X

Süper uzun yaşayanlarda farklı bir bağışıklık keşfedildi

Çok önemli ve çok yönlü bakışlarla ne kadar uzun yaşayabiliriz, sorusu üzerine özel bir dosya sunuyoruz. 100 yıl mı, 120 mi, daha da fazla mı? Bugün bu eski soruya genetik, bağışıklık sistemi, hücresel yaşlanma ve demografi üzerine yapılan bilimsel araştırmalar yanıt arıyor.

110 yaşını aşan, bilim dünyasının “süper asırlıklar” olarak tanımladığı çok küçük bir insan grubuyla başlıyoruz. Japon araştırmacılar bu insanların yalnızca olağanüstü uzun yaşamadıklarını, bağışıklık sistemlerinin de farklı çalıştığını ortaya koydu. Kanserli ve virüs bulaşmış hücreleri ortadan kaldıran özel T hücrelerinin süper asırlıklarda çok daha fazla bulunması, uzun ve sağlıklı yaşamın biyolojik mekanizmalarını anlamamız açısından önemli bir ipucu olabilir.

Ama insan ömrünün bir üst sınırı var mı? Fransız Jeanne Calment 1997’de öldüğünde 122 yıl 164 günlük yaşamıyla tarihe geçti. Aradan neredeyse 30 yıl geçti; tıp, genetik ve biyoteknolojide büyük ilerlemeler yaşandı ama rekor hâlâ kırılamadı. Bazı araştırmacılar insan ömrünün biyolojik bir tavana dayanmış olabileceğini düşünüyor.


Dosyamızın üçüncü ayağı ise bizi bambaşka bir hesaba götürüyor: Dünya’da bugüne kadar kaç insan yaşadı? En yaygın tahmin yaklaşık 117 milyar. Bugün yaşayan 8,2 milyar insanın, gelmiş geçmiş bütün insanların yalnızca yaklaşık yüzde 7’sini oluşturması insanlık tarihinin nüfus açısından nasıl olağanüstü bir döneminde yaşadığımızı gösteriyor. Uzun yaşamak kuşkusuz insanlığın büyük kazanımı. Ama madalyonun diğer yüzü de var. Grafik Bilgi sayfamızda yaşlanan dünyanın giderek büyüyen yaşlı yoksulluğu sorununa bakıyoruz. Türkiye’de de yaşlı yoksulluğu son yıllarda artıyor.

Daron Acemoğlu ve The Economist tartışması

Türker Kılıç bu tartışmaya çok yeni bir boyutla katkıda bulunuyor. Acemoğlu’nun geliştirdiği işçi sınıfı liberalizmi kavramı, işçinin gelirden daha fazla pay alması değil, daha temel mesele, insanların üretim ve karar ağlarındaki konumlarının güçlendirilmesidir. Güç dağılımını yeniden önerir. Çalışanların pazarlık gücünü artırmak, yerel toplulukları güçlendirmek, daha kapsayıcı kurumlar kurmak ve teknolojiyi insan emeğini yalnız ikame eden değil insan kapasitesini artıran bir yönde geliştirmektir. Türker Hoca, yaşamdaşlık ekonomisi açısından da bu yeni bakışı birleştiriyor. Mutlaka okunmalı.

Yapay zekâ tartışmasının farklı bir boyutunu Tanol Türkoğlu gündeme getiriyor. Yapay zekâyı işlerimizi yaptırdığımız bir vekil ya da kapasitemizi genişleten bir asistan olarak kullanmak yerine, zihinsel rakibimiz haline getirsek ne olur? Bize katılmayan, argümanlarımızdaki açıkları bulan, varsayımlarımızı sorgulayan, düşünsel konforumuzu bozan bir yapay zekâ insan zekâsını geliştirebilir mi? Türkoğlu, kaslarımızın gelişmek için dirence ihtiyaç duyması gibi zihnimizin de dirençle gelişebileceği fikrinin peşine düşüyor.

Politikasız sanayileşme

Müfit Akyos ise Türkiye’nin uzun süredir çözemediği yapısal bir sorunu ele alıyor: Politikasız sanayileşme. Türkiye’nin ihracatı büyüdü ama yüksek teknolojili ürünlerin ihracattaki payı 1990’dan bu yana neredeyse yerinde sayıyor. Sanayi, tarım, inşaat ve savaş sanayisindeki tercihleri birlikte değerlendiren Akyos, bütünsel bir sanayi politikasının yokluğunun Türkiye’yi “erken sanayisizleşme” duvarının önüne getirdiğini vurguluyor.

Doğan Kuban’ın yıllar öncesinden bugüne seslenen yazısının ikinci bölümünde ise yine Türkiye’nin temel yapısal sorunları var: Kaçak kentleşme, yok edilen tarihsel doku, bürokrasi, rüşvet ve politik nepotizm… Kuban’a göre bu “akıl devrimi” ile çözülür.

Belirsizliğin fiyatı

Ekonomi sayfalarımızda ilginç bir soru var: Risk ile belirsizlik aynı şey mi? Sabancı Üniversitesi’nden Doç. Dr. A. Doruk Günaydın, yatırım kararlarına alışılmış “hangi hisse yükselecek?” sorusunun ötesinden bakıyor. Bazen yatırımcı önündeki zarın yalnızca sonucunu değil, kaç yüzlü olduğunu bile bilmiyor. Risk ile belirsizlik arasındaki farkı ele aldığı çalışmasıyla bu yıl Bilim Akademisi’nin BAGEP Ödülü’nü kazanan Günaydın, yatırım kararlarında rakamların yanı sıra insana özgü duyguların da taşıdığı sinyallere dikkat çekiyor. Reyhan Oksay yazdı.

Bilim ve Beslenme sayfalarımızda bu kez demans ile beslenme arasındaki ilişkiye bakıyoruz. İsveç’te yaklaşık 1900 kişinin 15 yıl boyunca izlendiği çalışma umut verici: Demansa yol açan biyolojik süreç başlamış olsa bile sağlıklı beslenme hâlâ fark yaratabiliyor. Özellikle iltihaplanmayı azaltan beslenme biçimleri demans riskini düşürebiliyor.

İznik Gölü’nün altındaki sır

Arkeoloji sayfamızda çok önemli bir keşif var. MS 325’te toplanan ve Hristiyanlığın temel inanç esaslarının şekillenmesinde kritik rol oynayan Birinci İznik Konsili’nin yapıldığı yer bulunmuş olabilir mi? İznik Gölü kıyısında su altında ortaya çıkarılan erken dönem kilisesi bu olasılığı güçlendiriyor.  Sanat ile İnsanın Kendini Keşfi” dizimizin üçüncü bölümü ise garip ve yeni olanın coşkusunun peşine düşüyor, güzelliğin ne olduğu sorusunu farklı bir pencereden tartışıyoruz. Simetri, uyum ve düzen mi güzelliği yaratır; yoksa bildiklerimizin dışına çıkan, bizi şaşırtan şeylerde de başka türlü bir güzellik mi vardır?

Hayvanlar Dünyası sayfalarımızda insan merkezli bir başka kabulümüz sorgulanıyor: Savaş ve strateji yalnızca insana mı özgü? Şempanzeler yüksek noktalara çıkarak rakiplerini dinliyor; cüce firavun fareleri nöbetçi sayılarını artırıyor; babunlar tehlikeli bölgelerden kaçınıyor; karıncalar rakip kolonilere baskın düzenliyor. Yeni araştırmalar, birçok hayvan türünün çatışmadan önce bilgi topladığını, risk hesabı yaptığını ve strateji geliştirdiğini gösteriyor. Kediler. Bir kediyi okşamak, onunla sakin zaman geçirmek hem insanın hem de kedinin beynindeki oksitosin sistemini harekete geçirebiliyor.

Bilgi Küpü‘nde ise özellikle Doğu Karadeniz’de bilinen ilginç bir ürün var: “Deli bal.” Orman gülü bitkisinden elde edilen bu bal neden halüsinasyona yol açabiliyor? Nilgün Özbaşaran Dede’nin hazırladığı Araştırma Gündemi sayfalarımız yine bilim dünyasından kısa ama şaşırtıcı bulgularla dolu.

Dijital HBT’de daha fazlası: Mesela çay ülkesiyiz, çayın kanıtlanmış 5 sağlık yararını okuyacaksınız. Uzayda yeni bir tür gök cismi mi bulundu? Abone olun lütfen…

***

Bilimin en güzelliği: Bazen çok büyük sorular soruyor: İnsan ne kadar yaşayabilir? Bazen de gündelik hayatın içinden küçücük görünen bir ayrıntıya bakıyor: Bir kediyi okşadığımızda beynimizde ne oluyor? Ama her ikisinde de yaptığı aynı: Bildiğimizi sandığımız şeyleri yeniden sorgulamamızı sağlamak.

İyi okumalar. Sevgilerimizle…

Özlem Yüzak