Herkese Bilim Teknoloji

Öğrencilerin sadece %14’ü merkezi olarak yerleşti: Sorumlu olanların karnesinde ne yazıyor?

Değerli okuyucular, sınav sonuçları; eğitimi sağlayan, eğitimle ilgili kararları alan, öğretim programlarını geliştiren, uygulayan, değerlendiren, öğrenmeye rehberlik eden, öğretmenleri yetiştiren her kurum, kuruluş ve bireylere, herbirimize/herbir gruba karnesini verdi. Anlayana sivrisinek saz olmalı; kaldı ki bu sonuçlar DAVUL ZURNA…

Bu karne kimlere?

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na,


Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne,

Bakanlar Kurulu’na,

Milli Eğitim Bakanlığı merkez teşkilatına,

Milli Eğitim Bakanlığı il-ilçe teşkilatlarına,

Yükseköğretim Kurulu’na-Eğitim Fakülteleri, Fen-Edebiyat Fakülteleri, bilim üreten(!) ve ürettiği bilgiyi öğreten(!)-yaygınlaştıran(!)-teknolojiye aktaran(!) tüm kurum ve kuruluşlara,

Araştırma-Geliştirme ve eğitim faaliyetlerinin içinde yer alması gereken ülkenin önde gelen sanayii ve ticaret kurum, kuruluş ve şirketlerine,

Yazılı ve görsel basın-yayın organlarına ve diğer iletişim kurum ve kuruluşlarına,

Meslek örgütlerine,

Öğretmen yetiştiren öğretim üyelerine,

Öğretmenlere,

Okul yöneticilerine,

Ana-babalara, çocuğun eğitiminden sorumlu tüm aile üyelerine,

Kısacası; çocuğun/gencin gelişim ve öğrenmesini etkileyen tüm yakın ve uzak çevresine…

Karnemizde ne yazmaktadır: Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan rapora göre; bu yıl 1.210.112 öğrenci 8. Sınıftan mezun olmuş; bunların %85’i sınava katılmıştır. Sınava katılan 1.029.555 öğrenciden ise 138.993’ü merkezi olarak bir okula yerleşebilmiştir. Yani sınava katılan öğrencilerin sadece %14’ü Merkezi olarak yerleşmiştir.

Ortaöğretim Kurumlarına İlişkin Merkezi Sınav’da çocuklarımız 20 soruluk Türkçe Testinden yaklaşık ortalama 12(%60)’sini; 20 soruluk Matematik Testinden ortalama 5(%25)’ini; 20 soruluk Fen Bilimleri Testinden yaklaşık ortalama 10(%50)’unu doğru cevaplayabildiler. Ayrıca çocukların başarıları arasındaki değişkenliğin/farklılığın çok yüksek olduğu ilk bakışta göze çarpan önemli bir sorundur. Bu durum, eğitim sistemimizin EŞİTLİK ilkesini zedeleyen, eğitim sistemimizde ACİLEN önlem alınmasını gerektiren önemli bir soruna işaret etmektedir. Çocukların başarıları arasında büyük uçurumların olması, eğitimimizin KAPSAYICI (inclusive) bir eğitim olmadığını; diğer bir deyişle, düzenlenen eğitim durumlarından, eğitim olanaklarından her bir çocuğumuzun aynı oranda yararlanamadığını göstermektedir. Sistemde çok küçük bir grup öğrenci (yaklaşık %14) iyi düzeyde öğrenmişken büyükçe bir çoğunluğu hiç öğrenememiştir.

Merkezi olarak yerleşen bu küçük gruptaki öğrencilerin başarıları incelendiğinde, doğru cevaplama yüzdelerinin Türkçe’de %87’ye, Fen Bilimlerinde %78’e yükseldiği; ancak, Matematikte sadece %56’da kaldığı görülmektedir. Bu durum, ölçme araçlarının geçerli olması koşuluyla seçilmiş öğrencilerin bile Matematik dersini iyi öğrenemediğinin bir göstergesidir. MEB tarafından verilen istatistikler incelendiğinde; ölçme araçlarının bilen öğrenciyi bilmeyen öğrenciden ayırt etme güçlerinin diğer bir deyişle, maddelerin geçerlik düzeyinin yüksek olduğunu göstermektedir. Bu durumda seçilmiş öğrencilerin Türkçe ve Fen bilimleri derslerinde yüksek performans gösterdikleri ancak Matematik dersinde orta düzeyde oldukları söylenebilir. Ayrıca, matematik dersi hariç öğrenciler arasındaki öğrenme değişkenliği büyük gruba göre azalma göstermiş olmakla birlikte Türkçe ve Fen Bilimleri derslerinde de hala normal dağılım düzeyinde bir değişkenlik göstermektedirler. Matematikte ise hala öğrenciler arasında normalden çok büyük değişkenlik/farklılık gözlenmektedir. Oysa bizim, eğitimciler olarak hedefimiz öğrencilerimizin öğrenme düzeylerini normal dağılımdan çıkarıp her öğrencimizin tüm derslerde en az % 75 düzeyinde öğrenmelerini sağlamak olmalıdır. Yani üst düzeyde öğrenen homojen bir grup haline gelmelerine rehberlik etmek; bilginin doğasını anlamlı olarak kazanmalarını ve bilgiyi üretebilecek düzeyde yapılandırmalarını sağlamak olmalıdır.

ÖSYM tarafından hazırlanan “2019 Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı (YKS)”na ilişkin Rapor incelendiğinde de KARNE NOTUMUZUN “Ortaöğretim Kurumlarına İlişkin Merkezi Sınav” sonuçlarından büyük ölçüde farklı olmadığı; hatta daha da kötü olduğu söylenebilir. Bu durum, öğrenim düzeyi yükseldikçe öğrenme eksikleri yığınlaştığından öğrencilerimizin okullarımızda işe koşulan hâlihazırdaki öğretim süreciyle neredeyse öğrenemez hale geldiğine işaret etmektedir. YKS Testlerinden alınan puanlara bir göz atacak olursak; Temel Yeterlik Testi (TYT) kapsamındaki 40 soruluk Türkçe Testinde cevaplanan ortalama soru sayısı 15(%38);  20 Soruluk Sosyal Bilimler Testinde cevaplanan ortalama soru sayısı 7(%35); 40 soruluk Temel Matematik Testinde cevaplanan ortalama soru sayısı 6(%15); 20 soruluk Fen Bilimleri Testinde cevaplanan ortalama soru sayısı 3(%15)’tür.

Alan Yeterlik (AYT) testlerini doğru cevaplama ortalamaları ve öğrencilerin puanları arasındaki değişkenliğin Temel Yeterlik Testinden daha vahim düzeyde olduğunu söylemek mümkündür (Bknz: ÖSYM, 2019 YKS Testlerinin Ortalama ve Standart Sapmaları).

Yukarıda gerek Ortaöğretim Merkezi Sınavı gerekse Yükseköğretim Kurumları Sınav sonuçlarına ilişkin kısaca özetlenen sayısal veriler eğitim sistemimizdeki sorunlara ve bu sorunları gidermek üzere alınması gereken önlemlere ilişkin ipuçlarını çok açık olarak vermiştir.

Sorunlar sorunlar sorunlar

Öğrenim düzeyi yükseldikçe çocuklarımızın tüm derslerdeki öğrenme düzeyleri/başarı düzeyleri düşmektedir:

Ancak bu düzeye getirebildiğimiz gençlerimizden üst düzey düşünme becerilerini kullanarak bilgiyi üretmelerini, teknolojiye aktarmalarını ve sonuçta da geleceği yaratmalarını nasıl bekleyebiliriz?

Sınav sonuçları; eğitimle uzaktan ya da yakından ilgili herkesin önüne çarpıcı bir tablo koymuştur. Elbette bu sonuç, dünden bugüne ortaya çıkmış bir sonuç değildir. BU DURUM;

Bu sonuçtan nasıl kurtuluruz?

Yazının başında da belirttiğim gibi her kurum, her birey kendi üzerine düşen görevi, sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirdiğinde bu sonuçtan kurtulabiliriz. Öncelikle Devleti yönetenlerin almaları gereken önlemlerden başlayacak olursak:

Prof. Dr. Nuray Senemoğlu

Exit mobile version