<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yağ arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/yag/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/yag</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 06 Sep 2019 09:02:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Yağ, metastaz oluşumunu etkiliyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yag-metastaz-olusumunu-etkiliyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Sep 2019 09:02:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[metastaz]]></category>
		<category><![CDATA[tümör]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15097</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tümördeki kanser hücrelerinin ayrılarak kan damarları veya lenf sitemi üzerinden niçin yayıldığı bilinmiyordu. Sadece belli başlı kanser hücrelerinin metastaz oluşturabildiği tahmin ediliyordu. Barselona Bilim ve Teknoloji Enstitüsü bilim insanları, ağız kanseri hücrelerinin bedende yayılabilirliğini araştırdılar. Salvador Aznar Bentah ve ekibi, bu çalışma sırasında, tümörde, metastaz oluşumundan sorumlu olabilecek özel bir hücre tipi tespit etti. Ağız kanserine ait tümör örneklerinde, olağanüstü miktarda yağ asidi reseptörüne sahip bir grup hücre fark edildi. Bu bulgudan yola çıkarak, yağları kendilerine çeken hücrelerin, asıl tümörden ayrılarak bedenin başka bir bölgesine yerleşme yetisi kazandığını düşünmüş araştırmacılar. Bu tezi kontrol etmek için de insandan alınan hücreler, kanserli farelere aktarılmış ve bu şekilde bir müddet sonra metastaz oluştuğu görülmüş. Bu süreç ayrıca yağlı beslenmeyle de hızlanıyor. Diğer bir testle metastaz oluşumunun durdurulabilirliğini öğrenmek için, özel antikorla tümör hücrelerindeki yağ reseptörlerini devre dışı bırakmışlar. Bu durumda tümör daha ender olarak yayılmış. Hatta var olan bazı metastazlar da küçülmüş. Araştırmanın ikinci bir aşamasında hücre deneyleriyle aynı antikorların cilt ve meme kanserinde de etkili olduğu anlaşılmış. Sonuçlar, CD36 olarak isimlendirilen söz konusu hücrelerin, metastaz oluşumunda etkili olduklarını ve bunların besinlerdeki yağlardan da yararlandıklarını gösteriyor. Bununla birlikte kanser hastalarının sadece belli başlı yağları mı tüketmeleri yoksa yağdan tamamen vazgeçmeleri mi gerektiği bundan sonraki araştırmalarla belli olacak. Kaynak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yag-metastaz-olusumunu-etkiliyor">Yağ, metastaz oluşumunu etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tümördeki kanser hücrelerinin ayrılarak kan damarları veya lenf sitemi üzerinden niçin yayıldığı bilinmiyordu. Sadece belli başlı kanser hücrelerinin metastaz oluşturabildiği tahmin ediliyordu.</p>
<p>Barselona Bilim ve Teknoloji Enstitüsü bilim insanları, ağız kanseri hücrelerinin bedende yayılabilirliğini araştırdılar. Salvador Aznar Bentah ve ekibi, bu çalışma sırasında, tümörde, metastaz oluşumundan sorumlu olabilecek özel bir hücre tipi tespit etti. Ağız kanserine ait tümör örneklerinde, olağanüstü miktarda yağ asidi reseptörüne sahip bir grup hücre fark edildi. Bu bulgudan yola çıkarak, yağları kendilerine çeken hücrelerin, asıl tümörden ayrılarak bedenin başka bir bölgesine yerleşme yetisi kazandığını düşünmüş araştırmacılar.</p>
<p>Bu tezi kontrol etmek için de insandan alınan hücreler, kanserli farelere aktarılmış ve bu şekilde bir müddet sonra metastaz oluştuğu görülmüş. Bu süreç ayrıca yağlı beslenmeyle de hızlanıyor. Diğer bir testle metastaz oluşumunun durdurulabilirliğini öğrenmek için, özel antikorla tümör hücrelerindeki yağ reseptörlerini devre dışı bırakmışlar. Bu durumda tümör daha ender olarak yayılmış. Hatta var olan bazı metastazlar da küçülmüş.</p>
<p>Araştırmanın ikinci bir aşamasında hücre deneyleriyle aynı antikorların cilt ve meme kanserinde de etkili olduğu anlaşılmış. Sonuçlar, CD36 olarak isimlendirilen söz konusu hücrelerin, metastaz oluşumunda etkili olduklarını ve bunların besinlerdeki yağlardan da yararlandıklarını gösteriyor. Bununla birlikte kanser hastalarının sadece belli başlı yağları mı tüketmeleri yoksa yağdan tamamen vazgeçmeleri mi gerektiği bundan sonraki araştırmalarla belli olacak.</p>
<p><strong><a href="http://www.nature.com/nature/journal/vaop/ncurrent/full/nature20791.html">Kaynak</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yag-metastaz-olusumunu-etkiliyor">Yağ, metastaz oluşumunu etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15097</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gönül rahatlığı ile tereyağı yiyebilecek miyiz?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/gonul-rahatligi-ile-tereyagi-yiyebilecek-miyiz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Apr 2018 09:35:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kalp damar]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tereyağı]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=9862</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doktorların yıllardır kilo aldırdığı, kandaki kolesterol düzeyini yükselttiği, kalp krizi riskini artırdığı gerekçesiyle uzak durmamız gerektiğini öğütlediği tereyağı ve diğer yağlar temize mi çıkıyor? Son yıllarda sayıları gittikçe artan araştırmacı, doktor ve beslenme uzmanı kalori hesabı yapmamamızı, yağ oranı düşük beslenme tarzına son vermemizi söylüyor. Bu yeni görüşe göre esas zarar verenler karbonhidrat ve şeker içeren gıdalar. Bu öneriler, yıllardan beri yağları olabildiğince hayatımızdan çıkartmamız gerektiğini tekrarlayan geleneksel görüş yanlıları tarafından sert eleştirilere hedef oluyor. Örneğin İngiltere’deki Lister Hastanesi’nden David Haslam’a göre, yağların kalp krizi riskine yol açmadığına inanmak, sigaranın akciğer kanserine neden olmadığını savunmak kadar saçma.. Öte yandan yıllardır birbiri ile çelişen beslenme önerileri karşısında neye inanacağını şaşıran insanlar, bu yeni öneriye de temkinli yaklaşıyor.  Eğer yağların masum olduğuna inanacaksak, nişastalı karbonhidratların diyabete ve kalp krizlerine yol açtığına, aynı zamanda şişmanlattığına da inanmamız gerekiyor. Standart beslenme reçetelerinde yağın yeri Onlarca yıldır standart beslenme önerileri yağlardan uzak durmamız konusunda insanları uyarıyordu. Yağlar bu görüşe göre hem kilo aldırıyor, hem de damarları tıkıyordu. Özellikle diyabet hastaları için yağlar, şekerle aynı kefeye konuyordu. İngiltere, ABD ve Avustralya resmi beslenme kurumları, günlük beslenme rejimlerinde tabağın üçte birinin nişastalı karbonhidratların oluşturmasını tavsiye ediyordu. Hatta İngiltere Hükümeti’ne bağlı İngiltere Halk Sağlığı Kurumu “Doğru Beslenin” adını verdiği tavsiye hükmündeki kararında sıvı ve katı yağ tüketimini %1 oranına düşürülmesinin doğru olacağına hükmetmişti. Yağların zararlı olduğu kanısı ilk kez geçen yüzyılın başlarında kalp krizine yol açan damar içi plakalarının kolesterol adı verilen yağlı bileşikleri içerdiğinin ortaya çıkmasıyla gündeme geldi. Daha sonra yapılan araştırmalar, kalp krizi oranlarının, daha yağlı yiyeceklerle beslenen ülkelerde daha yüksek olduğunu işaret ediyordu. Bu yağlar çoğunlukla yağlı süt ürünleri ve yağlı etler aracılığı ile tüketiliyordu. Yağlar ayrıca zayıf kalmak isteyen insanların da düşmanı olarak tanıtıldı. Çünkü yağların içerdiği kalori miktarı gram başına protein ve karbonhidratlara göre iki misliydi. Tereyağı düşman belleniyor 1950’li yıllardan sonra bu görüşler resmi kurumların beslenme reçetelerinde yer almaya başladı. Bunun üzerine kilolarını korumak isteyenler yağsız etlere, yağı azaltılmış süt ürünlerine yöneldiler; tereyağı yerine margarin gibi bitkisel bazlı yağları tercih ettiler. Yağın yerini nişastalı karbonhidratlar aldı. Ancak bütün bunlara karşın ortalama vücut ağırlığı yükselmeye devam etti. Kiloların artması beraberinde Tip 2 diyabet gibi yüzyılın sağlık krizi olarak nitelendirilebilecek rahatsızlıkları da beraberinde getirdi. Bugün İngiltere, ABD ve Avustralya’da halkın üçte ikisi ya obez, ya da aşırı kilolu… Atkins diyeti ile birlikte gelen değişim Bu katı görüşler, bazı insanların Atkins Diyeti olarak bilinen beslenme tarzını benimsemesiyle sorgulanmaya başladı. 2000’li yıllarda epey moda olan bu diyet, meyve ve sebzeden uzak durmak, et, tereyağı ve kremayı bol bol tüketmek anlamına geliyordu. Doktorlar bu gidişattan hiç memnun kalmadı, çünkü onlara göre doymuş yağ kalp krizlerine kapı aralıyordu. Ne var ki araştırmalar doktorları haksız çıkarttı. Deneylerden birinde Atkins diyetine uygun olarak beslenen bir grup denek,  düşük-yağ diyetini uygulayan diğer bir grup denek ile karşılaştırıldı. Bir yıl sonra Atkins ile beslenenlerin kilo verdiği, tansiyonlarının ve kolesterol profillerinin düşük-yağ diyetini izleyenlerden daha iyi durumda olduğu görüldü. 2 yıl süren bir başka çalışmadan da benzer sonuçlar alındı. Diyabet hastalarında beklenmedik düzelme İngiltere Southport’tan Doktor David Unwin’in Tip 2 diyabet hastalarında tespit ettiği beklenmedik iyileşme eğilimi, diyabet hastalarının yüksek lifli karbonhidrat tüketmesi yolundaki klasik önerileri ters yüz etti.   Tip 2 diyabetin geriye dönüşü olmayan, sürekli ilerleme gösteren bir hastalık olduğu görüşü de böylece yıkılmış oldu. Tip 2 diyabette hücrelerimiz giderek insüline karşı direnç kazanır. İnsülin, pankreas tarafından üretilen ve kandaki glikozu geri çeken bir hormondur. Pankreas, glikozu geri almak için o kadar yoğun bir çalışma temposuna girer ki, ürettiği insülin kandaki şeker düzeyini kontrol altında tutmaya yetmez. Sonuçta kandaki şeker düzeyi yemeklerden sonra aşırı yükselir ve de zaman içinde damarlara zarar verir. İleri safhalarda bacakların kesilmesi, kalp krizi, körlük gibi istenmeyen durumlar ortaya çıkar. Yeni teşhis edilmiş diyabet hastalarına egzersiz yapmaları, daha az yağ tüketmeleri, fiberden zengin karbon hidrat ile beslenmeleri tavsiye edilir. Bunların arasında ekmek, sebze, meyve ve hububat sayılabilir. Ancak bu perhizi uygulayanların çoğundan istenilen sonuçların alınamaz ve doktorlar ilaç önerir. Bir hastasının karbonhidrat içeren yiyecekleri kesmesi ve Tip 2 diyabetinde gerileme olması üzerine Unwin, hastalarına şekerli gıdalarla birlikte karbon hidratlı yiyecekleri de kısmaları yönünde önerilerde bulundu. Kaldı ki nişasta da temel olarak uzun zincirli bir şekerdir ve bağırsakta sindirilirken hızlı bir şekilde şekere dönüşür. Tam tahıllı karbonhidratlar da masum değil Tam tahıllı karbonhidratlar, rafine edilmiş benzerlerinden daha yavaş olsa da, kan şekerini yükseltiyor. Journal of Insulin Resistance isimli tıp dergisinde Unwin ve ekibinin yazdığı bir makaleye göre tam tahıllı ince bir dilim ekmek, üç çay kaşığı saf şeker kadar kan şekerini yükseltiyor. Bütün bir patates ise 9 kaşık şekere eşit (ne var ki insülinin ne kadar hızlı salgılandığı patatesin yanında ne yediğinize bağlıdır; yağ ve protein bu hızı düşürür). Şeker insülin üretimini tetikler; bu da yağ birikimine yol açtığı için uzun vadede insülin direncini şiddetlendirir. Tam tersi yağ ve et tüketimi daha az insülin salgılatır. Ayrıca et insanı en fazla tok tutan gıda türüdür ve iştahı uzun süre baskılar. Tip 2 diyabeti olanlara genellikle düşük glisemik indeksli gıdalarla beslenmeleri tavsiye edilir. Glisemik indeks (GI), kan şekerinin ne hızla yükseldiğini gösteren bir ölçüdür. Kan şekeri ne kadar hızlı yükselirse, hücrelerin glikozu yeterli hızla emmesi da o kadar zorlaşır. Yağların GI ölçümleri yapılarına bağlı olarak düşüktür. Unwin, yağların düşük GI’ye sahip olmasına bağlı olarak, aşırı kilolu diyabet hastalarına Atkins diyetinin daha “gevşek” bir şeklini önerdi. Nişastalı karbonhidratları keserek, nişasta içeriği düşük sebze ve az tatlı meyvelerle beslenerek ve karbonhidratın yerine et, süt ürünleri, fındık, fıstık ve yumurta yiyerek kan şeker düzeylerini kontrol altında tutabileceklerini söyledi. Kan şekeri kontrol altında Unwin bu beslenme reçetesini uygulayanlarda kısa süre sonunda glikoz kontrolü, kilo verme, kolesterol düzeyi ve tansiyon konularında düzelmeler tespit etti. Sonuçlarının tıp dergisinde yayımlanmasından sonra dünyadaki başka tıp merkezleri de bu uygulamayı başlattı ve düşük karbonhidrat, yağ açısından yoğun ve kalori hesabı yapılmayan benzeri diyet uygulamaları denendi. Pek çok vakada hastaların kilo verdiği ve kan şekerinin kontrol altına alındığı saptandı. Standart diyeti uygulayan diyabet hastalarına oranla yeni diyeti uygulayanların üçte biri hap kullanımına son verdi. Yeni uygulamaya eleştiriler Unwin’in geleneksel uygulamalara ters düşen bu diyet programı, Ulusal Sağlık Hizmetleri ödülüne layık görüldü. Ulusal sağlık giderlerinde ciddi bir ekonomi sağlama potansiyeli taşımasına karşın resmi kurumlar bu diyet programına şimdilik kuşku ile yaklaşıyor. Pek çok sağlık çalışanı yılların birikimine ve araştırmasına dayanan klasik diyet programlarının terk edilmesine sıcak bakmazken, yağ açısından bu kadar zengin bir diyetin kalp hastalıklarına davetiye çıkartacağını ileri sürüyor. Ne var ki eski çalışmaları göz önüne alarak yapılan son bir meta-analiz, doymuş yağ oranlarının düşük tutulduğu diyetlerle düşük kalp krizi ve felç oranları arasında anlamlı bir ilişki bulmuş değil. Bir başka çalışmaya göre ise doymuş yağ miktarının düşük tutulduğu diyetlerin etkisinin, insanların bunların yerine ne yediğine bağlı olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin doymuş yağ yerine çoklu-doymamış yağların yenmesi çok az bir yarar sağlarken, doymuş yağ yerine karbonhidratların yenmesi hiçbir fayda sağlamıyor. Ayrıca doymuş yağ yerine şeker miktarı artırılmış diyetler uygulandıysa veya egzersiz ihmal edilmişse yine kalp krizi riskinde bir azalma tespit edilemiyor. Ortak görüş Gerek klasik diyeti savunanlar, gerekse düşük karbonhidrat diyetini savunanlar tek bir konuda anlaşıyorlar: Şeker herkes için kötüdür (bkz. şeker saldırısı). Bu durumda iki tarafı da memnun edebilecek program şu olabilir. Doymuş yağları, ilave şekeri ve rafine karbonhidratı kısıtlamak. Bu da Akdeniz tipi beslenme şeklini işaret ediyor. Zeytinyağı, tam tahıllı ekmekler, balık, meyve, sebze, ceviz ve badem. Bu diyette standart diyet önerilerindeki yağlardan daha fazlası tüketiliyor. Ancak son yıllarda Akdeniz diyeti ile kalp krizi riski arasındaki ilişkiyi inceleyen geniş kapsamlı bir araştırma,  standart diyeti uygulayan kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, beş yıllık bir süre içinde kalp krizlerinin üçte bir oranında azaldığını gösteriyor. Derleyen: Reyhan Oksay Kaynak: New Scientist, 11 Haziran 2016</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/gonul-rahatligi-ile-tereyagi-yiyebilecek-miyiz">Gönül rahatlığı ile tereyağı yiyebilecek miyiz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-9863 aligncenter" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/try-300x168.jpg" alt="" width="300" height="168" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/try-300x168.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/try.jpg 750w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Doktorların yıllardır kilo aldırdığı, kandaki kolesterol düzeyini yükselttiği, kalp krizi riskini artırdığı gerekçesiyle uzak durmamız gerektiğini öğütlediği tereyağı ve diğer yağlar temize mi çıkıyor? Son yıllarda sayıları gittikçe artan araştırmacı, doktor ve beslenme uzmanı kalori hesabı yapmamamızı, yağ oranı düşük beslenme tarzına son vermemizi söylüyor. Bu yeni görüşe göre esas zarar verenler karbonhidrat ve şeker içeren gıdalar.</p>
<p>Bu öneriler, yıllardan beri yağları olabildiğince hayatımızdan çıkartmamız gerektiğini tekrarlayan geleneksel görüş yanlıları tarafından sert eleştirilere hedef oluyor. Örneğin İngiltere’deki Lister Hastanesi’nden David Haslam’a göre, yağların kalp krizi riskine yol açmadığına inanmak, sigaranın akciğer kanserine neden olmadığını savunmak kadar saçma..</p>
<p>Öte yandan yıllardır birbiri ile çelişen beslenme önerileri karşısında neye inanacağını şaşıran insanlar, bu yeni öneriye de temkinli yaklaşıyor.  Eğer yağların masum olduğuna inanacaksak, nişastalı karbonhidratların diyabete ve kalp krizlerine yol açtığına, aynı zamanda şişmanlattığına da inanmamız gerekiyor.</p>
<p><strong>Standart beslenme reçetelerinde yağın yeri</strong></p>
<p>Onlarca yıldır standart beslenme önerileri yağlardan uzak durmamız konusunda insanları uyarıyordu. Yağlar bu görüşe göre hem kilo aldırıyor, hem de damarları tıkıyordu. Özellikle diyabet hastaları için yağlar, şekerle aynı kefeye konuyordu. İngiltere, ABD ve Avustralya resmi beslenme kurumları, günlük beslenme rejimlerinde tabağın üçte birinin nişastalı karbonhidratların oluşturmasını tavsiye ediyordu. Hatta İngiltere Hükümeti’ne bağlı İngiltere Halk Sağlığı Kurumu “Doğru Beslenin” adını verdiği tavsiye hükmündeki kararında sıvı ve katı yağ tüketimini %1 oranına düşürülmesinin doğru olacağına hükmetmişti.</p>
<p>Yağların zararlı olduğu kanısı ilk kez geçen yüzyılın başlarında kalp krizine yol açan damar içi plakalarının kolesterol adı verilen yağlı bileşikleri içerdiğinin ortaya çıkmasıyla gündeme geldi.</p>
<p>Daha sonra yapılan araştırmalar, kalp krizi oranlarının, daha yağlı yiyeceklerle beslenen ülkelerde daha yüksek olduğunu işaret ediyordu. Bu yağlar çoğunlukla yağlı süt ürünleri ve yağlı etler aracılığı ile tüketiliyordu. Yağlar ayrıca zayıf kalmak isteyen insanların da düşmanı olarak tanıtıldı. Çünkü yağların içerdiği kalori miktarı gram başına protein ve karbonhidratlara göre iki misliydi.</p>
<p><strong>Tereyağı düşman belleniyor</strong></p>
<p>1950’li yıllardan sonra bu görüşler resmi kurumların beslenme reçetelerinde yer almaya başladı. Bunun üzerine kilolarını korumak isteyenler yağsız etlere, yağı azaltılmış süt ürünlerine yöneldiler; tereyağı yerine margarin gibi bitkisel bazlı yağları tercih ettiler. Yağın yerini nişastalı karbonhidratlar aldı.</p>
<p>Ancak bütün bunlara karşın ortalama vücut ağırlığı yükselmeye devam etti. Kiloların artması beraberinde Tip 2 diyabet gibi yüzyılın sağlık krizi olarak nitelendirilebilecek rahatsızlıkları da beraberinde getirdi. Bugün İngiltere, ABD ve Avustralya’da halkın üçte ikisi ya obez, ya da aşırı kilolu…</p>
<p><strong>Atkins diyeti ile birlikte gelen değişim</strong></p>
<p>Bu katı görüşler, bazı insanların Atkins Diyeti olarak bilinen beslenme tarzını benimsemesiyle sorgulanmaya başladı. 2000’li yıllarda epey moda olan bu diyet, meyve ve sebzeden uzak durmak, et, tereyağı ve kremayı bol bol tüketmek anlamına geliyordu. Doktorlar bu gidişattan hiç memnun kalmadı, çünkü onlara göre doymuş yağ kalp krizlerine kapı aralıyordu.</p>
<p>Ne var ki araştırmalar doktorları haksız çıkarttı. Deneylerden birinde Atkins diyetine uygun olarak beslenen bir grup denek,  düşük-yağ diyetini uygulayan diğer bir grup denek ile karşılaştırıldı. Bir yıl sonra Atkins ile beslenenlerin kilo verdiği, tansiyonlarının ve kolesterol profillerinin düşük-yağ diyetini izleyenlerden daha iyi durumda olduğu görüldü. 2 yıl süren bir başka çalışmadan da benzer sonuçlar alındı.</p>
<p><strong>Diyabet hastalarında beklenmedik düzelme</strong></p>
<p>İngiltere Southport’tan Doktor David Unwin’in Tip 2 diyabet hastalarında tespit ettiği beklenmedik iyileşme eğilimi, diyabet hastalarının yüksek lifli karbonhidrat tüketmesi yolundaki klasik önerileri ters yüz etti.<strong>  </strong></p>
<p>Tip 2 diyabetin geriye dönüşü olmayan, sürekli ilerleme gösteren bir hastalık olduğu görüşü de böylece yıkılmış oldu. Tip 2 diyabette hücrelerimiz giderek insüline karşı direnç kazanır. İnsülin, pankreas tarafından üretilen ve kandaki glikozu geri çeken bir hormondur. Pankreas, glikozu geri almak için o kadar yoğun bir çalışma temposuna girer ki, ürettiği insülin kandaki şeker düzeyini kontrol altında tutmaya yetmez. Sonuçta kandaki şeker düzeyi yemeklerden sonra aşırı yükselir ve de zaman içinde damarlara zarar verir. İleri safhalarda bacakların kesilmesi, kalp krizi, körlük gibi istenmeyen durumlar ortaya çıkar.</p>
<p>Yeni teşhis edilmiş diyabet hastalarına egzersiz yapmaları, daha az yağ tüketmeleri, fiberden zengin karbon hidrat ile beslenmeleri tavsiye edilir. Bunların arasında ekmek, sebze, meyve ve hububat sayılabilir. Ancak bu perhizi uygulayanların çoğundan istenilen sonuçların alınamaz ve doktorlar ilaç önerir.</p>
<p>Bir hastasının karbonhidrat içeren yiyecekleri kesmesi ve Tip 2 diyabetinde gerileme olması üzerine Unwin, hastalarına şekerli gıdalarla birlikte karbon hidratlı yiyecekleri de kısmaları yönünde önerilerde bulundu. Kaldı ki nişasta da temel olarak uzun zincirli bir şekerdir ve bağırsakta sindirilirken hızlı bir şekilde şekere dönüşür.</p>
<p><strong>Tam tahıllı karbonhidratlar da masum değil</strong></p>
<p>Tam tahıllı karbonhidratlar, rafine edilmiş benzerlerinden daha yavaş olsa da, kan şekerini yükseltiyor. <em>Journal of Insulin Resistance</em> isimli tıp dergisinde Unwin ve ekibinin yazdığı bir makaleye göre tam tahıllı ince bir dilim ekmek, üç çay kaşığı saf şeker kadar kan şekerini yükseltiyor. Bütün bir patates ise 9 kaşık şekere eşit (ne var ki insülinin ne kadar hızlı salgılandığı patatesin yanında ne yediğinize bağlıdır; yağ ve protein bu hızı düşürür).</p>
<p>Şeker insülin üretimini tetikler; bu da yağ birikimine yol açtığı için uzun vadede insülin direncini şiddetlendirir. Tam tersi yağ ve et tüketimi daha az insülin salgılatır. Ayrıca et insanı en fazla tok tutan gıda türüdür ve iştahı uzun süre baskılar.</p>
<p>Tip 2 diyabeti olanlara genellikle düşük glisemik indeksli gıdalarla beslenmeleri tavsiye edilir. Glisemik indeks (GI), kan şekerinin ne hızla yükseldiğini gösteren bir ölçüdür. Kan şekeri ne kadar hızlı yükselirse, hücrelerin glikozu yeterli hızla emmesi da o kadar zorlaşır. Yağların GI ölçümleri yapılarına bağlı olarak düşüktür.</p>
<p>Unwin, yağların düşük GI’ye sahip olmasına bağlı olarak, aşırı kilolu diyabet hastalarına Atkins diyetinin daha “gevşek” bir şeklini önerdi. Nişastalı karbonhidratları keserek, nişasta içeriği düşük sebze ve az tatlı meyvelerle beslenerek ve karbonhidratın yerine et, süt ürünleri, fındık, fıstık ve yumurta yiyerek kan şeker düzeylerini kontrol altında tutabileceklerini söyledi.</p>
<p><strong>Kan şekeri kontrol altında</strong></p>
<p>Unwin bu beslenme reçetesini uygulayanlarda kısa süre sonunda glikoz kontrolü, kilo verme, kolesterol düzeyi ve tansiyon konularında düzelmeler tespit etti. Sonuçlarının tıp dergisinde yayımlanmasından sonra dünyadaki başka tıp merkezleri de bu uygulamayı başlattı ve düşük karbonhidrat, yağ açısından yoğun ve kalori hesabı yapılmayan benzeri diyet uygulamaları denendi. Pek çok vakada hastaların kilo verdiği ve kan şekerinin kontrol altına alındığı saptandı. Standart diyeti uygulayan diyabet hastalarına oranla yeni diyeti uygulayanların üçte biri hap kullanımına son verdi.</p>
<p><strong>Yeni uygulamaya eleştiriler</strong></p>
<p>Unwin’in geleneksel uygulamalara ters düşen bu diyet programı, Ulusal Sağlık Hizmetleri ödülüne layık görüldü. Ulusal sağlık giderlerinde ciddi bir ekonomi sağlama potansiyeli taşımasına karşın resmi kurumlar bu diyet programına şimdilik kuşku ile yaklaşıyor. Pek çok sağlık çalışanı yılların birikimine ve araştırmasına dayanan klasik diyet programlarının terk edilmesine sıcak bakmazken, yağ açısından bu kadar zengin bir diyetin kalp hastalıklarına davetiye çıkartacağını ileri sürüyor.</p>
<p>Ne var ki eski çalışmaları göz önüne alarak yapılan son bir meta-analiz, doymuş yağ oranlarının düşük tutulduğu diyetlerle düşük kalp krizi ve felç oranları arasında anlamlı bir ilişki bulmuş değil. Bir başka çalışmaya göre ise doymuş yağ miktarının düşük tutulduğu diyetlerin etkisinin, insanların bunların yerine ne yediğine bağlı olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin doymuş yağ yerine çoklu-doymamış yağların yenmesi çok az bir yarar sağlarken, doymuş yağ yerine karbonhidratların yenmesi hiçbir fayda sağlamıyor.</p>
<p>Ayrıca doymuş yağ yerine şeker miktarı artırılmış diyetler uygulandıysa veya egzersiz ihmal edilmişse yine kalp krizi riskinde bir azalma tespit edilemiyor.</p>
<p><strong>Ortak görüş</strong></p>
<p>Gerek klasik diyeti savunanlar, gerekse düşük karbonhidrat diyetini savunanlar tek bir konuda anlaşıyorlar: Şeker herkes için kötüdür (bkz. şeker saldırısı). Bu durumda iki tarafı da memnun edebilecek program şu olabilir. Doymuş yağları, ilave şekeri ve rafine karbonhidratı kısıtlamak. Bu da Akdeniz tipi beslenme şeklini işaret ediyor. Zeytinyağı, tam tahıllı ekmekler, balık, meyve, sebze, ceviz ve badem. Bu diyette standart diyet önerilerindeki yağlardan daha fazlası tüketiliyor. Ancak son yıllarda Akdeniz diyeti ile kalp krizi riski arasındaki ilişkiyi inceleyen geniş kapsamlı bir araştırma,  standart diyeti uygulayan kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, beş yıllık bir süre içinde kalp krizlerinin üçte bir oranında azaldığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Derleyen: Reyhan Oksay</strong></p>
<p><strong>Kaynak: New Scientist, 11 Haziran 2016</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/gonul-rahatligi-ile-tereyagi-yiyebilecek-miyiz">Gönül rahatlığı ile tereyağı yiyebilecek miyiz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9862</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yumurta sarısından elde edilen jeller</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yumurta-sarisindan-elde-edilen-jeller</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Apr 2018 13:15:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[glikoz]]></category>
		<category><![CDATA[granül]]></category>
		<category><![CDATA[jel]]></category>
		<category><![CDATA[kalori]]></category>
		<category><![CDATA[karragenan]]></category>
		<category><![CDATA[plazma]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yumurta]]></category>
		<category><![CDATA[yumurta sarısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=9836</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mutfak diyarında hiçbir şey tavuk yumurtasının yerini tutamaz. O iyi bir köpürtücü, koagülatif, emülsiyon yapıcı, bağlayıcıdır. Yumurtanın sıvı içeriği ısı ile jelleşme özelliğine sahiptir. Yumurtada bulunan protein, vitamin, mineraller, faydalı yağ asitleri ve fosfolipitlerin yeni uygulama alanları sürekli olarak araştırılmaktadır. Bu araştırmaların yapılabilmesi için gerekli olan en önemli işlem, yumurtanın içerik bazında parçalanmasıdır. Yumurta sarısı, içeriklerine parçalanması en güç olan kısımdır. Yumurtanın sarısında suda çözünmeyen protein kümeleri (granüller) duru sarı sıvıda (plazma) süspansiyon olarak bulunur. Yumurta sarısı yavaş hızdaki santrifüj yöntemiyle granül ve plazmaya ayrışır. Endüstriyel bazda, yumurta sarısında bulunan diğer küresel parçalar ve lipitler de olmasına rağmen sadece bu iki içerik başarı ile ayrıştırılabilmiştir. Granüller yumurta sarısındaki kuru maddenin %22’sini, yumurta proteinlerinin %50’sini, yumurta yağlarının %7’sini oluşturur. Plazma ise kuru maddenin %78’ni, yağların yaklaşık %90’nını, proteinlerin %50’sini meydana getirir. Son çalışmalar granüllerin yeni birçok özelliği ile gıda endüstrisinde bir malzeme olarak kullanılabileceğini gösterdi. Ancak henüz plazma ile yeni bir gıda ürünü tasarlanmadı. Bu yazıdaki fikirlerin ışığında moleküler gastronomi ile uğraşan genç şeflerimizin yeni tarifler geliştirmesini ve literatüre girmesini diliyorum. Bir çalışmada, yumurtadan elde edilen jeller yumurta sarısı veya sarısındaki parçaların (granül ve plazma) steril su içindeki karragenan (deniz yosunundan elde edilen emülgatör) ile karışması ve ortaya çıkan hamurun pişirilmesi ve sonra soğutulması ile elde edildiği belirtildi. Bu yeni tip jellerin akışkanlık, doku, mikroyapı, renk analizlerinden sonra elde edilen sonuçlardan bazıları şöyle: Granüllerden elde edilen jellerin en düşük kalori değerine sahip oluğu (protein oranı fazla yağ oranı düşük) saptandı. Yumurta sarısı ve plazmadan 80°C sıcaklıkta jelleşme gözlemlenirken, granül jelleşmesi soğuma aşamasında, yaklaşık 50°C’de oluşur. Granül proteinleri ısı ile denatüre olmaya dirençlidir ve granül jelleşmesi karragenanın davranışına bağlıdır. Plazma proteinleri ise ısı ile kolayca formu bozulur, bu yüzden jelleşme proteinlerine bağlıdır. Granül jelinde çapı 0.3 ve 2 µm arası değişen küresel parçacıklar görülür ve bu jel kolay parçalanabilir. Plazma jeli pürüzsüz bir yüzeye sahiptir ve parçalanmaya daha dirençlidir. Plazma ve yumurta sarısından elde edilen jeller koyu sarı renkteyken, granül jellerinin rengi kum sarısı tondadır. Bu özellikleri tanıtılan yumurta türevlerinden elde edilen yeni jel türleri temel alınarak, düşük kalori yeni tatlı tarifleri tasarlanabilir. Örneğin plazma jeli vanilya, şeker, portakal çiçeği özü veya kakao eklenerek tatlandırılabilir. Yüksek enerji veren spor içeceği yapmak için glikoz ile yağ oranı düşük protein oranı yüksek granül jeli karıştırılabilir. Ayrıca granül ile düşük kolesterollü (5 kat daha az) tatlı tarifi denenmiş ve panelistlerden rengi hariç geçer not aldı. Reyhan Ünsalan Yıldırım, MSc. Gıda Mühendisliği ve Teknoloji Yönetimi, Pastacılık Diploması daglarkizi73@gmail.com Kaynak: http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1878450X16000032 http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1878450X14000225</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yumurta-sarisindan-elde-edilen-jeller">Yumurta sarısından elde edilen jeller</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mutfak diyarında hiçbir şey tavuk yumurtasının yerini tutamaz. O iyi bir köpürtücü, koagülatif, emülsiyon yapıcı, bağlayıcıdır. Yumurtanın sıvı içeriği ısı ile jelleşme özelliğine sahiptir. Yumurtada bulunan protein, vitamin, mineraller, faydalı yağ asitleri ve fosfolipitlerin yeni uygulama alanları sürekli olarak araştırılmaktadır. Bu araştırmaların yapılabilmesi için gerekli olan en önemli işlem, yumurtanın içerik bazında parçalanmasıdır. Yumurta sarısı, içeriklerine parçalanması en güç olan kısımdır.</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-9838 aligncenter" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/egg-300x200.jpeg" alt="" width="300" height="200" /></p>
<p>Yumurtanın sarısında suda çözünmeyen protein kümeleri (granüller) duru sarı sıvıda (plazma) süspansiyon olarak bulunur. Yumurta sarısı yavaş hızdaki santrifüj yöntemiyle granül ve plazmaya ayrışır. Endüstriyel bazda, yumurta sarısında bulunan diğer küresel parçalar ve lipitler de olmasına rağmen sadece bu iki içerik başarı ile ayrıştırılabilmiştir. Granüller yumurta sarısındaki kuru maddenin %22’sini, yumurta proteinlerinin %50’sini, yumurta yağlarının %7’sini oluşturur. Plazma ise kuru maddenin %78’ni, yağların yaklaşık %90’nını, proteinlerin %50’sini meydana getirir.</p>
<p>Son çalışmalar granüllerin yeni birçok özelliği ile gıda endüstrisinde bir malzeme olarak kullanılabileceğini gösterdi. Ancak henüz plazma ile yeni bir gıda ürünü tasarlanmadı. Bu yazıdaki fikirlerin ışığında moleküler gastronomi ile uğraşan <strong>genç şeflerimizin</strong> yeni tarifler geliştirmesini ve literatüre girmesini diliyorum.</p>
<p>Bir çalışmada, yumurtadan elde edilen jeller yumurta sarısı veya sarısındaki parçaların (granül ve plazma) steril su içindeki karragenan (deniz yosunundan elde edilen emülgatör) ile karışması ve ortaya çıkan hamurun pişirilmesi ve sonra soğutulması ile elde edildiği belirtildi. Bu yeni tip jellerin akışkanlık, doku, mikroyapı, renk analizlerinden sonra elde edilen sonuçlardan bazıları şöyle:</p>
<p>Granüllerden elde edilen jellerin <strong>en düşük kalori değerine sahip oluğu</strong> (protein oranı fazla yağ oranı düşük) saptandı. Yumurta sarısı ve plazmadan 80°C sıcaklıkta jelleşme gözlemlenirken, granül jelleşmesi soğuma aşamasında, yaklaşık 50°C’de oluşur. Granül proteinleri ısı ile denatüre olmaya dirençlidir ve granül jelleşmesi karragenanın davranışına bağlıdır. Plazma proteinleri ise ısı ile kolayca formu bozulur, bu yüzden jelleşme proteinlerine bağlıdır. Granül jelinde çapı 0.3 ve 2 µm arası değişen küresel parçacıklar görülür ve bu jel kolay parçalanabilir. Plazma jeli pürüzsüz bir yüzeye sahiptir ve parçalanmaya daha dirençlidir. Plazma ve yumurta sarısından elde edilen jeller koyu sarı renkteyken, granül jellerinin rengi kum sarısı tondadır.</p>
<p>Bu özellikleri tanıtılan yumurta türevlerinden elde edilen yeni jel türleri temel alınarak, <strong>düşük kalori yeni tatlı tarifleri</strong> tasarlanabilir. Örneğin plazma jeli vanilya, şeker, portakal çiçeği özü veya kakao eklenerek tatlandırılabilir. Yüksek enerji veren spor içeceği yapmak için glikoz ile yağ oranı düşük protein oranı yüksek granül jeli karıştırılabilir. Ayrıca granül ile düşük kolesterollü (5 kat daha az) tatlı tarifi denenmiş ve panelistlerden rengi hariç geçer not aldı.</p>
<p><strong>Reyhan Ünsalan Yıldırım, MSc. Gıda Mühendisliği ve Teknoloji Yönetimi, Pastacılık Diploması </strong><a href="mailto:daglarkizi73@gmail.com">daglarkizi73@gmail.com</a><br />
<strong><br />
Kaynak:</strong></p>
<p><a href="http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1878450X16000032"><strong>http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1878450X16000032</strong></a><br />
<a href="http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1878450X14000225"><strong>http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1878450X14000225</strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yumurta-sarisindan-elde-edilen-jeller">Yumurta sarısından elde edilen jeller</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9836</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kimler kilo vermeli?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/kimler-kilo-vermeli</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Dec 2016 14:38:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4777</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Normal kilo” adı verilen BKİ aralığının 18,5 ile 24,9 arasında kaldığı belirtiliyor. Bu değerlendirmeye göre, kişinin BKİ değeri yükseldikçe çekinceler de artıyor. 25 ile 29,9 aralığında yer alan kişiler şişman, 30 ve üzeri kişiler de aşırı kilolu sınıfına giriyor. Ama istisnalar var… Obezlik, tüm dünyada giderek büyüyen bir sorun. ABD’de, son 15 yılda erişkinler arasında obezlik oranında %24’lük bir artış meydana geldi. ABD Hastalıkları Denetleme ve Önleme Merkezi’nin Kasım 2015’te yayımlanan bir raporuna göre, 1999-2000 yıllarında %30,5 olan bu oran 2013-2014 yıllarında %37,7 oldu. Bu ülkede bugüne dek tanık olunan en yüksek oran olduğu belirtilen bu değer 78 milyonu aşkın kişiye denk düşüyor. Türkiye’de de obezlik oranı, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2014 yılı araştırmasına göre, bir artış göstererek %19,9 oldu. 2008 yılından beri iki yılda bir gerçekleştirilen Türkiye Sağlık Araştırması’ndan elde edilen son veriler 15 yaş ve üzeri bireylerin %33,7’sinin aşırı kilolu olduklarını gösteriyor. Aşırı kiloları izleyen hastalıklar Aşırı kilolar sağlıkla ilgili birtakım sorunlarda artış yaşanması olasılığını da beraberinde getiriyor. Bu sorunlar arasında kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, felç, Tip 2 şeker, yüksek kolesterol düzeyleri, kanser, osteoartrit, uyku apnesi ve safra taşları gibi çeşitli sorunlar yer alıyor. Obezlik ile bu sorunlar arasında kesin bir bağlantı olduğu yönünde henüz kesin bir bilimsel kanıt bulunmamakla birlikte, en büyük suçlu bedende aşırı miktarda yağ dokusunun birikmesiymiş gibi görünüyor. Uzmanlar boyun bölgesinde aşırı miktarda yağ birikiminin uyku apnesiyle bir bağlantısı olduğunu belirtirlerken, yağ hücrelerinin salgıladığı bileşimlerin tip 2 şeker hastalığına yakalanma olasılığını arttırabileceğine dikkat çekiyorlar. Dahası, bireyin bedenindeki yağ miktarı arttıkça dokuya oksijen ve besinlerin sağlanması için gerekli kan miktarı da artıyor ve bu da kan basıncının yükselmesine neden oluyor. (Öte yandan, kilo vermek bedendeki bu yükü hafifleterek kan basıncının, kolesterol ve kan şekeri düzeylerinin düşmesi gibi, sağlık açısından olumlu etkiler yaratabiliyor.) Beden kitle indeksi İşte bu yüzden, bir kişinin kilo vermek zorunda olup olmadığını belirlemede yararlanılan en yaygın ölçütlerden birini beden kitle indeksi (BKİ) oluşturuyor. Belçikalı istatistik uzmanı Adolphe Quetelet tarafından 1832 yılında geliştirilen bu ölçüt, bedenin ağırlığının (kg) boy uzunluğunun (m) karesine bölünmesiyle elde ediliyor. Örneğin, boyu 1,70 ve kilosu 78 olan bir kişinin BKİ değeri 27 olarak hesaplanıyor. BKİ ölçütünde amaç Ulusal Sağlık Enstitüsü’ne göre “normal” sayılan değere ulaşmak. Buna göre, sağlık açısından çekince düzeyinin en düşük olduğu ve “normal kilo” adı verilen BKİ aralığının 18,5 ile 24,9 arasında kaldığı belirtiliyor. Bu değerlendirmeye göre, kişinin BKİ değeri yükseldikçe çekinceler de artıyor. 25 ile 29,9 aralığında yer alan kişiler şişman, 30 ve üzeri kişiler de aşırı kilolu sınıfına giriyorlar. BKİ hesaplanması son derece basit bir ölçüt olmakla birlikte, şişmanlığın belirlenmesi bağlamında kusursuz bir gösterge değil. Söz gelimi, kas kütle oranı yüksek bir kişi BKİ değeri yüksek olsa bile, aşırı kilolu ya da obez olarak değerlendirilmeyebilir. 2013 Kilo Kılavuzu ABD Kalp Derneği’nin 2013 Kilo Kılavuzu’na ve başkaca profesyonel örgütlerin değerlendirmelerine göre, beden kitle indeksiniz sizi obez sınıfına sokuyorsa kilo verme zamanı gelmiş demektir. Bir kişinin kilolu olması ve şeker, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol düzeyi gibi kalp hastalıkları açısından çekince yaratabilecek koşullara sahip olması, ya da bel çevresinin kadınlarda 88 ve erkeklerde 102 santimetreyi aşması durumunda kilo vermeye başlaması öneriliyor. Kilo denetimiyle ilgili bu önerilerin kaynağını ABD Kalp Derneği, American College of Cardiology ve ABD Obezlik Derneği uzmanları tarafından 2013 yılında düzenlenen ve ABD Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü tarafından gözden geçirilen bir panel oluşturuyor. Öneriler son bilimsel araştırmalardan elde edilen ve titizlikle gözden geçirilen verilere dayanıyor. Kılavuza göre kiloları normal olanlar, ya da şişman olup da kalp hastalığı açısından başkaca çekince unsurlarına sahip olmayanlar kilo vermek yerine, almaktan kaçınmalı. Bunun nedeni, kilo vermenin söz konusu kişilerin sağlığında ek birtakım yararlar sağlayabileceği yönünde henüz kesin bir kanıt bulunmaması. Ne var ki, uzmanlar fazladan alınan kiloların birtakım sorunlara yol açabileceğine de dikkat çekiyor. Dr. Pieter Cohen, yaşlandıkça kilo almanın son derece yaygın bir eğilim olduğunu, aynı kiloda kalmanın kilo vermekten çok daha kolay olduğunu, bu yüzden de söz konusu kişiler için en iyi yolun kilolarını korumak, sağlıklı beslenmek ve bedenlerini daha çok çalıştırmak &#8211; ancak kilo vermeye odaklanmamak &#8211; olduğunu belirtiyor. Kişi kaç kilo vermeyi hedeflemeli? Obez kişilerin kilolarının topu topu yüzde 3-5 kadarını vermeleri, sağlık durumlarında bir gelişme sağlamaya yeterli olabiliyor. Araştırmalar kiloların yüzde beşini vermenin sistolik kan basıncında (ölçüm aygıtında üstte yer alan vehalk arasında büyük tansiyon olarak bilinen değer, kalp kasıldığında kalpten damarlara iletilen kanın damar duvarında oluşturduğu basınç) 3-mmHg’lik, diyastolik kan basıncında da (küçük tansiyon olarak bilinen alttaki değer, kalp atımları arasında atardamarlardaki basınç) 2-mmHg’lik bir düşüş sağladığını ortaya koyuyor. Daha da fazla kilo verilmesi sağlık açısından çok daha olumlu etkiler yarattığından, uzmanlar insanların ilk alt ayda kilolarının yüzde 5-10 kadarını vermeyi hedeflemekle işe başlamalarını öneriyorlar. Uzmanların büyük bir çoğunluğu bu hedefe ulaşmak için haftada 230-900 gram verilmesini öneriyorlar. (Günlük kalori alımında 500 kalorilik bir kesintiye gidilmesi haftada yaklaşık 450 gramlık bir kilo yitimine neden oluyor.) Kadınlar için bu durum günde yaklaşık 1200-1500 kalori tüketimi anlamına gelirken, erkeklerde günlük yaklaşık 1500-1800 kalori alımına denk düşüyor. Gelgelelim, tüketilmesi gereken kalori miktarı kişinin hâlihazırdaki kilosuna ve etkinlik durumuna göre değişebiliyor. Rita Urgan Kaynak: Live Science</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/kimler-kilo-vermeli">Kimler kilo vermeli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Normal kilo” adı verilen BKİ aralığının 18,5 ile 24,9 arasında kaldığı belirtiliyor. Bu değerlendirmeye göre, kişinin BKİ değeri yükseldikçe çekinceler de artıyor. 25 ile 29,9 aralığında yer alan kişiler şişman, 30 ve üzeri kişiler de aşırı kilolu sınıfına giriyor. Ama istisnalar var… </strong></p>
<p>Obezlik, tüm dünyada giderek büyüyen bir sorun. ABD’de, son 15 yılda erişkinler arasında obezlik oranında %24’lük bir artış meydana geldi. ABD Hastalıkları Denetleme ve Önleme Merkezi’nin Kasım 2015’te yayımlanan bir raporuna göre, 1999-2000 yıllarında %30,5 olan bu oran 2013-2014 yıllarında %37,7 oldu. Bu ülkede bugüne dek tanık olunan en yüksek oran olduğu belirtilen bu değer 78 milyonu aşkın kişiye denk düşüyor.</p>
<p>Türkiye’de de obezlik oranı, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2014 yılı araştırmasına göre, bir artış göstererek %19,9 oldu. 2008 yılından beri iki yılda bir gerçekleştirilen Türkiye Sağlık Araştırması’ndan elde edilen son veriler 15 yaş ve üzeri bireylerin %33,7’sinin aşırı kilolu olduklarını gösteriyor.</p>
<p><strong>Aşırı kiloları izleyen hastalıklar</strong></p>
<p>Aşırı kilolar sağlıkla ilgili birtakım sorunlarda artış yaşanması olasılığını da beraberinde getiriyor. Bu sorunlar arasında kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, felç, Tip 2 şeker, yüksek kolesterol düzeyleri, kanser, osteoartrit, uyku apnesi ve safra taşları gibi çeşitli sorunlar yer alıyor.</p>
<p>Obezlik ile bu sorunlar arasında kesin bir bağlantı olduğu yönünde henüz kesin bir bilimsel kanıt bulunmamakla birlikte, en büyük suçlu bedende aşırı miktarda yağ dokusunun birikmesiymiş gibi görünüyor.</p>
<p>Uzmanlar boyun bölgesinde aşırı miktarda yağ birikiminin uyku apnesiyle bir bağlantısı olduğunu belirtirlerken, yağ hücrelerinin salgıladığı bileşimlerin tip 2 şeker hastalığına yakalanma olasılığını arttırabileceğine dikkat çekiyorlar.</p>
<p>Dahası, bireyin bedenindeki yağ miktarı arttıkça dokuya oksijen ve besinlerin sağlanması için gerekli kan miktarı da artıyor ve bu da kan basıncının yükselmesine neden oluyor. (Öte yandan, kilo vermek bedendeki bu yükü hafifleterek kan basıncının, kolesterol ve kan şekeri düzeylerinin düşmesi gibi, sağlık açısından olumlu etkiler yaratabiliyor.)</p>
<p><strong>Beden kitle indeksi</strong></p>
<p>İşte bu yüzden, bir kişinin kilo vermek zorunda olup olmadığını belirlemede yararlanılan en yaygın ölçütlerden birini beden kitle indeksi (BKİ) oluşturuyor. Belçikalı istatistik uzmanı Adolphe Quetelet tarafından 1832 yılında geliştirilen bu ölçüt, bedenin ağırlığının (kg) boy uzunluğunun (m) karesine bölünmesiyle elde ediliyor. Örneğin, boyu 1,70 ve kilosu 78 olan bir kişinin BKİ değeri 27 olarak hesaplanıyor.</p>
<p>BKİ ölçütünde amaç Ulusal Sağlık Enstitüsü’ne göre “normal” sayılan değere ulaşmak. Buna göre, sağlık açısından çekince düzeyinin en düşük olduğu ve “normal kilo” adı verilen BKİ aralığının 18,5 ile 24,9 arasında kaldığı belirtiliyor. Bu değerlendirmeye göre, kişinin BKİ değeri yükseldikçe çekinceler de artıyor. 25 ile 29,9 aralığında yer alan kişiler şişman, 30 ve üzeri kişiler de aşırı kilolu sınıfına giriyorlar.</p>
<p>BKİ hesaplanması son derece basit bir ölçüt olmakla birlikte, şişmanlığın belirlenmesi bağlamında kusursuz bir gösterge değil. Söz gelimi, kas kütle oranı yüksek bir kişi BKİ değeri yüksek olsa bile, aşırı kilolu ya da obez olarak değerlendirilmeyebilir.</p>
<p><strong>2013 Kilo Kılavuzu</strong></p>
<p>ABD Kalp Derneği’nin 2013 Kilo Kılavuzu’na ve başkaca profesyonel örgütlerin değerlendirmelerine göre, beden kitle indeksiniz sizi obez sınıfına sokuyorsa kilo verme zamanı gelmiş demektir. Bir kişinin kilolu olması ve şeker, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol düzeyi gibi kalp hastalıkları açısından çekince yaratabilecek koşullara sahip olması, ya da bel çevresinin kadınlarda 88 ve erkeklerde 102 santimetreyi aşması durumunda kilo vermeye başlaması öneriliyor.</p>
<p>Kilo denetimiyle ilgili bu önerilerin kaynağını ABD Kalp Derneği, American College of Cardiology ve ABD Obezlik Derneği uzmanları tarafından 2013 yılında düzenlenen ve ABD Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü tarafından gözden geçirilen bir panel oluşturuyor. Öneriler son bilimsel araştırmalardan elde edilen ve titizlikle gözden geçirilen verilere dayanıyor.</p>
<p>Kılavuza göre kiloları normal olanlar, ya da şişman olup da kalp hastalığı açısından başkaca çekince unsurlarına sahip olmayanlar kilo vermek yerine, almaktan kaçınmalı. Bunun nedeni, kilo vermenin söz konusu kişilerin sağlığında ek birtakım yararlar sağlayabileceği yönünde henüz kesin bir kanıt bulunmaması. Ne var ki, uzmanlar fazladan alınan kiloların birtakım sorunlara yol açabileceğine de dikkat çekiyor.</p>
<p>Dr. <strong>Pieter Cohen,</strong> yaşlandıkça kilo almanın son derece yaygın bir eğilim olduğunu, aynı kiloda kalmanın kilo vermekten çok daha kolay olduğunu, bu yüzden de söz konusu kişiler için en iyi yolun kilolarını korumak, sağlıklı beslenmek ve bedenlerini daha çok çalıştırmak &#8211; ancak kilo vermeye odaklanmamak &#8211; olduğunu belirtiyor.</p>
<p><strong>Kişi kaç kilo vermeyi hedeflemeli?</strong></p>
<p>Obez kişilerin kilolarının topu topu yüzde 3-5 kadarını vermeleri, sağlık durumlarında bir gelişme sağlamaya yeterli olabiliyor. Araştırmalar kiloların yüzde beşini vermenin sistolik kan basıncında (ölçüm aygıtında üstte yer alan vehalk arasında büyük tansiyon olarak bilinen değer, kalp kasıldığında kalpten damarlara iletilen kanın damar duvarında oluşturduğu basınç) 3-mmHg’lik, diyastolik kan basıncında da (küçük tansiyon olarak bilinen alttaki değer, kalp atımları arasında atardamarlardaki basınç) 2-mmHg’lik <strong>bir düşüş sağladığını</strong> ortaya koyuyor.</p>
<p>Daha da fazla kilo verilmesi sağlık açısından çok daha olumlu etkiler yarattığından, uzmanlar insanların ilk alt ayda kilolarının yüzde 5-10 kadarını vermeyi hedeflemekle işe başlamalarını öneriyorlar.</p>
<p>Uzmanların büyük bir çoğunluğu bu hedefe ulaşmak için <strong>haftada 230-900 gram verilmesini </strong>öneriyorlar. (Günlük kalori alımında 500 kalorilik bir kesintiye gidilmesi haftada yaklaşık 450 gramlık bir kilo yitimine neden oluyor.)</p>
<p><strong>Kadınlar</strong> için bu durum günde yaklaşık 1200-1500 kalori tüketimi anlamına gelirken, <strong>erkeklerde</strong> günlük yaklaşık 1500-1800 kalori alımına denk düşüyor.</p>
<p>Gelgelelim, tüketilmesi gereken kalori miktarı kişinin hâlihazırdaki kilosuna ve etkinlik durumuna göre değişebiliyor.</p>
<p><strong>Rita Urgan</strong></p>
<p><strong>Kaynak: Live Science</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/kimler-kilo-vermeli">Kimler kilo vermeli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4777</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yağlı yememizin sebebi MC4R</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yagli-da-sekerli-de-yememizin-sebebi-mc4r</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2016 13:46:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[mc4r]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3976</guid>

					<description><![CDATA[<p>MC4R genini taşıyan insanların yağlı yiyecekleri tercih ettiği ortaya çıktı. İştah ve tokluktan sorumlu MC4R genindeki problem, açlığı doyumsuzluğa dönüştürüyor olması. Bu genin davranışı, açlıkla başa çıkmak için yemek yemek ve daha fazla yağ depolamaya ihtiyaç duyulduğu besin kıtlığı zamanlarına dayanıyor. Tavuk ve tatlı deneyi          Cambridge Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, 54 dört gönüllüye, yemeleri için sınırsız korma (Hindistan’a özgü et ve sebzelerle yapılan bir yemek) tavuk porsiyonları ile tatlı verildi. Gönüllülere verilen ana yemek üç dereceden oluşuyordu: düşük, orta ve yüksek yağlı. Her birinden küçük bir porsiyon verilen gönüllülere, beğendikleri yemeği diledikleri kadar yiyebilecekleri söylendi. Aynısı çilek, beze ve kremalı puding için de gerçekleştirildi, ancak bu sefer yağ oranları değil, içerdikleri şeker miktarı farklıydı. Problemli MC4R genini taşıyan 14 kişi farkında olmadan, diğer 20 katılımcı ve 20 obez kişiye göre daha fazla yağ oranına sahip korma yediler. Obezite ile bağlantılı olan gen, kişinin yüksek yağlı yemeği tercih etmesine ve daha fazla yemesine yol açıyor. Yağlı mı? Şekerli mi? MC4R genini taşıyan kişiler, yüksek oranda yağ içeren yemeği yediler fakat yüksek oranda şeker içeren tatlıdan hoşlanmadılar. Bu bulgular, yemek tercihlerinin özgür iradeye değil, biyolojik yapıya bağlı olduğunu gösterdi. MC4R insanlarda şekerden fazla yağ görülmesine sebep oluyor. Yağ, karbonhidrat veya proteine oranla gram başına iki kat fazla kalori sağlıyor ve vücutta kolaylıkla depolanıyor. MC4R’deki mutasyonlar, şimdiye kadar ailelerde saptanan çeşitli obezite sebeplerinden en yaygın olanı. Uzmanlar, insanların büyük bir ihtimalle açlık genleri ile başa çıkabilmek için bu şekilde evrimleştiğini söylüyor. Besin kıtlığı olduğu zamanlarda, açlıkla başa çıkmak için yemek yemek ve daha fazla yağ depolamak mantıklı, ancak MC4R genindeki problem, açlığı doyumsuzluğa dönüştürebiliyor olması. Bulguların insanların ilkel dürtüleri karşısında tamamen çaresiz olduğu anlamına gelmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Halil Coşkun, akıllıca bir diyet, fazlaca egzersiz yapmanın ya da uygun hastalarda obezite cerrahisiyle sağlıklı kilo verilebileceğini söylüyor. &#160;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yagli-da-sekerli-de-yememizin-sebebi-mc4r">Yağlı yememizin sebebi MC4R</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>MC4R genini taşıyan insanların yağlı yiyecekleri tercih ettiği ortaya çıktı. İştah ve tokluktan sorumlu MC4R genindeki problem, açlığı doyumsuzluğa dönüştürüyor olması. Bu genin davranışı, açlıkla başa çıkmak için yemek yemek ve daha fazla yağ depolamaya ihtiyaç duyulduğu besin kıtlığı zamanlarına dayanıyor.</p>
<p><strong>Tavuk ve tatlı deneyi         </strong></p>
<p>Cambridge Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, 54 dört gönüllüye, yemeleri için sınırsız korma (Hindistan’a özgü et ve sebzelerle yapılan bir yemek) tavuk porsiyonları ile tatlı verildi.</p>
<p>Gönüllülere verilen ana yemek üç dereceden oluşuyordu: düşük, orta ve yüksek yağlı. Her birinden küçük bir porsiyon verilen gönüllülere, beğendikleri yemeği diledikleri kadar yiyebilecekleri söylendi.</p>
<p>Aynısı çilek, beze ve kremalı puding için de gerçekleştirildi, ancak bu sefer yağ oranları değil, içerdikleri şeker miktarı farklıydı.</p>
<p>Problemli MC4R genini taşıyan 14 kişi farkında olmadan, diğer 20 katılımcı ve 20 obez kişiye göre daha fazla yağ oranına sahip korma yediler.</p>
<p>Obezite ile bağlantılı olan gen, kişinin yüksek yağlı yemeği tercih etmesine ve daha fazla yemesine yol açıyor.</p>
<p><strong>Yağlı mı? Şekerli mi?</strong></p>
<p>MC4R genini taşıyan kişiler, yüksek oranda yağ içeren yemeği yediler fakat yüksek oranda şeker içeren tatlıdan hoşlanmadılar.</p>
<p>Bu bulgular, yemek tercihlerinin özgür iradeye değil, biyolojik yapıya bağlı olduğunu gösterdi.</p>
<p>MC4R insanlarda şekerden fazla yağ görülmesine sebep oluyor. Yağ, karbonhidrat veya proteine oranla gram başına iki kat fazla kalori sağlıyor ve vücutta kolaylıkla depolanıyor.</p>
<p>MC4R’deki mutasyonlar, şimdiye kadar ailelerde saptanan çeşitli obezite sebeplerinden en yaygın olanı. Uzmanlar, insanların büyük bir ihtimalle açlık genleri ile başa çıkabilmek için bu şekilde evrimleştiğini söylüyor. Besin kıtlığı olduğu zamanlarda, açlıkla başa çıkmak için yemek yemek ve daha fazla yağ depolamak mantıklı, ancak MC4R genindeki problem, açlığı doyumsuzluğa dönüştürebiliyor olması.</p>
<p>Bulguların insanların ilkel dürtüleri karşısında tamamen çaresiz olduğu anlamına gelmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Halil Coşkun, akıllıca bir diyet, fazlaca egzersiz yapmanın ya da uygun hastalarda obezite cerrahisiyle sağlıklı kilo verilebileceğini söylüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yagli-da-sekerli-de-yememizin-sebebi-mc4r">Yağlı yememizin sebebi MC4R</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3976</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yağ ağırlıklı beslenme, metabolizmayı tepetaklak ediyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/5-gunluk-aburcubur-metabolizmanizi-tepetaklak-ediyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Jul 2016 13:36:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[direnç]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[makarna]]></category>
		<category><![CDATA[mayonez]]></category>
		<category><![CDATA[metabolizma]]></category>
		<category><![CDATA[peynir]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3212</guid>

					<description><![CDATA[<p>Metabolizmaya ciddi anlamda zarar vermek için yalnızca birkaç gün boyunca makarna ve peynir ağırlıklı bir beslenme düzeni uygulamak yeterli. (Obesity dergisi). Araştırmacılar bedenin yağ oranı yüksek işlenmiş besinlerle beslenmesi durumunda iskelet kaslarının nasıl bir tepki verdiklerini anlamak amacıyla üniversite çağındaki 12 sağlıklı erkeğe, ilk başta kilo denetimli özel tasarlanmış bir beslenme düzeni uyguladı. Yağ ağırlıklı besinlerle beslenenlerin aldıkları kalorilerin %55’i yağlardan gelirken, alınan toplam kalorilerin yaklaşık %18’i doymuş yağlardan gelmekteydi&#8230; Yağ ağırlıklı beslenme Araştırmayı yürüten Virginia Tech İnsanlarda Beslenme, Besin ve Beden Alıştırmaları Bölümü başkanı Mattew W. Hulver, tereyağı ağırlıklı peynirli makarna, mayonez ve tereyağ içeren jambonlu ve peynirli sandviçler ve mikrodalgada pişen yağlı yiyeceklerin yer aldığı Batılı bir beslenme düzeninde karar kıldı. Deneklere uygulanan yağlı beslenme düzenlerinin kalori miktarları kontrol grubunun aldığı kalori miktarlarına eşitti. Araştırmacılar belirli hedef genleri incelediklerinde metabolizmada son derece çarpıcı etkilerin meydana geldiğine tanık oldu. 5 günlük yağ ağırlıklı bir beslenmenin ardından bedenin belli bir öğüne verdiği tepki, temelde ya köreldi, ya da tümden yok oldu. Yağ ağırlıklı beslenme düzenine geçmeden önce normal besinlerle beslenen deneklerin oksidatif genlerinde, yemekten dört saat sonra büyük bir artış olduğu görülüyordu. Yağ ağırlıklı beslenmenin ardından bu tepki tümden yok oldu. Normal beslenme koşullarında, biyopsi örneği alınan kas, glikozu okside etmek suretiyle ondan bir enerji kaynağı olarak yararlanıyor. Bu etkinin 5 günde tümden ortadan kalktığı görüldü. İnsülin direnci Bulgular, insülin duyarlılığında kısa erimde genelde bir değişiklik olmamakla birlikte, bu türde bir beslenme düzeni uzun süre uygulanırsa, zamanla insülin direncine yol açabileceği görüldü. Hulver, beş günlük bir yağ tüketiminin metabolizmayı altüst etmeye yeterli olmasından yola çıkarak, “Aşırı miktarda kalorinin tüketildiği bir döneme girildiğinde sürekli olarak yağ oranı yüksek besinlerle beslenen kişiler kilo almaya daha yatkın bir duruma mı geliyor” olabilir dedi. Rita Urgan</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/5-gunluk-aburcubur-metabolizmanizi-tepetaklak-ediyor">Yağ ağırlıklı beslenme, metabolizmayı tepetaklak ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Metabolizmaya ciddi anlamda zarar vermek için yalnızca birkaç gün boyunca makarna ve peynir ağırlıklı bir beslenme düzeni uygulamak yeterli. (<em>Obesity</em> dergisi).</p>
<p>Araştırmacılar bedenin yağ oranı yüksek işlenmiş besinlerle beslenmesi durumunda iskelet kaslarının nasıl bir tepki verdiklerini anlamak amacıyla üniversite çağındaki 12 sağlıklı erkeğe, ilk başta kilo denetimli özel tasarlanmış bir beslenme düzeni uyguladı. Yağ ağırlıklı besinlerle beslenenlerin aldıkları kalorilerin %55’i yağlardan gelirken, alınan toplam kalorilerin yaklaşık %18’i doymuş yağlardan gelmekteydi&#8230;</p>
<p><strong>Yağ ağırlıklı beslenme</strong></p>
<p>Araştırmayı yürüten Virginia Tech İnsanlarda Beslenme, Besin ve Beden Alıştırmaları Bölümü başkanı <strong>Mattew W. Hulver,</strong> tereyağı ağırlıklı peynirli makarna, mayonez ve tereyağ içeren jambonlu ve peynirli sandviçler ve mikrodalgada pişen yağlı yiyeceklerin yer aldığı Batılı bir beslenme düzeninde karar kıldı. Deneklere uygulanan yağlı beslenme düzenlerinin kalori miktarları kontrol grubunun aldığı kalori miktarlarına eşitti.</p>
<p>Araştırmacılar belirli hedef genleri incelediklerinde metabolizmada son derece çarpıcı etkilerin meydana geldiğine tanık oldu. 5 günlük yağ ağırlıklı bir beslenmenin ardından bedenin belli bir öğüne verdiği tepki, temelde ya köreldi, ya da tümden yok oldu.</p>
<p>Yağ ağırlıklı beslenme düzenine geçmeden önce normal besinlerle beslenen deneklerin oksidatif genlerinde, yemekten dört saat sonra büyük bir artış olduğu görülüyordu. Yağ ağırlıklı beslenmenin ardından bu tepki tümden yok oldu. Normal beslenme koşullarında, biyopsi örneği alınan kas, glikozu okside etmek suretiyle ondan bir enerji kaynağı olarak yararlanıyor. Bu etkinin 5 günde tümden ortadan kalktığı görüldü.</p>
<p><strong>İnsülin direnci</strong></p>
<p>Bulgular, insülin duyarlılığında kısa erimde genelde bir değişiklik olmamakla birlikte, bu türde bir beslenme düzeni uzun süre uygulanırsa, zamanla insülin direncine yol açabileceği görüldü.</p>
<p>Hulver, beş günlük bir yağ tüketiminin metabolizmayı altüst etmeye yeterli olmasından yola çıkarak, “Aşırı miktarda kalorinin tüketildiği bir döneme girildiğinde sürekli olarak yağ oranı yüksek besinlerle beslenen kişiler kilo almaya daha yatkın bir duruma mı geliyor” olabilir dedi.</p>
<p><em><strong>Rita Urgan</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/5-gunluk-aburcubur-metabolizmanizi-tepetaklak-ediyor">Yağ ağırlıklı beslenme, metabolizmayı tepetaklak ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3212</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
