<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tüketim arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/tuketim/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/tuketim</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 05 Nov 2018 13:59:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>2018 yılında dünya</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/2018-yilinda-dunya</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Jul 2018 10:16:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[iphone]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[Steve Jobs]]></category>
		<category><![CDATA[telefon bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[y kuşağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=10569</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal medya bizi kontrol ediyor. Tüketim çılgınlığı toplumları geri dönüşü olmayan bir yozlaşmaya sürükleyebilir. Kaynak: www.okyanusum.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/2018-yilinda-dunya">2018 yılında dünya</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medya bizi kontrol ediyor. Tüketim çılgınlığı toplumları geri dönüşü olmayan bir yozlaşmaya sürükleyebilir.</p>
<p><iframe width="730" height="411" src="https://www.youtube.com/embed/K8o7uIRlhQI?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Kaynak: www.okyanusum.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/2018-yilinda-dunya">2018 yılında dünya</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10569</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Amal Hanım’ın çantası</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/amal-hanimin-cantasi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Nov 2016 08:19:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[çanta]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[entelektüel]]></category>
		<category><![CDATA[fransa]]></category>
		<category><![CDATA[marka]]></category>
		<category><![CDATA[moda]]></category>
		<category><![CDATA[patent]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[taklit]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4248</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir moda ikonuna dönüşmekte olan insan hakları hukukçusu Amal Clooney’nin (soyadını, evlendiği aktör George Clooney’den alıyor) favori çantasına, onun adı marka olarak verildi. Çantanın tasarımcısı İtalyan şirketi Ballin, 1.200 Dolar değerindeki çantanın ABD’de patentini de bu yaz aldı. Bir moda şirketi, bir ürününe bir “moda ikonunun” adını ilk kez vermiyor. Monako Prensesi Grace Kelly’nin favori çantasını tasarlayan Hermès, çantaya onun adını vermişti (1977). Hermès ayrıca, İngiliz-Fransız sanatçı Jane Birkin’in kişisel kullanımı için onun adıyla çanta tasarladı (1984). Hermès’in halen satılan Birkin Çantası, tamamen elişi. Bu nedenle satış fiyatı 6 bin Dolardan başlıyor ve çok çok yukarılara çıkıyor. Tasarımcısı Pierre Hardy’nin iki yılda tamamladığı elmas bezeli bir Birkin Çantası 1.9 milyon Dolara alıcı buldu. Bir başkasına bir müzayedede 203 bin Dolar ödendi. ABD’de tescilli olan bu markayı taklit edenlere karşı Hermès hemen davalar açıyor. Çünkü: Tasarım, entelektüel sermayedir. Fikri bir üründür. Maddi ve manevi değeri vardır, sahiplenmek gerekir. Aksi halde taklit edilir. Taklit, hırsızlıktır. Haksız kazançtır. Nokta. Tasarım – patent ilişkisine dair en sağlam gerekçe Fransa’dan: Sadece son iki yılda orada moda tasarımcıları Yves Saint Laurent 27 patent aldı. Louis Vuitton 17, Balenciaga 10, Christian Dior 17, Bottega Veneta 8 (aslında 20 kadar patenti var), Céline 5 patent aldılar. Balenciaga kreatif direktörü Alexander Wang, kendi kişisel markası için de patentler alıyor. Ayrıca, Amerikan moda yıldızı Diane von Furstenberg de bazı tasarımları için patent alıyor: Örneğin, tablet taşımaya da uygun bir çantasına&#8230; Bu isimler ve markalar, sadece medyaya yansıyanlar. Fransız moda sektörü; yasa tanımayan, sadece paragöz, kopyacı taklitçi hırsızlara karşı kendisini korumaya çalışıyor. Çünkü modada yaratıcılık ve yenilikçilik, Fransız ve İtalyanların büyük gelir kapısı. Fransa’nın ulusal istatistik araştırmaları kurumu INSEE’nin Fransız Moda Enstitüsü için yaptığı araştırmaya göre moda ürünleri, ülkeye 2015’te 150 milyar Euro kazandırdı. Oysa havacılık 102 milyar, otomotiv 39 milyar kazandırıyor. Moda üretimi, Fransa’nın aslında 1 numaralı sektörü. 58 bin kişi tam zamanlı çalışıyor. Bu sayı, moda iletişimi, model ajansları, pazarlama vb ile 1 milyona çıkıyor. Paris’te yılda 6 kez moda haftası düzenleniyor. İkisi konfeksiyon ürünleri tanıtımı için. İkisi erkek giyimi için. İkisi de kadın tasarım ürünleri için. INSEE, bunların 10.3 milyar Euro satış değeri yarattığını hesapladı. Ek olarak, bu haftalarda Paris’i ziyaret edenlerin restoran, otel, tiyatro, taksi vb ödediği miktar 1.2 milyar Euro’yu buluyor. İtalyanlar da yarışta elbette: Sadece 2015 yılında ayakkabı, giyim ve aksesuar ihracatından ülke 48 milyar Euro kazandı. İtalyan Başbakanı Matteo Renzi, geçen Eylül’de, dünyaca ünlü Milano Moda Haftası’nı şimdiye kadar “açan” ilk başbakan oldu. Küresel moda dergisi Vogue, Renzi’nin, sektöre hükümetin 30 milyon Euro yatırım yapacağını, “Moda, ekonomik bir motordur. Bu sektöre saygı istiyorum,” dediğini yazdı. Bütün bunların anlamı açık: Tasarım, para ediyor. Bu nedenle tasarım, titizlikle korunmalı. Marka, sadece yenilikçi tasarımla yaratılır. Kendi kendine oluşmaz. Ekonomi Bakanı Zeybekçi çok haklı: “Ürettiğimizin tasarımını, teknolojisini, finansını, tüketim alışkanlığını, dağıtım-tüketim kanallarının dizaynını, bizzat kendimiz yapmamız gerekiyor.” (28.10.16) İhracatçılar Meclisi Başkanı Büyükekşi çok haklı: “Artık, taklit değil, tasarım istiyoruz. Ancak bu şekilde yüksek katma değer yaratarak, küresel arenada rekabet gücü sağlayabiliriz.” (19.10.16) Edip Emil Öymen *Bu yazı 14.11.2016 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/amal-hanimin-cantasi">Amal Hanım’ın çantası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir moda ikonuna dönüşmekte olan insan hakları hukukçusu Amal Clooney’nin (soyadını, evlendiği aktör George Clooney’den alıyor) favori çantasına, onun adı marka olarak verildi. Çantanın tasarımcısı İtalyan şirketi Ballin, 1.200 Dolar değerindeki çantanın ABD’de patentini de bu yaz aldı. Bir moda şirketi, bir ürününe bir “moda ikonunun” adını ilk kez vermiyor. Monako Prensesi Grace Kelly’nin favori çantasını tasarlayan Hermès, çantaya onun adını vermişti (1977). Hermès ayrıca, İngiliz-Fransız sanatçı Jane Birkin’in kişisel kullanımı için onun adıyla çanta tasarladı (1984). Hermès’in halen satılan Birkin Çantası, tamamen elişi. Bu nedenle satış fiyatı 6 bin Dolardan başlıyor ve çok çok yukarılara çıkıyor. Tasarımcısı Pierre Hardy’nin iki yılda tamamladığı elmas bezeli bir Birkin Çantası 1.9 milyon Dolara alıcı buldu. Bir başkasına bir müzayedede 203 bin Dolar ödendi. ABD’de tescilli olan bu markayı taklit edenlere karşı Hermès hemen davalar açıyor.</p>
<p>Çünkü: Tasarım, entelektüel sermayedir. Fikri bir üründür. Maddi ve manevi değeri vardır, sahiplenmek gerekir. Aksi halde taklit edilir. Taklit, hırsızlıktır. Haksız kazançtır. Nokta.</p>
<p>Tasarım – patent ilişkisine dair en sağlam gerekçe Fransa’dan: Sadece son iki yılda orada moda tasarımcıları Yves Saint Laurent 27 patent aldı. Louis Vuitton 17, Balenciaga 10, Christian Dior 17, Bottega Veneta 8 (aslında 20 kadar patenti var), Céline 5 patent aldılar. Balenciaga kreatif direktörü Alexander Wang, kendi kişisel markası için de patentler alıyor. Ayrıca, Amerikan moda yıldızı Diane von Furstenberg de bazı tasarımları için patent alıyor: Örneğin, tablet taşımaya da uygun bir çantasına&#8230; Bu isimler ve markalar, sadece medyaya yansıyanlar.</p>
<p>Fransız moda sektörü; yasa tanımayan, sadece paragöz, kopyacı taklitçi hırsızlara karşı kendisini korumaya çalışıyor. Çünkü modada yaratıcılık ve yenilikçilik, Fransız ve İtalyanların büyük gelir kapısı. Fransa’nın ulusal istatistik araştırmaları kurumu INSEE’nin Fransız Moda Enstitüsü için yaptığı araştırmaya göre moda ürünleri, ülkeye 2015’te 150 milyar Euro kazandırdı. Oysa havacılık 102 milyar, otomotiv 39 milyar kazandırıyor. Moda üretimi, Fransa’nın aslında 1 numaralı sektörü. 58 bin kişi tam zamanlı çalışıyor. Bu sayı, moda iletişimi, model ajansları, pazarlama vb ile 1 milyona çıkıyor.</p>
<p>Paris’te yılda 6 kez moda haftası düzenleniyor. İkisi konfeksiyon ürünleri tanıtımı için. İkisi erkek giyimi için. İkisi de kadın tasarım ürünleri için. INSEE, bunların 10.3 milyar Euro satış değeri yarattığını hesapladı. Ek olarak, bu haftalarda Paris’i ziyaret edenlerin restoran, otel, tiyatro, taksi vb ödediği miktar 1.2 milyar Euro’yu buluyor.</p>
<p>İtalyanlar da yarışta elbette: Sadece 2015 yılında ayakkabı, giyim ve aksesuar ihracatından ülke 48 milyar Euro kazandı. İtalyan Başbakanı Matteo Renzi, geçen Eylül’de, dünyaca ünlü Milano Moda Haftası’nı şimdiye kadar “açan” ilk başbakan oldu. Küresel moda dergisi Vogue, Renzi’nin, sektöre hükümetin 30 milyon Euro yatırım yapacağını, “Moda, ekonomik bir motordur. Bu sektöre saygı istiyorum,” dediğini yazdı.</p>
<p>Bütün bunların anlamı açık: Tasarım, para ediyor. Bu nedenle tasarım, titizlikle korunmalı. Marka, sadece yenilikçi tasarımla yaratılır. Kendi kendine oluşmaz.</p>
<p>Ekonomi Bakanı Zeybekçi çok haklı: “Ürettiğimizin tasarımını, teknolojisini, finansını, tüketim alışkanlığını, dağıtım-tüketim kanallarının dizaynını, bizzat kendimiz yapmamız gerekiyor.” (28.10.16)</p>
<p>İhracatçılar Meclisi Başkanı Büyükekşi çok haklı: “Artık, taklit değil, tasarım istiyoruz. Ancak bu şekilde yüksek katma değer yaratarak, küresel arenada rekabet gücü sağlayabiliriz.” (19.10.16)</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 14.11.2016 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/amal-hanimin-cantasi">Amal Hanım’ın çantası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4248</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kuban: İnsanlığın en utanç verici görüntüsü açlıktır.</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/kuban-insanligin-en-utanc-verici-goruntusu-acliktir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Kuban]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Oct 2016 12:37:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğan Kuban]]></category>
		<category><![CDATA[açlık]]></category>
		<category><![CDATA[açlık savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[doğal hak]]></category>
		<category><![CDATA[gıda savurganlığı]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[sömürgen sınıf]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3860</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğan Kuban’ın Herkese Bilim Teknoloji dergisinin 23 Eylül tarihli 26. sayısında yayınlanan ve çok ses getiren “Anayasamızın ilk maddesi olmalı: Kimse aç bırakılamaz!” başlıklı yazısının tümünü yayınlıyoruz. ***  Her gün daha zengin olmak için yollar arayan sözde insanlığın, bir milyar insanın aç bırakılmasını günümüzde kabul etmemeliyiz. Bunu gösteriş, reklam, politik propaganda olarak yapmak da insan haysiyetine yakışmıyor. Gerçi insanlarda haysiyet sorunu da, açlık gibi, yaygın bir özellik haline geldi. Onun için toplumlara bakınca gelecekten endişe edenler çoğaldı. Ama yine de önce açlıktan başlayalım. Belki o vesile ile haysiyet, namus, hoşgörü, acıma gibi tarihi, insani ve dini değerler yeniden değer kazanır. Bunun, kapitalist dünyada, kolay bir savaş olmayacağını biliyoruz. Fakat biz bunu başaran ilk ülke olabiliriz!  İnsanlığın en utanç verici görüntüsü açlıktır. Zengin, fakir bütün ülkelerde insanların bir bölümü zenginlik içinde yüzerken, kentlerde yapılar, otomobiller birbirleriyle yarışırken, ister kulübelerinde, ister çadırlarında, ister dağlarda, ister çöllerde yaşayan tek bir insanın gününü aç geçirmesi uygarlığın, bilginin, teknolojinin ve sözde tanrıya inancın ham ve aldatıcı söylemler olduğunu gösteriyor. Bunu kanıtlamak için teolojik ya da sosyo-ekonomik yorumlar gerekmiyor. Dünyanın zengin insanları gökdelen dikmek, silah üretmek, savaş oyunları ile hemcinslerini öldürmek gibi etkinliklerle uğraşır, ve bu bağlamda dünyayı palavra ile doldururken aç kalanlara kaygısız kalıyor ve, Mehmet Akif’in deyimiyle ‘Tek dişi kalmış’ ağızlarından salyalar akarak dünyaya kaygısızca bakıyorlarsa, biz uygar bir dünyada yaşamıyoruz. İnsan aç olmayan bir dünyanın nasıl gerçekleşeceğini bilmiyor mu? Ama açların sayısı durmadan artıyor Doyacak mide de belli. Doyuracak gıda da. Hesap yapmasını, uzaya uydu fırlatmaya, dünyanın öbür ucundaki bir noktaya füze atmaya ve drone göndermeye yetecek kadar biliyoruz. Ekonomistler büyük kuramlar üretiyorlar. Ama açların sayısı artıyor. Kapitalistler böyle konuşanlara ‘komünist’ diyerek insanları uzun müddet oyaladılar. Şimdi komünistler de kapitalist oldu. Açların sayısı da arttı. Aç insanları düşünerek kanı donan belki kimse yoktur. Biz insan ve ölümü doğal fenomen olarak görmeye alıştırılmış canavar bir soyun üyeleriz. Oysa hiçbir din de ‘hemcinslerinizi aç bırakabilirsiniz’ demiyor. Biz bu işi toplum örgütlerine bırakmışız. Fakat bu örgütler toplumun bazı kesimlerine, açları doyuracak paranın transferi ile meşgul. Açların yemeklerini çalanlar Demek her ülkede açların yemeklerini çalan örgütlü insanlar var. Bu da devlet. O zaman devletin görevini yanlış ya da eksik tanımlıyoruz. Devletin birinci ödevi toplumun tümünü doyurmaktır. Böyle bir anayasa hiçbir uygar ülkede yok. Her anayasada devletin ilk görevi toplumun güvenliğini sağlamakla başlıyor. Neden? Çünkü anayasalar insanın yaşamını sağlamak amaçlı değil, aşiret reislerinin, derebeylerinin, sultanların ve yakın çevrelerinin güvenliğini korumak için tasarlanmışlar. Gelişme aşamasında hak ve özgürlük gibi kavramlar eklenmiş, yaşama hakkı ve yaşatma görevi arasına ‘aç bırakmamak’ yeterince açık olarak konmamış. Amerika’da sokaktaki çöp kutusunda yiyecek arayan zenciler gördüğüm zaman şaşırırdım. Fakat yeterli tepki göstermediğimi ve gidip onlara bir parça ekmek verdiğimi anımsamıyorum. Bugün el açıp sadaka isteyenlere bir şeyler veriyorum, ama bir yemekte yüz açı doyuracak kadar para sarf edenleri de biliyorum. Onun için, biraz geç kalmış olsam da, açlarını doyurmayan bu tüketim dünyasını sevmiyor ve saymıyorum. Birincil insanlık görevi Fakat insanı sevmeğe devam ettiğime göre, açlığı ortadan kaldırma gerekliliğini duyurmak birincil insani görev olarak sırtımızda. Geçen yıl sokakları köpek istilasından kurtarmak gerekliliğini vurguladığım zaman, başıma gelenlere şaşırmıştım. Köpeklerin yaşamını savunanlar, insanların yaşamını savunanlardan daha örgütlü ve kararlı. Onlara saygı duydum. Çünkü belediyelerin köpeklere neler yapabileceklerini eskiden beri biliyorum. İnsanın açlığına hayır diyenlerin sesleri neden köpek sevenler kadar çıkmıyor? Kimi insan köpekleri insanlardan fazla sevebilir. Kendi cinsine saygısı olmayan insan, köpekten daha çok sevilecek bir yaratık olmayabilir. Hayvanda olmayan duygular Bu noktada akıllı olarak düşündüğümüz bir yaratık olarak, insanda hayvanda olmayan bir özellik arıyoruz: Bunlar yaşama saygı, acıma dediğimiz duygular. Biz yaralı her canlıya, hayvan hatta bitki ve çiçeğe, acıyarak ve üzülerek bakabilen duyarlı yaratıklarız. Bu her insanda biraz vardır. İnsan demeye layık olanlarda, diyelim. Fakat tıp biliminden öğrendiğimize göre, acıma hissi olmayan psikopatlar da var. Yaratılışta deformasyon her zaman olduğu için buna diyecek bir sözümüz yok. Fakat insanlığın çoğunluğunun, uygarlıktan söz ettiği bir çağda açlık kabul edilemez bir ‘aberration’, toplum bilincinin yoldan çıkmasıdır. Haysiyet sorunu da açlık gibi yaygınlaştı Savaşlarda aç kalan askerleri romanlardan, tarihlerden, filmlerden biliyoruz. Fakat her gün daha zengin olmak için yollar arayan sözde insanlığın, bir milyar insanın aç bırakılmasını günümüzde kabul etmemeliyiz. Bunu gösteriş, reklam, politik propaganda olarak yapmak da insan haysiyetine yakışmıyor. Gerçi insanlarda haysiyet sorunu da, açlık gibi, yaygın bir özellik haline geldi. Onun için toplumlara bakınca gelecekten endişe edenler çoğaldı. Ama yine de önce açlıktan başlayalım. Belki o vesile ile haysiyet, namus, hoşgörü, acıma gibi tarihi, insani ve dini değerler yeniden değer kazanır. Bunun, kapitalist dünyada, kolay bir savaş olmayacağını biliyoruz. En büyük savurgan Sevgili Okuyucular, Türkiye, gıda savurganları arasında dünyanın önde gelen ülkelerinin en önünde. (Scientific American, Ağustos, 2016 Sayısı). Onun için Açlık Savaşı belki de en kolay kazanılacak savaş. Maaşı ve emeğiyle geçinen biri olarak, bir insanı günlük açlığından kurtarabilirim. Büyük bir işveren, işçilere maaş vererek değil, sadece açları doyurarak yüzlerce, binlerce insanı açlıktan kurtarabilir. Bir ekstra pabuç yerine günde milyonlarca insanı doyuracak pabuç tüketicisi var. Eğer işler böyle yürütülmüyorsa toplumda yeterli insan sevgisi olmamasındandır. Ne var ki açlık bir mezhep değil. Aç olanın dışlanmasını gerektiren bir ideolojik temel yok. Ve açlık sorunu kapitalistlerin haksız kazançlarının ancak küçük bir yüzdesidir. İnsanlığın utanması gereken de budur. Tüketime bulanmış bu dünyada bunu çözmek zor. Güç ve parayı ayırmak Fakat daha rasyonel ve bütün insanlar için faydalı yollar var. Bunun için daha büyük bir irade, daha iyi bir örgütlenme ve sömürgen olarak yaşayan politik sınıfın kendisine çekidüzen vermesi gerekiyor. Başka bir deyişle, politikanın sömürü aracı olmasından, biraz, uzaklaşması gerekiyor. Tümel bir uzaklaşma hayal olur. Güç ve parayı birbirlerinden ayıracak insanlık bir gün ortaya çıkmakta zorlanıyor. Hiçbir zaman insandan başlamayan ve içi boşalmış ideolojilerden kaynaklanan sosyal ve ekonomik nedenlerle gerçekleşemeyen doğal bir insan hakkı var. Ya da bu çağda olmalı: Aç kalmamak. Hangi koşulda olursa olsun aç kalmamak ve insanlar tarafından aç bırakılmamak. Bu dünyanın genel tüketiminin yüzde kaçını oluşturabilir? Buna neden olan olanaksızlık mı? yoksa dünyanın ekonomik yapısının dengesizliği mi? Türkiye’nin açlarının tümünü doyurmaya, üretimi yetişir. Zenginlik basamaklarında her yıl adları sıralananların, on binlerce işletmenin, hatta devlet çalışanlarının ücretlerinden yüzde biri geçmeyen bir bölümünün, ya da tümel olarak Türkiye’deki üretimin hesaplanan bir yüzdesinin, kimsenin aç kalmayacak şekilde, Anayasanın ilk maddesi olarak açlığın yok edilmesine harcanması, Türk ekonomisini etkileyecek bir para büyüklüğü olamaz. Ulaşmamız gereken bunu örgütleyecek irade, akıl ve insanlık bilincidir. Bunu her ülkeden önce neden başarmayalım? Doğan Kuban</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/kuban-insanligin-en-utanc-verici-goruntusu-acliktir">Kuban: İnsanlığın en utanç verici görüntüsü açlıktır.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Doğan Kuban’ın Herkese Bilim Teknoloji dergisinin 23 Eylül tarihli 26. sayısında yayınlanan ve çok ses getiren “<strong>Anayasamızın ilk maddesi olmalı: Kimse aç bırakılamaz!</strong>” başlıklı yazısının tümünü yayınlıyoruz.</em></p>
<p><em>***</em><strong> </strong></p>
<p><strong>Her gün daha zengin olmak için yollar arayan sözde insanlığın, bir milyar insanın aç bırakılmasını günümüzde kabul etmemeliyiz. Bunu gösteriş, reklam, politik propaganda olarak yapmak da insan haysiyetine yakışmıyor. Gerçi insanlarda haysiyet sorunu da, açlık gibi, yaygın bir özellik haline geldi. Onun için toplumlara bakınca gelecekten endişe edenler çoğaldı. </strong></p>
<p><strong>Ama yine de önce açlıktan başlayalım. Belki o vesile ile haysiyet, namus, hoşgörü, acıma gibi tarihi, insani ve dini değerler yeniden değer kazanır. Bunun, kapitalist dünyada, kolay bir savaş olmayacağını biliyoruz. Fakat biz bunu başaran ilk ülke olabiliriz!</strong><strong> </strong></p>
<p>İnsanlığın en utanç verici görüntüsü açlıktır. Zengin, fakir bütün ülkelerde insanların bir bölümü zenginlik içinde yüzerken, kentlerde yapılar, otomobiller birbirleriyle yarışırken, ister kulübelerinde, ister çadırlarında, ister dağlarda, ister çöllerde yaşayan tek bir insanın gününü aç geçirmesi uygarlığın, bilginin, teknolojinin ve sözde tanrıya inancın ham ve aldatıcı söylemler olduğunu gösteriyor. Bunu kanıtlamak için teolojik ya da sosyo-ekonomik yorumlar gerekmiyor.</p>
<p>Dünyanın zengin insanları gökdelen dikmek, silah üretmek, savaş oyunları ile hemcinslerini öldürmek gibi etkinliklerle uğraşır, ve bu bağlamda dünyayı palavra ile doldururken aç kalanlara kaygısız kalıyor ve, Mehmet Akif’in deyimiyle ‘Tek dişi kalmış’ ağızlarından salyalar akarak dünyaya kaygısızca bakıyorlarsa, biz uygar bir dünyada yaşamıyoruz.</p>
<p>İnsan aç olmayan bir dünyanın nasıl gerçekleşeceğini bilmiyor mu?</p>
<p><strong>Ama açların sayısı durmadan artıyor</strong></p>
<p>Doyacak mide de belli. Doyuracak gıda da. Hesap yapmasını, uzaya uydu fırlatmaya, dünyanın öbür ucundaki bir noktaya füze atmaya ve drone göndermeye yetecek kadar biliyoruz. Ekonomistler büyük kuramlar üretiyorlar. Ama açların sayısı artıyor. Kapitalistler böyle konuşanlara ‘komünist’ diyerek insanları uzun müddet oyaladılar. Şimdi komünistler de kapitalist oldu. Açların sayısı da arttı.</p>
<p>Aç insanları düşünerek kanı donan belki kimse yoktur. Biz insan ve ölümü doğal fenomen olarak görmeye alıştırılmış canavar bir soyun üyeleriz. Oysa hiçbir din de ‘hemcinslerinizi aç bırakabilirsiniz’ demiyor. Biz bu işi toplum örgütlerine bırakmışız. Fakat bu örgütler toplumun bazı kesimlerine, açları doyuracak paranın transferi ile meşgul.</p>
<p><strong>Açların yemeklerini çalanlar </strong></p>
<p>Demek her ülkede açların yemeklerini çalan örgütlü insanlar var. Bu da devlet. O zaman devletin görevini yanlış ya da eksik tanımlıyoruz. Devletin birinci ödevi toplumun tümünü doyurmaktır. Böyle bir anayasa hiçbir uygar ülkede yok. Her anayasada devletin ilk görevi toplumun güvenliğini sağlamakla başlıyor. Neden?</p>
<p><strong>Çünkü anayasalar insanın yaşamını sağlamak amaçlı değil,</strong> aşiret reislerinin, derebeylerinin, sultanların ve yakın çevrelerinin güvenliğini korumak için tasarlanmışlar. Gelişme aşamasında hak ve özgürlük gibi kavramlar eklenmiş, yaşama hakkı ve yaşatma görevi arasına ‘<strong>aç bırakmamak</strong>’ yeterince açık olarak konmamış. Amerika’da sokaktaki çöp kutusunda yiyecek arayan zenciler gördüğüm zaman şaşırırdım.</p>
<p>Fakat yeterli tepki göstermediğimi ve gidip onlara bir parça ekmek verdiğimi anımsamıyorum. Bugün el açıp sadaka isteyenlere bir şeyler veriyorum, ama bir yemekte yüz açı doyuracak kadar para sarf edenleri de biliyorum. Onun için, biraz geç kalmış olsam da, <strong>açlarını doyurmayan bu tüketim dünyasını</strong> sevmiyor ve saymıyorum.</p>
<p><strong>Birincil insanlık görevi</strong></p>
<p>Fakat insanı sevmeğe devam ettiğime göre, açlığı ortadan kaldırma gerekliliğini duyurmak birincil insani görev olarak sırtımızda. Geçen yıl sokakları köpek istilasından kurtarmak gerekliliğini vurguladığım zaman, başıma gelenlere şaşırmıştım. Köpeklerin yaşamını savunanlar, insanların yaşamını savunanlardan daha örgütlü ve kararlı. Onlara saygı duydum. Çünkü belediyelerin köpeklere neler yapabileceklerini eskiden beri biliyorum. İnsanın açlığına hayır diyenlerin sesleri neden köpek sevenler kadar çıkmıyor?</p>
<p>Kimi insan köpekleri insanlardan fazla sevebilir. Kendi cinsine saygısı olmayan insan, köpekten daha çok sevilecek bir yaratık olmayabilir.</p>
<p><strong>Hayvanda olmayan duygular</strong></p>
<p>Bu noktada akıllı olarak düşündüğümüz bir yaratık olarak, insanda hayvanda olmayan bir özellik arıyoruz: Bunlar yaşama saygı, acıma dediğimiz duygular. Biz yaralı her canlıya, hayvan hatta bitki ve çiçeğe, acıyarak ve üzülerek bakabilen duyarlı yaratıklarız. Bu her insanda biraz vardır. İnsan demeye layık olanlarda, diyelim.</p>
<p>Fakat tıp biliminden öğrendiğimize göre, acıma hissi olmayan psikopatlar da var. Yaratılışta deformasyon her zaman olduğu için buna diyecek bir sözümüz yok. Fakat insanlığın çoğunluğunun, uygarlıktan söz ettiği bir çağda açlık kabul edilemez bir ‘aberration’, toplum bilincinin yoldan çıkmasıdır.</p>
<p><strong>Haysiyet sorunu da açlık gibi yaygınlaştı</strong></p>
<p>Savaşlarda aç kalan askerleri romanlardan, tarihlerden, filmlerden biliyoruz. Fakat her gün daha zengin olmak için yollar arayan sözde insanlığın, bir milyar insanın aç bırakılmasını günümüzde kabul etmemeliyiz. Bunu gösteriş, reklam, politik propaganda olarak yapmak da insan haysiyetine yakışmıyor. Gerçi <strong>insanlarda haysiyet sorunu da, açlık gibi, yaygın bir özellik</strong> haline geldi. Onun için toplumlara bakınca gelecekten endişe edenler çoğaldı.</p>
<p>Ama yine de önce açlıktan başlayalım. Belki o vesile ile haysiyet, namus, hoşgörü, acıma gibi tarihi, insani ve dini değerler yeniden değer kazanır. Bunun, kapitalist dünyada, kolay bir savaş olmayacağını biliyoruz.</p>
<p><strong>En büyük savurgan </strong></p>
<p>Sevgili Okuyucular,</p>
<p><strong>Türkiye</strong>, gıda savurganları arasında dünyanın önde gelen ülkelerinin en önünde. (Scientific American, Ağustos, 2016 Sayısı). Onun için <strong>Açlık Savaşı</strong> belki de en kolay kazanılacak savaş.</p>
<p>Maaşı ve emeğiyle geçinen biri olarak, bir insanı günlük açlığından kurtarabilirim. <strong>Büyük bir işveren</strong>, işçilere maaş vererek değil, sadece açları doyurarak yüzlerce, binlerce insanı açlıktan kurtarabilir. Bir ekstra pabuç yerine günde milyonlarca insanı doyuracak pabuç tüketicisi var. Eğer işler böyle yürütülmüyorsa toplumda yeterli insan sevgisi olmamasındandır.</p>
<p>Ne var ki açlık bir mezhep değil. Aç olanın dışlanmasını gerektiren bir ideolojik temel yok. <strong>Ve açlık sorunu kapitalistlerin haksız kazançlarının ancak küçük bir yüzdesidir</strong>. İnsanlığın utanması gereken de budur. Tüketime bulanmış bu dünyada bunu çözmek zor.</p>
<p><strong>Güç ve parayı ayırmak</strong></p>
<p>Fakat daha rasyonel ve bütün insanlar için faydalı yollar var. Bunun için daha büyük bir irade, daha iyi bir örgütlenme ve <strong>sömürgen olarak yaşayan politik sınıfın kendisine çekidüzen vermesi</strong> gerekiyor. Başka bir deyişle, politikanın sömürü aracı olmasından, biraz, uzaklaşması gerekiyor. Tümel bir uzaklaşma hayal olur. Güç ve parayı birbirlerinden ayıracak insanlık bir gün ortaya çıkmakta zorlanıyor.</p>
<p>Hiçbir zaman insandan başlamayan ve içi boşalmış ideolojilerden kaynaklanan sosyal ve ekonomik nedenlerle gerçekleşemeyen <strong>doğal bir insan hakkı var. </strong>Ya da bu çağda olmalı:<strong> Aç kalmamak.</strong> Hangi koşulda olursa olsun aç kalmamak ve insanlar tarafından aç bırakılmamak.</p>
<p>Bu dünyanın genel tüketiminin yüzde kaçını oluşturabilir?</p>
<p>Buna neden olan olanaksızlık mı? yoksa dünyanın ekonomik yapısının dengesizliği mi?</p>
<p>Türkiye’nin açlarının tümünü doyurmaya, üretimi yetişir. Zenginlik basamaklarında her yıl adları sıralananların, on binlerce işletmenin, hatta devlet çalışanlarının ücretlerinden yüzde biri geçmeyen bir bölümünün, ya da tümel olarak Türkiye’deki üretimin hesaplanan bir yüzdesinin, kimsenin aç kalmayacak şekilde, <strong>Anayasanın ilk maddesi olarak açlığın yok edilmesine harcanması</strong>, Türk ekonomisini etkileyecek bir para büyüklüğü olamaz.</p>
<p><strong>Ulaşmamız gereken bunu örgütleyecek irade, akıl ve insanlık bilincidir. </strong></p>
<p><strong>Bunu her ülkeden önce neden başarmayalım?</strong></p>
<p>Doğan Kuban</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/kuban-insanligin-en-utanc-verici-goruntusu-acliktir">Kuban: İnsanlığın en utanç verici görüntüsü açlıktır.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3860</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Su Hakkı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/kitaplar/su-hakki</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Sep 2016 12:39:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kriz]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3792</guid>

					<description><![CDATA[<p>Su Hakkı  Maude Barlow Yeni İnsan Yayınevi, Ağustos 2016 352 sayfa Maude Barlow’un Su Hakkı kitabı Arife Köse’nin çevirisi ile çıktı. Aşağıda, kitapla ilgili görüşler yer alıyor. “Maude Barlow, doğanın güçlerinden biridir. Su Hakkı, dünya su krizi ile ilgili olan ileri görüşlü üçlemesinin en ilham verici olanı. Dünya tam da çok yıkıcı etkileri olabilecek bir su krizinin eşiğindeyken, insanlığın acilen onun vizyonuna, bilgisine ve bu kitabında yer alan çözümlerine ihtiyacı var.” David R. Boyd, The Environmental Rights Revolution&#8217;ın yazarı. “Maude Barlow öncelikle suyun bir insan hakkı olduğunu savunuyor ve herkesin bu hakka sahip olması için ülkeden ülkeye verdiği bu devasa mücadeleye bizleri de tanık ediyor. Sarsıcı, zorlayıcı, inanılmaz kapsamlı ve çok güzel düzenlenmiş. Maude’dan başkası bu dâhice hareketi anlatamazdı.”  Stephen Lewis, Race Against Time&#8217;ın yazarı. “Biz suyuz, hücrelerimiz suyla doludur; besinleri o parçalar, gerekli maddeleri o taşır ve metabolizmanın çalışmasını sağlar. Maude Barlow, bu paha biçilmez sıvıya olan sağlıksız, haksız, tüketmeye yönelik ve adeta intihara teşebbüs olan tutumumuzla ilgili bir kez daha bizleri çok acil olarak uyarıyor.”  David Suzuki, bilim insanı, çevreci ve yayıncı. “Maude Barlow, yaşamın kaynağı olarak nitelendirdiği suyun katliamını nasıl engelleyebileceğimize dair, ilham verici ve oldukça pratik bir bakış açısını, el değmemiş ırmaklar kadar berrak bir şekilde ifade etmiş. O, uzun yıllardır bu amansız savaşın ön cephelerinde yer almaktadır ve onun bilgisi ve tecrübesi, suyun önderliğinde daha adil ve sürdürülebilir bir dünyaya kavuşma yolunda hepimize birer hediye niteliği taşıyor.” Naomi Klein, The Shock Doctrine&#8217;in yazarı. “Su Hakkı, dünyanın azalan tatlı su kaynaklarına yönelik tehditleri anlatan açık ara en güncel yapıttır. Barlow’un ortaya koyduğu senaryo oldukça korkutucu… Neyse ki suyun işletmeler tarafından kontrol edilmesini önlemek için yapılması gerekenleri de anlatıyor. Son derece güçlü bir kitap.” David Schindler, Alberta Üniversitesi’nde Ekoloji Profesörü. “Tutkulu, ansiklopedik, kâhince ve umut dolu. Kimse bu gezegenin suyunu Maude Barlow’dan iyi bilemez. O da, Su Hakkı kitabından başka hiçbir yerde dünya su krizinden bu kadar haşin bir dille bahsetmedi.” Alanna Mitchell, Sea Sick: The global Ocean in Crisis&#8217;in yazarı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/kitaplar/su-hakki">Su Hakkı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-3794 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/su-193x300.jpg" alt="su" width="216" height="336" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/su-193x300.jpg 193w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/su-658x1024.jpg 658w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/su.jpg 1600w" sizes="(max-width: 216px) 100vw, 216px" /><em>Su Hakkı </em><br />
<strong>Maude Barlow</strong><br />
Yeni İnsan Yayınevi, Ağustos 2016<br />
352 sayfa</p>
<p>Maude Barlow’un <strong>Su Hakkı</strong> kitabı Arife Köse’nin çevirisi ile çıktı.</p>
<p>Aşağıda, kitapla ilgili görüşler yer alıyor.</p>
<p>“Maude Barlow, doğanın güçlerinden biridir. Su Hakkı, dünya su krizi ile ilgili olan ileri görüşlü üçlemesinin en ilham verici olanı. Dünya tam da çok yıkıcı etkileri olabilecek bir su krizinin eşiğindeyken, insanlığın acilen onun vizyonuna, bilgisine ve bu kitabında yer alan çözümlerine ihtiyacı var.” <strong>David R. Boyd,</strong> <em>The Environmental Rights</em> <em>Revolution&#8217;ın</em> yazarı.</p>
<p>“Maude Barlow öncelikle suyun bir insan hakkı olduğunu savunuyor ve herkesin bu hakka sahip olması için ülkeden ülkeye verdiği bu devasa mücadeleye bizleri de tanık ediyor. Sarsıcı, zorlayıcı, inanılmaz kapsamlı ve çok güzel düzenlenmiş. Maude’dan başkası bu dâhice hareketi anlatamazdı.”  <strong>Stephen Lewis,</strong> <em>Race Against Time&#8217;ın </em>yazarı.</p>
<p>“Biz suyuz, hücrelerimiz suyla doludur; besinleri o parçalar, gerekli maddeleri o taşır ve metabolizmanın çalışmasını sağlar. Maude Barlow, bu paha biçilmez sıvıya olan sağlıksız, haksız, tüketmeye yönelik ve adeta intihara teşebbüs olan tutumumuzla ilgili bir kez daha bizleri çok acil olarak uyarıyor.”  <strong>David Suzuki,</strong> bilim insanı, çevreci ve yayıncı.</p>
<p>“Maude Barlow, yaşamın kaynağı olarak nitelendirdiği suyun katliamını nasıl engelleyebileceğimize dair, ilham verici ve oldukça pratik bir bakış açısını, el değmemiş ırmaklar kadar berrak bir şekilde ifade etmiş. O, uzun yıllardır bu amansız savaşın ön cephelerinde yer almaktadır ve onun bilgisi ve tecrübesi, suyun önderliğinde daha adil ve sürdürülebilir bir dünyaya kavuşma yolunda hepimize birer hediye niteliği taşıyor.” <strong>Naomi Klein,</strong> <em>The Shock Doctrine&#8217;in </em>yazarı.</p>
<p>“Su Hakkı, dünyanın azalan tatlı su kaynaklarına yönelik tehditleri anlatan açık ara en güncel yapıttır. Barlow’un ortaya koyduğu senaryo oldukça korkutucu… Neyse ki suyun işletmeler tarafından kontrol edilmesini önlemek için yapılması gerekenleri de anlatıyor. Son derece güçlü bir kitap.” <strong>David Schindler</strong>, <em>Alberta Üniversitesi’nde Ekoloji Profesörü.</em></p>
<p>“Tutkulu, ansiklopedik, kâhince ve umut dolu. Kimse bu gezegenin suyunu Maude Barlow’dan iyi bilemez. O da, Su Hakkı kitabından başka hiçbir yerde dünya su krizinden bu kadar haşin bir dille bahsetmedi.” <strong>Alanna Mitchell, </strong><em>Sea Sick: The global Ocean in Crisis&#8217;in </em>yazarı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/kitaplar/su-hakki">Su Hakkı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3792</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
