<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ustalık arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/ustalik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/ustalik</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Thu, 11 May 2017 09:37:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Kültür ve sanat</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/kultur-ve-sanat</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Apr 2017 09:33:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></category>
		<category><![CDATA[ben]]></category>
		<category><![CDATA[biz]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[deha]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kavram]]></category>
		<category><![CDATA[kendini bilmek]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[soyut]]></category>
		<category><![CDATA[üretmek]]></category>
		<category><![CDATA[ustalık]]></category>
		<category><![CDATA[voltaire]]></category>
		<category><![CDATA[yazı yazmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6077</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hele bir şeyler söyle, bir şeyler yaz ki, tanışalım seninle! Anonim Bizde yazıya soyut kavramlara tanımla girmek geleneği yaygındır. Kavramlar tanımlanır, benzerlik ve farklar sıralanıp, ünlülerden birkaç alıntı yapılır, bazı kaynaklardan söz edilerek yazı bitirilmiş olur. Tanım yapmak, kültür ve sanat kavramlarını tanımlamak hiç de kolay değildir. Aydınlanma Çağı’nın (18. yy) ünlü filozofu Voltaire, eleştirmenlerine meydan okuyarak “Tanımlayabildiğiniz her sorunu tartışmaya hazırım” der, deneyenleri iki hamlede mat edermiş: “Tanımınız yanlış veya geçerli değil”. Osmanlı deyimi, tam bu güçlüğü yansıtır: “Tanım, benzerleri içermeli, farklıları dışlamalı”. İki insanbilimci, kültür tanımlarını derlemeye çalışmışlar, 160’tan fazla tanım bulunca, tanımlanamaz sonucuna varmışlar ve gerekçesini yazmışlar. Karl Marx’ın “İnsanın yarattığı her şey kültür” tanımı, sanatı da içerdiği için işime yarayabilirdi. Ne var ki, bilimsel kavrama yaklaştığı halde, hiçbir şey söylemiyor kültür ve sanat konusunda… Sanat kavramında, durum pek farklı ya da umut verici değildir. Ünlü Picasso’ya sanatı sormuşlar, “Sanat, ne değildir ki!” deyip eklemiş: “O her ne ise, her şeyde ondan bir şeyler vardır”. Yani, sanat, adını koyamadığı bir şey!  İşim gerçekten zor; insanın yarattığı her şey, adı konulamayan bir şey üzerinde, neler diyebilirim ki? Üstelik bu iki sözcük dilimizde “kültür ve sanat” olarak genellikle birlikte, hatta eş anlamda kullanılıyor. Özdeş olmasalar da kültür tarihinde sanattan, sanat tarihinde kültürden söz edilir. Kültür, Fransızca üretmek, sanat ise Arapça beceri ve ustalık sözcüklerinden geliyor. Kültür karşılığında, Türkçe ekin denendi ama tutmadı. Sanatın türlüsü var da Türkçesi yok. “Kültürcüler” azdır. Sanatçılar, sanattan çok “sanatçı kişiliği”nden söz ederler. (Bkz. M. Ertuğrul Saraçbaşı, Damıtılmış Sözler ve Celâl Üster, Sözün Özü.) Kültür insanları, geçmişe ve değerlere saygılı, uyumlu, toplumcu kişilerdir. Sanatçılar ise geleceğe yönelik, çatışmacı, tok sözlü kişiler… Evrim kuramcısı Darwin, yaratılış inancına saygılıdır: “İlk hücrenin nereden geldiğini bilmiyoruz” der. Oysa sanatçı filozof Nietzsche, aynı yıllarda “Tanrı öldü, çünkü artık ona inanmıyoruz” demekten çekinmez. Aziz Nesin, kendini alamadı çoğunluğumuzu “budala” ilan etti. Picasso, ünlü Guernica eserini öven Alman generale, “Onu ben değil siz yaptınız” demiş. Sanatçı, hayat veya sanat için değil, kendi kişiliğini özgürce ya da gönlünce yaşamak için seçmiştir sanatı. Sanat denince akla güzel ve özgür sanatlar gelirse de, etik sayılmayan: Casusluk, eğitim, demagoji, iletişim, savaş, soygun, yaşam, yergi, yönetim vb. tartışmalı sanatlar vardır. Sanat, özgürlüğün çocuğu ise, sanatçı özgür ve cesur kişidir, ötekileştirmez. BİZ der ama BEN’cidir. Özgürler az, geleneksel olanlar çoktur*. Her yazana, türkü çağırana, Musiki Muallim Çemiyeti’nin akça pakça komşularına cömertçe sanatçı payesi veririz. Japon kültüründe her şey, ölmek bile bir sanat olarak görülür. Nobel ödüllü Kawabata’nın gazla intihar etmesi beğenilmez de, aşırı milliyetçi Mişima’nın kılıcıyla dövüşerek ölmesi övülür. Sanatçı kişi, bir samuray gibi savaşarak ölmeli, derler. Güzel ve özgür sanatlar, dinlerin çatısı altında doğmadı ama kanatları altında gelişti. Ortaçağlarda, özgürlük ararken dincilerin baskısından kurtuldu. Başkaldıran Dante ve Machiavelli Rönesans’ı hazırladı. Sanatçılar, Sanayi Devrimi’nde laik devlete sığındılar, sömürgeci ve diktacı güçlere karşı özgür sanatların özerkliğini savundular. İmam Ghazali (Tehafüt’te) aklı özgürleştiren bilime ve sanata karşı çıktı. Nizamiye Medresesi’nde kendini bilmek erdemi haddini bilmek olarak yorumlandı. Yaratıcı sanat, Allah’a şirk koşmakla yargılandı. Bir Kültür Devrimi yapan Cumhuriyet (Suna Kili 1990), Özgür Sanatları özendirdi. Eğitim ve Kültür Bakanlıklarında C.M. Altar gibi laik genel müdürlerle yönetilen özgür sanatlar, AKP yönetiminde, “Devlet Güzel Sanatlar Kurumu” tasarısıyla, merkezi yürütmenin gözetim ve denetimi altına alınmak isteniyor. Sanatçı, dehasını kimseyi hoşnut etmemeyi göze alarak keşfeder. André Malraux Sanatçı, olmazı olur kılan insan. Adnan Binyazar (Yazarın düzeltisiyle. BG) *Henry Glassie, Turkish Traditional Arts Today (Günümüzün Geleneksel Türk Sanatları) Editör, İlhan Başgöz. T.C. Kültür Bakanlığı ve Kentucky University Press, 1993. Bozkurt Güvenç</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/kultur-ve-sanat">Kültür ve sanat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Hele bir şeyler söyle, bir şeyler yaz ki, tanışalım seninle! </em><strong>Anonim</strong></p>
<p>Bizde yazıya soyut kavramlara tanımla girmek geleneği yaygındır. Kavramlar tanımlanır, benzerlik ve farklar sıralanıp, ünlülerden birkaç alıntı yapılır, bazı kaynaklardan söz edilerek yazı bitirilmiş olur. Tanım yapmak, kültür ve sanat kavramlarını tanımlamak hiç de kolay değildir.</p>
<p>Aydınlanma Çağı’nın (18. yy) ünlü filozofu <strong>Voltaire,</strong> eleştirmenlerine meydan okuyarak “Tanımlayabildiğiniz her sorunu tartışmaya hazırım” der, deneyenleri iki hamlede mat edermiş: “Tanımınız yanlış veya geçerli değil”. Osmanlı deyimi, tam bu güçlüğü yansıtır: “Tanım, benzerleri içermeli, farklıları dışlamalı”.</p>
<p>İki insanbilimci, kültür tanımlarını derlemeye çalışmışlar, 160’tan fazla tanım bulunca, tanımlanamaz sonucuna varmışlar ve gerekçesini yazmışlar. <strong>Karl Marx’</strong>ın “İnsanın yarattığı her şey kültür” tanımı, sanatı da içerdiği için işime yarayabilirdi. Ne var ki, bilimsel kavrama yaklaştığı halde, hiçbir şey söylemiyor kültür ve sanat konusunda…</p>
<p>Sanat kavramında, durum pek farklı ya da umut verici değildir. Ünlü <strong>Picasso</strong>’ya sanatı sormuşlar, “Sanat, ne değildir ki!” deyip eklemiş: “O her ne ise, her şeyde ondan bir şeyler vardır”. Yani, sanat, adını koyamadığı bir şey!  İşim gerçekten zor; insanın yarattığı her şey, adı konulamayan bir şey üzerinde, neler diyebilirim ki? Üstelik bu iki sözcük dilimizde “kültür ve sanat” olarak genellikle birlikte, hatta eş anlamda kullanılıyor.</p>
<p>Özdeş olmasalar da kültür tarihinde sanattan, sanat tarihinde kültürden söz edilir.</p>
<p>Kültür, Fransızca <em>üretmek</em>, sanat ise Arapça beceri ve <em>ustalık</em> sözcüklerinden geliyor. Kültür karşılığında, Türkçe <em>ekin</em> denendi ama tutmadı. Sanatın türlüsü var da Türkçesi yok. “Kültürcüler” azdır. Sanatçılar, sanattan çok “sanatçı kişiliği”nden söz ederler. (Bkz. <strong>M.</strong> <strong>Ertuğrul</strong> <strong>Saraçbaşı</strong>, <em>Damıtılmış Sözler</em> ve <strong>Celâl Üster, </strong><em>Sözün Özü</em>.)</p>
<p>Kültür insanları, geçmişe ve değerlere saygılı, uyumlu, <em>toplumcu </em>kişilerdir. Sanatçılar ise geleceğe yönelik, çatışmacı, tok sözlü kişiler… Evrim kuramcısı <strong>Darwin</strong>, yaratılış inancına saygılıdır: “İlk hücrenin nereden geldiğini bilmiyoruz” der. Oysa sanatçı filozof <strong>Nietzsche</strong>, aynı yıllarda “Tanrı öldü, çünkü artık ona inanmıyoruz” demekten çekinmez.</p>
<p><strong>Aziz Nesin</strong>, kendini alamadı çoğunluğumuzu “budala” ilan etti. Picasso, ünlü <em>Guernica</em> eserini öven Alman generale, “Onu ben değil siz yaptınız” demiş. Sanatçı, hayat veya sanat için değil, kendi kişiliğini özgürce ya da gönlünce yaşamak için seçmiştir sanatı.</p>
<p>Sanat denince akla güzel ve özgür sanatlar gelirse de, etik sayılmayan: <em>Casusluk, eğitim, demagoji, iletişim, savaş, soygun, yaşam, yergi, yönetim</em> vb. tartışmalı sanatlar vardır.</p>
<p>Sanat, özgürlüğün çocuğu ise, sanatçı özgür ve cesur kişidir, ötekileştirmez. BİZ der ama BEN’cidir. Özgürler az, geleneksel olanlar çoktur*. Her yazana, türkü çağırana, Musiki Muallim Çemiyeti’nin akça pakça komşularına cömertçe<em> sanatçı</em> payesi veririz.</p>
<p>Japon kültüründe her şey, ölmek bile bir sanat olarak görülür. Nobel ödüllü<strong> Kawabata</strong>’nın gazla intihar etmesi beğenilmez de, aşırı milliyetçi <strong>Mişima</strong>’nın kılıcıyla dövüşerek ölmesi övülür. Sanatçı kişi, bir samuray gibi savaşarak ölmeli, derler.</p>
<p>Güzel ve özgür sanatlar, dinlerin çatısı altında doğmadı ama kanatları altında gelişti. Ortaçağlarda, <em>özgürlük</em> ararken dincilerin baskısından kurtuldu. Başkaldıran <strong>Dante</strong> ve<strong> Machiavelli</strong> Rönesans’ı hazırladı. Sanatçılar, Sanayi Devrimi’nde laik devlete sığındılar, sömürgeci ve diktacı güçlere karşı <em>özgür sanatların özerkliğini</em> savundular.</p>
<p><strong>İmam Ghazali </strong>(Tehafüt’te) aklı özgürleştiren bilime ve sanata karşı çıktı. Nizamiye Medresesi’nde <em>kendini bilmek</em> erdemi <em>haddini bilmek </em>olarak yorumlandı. Yaratıcı sanat, Allah’a <em>şirk koşmakla</em> yargılandı. Bir Kültür Devrimi yapan Cumhuriyet (<strong>Suna Kili</strong> 1990), Özgür Sanatları özendirdi. Eğitim ve Kültür Bakanlıklarında <strong>C.M. Altar</strong> gibi laik genel müdürlerle yönetilen özgür sanatlar, AKP yönetiminde, “Devlet Güzel Sanatlar Kurumu” tasarısıyla, merkezi yürütmenin gözetim ve denetimi altına alınmak isteniyor.</p>
<p><em>Sanatçı, dehasını kimseyi hoşnut etmemeyi göze alarak keşfeder. </em><strong>André Malraux</strong></p>
<p><em>Sanatçı, olmazı olur kılan insan.</em> <strong>Adnan Binyazar </strong>(Yazarın düzeltisiyle. BG)</p>
<p><strong>*Henry Glassie, </strong><em>Turkish Traditional Arts Today</em> (Günümüzün Geleneksel Türk Sanatları) Editör, İlhan Başgöz. T.C. Kültür Bakanlığı ve Kentucky University Press, 1993.</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/kultur-ve-sanat">Kültür ve sanat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6077</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ana babalar çocuklarının ev ödevlerini neden yapmamalı?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/ana-babalar-cocuklarinin-ev-odevlerini-yapmamali</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Aug 2016 11:10:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[ev ödevi]]></category>
		<category><![CDATA[ustalık]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3490</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklar baskı ve başarısızlıklardan öğreniyorlar: Avustralya’daki NSW Etüd, Öğrenim ve Öğretim Kurulu tarafından kısa bir süre önce yayımlanan bir raporda, ev ödevlerinin ana babalar tarafından tamamlanmasının, çocuklarda hile ve kopya çekmeyi özendirdiğine dikkat çekiliyor. İyi de, ana babaların ev ödevlerine yardımcı olması gerçekten de çocukların gelişmesine ket vuruyor mu? Bu soruyu yanıtlamak hiç de kolay değil. Bugüne dek yapılan araştırmalar bu konuyla ilgili çok farklı bulguları gözler önüne seriyor ve ana babaların ev ödevlerine karışmalarının çocukların okuldaki başarısını farklı biçimlerde etkilediğini gösteriyor. Söz gelimi, ev ödevlerine el atmak istemeniz çocuklarınızın başarısız olacakları kaygısından mı, yoksa çocuklarınızın okuldaki başarısının size yansıyacağı korkusundan mı kaynaklanıyor? Çocukların yerine getirmesi gereken görevlerin bir bölümünü sizler üstlenmediğinizde, üniversiteye girmek gibi, daha uzun erimli hedeflere erişme olanağını kaçıracaklarını mı düşünüyorsunuz? Ev ödevleri çocuklarınızda çok yoğun bir baskı oluşturduğundan mı onlara bir el vermek gereğini duyuyorsunuz? Yanıtınız eğer evet ise, yazık ki yazık Yukarıdaki sorulardan herhangi birine evet yanıtını verdiyseniz, korkarız ki, çocuklara yardımcı olmak şöyle dursun, onların gelişmelerini önlediğinizi söyleyebiliriz. Neden mi? Şöyle açıklayabiliriz. Ne türde bir kişiliğe sahipsiniz? Ruhbilim uzmanları hedefleri çok geniş kapsamlı iki sınıfa ayırıyorlar: başarı güdümlü hedefler ve ustalık güdümlü hedfler. Başarıya güdümlü kişiler yalnızca sonuçla ilgilenirlerken, ustalığa güdümlü kişiler ulaşılan sonuçtan çok bu süreç içinde edinilebilecek bilgilerle ilgilenirler. Ustalığa güdümlü hedefleri olanlar, çok çalışıp yoğun bir çaba harcayarak gelişebileceklerine inanırlar ve genelde başarısızlıkları öğrenme sürecinin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirirler. Başarısızlık insanın son derece önemli beceriler edinmesini sağlar: nerede yanlış yaptığınızı, bir sonraki kez neleri daha farklı yapmanız gerektiğini ve hezimete uğradığınızda yaşadığınız yürek acısının üstesinden gelmek için ne tür duygusal taktikler uygulamanız gerektiğini öğretir. Ustalığa güdümlü insanlar başarısızlık karşısında asla pes etmezler, yaratıcı soru çözme ve duygusal baş edebilme yöntemleri geliştirirler. Bu yöntemler zamanla biraraya gelip çok daha esnek bir kişiliğin oluşmasına yol açarlar. Başarıya endeksli kişiler kırılgan oluyor Başarıya güdümlü hedefler belirleyen kişiler, yoğun bir çaba harcamak zorunda kalmanın doğal yeteneklerden yoksunluğun bir göstergesi olduğuna inanır ve yeteneği genelde gelişme olanağı pek olmayan değişmez bir özellik olarak değerlendirir. Bu kişiler başarısızlık karşısında genellikle kırılgan bir yapı sergilediklerinden, ne pahasına olursa olsun, bu türde bir deneyimi yaşamaktan kaçınırlar. Bu gruba girenler kendilerine bir hedef belirlerler ve bu hedefe ulaşmak için her yolu denerler. Bu da, hile ve aldatma gibi, kişinin gelişimine hiçbir katkısı olmayan davranışlara neden olur. Bu kişiler esasında sahtekar olduklarının bilincindedirler, ama başarılı olan başka insanların da aynı yola başvurduklarını düşünürler. Görüntüyü kurtarmak ve gerçeği örtbas etmek için, kimi zaman ölümü bile göz aldıkları, akıl almaz yöntemler geliştirirler. Başarısızlık öğrenme sürecinin bir parçasıdır Araştırmalardan elde edilen bulgular ustalığa güdümlü hedefler belirleyen insanların, eninde sonunda başarıya güdümlü insanları gölgede bıraktıklarını gösteriyor. Ustalık kazandırıcı desteğin sağlanması için, ana babaların görevlerin çocukların kendilerini geliştirip güçlendirmelerinde ne denli önemli bir yer tuttuğunu açıklamaları gerekir. Ana babalar çaba harcayıp direnerek sorunların nasıl üstesinden gelinebileceği konusunda çocuklarına örnek olmalıdırlar. Başarısızlığa uğradıklarında (herkes yaşamının belli bir noktasında başarısız olur &#8211; önemli olan, başarısızlıklardan ders almak ve davranışlarında kendini geliştirebilecek değişiklikler yapmaktır) kendilerini koyvermeyip, güçlü bir kişilik sergilediklerini çocuklarına göstermelidirler. Dürüst bir cevap verin Ana babaların en büyük sorunu başarıya odaklı bir dünyada yaşıyor olmamızdan kaynaklanıyor. Şu soruyu dürüstçe yanıtlayın: bir işi yaptığınızda gerçekten de o işin inceliklerine varmayı mı, yoksa başkalarının gözüne girmeyi mi hedeflersiniz? Öğrenciler kendilerine verilen görevi yaparlarken genelde, bir şeyler öğrenmekten çok, en yüksek notu almayı hedefliyorlar. Küçük bir çocuk Everest tepesine çıkmak için her tür tehlikeyi göze alan ve onca çaba harcayan insanlara bakıp, “Neden uçakla gitmiyorlar?” diye sorabilir. Küçük bir çocuğun böyle bir soru sorması hiç de şaşırtıcı değil. Ne var ki, aynı ikilem erişkinler için de söz konusu. Kendilerine başarıya odaklı hedefler belirleyen kişiler esasen ustalığa odaklı hedefler belirleyen kişilerden çok daha farklı bir düşünce yapısından geliyorlar. Her iki grup da, karşısındakinin sergilediği davranış biçiminin ardında yatan dünya görüşünün gerçek olduğu konusuna eşit oranda kuşku ve küçümseme karışımı bir duyguyla tepki veriyor. Ana babalar: Önce kendinizi sorgulayın Gelelim çocuklarının kaygıya kapılmalarını önlemek amacıyla ev ödevlerine sarılan ana babalara. Kaygı insanlarda, korkulan görevlerden kaçınma taktiklerinin kişiyi ödüllendirici bir sürece dönüştüğü, olumsuz pekiştirme yoluyla etkili olur. Çocuklarınızın ev ödevini yaparak kaygılarının yatışmasına “yardımcı” oluyorsanız, güçlüklere göğüs germekten kaçınmalarına katkıda bulunuyor ve onları başkalarına sırtını dayamak gibi kolay çözümlere başvurmaya özendiriyorsunuz demektir. Bu durumda çocuk başarıya kavuşmak için sürekli olarak aynı yolu izleyecek, bağımsız ve özgüvenli bir kişiliğe dönüşmesi de söz konusu olamayacaktır. Öyle ki, çocuğunuzun ev ödevine yardımcı olarak doğru bir davranışta bulunduğunuzdan emin olmadan önce kendi güdülerinizi sorgulamanızda yarar var. Rita Urgan Kaynak: The Conversation / 5 Ekim 2015</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/ana-babalar-cocuklarinin-ev-odevlerini-yapmamali">Ana babalar çocuklarının ev ödevlerini neden yapmamalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuklar baskı ve başarısızlıklardan öğreniyorlar: Avustralya’daki NSW Etüd, Öğrenim ve Öğretim Kurulu tarafından kısa bir süre önce yayımlanan bir raporda, ev ödevlerinin ana babalar tarafından tamamlanmasının, çocuklarda hile ve kopya çekmeyi özendirdiğine dikkat çekiliyor.</strong></p>
<p>İyi de, ana babaların ev ödevlerine yardımcı olması gerçekten de çocukların gelişmesine ket vuruyor mu? Bu soruyu yanıtlamak hiç de kolay değil. Bugüne dek yapılan araştırmalar bu konuyla ilgili çok farklı bulguları gözler önüne seriyor ve ana babaların ev ödevlerine karışmalarının çocukların okuldaki başarısını farklı biçimlerde etkilediğini gösteriyor.</p>
<p>Söz gelimi, ev ödevlerine el atmak istemeniz çocuklarınızın başarısız olacakları kaygısından mı, yoksa çocuklarınızın okuldaki başarısının size yansıyacağı korkusundan mı kaynaklanıyor?</p>
<p>Çocukların yerine getirmesi gereken görevlerin bir bölümünü sizler üstlenmediğinizde, üniversiteye girmek gibi, daha uzun erimli hedeflere erişme olanağını kaçıracaklarını mı düşünüyorsunuz?</p>
<p>Ev ödevleri çocuklarınızda çok yoğun bir baskı oluşturduğundan mı onlara bir el vermek gereğini duyuyorsunuz?</p>
<p><strong>Yanıtınız eğer evet ise, yazık ki yazık</strong></p>
<p>Yukarıdaki sorulardan herhangi birine evet yanıtını verdiyseniz, korkarız ki, çocuklara yardımcı olmak şöyle dursun, <strong>onların gelişmelerini önlediğinizi</strong> söyleyebiliriz. Neden mi? Şöyle açıklayabiliriz.</p>
<p>Ne türde bir kişiliğe sahipsiniz?</p>
<p>Ruhbilim uzmanları hedefleri çok geniş kapsamlı iki sınıfa ayırıyorlar: başarı güdümlü hedefler ve ustalık güdümlü hedfler.</p>
<p>Başarıya güdümlü kişiler yalnızca sonuçla ilgilenirlerken, ustalığa güdümlü kişiler ulaşılan sonuçtan çok bu süreç içinde edinilebilecek bilgilerle ilgilenirler.</p>
<p><strong>Ustalığa güdümlü hedefleri olanlar</strong>, çok çalışıp yoğun bir çaba harcayarak gelişebileceklerine inanırlar ve genelde başarısızlıkları öğrenme sürecinin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirirler.</p>
<p><strong>Başarısızlık</strong> insanın son derece önemli beceriler edinmesini sağlar: nerede yanlış yaptığınızı, bir sonraki kez neleri daha farklı yapmanız gerektiğini ve hezimete uğradığınızda yaşadığınız yürek acısının üstesinden gelmek için ne tür duygusal taktikler uygulamanız gerektiğini öğretir.</p>
<p>Ustalığa güdümlü insanlar başarısızlık karşısında <strong>asla pes etmezler</strong>, yaratıcı soru çözme ve duygusal baş edebilme yöntemleri geliştirirler. Bu yöntemler zamanla biraraya gelip çok daha esnek bir kişiliğin oluşmasına yol açarlar.</p>
<p><strong>Başarıya endeksli kişiler kırılgan oluyor</strong></p>
<p>Başarıya güdümlü hedefler belirleyen kişiler, yoğun bir çaba harcamak zorunda kalmanın doğal yeteneklerden yoksunluğun bir göstergesi olduğuna inanır ve yeteneği genelde gelişme olanağı pek olmayan değişmez bir özellik olarak değerlendirir.</p>
<p>Bu kişiler başarısızlık karşısında genellikle kırılgan bir yapı sergilediklerinden, ne pahasına olursa olsun, bu türde bir deneyimi yaşamaktan kaçınırlar. Bu gruba girenler kendilerine bir hedef belirlerler ve bu hedefe ulaşmak için her yolu denerler. Bu da, hile ve aldatma gibi, kişinin gelişimine hiçbir katkısı olmayan davranışlara neden olur.</p>
<p><strong>Bu kişiler esasında sahtekar olduklarının</strong> bilincindedirler, ama başarılı olan başka insanların da aynı yola başvurduklarını düşünürler. Görüntüyü kurtarmak ve gerçeği örtbas etmek için, kimi zaman ölümü bile göz aldıkları, akıl almaz yöntemler geliştirirler.</p>
<p><strong>Başarısızlık öğrenme sürecinin bir parçasıdır</strong></p>
<p>Araştırmalardan elde edilen bulgular ustalığa güdümlü hedefler belirleyen insanların, eninde sonunda başarıya güdümlü insanları gölgede bıraktıklarını gösteriyor. Ustalık kazandırıcı desteğin sağlanması için, ana babaların görevlerin çocukların kendilerini geliştirip güçlendirmelerinde ne denli önemli bir yer tuttuğunu açıklamaları gerekir.</p>
<p>Ana babalar çaba harcayıp direnerek sorunların nasıl üstesinden gelinebileceği konusunda çocuklarına örnek olmalıdırlar. Başarısızlığa uğradıklarında (herkes yaşamının belli bir noktasında başarısız olur &#8211; önemli olan, başarısızlıklardan ders almak ve davranışlarında kendini geliştirebilecek değişiklikler yapmaktır) kendilerini koyvermeyip, güçlü bir kişilik sergilediklerini çocuklarına göstermelidirler.</p>
<p><strong>Dürüst bir cevap verin</strong></p>
<p><strong>Ana babaların en büyük sorunu</strong> başarıya odaklı bir dünyada yaşıyor olmamızdan kaynaklanıyor. Şu soruyu dürüstçe yanıtlayın: <strong>bir işi yaptığınızda gerçekten de o işin inceliklerine varmayı mı, yoksa başkalarının gözüne girmeyi mi hedeflersiniz</strong>? Öğrenciler kendilerine verilen görevi yaparlarken genelde, bir şeyler öğrenmekten çok, en yüksek notu almayı hedefliyorlar.</p>
<p>Küçük bir çocuk Everest tepesine çıkmak için her tür tehlikeyi göze alan ve onca çaba harcayan insanlara bakıp, “Neden uçakla gitmiyorlar?” diye sorabilir. Küçük bir çocuğun böyle bir soru sorması hiç de şaşırtıcı değil. Ne var ki, aynı ikilem erişkinler için de söz konusu.</p>
<p>Kendilerine başarıya odaklı hedefler belirleyen kişiler esasen ustalığa odaklı hedefler belirleyen kişilerden çok daha farklı bir düşünce yapısından geliyorlar. Her iki grup da, karşısındakinin sergilediği davranış biçiminin ardında yatan dünya görüşünün gerçek olduğu konusuna eşit oranda kuşku ve küçümseme karışımı bir duyguyla tepki veriyor.</p>
<p><strong>Ana babalar: Önce kendinizi sorgulayın</strong></p>
<p>Gelelim çocuklarının kaygıya kapılmalarını önlemek amacıyla ev ödevlerine sarılan ana babalara. Kaygı insanlarda, korkulan görevlerden kaçınma taktiklerinin kişiyi ödüllendirici bir sürece dönüştüğü, olumsuz pekiştirme yoluyla etkili olur.</p>
<p>Çocuklarınızın ev ödevini yaparak kaygılarının yatışmasına “yardımcı” oluyorsanız, güçlüklere göğüs germekten kaçınmalarına katkıda bulunuyor ve onları başkalarına sırtını dayamak gibi kolay çözümlere başvurmaya özendiriyorsunuz demektir.</p>
<p>Bu durumda çocuk başarıya kavuşmak için sürekli olarak aynı yolu izleyecek, bağımsız ve özgüvenli bir kişiliğe dönüşmesi de söz konusu olamayacaktır. Öyle ki, çocuğunuzun ev ödevine yardımcı olarak doğru bir davranışta bulunduğunuzdan emin olmadan önce kendi güdülerinizi sorgulamanızda yarar var.</p>
<p><strong><em>Rita Urgan<br />
Kaynak: The Conversation / 5 Ekim 2015</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/ana-babalar-cocuklarinin-ev-odevlerini-yapmamali">Ana babalar çocuklarının ev ödevlerini neden yapmamalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3490</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
