlık var ve bilim insanları halen tartışıyorlar. Ancak bu tartışmalar sadece daha etkili, daha az yan etkisi olan daha ucuz ve pratik aşıların nasıl geliştirilebileceğine ve aşılanma oranlarının nasıl artırılabileceğine ilişkindir.</p>
<p>Hiçbir bilimsel ortamda aşıların gerekli olup olmadığının tartışıldığını duyamazsınız. Aşıların çağımızın üretim ilişkileri içinde, kapitalist sistemin işleyişine tabi olarak büyük şirketler tarafından üretilmesi, satılması ve kullanılması da aşılara karşı olmak için bir gerekçe olmamalıdır. Yapılması gereken, insanların aşı olmaması için değil, tam tersine, aşıların gelişmiş gelişmemiş tüm ülkelere aynı miktarda ve kolaylıkla temin edilmesi, zengin fakir herkese ücretsiz şekilde yapılması için mücadele etmektir.<strong> Aşılar bütün insanlık içindir.</strong></p>
<div class="page" title="Page 1">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Prof. Dr. Alpay Azap, KLİMİK Derneği Başkanı </strong></p>
<p><a href="http://www.klimik.org.tr/"><strong>http://www.klimik.org.tr/</strong></a></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/asi-karsitligi-tum-toplumun-sagligini-tehdit-eder">Aşı karşıtlığı tüm toplumun sağlığını tehdit eder</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9743</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Denizde meydana gelen depremler ülkemiz kıyı alanlarını tehdit etmeye devam ediyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/denizde-meydana-gelen-depremler-ulkemiz-kiyi-alanlarini-tehdit-etmeye-devam-ediyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Jul 2017 12:49:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[afad]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan Jeolojik Araştırma Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[bodrum]]></category>
		<category><![CDATA[dalga]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[ege denizi]]></category>
		<category><![CDATA[fay hattı]]></category>
		<category><![CDATA[gökova körfezi]]></category>
		<category><![CDATA[harita]]></category>
		<category><![CDATA[hasar]]></category>
		<category><![CDATA[jeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[jeoloji mühendisi]]></category>
		<category><![CDATA[jeoteknik]]></category>
		<category><![CDATA[kandilli rasathanesi]]></category>
		<category><![CDATA[kıyı]]></category>
		<category><![CDATA[kıyı alanları]]></category>
		<category><![CDATA[kos]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[parametre]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası]]></category>
		<category><![CDATA[tsunami]]></category>
		<category><![CDATA[USGS]]></category>
		<category><![CDATA[yerleşim birimleri]]></category>
		<category><![CDATA[yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7264</guid>

					<description><![CDATA[<p>TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası, Bodrum&#8217;a 10 km. açıkta denizde meydana gelen deprem ile ilgili bir uyarı yazısı yayımladı. Deniz içi aktif fayların oluşturacağı depremler ve tsunaminin, kıyı alanlarımızda bulunan yerleşim birimlerini ve tesisleri tehdit ettiğini belirten Oda, alınması gereken önlemlere dikkat çekti. 21 Temmuz Bodrum depremi Gökova Körfezi içinde Bodrum İlçesi Bitez mahallesine yaklaşık 10 km. kadar uzaklıkta denizde meydana gelen deprem, 6 şiddetindeydi (çok güçlü hissedilir) ve yaklaşık 11 sn. sürmüştü. 21 Temmuz gecesi saat 01.31&#8217;de meydana gelen deprem, AFAD verilerine göre büyüklüğü Mw: 6.5, derinliği 7.8 km., Kandilli Rasathanesi verilerine göre Mw: 6.6 büyüklüğünde ve odak derinliği yaklaşık 5 km. civarında, Amerikan Jeolojik Araştırma Merkezi (USGS) tarafından ise Mw: 6.7 olarak bildirildi. Büyüklüğü 4&#8217;ten fazla olan onlarca artçı deprem de kaydedilmeye devam ediyor. Yine AFAD Başkanlığı verilerine göre depremde kaydedilen maksimum ivme değeri deprem merkez üssüne en yakın uzaklıktaki (10 km uzaklıkta) Bodrum kuvvetli yer hareketi istasyonunda K-G yönlü bileşende 158 gal olarak ölçüldü. Depremin, normal fay karakterinde Gökova fayının deniz içinde yer alan ve yaklaşık 20-25km uzunluğundaki bir segmentinin kırılması ile meydana geldiği düşünülüyor. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası, sığ odaklı bu depremin, Muğla ili ve ilçeleri başta olmak üzere tüm Güney Batı Ege&#8217;de hissedildiğini, artçı depremlerin ise birkaç ay daha devam edebileceğini öngörüyor. Tsunami oluştu Kandilli Rasathanesi verilerine göre deprem sonucunda liman içinde yaklaşık 13 cm. yüksekliğinde tsunami dalgaları oluştu ve bu dalgalar kıyıdan karaya doğru onlarca metre ilerledi. Tsunami dalgalarının daha yüksek olarak görüldüğü yerlerde ise, araçlar suyla beraber sürüklendi. Ege Denizi&#8217;ndeki Girit Yayı-Kıbrıs Yayı bölgesinde Afrika plakasının kuzeye doğru hareketi sonucunda geçmişte şiddetli depremlerin meydana geldiği ve bu depremlerin de ciddi hasarlara yol açan tsunamiler oluşturduğu biliniyor. Zemini kaya Bodrum ve çevresinde yer alan yerleşim birimlerinin çoğunluğunun kaya nitelikli sağlam zemin birimleri üstüne oturması, yapıların çoğunlukla düşük katlı (iki katlı) olarak inşa edilmesi ve oluşan yer ivmesi değerinin (158 gal) düşük olması, hasarın minimum seviyede kalmasını sağlayan nedenler arasında gösteriliyor. Aynı deprem, Yunanistan&#8217;ın Kos adasında iki kişinin ölümüne ve önemli hasara yol açtı. 8000 km.&#8217;yi aşan kıyı alanına sahip olan ülkemizde, çok sayıda yerleşim birimi başta olmak üzere, enerji alanındaki stratejik tesislerimiz, limanlar, turistik tesislerin çoğunluğu kıyı alanlarımızda yer alıyor. Kıyı alanlarındaki zayıf zemin özelliklerine sahip yerleşim birimlerinin tsunamiden etkileneceğine dikkat çeken Oda, bir an önce çalışmalara başlanması gerektiğini hatırlattı. Alınması gereken önlemler Yerleşim yerlerinin belirlenmesinde zeminin jeolojik parametrelerinin önemi ve yapıların mühendislik hizmeti alması, deprem hasarlarının en aza indirilmesinde en önemli faktörlerden biri. Bunun için jeolojik jeoteknik birimlerin oluşturulması ve kıyılarda yer alan yerel yönetimlerin, jeoloji mühendislerinin koordinesinde tsunami planları yaparak depreme hazırlanması gerekiyor. Başta Başbakanlık AFAD Başkanlığı ile MTA Genel Müdürlüğü olmak üzere, tüm sorumlu kurumlar tarafından, bir plan çerçevesinde, deniz içi aktif fayları konusunda araştırma başlatılması ve araştırma sonucuna göre deniz içi aktif fayların haritalandırılması gerekiyor. Bu harita baz alınarak kıyı alanlarındaki yerleşim birimleri, tesisler ve yapılacak yatırımların, hızla gözden geçirilmesi gerekiyor. Kaynak: http://www.jmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=9922&#38;tipi=17&#38;sube=0#.WXNC5hTg1SU</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/denizde-meydana-gelen-depremler-ulkemiz-kiyi-alanlarini-tehdit-etmeye-devam-ediyor">Denizde meydana gelen depremler ülkemiz kıyı alanlarını tehdit etmeye devam ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span class="s1">TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası, Bodrum&#8217;a 10 km. açıkta denizde meydana gelen deprem ile ilgili bir uyarı yazısı yayımladı.</span></p>
<p><span class="s1">Deniz içi aktif fayların oluşturacağı depremler ve tsunaminin, kıyı alanlarımızda bulunan yerleşim birimlerini ve tesisleri tehdit ettiğini belirten Oda, alınması gereken önlemlere dikkat çekti.</span></p>
<p><strong>21 Temmuz Bodrum depremi</strong></p>
<p><span class="s1">Gökova Körfezi içinde Bodrum İlçesi Bitez mahallesine yaklaşık 10 km. kadar uzaklıkta denizde meydana gelen deprem, 6 şiddetindeydi (çok güçlü hissedilir) ve yaklaşık 11 sn. sürmüştü.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">21 Temmuz gecesi saat 01.31&#8217;de meydana gelen deprem, AFAD </span><span class="s1">verilerine göre büyüklüğü Mw: 6.5, derinliği 7.8 km., Kandilli Rasathanesi verilerine göre Mw: 6.6 büyüklüğünde ve odak derinliği yaklaşık 5 km. civarında, </span><span class="s1">Amerikan Jeolojik Araştırma Merkezi (USGS) tarafından ise Mw: 6.7 olarak bildirildi. Büyüklüğü 4&#8217;ten fazla olan onlarca artçı deprem de kaydedilmeye devam ediyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7268  alignright" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/07/hrt.jpg" alt="" width="416" height="257" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/07/hrt.jpg 638w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/07/hrt-300x186.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 416px) 100vw, 416px" /></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yine AFAD Başkanlığı verilerine göre depremde kaydedilen maksimum ivme değeri deprem merkez üssüne en yakın uzaklıktaki (10 km uzaklıkta) Bodrum kuvvetli yer hareketi istasyonunda K-G yönlü bileşende 158 gal olarak ölçüldü.</span></p>
<p><span class="s1">Depremin, normal fay karakterinde Gökova fayının deniz içinde yer alan ve yaklaşık 20-25km uzunluğundaki bir segmentinin kırılması ile meydana geldiği düşünülüyor.</span></p>
<p><span class="s1">TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası, sığ odaklı bu depremin, Muğla ili ve ilçeleri başta olmak üzere tüm Güney Batı Ege&#8217;de hissedildiğini, </span><span class="s1">a</span>rtçı depremlerin ise birkaç ay daha devam edebileceğini öngörüyor.</p>
<p><strong>Tsunami oluştu</strong></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kandilli Rasathanesi verilerine göre deprem sonucunda liman içinde yaklaşık <strong>13 cm. yüksekliğinde tsunami dalgaları</strong> oluştu ve bu dalgalar kıyıdan karaya doğru onlarca metre ilerledi. Tsunami dalgalarının daha yüksek olarak görüldüğü yerlerde ise, araçlar suyla beraber sürüklendi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ege Denizi&#8217;ndeki Girit Yayı-Kıbrıs Yayı bölgesinde Afrika plakasının kuzeye doğru hareketi sonucunda geçmişte şiddetli depremlerin meydana geldiği ve bu depremlerin de ciddi hasarlara yol açan tsunamiler oluşturduğu biliniyor.</span></p>
<p><strong>Zemini kaya</strong></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bodrum ve çevresinde yer alan yerleşim birimlerinin çoğunluğunun kaya nitelikli sağlam zemin birimleri üstüne oturması, yapıların çoğunlukla düşük katlı (iki katlı) olarak inşa edilmesi ve oluşan yer ivmesi değerinin (158 gal) düşük olması, hasarın minimum seviyede kalmasını sağlayan nedenler arasında gösteriliyor. Aynı deprem, Yunanistan&#8217;ın Kos adasında iki kişinin ölümüne ve önemli hasara yol açtı.</span></p>
<p><span class="s1">8000 km.&#8217;yi aşan kıyı alanına sahip olan ülkemizde, çok sayıda yerleşim birimi başta olmak üzere, enerji alanındaki stratejik tesislerimiz, limanlar, turistik tesislerin çoğunluğu kıyı alanlarımızda yer alıyor.</span></p>
<p>Kıyı alanlarındaki zayıf zemin özelliklerine sahip yerleşim birimlerinin tsunamiden etkileneceğine dikkat çeken Oda, bir an önce çalışmalara başlanması gerektiğini hatırlattı.</p>
<p><strong>Alınması gereken önlemler</strong></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yerleşim yerlerinin belirlenmesinde zeminin jeolojik parametrelerinin önemi ve yapıların mühendislik hizmeti alması, deprem hasarlarının en aza indirilmesinde en önemli faktörlerden biri.</span></p>
<p><span class="s1">Bunun için jeolojik jeoteknik birimlerin oluşturulması ve k</span><span class="s1">ıyılarda yer alan yerel yönetimlerin, jeoloji mühendislerinin koordinesinde tsunami planları yaparak depreme hazırlanması gerekiyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Başta Başbakanlık AFAD Başkanlığı ile MTA Genel Müdürlüğü olmak üzere, tüm sorumlu kurumlar tarafından, bir plan çerçevesinde, deniz içi aktif fayları konusunda araştırma başlatılması ve araştırma sonucuna göre </span><span class="s1">deniz içi aktif fayların haritalandırılması gerekiyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu harita baz alınarak kıyı alanlarındaki yerleşim birimleri, tesisler ve yapılacak yatırımların, hızla gözden geçirilmesi gerekiyor.</span></p>
<p><strong>Kaynak: <a href="http://www.jmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=9922&amp;tipi=17&amp;sube=0#.WXNC5hTg1SU">http://www.jmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=9922&amp;tipi=17&amp;sube=0#.WXNC5hTg1SU</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/denizde-meydana-gelen-depremler-ulkemiz-kiyi-alanlarini-tehdit-etmeye-devam-ediyor">Denizde meydana gelen depremler ülkemiz kıyı alanlarını tehdit etmeye devam ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7264</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Cep telefonları sağlığımızı ne kadar tehdit ediyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/cep-telefonlari-sagligimizi-ne-kadar-tehdit-ediyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jun 2017 12:05:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoyaşam]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı telefon]]></category>
		<category><![CDATA[bluetooth]]></category>
		<category><![CDATA[cep telefonu]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[düşük SAR değeri]]></category>
		<category><![CDATA[hertz]]></category>
		<category><![CDATA[ısıl etki]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[kulaklık]]></category>
		<category><![CDATA[radyasyon]]></category>
		<category><![CDATA[radyo frekansı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[watt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6920</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acaba beynimizi etkiliyor mu, zararı ne kadar, ne uzunlukta konuşmalıyız, yoksa hiç zararı yok mu? Bütün bu soruları, son araştırmaları da dikkate alarak, radyasyon fizikçimiz Yüksel Atakan kapsamlı olarak açıklıyor&#8230; Günlük yaşamımıza giren, çok kişinin yollarda bile iletişim kurduğu cep ve akıllı telefonların yaydığı yüksek frekanslı elektromanyetik (EM) radyasyonun sağlığımıza etkisi nedir? 30 ülkede yapılan yeni bir araştırmadan, Türkiye’deki kullanıcıların günde ortalama 72 kez cep telefonunu kontrol ettikleri ya da başka bir deyişle 7-8 saatlik uyku süresi dışında, her 15 dakikada bir, ekrana bakmakta, dünya birincisi olduğumuzu gösteriyor. Cep telefonları özellikle kulağa yapıştırılarak sık ve uzun süre kullanıldığında kulak bölgesindeki dokuları ısıtarak zamanla olumsuz etkileyebiliyor. Umarız bunlar, çok daha az ve kulağa yapıştırılmadan kullanılır. Elektromanyetik radyasyonun insan vücuduna etkileriyle ilgili olarak uzun yıllardır yapılan bilimsel araştırmalar sürüyor. Kanser, 20-30 yıl gibi çok uzun sürede oluştuğundan, cep telefonları kullananlarla, kullanmayanların vücutlarındaki etkilerin karşılaştırılabileceği uzun süreli bilimsel araştırmalara gerek var. Her ne kadar cep telefonlarından yayılan yüksek frekanslı EM radyasyonun baş ağrısı, depresyon ve uykusuzluk yaptığı gibi bulgular olduğunu öne süren araştırmalar var ise de bunlar kesinlik kazanmamıştır. Kesinlik kazanan, özellikle kulak bölgesindeki dokularda sıcaklık artımıyla ilgili ısıl etkidir. Yüksek frekanslı (Radyo Frekanslı /RF/) EM radyasyonun, girdiği dokulara enerjisini aktararak bunların sıcaklığını artırdığı artık kanıtlanmış bilimsel bir gerçek. Aşırı sıcaklık artımı ise dokuların işlevlerini bozabiliyor. RF radyasyon, hücrelerdeki moleküllerin birbirleriyle bağlantısını koparacak ve hücre çekirdeğindeki DNA gibi molekülleri bozacak enerjide olmadığından, kansere neden olabilecek etkiyi göstermesi genellikle beklenmiyor. Ancak, özel durumlarda, dokularda belirgin bir sıcaklık artışı oluşturmadan, büyük moleküllerde, hücre zarlarında ya da hücre organellerinde bunların normal işlevlerini bozan ısıl olmayan olumsuz etkiler beklenebiliyor. Isıl olmayan etkilerle ilgili olarak, bilimsel güvenilirliği sınanmış tek bulgu, EM radyasyonun, vücuda yerleştirilmiş “kalp pili” ve benzeri aletleri bozabilmesidir. Ayrıca hastane ve uçaklardaki duyarlı bazı aletler de cep telefonlarından olumsuz etkilenebiliyorlar. Cep telefonları / akıllı telefonlar kulağa çok yapıştırılıp uzun süre kullanıldığında bunların kansere yol açabileceğiyle ilgili WHO’nun IARC kurulunun uyarıları vardır. Hatta IARC, koruyucu bir önlem olarak cep telefonlarını, ‚kanser yapma olasılığı olan‘ maddeler sınıfına koymuştur. Özellikle çocukların bunları, çok daha az kullanması öneriliyor. Cep ve akıllı telefonlar, baz istasyonlarının yanı sıra, bina içindeki Wi Fi (WLAN /Router) aletleriyle de iletişim kuruyorlar. Eski cep telefonları, GSM standartları kullanırlarken, akıllı telefonlar UMTS (1900-2200 MHz) ve LTE (700 – 2600 MHz) standartlarında çok daha hızlı iletişimi, çok daha düşük enerjide kuruyorlar. Böylelikle bunların yaydıkları EM radyasyonun da eski cep telefonlarına oranla daha düşük enerjide kalması sonucu vücuda olabilecek etkisi de daha az; ama yok değil. GSM standardında, telefonla iletişim en yüksek elektriksel güçte kurulmaya başlanıyor ve daha sonra telefon kendini daha düşük güce ayarlıyor. UMTS ve LTE standartarında ise bunun tersi oluyor. En düşük güçte iletişim kurulmaya başlanıyor, daha sonra normal güce geçiliyor. Değerler ve Özgül Soğurma Hızı (SAR) SAR, vücudun kg’ı başına Watt olarak soğurulan enerji miktarını gösteren bir ölçüdür. Cep ve Akıllı Telefonların yaydığı EM radyasyondan korunmak amacıyla vücuttaki Özgül Soğurma Hızı Değerleriyle ilgili, SAR: (Specific Absorption Rate) sınır değerler kullanılıyor. Almanya’da yetkili kurumun yaptığı taramada, piyasadaki cep telefonlarının baş bölgesi için 0,10 ile 1,94 Watt/kg ve tüm vücut ışınlanması için ise 0,003 ve 1,87 Watt/kg arasında değerler gösterdiği saptanmıştır. 70 kilogramlık bir kişinin vücudu, “hareketsiz durumda” yaklaşık olarak saniyede 80  Watt’a eşdeğer bir enerji tüketiyor (80  Watt’lık bir elektrik ampulünün yanarken tükettiği enerji kadar). Buradan, vücudun kilogramı başına güç yoğunluğu olarak kabaca 80/70=1,2  Watt bulunur. Yürüdüğümüzde, spor yaptığımızda ya da bisiklete bindiğimizde ise vücudumuzun enerji alışverişi artıyor ve güç yoğunluğu vücudumuzun kilogramı başına 3 ile 5  Watt’a ulaşıyor. Bu düzeydeki bir güç yoğunluğu, dışarıdan Radyo Frekanslı (RF) radyasyon yoluyla vücutta oluşursa, bunun,vücuttaki organ ve dokuların normal işlevleri yoluyla giderilebileceği ve vücutta herhangi bir hasar oluşmayacağı düşünülmüş ve ilk sınır değer böyle belirlenmiştir. Son 40 yıldır özellikle hayvanlar üzerinde yapılan deneyler ve çeşitli bilimsel çalışmalar, herhangi bir nedenle tüm vücut ve dokulardaki 1 °C&#8217;ı aşan sıcaklık artımı sonucu, vücutta bazı bozuklukların ortaya çıktığını gösteriyor. Öte yandan vücutta 30 dakika boyunca 1 derecelik sıcaklık artımına yol açan ve RF radyasyondan kaynaklanan güç yoğunluğu ise kilogram başına 4 Watt kadardır. Bu değer “temel SAR sınır değeri” olarak kabul ediliyor. Korunma (ya da güvenlik) payı da göz önüne alınarak, bu değerin onda biri olan 0,4 Watt/kg, ilgili mesleklerde çalışanlar için sınır değer olarak öngörülüyor. Bunun da beşte biri olan 0,08 Watt/kg halktan herhangi bir kişinin tüm vücut ışınlanması için sınır değer olarak ICNIRP bilimsel kurulunca öneriliyor. Bu ise vücutta 1 derecenin 50’de biri (0,020 °C) kadar bir sıcaklık  artışı demek. Vücudun baş bölgesi için sınır değer 1,6 Watt/kg (Bazı ülkelerde 2  Watt/ kg ki bu da 0,50 °C sıcaklık artışıdır). 0,08  Watt/kg’lık sınır değere eşdeğer olarak  Volt/m ve Watt/ m2 birimlerinde  sınır değerler türetilmiştir. Bunlar sırasıyla 900 MHz için 41V/m, 4,5 Watt/m2 ve 1800 MHz için 58 V/m ve 9,2 Watt/ m2’dir. 2 GHz ile 300 GHz arasındaki yüksek frekanslar için türev sınır değerler ise elektriksel alan şiddeti için 61,4 V/m ve güç akısı için 10 Watt/m2 ’dir (ICNIRP İyonlayıcı olmayan ışınlardan korunma ölçütlerini belirleyen uluslararası üst kurulun önerisi). Türkiye’de  sınır değerler 2001 yılında yayımlanan ilgili yönetmeliğe göre, ICNIRP “yönlendirici sınır değerlerinin” dörtte biri kadardır ve 900 MHz frekansı için elektriksel alan şiddeti 10  Volt/m’dir. 1800 MHz frekansı için ise sınır değer 14 Volt/m’dir (Sınır değerlere göre, Türkiye’deki uygulama daha koruyucudur). RF radyasyonun vücuda aktardığı enerji yoğunluğunun üst sınırlarını belirleyen tüm bu değerler, hayvanlar üzerinde 1970’li ve 1980’li yıllarda yapılan deneylere (özellikle fare ve maymunlarda doku ısınması sonucu davranış bozukluklarının gözlenmesine) dayanıyor. Ayrıca viskoz bir sıvı karışımıyla doldurulan yapay bir kafanın yakınına konup çalıştırılan bir cep telefonunun bu sıvıya aktardığı enerjinin, kafa içindeki çeşitli noktalarda elektronik algılayıcılarla ölçüldüğü deneylerden de yararlanılıyor (Fantomla ya da modellemeyle). Cep ya da akıllı telefon satın alırken düşük SAR-Değeri olanı seçilmeli Düşük SAR-değerli bir telefon alan kişi kendi alacağı radyasyon dozunu önceden bir miktar düşürmüş demektir. Almanya’da ilgili Radyasyondan Korunma Kurumu (BfS), piyasadaki telefonların SAR değerlerini listeler halinde yayınlıyor (bkz: www.bfs.de/sar-werte-handy) 0,6 Watt/kg değerinin altındaki SAR değerleri olanlar, düşük radyasyonlu telefonlar olarak kabul ediliyor. Almanya piyasasındaki akıllı telefonların % 46’sının düşük radyasyonlu olduğu saptanmıştır. BfS kurumu, SAR değeri 0,6 Watt/kg’ın altında olan ve eskiyip atıldığında ya da geri dönüşümünde yapısı, çevreye az zarar verebilecek, cep telefonlarını ‘Mavi Melek’ etiketiyle ödüllendiriyor. BfS, vücuda 2,5 cm yakınlıkta, 2 Watt/kg’lık SAR sınır değerini belirliyor ve bunun altında kalınmasını öneriyor. Kulaklıklarla ilgili bilimsel çalışmalar Cep telefonlarının doğrudan kulağa yapıştırılmasıyla, kablosuz Bluetooth ya da kablolu kulaklıklarla kullanılması durumları ayrı ayrı‚ ’insan başı modelleri (fantom)’ üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar ve ayrıntılı ölçümlerle karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlar kulaklık kullanıldığında, cep telefonunun doğrudan kulağa yapıştırılmasına oranla: Kulaklığın cinsine, telefonunun vücutta taşındığı yere ya da vücuttan uzakta bulunma durumuna ve telefonun elektriksel gücüne göre vücuda toplam etki değişiklik gösteriyor. Cep telefonu vücuttan uzaktaysa, vücuda etki önemli oranda (5-10 kat) azalıyor. Kablolu kulaklıkların kulak bölgesinde oluşturabileceği doz (SAR), baş bölgesiyle ilgili sınır değer olan 2 Watt/kg’ın beşte birinden daha da az. Ancak en kötü durumda iç kulakta doz artabiliyor. Kulaklık kablosu (bir anten gibi) çevresindeki EM alanların oluşturduğu elektriksel akımları, kulağa iletebildiğinden kablonun, kulağa oldukça yakın ucuna ‚ferit zırh bileziği’ geçirildiğinde vücuda etki azalıyor ve parazitler önleniyor (demiroksitli seramikli bir alaşım olan ferit maddesi EM radyasyonu soğurarak kulağa iletilmesini engellediğinden). Kablosuz Bluetooth kulaklıklardan 1 miliwatt düşük güçte olan modeli 10 metre uzaklığa kadar yayın yapabildiğinden konuşanın cep telefonuyla iletişimı için yeterlidir  ve vücuda etkisi de diğerlerinden çok daha azdır. Bluetooth kulaklıklarıyla yapılan ölçümlerde SAR değerleri, sınır değerlerin çok altında kalmıştır. Kablolu kulaklıklarda, kablonun cep telefonuna bağlanan bölümü cep telefonuna sarılmamalı (cep telefonunun içindeki antenin EM alanından oluşacak elektrik akımını, kablonun kulağa iletmemesi için) ya da dış antenli telefonlarda, kablo antenden olduğunca uzakta tutulmalı. Kablonun ayrıca kulak ve yüze yapıştırılmaması vücuda etkiyi azaltacaktır. Kablolu ya da kablosuz kulaklıklar kullanılırken cep telefonunun elde ya da pantalonun ön cebinde taşınması yerine pantalonun arka cebinde, telefonun ön yüzü vücuda bakacak şekilde, kapalı yerlerde ise yakındaki bir masa, koltuk üzerinde vücuttan oldukça uzakta bulundurulması vücuda etkiyi azaltacaktır (telefonun arka yüzü vücuda bakacak olursa, anten, telefonun arka yüzüne yakın olduğundan telefonun gücü artarak kullananı daha fazla etkileyeceğinden). Kapalı yerlerde cep telefonuyla (kulaklıklı, kulaklıksız) uzun konuşmaların sık sık yapılması gerekiyorsa, telefona, bina dışındaki bir antenin bağlanmasıyla vücuda etki azalacaktır. Böylelikle baz istasyonundan gelen sinyal kalın duvarları geçerken zayıflamadan telefona ulaşacak ve cep telefonunun düşük düzeydeki sinyali alabilmesi için gücünü artırıp vücudu daha çok etkilemesi önlenmiş olacaktır. Özellikle baz istasyonuyla iletişimin sorunlu olduğu yerlerde, cep telefonu gücünü otomatik olarak arttıracağından, vücuda etki de artacağından bu durumda uzun konuşmalar yapılmamalı. Cep telefonları için zırhlama maddeleri kullanılmaması daha iyidir (zırhlama sonucu azalacak sinyali alabilmek için cep telefonu elektriksel gücünü artırmak zorunda kalacağından vücuda etki artacağından). Kulaklıklarla ilgili sonuçlar Kulaklık kullanıldığında etki, telefon ancak vücuttan oldukça uzaktaysa azalabilir (örneğin yarım metre kadar uzaktaysa ya da arka cebimizdeyse). Bu sağlanmadığında, vücuda olabilecek etki, iki kaynaktan gelen EM radyasyonla, çok az da olsa, bir miktar artabilir. Her ne kadar kulaklıklar vücuda olabilecek etkiyi önemli oranda azaltıyorsa da, bulunulan yere göre, gerek kulaklığın ve gerekse telefonunun çevredeki başka EM radyasyonları da algılaması sonucu vücutta ısıl ve ısıl olmayan etkilerin artabileceği düşünülmelidir. Örneğin telefonlar, otomobilin dış antenine bağlanmadan kullanılırsa vücuda etki artacaktır. Bu nedenle genel olarak otomobillerde, (trenlerde de) kulaklıklı, hoparlörlü telefonlar dış antensiz kullanıldığında, karoserinin ‘Faraday Kafesi’ zırhlaması sonucu içeriye çok az girebilecek EM radyasyonu alabilmek için telefon elektriksel gücünü artırmak zorunda kalacak ve bunun sonucu olarak araçtaki telefonun artan güçteki yayını hem konuşanı ve hem de doğrudan ve metal yüzeylerden yansımalar sonucu araçtakileri daha çok etkileyecektir. Çok düşük düzeydeki EM radyasyonunun vücuda etkileri yapılan on binlerce bilimsel çalışmaya karşın henüz kesinlikle ortaya konamadığından, çok zorunlu olmadıkça koruyucu bir önlem olarak (kablolu ya da  kablosuz kulaklıklı) telefonlarla olduğunca kısa konuşulmalı, mesaj verilmeli, uzun konuşmalar ev ya da bürolardaki kablolu sabit telefonlardan yapılmalı. Cep ve akıllı telefonlarla ilgili önerilen koruyucu önlemler Her ne kadar kanser oluşumu ve DNA bozulması gibi etkiler, bugün bilimsel kesinlikle ortaya konamıyorsa da koruyucu önlemler olarak şunlar göz önüne alınmalıdır: Cep telefonları daha çok haberleşme için kullanılmalı (olduğunca az ve kısa konuşulmalı, uzun iş konuşmaları ve söyleşiler kablolu telefonlarla yapılmalı). Bina içinde, pencereye yakın durup, telefonu pencereyle aramıza alarak konuşmalı (telefonun yayın ya da çalışma gücü azalacağından bize etkisi de azalacaktır ve elektromanyetik radyasyon başımızdan önce, telefondan geçecektir). Telefonda görülen sinyalin en yüksek olduğu yerler seçilmeli (baz istasyonuna yakın yerlerde telefon daha az güçle çalışacağından kişiye etkisi az olacaktır). Not: Çoğumuz oturduğumuz yerlere yakın baz istasyonu olsun istemiyoruz. Ancak, baz istasyonu bize uzaktaysa, telefonumuz daha büyük güçle çalışmak zorunda kalacak ve bizi daha çok etkileyecek. Yakınımızdaki bir baz istasyonunun yaydığı radyasyonun bize etkisi, ölçümlerle saptandığı gibi, telefonunkinden çok daha az. Telefonda bağlantı kurulurken telefon baştan biraz uzakta tutulmalı, konuşurken kulağa yapıştırılmamalı araya parmağımızı koyarak etki azaltılmalı. Telefonu göz, göğüs, (hamilelerde karından) ve üreme bölgelerinden uzakta tutmalı, kemerde ve pantolon cebinde değil, arka cepte ya da el çantasında taşımalı. Özellikle küçük çocuklara cep telefonu almamalı, gerektiğinde sadece haberleşme için kısa konuşmaları sağlanmalı, olabilecek zararlı etkileri öğretilmeli. Zorunlu bir durum olmadıkça otomobil ve trenlerde cep telefonuyla konuşulmamalı (Telefon metal karoserin iç kısmında oluşan elektriksel alanları yakaladığından konuşurken kulak bölgesindeki radyasyon dozu artıyor. Ayrıca, dış anten yoksa, karasorinin dış yüzeyi Faraday kafesi olarak EM radyasyonu engelleyeceğinden, telefonun gücünü artırarak iletişim kurarken, bizi daha çok etkileyecektir). Yeni cep telefonu satın alırken özgül soğurma yoğunluğu (SAR değerleri) daha düşük olanlar seçilmeli (Aşağıdaki ‘Kaynaklar’daki ilgili internet sayfasına bkz.) Cep telefonları, insülin pompası, kalp ve kulak aletlerinden en az 25 cm uzaklıkta kullanılmalı, hastanelerde, uçaklarda (özellikle uçakların kalkış ve inişlerinde) kullanılmaları zaten yasak. Vücutları gelişmekte olduğundan EM radyasyondan daha çok etkilenebilecek bebeklerin ve küçük çocukların çok yakınında cep telefonuyla konuşmalar yapılmamalı. Gebeler ve çocuklar bunları çok az kullanmalı. Notlar: Watt ‘Fizikte ‘Güç birimi’ olup 1  Watt, 1 saniyede üretilen ya da tüketilen enerji miktarını (Joule/saniye) gösteriyor. Hertz EM radyasyonun frekansını gösteren birim olup 1 Hertz, saniyede 1 adet titreşimdir. Evlerde kullandığımız alternatif akımın frekansı 50 iken, cep telefonlarının baz istasyonlarıyla etkileşime girdiği EM radyasyonun frekansı ya da saniyede titreşim sayısı 900, 1800 Mega Hertz (..milyar Hertz) olabiliyor. Yüksel Atakan, Dr.,Radyasyon Fizikçisi, Almanya / ybatakan@gmail.com Kaynaklar: Almanya Radyasyondan Korunma Kurumu yayınları www.bfs.de Radyasyon ve Sağlığımız? kitabı, Y.Atakan, Nobel Yayınları 2014 https://www.nobelkitap.com/kitap_113005_radyasyon-ve-sagligimiz.html Resmi Gazete Tarihi: 24.07.2010 Resmi Gazete Sayısı: 27651 İyonlaştırıcı olmayan radyasyonun olumsuz etkilerinden çevre ve halkın sağlığının korunmasına yönelik alınması gereken tedbirlere ilişkin yönetmelik Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu http://www.btk.gov.tr TÜBİTAK Bilim Teknik dergisi Mart 2010 sayısından, Atakan,Y. Atakan, Y., “Cep telefonu kullanımı beyinde tümör oluşturuyor mu?” ( interfon Araştırması) Cumhuriyet Bilim Teknoloji, 22 Ocak 2010 Exposure to high frequency electromagnetic ﬁ elds, biological effects and health consequences (100kHz-300 GHz), ICNIRP 16/2009 Sevgi, L., Elektromanyetik Kirlilik, Cep Telefonları ve Baz İstasyonları, TÜBİTAK MAM, 2000 &#8211; Cep telefonları Cep telefonları marka ve tiplerine göre SAR değerleri için bkz.: www.bfs.de/sar-werte-handy ve http://gnrk.gazi.edu.tr/posts/view/title/sar-nedir%3F-10102</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/cep-telefonlari-sagligimizi-ne-kadar-tehdit-ediyor">Cep telefonları sağlığımızı ne kadar tehdit ediyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Acaba beynimizi etkiliyor mu, zararı ne kadar, ne uzunlukta konuşmalıyız, yoksa hiç zararı yok mu? Bütün bu soruları, son araştırmaları da dikkate alarak, radyasyon fizikçimiz Yüksel Atakan kapsamlı olarak açıklıyor&#8230;</strong></p>
<p>Günlük yaşamımıza giren, çok kişinin yollarda bile iletişim kurduğu cep ve akıllı telefonların yaydığı yüksek frekanslı elektromanyetik (EM) radyasyonun sağlığımıza etkisi nedir? 30 ülkede yapılan yeni bir araştırmadan, Türkiye’deki kullanıcıların günde ortalama 72 kez cep telefonunu kontrol ettikleri ya da başka bir deyişle 7-8 saatlik uyku süresi dışında, her 15 dakikada bir, ekrana bakmakta, dünya birincisi olduğumuzu gösteriyor.</p>
<p>Cep telefonları özellikle kulağa yapıştırılarak sık ve uzun süre kullanıldığında kulak bölgesindeki dokuları ısıtarak zamanla olumsuz etkileyebiliyor. Umarız bunlar, çok daha az ve kulağa yapıştırılmadan kullanılır.</p>
<p>Elektromanyetik radyasyonun insan vücuduna etkileriyle ilgili olarak uzun yıllardır yapılan bilimsel araştırmalar sürüyor. Kanser, 20-30 yıl gibi çok uzun sürede oluştuğundan, cep telefonları kullananlarla, kullanmayanların vücutlarındaki etkilerin karşılaştırılabileceği uzun süreli bilimsel araştırmalara gerek var. Her ne kadar cep telefonlarından yayılan yüksek frekanslı EM radyasyonun baş ağrısı, depresyon ve uykusuzluk yaptığı gibi bulgular olduğunu öne süren araştırmalar var ise de bunlar kesinlik kazanmamıştır. Kesinlik kazanan, özellikle kulak bölgesindeki dokularda sıcaklık artımıyla ilgili <strong>ısıl etki</strong>dir.</p>
<div id="attachment_6921" style="width: 235px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-6921" class="wp-image-6921 size-full" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/cp.jpg" alt="" width="225" height="169" /><p id="caption-attachment-6921" class="wp-caption-text">Cep telefonuyla 15 dakika kadar konuşulması sonucu kulak bölgesindeki sıcaklık artımı, kırmızıyla gösteriliyor.</p></div>
<p>Yüksek frekanslı (Radyo Frekanslı /RF/) EM radyasyonun, girdiği dokulara enerjisini aktararak bunların sıcaklığını artırdığı artık kanıtlanmış bilimsel bir gerçek. Aşırı sıcaklık artımı ise dokuların işlevlerini bozabiliyor.</p>
<p>RF radyasyon, hücrelerdeki moleküllerin birbirleriyle bağlantısını koparacak ve hücre çekirdeğindeki DNA gibi molekülleri bozacak enerjide olmadığından, kansere neden olabilecek etkiyi göstermesi genellikle beklenmiyor. Ancak, özel durumlarda, dokularda belirgin bir sıcaklık artışı oluşturmadan, büyük moleküllerde, hücre zarlarında ya da hücre organellerinde bunların normal işlevlerini bozan ısıl olmayan olumsuz etkiler beklenebiliyor. Isıl olmayan etkilerle ilgili olarak, bilimsel güvenilirliği sınanmış tek bulgu, EM radyasyonun, vücuda yerleştirilmiş “kalp pili” ve benzeri aletleri bozabilmesidir. Ayrıca hastane ve uçaklardaki duyarlı bazı aletler de cep telefonlarından olumsuz etkilenebiliyorlar. Cep telefonları / akıllı telefonlar kulağa çok yapıştırılıp uzun süre kullanıldığında bunların kansere yol açabileceğiyle ilgili WHO’nun IARC kurulunun uyarıları vardır. Hatta IARC, koruyucu bir önlem olarak cep telefonlarını, ‚kanser yapma olasılığı olan‘ maddeler sınıfına koymuştur. Özellikle çocukların bunları, çok daha az kullanması öneriliyor.</p>
<p>Cep ve akıllı telefonlar, baz istasyonlarının yanı sıra, bina içindeki Wi Fi (WLAN /Router) aletleriyle de iletişim kuruyorlar. Eski cep telefonları, GSM standartları kullanırlarken, akıllı telefonlar UMTS (1900-2200 MHz) ve LTE (700 – 2600 MHz) standartlarında çok daha hızlı iletişimi, çok daha düşük enerjide kuruyorlar. Böylelikle bunların yaydıkları EM radyasyonun da eski cep telefonlarına oranla daha düşük enerjide kalması sonucu vücuda olabilecek etkisi de daha az; ama yok değil. GSM standardında, telefonla iletişim en yüksek elektriksel güçte kurulmaya başlanıyor ve daha sonra telefon kendini daha düşük güce ayarlıyor. UMTS ve LTE standartarında ise bunun tersi oluyor. En düşük güçte iletişim kurulmaya başlanıyor, daha sonra normal güce geçiliyor.</p>
<p><strong>Değerler ve Özgül Soğurma Hızı (SAR)</strong></p>
<p>SAR, vücudun kg’ı başına Watt olarak soğurulan enerji miktarını gösteren bir ölçüdür. Cep ve Akıllı Telefonların yaydığı EM radyasyondan korunmak amacıyla vücuttaki Özgül Soğurma Hızı Değerleriyle ilgili, SAR: (Specific Absorption Rate) sınır değerler kullanılıyor. Almanya’da yetkili kurumun yaptığı taramada, piyasadaki cep telefonlarının baş bölgesi için 0,10 ile 1,94 Watt/kg ve tüm vücut ışınlanması için ise 0,003 ve 1,87 Watt/kg arasında değerler gösterdiği saptanmıştır.</p>
<p>70 kilogramlık bir kişinin vücudu, “hareketsiz durumda” yaklaşık olarak saniyede 80  Watt’a eşdeğer bir enerji tüketiyor (80  Watt’lık bir elektrik ampulünün yanarken tükettiği enerji kadar). Buradan, vücudun kilogramı başına güç yoğunluğu olarak kabaca 80/70=1,2  Watt bulunur. Yürüdüğümüzde, spor yaptığımızda ya da bisiklete bindiğimizde ise vücudumuzun enerji alışverişi artıyor ve güç yoğunluğu vücudumuzun kilogramı başına 3 ile 5  Watt’a ulaşıyor. Bu düzeydeki bir güç yoğunluğu, dışarıdan Radyo Frekanslı (RF) radyasyon yoluyla vücutta oluşursa, bunun,vücuttaki organ ve dokuların normal işlevleri yoluyla giderilebileceği ve vücutta herhangi bir hasar oluşmayacağı düşünülmüş ve ilk sınır değer böyle belirlenmiştir. Son 40 yıldır özellikle hayvanlar üzerinde yapılan deneyler ve çeşitli bilimsel çalışmalar, herhangi bir nedenle tüm vücut ve dokulardaki 1 °C&#8217;ı aşan sıcaklık artımı sonucu, vücutta bazı bozuklukların ortaya çıktığını gösteriyor. Öte yandan vücutta 30 dakika boyunca 1 derecelik sıcaklık artımına yol açan ve RF radyasyondan kaynaklanan güç yoğunluğu ise kilogram başına 4 Watt kadardır. Bu değer “temel SAR sınır değeri” olarak kabul ediliyor. Korunma (ya da güvenlik) payı da göz önüne alınarak, bu değerin onda biri olan 0,4 Watt/kg, ilgili mesleklerde çalışanlar için sınır değer olarak öngörülüyor. Bunun da beşte biri olan 0,08 Watt/kg halktan herhangi bir kişinin tüm vücut ışınlanması için sınır değer olarak ICNIRP bilimsel kurulunca öneriliyor. Bu ise vücutta 1 derecenin 50’de biri (0,020 °C) kadar bir sıcaklık  artışı demek. Vücudun baş bölgesi için sınır değer 1,6 Watt/kg (Bazı ülkelerde 2  Watt/ kg ki bu da 0,50 °C sıcaklık artışıdır). 0,08  Watt/kg’lık sınır değere eşdeğer olarak  Volt/m ve Watt/ m<strong><sup>2</sup></strong> birimlerinde  sınır değerler türetilmiştir. Bunlar sırasıyla 900 MHz için 41V/m, 4,5 Watt/m<strong><sup>2 </sup></strong>ve 1800 MHz için 58 V/m ve 9,2 Watt/ m<strong><sup>2</sup></strong>’dir.</p>
<p>2 GHz ile 300 GHz arasındaki yüksek frekanslar için türev sınır değerler ise elektriksel alan şiddeti için 61,4 V/m ve güç akısı için 10 Watt/m<strong><sup>2</sup></strong> ’dir (ICNIRP İyonlayıcı olmayan ışınlardan korunma ölçütlerini belirleyen uluslararası üst kurulun önerisi). Türkiye’de  sınır değerler 2001 yılında yayımlanan ilgili yönetmeliğe göre, ICNIRP “yönlendirici sınır değerlerinin” dörtte biri kadardır ve 900 MHz frekansı için elektriksel alan şiddeti 10  Volt/m’dir. 1800 MHz frekansı için ise sınır değer 14 Volt/m’dir (<strong>Sınır değerlere göre, Türkiye’deki uygulama daha koruyucudur</strong>). RF radyasyonun vücuda aktardığı enerji yoğunluğunun üst sınırlarını belirleyen tüm bu değerler, hayvanlar üzerinde 1970’li ve 1980’li yıllarda yapılan deneylere (özellikle fare ve maymunlarda doku ısınması sonucu davranış bozukluklarının gözlenmesine) dayanıyor. Ayrıca viskoz bir sıvı karışımıyla doldurulan yapay bir kafanın yakınına konup çalıştırılan bir cep telefonunun bu sıvıya aktardığı enerjinin, kafa içindeki çeşitli noktalarda elektronik algılayıcılarla ölçüldüğü deneylerden de yararlanılıyor (Fantomla ya da modellemeyle).</p>
<div id="attachment_6923" style="width: 310px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-6923" class="wp-image-6923 size-medium" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/cep-300x180.jpg" alt="" width="300" height="180" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/cep-300x180.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/cep.jpg 500w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-6923" class="wp-caption-text">İçi insan başı dokusu eşdeğeri sıvıyla doldurulmuş modelde, EM radyasyonun etkisiyle sıcaklık artımının incelendiği deney düzeneği gösteriliyor.</p></div>
<p><strong>Cep ya da akıllı telefon satın alırken düşük SAR-Değeri olanı seçilmeli</strong></p>
<p>Düşük SAR-değerli bir telefon alan kişi kendi alacağı radyasyon dozunu önceden bir miktar düşürmüş demektir. Almanya’da ilgili Radyasyondan Korunma Kurumu (BfS), piyasadaki telefonların SAR değerlerini listeler halinde yayınlıyor (bkz: <a href="http://www.bfs.de/DE/themen/emf/mobilfunk/schutz/vorsorge/sar-handy.html">www.bfs.de/sar-werte-handy</a>)</p>
<p>0,6 Watt/kg değerinin altındaki SAR değerleri olanlar, düşük radyasyonlu telefonlar olarak kabul ediliyor. Almanya piyasasındaki akıllı telefonların % 46’sının düşük radyasyonlu olduğu saptanmıştır. BfS kurumu, SAR değeri 0,6 Watt/kg’ın altında olan ve eskiyip atıldığında ya da geri dönüşümünde yapısı, çevreye <strong>az zarar</strong> verebilecek, cep telefonlarını <strong>‘Mavi Melek’</strong> etiketiyle ödüllendiriyor. BfS, vücuda 2,5 cm yakınlıkta, 2 Watt/kg’lık SAR sınır değerini belirliyor ve bunun altında kalınmasını öneriyor.</p>
<p><strong>Kulaklıklarla ilgili bilimsel çalışmalar</strong></p>
<p>Cep telefonlarının doğrudan kulağa yapıştırılmasıyla, kablosuz Bluetooth ya da kablolu kulaklıklarla kullanılması durumları ayrı ayrı‚ ’insan başı modelleri (fantom)’ üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar ve ayrıntılı ölçümlerle karşılaştırılmıştır.</p>
<p>Elde edilen sonuçlar kulaklık kullanıldığında, cep telefonunun doğrudan kulağa yapıştırılmasına oranla:</p>
<ol>
<li>Kulaklığın cinsine, telefonunun vücutta taşındığı yere ya da vücuttan uzakta bulunma durumuna ve telefonun elektriksel gücüne göre vücuda toplam etki değişiklik gösteriyor. Cep telefonu vücuttan uzaktaysa, vücuda etki önemli oranda (5-10 kat) azalıyor.</li>
<li>Kablolu kulaklıkların kulak bölgesinde oluşturabileceği doz (SAR), baş bölgesiyle ilgili sınır değer olan 2 Watt/kg’ın beşte birinden daha da az. Ancak en kötü durumda iç kulakta doz artabiliyor.</li>
<li>Kulaklık kablosu (bir anten gibi) çevresindeki EM alanların oluşturduğu elektriksel akımları, kulağa iletebildiğinden kablonun, kulağa oldukça yakın ucuna ‚ferit zırh bileziği’ geçirildiğinde vücuda etki azalıyor ve parazitler önleniyor (demiroksitli seramikli bir alaşım olan ferit maddesi EM radyasyonu soğurarak kulağa iletilmesini engellediğinden).</li>
<li>Kablosuz Bluetooth kulaklıklardan 1 miliwatt düşük güçte olan modeli 10 metre uzaklığa kadar yayın yapabildiğinden konuşanın cep telefonuyla iletişimı için yeterlidir  ve vücuda etkisi de diğerlerinden çok daha azdır. Bluetooth kulaklıklarıyla yapılan ölçümlerde SAR değerleri, sınır değerlerin çok altında kalmıştır.</li>
<li>Kablolu kulaklıklarda, kablonun cep telefonuna bağlanan bölümü cep telefonuna sarılmamalı (cep telefonunun içindeki antenin EM alanından oluşacak elektrik akımını, kablonun kulağa iletmemesi için) ya da dış antenli telefonlarda, kablo antenden olduğunca uzakta tutulmalı. Kablonun ayrıca kulak ve yüze yapıştırılmaması vücuda etkiyi azaltacaktır.</li>
<li>Kablolu ya da kablosuz kulaklıklar kullanılırken cep telefonunun elde ya da pantalonun ön cebinde taşınması yerine pantalonun arka cebinde, telefonun ön yüzü vücuda bakacak şekilde, kapalı yerlerde ise yakındaki bir masa, koltuk üzerinde vücuttan oldukça uzakta bulundurulması vücuda etkiyi azaltacaktır (telefonun arka yüzü vücuda bakacak olursa, anten, telefonun arka yüzüne yakın olduğundan telefonun gücü artarak kullananı daha fazla etkileyeceğinden).</li>
<li>Kapalı yerlerde cep telefonuyla (kulaklıklı, kulaklıksız) uzun konuşmaların sık sık yapılması gerekiyorsa, telefona, bina dışındaki bir antenin bağlanmasıyla vücuda etki azalacaktır. Böylelikle baz istasyonundan gelen sinyal kalın duvarları geçerken zayıflamadan telefona ulaşacak ve cep telefonunun düşük düzeydeki sinyali alabilmesi için gücünü artırıp vücudu daha çok etkilemesi önlenmiş olacaktır.</li>
<li>Özellikle baz istasyonuyla iletişimin sorunlu olduğu yerlerde, cep telefonu gücünü otomatik olarak arttıracağından, vücuda etki de artacağından bu durumda uzun konuşmalar yapılmamalı.</li>
<li>Cep telefonları için zırhlama maddeleri kullanılmaması daha iyidir (zırhlama sonucu azalacak sinyali alabilmek için cep telefonu elektriksel gücünü artırmak zorunda kalacağından vücuda etki artacağından).</li>
</ol>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-6925 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/hph.jpg" alt="" width="225" height="169" /></p>
<p><strong>Kulaklıklarla ilgili sonuçlar</strong></p>
<p>Kulaklık kullanıldığında etki, telefon ancak vücuttan oldukça uzaktaysa azalabilir (örneğin yarım metre kadar uzaktaysa ya da arka cebimizdeyse). Bu sağlanmadığında, vücuda olabilecek etki, iki kaynaktan gelen EM radyasyonla, çok az da olsa, bir miktar artabilir.</p>
<p>Her ne kadar kulaklıklar vücuda olabilecek etkiyi önemli oranda azaltıyorsa da, bulunulan yere göre, gerek kulaklığın ve gerekse telefonunun çevredeki başka EM radyasyonları da algılaması sonucu vücutta ısıl ve ısıl olmayan etkilerin artabileceği düşünülmelidir. Örneğin telefonlar, otomobilin dış antenine bağlanmadan kullanılırsa vücuda etki artacaktır. Bu nedenle genel olarak otomobillerde, (trenlerde de) kulaklıklı, hoparlörlü telefonlar dış antensiz kullanıldığında, karoserinin ‘Faraday Kafesi’ zırhlaması sonucu içeriye çok az girebilecek EM radyasyonu alabilmek için telefon elektriksel gücünü artırmak zorunda kalacak ve bunun sonucu olarak araçtaki telefonun artan güçteki yayını hem konuşanı ve hem de doğrudan ve metal yüzeylerden yansımalar sonucu araçtakileri daha çok etkileyecektir.</p>
<p>Çok düşük düzeydeki EM radyasyonunun vücuda etkileri yapılan on binlerce bilimsel çalışmaya karşın henüz kesinlikle ortaya konamadığından, çok zorunlu olmadıkça koruyucu bir önlem olarak (kablolu ya da  kablosuz kulaklıklı) telefonlarla olduğunca kısa konuşulmalı, mesaj verilmeli, uzun konuşmalar ev ya da bürolardaki kablolu sabit telefonlardan yapılmalı.</p>
<p><strong>Cep ve akıllı telefonlarla ilgili önerilen koruyucu önlemler </strong></p>
<p>Her ne kadar kanser oluşumu ve DNA bozulması gibi etkiler, bugün bilimsel kesinlikle ortaya konamıyorsa da koruyucu önlemler olarak şunlar göz önüne alınmalıdır:</p>
<ol>
<li>Cep telefonları daha çok haberleşme için kullanılmalı (olduğunca az ve kısa konuşulmalı, uzun iş konuşmaları ve söyleşiler kablolu telefonlarla yapılmalı).</li>
<li>Bina içinde, pencereye yakın durup, telefonu pencereyle aramıza alarak konuşmalı (telefonun yayın ya da çalışma gücü azalacağından bize etkisi de azalacaktır ve elektromanyetik radyasyon başımızdan önce, telefondan geçecektir).</li>
<li>Telefonda görülen sinyalin en yüksek olduğu yerler seçilmeli (baz istasyonuna yakın yerlerde telefon daha az güçle çalışacağından kişiye etkisi az olacaktır). Not: Çoğumuz oturduğumuz yerlere yakın baz istasyonu olsun istemiyoruz. Ancak, baz istasyonu bize uzaktaysa, telefonumuz daha büyük güçle çalışmak zorunda kalacak ve bizi daha çok etkileyecek. Yakınımızdaki bir baz istasyonunun yaydığı radyasyonun bize etkisi, ölçümlerle saptandığı gibi, telefonunkinden çok daha az.</li>
<li>Telefonda bağlantı kurulurken telefon baştan biraz uzakta tutulmalı, konuşurken kulağa yapıştırılmamalı araya parmağımızı koyarak etki azaltılmalı.</li>
<li>Telefonu göz, göğüs, (hamilelerde karından) ve üreme bölgelerinden uzakta tutmalı, kemerde ve pantolon cebinde değil, arka cepte ya da el çantasında taşımalı.</li>
<li>Özellikle küçük çocuklara cep telefonu almamalı, gerektiğinde sadece haberleşme için kısa konuşmaları sağlanmalı, olabilecek zararlı etkileri öğretilmeli.</li>
<li>Zorunlu bir durum olmadıkça otomobil ve trenlerde cep telefonuyla konuşulmamalı (Telefon metal karoserin iç kısmında oluşan elektriksel alanları yakaladığından konuşurken kulak bölgesindeki radyasyon dozu artıyor. Ayrıca, dış anten yoksa, karasorinin dış yüzeyi Faraday kafesi olarak EM radyasyonu engelleyeceğinden, telefonun gücünü artırarak iletişim kurarken, bizi daha çok etkileyecektir).</li>
<li>Yeni cep telefonu satın alırken özgül soğurma yoğunluğu (SAR değerleri) daha düşük olanlar seçilmeli (Aşağıdaki ‘Kaynaklar’daki ilgili internet sayfasına bkz.)</li>
<li>Cep telefonları, insülin pompası, kalp ve kulak aletlerinden en az 25 cm uzaklıkta kullanılmalı, hastanelerde, uçaklarda (özellikle uçakların kalkış ve inişlerinde) kullanılmaları zaten yasak.</li>
<li>Vücutları gelişmekte olduğundan EM radyasyondan daha çok etkilenebilecek bebeklerin ve küçük çocukların çok yakınında cep telefonuyla konuşmalar yapılmamalı. Gebeler ve çocuklar bunları çok az kullanmalı.</li>
</ol>
<p><strong>Notlar:<br />
</strong><strong><br />
</strong><strong>Watt</strong> ‘Fizikte ‘Güç birimi’ olup 1  Watt, 1 saniyede üretilen ya da tüketilen enerji miktarını (Joule/saniye) gösteriyor.<br />
<strong>Hertz</strong> EM radyasyonun frekansını gösteren birim olup 1 Hertz, saniyede 1 adet titreşimdir. Evlerde kullandığımız alternatif akımın frekansı 50 iken, cep telefonlarının baz istasyonlarıyla etkileşime girdiği EM radyasyonun frekansı ya da saniyede titreşim sayısı 900, 1800 Mega Hertz (..milyar Hertz) olabiliyor.</p>
<p><strong>Yüksel Atakan, Dr.,Radyasyon Fizikçisi, Almanya / <a href="mailto:ybatakan@gmail.com">ybatakan@gmail.com</a></strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Almanya Radyasyondan Korunma Kurumu yayınları <a href="http://www.bfs.de">www.bfs.de</a></li>
<li>Radyasyon ve Sağlığımız? kitabı, Y.Atakan, Nobel Yayınları 2014 <a href="https://www.nobelkitap.com/kitap_113005_radyasyon-ve-sagligimiz.html">https://www.nobelkitap.com/kitap_113005_radyasyon-ve-sagligimiz.html</a></li>
<li>Resmi Gazete Tarihi: 24.07.2010 Resmi Gazete Sayısı: 27651 İyonlaştırıcı olmayan radyasyonun olumsuz etkilerinden çevre ve halkın sağlığının korunmasına yönelik alınması gereken tedbirlere ilişkin yönetmelik</li>
<li>Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu <a href="http://www.btk.gov.tr">http://www.btk.gov.tr</a></li>
<li>TÜBİTAK Bilim Teknik dergisi Mart 2010 sayısından, Atakan,Y.</li>
<li>Atakan, Y., “Cep telefonu kullanımı beyinde tümör oluşturuyor mu?” ( interfon Araştırması) Cumhuriyet Bilim Teknoloji, 22 Ocak 2010</li>
<li>Exposure to high frequency electromagnetic ﬁ elds, biological effects and health consequences (100kHz-300 GHz), ICNIRP 16/2009</li>
<li>Sevgi, L., Elektromanyetik Kirlilik, Cep Telefonları ve Baz İstasyonları, TÜBİTAK MAM, 2000 &#8211; Cep telefonları</li>
<li>Cep telefonları marka ve tiplerine göre SAR değerleri için bkz.: <a href="http://www.bfs.de/DE/themen/emf/mobilfunk/schutz/vorsorge/sar-handy.html">www.bfs.de/sar-werte-handy</a> ve <a href="http://gnrk.gazi.edu.tr/posts/view/title/sar-nedir%3F-10102">http://gnrk.gazi.edu.tr/posts/view/title/sar-nedir%3F-10102</a></li>
</ol>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/cep-telefonlari-sagligimizi-ne-kadar-tehdit-ediyor">Cep telefonları sağlığımızı ne kadar tehdit ediyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6920</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sakin Yaşam Sempozyumu (Soneva)</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/melih-bas/sakin-yasam-sempozyumu-soneva</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Melih Baş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2017 11:14:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Melih Baş]]></category>
		<category><![CDATA[biyoçeşitlilik]]></category>
		<category><![CDATA[eko toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ekolojik]]></category>
		<category><![CDATA[finans]]></category>
		<category><![CDATA[Jonathon Porritt]]></category>
		<category><![CDATA[sakin]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyum]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yavaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5058</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnceleyebildiğim kadarıyla ulusal basınımızda yer almamış bir sempozyumdan söz edeceğiz sizlere. Soneva Vakfı’nca düzenlenen ve Soneva Grup tarafından akçalandırılan ‘Sakin Yaşam Sempozyumu (Slow Life Symposium) ilk kez 2008’de düzenlenmiş, sonra sırasıyla 2010, 2011, 2013, 2014 ve Kasım 2016’da. Maldiv Cumhuriyeti’ni duymuşsunuzdur, hani eko toplumculuğu çağrıştıran ‘kırmızı çerçeve içinde yeşil zeminde konuşlu hilal’ tasarımlı bayrağı olan ülke. Son yıllarda ülkemizde turizm alanında özellikle balayına giden çiftler için önemli bir yere kavuşmuş gözüküyor. 1190 adadan oluştuğundan olsa gerek Maldivler olarak da anılan ülkede ekonominin iki temel ayağı turizm ve balıkçılıktır. Maldiv Cumhuriyeti ekolojik anlamda iki tehditle boğuşuyor; biri yükselen okyanus (sularının altında kalma) tehdidi, diğeri ise küresel ısınmaya dayalı olarak bitki ve deniz varlıklarındaki (mercan kayalıklarındaki örneğin) kayıplara ait tehdit! Anımsayanlar olacaktır, 2014 yılının Dünya Çevre Günü teması ‘Küçük Adalar ve İklim Değişikliği’ idi. Bu konuyu biz de, geçmişte kalan hoş bir miras nitelikli ‘Sürdürülebilir Yaşam’ dergisinde o günlerde işlemiş ve yazmıştık! Sempozyum pek de fazla duyulmuyor; benim de duymam izlediğim bir kişi olan Jonathon Porritt sayesinde oldu. Meraklısı için kısaca paylaşalım, Prof. Porritt ‘Gelecek için Forum’un kurucusu, birçok kurumda görevler almış ama yurttaşlarımız onu ‘Yeryüzünün Dostları (Friends of Earth)’ örgütünün başkanı ve İngiltere’de halen üyesi olduğu Yeşil Parti’nin eş başkanı olarak anımsayabilirler. Yeşil Politika adlı kitabı dilimize de çevrilmişti. Sakin Yavaş Sempozyumu başkanı Prof. Porritt. Bu sempozyum düşüncesini yaşama geçiren Soneva Vakfı’nı kuran Soneva Grup ise İngiltere’de doğmuş ve eğitimini almış Sonu ve karısı Eva Shivdasani’ye ait. Shivdasani’ler sürdürülebilirlik ve lüksün bir arada olabilirliğini kanıtlayıcı turizm işletmeciliği yapıyorlar. Plastikleri enazlamak, karbon ayak izini enazlamak, yerel kaynak kullanımıyla yerel ekonomiyi desteklemek gibi ilkeleri ile ‘akıllı lüks’ kavramını üretmişler. Vakfın odak çalışma alanları temiz enerji, biyoçeşitlilik ve sosyal etki olarak belirtilmiş. Sempozyuma gelince, katılımcılar sürdürülebilir gelişme konusunda kafa yoran ve işler yapan bilim insanları, iş insanları, demokratik kitle örgütlerinden temsilciler, düşünce insanlarından oluşuyor. Sempozyumların anahtar temaları denizlerin korunması, enerji güvenliği, düşük karbonlu altyapı, atık yönetimi, suların korunması, sürdürülebilir turizm, sürdürülebilir finans ve tehdit altındaki biyoçeşitlilik. Sempozyumlarda yeni disiplinlerarası ağların ve ortaklıkların gelişmesinin (önündeki hem fiziksel hem de düşünsel sınırların kaldırılarak) sağlanması için çalışılıyor. Katılımcılar, küresel çaptaki sorunlara yerel, kurum düzeyinde veya siyaset bağlamında uygulanabilir ve ölçülebilir çözümler üretmeye çalışıyorlar. Kısaca 17-19 Kasım 2016 tarihleri arasında ‘Prosperity Within Planetary Boundaries (Gezegensel Sınırlar İçinde Gönenç)’ başlığıyla düzenlenen sempozyumdan da söz edelim. Sonu ve Jonathon’un açılış konuşmalarının ardından Johan Rockström tarafından yapılan ilk sunum: How can we all Benefit from a Planetary Boundaries Framework? (Hepimiz gezegensel sınırlar çerçevesinden nasıl yararlanabiliriz?). ‘Ekonomiyi Özetlemek’ başlıklı ikinci oturumdaki sunumlar ise şöyle: Oxford Üniversitesi Çevresel Değişim Enstitüsü’nden iktisadiyatçı Kate Raworth: The Doughnut Economy and the Planetary Boundaries  (Donut Ekonomisi ve Gezegensel Sınırlar) ve Diana Liverman: Putting People at the heart of the Planetary Boundaries (Gezegensel Sınırların Kalbine İnsan-lar-ı Koymak). Özellikle Kate’in sunumunda vurguladığı şey şu: Gezegeni korumak için konulan çevresel hedefler, gezegende yaşayanların –özellikle temel kaynaklara ulaşmada sıkıntı yaşayan yoksullara- fatura çıkarmadan konulmalı ve uygulanmalı! Kate’in örütbağına (https://www.kateraworth.com/) göz atmanızı salık veririm, 2017 Nisan’ında çıkacak Donut Ekonomisi kitabını da kuşkusuz! Bu konu başka bir yazı konusu olmayı hak ediyor! Daha sonra şirketlerin, bağışçıların, yatırımcıların, Birleşmiş Milletler’in ve hükümet birimlerinin rolleri ele alınması; ardından da çalışma grupları mesaileri! Giderek toplantının başlığı daha bir iddialı hale geliyor: Gezegensel Sınırlar Köpüğünün Ötesine Geçmek. Sempozyumun ev sahipliği sponsorluğu Soneva Grup’a ait! Bizden duyurması, belki ekolojist-çevreci bir çift olarak (birinci ya da n’ninci) balayınızı Sakin Yaşam Sempozyumu sürecinde Maldiv’de geçirmek isteyebilirsiniz, oluşturacağınız karbon ayak izinizin maliyetini karşılamak kaydıyla! Şaka bir yana, sempozyumlardaki sunumlara ilişkin videolar için aşağıdaki bağlantı adresini kullanabilirsiniz: http://www.slowlifesymposium.com/ Prof. Dr. Melih Baş / Beykent Üniversitesi İİBF Not: Sempozyumdan bir anı fotoğrafı (S. Shivdasani ağaca tırmanmış en üstteki gözlüklü kişi, J. Porritt ise oturanların sırasında size göre en sol başta tekli sandalyede oturan kişi).</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/melih-bas/sakin-yasam-sempozyumu-soneva">Sakin Yaşam Sempozyumu (Soneva)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnceleyebildiğim kadarıyla ulusal basınımızda yer almamış bir sempozyumdan söz edeceğiz sizlere. Soneva Vakfı’nca düzenlenen ve Soneva Grup tarafından akçalandırılan ‘<strong>Sakin Yaşam Sempozyumu (Slow Life Symposium</strong>) ilk kez 2008’de düzenlenmiş, sonra sırasıyla 2010, 2011, 2013, 2014 ve Kasım 2016’da.</p>
<p>Maldiv Cumhuriyeti’ni duymuşsunuzdur, hani eko toplumculuğu çağrıştıran ‘kırmızı çerçeve içinde yeşil zeminde konuşlu hilal’ tasarımlı bayrağı olan ülke. Son yıllarda ülkemizde turizm alanında özellikle balayına giden çiftler için önemli bir yere kavuşmuş gözüküyor. 1190 adadan oluştuğundan olsa gerek Maldivler olarak da anılan ülkede ekonominin iki temel ayağı turizm ve balıkçılıktır. Maldiv Cumhuriyeti ekolojik anlamda iki tehditle boğuşuyor; biri yükselen okyanus (sularının altında kalma) tehdidi, diğeri ise küresel ısınmaya dayalı olarak bitki ve deniz varlıklarındaki (mercan kayalıklarındaki örneğin) kayıplara ait tehdit! Anımsayanlar olacaktır, 2014 yılının Dünya Çevre Günü teması ‘Küçük Adalar ve İklim Değişikliği’ idi. Bu konuyu biz de, geçmişte kalan hoş bir miras nitelikli ‘Sürdürülebilir Yaşam’ dergisinde o günlerde işlemiş ve yazmıştık!</p>
<p>Sempozyum pek de fazla duyulmuyor; benim de duymam izlediğim bir kişi olan Jonathon Porritt sayesinde oldu. Meraklısı için kısaca paylaşalım, Prof. Porritt ‘Gelecek için Forum’un kurucusu, birçok kurumda görevler almış ama yurttaşlarımız onu ‘Yeryüzünün Dostları (Friends of Earth)’ örgütünün başkanı ve İngiltere’de halen üyesi olduğu Yeşil Parti’nin eş başkanı olarak anımsayabilirler. Yeşil Politika adlı kitabı dilimize de çevrilmişti. Sakin Yavaş Sempozyumu başkanı Prof. Porritt.</p>
<p>Bu sempozyum düşüncesini yaşama geçiren Soneva Vakfı’nı kuran Soneva Grup ise İngiltere’de doğmuş ve eğitimini almış <strong>Sonu</strong> ve karısı <strong>Eva Shivdasani</strong>’ye ait. Shivdasani’ler sürdürülebilirlik ve lüksün bir arada olabilirliğini kanıtlayıcı turizm işletmeciliği yapıyorlar. Plastikleri enazlamak, karbon ayak izini enazlamak, yerel kaynak kullanımıyla yerel ekonomiyi desteklemek gibi ilkeleri ile ‘akıllı lüks’ kavramını üretmişler. Vakfın odak çalışma alanları temiz enerji, biyoçeşitlilik ve sosyal etki olarak belirtilmiş.</p>
<p>Sempozyuma gelince, katılımcılar sürdürülebilir gelişme konusunda kafa yoran ve işler yapan bilim insanları, iş insanları, demokratik kitle örgütlerinden temsilciler, düşünce insanlarından oluşuyor. Sempozyumların anahtar temaları denizlerin korunması, enerji güvenliği, düşük karbonlu altyapı, atık yönetimi, suların korunması, sürdürülebilir turizm, sürdürülebilir finans ve tehdit altındaki biyoçeşitlilik. Sempozyumlarda yeni disiplinlerarası ağların ve ortaklıkların gelişmesinin (önündeki hem fiziksel hem de düşünsel sınırların kaldırılarak) sağlanması için çalışılıyor. Katılımcılar, küresel çaptaki sorunlara yerel, kurum düzeyinde veya siyaset bağlamında uygulanabilir ve ölçülebilir çözümler üretmeye çalışıyorlar.</p>
<p>Kısaca 17-19 Kasım 2016 tarihleri arasında ‘Prosperity Within Planetary Boundaries (Gezegensel Sınırlar İçinde Gönenç)’ başlığıyla düzenlenen sempozyumdan da söz edelim. Sonu ve Jonathon’un açılış konuşmalarının ardından Johan Rockström tarafından yapılan ilk sunum: How can we all Benefit from a Planetary Boundaries Framework? (Hepimiz gezegensel sınırlar çerçevesinden nasıl yararlanabiliriz?). ‘Ekonomiyi Özetlemek’ başlıklı ikinci oturumdaki sunumlar ise şöyle: Oxford Üniversitesi Çevresel Değişim Enstitüsü’nden iktisadiyatçı Kate Raworth: The Doughnut Economy and the Planetary Boundaries  (Donut Ekonomisi ve Gezegensel Sınırlar) ve Diana Liverman: Putting People at the heart of the Planetary Boundaries (Gezegensel Sınırların Kalbine İnsan-lar-ı Koymak). Özellikle Kate’in sunumunda vurguladığı şey şu: Gezegeni korumak için konulan çevresel hedefler, gezegende yaşayanların –özellikle temel kaynaklara ulaşmada sıkıntı yaşayan yoksullara- fatura çıkarmadan konulmalı ve uygulanmalı! Kate’in örütbağına (https://www.kateraworth.com/) göz atmanızı salık veririm, 2017 Nisan’ında çıkacak Donut Ekonomisi kitabını da kuşkusuz! Bu konu başka bir yazı konusu olmayı hak ediyor!</p>
<p>Daha sonra şirketlerin, bağışçıların, yatırımcıların, Birleşmiş Milletler’in ve hükümet birimlerinin rolleri ele alınması; ardından da çalışma grupları mesaileri! Giderek toplantının başlığı daha bir iddialı hale geliyor: Gezegensel Sınırlar Köpüğünün Ötesine Geçmek.</p>
<p>Sempozyumun ev sahipliği sponsorluğu Soneva Grup’a ait! Bizden duyurması, belki ekolojist-çevreci bir çift olarak (birinci ya da n’ninci) balayınızı Sakin Yaşam Sempozyumu sürecinde Maldiv’de geçirmek isteyebilirsiniz, oluşturacağınız karbon ayak izinizin maliyetini karşılamak kaydıyla! Şaka bir yana, sempozyumlardaki sunumlara ilişkin videolar için aşağıdaki bağlantı adresini kullanabilirsiniz: <a href="http://www.slowlifesymposium.com/">http://www.slowlifesymposium.com/</a></p>
<p><strong>Prof. Dr. Melih Baş / Beykent Üniversitesi İİBF</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-5060 size-full" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/mlhbs.jpg" width="640" height="426" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/mlhbs.jpg 640w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/mlhbs-300x200.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Not: Sempozyumdan bir anı fotoğrafı (S. Shivdasani ağaca tırmanmış en üstteki gözlüklü kişi, J. Porritt ise oturanların sırasında size göre en sol başta tekli sandalyede oturan kişi).</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/melih-bas/sakin-yasam-sempozyumu-soneva">Sakin Yaşam Sempozyumu (Soneva)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5058</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
