Türkiye’de felsefenin ve insan hakları düşüncesinin en önemli isimlerinden Prof. Dr. İoanna Kuçuradi yaşamını yitirdi. 90. yaş gününe yalnızca iki gün kala aramızdan ayrılan Kuçuradi, ardında kitapların yanı sıra kurumlar, öğrenciler ve yaklaşık 70 yıla yayılan bir düşünce hayatı bıraktı.
Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı ve Dünya Felsefe Kuruluşları Federasyonu Onursal Başkanı Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, tedavi gördüğü Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 2 Ekim’de hayatını kaybetti.
4 Ekim 1936’da İstanbul’da doğan Kuçuradi, 90. yaş gününe iki gün kala, 89 yaşında yaşamını yitirdi.
Felsefeyi insanın dünyadaki yerini, eylemlerini ve değerlerini anlamanın bir yolu olarak gören Kuçuradi’nin yaşamı, aynı zamanda Türkiye’de felsefenin üniversitelerde ve kamusal alanda kurumsallaşmasının hikâyelerinden biriydi.
Taksim’de başlayan bir hayat
Kuçuradi çocukluğunu Taksim ve çevresinde geçirdi. Doğduğunda ailesi Alman Hastanesi’nin karşısında oturuyordu; daha sonra Parmakkapı’ya, oradan da Tepebaşı’na taşındılar. Annesi Çorum doğumluydu ve dört yaşındayken ailesiyle İstanbul’a göç etmişti. Babası İstanbul doğumluydu; ailesi Sakız Adası’ndan gelmişti.
Yıllar sonra çocukluğunu anlatırken şaşırtıcı bir şey söyleyecekti:
“Çocukken oyun oynadığımı hatırlamıyorum.”
Buna karşılık okuldaki ilk gününü hiç unutmamıştı. Zapyon’da yere düşen zeytinleri toplayan çocuklardan biriydi. Arkadaşının söylediği bir şeye sevinip ellerini çırpınca cezalandırılmış ve ayağa kaldırılmıştı. O olaydan sonra bir süre sınıfta kollarını bağlayarak hiç kıpırdamadan oturduğunu anlatıyordu.
Bu küçük çocukluk anısını yıllar sonra bir eğitim meselesine dönüştürüyordu: Ona göre bu deneyim, kendisine “bir öğretmenin neler yapmaması gerektiğini” öğretmişti.
Zapyon Kız Lisesi’nden 1954’te mezun oldu. Ardından İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne girdi ve 1959’da mezun oldu.
Bugün daha çok filozof kimliğiyle bilinse de Kuçuradi’nin ilk kitabı bir felsefe kitabı değildi. 1955-1961 yıllarında yazdığı şiirlerini 1962’de Perdenin Arkası adıyla yayımladı.
Onu felsefeye götüren soru
Kuçuradi’nin düşünce hayatının başlangıcında son derece gündelik ama bir o kadar temel bir sorun vardı:
Nasıl oluyor da insanlar aynı şeyi birbirinden tamamen farklı değerlendiriyor ve her biri kendi değerlendirmesinin doğru olduğunu düşünüyor?
2021’de yaşamını anlatırken kendisini felsefeye götüren şeyin büyük olasılıkla “değerlendirme göreliliği” olduğunu söylüyordu:
“Aynı şeyin farklı insanlar tarafından farklı değerlendirilmesi ve hepsinin de doğru olduğunu iddia etmesi! Olmaz böyle şey diyordum. Ondan sonra teorisini yaptım.”
Bu soru daha sonra onun felsefesinin temel meselelerinden biri haline gelecekti.
Kuçuradi, insanların çoğu zaman bir şeyi kendi çıkarlarına göre iyi ya da kötü olarak değerlendirdiğini ya da içinde yaşadıkları toplumdan hazır aldıkları değer yargılarını kullandığını savundu. Ona göre felsefenin görevlerinden biri, bu ezbere değerlendirmelerin ötesine geçebilmenin yollarını aramaktı.
“Bir çanta bir yatakla gittim Erzurum’a”
Üniversiteyi bitirdikten sonra hocası Takiyettin Mengüşoğlu’nun yanında aday asistan olarak çalışmaya başladı. Ancak akademide kalması beklendiği kadar kolay olmadı.
Asistanlığı onaylanmayınca İstanbul Üniversitesi’nden ayrıldı. Atatürk Üniversitesi’nin öğretim elemanı aradığını öğrenince Erzurum’a gitmeye karar verdi.
Yıllar sonra o yolculuğu tek cümleyle anlatacaktı:
“1965’te, bir çanta bir yatakla gittim Erzurum’a.”
3 yıl Atatürk Üniversitesi’nde çalıştı. Bu dönemi anlatırken Erzurum’da “Türkiye’yi öğrendiğini” söylüyordu.
1968’de Hacettepe Üniversitesi’ne geçti. 1969’da Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü kurdu ve 2003’te emekli oluncaya kadar bölüm başkanlığını yürüttü.
Bir felsefe bölümünün yalnızca felsefe tarihini aktarmaması gerektiğini düşünüyordu. Ona göre felsefenin asıl işlevlerinden biri insana “problem görmeyi” öğretmekti.
İnsan haklarına felsefeden baktı
Kuçuradi’nin düşüncesinin merkezinde zamanla insan, değer, etik, özgürlük ve insan hakları yer aldı.
İnsan haklarını yalnızca hukukçuların ya da siyasetçilerin konusu olarak görmedi. Onları, insanın değeriyle doğrudan ilişkili felsefi ve etik bir mesele olarak ele aldı.
Bu yaklaşımı üniversite sınırları içinde bırakmadı.
1974’te Türkiye Felsefe Kurumu’nun kuruluşuna öncülük eden isimler arasında yer aldı. Kurumun kuruluş fikrinin, katıldığı bir Dünya Felsefe Kongresi’nde Türkiye’nin temsil edilmediğini fark etmesiyle ortaya çıktığını yıllar sonra kendisi anlatacaktı.
Türkiye’ye döndüğünde arkadaşlarına, “Türkiye’ye gidince bu işi yapacağız” dedi.
Ve yaptılar.
Kuçuradi uzun yıllar Türkiye Felsefe Kurumu’nun başkanlığını yürüttü. Hacettepe Üniversitesi İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin müdürlüğünü yaptı; insan hakları eğitiminin akademik bir alan olarak gelişmesine öncülük etti.
2006’da Maltepe Üniversitesi’nde ders vermeye başladı; 2007’den itibaren üniversitenin İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğünü ve İnsan Hakları Anabilim Dalı Başkanlığını üstlendi.
Dünya felsefesinin de önemli isimlerinden biriydi
Kuçuradi’nin etkisi Türkiye ile sınırlı kalmadı.
Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonu’nun (FISP) 1988-1998 yıllarında genel sekreterliğini, 1998-2003 yıllarında başkanlığını yaptı ve 2003’te onursal başkan oldu.
Aynı yıl İstanbul’da düzenlenen 21. Dünya Felsefe Kongresi’ne başkanlık etti.
1998-2005 yılları arasında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Eğitimi On Yılı Ulusal Komitesi’nin başkanlığını yürüttü. Uluslararası felsefe ve insan hakları kuruluşlarında çok sayıda görev üstlendi.
Goethe Madalyası, UNESCO Aristoteles Madalyası, Türkiye Bilimler Akademisi Ödülü ve Almanya Federal Cumhuriyeti Liyakat Nişanı dahil olmak üzere Türkiye’de ve dünyada çok sayıda ödüle değer görüldü.
Nietzsche’den insanın değerine
Kuçuradi’nin düşünsel yolculuğunda Nietzsche, Schopenhauer ve Max Scheler önemli yer tuttu.
Max Scheler ve Nietzsche’de Trajik, Nietzsche ve İnsan, Schopenhauer ve İnsan, İnsan ve Değerleri, Etik, Sanata Felsefeyle Bakmak ve İnsan Hakları: Kavramları ve Sorunları gibi eserleriyle özellikle etik ve değer felsefesi alanında Türkiye’deki düşünce hayatını derinden etkiledi.
Fakat bütün bu çalışmaların gerisinde belki de gençliğinde sorduğu o basit soru duruyordu:
Bir insanı, bir eylemi ya da bir olayı neye göre değerlendiriyoruz?
Yaklaşık 70 yıl boyunca bu sorunun farklı biçimlerinin peşinden gitti.
Felsefenin insanlara hazır cevaplar vermesinden çok, doğru soruları görebilme ve kendi akıllarıyla düşünebilme olanağı sağlaması gerektiğini savundu.
Eğitim anlayışını anlatırken söylediği bir cümle de bunu özetliyordu:
“İlla benim düşündüğüm gibi olsun denmez eğitimde.”
90. yaşına iki gün kala
İoanna Kuçuradi yaşamının son dönemine kadar felsefe ve insan hakları üzerine çalışmayı sürdürdü.
89 yıllık yaşamına bir şiir kitabıyla başlayan, Nietzsche ve Schopenhauer üzerine çalışan, bir felsefe bölümü kuran, Türkiye Felsefe Kurumu’nun oluşumuna öncülük eden, insan haklarının felsefi temellerini yıllarca tartışan ve birkaç kuşak öğrenci yetiştiren uzun bir düşünce hayatı sığdırdı.
2 Ekim 2026’da, 90. yaş gününe yalnızca iki gün kala yaşamını yitirdi.
İoanna Kuçuradi için 4 Ekim’de Maltepe Üniversitesi’nde tören düzenlenecek. Ardından Şişli Rum Ortodoks Mezarlığı’nda toprağa verilecek.
Kaynaklar:
Bilim Akademisi / Sarkaç – Bir Ömür Felsefe: İoanna Kuçuradi
Hacettepe Üniversitesi – İoanna Kuçuradi