X

Havadan sudan…

Bu sabah Sinaipark’ta CAN YÜCEL’den, Karadeniz‘den Sinop’tan, Diyojen’den esiyor yel.

2400 yıl önce… Güneşli bir gün… Filozof Diogenes (Diyojen) elinde bir fenerle Sinop’un sokaklarını kolaçan ediyor…
Gerçek insanı arıyorum“ diyor, ne arıyorsun diye soranlara.

***


2400 yıl sonra Şair, filozof Can Yücel bir türkü tutturuyor:

Kibar hırsızın türküsü

Anamın ipiyle indim gökdelen damınızdan
Kelebek gibi girdim kelebek camınızdan
Taksinize mülkünüze dairenize…
Heceleyerek üzerinde ayak ve el uçlarımın
Belledim seyyarenizi ve kelimelerinizi…
Gözlerinize baktım, mukaddes ciltlerinize
Büfelerinize
Vesairelerinize…
Şiir fenerimle de baktım, son çığlık!
Aşk yokmuş sizde beş paralık!
Gidiyorum ben boşçakallar
Sıçmışım ortalık yerinize
Kıçımın fosforuyla aydınlanın siz artık.

***

Can Yücel’de bir Diyojenlik bulurum hep, ironi, içtenlik, açık sözlülük, kışkırtıcılık… Diyojen ruhu Can Yücel’de süregidiyor.

Vakti gelende bir fikir bir düşünce doğuyor; filozofların, şairlerin, sanatçıların, bilimin dilinde kuşaktan kuşağa sürüp tazeleniyor… Ne vakti gelen bir fikrin (düşüncenin) doğuşu önlenebilir, ne de doğmuş bir düşünce yok edilebilir.

Diyojen, yazılı bir eser bırakmamış yeryüzüne, dilden dile gönülden gönüle sürüp tazelenmiş, hakkında bilinenler Antika filozoflardan bazılarının derlemeleri…

***

Stadyumdan dönerken biri Diogenes‘e sormuş: Stadyum çok kalabalık mı?

Evet, demiş Diogenes, kalabalık çok ama insan az.

***

Biri ona ‘herkes sana gülüyor’ dediğinde şöyle karşılık vermiş: Evet ama belki onlara da eşekler gülüyor. Nasıl onlar eşeklere aldırmıyorsa ben de onlara aldırmıyorum.

***

Biri ona ‘Sinoplular seni sürgüne mahkum etti’ deyince  gülümseyerek şöyle demiş: ‘ben de onları burda kalmaya’.

***

Diogenes tamahkarlığı, aç gözlülüğü kötülüklerin anası olarak görüyor. Ona göre özel mülkiyet kötü yola sürükleyici bir şey… Alçak gönüllü, kibirsiz, azla yetinen, gösterişsiz bir hayat sürdürmüş…

***

Diogenes’in bilinen yazılı bir ‘mal beyanı’ yok. Sırtındaki abası ve deri torbası, elindeki eğri büğrü değneğinden başka bir mülkü yokmuş…   

Al iste bu da Can Yücel’in “MAL BEYANI”:

1. Avşa Adasında üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen
2. Gökyüzünde bir bulut
3. Bitlis’te beş minare
4. Biri yazlık, biri kışlık iki platonik sevgili.
5. Büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın öğle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı
6. Islıkla da çalınabilen dört anonim türkü
7. Palandökende bir palan, iki döken
8. Kastamonu’da üç kastro
9. Üç fay hattı
10. Bir Çarşamba, iki Perşembe, üç Cuma
11. Dünyada mekan
12. Ahirette iman
13. Denizde kum
14. Uzayda yerçekimsizlik
15. Bi çuval gazoz kapağı
16. Bi kibrit kutusu sigara izmariti
17. On sekiz saç biti
18. Biri İngilizce altı adet küfür
19. Yirmi tane boş naylon poşet
20. Sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht
21. Bi sürü saç, sakal, kıl, tüy, yün
22. Üç ayrı parkta üç ayrı belediyeye ait üç ayrı banka reklamlı bank
23. Bir ayakkabı çekeceği
24. İki büyük taş kütlesi
25. Bir adet ağaç gölgesi
26. Üç kuş kanadı sesi
27. Bi sürü kedi köpek
28. Bi marmara denizi
29. Camına yaslanıp seyredilen iki piliç çevirmeci
30. Her akşam karıştırılan dört çöp bidonu
31. Çalıp çalıp kaçılan beş melodili apartman zili
32. Nakit 15 kuruş
33. Anne babadan kalma yarısı yaşanmış bir ömür

***

Şair, filozof CAN YÜCEL, 21 Ağustos 1926’da yeryüzüne gelmiş…12 Ağustos 1999’da yeryüzünden ayrıldı.

Onunla en son, 1988’de Frankfurt Kitap Fuarında karşılaşmıştım… Aynı yıl gezgin yoldaşım Barbara Çakır-Wahl ile Karadeniz kıyılarını kolaçan etmiştik… Sinop… Diyojen… Sabahattin Ali’lerin tutsak edildiği hapishane hücreleri… Binlerce yıldan beri süren hürriyet kavgası…

En güzel şey nedir diye sorulunca ‘konuşma özgürlüğü’ demiş, Diyojen…

***

Şiir Fırtınası / Şair, Filozof Can Yücel’in Anısına

Şimşekleri, yıldırımları, şiir fırtınalarıyla,
Can geldi, Frankfurt Kitap Fuarına
Gitti, bir deli bulut gibi
Şairlerin can pazarına.

Hasan Çakır – 22 Ağustos 2024
Grafik: Hasan Çakır, CAN Yücel’in Anısına