<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>zeki arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/zeki/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/zeki</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Oct 2019 09:40:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Karganın zekası 7 yaşındaki bir çocuğunkine denk!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/erdal-musoglu/karganin-zekasi-7-yasindaki-bir-cocugunkine-denk</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Musoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Aug 2017 12:43:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Erdal Musoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[bellek]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[karga]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[kuş beyinli]]></category>
		<category><![CDATA[kuzgun]]></category>
		<category><![CDATA[nöron]]></category>
		<category><![CDATA[uçmak]]></category>
		<category><![CDATA[yeni kaldeonya kargası]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zeki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7365</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kargalar ve kuzgunlar, zeka ve bellekleri ile uzun süredir insanların dikkatini çekiyor. O kadar ki, eski Yunan’ın meşhur öykücüsü Ezop, hikayelerinden birinde, dar ve derin bir kaptaki suyun üstünde yüzen bir yiyeceği almaya gagasının boyu yetmeyince, suya çakıl taşları atarak seviyesini yükselten ve yiyeceği afiyetle yiyen bir kargadan söz eder. Bilim insanları geçtiğimiz yıllarda yaptıkları deneylerle bu öyküdeki olayın tamamen gerçek olduğunu kanıtladılar. Kargalar, hiçbir eğitim ve hazırlık gerekmeden kabın içine taşları atıp suyla yükselen yiyeceği kapıyorlardı! Kargaların zekalarını ölçmek için ilk bilimsel deneyler, bir dala uzunca bir iple bir peynir parçası asarak başladı. Kargalar, örneğin minik arı kuşları gibi çok hızlı kanat çırparak havada sabit duramadıklarından, peyniri uçarak yiyemiyorlardı. Biraz düşündükten sonra (en fazla 30 saniye!) çözümü buluverdiler. İpin bağlı olduğu dala konan karga, gagası ile ipi yukarı çekiyor, sonra bir ayağı üzerinde dengede durarak, öbür ayağı ile çektiği ipin ucuna basıyordu. Gerisi, bu hareketi tekrarlayarak peyniri dalın üzerine alıp, yemeye kalmıştı. Deneyi bir aşama daha ileri götüren bilim insanları, peynirin bağlı olduğu ipi, üst dallardaki bir makaradan geçirip alttaki bir dala bağladılar. Alt dala konan karga, yukarıdaki yöntemle, ama bu kez ipi yukarıdan aşağıya çekerek peyniri aşağıdan yukarıya aldı! Zaten, hayvanlar aleminde, zekanın en iyi göstergelerinden biri, aç bir hayvanın bir yiyeceğe ulaşabilmek için ona arkasını dönebilmesidir. Kargaların alet kullanabilme ve gereğinde alet yapabilme becerileri de çok şaşırtıcıdır. Ağaçlardan böcekleri çıkartıp yemek için çeşitli boy ve şekildeki çubukları kullanmakla kalmaz bunları gereksinimlerine göre şekillendirirler. Hatta buldukları tellerden gagaları ve ayakları yardımı ile ucu kanca biçimli çubuklar yapar ve bir oyuğun içindeki yemi bununla çekerler. Bir kafesin içindeki muzları almak için benzer performanslar sergileyen şempanzelerden hiç de aşağı kalmazlar yani! Kargalar bilmece çözmekte de pek rakip tanımazlar. Yeni Zelanda’da yapılan bir deneyde, karga türlerinin en zekisi olan Yeni Kaledonya kargaları, 8 etaplık  bir yiyeceğe ulaşma parkurunu 2.5 dakikada tamamlamışlardır. Parkur başındaki şeffaf bir kutuda bir yem ve onu almaya uzunluğu yetmeyen bir çubuk vardır, parkur sonundaki kutuda ise yeteri uzunlukta ama dikine yerleştirilmiş ve karganın alamayacağı uzaklıkta bir diğer çubuk. Aradaki diğer kutularda ise, ilk kutudaki kısa çubukla alınabilecek mesafede çakıl taşları bulunur. Bizim şampiyon karga önce ilk kutudan kısa çubuğu alır, onunla diğer kutulardaki taşları toplayıp, son kutuya atıp, uzun çubuğun dengesini bozarak düşürür ve onunla ilk kutudaki yemi alarak afiyetle yer! Bazen, bu testi kaç insan geçebilir diye düşündüğüm oluyor doğrusu&#8230; Bitmedi, karga ve kuzgunlar yüz tanıma ve hatırlamada da çok iyilerdir. ABD Seattle’daki araştırıcılar 7 kargayı işaretledikten sonra kendi yüzlerine çeşitli maskeler takarak kargalara karşı sevecen ya da saldırgan hareketlerde bulundular. Saldırgan hareketler yapanlar ne zaman aynı maskeleri taksalar, yalnız işaretli kargalar değil, yardıma çağırdıkları, onları önceden hiç görmemiş başka kargalar da onlara saldırıyorlardı! Aradan zaman geçtiğinde bile kinlerinde pek azalma olmuyordu bizimkilerin&#8230;. Kargaların zekalarını açıklayabilmek için genelde beyinlerinin vücutlarına oranla büyük olmalarından söz edilir. Öte yandan, Vanderbilt üniversitesi tarafından geçtiğimiz günlerde yayınlanan ve ilk kez yapılan bir araştırma, kuşlarda ve özellikle papağan ve kargalarda, beynin ön bölgesinde önemli bir nöron (sinir hücresi) yoğunlaşması olduğunu belirliyor. O kadar ki, bir kuşun fındık büyüklüğündeki beyninin pallium adı verilen ön bölümündeki toplam nöron sayısı, beyni bir limon büyüklüğünde olan makak maymununkinden fazla! Evrim, kuşların uçabilmeleri için olabildiğince hafif olmalarını sağlarken beyinlerini de küçük ama güçlü ve çok marifetli kılmış. Bu durumda, ülkemizde, medyada bol bol boy gösteren ve saçma sapan sözleri ile aklımıza sürekli hakaret edenlere de artık “Kuş Beyinli!” diyemeyeceğiz demektir! Erdal Musoğlu / emusoglu@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/erdal-musoglu/karganin-zekasi-7-yasindaki-bir-cocugunkine-denk">Karganın zekası 7 yaşındaki bir çocuğunkine denk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kargalar ve kuzgunlar, zeka ve bellekleri ile uzun süredir insanların dikkatini çekiyor. O kadar ki, eski Yunan’ın meşhur öykücüsü Ezop, hikayelerinden birinde, dar ve derin bir kaptaki suyun üstünde yüzen bir yiyeceği almaya gagasının boyu yetmeyince, suya çakıl taşları atarak seviyesini yükselten ve yiyeceği afiyetle yiyen bir kargadan söz eder.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-7368 alignright" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/08/k3-300x168.png" alt="" width="300" height="168" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/08/k3-300x168.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/08/k3.png 512w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Bilim insanları geçtiğimiz yıllarda yaptıkları deneylerle bu öyküdeki olayın tamamen gerçek olduğunu kanıtladılar. Kargalar, hiçbir eğitim ve hazırlık gerekmeden kabın içine taşları atıp suyla yükselen yiyeceği kapıyorlardı!</p>
<p>Kargaların zekalarını ölçmek için ilk bilimsel deneyler, bir dala uzunca bir iple bir peynir parçası asarak başladı. Kargalar, örneğin minik arı kuşları gibi çok hızlı kanat çırparak havada sabit duramadıklarından, peyniri uçarak yiyemiyorlardı. Biraz düşündükten sonra (en fazla 30 saniye!) çözümü buluverdiler. İpin bağlı olduğu dala konan karga, gagası ile ipi yukarı çekiyor, sonra bir ayağı üzerinde dengede durarak, öbür ayağı ile çektiği ipin ucuna basıyordu. Gerisi, bu hareketi tekrarlayarak peyniri dalın üzerine alıp, yemeye kalmıştı.</p>
<p>Deneyi bir aşama daha ileri götüren bilim insanları, peynirin bağlı olduğu ipi, üst dallardaki bir makaradan geçirip alttaki bir dala bağladılar. Alt dala konan karga, yukarıdaki yöntemle, ama bu kez ipi yukarıdan aşağıya çekerek peyniri aşağıdan yukarıya aldı! Zaten, hayvanlar aleminde, zekanın en iyi göstergelerinden biri, aç bir hayvanın bir yiyeceğe ulaşabilmek için ona arkasını dönebilmesidir.</p>
<p>Kargaların alet kullanabilme ve gereğinde alet yapabilme becerileri de çok şaşırtıcıdır. Ağaçlardan böcekleri çıkartıp yemek için çeşitli boy ve şekildeki çubukları kullanmakla kalmaz bunları gereksinimlerine göre şekillendirirler. Hatta buldukları tellerden gagaları ve ayakları yardımı ile ucu kanca biçimli çubuklar yapar ve bir oyuğun içindeki yemi bununla çekerler. Bir kafesin içindeki muzları almak için benzer performanslar sergileyen şempanzelerden hiç de aşağı kalmazlar yani!</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-7369 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/08/k2-300x189.png" alt="" width="300" height="189" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/08/k2-300x189.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/08/k2.png 634w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Kargalar bilmece çözmekte de pek rakip tanımazlar. Yeni Zelanda’da yapılan bir deneyde, karga türlerinin en zekisi olan Yeni Kaledonya kargaları, 8 etaplık  bir yiyeceğe ulaşma parkurunu 2.5 dakikada tamamlamışlardır. Parkur başındaki şeffaf bir kutuda bir yem ve onu almaya uzunluğu yetmeyen bir çubuk vardır, parkur sonundaki kutuda ise yeteri uzunlukta ama dikine yerleştirilmiş ve karganın alamayacağı uzaklıkta bir diğer çubuk. Aradaki diğer kutularda ise, ilk kutudaki kısa çubukla alınabilecek mesafede çakıl taşları bulunur. Bizim şampiyon karga önce ilk kutudan kısa çubuğu alır, onunla diğer kutulardaki taşları toplayıp, son kutuya atıp, uzun çubuğun dengesini bozarak düşürür ve onunla ilk kutudaki yemi alarak afiyetle yer! Bazen, bu testi kaç insan geçebilir diye düşündüğüm oluyor doğrusu&#8230;</p>
<p>Bitmedi, karga ve kuzgunlar yüz tanıma ve hatırlamada da çok iyilerdir. ABD Seattle’daki araştırıcılar 7 kargayı işaretledikten sonra kendi yüzlerine çeşitli maskeler takarak kargalara karşı sevecen ya da saldırgan hareketlerde bulundular. Saldırgan hareketler yapanlar ne zaman aynı maskeleri taksalar, yalnız işaretli kargalar değil, yardıma çağırdıkları, onları önceden hiç görmemiş başka kargalar da onlara saldırıyorlardı! Aradan zaman geçtiğinde bile kinlerinde pek azalma olmuyordu bizimkilerin&#8230;.</p>
<p>Kargaların zekalarını açıklayabilmek için genelde beyinlerinin vücutlarına oranla büyük olmalarından söz edilir. Öte yandan, Vanderbilt üniversitesi tarafından geçtiğimiz günlerde yayınlanan ve ilk kez yapılan bir araştırma, kuşlarda ve özellikle papağan ve kargalarda, beynin ön bölgesinde önemli bir nöron (sinir hücresi) yoğunlaşması olduğunu belirliyor. O kadar ki, bir kuşun fındık büyüklüğündeki beyninin pallium adı verilen ön bölümündeki toplam nöron sayısı, beyni bir limon büyüklüğünde olan makak maymununkinden fazla! Evrim, kuşların uçabilmeleri için olabildiğince hafif olmalarını sağlarken beyinlerini de küçük ama güçlü ve çok marifetli kılmış.</p>
<p>Bu durumda, ülkemizde, medyada bol bol boy gösteren ve saçma sapan sözleri ile aklımıza sürekli hakaret edenlere de artık “Kuş Beyinli!” diyemeyeceğiz demektir!</p>
<p><strong>Erdal Musoğlu / <a href="mailto:emusoglu@gmail.com">emusoglu@gmail.com</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/erdal-musoglu/karganin-zekasi-7-yasindaki-bir-cocugunkine-denk">Karganın zekası 7 yaşındaki bir çocuğunkine denk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7365</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Cipolla’nın aptalları</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/cipollanin-aptallari</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Kuban]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Aug 2017 11:42:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğan Kuban]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[aptal]]></category>
		<category><![CDATA[aptallık]]></category>
		<category><![CDATA[carlo cipolla]]></category>
		<category><![CDATA[din eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[dünya tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[haydut]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[peter sellers]]></category>
		<category><![CDATA[saf]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikeli]]></category>
		<category><![CDATA[tolumsal statü]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[zararlı]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zeki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7359</guid>

					<description><![CDATA[<p>Carlo Cipolla ünlü bir İtalyan ekonomi tarihçisidir. Avrupa sanayi öncesi çağının ekonomik tarihini yazmıştır. Aynı döneme ilişkin başka önemli yapıtları arasında, sömürülenler, cahiller ve aptallar bağlamında duyarlı olan bu entelektüel ve zeki yazarın &#8220;fatihler, korsanlar, tüccarlar&#8221;  üzerine de çok güzel bir kitabı var. 1988’de yayınlanan &#8220;Allegro ma non troppo&#8221; (Hızlıca, ama fazla hızlı değil) adlı küçük kitabının ikinci bölümünde aptallığın yasalarını anlatır. Bu küçük yapıt klinik araştırmaların sonuçları ve yazarın tarihi araştırmalarına dayanan ilginç bir toplumsal analizdir. Her toplumda genetik aptallık oranı %2 imiş. Okumuş, okumamış, zengin fakir, köyde kentte, üniversitede, ilkokulda, sarayda, zengin bir büroda, ortalama değişmiyor. Dünyada 150 milyon, Amerika’da 6,5 milyon, Türkiye’de 1,6 milyon genetik aptal var. Profesörler, iş adamları, doktorlar, mühendisler, öğretmenler, politikacılar işçiler, arasında da oran %2. Her mesleğin %10’u aptal Örneğin 60.000 mimar varsa 1.200’ü aptal. Bir hastanede 500 doktor varsa 10 tanesi aptal. Her kurum ya da özgün toplulukta aynı. Bu bilimsel bir saptama, kimseye hakaret değil. Çünkü kimin aptal olduğunu kimse bilmiyor. Bu araştırmaları yapan üniversitelerde birbirlerinden farklı konumlarda olan üyeleri, aynı ortamda olmalarına karşın, doktorlar, öğrenciler, hemşireler arasında da aynı aptal oranı var. Araştırmalar kadın ve erkekler arasında da bu oranın değişmediğini gösteriyor. Boş insanlarla üniversite profesörü, yazar, politikacı arasında yüzde iki oranı açısından fark yok. Şoförler, hamallar arasında da yok. Aynı elbiseleri giyip aynı işleri yaptıkça ve aynı yollarda yürüdükçe aptalla akıllıyı ayırmak olanaksız. Aristo’nun ‘sosyal hayvanlar’ kategorisindeyiz. Saflar, zekiler, haydutlar, aptallar Birlikte yaşamak zorunda olan insanoğlunu Cipolla dört sınıfa ayırıyor: Saflar, zekiler, haydutlar, aptallar. Pratik olarak tanımlarsak, birisi kazanmak için bir şey yapar ve kaybederse onu saflar arasına koyuyoruz. Fakat kazanır ve bu bir başkası aleyhine olursa onu haydutlar arasına koyuyoruz. Hem kendisine hem de başkalarına kaybettirirse aptal sayılıyor. Bu bilimsel bir sınıflandırma. Cipolla aptal insanlara ilişkin temel yasaları tanımlamış: Birinci Yasa: Bir toplumda herkes çevresindeki aptalların sayısını olduğundan daha az tahmin eder. İkinci yasa: Bir insanın aptallığı onun hiç bir başka özelliğiyle ilişkili ve orantılı değildir. Üçüncü Yasa: Aptal insan başkasına ya da başkalarına zarar veren ve bu arada kendisi de bir şey kazanmayan hatta ziyan edendir. Dördüncü Yasa: Aptal olmayanlar aptalların gücünü hep daha az sanırlar. Genellikle aptal olmayanlar herhangi koşulda da olursa olsun, bir aptalla işbirliği yapmanın neye mal olacağını hesaplayamazlar. Beşinci Yasa: En tehlikeli insan, aptal olandır. Benzer ve eşit değiliz İnsanlar, tarih boyunca, kendi aralarında benzer ve eşit olmadılar. Ulusal toplumlar da bu bağlamda aynı. Hayvanlar ve bitkiler gibi onlar da farklı. Renkleri bile aynı değil. Fiziksel yapıları, davranışları da. Ahlakın, dinin, eğitimin ve uygarlığın bu farklılığa karşı yapacağı bir şey yok. Fakat birlikte yaşamak ve çalışmak zorundalar. Sanayi devrimlerini hala gerçekleştirememiş ülkelerin aptal olmayanları için Cipolla’nın çok yararlı gözlemleri var. Toplum böyle ayrımları göz önüne almadan bütün olarak çalışan bir mekanizma olduğu için, her gün para, enerji, zaman kaybettiren olaylarda birbirimizle işbirliği yapıyoruz. Yaşam karmaşık ve anlaşılmaz olaylarla dolu. Örneğin büyük kentlerde diyelim İstanbul’da ulaşım gerçekten Arap saçına dönmüş otomobillerin yaşamı zehir ettiği, tümel bir düzensizliktir. Çirkinlik, tehlike, gürültü ve solunmayan bir havaya insanları mahkûm etmişler. Teneke ve cinayet egemenliği. Enerji kaybına neden olduğuna; saçınızı başınızı yoldurduğuna göre nedeninin aptallık olduğu belli bir olgudur. Aptalların tepkileri birbirine benziyor Ne var ki bu tek kişinin değil, grupların işidir. Aralarında aptallarla birlikte saflar, haydutlar ve zekiler birlikte olacaktır. Bu tür olaylar kişi, grup, köy, kent, toplum, ülke çapında yaşamın ortak belalarıdır. Bu olaylarda, etkinliklerde insan ve grupların tepkileri farklıdır. İnsanların tepkisi bazen zekice, bazen de safça olabilir. Fakat aptalların tepkilerinin her zaman çok homojen olduğu saptanmıştır. Çünkü her olayda aptalca karar verirler. Olan bitenin farkında oldukları söylenemez. Haydut tipi, başkasının hakkını tam yiyendir. Haydut tipinin en kötüsü hırsızdır; işin kötüsü, haydutun, aptal ve zeki parametreleri arasında yer değiştirmesidir. Başarılı haydutlar genelde zeki olurlar. Aptallıkla iktidar arasında bir ilişki de saptanmış. İnsanlar birbirlerini etkiledikleri ve kimse de ortaklık ettiğinin aptal olup olmadığını bilmediği için aptallık, toplumsal statüyle sınırlı değil. Peter Sellers’in filmi Ünlü İngiliz artisti Peter Sellers’in zekice sahnelenmiş bir filmi vardı: ‘Being There’ (Orada Olmak). Bu aptal bir uşağın, kimse yeterince kişiliğinin farkına varmadan, Amerikan Cumhurbaşkanı&#8217;nın çevresine çıkıp düşüncelerini dinlettiğini gösteren olağanüstü bir aptallık hikâyesiydi. Aptal bir insan hoşa giden, sevimli bir görünüşe sahip olabilir. Dünya tarihinde, krallar, aristokratlar, komutanlar, kilise adamları arasında %2 oranında aptal var. Bunlar Peter Sellers’in filminde olduğu gibi, kimsenin farkına varmadan ulaşabildikleri mevkilere göre, çok zararlı olabilirler. Sanayi öncesinde bunlara daha çok rastlanıyor. Tarihimizde Deli İbrahim gibi sultanları biliyoruz. Seçimler ve %2 Demokratik seçim %2 katsayısının neredeyse şaşmadan çalıştığı bir sistemdir. Oy veren ve oy alanlarıyla genel seçimlerde, Türkiye nüfusuna göre yüz binlerce genetik aptal özgürce oy kullanıyor. Tanımları gereği, hangi eyleme, hangi karara karışırlarsa hem kendilerini, hem de ortaklarını hiç hayal edilemeyecek zararlara sokabiliyorlar. Araştırmacılar için bu çok bereketli bir alandır. Schiller aptallara karşı Tanrının boşuna uğraştığını söylermiş. Bu, aptalın kendi varlığının bilincinden (selfconsciousness) haberi olmamasından kaynaklanır. Peter Sellers filmde sakin, sevimli, çevreye ve olan bitene karşı tepkisiz ve bahçıvan olduğu için, her olguyu bitki yaşamının bir ayrıntısıyla anlatan büyüleyici bir aptaldı. Biz bitkisel yaşamı fizyolojik olarak biliyoruz. Fakat bir aptalın beynindeki genetik ve görünüşte zararsız dejenerasyon, Cipolla’ya göre tarihte insanlara pahalıya mal olmuştur. Zeki haydutların topluma zararları pek yok. Kendileriyle birlikte toplumun dengesini de fazla değiştirmiyorlar. Fakat aptal haydutlar daha zararlı oluyormuş. Yine de hayduttan daha tehlikelidir aptallar. Türkler ve Amerikalıların esircilik tarihleri üzerinde karşılaştırmalı bir çalışma tarihimizi aydınlatma açısından yararlı olurdu. Afrika’dan esir kaçırmadık, ama esirlerden ordu ve padişah anası çıkardık. Başkalarına zarar verdik, ama kendimiz kazandık. Bu haydut tanımına giriyor, fakat aptal tanımına girmiyor. Türkler Amerikalılardan daha zeki davranıyorlar. Belki de daha insancıl.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/cipollanin-aptallari">Cipolla’nın aptalları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Carlo Cipolla ünlü bir İtalyan ekonomi tarihçisidir. Avrupa sanayi öncesi çağının ekonomik tarihini yazmıştır. Aynı döneme ilişkin başka önemli yapıtları arasında, sömürülenler, cahiller ve aptallar bağlamında duyarlı olan bu entelektüel ve zeki yazarın <em>&#8220;fatihler, korsanlar, tüccarlar&#8221;  </em>üzerine de çok güzel bir kitabı var.</p>
<p>1988’de yayınlanan <em>&#8220;</em><i>Allegro ma non troppo&#8221; (Hızlıca, ama fazla hızlı değil)</i><em> </em>adlı küçük kitabının ikinci bölümünde aptallığın yasalarını anlatır. Bu küçük yapıt klinik araştırmaların sonuçları ve yazarın tarihi araştırmalarına dayanan ilginç bir toplumsal analizdir.</p>
<p>Her toplumda genetik aptallık oranı %2 imiş. Okumuş, okumamış, zengin fakir, köyde kentte, üniversitede, ilkokulda, sarayda, zengin bir büroda, ortalama değişmiyor.</p>
<p>Dünyada 150 milyon, Amerika’da 6,5 milyon, Türkiye’de 1,6 milyon genetik aptal var. Profesörler, iş adamları, doktorlar, mühendisler, öğretmenler, politikacılar işçiler, arasında da oran %2.</p>
<p><strong>Her mesleğin %10’u aptal</strong></p>
<p>Örneğin 60.000 mimar varsa 1.200’ü aptal. Bir hastanede 500 doktor varsa 10 tanesi aptal. Her kurum ya da özgün toplulukta aynı. Bu bilimsel bir saptama, kimseye hakaret değil. Çünkü kimin aptal olduğunu kimse bilmiyor. Bu araştırmaları yapan üniversitelerde birbirlerinden farklı konumlarda olan üyeleri, aynı ortamda olmalarına karşın, doktorlar, öğrenciler, hemşireler arasında da aynı aptal oranı var.</p>
<p>Araştırmalar kadın ve erkekler arasında da bu oranın değişmediğini gösteriyor. Boş insanlarla üniversite profesörü, yazar, politikacı arasında yüzde iki oranı açısından fark yok. Şoförler, hamallar arasında da yok.</p>
<p>Aynı elbiseleri giyip aynı işleri yaptıkça ve aynı yollarda yürüdükçe aptalla akıllıyı ayırmak olanaksız. Aristo’nun ‘sosyal hayvanlar’ kategorisindeyiz.</p>
<p><strong>Saflar, zekiler, haydutlar, aptallar </strong></p>
<p>Birlikte yaşamak zorunda olan insanoğlunu Cipolla dört sınıfa ayırıyor: Saflar, zekiler, haydutlar, aptallar.</p>
<p>Pratik olarak tanımlarsak, birisi kazanmak için bir şey yapar ve kaybederse onu saflar arasına koyuyoruz. Fakat kazanır ve bu bir başkası aleyhine olursa onu haydutlar arasına koyuyoruz. Hem kendisine hem de başkalarına kaybettirirse aptal sayılıyor. Bu bilimsel bir sınıflandırma.</p>
<p>Cipolla aptal insanlara ilişkin temel yasaları tanımlamış:</p>
<p><strong>Birinci Yasa</strong>: Bir toplumda herkes çevresindeki aptalların sayısını olduğundan daha az tahmin eder.</p>
<p><strong>İkinci yasa</strong>: Bir insanın aptallığı onun hiç bir başka özelliğiyle ilişkili ve orantılı değildir.</p>
<p><strong>Üçüncü Yasa</strong>: Aptal insan başkasına ya da başkalarına zarar veren ve bu arada kendisi de bir şey kazanmayan hatta ziyan edendir.</p>
<p><strong>Dördüncü Yasa</strong>: Aptal olmayanlar aptalların gücünü hep daha az sanırlar. Genellikle aptal olmayanlar herhangi koşulda da olursa olsun, bir aptalla işbirliği yapmanın neye mal olacağını hesaplayamazlar.</p>
<p><strong>Beşinci Yasa</strong>: En tehlikeli insan, aptal olandır.</p>
<p><strong>Benzer ve eşit değiliz</strong></p>
<p>İnsanlar, tarih boyunca, kendi aralarında benzer ve eşit olmadılar. Ulusal toplumlar da bu bağlamda aynı. Hayvanlar ve bitkiler gibi onlar da farklı. Renkleri bile aynı değil. Fiziksel yapıları, davranışları da. Ahlakın, dinin, eğitimin ve uygarlığın bu farklılığa karşı yapacağı bir şey yok.</p>
<p>Fakat birlikte yaşamak ve çalışmak zorundalar. Sanayi devrimlerini hala gerçekleştirememiş ülkelerin aptal olmayanları için Cipolla’nın çok yararlı gözlemleri var.</p>
<p>Toplum böyle ayrımları göz önüne almadan bütün olarak çalışan bir mekanizma olduğu için, her gün para, enerji, zaman kaybettiren olaylarda birbirimizle işbirliği yapıyoruz.</p>
<p>Yaşam karmaşık ve anlaşılmaz olaylarla dolu. Örneğin büyük kentlerde diyelim İstanbul’da ulaşım gerçekten Arap saçına dönmüş otomobillerin yaşamı zehir ettiği, tümel bir düzensizliktir. Çirkinlik, tehlike, gürültü ve solunmayan bir havaya insanları mahkûm etmişler. Teneke ve cinayet egemenliği. Enerji kaybına neden olduğuna; saçınızı başınızı yoldurduğuna göre nedeninin aptallık olduğu belli bir olgudur.</p>
<p><strong>Aptalların tepkileri birbirine benziyor</strong></p>
<p>Ne var ki bu tek kişinin değil, grupların işidir. Aralarında aptallarla birlikte saflar, haydutlar ve zekiler birlikte olacaktır. Bu tür olaylar kişi, grup, köy, kent, toplum, ülke çapında yaşamın ortak belalarıdır. Bu olaylarda, etkinliklerde insan ve grupların tepkileri farklıdır. İnsanların tepkisi bazen zekice, bazen de safça olabilir. Fakat aptalların tepkilerinin her zaman çok homojen olduğu saptanmıştır. Çünkü her olayda aptalca karar verirler. Olan bitenin farkında oldukları söylenemez.</p>
<p>Haydut tipi, başkasının hakkını tam yiyendir. Haydut tipinin en kötüsü hırsızdır; işin kötüsü, haydutun, aptal ve zeki parametreleri arasında yer değiştirmesidir. Başarılı haydutlar genelde zeki olurlar.</p>
<p>Aptallıkla iktidar arasında bir ilişki de saptanmış. İnsanlar birbirlerini etkiledikleri ve kimse de ortaklık ettiğinin aptal olup olmadığını bilmediği için aptallık, toplumsal statüyle sınırlı değil.</p>
<p><strong>Peter Sellers’in filmi</strong></p>
<p>Ünlü İngiliz artisti Peter Sellers’in zekice sahnelenmiş bir filmi vardı: ‘Being There’ (Orada Olmak). Bu aptal bir uşağın, kimse yeterince kişiliğinin farkına varmadan, Amerikan Cumhurbaşkanı&#8217;nın çevresine çıkıp düşüncelerini dinlettiğini gösteren olağanüstü bir aptallık hikâyesiydi.</p>
<p>Aptal bir insan hoşa giden, sevimli bir görünüşe sahip olabilir. Dünya tarihinde, krallar, aristokratlar, komutanlar, kilise adamları arasında %2 oranında aptal var. Bunlar Peter Sellers’in filminde olduğu gibi, kimsenin farkına varmadan ulaşabildikleri mevkilere göre, çok zararlı olabilirler. Sanayi öncesinde bunlara daha çok rastlanıyor. Tarihimizde Deli İbrahim gibi sultanları biliyoruz.</p>
<p><strong>Seçimler ve %2</strong></p>
<p>Demokratik seçim %2 katsayısının neredeyse şaşmadan çalıştığı bir sistemdir. Oy veren ve oy alanlarıyla genel seçimlerde, Türkiye nüfusuna göre yüz binlerce genetik aptal özgürce oy kullanıyor.</p>
<p>Tanımları gereği, hangi eyleme, hangi karara karışırlarsa hem kendilerini, hem de ortaklarını hiç hayal edilemeyecek zararlara sokabiliyorlar. Araştırmacılar için bu çok bereketli bir alandır.</p>
<p><strong>Schiller</strong> aptallara karşı Tanrının boşuna uğraştığını söylermiş. Bu, aptalın kendi varlığının bilincinden (selfconsciousness) haberi olmamasından kaynaklanır.</p>
<p>Peter Sellers filmde sakin, sevimli, çevreye ve olan bitene karşı tepkisiz ve bahçıvan olduğu için, her olguyu bitki yaşamının bir ayrıntısıyla anlatan büyüleyici bir aptaldı. Biz bitkisel yaşamı fizyolojik olarak biliyoruz. Fakat bir aptalın beynindeki genetik ve görünüşte zararsız dejenerasyon, Cipolla’ya göre tarihte insanlara pahalıya mal olmuştur.</p>
<p>Zeki haydutların topluma zararları pek yok. Kendileriyle birlikte toplumun dengesini de fazla değiştirmiyorlar. <strong>Fakat aptal haydutlar daha zararlı oluyormuş</strong>. Yine de hayduttan daha tehlikelidir aptallar.</p>
<p>Türkler ve Amerikalıların <strong>esircilik tarihleri üzerinde karşılaştırmalı bir çalışma</strong> tarihimizi aydınlatma açısından yararlı olurdu. Afrika’dan esir kaçırmadık, ama esirlerden ordu ve padişah anası çıkardık. Başkalarına zarar verdik, ama kendimiz kazandık. Bu haydut tanımına giriyor, fakat aptal tanımına girmiyor.</p>
<p>Türkler Amerikalılardan daha zeki davranıyorlar. Belki de daha insancıl.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/cipollanin-aptallari">Cipolla’nın aptalları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7359</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zeka her kapıyı açan bir anahtar mı?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/zeka-her-kapiyi-acan-bir-anahtar-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Apr 2017 08:39:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[aziz sancar]]></category>
		<category><![CDATA[beceri]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[çevre faktörü]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[IQ]]></category>
		<category><![CDATA[öngörü]]></category>
		<category><![CDATA[refah]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sorun çözme]]></category>
		<category><![CDATA[uzun ömür]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek IQ]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zeki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5999</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Aziz Sancar, zeka düzeyini ölçen IQ testlerine çok inanmadığını belirtti. Sancar, &#8220;Üstün zekanın ölçüldüğü IQ testleri neyi, ne kadar ölçüyor. Bu testlerde ben orta düzeyde çıkıyorum. Başarı için tek anahtar çok çalışmak&#8221; diyor. Gerçekten de zeka pek çoğumuzun sandığı gibi her kapıyı açan bir anahtar mı? Sadece mutluluğun anahtarı olmadığı kesin. Kimse bir sayıdan ibaret olmak istemez. Ancak farkında olsanız da olmasanız da sizi anlatan bir sayı vardır: IQ dereceniz, ya da açmak gerekirse entelektüel zekanız. Edinburgh Üniversitesi’nde zeka konusundaki araştırmalarıyla tanınan Stuart Ritchie’ye göre aslında IQ, bir insanın ömrü, sağlığı veya refahı üzerine muazzam veriler içeren bir yol göstericidir. Psikologlar da, benzer bulgular bulmaya devam ediyorlar. Ritchie, Zeka: Önemli Olan Tek Şey (Intelligence: All that Matters) adlı yeni kitabında IQ’nun yapabileceklerimizin sınırını koymadığını ancak bize bir çıkış noktası sunduğunu savunuyor ve bazı insanların da diğerlerinden daha önde yaşam mücadelesine başladığını kabul ediyor. 1.Çoğu insan ortalama zekaya sahiptir IQ’yla ilgili ilk akla gelen şey, bunun mantık, hafıza, edinilmiş bilgi ve zihinsel işleme hızına dair birçok testin sonucunda ortaya çıkarılmış bir puan olduğu. Elde edilen alt puanlar toplanıyor ve ardından bu toplam, nüfusun geri kalanıyla karşılaştırılıyor. İyi bir ortalama zeka 100 IQ kabul ediliyor. (Not: Tam bir IQ testi saatler alan, yoğun bir işlemdir. Testin eğitimli biri tarafından yapılması ve bazı bölümlerde zaman tutulması gerekmektedir. İnternette karşınıza çıkan ücretsiz testler, doğru sonuçlar vermez). Karşılaştığınız insanların çoğu genellikle ortalama zekaya, küçük bir kısmı da üstün zekaya sahiptir. Dünya nüfusunun yalnızca % 2.2’sinin 130 veya üstü IQ’su vardır. Asıl şaşırtıcı olan ise, bu testlerden birinde iyi sonuç alan kişilerin, diğer testlerde de iyi sonuç almasıdır. Yani yanıp sönen bir ışığı ne kadar hızlı kapatabileceğiniz (zeka testlerinden bir bölüm) sözlü ve mekânsal mantığınızla ilişkili. Psikologlar, puanların birbirleriyle örtüşmesine &#8220;G&#8221; faktörü veya genel zeka faktörü diyor. Bu G faktörünün beynin hangi bölgesinde ve nasıl bulunduğu henüz tam olarak anlaşılabilmiş değil. Ancak ne kadar para kazanacağınız, ne denli üretken olacağınız ve en tüyler ürperticisi, erken ölüp ölmeyeceğiniz konusunda bilgi verebilecek bir yol gösterici. 2.Yüksek IQ’ya sahip olmak sizi ölümden korur Bu madde biraz rahatsız edici gelebilir ancak yapılan araştırmalara göre IQ’su yüksek olan insanların daha sağlıklı olduğu ve diğer insanlardan daha uzun yaşadıkları ortaya çıkmıştır. Bir milyon İsveçli arasında yapılan araştırmada, en yüksek IQ’ya sahip olanlar ile en düşük IQ’ya sahip olanlar arasındaki ölüm riskinde üç kat fark bulunmuştur. Bunun elbette bazı farklı sebepleri de olabilir. Örneğin yüksek IQ’lu insanlar diğerlerine göre daha fazla para kazanır, bu da onların beslenmelerine dikkat edebilmelerini kolaylaştırırken kaliteli sağlık hizmetlerine de rahatlıkla erişebilmelerini sağlar. Ayrıca yüksek IQ’lu insanların kazalardan veya aksiliklerden kaçınma konusunda daha dikkatli olmaları da bunun başka bir sebebi olabilir. Yüksek IQ’lu insanların trafik kazasında ölme oranının daha az olması da bunun bir göstergesidir. 3.IQ’nun başarılı bir kariyer ve refah ile ilişkili olması, mutlulukla da bağlantılı olduğu anlamına gelmez. Ölümlülük oranında da olduğu gibi, IQ ile başarılı bir kariyer arasındaki bağlantı da doğru orantılıdır: Yüksek IQ’lu insanlar daha iyi birer çalışan olduklarından daha fazla para kazanırlar. Söz konusu oranlar -1 ile 1 arasında değişiyor. 1 oranı demek, IQ’da görülecek herhangi bir artışın diğer değişkenlerde de (ölüm oranı veya refah gibi) aynı artışı göstermesi anlamına geliyor. Ancak hayat o kadar mükemmel değil. Oranların çoğu genellikle 0.5’ten düşük. Bu da, kişilere özgü farklılıklara büyük bir pay kaldığı anlamına geliyor. Yani çok zeki olmalarına rağmen işlerinde başarısız olan insanlar da mevcut; ancak sizin onlarla karşılaşma ihtimaliniz çok daha az. Yüksek IQ’nun bütün faydaları göz önüne alındığında da -refah, sağlık, uzun ömür- bu insanların diğerlerinden çok daha mutlu olacağı beklenilir, ancak bu durum da genellikle beklendiği gibi değildir. Ritchie’ye göre IQ ile mutluluk arasındaki ilişki genellikle doğru orantılı olmasına rağmen çoğu zaman bu korelasyon küçüktür ve istatistiksel açıdan pek de anlamlı değildir. Ayrıca genel olarak bakıldığında IQ’nun hayatta ilerlememizi sağlayan kişilik faktörleriyle bir bağlantısı yoktur. IQ’nun ilişkili olduğu tek kişilik özelliği tecrübeye açık olma özelliğidir. Ritchie’ye göre yüksek zekalı insanlar tecrübe edinmeye daha açık olur, daha çok düşünür ve yeni bilgilere erişmekten zevk alır. 4.Muhtemelen elinizde olanla yetinmeniz gerekecek. Yapılan araştırmalara göre zeki bir çocuk, yaşlandığında da zeki bir insan olur. Bu çizelge, 11 yaşında yaptıkları IQ testini 90 yaşında bir daha yapan bir gruba yönelik İskoçya’da yapılan bir araştırmayı göstermektedir. Her ne kadar zeka genellikle yaşla birlikte gerilese de, küçüklüğünde yüksek IQ’ya sahip olan insanların yaşlandıklarında da zekalarını korudukları görülebilir. 5.Zeka 20’li yaşlarınızın ortasından sonlarına doğru doruğa ulaşır, sonra yavaş yavaş azalır. 20’li yaşlarınızın ortalarından sonra “kristalleşmiş zekanız” yani bilgi birikiminiz durağanlaşırken “akışkan zekanız” yani yeni sorunları çözme yeteneğiniz de azalmaya başlar. Zeka hızınız ise oldukça yavaşlar. Ritchie’ye göre zekadaki yaşla bağlantılı düşüşleri anlamak, IQ biyolojisi üzerine araştırmalar yapılmasının en önemli sebeplerinden biridir. 6.IQ’daki değişikliklerin yaklaşık yarısı genetik ile açıklanabilir Tek yumurta ikizleri ile çift yumurta ikizlerinin karşılaştırılmasıyla yapılan araştırmalarda IQ’nun yaklaşık yarısının genetikle bağlantılı olduğu ortaya çıktı. Ancak ikizlerin genlerinin çocukken değil büyüdükleri zamanki IQ’ları için daha önemli bir rol oynadığı belirlendi. Sebebi ise anlaşılmış değil. Zeka araştırmacıları Robert Plomin ve Ian Deary’ye göre bunun sebebi, çocuklar seçim yaptıkça, değiştikçe veya genetik eğilimleriyle bağlantılı çevreler yarattıkça mevcut küçük genetik farklılıkların da büyümesi olabilir. Şöyle düşünün: Genetik eğilimi kendisini zeki olmaya yönlendiren bir çocuk kütüphanede daha fazla vakit geçirmek isteyebilir. Ancak 6 yaşında küçük bir çocuğun bunu tek başına yapamaya izni yokken 16 yaşında biri için bu sorun teşkil etmeyecektir. Yani yaşımız ilerledikçe çevremizi daha da kontrol altına alabiliyoruz. Yarattığımız çevreler de genlerimizin potansiyelini genişletebiliyor. 7.Zeka konusundaki tek önemli şey genlerimiz değildir Genetiğiniz, IQ’nuz konusunda kaderinizi belirlemiyor. IQ’ya yönelik değişkenliğin yaklaşık yarısı çevreye bağlı. Besin, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim, IQ’nuzda büyük rol oynuyor. Ancak genel olarak bakıldığında IQ’yu etkileyen çevresel faktörlerin çoğu, biyoloji kadar iyi anlaşılmış değil. Ritchie’ye göre konu çevreye gelince kesin bir yargıda bulunmak oldukça zor, zira insanların yaşamları ve yaşadıkları ortamlar oldukça karmaşık, bu nedenle de herhangi bir çevresel faktörün insan zekasına etkisi tamamen rastlantısal olabilir. 8.İnsanların zekası giderek artıyor Flynn etkisi de denen bu durum, muhtemelen çocukların beslenmesindeki, sağlık hizmetlerindeki ve eğitimdeki kalite artışının bir sonucu. (Ritchie’nin kitapta anlattığına göre bunun sebebi, bilginin ekonomimizin motoru olarak görülmeye başlanması ve bunun da IQ testlerindeki soyut düşünce tarzını teşvik etmiş olması olabilir) 9.IQ, gelişmekte olan ülkelerde daha hızla yükseliyor IQ’daki en büyük yükseliş, çocukluktaki beslenme kalitesinin (genellikle iyot takviyeleri sayesinde) ve sağlık hizmetlerine erişimin arttığı, gelişmekte olan ülkelerde görülüyor. Aslına bakarsanız Flynn etkisinin gelişmiş ülkelerde azalmakta olduğuna dair bazı bulgular mevcut. Ritchie’ye göre bunun sebebi IQ’yu geliştirdiğini bildiğimiz kolay ulaşılabilir şeyleri (standart eğitim veya beslenme gibi) tüketmemiz olabilir. Zeka: Akıllılık, sorun çözmede beceriklilik, öngörü ve yaratıcılık&#8230; Bilim adamlarının büyük bir çoğunluğuna göre, zekanın özünü akıllılık, alışılmışın dışındaki sorunları çözmedeki beceriklilik oluşturur. Özellikle de tepeden tırnağa taktik, ancak stratejiden yoksun biriyle karşı karşıya gelenler, öngörünün de zekanın vazgeçilmez bir parçası olduğunu öne sürerler. Kimileri yaratıcılığı da bu listeye eklerler. Bana soracak olursanız, ben Cambridge Üniversitesi sinirbilim uzmanlarından Horace Barlow’un zekaya yaklaşımından yanayım. Barlow’a göre zeka, bir şeylerin temelinde yatan yeni bir düzeni ortaya çıkaran bir kestirimde bulunmaktan oluşur. Bu görüşüyle, Barlow zeka kavramını, bir soruna çözüm getirmek, benzer bir görüş ya da olayın mantığını belirlemek, hoşa gidecek bir uyum sağlamak, ya da bir şeyin ardından nelerin geleceğini kestirmek gibi, oldukça geniş bir yelpazeye yerleştiriyor. Aslında hepimizin hemen hemen her zaman bir şeyin ardından neyin geleceği konusunda kestirimlerde bulunuruz. Bir fıkranın beklemediğimiz bir biçimde sonuçlanması karşısında şaşkınlığa kapılmamız da işte bundandır. Tanımlarda farklılık normal Zeka, tıpkı bilinç gibi, tümüyle açıklığa kavuşturulmamış bir kavram olduğundan, buna getirilecek bir tanımlamanın herkes tarafından kabul edilmesi hemen hemen olanaksızdır. Gerek zeka, gerekse bilinç zeki yaşamımızın en üst noktasını oluşturmakla birlikte, bu iki kavram sıklıkla çok daha basit zeki süreçlerle karıştırılmaktadır. Bu tür basit sinirsel düzenekler, hiç kuşkusuz, mantık ve eğretileme ile ilgili yeteneklerimizin kaynağı olabilir. Ama asıl sorun bu kaynağın nasıl oluştuğudur ki, bu da hem evrimsel hem de nörofizyolojik bir soru niteliğini taşımaktadır. İnsan zekasını kavrayabilmek için bu soruya her iki açıdan da bir yanıt getirilmesi gerekmektedir. Bu yanıtlar yapay ya da alışılagelmişin dışında bir zekanın nasıl geliştiği konusuna bile ışık tutabilir. Zekamız öteki hayvanlara kıyasla çok daha fazla şeylere sahip oluşumuzun bir ürünü müdür? İki milimetre kalınlığındaki beyin kabuğu (korteks) beynin yeni çağrışımlar yaratmada en etkin bölümüdür. İnsan beyninin kabuğu son derece kıvrımlıdır, ancak bu kıvrımlar düzeltildiğinde dört daktilo sayfası uzunluğunda bir yer kaplar. Oysa ki, şempanzelerde bunun boyutu bir daktilo sayfası, maymunlarda bir kartpostal, farelerde ise bir pulun ki kadardır. Ne var ki, salt niceliksel bir açıklama eksik gibi görünmektedir. Bana göre insan zekası öncelikle beynin, dil gibi, belli alanlarda uzmanlaşmasının bir ürünüdür. İnsanların evrim süreci içinde böylesi bir uzmanlaşma onların akıl ve öngörü açısından önemli bir atılım yapmalarına olanak tanımıştır. Bu uzmanlaşma, eğer sandığım gibi, dil, el ve kol devinimlerinin tasarlanması, müzik ve dans gibi konulara özgü kimi ustalıkların gelişmesiyle ilgiliyse, o zaman açıklayıcı gücü de çok daha fazla demektir. Zeka bölümünüzün (IQ) belirlenmesinde en önemli iki etmen, belli bir süre içinde alışılmışın dışında kaç soruyu yanıtlayabildiğiniz ve kafanızda canlandırdığınız yarım düzine imgeyi aynı anda değerlendirirken ne denli başarılı olduğunuzdur. Derleyen: Sevda Deniz Karali Kaynak: www.vox.com/2016/5/24/11723182/iq-test-intelligence</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/zeka-her-kapiyi-acan-bir-anahtar-mi">Zeka her kapıyı açan bir anahtar mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Prof. Dr. Aziz Sancar, zeka düzeyini ölçen IQ testlerine çok inanmadığını belirtti. Sancar, &#8220;Üstün zekanın ölçüldüğü IQ testleri neyi, ne kadar ölçüyor. Bu testlerde ben orta düzeyde çıkıyorum. Başarı için tek anahtar çok çalışmak&#8221; diyor. Gerçekten de zeka pek çoğumuzun sandığı gibi her kapıyı açan bir anahtar mı? Sadece mutluluğun anahtarı olmadığı kesin. </strong></p>
<p>Kimse bir sayıdan ibaret olmak istemez. Ancak farkında olsanız da olmasanız da sizi anlatan bir sayı vardır: IQ dereceniz, ya da açmak gerekirse entelektüel zekanız.</p>
<p>Edinburgh Üniversitesi’nde zeka konusundaki araştırmalarıyla tanınan <strong>Stuart Ritchie’</strong>ye göre aslında IQ, bir insanın ömrü, sağlığı veya refahı üzerine muazzam veriler içeren bir yol göstericidir. Psikologlar da, benzer bulgular bulmaya devam ediyorlar.</p>
<p><strong>Ritchie, Zeka: Önemli Olan Tek Şey (Intelligence: All that Matters)</strong> adlı yeni kitabında IQ’nun yapabileceklerimizin sınırını koymadığını ancak bize bir çıkış noktası sunduğunu savunuyor ve bazı insanların da diğerlerinden daha önde yaşam mücadelesine başladığını kabul ediyor.</p>
<p><strong>1.Çoğu insan ortalama zekaya sahiptir</strong></p>
<p>IQ’yla ilgili ilk akla gelen şey, bunun mantık, hafıza, edinilmiş bilgi ve zihinsel işleme hızına dair birçok testin sonucunda ortaya çıkarılmış bir puan olduğu. Elde edilen alt puanlar toplanıyor ve ardından bu toplam, nüfusun geri kalanıyla karşılaştırılıyor. İyi bir ortalama zeka 100 IQ kabul ediliyor.</p>
<p>(Not: Tam bir IQ testi saatler alan, yoğun bir işlemdir. Testin eğitimli biri tarafından yapılması ve bazı bölümlerde zaman tutulması gerekmektedir. İnternette karşınıza çıkan ücretsiz testler, doğru sonuçlar vermez).</p>
<p>Karşılaştığınız insanların çoğu genellikle ortalama zekaya, küçük bir kısmı da üstün zekaya sahiptir. Dünya nüfusunun yalnızca % 2.2’sinin 130 veya üstü IQ’su vardır.</p>
<p>Asıl şaşırtıcı olan ise, bu testlerden birinde iyi sonuç alan kişilerin, diğer testlerde de iyi sonuç almasıdır. Yani yanıp sönen bir ışığı ne kadar hızlı kapatabileceğiniz (zeka testlerinden bir bölüm) sözlü ve mekânsal mantığınızla ilişkili.</p>
<p>Psikologlar, puanların birbirleriyle örtüşmesine &#8220;G&#8221; faktörü veya genel zeka faktörü diyor.</p>
<p>Bu G faktörünün beynin hangi bölgesinde ve nasıl bulunduğu henüz tam olarak anlaşılabilmiş değil. Ancak ne kadar para kazanacağınız, ne denli üretken olacağınız ve en tüyler ürperticisi, erken ölüp ölmeyeceğiniz konusunda bilgi verebilecek bir yol gösterici.</p>
<p><strong>2.Yüksek IQ’ya sahip olmak sizi ölümden korur</strong></p>
<p>Bu madde biraz rahatsız edici gelebilir ancak yapılan araştırmalara göre IQ’su yüksek olan insanların daha sağlıklı olduğu ve diğer insanlardan daha uzun yaşadıkları ortaya çıkmıştır. Bir milyon İsveçli arasında yapılan araştırmada, en yüksek IQ’ya sahip olanlar ile en düşük IQ’ya sahip olanlar arasındaki ölüm riskinde üç kat fark bulunmuştur.</p>
<p>Bunun elbette bazı farklı sebepleri de olabilir. Örneğin yüksek IQ’lu insanlar diğerlerine göre daha fazla para kazanır, bu da onların beslenmelerine dikkat edebilmelerini kolaylaştırırken kaliteli sağlık hizmetlerine de rahatlıkla erişebilmelerini sağlar.</p>
<p>Ayrıca yüksek IQ’lu insanların kazalardan veya aksiliklerden kaçınma konusunda daha dikkatli olmaları da bunun başka bir sebebi olabilir. Yüksek IQ’lu insanların trafik kazasında ölme oranının daha az olması da bunun bir göstergesidir.</p>
<p><strong>3.IQ’nun başarılı bir kariyer ve refah ile ilişkili olması, mutlulukla da bağlantılı olduğu anlamına gelmez.</strong></p>
<p>Ölümlülük oranında da olduğu gibi, IQ ile başarılı bir kariyer arasındaki bağlantı da doğru orantılıdır: Yüksek IQ’lu insanlar daha iyi birer çalışan olduklarından daha fazla para kazanırlar.</p>
<p>Söz konusu oranlar -1 ile 1 arasında değişiyor. 1 oranı demek, IQ’da görülecek herhangi bir artışın diğer değişkenlerde de (ölüm oranı veya refah gibi) aynı artışı göstermesi anlamına geliyor. Ancak hayat o kadar mükemmel değil.</p>
<p>Oranların çoğu genellikle 0.5’ten düşük. Bu da, kişilere özgü farklılıklara büyük bir pay kaldığı anlamına geliyor. Yani çok zeki olmalarına rağmen işlerinde başarısız olan insanlar da mevcut; ancak sizin onlarla karşılaşma ihtimaliniz çok daha az.</p>
<p>Yüksek IQ’nun bütün faydaları göz önüne alındığında da -refah, sağlık, uzun ömür- bu insanların diğerlerinden çok daha mutlu olacağı beklenilir, ancak bu durum da genellikle beklendiği gibi değildir.</p>
<p>Ritchie’ye göre IQ ile mutluluk arasındaki ilişki genellikle doğru orantılı olmasına rağmen çoğu zaman bu korelasyon küçüktür ve istatistiksel açıdan pek de anlamlı değildir.</p>
<p>Ayrıca genel olarak bakıldığında IQ’nun hayatta ilerlememizi sağlayan kişilik faktörleriyle bir bağlantısı yoktur. IQ’nun ilişkili olduğu tek kişilik özelliği tecrübeye açık olma özelliğidir. Ritchie’ye göre yüksek zekalı insanlar tecrübe edinmeye daha açık olur, daha çok düşünür ve yeni bilgilere erişmekten zevk alır.</p>
<p><strong>4.Muhtemelen elinizde olanla yetinmeniz gerekecek.</strong></p>
<p>Yapılan araştırmalara göre zeki bir çocuk, yaşlandığında da zeki bir insan olur.</p>
<p>Bu çizelge, 11 yaşında yaptıkları IQ testini 90 yaşında bir daha yapan bir gruba yönelik İskoçya’da yapılan bir araştırmayı göstermektedir.</p>
<p>Her ne kadar zeka genellikle yaşla birlikte gerilese de, küçüklüğünde yüksek IQ’ya sahip olan insanların yaşlandıklarında da zekalarını korudukları görülebilir.</p>
<p><strong>5.Zeka 20’li yaşlarınızın ortasından sonlarına doğru doruğa ulaşır, sonra yavaş yavaş azalır.</strong></p>
<p>20’li yaşlarınızın ortalarından sonra “kristalleşmiş zekanız” yani bilgi birikiminiz durağanlaşırken “akışkan zekanız” yani yeni sorunları çözme yeteneğiniz de azalmaya başlar. Zeka hızınız ise oldukça yavaşlar.</p>
<p>Ritchie’ye göre zekadaki yaşla bağlantılı düşüşleri anlamak, IQ biyolojisi üzerine araştırmalar yapılmasının en önemli sebeplerinden biridir.</p>
<p><strong>6.IQ’daki değişikliklerin yaklaşık yarısı genetik ile açıklanabilir</strong></p>
<p>Tek yumurta ikizleri ile çift yumurta ikizlerinin karşılaştırılmasıyla yapılan araştırmalarda IQ’nun yaklaşık yarısının genetikle bağlantılı olduğu ortaya çıktı.</p>
<p>Ancak ikizlerin genlerinin çocukken değil büyüdükleri zamanki IQ’ları için daha önemli bir rol oynadığı belirlendi. Sebebi ise anlaşılmış değil.</p>
<p>Zeka araştırmacıları Robert Plomin ve Ian Deary’ye göre bunun sebebi, çocuklar seçim yaptıkça, değiştikçe veya genetik eğilimleriyle bağlantılı çevreler yarattıkça mevcut küçük genetik farklılıkların da büyümesi olabilir.</p>
<p>Şöyle düşünün: Genetik eğilimi kendisini zeki olmaya yönlendiren bir çocuk kütüphanede daha fazla vakit geçirmek isteyebilir. Ancak 6 yaşında küçük bir çocuğun bunu tek başına yapamaya izni yokken 16 yaşında biri için bu sorun teşkil etmeyecektir.</p>
<p>Yani yaşımız ilerledikçe çevremizi daha da kontrol altına alabiliyoruz. Yarattığımız çevreler de genlerimizin potansiyelini genişletebiliyor.</p>
<p><strong>7.Zeka konusundaki tek önemli şey genlerimiz değildir</strong></p>
<p>Genetiğiniz, IQ’nuz konusunda kaderinizi belirlemiyor. IQ’ya yönelik değişkenliğin yaklaşık yarısı çevreye bağlı. Besin, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim, IQ’nuzda büyük rol oynuyor.</p>
<p>Ancak genel olarak bakıldığında IQ’yu etkileyen çevresel faktörlerin çoğu, biyoloji kadar iyi anlaşılmış değil. Ritchie’ye göre konu çevreye gelince kesin bir yargıda bulunmak oldukça zor, zira insanların yaşamları ve yaşadıkları ortamlar oldukça karmaşık, bu nedenle de herhangi bir çevresel faktörün insan zekasına etkisi tamamen rastlantısal olabilir.</p>
<p><strong>8.İnsanların zekası giderek artıyor</strong></p>
<p>Flynn etkisi de denen bu durum, muhtemelen çocukların beslenmesindeki, sağlık hizmetlerindeki ve eğitimdeki kalite artışının bir sonucu. (Ritchie’nin kitapta anlattığına göre bunun sebebi, bilginin ekonomimizin motoru olarak görülmeye başlanması ve bunun da IQ testlerindeki soyut düşünce tarzını teşvik etmiş olması olabilir)</p>
<p><strong>9.IQ, gelişmekte olan ülkelerde daha hızla yükseliyor </strong></p>
<p>IQ’daki en büyük yükseliş, çocukluktaki beslenme kalitesinin (genellikle iyot takviyeleri sayesinde) ve sağlık hizmetlerine erişimin arttığı, gelişmekte olan ülkelerde görülüyor.</p>
<p>Aslına bakarsanız Flynn etkisinin gelişmiş ülkelerde azalmakta olduğuna dair bazı bulgular mevcut. Ritchie’ye göre bunun sebebi IQ’yu geliştirdiğini bildiğimiz kolay ulaşılabilir şeyleri (standart eğitim veya beslenme gibi) tüketmemiz olabilir.</p>
<p><strong>Zeka: Akıllılık, sorun çözmede beceriklilik, öngörü ve yaratıcılık&#8230;</strong></p>
<p>Bilim adamlarının büyük bir çoğunluğuna göre, zekanın özünü <strong>akıllılık,</strong> alışılmışın dışındaki <strong>sorunları çözmedeki beceriklilik </strong>oluşturur. Özellikle de tepeden tırnağa taktik, ancak stratejiden yoksun biriyle karşı karşıya gelenler, <strong>öngörünün</strong> de zekanın vazgeçilmez bir parçası olduğunu öne sürerler. Kimileri <strong>yaratıcılığı </strong>da bu listeye eklerler.</p>
<p>Bana soracak olursanız, ben Cambridge Üniversitesi sinirbilim uzmanlarından <strong>Horace Barlow</strong>’un zekaya yaklaşımından yanayım.</p>
<p>Barlow’a göre zeka, bir şeylerin temelinde yatan <strong>yeni bir düzeni ortaya çıkaran bir kestirimde</strong> bulunmaktan oluşur.</p>
<p>Bu görüşüyle, Barlow zeka kavramını, bir soruna çözüm getirmek, benzer bir görüş ya da olayın mantığını belirlemek, hoşa gidecek bir uyum sağlamak, ya da bir şeyin ardından nelerin geleceğini kestirmek gibi, oldukça geniş bir yelpazeye yerleştiriyor.</p>
<p>Aslında hepimizin hemen hemen her zaman bir şeyin ardından neyin geleceği konusunda kestirimlerde bulunuruz. Bir fıkranın beklemediğimiz bir biçimde sonuçlanması karşısında şaşkınlığa kapılmamız da işte bundandır.</p>
<p><strong>Tanımlarda farklılık normal </strong></p>
<p>Zeka, tıpkı bilinç gibi, tümüyle açıklığa kavuşturulmamış bir kavram olduğundan, buna getirilecek bir tanımlamanın herkes tarafından kabul edilmesi hemen hemen olanaksızdır. Gerek <strong>zeka</strong>, gerekse <strong>bilinç</strong> zeki yaşamımızın en üst noktasını oluşturmakla birlikte, bu iki kavram sıklıkla çok daha basit zeki süreçlerle karıştırılmaktadır. Bu tür basit sinirsel düzenekler, hiç kuşkusuz, mantık ve eğretileme ile ilgili yeteneklerimizin kaynağı olabilir. Ama asıl sorun bu kaynağın nasıl oluştuğudur ki, bu da hem evrimsel hem de nörofizyolojik bir soru niteliğini taşımaktadır. İnsan zekasını kavrayabilmek için bu soruya her iki açıdan da bir yanıt getirilmesi gerekmektedir. Bu yanıtlar yapay ya da alışılagelmişin dışında bir zekanın nasıl geliştiği konusuna bile ışık tutabilir.</p>
<p>Zekamız öteki hayvanlara kıyasla çok daha fazla şeylere sahip oluşumuzun bir ürünü müdür? İki milimetre kalınlığındaki beyin kabuğu (korteks) beynin <strong>yeni çağrışımlar </strong>yaratmada en etkin bölümüdür. İnsan beyninin kabuğu son derece kıvrımlıdır, ancak bu kıvrımlar düzeltildiğinde dört daktilo sayfası uzunluğunda bir yer kaplar. Oysa ki, <strong>şempanzelerde </strong>bunun boyutu bir daktilo sayfası, <strong>maymunlarda</strong> bir kartpostal, <strong>farelerde</strong> ise bir pulun ki kadardır.</p>
<p>Ne var ki, salt niceliksel bir açıklama eksik gibi görünmektedir.</p>
<p><strong>Bana göre insan zekası öncelikle beynin, dil gibi, belli alanlarda uzmanlaşmasının bir ürünüdür. </strong>İnsanların evrim süreci içinde böylesi bir uzmanlaşma onların <strong>akıl </strong>ve <strong>öngörü </strong>açısından önemli bir atılım yapmalarına olanak tanımıştır. Bu uzmanlaşma, eğer sandığım gibi, <strong>dil, el </strong>ve <strong>kol </strong>devinimlerinin tasarlanması, <strong>müzik </strong>ve <strong>dans </strong>gibi konulara özgü kimi ustalıkların gelişmesiyle ilgiliyse, o zaman açıklayıcı gücü de çok daha fazla demektir.</p>
<p>Zeka bölümünüzün (IQ) belirlenmesinde en önemli <strong>iki etmen, </strong>belli bir süre içinde alışılmışın dışında kaç soruyu yanıtlayabildiğiniz ve kafanızda canlandırdığınız yarım düzine imgeyi aynı anda değerlendirirken ne denli başarılı olduğunuzdur.</p>
<p><strong>Derleyen: Sevda Deniz Karali</strong></p>
<p><strong>Kaynak: <a href="http://www.vox.com/2016/5/24/11723182/iq-test-intelligence">www.vox.com/2016/5/24/11723182/iq-test-intelligence</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/zeka-her-kapiyi-acan-bir-anahtar-mi">Zeka her kapıyı açan bir anahtar mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5999</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
