<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ağaç arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/agac/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/agac</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Jun 2020 17:00:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Ağaç halkaları geçmişle ilgili neler söyler?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/agac-halkalari-gecmisle-ilgili-neler-soyler</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2020 16:50:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç halkası]]></category>
		<category><![CDATA[Andrew Ellicott Douglass]]></category>
		<category><![CDATA[dendroklimatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dendrokronoloji]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>
		<category><![CDATA[Valerie Trouet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=19047</guid>

					<description><![CDATA[<p>Merak uyandıran ağaç halkası bilimi: Dendrokronoloji ve dendroklimatoloji Her ağaç, tıpkı birer insan gibi benzersiz özelliklere sahip. Ağaçların “parmak izi” olarak tanımlanabilecek ağaç halkaları da bunlardan biri. Ve bu halkaları incelemek, bilim insanlarının geçmiş iklimler ve eski uygarlıklar hakkında bilgi edinmelerine yardımcı oluyor. Ağaç halkalarını inceleyen alt bilim dalına dendrokronoloji deniyor. Ve bu alanla uğraşan bir dendrokronoloğun gözünden bakıldığında her ağaç benzersiz özellikler taşıyor. Öyle ki sert kabuğunu soyduğunuzda canlı bir “belge” ile karşılaşıyorsunuz. Çünkü her ağaç, hayatı boyunca yaşadıklarını, sanki günlük tutarmış gibi halkalarında kayıt altına alıyor. Ağaç halkaları, suyun hazır bulunma durumuna bağlı olarak değişken genişlikte yıllık büyüme bantları olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla her bir ağaç halkasının gelişimi benzersizdir. Bilim insanlarının dünyanın farklı yerlerindeki ağaçlardan topladıkları bu “parmak izleri”, karşılaştırma yoluyla geçmiş iklim ile ekosistemlere ve hatta geçmiş medeniyetlerin yaşamlarına bile ışık tutabiliyor. İnsanların ve ağaçların tarihleri ​​uzun zamandır iç içe geçmiş durumda. Ağaç halkası araştırmacısı Valerie Trouet de yeni kitabı Tree Story’de (Ağaç Hikâyesi) bu kaynaşmaya ışık tutan dendrokronolojinin merak uyandıran tarihini inceliyor. Ağaçlarla insanların iç içe geçen hikâyesi Bu alt bilim dalının, bir botanist veya biyoloğun değil de bir asırdan daha uzun bir süre önce bir gökbilimcinin özel ilgisi üzerine doğması da hikâyeyi oldukça ilginç kılıyor. O isim, yani Andrew Ellicott Douglass, Güneş döngülerinin Dünya’nın iklimini nasıl etkilediği hakkında bilgi edinebilmek için ağaç halkalarıyla ilgileniyordu. 1894’te Lowell Gözlemevi’nde çalışırken bu iki fenomen arasındaki ilişkiyi bulmasının ardından 15. yüzyılın ortalarına kadar uzanan bir geçmişe dayanan ağaç halkalarını toplamaya başlamıştı. Ancak Douglass’ın çalışmalarını daha ileriye götürecek olan şey, daha da eski bir veri kaynağı olarak ABD’nin güneybatısındaki Puebloan yerlilerinin kalıntılarını içeren sit alanından gelen eski ağaçlar olacaktı. Bu desenleri, arşivindeki ağaç halkası örnekleriyle birleştirerek bölge için uzun bir kronolojik ağaç tarih oluşturmuştu. Bu, dendrokronoloji biliminin doğuşuydu. Bu yeni teknik sayesinde Douglass, 10. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar farklı Puebloan sahalarının yaşlarını hesaplayarak uzun süredir devam eden bir gizemi de çözecekti. Douglass’ın bilimsel mirasını sürdüren Valerie Trouet, son kitabı Tree Story’de, ağaç halkalarının insanlık tarihindeki önemli anları belgelediğini ifade ediyor. Sözgelimi Orta Asya’da 1211’den 1225’e kadar yaşanan olağandışı “ıslak” yılların, Cengiz Han’ın ordularını beslemek için bir avantaj haline gelerek Moğol İmparatorluğu’nun hızlı genişlemesinin anahtarı olabileceğini düşünüyor. Bununla birlikte daha yakın tarihteki olayların izleri de ağaç halkalarında kayıt altına alınmış durumda. Örneğin 1986’daki Çernobil nükleer santral faciası, o günden bu yana hayatta kalan çam ağaçlarında izini belli ediyor. Dendrokronoloji alanı adeta bir dedektiflik çalışması gibi. Mesela 18. yüzyıl Avrupa’sının en ünlü müzik aletleri üreticisi Antonio Stradivari’nin elinden çıktığı iddia edilen ve 20 milyon dolar değer biçilen bir kemandaki ahşap desenler, dendrokronoloji sayesinde sadece kemanın yaşını değil coğrafi kökenini de doğrulayacaktı. Dendroklimatoloji, iklim değişikliğinin etkilerini ortaya koyuyor Ağaç halkası verileri, bilim insanlarının gezegenin yakın tarihini yeniden değerlendirmelerine de yardımcı olarak geçen yüzyılda gözlenen dramatik ısınmayı vurgulamada da etkili oluyor. Ağaç halkalarında iklim değişikliğinin izlerini süren bir bilim dalı olan dendroklimatoloji uzmanları, Science’da yayımladıkları yeni çalışmayla, ABD’nin güneybatısındaki ağaç halkalarını inceleyerek 2000-2018 yılları arasındaki kuraklığın, son 1200 yıl içinde bölgedeki en şiddetli kuraklıklardan biri olduğunu ortaya çıkarıyordu. Araştırmacılar, son kuraklığın insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle “% 47 daha şiddetli” hale geldiğini söylüyor. Columbia Üniversitesi’nden hidroklimatolog Park Williams ve meslektaşları, bu bulguyu, ABD ve kuzeybatı Meksika’daki 1.586 sahadan binlerce ağaç halkası kayıtlarını bir araya getirip bölge için yaklaşık 800 yılına kadar giden bir iklim tarihi oluşturarak elde edecekti. Douglass’ın da çalışmış olduğu Arizona Üniversitesi’nin Ağaç Halkası Araştırma Laboratuvarı’nın bir üyesi olan dendroklimatolog Trouet de Dünya’nın geçmiş iklimini incelemek için ağaç halkaları kullanıyor. Halkalara bakarak iklim değişikliğinin izlerini sürüyor. Trouet, Dünya’daki “en eski ve en az rahatsız olan” ağaçları bulmak için yaptığı titiz kovalamacadan “heyecan duyduğunu” söylüyor. Yaptığı incelemeler sırasında Kuzey Afrika’daki “Kuzey Atlantik Salınımı” olarak bilinen büyük ölçekli bir hava modeliyle bağlantılı olan Kuzey Afrika’daki Orta Çağ kuraklık dönemlerinin tanımlamasına yardımcı olan Trouet, bu olayın, Avrupa’da belgelenmiş bir sıcaklık periyodu olan Orta Çağ İklim Anomalisi’nin de olası nedeni olduğunu düşünüyor. O ve meslektaşları, şimdilerde Kuzey yarımküreyi çevreleyen yüksek hızlı hava akımı (jet akımı) rüzgârlarının zaman içinde nasıl değiştiğini izlemek için Avrupa’daki ağaç halkalarını inceliyor. Bu rüzgarların ne kadar güneye dalabileceği ve kıvrılabileceğini gösteren jet akımı dalgalanmaları, kuzey enlemlerindeki fırtına desenleriyle bağlantılı. Bu bağlantıları çözen Trouet, gezegenin iklimi değiştikçe fırtınaların gelecekte nasıl değişebileceğine dair ipuçları elde edilebileceğini savunuyor. Çalıştığı alana tutkuyla bağlı olan Trouet, “Ağaçlar muhteşemdir” diyor, “Ve birbiriyle eşleşen ağaç halkası desenlerini bulmak, bir bulmacayı çözmek gibidir; bağımlılık yapar.” Yazı: Batuhan Sarıcan (batusarican@gmail.com) Kaynakça: https://www.sciencenews.org/article/tree-story-book-explores-what-tree-rings-can-tell-us-about-past https://www.wildculture.com/article/history-world-written-rings/1865 https://www.cambridge.org/core/services/aop-cambridge-core/content/view/F96592B558411C1B93B9FD9570F78C50/S0002731600012130a.pdf/andrew_ellicott_douglass_18671962.pdf https://www.sciencenews.org/article/climate-change-made-southwestern-u-s-drought-worst-1200-years https://www.valerietrouet.com/about-me.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/agac-halkalari-gecmisle-ilgili-neler-soyler">Ağaç halkaları geçmişle ilgili neler söyler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4><strong>Merak uyandıran ağaç halkası bilimi: </strong><strong>Dendrokronoloji ve dendroklimatoloji </strong></h4>
<blockquote><p><em>Her ağaç, tıpkı birer insan gibi benzersiz özelliklere sahip. Ağaçların “parmak izi” olarak tanımlanabilecek ağaç halkaları da bunlardan biri. Ve bu halkaları incelemek, bilim insanlarının geçmiş iklimler ve eski uygarlıklar hakkında bilgi edinmelerine yardımcı oluyor.</em></p></blockquote>
<p>Ağaç halkalarını inceleyen alt bilim dalına dendrokronoloji deniyor. Ve bu alanla uğraşan bir dendrokronoloğun gözünden bakıldığında her ağaç benzersiz özellikler taşıyor. Öyle ki sert kabuğunu soyduğunuzda canlı bir “belge” ile karşılaşıyorsunuz. Çünkü her ağaç, hayatı boyunca yaşadıklarını, sanki günlük tutarmış gibi halkalarında kayıt altına alıyor.</p>
<p>Ağaç halkaları, suyun hazır bulunma durumuna bağlı olarak değişken genişlikte yıllık büyüme bantları olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla her bir ağaç halkasının gelişimi benzersizdir. Bilim insanlarının dünyanın farklı yerlerindeki ağaçlardan topladıkları bu “parmak izleri”, karşılaştırma yoluyla geçmiş iklim ile ekosistemlere ve hatta geçmiş medeniyetlerin yaşamlarına bile ışık tutabiliyor. İnsanların ve ağaçların tarihleri ​​uzun zamandır iç içe geçmiş durumda. Ağaç halkası araştırmacısı Valerie Trouet de yeni kitabı <em>Tree Story</em>’de (Ağaç Hikâyesi) bu kaynaşmaya ışık tutan dendrokronolojinin merak uyandıran tarihini inceliyor.</p>
<p><strong>Ağaçlarla insanların iç içe geçen hikâyesi</strong></p>
<p>Bu alt bilim dalının, bir botanist veya biyoloğun değil de bir asırdan daha uzun bir süre önce bir gökbilimcinin özel ilgisi üzerine doğması da hikâyeyi oldukça ilginç kılıyor. O isim, yani Andrew Ellicott Douglass, Güneş döngülerinin Dünya’nın iklimini nasıl etkilediği hakkında bilgi edinebilmek için ağaç halkalarıyla ilgileniyordu. 1894’te Lowell Gözlemevi’nde çalışırken bu iki fenomen arasındaki ilişkiyi bulmasının ardından 15. yüzyılın ortalarına kadar uzanan bir geçmişe dayanan ağaç halkalarını toplamaya başlamıştı.</p>
<p>Ancak Douglass’ın çalışmalarını daha ileriye götürecek olan şey, daha da eski bir veri kaynağı olarak ABD’nin güneybatısındaki Puebloan yerlilerinin kalıntılarını içeren sit alanından gelen eski ağaçlar olacaktı. Bu desenleri, arşivindeki ağaç halkası örnekleriyle birleştirerek bölge için uzun bir kronolojik ağaç tarih oluşturmuştu. Bu, dendrokronoloji biliminin doğuşuydu. Bu yeni teknik sayesinde Douglass, 10. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar farklı Puebloan sahalarının yaşlarını hesaplayarak uzun süredir devam eden bir gizemi de çözecekti.</p>
<div id="attachment_19048" style="width: 603px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-19048" class="wp-image-19048 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/ellicott.jpg" alt="" width="593" height="594" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/ellicott.jpg 593w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/ellicott-150x150.jpg 150w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/ellicott-300x300.jpg 300w" sizes="(max-width: 593px) 100vw, 593px" /><p id="caption-attachment-19048" class="wp-caption-text">Dendrokronolojinin kurucusu Andrew Ellicott Douglass (1867-1962), ABD, New Mexico’daki arkeolojik sit alanı Chetro Ketl’den topladığı kütüklerini inceliyor. (Arizona Üniversitesi, Tucson, 1957)</p></div>
<p>Douglass’ın bilimsel mirasını sürdüren Valerie Trouet, son kitabı <em>Tree Story</em>’de, ağaç halkalarının insanlık tarihindeki önemli anları belgelediğini ifade ediyor. Sözgelimi Orta Asya’da 1211’den 1225’e kadar yaşanan olağandışı “ıslak” yılların, Cengiz Han’ın ordularını beslemek için bir avantaj haline gelerek Moğol İmparatorluğu’nun hızlı genişlemesinin anahtarı olabileceğini düşünüyor. Bununla birlikte daha yakın tarihteki olayların izleri de ağaç halkalarında kayıt altına alınmış durumda. Örneğin 1986’daki Çernobil nükleer santral faciası, o günden bu yana hayatta kalan çam ağaçlarında izini belli ediyor.</p>
<p>Dendrokronoloji alanı adeta bir dedektiflik çalışması gibi. Mesela 18. yüzyıl Avrupa’sının en ünlü müzik aletleri üreticisi Antonio Stradivari’nin elinden çıktığı iddia edilen ve 20 milyon dolar değer biçilen bir kemandaki ahşap desenler, dendrokronoloji sayesinde sadece kemanın yaşını değil coğrafi kökenini de doğrulayacaktı.</p>
<p><strong>Dendroklimatoloji, iklim değişikliğinin etkilerini ortaya koyuyor</strong></p>
<p>Ağaç halkası verileri, bilim insanlarının gezegenin yakın tarihini yeniden değerlendirmelerine de yardımcı olarak geçen yüzyılda gözlenen dramatik ısınmayı vurgulamada da etkili oluyor. Ağaç halkalarında iklim değişikliğinin izlerini süren bir bilim dalı olan dendroklimatoloji uzmanları, <em>Science</em>’da yayımladıkları yeni çalışmayla, ABD’nin güneybatısındaki ağaç halkalarını inceleyerek 2000-2018 yılları arasındaki kuraklığın, son 1200 yıl içinde bölgedeki en şiddetli kuraklıklardan biri olduğunu ortaya çıkarıyordu. Araştırmacılar, son kuraklığın insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle “% 47 daha şiddetli” hale geldiğini söylüyor. Columbia Üniversitesi’nden hidroklimatolog Park Williams ve meslektaşları, bu bulguyu, ABD ve kuzeybatı Meksika’daki 1.586 sahadan binlerce ağaç halkası kayıtlarını bir araya getirip bölge için yaklaşık 800 yılına kadar giden bir iklim tarihi oluşturarak elde edecekti.</p>
<div id="attachment_19049" style="width: 740px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-19049" class="wp-image-19049 size-large" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/valerie-trouet-1024x578.jpg" alt="" width="730" height="412" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/valerie-trouet-1024x578.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/valerie-trouet-300x169.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/valerie-trouet.jpg 1150w" sizes="(max-width: 730px) 100vw, 730px" /><p id="caption-attachment-19049" class="wp-caption-text">Dendrokronolog Valerie Trouet, çalışmalarını Arizona Üniversitesi’ndeki Ağaç Halkası Araştırma Laboratuvarı’nda sürdürüyor. Aynı zamanda bir paleoklimatolog olan Trouet, ekosistemin ve insanların, iklimi yaklaşık 2000 yıldır nasıl etkilediğini ağaç halkalarına bakarak inceliyor. (Photo: Geoff Notkin)</p></div>
<p>Douglass’ın da çalışmış olduğu Arizona Üniversitesi’nin Ağaç Halkası Araştırma Laboratuvarı’nın bir üyesi olan dendroklimatolog Trouet de Dünya’nın geçmiş iklimini incelemek için ağaç halkaları kullanıyor. Halkalara bakarak iklim değişikliğinin izlerini sürüyor. Trouet, Dünya’daki “en eski ve en az rahatsız olan” ağaçları bulmak için yaptığı titiz kovalamacadan “heyecan duyduğunu” söylüyor.</p>
<p>Yaptığı incelemeler sırasında Kuzey Afrika’daki “Kuzey Atlantik Salınımı” olarak bilinen büyük ölçekli bir hava modeliyle bağlantılı olan Kuzey Afrika’daki Orta Çağ kuraklık dönemlerinin tanımlamasına yardımcı olan Trouet, bu olayın, Avrupa’da belgelenmiş bir sıcaklık periyodu olan Orta Çağ İklim Anomalisi’nin de olası nedeni olduğunu düşünüyor.</p>
<p>O ve meslektaşları, şimdilerde Kuzey yarımküreyi çevreleyen yüksek hızlı hava akımı (jet akımı) rüzgârlarının zaman içinde nasıl değiştiğini izlemek için Avrupa’daki ağaç halkalarını inceliyor. Bu rüzgarların ne kadar güneye dalabileceği ve kıvrılabileceğini gösteren jet akımı dalgalanmaları, kuzey enlemlerindeki fırtına desenleriyle bağlantılı. Bu bağlantıları çözen Trouet, gezegenin iklimi değiştikçe fırtınaların gelecekte nasıl değişebileceğine dair ipuçları elde edilebileceğini savunuyor.</p>
<p>Çalıştığı alana tutkuyla bağlı olan Trouet, “Ağaçlar muhteşemdir” diyor, “Ve birbiriyle eşleşen ağaç halkası desenlerini bulmak, bir bulmacayı çözmek gibidir; bağımlılık yapar.”</p>
<div id="attachment_19050" style="width: 690px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-19050" class="wp-image-19050 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/aa-izleri.png" alt="" width="680" height="450" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/aa-izleri.png 680w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/aa-izleri-300x199.png 300w" sizes="(max-width: 680px) 100vw, 680px" /><p id="caption-attachment-19050" class="wp-caption-text">Ağaç halkaları geçmişle ilgili ipuçlarını korur. Örneğin, geniş bir halka yağmurlu bir yılı kaydeder; ince bir halka ise kurak olana karşılık gelir. Orman yangınlarının bile küçük izlerini görebilirsiniz.</p></div>
<h5><strong>Yazı: Batuhan Sarıcan</strong> (<a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a>)</h5>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<p><a href="https://www.sciencenews.org/article/tree-story-book-explores-what-tree-rings-can-tell-us-about-past">https://www.sciencenews.org/article/tree-story-book-explores-what-tree-rings-can-tell-us-about-past</a></p>
<p><a href="https://www.wildculture.com/article/history-world-written-rings/1865">https://www.wildculture.com/article/history-world-written-rings/1865</a></p>
<p><a href="https://www.cambridge.org/core/services/aop-cambridge-core/content/view/F96592B558411C1B93B9FD9570F78C50/S0002731600012130a.pdf/andrew_ellicott_douglass_18671962.pdf">https://www.cambridge.org/core/services/aop-cambridge-core/content/view/F96592B558411C1B93B9FD9570F78C50/S0002731600012130a.pdf/andrew_ellicott_douglass_18671962.pdf</a></p>
<p><a href="https://www.sciencenews.org/article/climate-change-made-southwestern-u-s-drought-worst-1200-years">https://www.sciencenews.org/article/climate-change-made-southwestern-u-s-drought-worst-1200-years</a></p>
<p><a href="https://www.valerietrouet.com/about-me.html">https://www.valerietrouet.com/about-me.html</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/agac-halkalari-gecmisle-ilgili-neler-soyler">Ağaç halkaları geçmişle ilgili neler söyler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19047</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ağaçlar akciğerlerimizdir!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/agaclar-akcigerlerimizdir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Aug 2019 11:21:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[çevrecilik]]></category>
		<category><![CDATA[doğa bilinci]]></category>
		<category><![CDATA[kaz dağları]]></category>
		<category><![CDATA[kuraklık]]></category>
		<category><![CDATA[madencilik]]></category>
		<category><![CDATA[oksijen]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>
		<category><![CDATA[ormanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14722</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaz Dağları&#8217;nın üstü ‘’altın’’dan değerlidir! Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Bayram, doğaya ve bu bağlamda akciğer sağlığına sahip çıkma yükümlülükleri olduğunu belirterek şunları söyledi: “Akciğer sağlığını koruma ve geliştirmeyi misyon edinmiş Türk Toraks Derneği olarak, koruyucu hekimlik açısından insanımız, iyileştirici hekimlik açısından hastalarımız adına Kaz Dağları başta olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanındaki doğa tahribatına son verilmesini talep ediyoruz.” Bayram, konuya akciğer sağlığıyla ilişkili bazı sağlık verileri üzerinden değindi: “Hayat nefesle başlar ve sürer; sağlıklı nefes için sağlıklı çevrede, temiz havaya ihtiyaç vardır. Solunum sistemi hastalıkları ile ilgili bazı verilere göz atacak olursak; solunum sistemi hastalıkları 2017 yılında Türkiye’de gerçekleşen her 100 ölümün 12’sinden sorumludur. Türkiye’de erken ölüme yol açan 10 hastalığın 4’ü kronik solunum yolu hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Solunum sistemi hastalıkları, 2017 yılında hastaneye yatıracak kadar ağır sağlık sorununa yol açan hastalıklar arasında birinci sıradadır. 2017 yılında hastaneye yatırılan her 100 hastadan 13’ünün nedeni bir solunum sistemi hastalığıdır. Kronik solunum sistemi hastalıkları, 2016 yılı itibariyle insanları en çok hastalandıran hastalıklar arasında dördüncü sıradadır. Solunum sistemine ait bütün sorunların oluşmasında ve ağırlaşmasında hava kirliliğinin etkisi olduğunu gösteren çok sayıda çalışma vardır. Solunum sistemi hastalıklarından korunmanın en etkili yolu solunan havanın temiz olmasıdır. Ancak Türkiye’de gerek ev içi gerekse dış ortamda solunan hava sağlık açısından kabul edilemeyecek kadar kirlidir. Havayı kirleten kaynakları ortadan kaldırmanın yanında, havayı temizlemek için de daha çok yeşile ve daha çok ağaca ihtiyacımız vardır. Küresel ısınmanın olumsuz etkilerini de oldukça yoğun hissettiğimiz bugünlerde değil bir tek ağacın yok edilmesi, daha milyonlarca ağacın dikilmesi gerekmektedir.” Türk Toraks Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Başkanı Dr. Öğr. Gör. Nilüfer Aykaç da konuya ilişkin açıklamasında, “Alpu Ovası, Bafa Gölü, Bergama, Cerattepe, Hevsel Bahçeleri, İğneada, Kuzey Ormanları, Munzur, Salda Gölü ve şimdi de Kaz Dağları ve belki de sırada Şirince ve başka doğa değerleri. İnsan hayatının bedeli olamaz. Sağlık ne para ile ne de altınla değiştirilebilir. Kaz Dağları’nda yok edilen sadece ağaçlar değildir, binlerce yıldır insanı ve doğası ile harmanlanmış yaşamın kendisidir. Üstelik bu yıkım, geri dönüşsüzdür.” dedi. Aykaç sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Türkiye, sağlıklı nefes alabileceği ciğerlerini kaybetmektedir. Hava kirliliği ülke sathında akciğer sağlığını tehdit ederken, doğaya zehirli kimyasallar salmak yerine, bütün canlılar adına temiz havanın ve sağlıklı bir hayatın teminatı olan doğa hazinelerimizi ve ormanlarımızı korumak hekimliğin temel görevidir. Bilinmelidir ki sağlık ve sağlığın gereği olan doğa, her türlü ticari çıkarın üzerindedir. Ticari şirketlerin çıkarları uğruna, halkın öz varlığı olan hava, toprak, su ve ağacın yok edilmesine artık seyirci kalamayız.” Prof. Dr. Hasan Bayram ve Dr. Öğr. Gör. Nilüfer Aykaç kamuoyuna şöyle seslendiler: “İnsanın sağlıklı geleceğini önceleyen, yaşamını bu çabaya adamış hekimler olarak kronik solunum yolu hastalıklarından mustarip olup ölecek hastalarımızın, akciğer sağlıklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan insanlarımızın yanında, Kaz Dağları’nda ve diğer yörelerimizde altın vb. madenleri ararken ve işletirken ya da yapılaştırırken doğayı tahrip ederek çevreyi, havayı ve suyu ölümcül şekilde kirletenlerin karşısında olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyururuz.&#8221;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/agaclar-akcigerlerimizdir">Ağaçlar akciğerlerimizdir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kaz Dağları&#8217;nın üstü ‘’altın’’dan değerlidir!</strong></p>
<p>Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Bayram, doğaya ve bu bağlamda akciğer sağlığına sahip çıkma yükümlülükleri olduğunu belirterek şunları söyledi:</p>
<p>“Akciğer sağlığını koruma ve geliştirmeyi misyon edinmiş Türk Toraks Derneği olarak, koruyucu hekimlik açısından insanımız, iyileştirici hekimlik açısından hastalarımız adına Kaz Dağları başta olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanındaki doğa tahribatına son verilmesini talep ediyoruz.”</p>
<p>Bayram, konuya akciğer sağlığıyla ilişkili bazı sağlık verileri üzerinden değindi:</p>
<p>“Hayat nefesle başlar ve sürer; sağlıklı nefes için sağlıklı çevrede, temiz havaya ihtiyaç vardır. Solunum sistemi hastalıkları ile ilgili bazı verilere göz atacak olursak; solunum sistemi hastalıkları 2017 yılında Türkiye’de gerçekleşen her 100 ölümün 12’sinden sorumludur. Türkiye’de erken ölüme yol açan 10 hastalığın 4’ü kronik solunum yolu hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Solunum sistemi hastalıkları, 2017 yılında hastaneye yatıracak kadar ağır sağlık sorununa yol açan hastalıklar arasında birinci sıradadır. 2017 yılında hastaneye yatırılan her 100 hastadan 13’ünün nedeni bir solunum sistemi hastalığıdır. Kronik solunum sistemi hastalıkları, 2016 yılı itibariyle insanları en çok hastalandıran hastalıklar arasında dördüncü sıradadır. Solunum sistemine ait bütün sorunların oluşmasında ve ağırlaşmasında hava kirliliğinin etkisi olduğunu gösteren çok sayıda çalışma vardır. Solunum sistemi hastalıklarından korunmanın en etkili yolu solunan havanın temiz olmasıdır. Ancak Türkiye’de gerek ev içi gerekse dış ortamda solunan hava sağlık açısından kabul edilemeyecek kadar kirlidir. Havayı kirleten kaynakları ortadan kaldırmanın yanında, havayı temizlemek için de daha çok yeşile ve daha çok ağaca ihtiyacımız vardır. Küresel ısınmanın olumsuz etkilerini de oldukça yoğun hissettiğimiz bugünlerde değil bir tek ağacın yok edilmesi, daha milyonlarca ağacın dikilmesi gerekmektedir.”</p>
<p>Türk Toraks Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Başkanı Dr. Öğr. Gör. Nilüfer Aykaç da konuya ilişkin açıklamasında, “Alpu Ovası, Bafa Gölü, Bergama, Cerattepe, Hevsel Bahçeleri, İğneada, Kuzey Ormanları, Munzur, Salda Gölü ve şimdi de Kaz Dağları ve belki de sırada Şirince ve başka doğa değerleri. İnsan hayatının bedeli olamaz. Sağlık ne para ile ne de altınla değiştirilebilir. Kaz Dağları’nda yok edilen sadece ağaçlar değildir, binlerce yıldır insanı ve doğası ile harmanlanmış yaşamın kendisidir. Üstelik bu yıkım, geri dönüşsüzdür.” dedi. Aykaç sözlerini şu şekilde sürdürdü:</p>
<p>“Türkiye, sağlıklı nefes alabileceği ciğerlerini kaybetmektedir. Hava kirliliği ülke sathında akciğer sağlığını tehdit ederken, doğaya zehirli kimyasallar salmak yerine, bütün canlılar adına temiz havanın ve sağlıklı bir hayatın teminatı olan doğa hazinelerimizi ve ormanlarımızı korumak hekimliğin temel görevidir. Bilinmelidir ki sağlık ve sağlığın gereği olan doğa, her türlü ticari çıkarın üzerindedir. Ticari şirketlerin çıkarları uğruna, halkın öz varlığı olan hava, toprak, su ve ağacın yok edilmesine artık seyirci kalamayız.”</p>
<p>Prof. Dr. Hasan Bayram ve Dr. Öğr. Gör. Nilüfer Aykaç kamuoyuna şöyle seslendiler: “İnsanın sağlıklı geleceğini önceleyen, yaşamını bu çabaya adamış hekimler olarak kronik solunum yolu hastalıklarından mustarip olup ölecek hastalarımızın, akciğer sağlıklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan insanlarımızın yanında, Kaz Dağları’nda ve diğer yörelerimizde altın vb. madenleri ararken ve işletirken ya da yapılaştırırken doğayı tahrip ederek çevreyi, havayı ve suyu ölümcül şekilde kirletenlerin karşısında olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyururuz.&#8221;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/agaclar-akcigerlerimizdir">Ağaçlar akciğerlerimizdir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14722</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ağaçlar birbirleriyle nasıl konuşuyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/agaclar-birbirleriyle-nasil-konusuyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Nov 2018 09:34:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç kökleri]]></category>
		<category><![CDATA[ağaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[ekosistem]]></category>
		<category><![CDATA[mantar ağı]]></category>
		<category><![CDATA[wood wide web]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12099</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağaçlar, konuşuyor, bilgi alışverişi yapıyor, hatta birbirlerine savaş açıyorlar. Nasıl mı? &#8216;Wood Wide Web&#8217; adı verilen bir mantar ağını kullanarak&#8230; Kaynak: BBC https://www.youtube.com/watch?v=yWOqeyPIVRo</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/agaclar-birbirleriyle-nasil-konusuyor">Ağaçlar birbirleriyle nasıl konuşuyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ağaçlar, konuşuyor, bilgi alışverişi yapıyor, hatta birbirlerine savaş açıyorlar. Nasıl mı? &#8216;Wood Wide Web&#8217; adı verilen bir mantar ağını kullanarak&#8230;</p>
<p><strong>Kaynak: BBC <a href="https://www.youtube.com/watch?v=yWOqeyPIVRo">https://www.youtube.com/watch?v=yWOqeyPIVRo</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/agaclar-birbirleriyle-nasil-konusuyor">Ağaçlar birbirleriyle nasıl konuşuyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12099</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çal Dağı&#8217;ndaki darbe!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/cal-dagindaki-darbe</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Jun 2018 09:46:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç]]></category>
		<category><![CDATA[çal dağı]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[ekosistem]]></category>
		<category><![CDATA[madencilik]]></category>
		<category><![CDATA[manisa]]></category>
		<category><![CDATA[nikel madenciliği]]></category>
		<category><![CDATA[orhan bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>
		<category><![CDATA[turgutlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=10314</guid>

					<description><![CDATA[<p>İsyanımın pekiştiği anlarda bilgisayarımın başına geçtiğim sıralar, arşivimde -konuyla ilgili kitaplarla birlikte- yıllardır biriktirdiğim gazetelerden kesilmiş kâğıtlara, fotoğraflara baktığımda ve yıkım görüntülerini karşıma aldığımda içimi çektiğim zamanları yaşadım; kasabamın (Turgutlu&#8217;nun) Çal Dağı&#8217;nda nikel madeni çıkarmak için kesilen/boğazlanan yüz binlerce olgun ağacı düşünerek -acılar içinde- bastım tuşlara. Feryat ettim, yazılarımla yetkililere adeta yalvardım. Son zamanlarda da yeşile göz diken ve gökyüzüne doğru uzanan beton yığınlarını sevimli (!) görüntülerle güya çağdaşlık göstergeleri olarak müşteriye sunumlara tanık oldukça içim daralmakta. &#8220;Görkemli&#8221; binaların daha ne kadar ülkemin yeşilliğinden nemalanacağını tasavvur ettikçe bunalıma düşüyorum. Genel seçimlerde iktidara gelmek için dil dökenlerin, &#8220;bir keseriz on dikeriz&#8221; diyenlerin böyle devasa/ölümcül bir soruna değinmeden bağırmaları apayrı bir yara. Ülkede insan eliyle ve çılgın istekler için (savaş, orman yangını, rant açgözlülüğü vb. yollardan) yok edilen canlı cansız tüm varlıkları, &#8220;vandalizm&#8221; elinden kurtarmanın zamanı geldi, geçiyor; pişmanlık sınırlarını zorluyor bu yıkım. Cumhuriyet Bilim Teknoloji&#8216;nin 14 Ağustos 2015 sayısının kapağı &#8220;Yaratabileceğimiz en kötü uygarlıktayız&#8221; başlığını taşımıştı. Orhan Bursalı bir kez daha dikkat çekmişti insanlığın barbarlık yolundaki eylemlerine. &#8220;Yıllardır ciddiye alınmadık&#8221; diyordu Ömer Madra, Cumhuriyet&#8217;in 25 Ağustos 2015 tarihli sayısında. 29 Ağustos’taki uyarısında tarihten çıkarılan dersin &#8220;kitle seferberliği&#8221; olması gerektiğini ilan ediyordu. 7 Kasım&#8217;daki yazısıyla da 12-13 Kasım 2015&#8217;te Boğaziçi Üniversitesi&#8217;deki kapsamlı iklim forumuna ve ardından 15-16 Kasım&#8217;da Antalya&#8217;daki uluslararası buluşmadan söz ediyordu: Geleceğin yıkımına parmak basıyor &#8220;Antalya&#8217;da son tango&#8221; damgasını vuruyordu. Tunç Ali Kütükçüoğlu, 11 Eylül 2015 tarihli CBT’deki &#8220;Ağaçlarını yok eden bir uygarlığın hazin sonu&#8221; başlığını taşıyan yazısıyla da Jared Diamond&#8217;un Çöküş kitabından Pasifik Okyanusu&#8217;nda bir kara parçası olan Paskalya Adası trajedisini naklediyordu. Uyarılarını da şöyle bağlıyordu: &#8220;Paskalya Adası trajedisi bize toplumların bazen kısa vadeciliğin kısır döngüsüne kapılarak çökebileceği&#8221;nin altını çiziyor. Bir de soru ekliyor ve yanıtını veriyordu: Bir toplum neden öngörüsünü yitirip kendi bindiği dalları keser: Yüksek nüfus, fakirlik, fırsatçılık, cehalet, ideolojik saplantılar. Bu kısacık yazıda gerek Cumhuriyet&#8217;te çıkan -özellikle Özlem Yüzak ve Hakan Kara&#8217;nın dikkat çeken- başka uyarıları, gerekse değişik medya dünyalarında (örneğin #tarih dergi&#8216;nin Mart 2015 sayısında) yapılan ikazları dile getirmem artık gerekmiyor. Vandalizm, tahribat, yıkım olayları artık biliniyor ve dillendiriliyor. Sadece birkaç bilge kişiyi simge olarak anmakla yetiniyorum burada. Onların -örneğin Hayrettin Karaca, Doğan Kuban ve Bozkurt Güvenç gibi güngörmüşlerin- yaşamları boyunca çevre, kültür, uygarlık vb. insanlığın ve doğanın hayat damarları için verdikleri uğraşlara saygı gösterilerek, ciddiye alınarak ve benimsenerek yaşama geçirilmesini diliyorum. Ve G-20 ve iklim değişikliği üstüne Paris&#8217;teki &#8220;usulen&#8221; yapılan uyarıların uygulamaya geçirilmelerini, ciddiye alınmalarını istiyorum. Şimdi geleyim kasabama, Turgutlu&#8217;ya. Birçok kez yazdım. Çevresine, köylüsüne, kasabasına, bölgesine hiçbir yarar sağlamayacak olan nikel madenini çıkarabilmek için, daha doğrusu, sadece uluslararası ölçekteki sermayeyi zengin etmek uğruna, orada var olmuş uygarlıklara kıyarak ve yüz binlerce ağacı boğazlayarak/devirerek, alınan ürünleri yeşerten tarlasına, bağına ve bahçesine yapılan yıkımı ve getirebileceği sağlık ve doğa tahribatını anımsatarak. Doğduğum ve büyüdüğüm kasabamın geleceği için, dilerim Çal Dağı&#8217;nın feryadına kulak verilir, &#8220;insaf&#8221; kendini gösterir, gelecek kuşakları temiz havası, uçan kuşu ve eteklerinde uzanan ovaları ile baş başa bırakır. Karmakarışık bir ortamda, ülkenin karşı karşıya kaldığı bir darbe girişimiyle sürüklendiği şu günlerde, ülke yönetimine talip olan siyasal partiler, özellikle iktidardakiler -ne yazık ki- eğilmiyorlar böyle yaşamsal bir konuya; daha önceleri sundukları seçim bildirgelerinin umut vermediği gibi. 15 Temmuz 2016 darbe girişimine odaklanan korkular ise ilan edilen OHAL&#8217;in çevre sorunlarına, doğa sevdasına nasıl yaklaşacakları sorunu beni diken üstünde tutuyor. Yazık oluyor şu doğaya, çevreye, ekosisteme! Vakit geçtiğinde de pişmanlık para etmiyor. Doğanın/çevrenin tahribatıyla oluşacak çölde uygulayabileceğiniz &#8220;demokrasi&#8221; de kalmıyor. Ve ben, Turgutlu Çal Dağı&#8217;nda yüz binlerce ağacın kesilmesinden sonra -durdurulan, yeniden alınan, gece yarılarından sonra meclisten çıkarılan kararlardan sonra- maden için çevreye verilebilecek yıkımı önleyebilecek hukuk fermanını beklemenin ıstırabı içindeyim. Sorumlu yargıçların ve iktidardakilerin &#8220;çevre bilinci&#8221; içinde vermeleri gereken son ve doğa dostu kararlarını umutla bekliyorum. Miniklerin feryadı Kısa bir zaman önce, kapımızın zili çaldığında komşumuz olan ve ilkokul üçüncü sınıfta okuyan sevimli ve akıllı Zeynep bir kitap uzattı bana: ODTÜ İlkem Koleji&#8217;nde öğretmenlerinin önderliğinde  hazırlanmış Bir Şiir Bin Sihir. Bu sevimli kitapçık için hazırladığı AĞAÇ şiiri ve arkadaşı Nehir&#8217;in yazdığı YAZIK başlıklı dizeler beni özellikle duygulandırdı. &#8220;Görkemli binalar/ geniş ışıklı caddeler/ olsun diye her yerde/ kestiler ağaçları/ yıktılar dağları/ ağlattılar ormanı&#8221; diyor Nehir. Zeynep de ona katılıyor ve yöneticileri uyarıyor: &#8220;Ağaçsız ülkeler/ dönüyor çöle/ oksijen kalmaz/ dereler kurur/ barajlar olmaz. Ağaç güzelliktir/ sudur, hayattır/ elimdeki kalem/ yazdığım kâğıttır. Yukarıda andığım güngörmüş bilgelerin uyarılarını ülke sorumluları dikkate almıyorsa eğer, şu miniklerin seslerine kulak vermelidir. Çünkü onların gelecekleriyle oynuyor muktedirler. Ülke yönetimine talip olanların Kızılderililerden naklettikleri yaşamsal bir öğüdün hakkını versinler. Çünkü “Son ağaç kesildiğinde, son nehir kuruduğunda, son balık öldüğünde, beyaz adam paranın yenecek bir şey olmadığını anlayacak.” Salih Özbaran, Emekli Tarih Öğretmeni, salihozbaran@hotmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/cal-dagindaki-darbe">Çal Dağı&#8217;ndaki darbe!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İsyanımın pekiştiği anlarda bilgisayarımın başına geçtiğim sıralar, arşivimde -konuyla ilgili kitaplarla birlikte- yıllardır biriktirdiğim gazetelerden kesilmiş kâğıtlara, fotoğraflara baktığımda ve yıkım görüntülerini karşıma aldığımda içimi çektiğim zamanları yaşadım; kasabamın (Turgutlu&#8217;nun) Çal Dağı&#8217;nda nikel madeni çıkarmak için kesilen/boğazlanan yüz binlerce olgun ağacı düşünerek -acılar içinde- bastım tuşlara. Feryat ettim, yazılarımla yetkililere adeta yalvardım. Son zamanlarda da yeşile göz diken ve gökyüzüne doğru uzanan beton yığınlarını sevimli (!) görüntülerle güya çağdaşlık göstergeleri olarak müşteriye sunumlara tanık oldukça içim daralmakta. &#8220;Görkemli&#8221; binaların daha ne kadar ülkemin yeşilliğinden nemalanacağını tasavvur ettikçe bunalıma düşüyorum. Genel seçimlerde iktidara gelmek için dil dökenlerin, &#8220;bir keseriz on dikeriz&#8221; diyenlerin böyle devasa/ölümcül bir soruna değinmeden bağırmaları apayrı bir yara.</p>
<p>Ülkede insan eliyle ve çılgın istekler için (savaş, orman yangını, rant açgözlülüğü vb. yollardan) yok edilen canlı cansız tüm varlıkları, &#8220;vandalizm&#8221; elinden kurtarmanın zamanı geldi, geçiyor; pişmanlık sınırlarını zorluyor bu yıkım. <strong><em>Cumhuriyet Bilim Teknoloji</em></strong>&#8216;nin 14 Ağustos 2015 sayısının kapağı &#8220;Yaratabileceğimiz en kötü uygarlıktayız&#8221; başlığını taşımıştı. Orhan Bursalı bir kez daha dikkat çekmişti insanlığın barbarlık yolundaki eylemlerine. &#8220;<a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/351837/Bunlar_iyi_gunlerimiz.html">Yıllardır ciddiye alınmadık</a>&#8221; diyordu Ömer Madra, <strong><em>Cumhuriyet&#8217;</em></strong>in 25 Ağustos 2015 tarihli sayısında. 29 Ağustos’taki uyarısında tarihten çıkarılan dersin &#8220;kitle seferberliği&#8221; olması gerektiğini ilan ediyordu. 7 Kasım&#8217;daki yazısıyla da 12-13 Kasım 2015&#8217;te Boğaziçi Üniversitesi&#8217;deki kapsamlı iklim forumuna ve ardından 15-16 Kasım&#8217;da Antalya&#8217;daki uluslararası buluşmadan söz ediyordu: Geleceğin yıkımına parmak basıyor &#8220;<a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ekonomi/409599/Antalya_da_son_tango.html">Antalya&#8217;da son tango</a>&#8221; damgasını vuruyordu.</p>
<p>Tunç Ali Kütükçüoğlu, 11 Eylül 2015 tarihli <strong><em>CBT</em></strong>’deki <strong>&#8220;Ağaçlarını yok eden bir uygarlığın hazin sonu&#8221;</strong> başlığını taşıyan yazısıyla da Jared Diamond&#8217;un <strong><em>Çöküş</em></strong> kitabından Pasifik Okyanusu&#8217;nda bir kara parçası olan Paskalya Adası trajedisini naklediyordu. Uyarılarını da şöyle bağlıyordu: <strong>&#8220;Paskalya Adası trajedisi bize toplumların bazen kısa vadeciliğin kısır döngüsüne kapılarak çökebileceği&#8221;</strong>nin altını çiziyor. Bir de soru ekliyor ve yanıtını veriyordu: <strong>Bir toplum neden öngörüsünü yitirip kendi bindiği dalları keser:</strong> Yüksek nüfus, fakirlik, fırsatçılık, cehalet, ideolojik saplantılar.</p>
<p>Bu kısacık yazıda gerek <strong><em>Cumhuriyet&#8217;</em></strong>te çıkan -özellikle Özlem Yüzak ve Hakan Kara&#8217;nın dikkat çeken- başka uyarıları, gerekse değişik medya dünyalarında (örneğin <strong><em>#tarih dergi</em></strong>&#8216;nin Mart 2015 sayısında) yapılan ikazları dile getirmem artık gerekmiyor. Vandalizm, tahribat, yıkım olayları artık biliniyor ve dillendiriliyor.</p>
<p>Sadece birkaç bilge kişiyi simge olarak anmakla yetiniyorum burada. Onların -örneğin Hayrettin Karaca, Doğan Kuban ve Bozkurt Güvenç gibi güngörmüşlerin- yaşamları boyunca çevre, kültür, uygarlık vb. insanlığın ve doğanın hayat damarları için verdikleri uğraşlara saygı gösterilerek, ciddiye alınarak ve benimsenerek yaşama geçirilmesini diliyorum. Ve G-20 ve iklim değişikliği üstüne Paris&#8217;teki &#8220;usulen&#8221; yapılan uyarıların uygulamaya geçirilmelerini, ciddiye alınmalarını istiyorum.</p>
<p>Şimdi geleyim kasabama, Turgutlu&#8217;ya. Birçok kez yazdım. Çevresine, köylüsüne, kasabasına, bölgesine hiçbir yarar sağlamayacak olan nikel madenini çıkarabilmek için, daha doğrusu, sadece uluslararası ölçekteki sermayeyi zengin etmek uğruna, orada var olmuş uygarlıklara kıyarak ve yüz binlerce ağacı boğazlayarak/devirerek, alınan ürünleri yeşerten tarlasına, bağına ve bahçesine yapılan yıkımı ve getirebileceği sağlık ve doğa tahribatını anımsatarak. Doğduğum ve büyüdüğüm kasabamın geleceği için, dilerim Çal Dağı&#8217;nın feryadına kulak verilir, &#8220;insaf&#8221; kendini gösterir, gelecek kuşakları temiz havası, uçan kuşu ve eteklerinde uzanan ovaları ile baş başa bırakır.</p>
<p>Karmakarışık bir ortamda, ülkenin karşı karşıya kaldığı bir darbe girişimiyle sürüklendiği şu günlerde, ülke yönetimine talip olan siyasal partiler, özellikle iktidardakiler -ne yazık ki- eğilmiyorlar böyle yaşamsal bir konuya; daha önceleri sundukları seçim bildirgelerinin umut vermediği gibi. 15 Temmuz 2016 darbe girişimine odaklanan korkular ise ilan edilen OHAL&#8217;in çevre sorunlarına, doğa sevdasına nasıl yaklaşacakları sorunu beni diken üstünde tutuyor. Yazık oluyor şu doğaya, çevreye, ekosisteme! Vakit geçtiğinde de pişmanlık para etmiyor.</p>
<p>Doğanın/çevrenin tahribatıyla oluşacak çölde uygulayabileceğiniz &#8220;demokrasi&#8221; de kalmıyor.</p>
<p>Ve ben, Turgutlu Çal Dağı&#8217;nda yüz binlerce ağacın kesilmesinden sonra -durdurulan, yeniden alınan, gece yarılarından sonra meclisten çıkarılan kararlardan sonra- maden için çevreye verilebilecek yıkımı önleyebilecek hukuk fermanını beklemenin ıstırabı içindeyim. Sorumlu yargıçların ve iktidardakilerin &#8220;çevre bilinci&#8221; içinde vermeleri gereken son ve doğa dostu kararlarını umutla bekliyorum.</p>
<p><strong>Miniklerin feryadı</strong></p>
<p>Kısa bir zaman önce, kapımızın zili çaldığında komşumuz olan ve ilkokul üçüncü sınıfta okuyan sevimli ve akıllı Zeynep bir kitap uzattı bana: ODTÜ İlkem Koleji&#8217;nde öğretmenlerinin önderliğinde  hazırlanmış <strong><em>Bir Şiir Bin Sihir. </em></strong>Bu sevimli kitapçık için hazırladığı AĞAÇ şiiri ve arkadaşı Nehir&#8217;in yazdığı YAZIK başlıklı dizeler beni özellikle duygulandırdı. <strong>&#8220;Görkemli binalar/ geniş ışıklı caddeler/ olsun diye her yerde/ kestiler ağaçları/ yıktılar dağları/ ağlattılar ormanı&#8221;</strong> diyor Nehir. Zeynep de ona katılıyor ve yöneticileri uyarıyor: &#8220;Ağaçsız ülkeler/ dönüyor çöle/ oksijen kalmaz/ dereler kurur/ barajlar olmaz. Ağaç güzelliktir/ sudur, hayattır/ elimdeki kalem/ yazdığım kâğıttır.</p>
<p>Yukarıda andığım güngörmüş bilgelerin uyarılarını ülke sorumluları dikkate almıyorsa eğer, şu miniklerin seslerine kulak vermelidir. Çünkü onların gelecekleriyle oynuyor muktedirler. Ülke yönetimine talip olanların Kızılderililerden naklettikleri yaşamsal bir öğüdün hakkını versinler.</p>
<p>Çünkü <strong>“Son ağaç kesildiğinde, son nehir kuruduğunda, son balık öldüğünde, beyaz adam paranın yenecek bir şey olmadığını anlayacak.”</strong></p>
<p><strong>Salih Özbaran, Emekli Tarih Öğretmeni, <a href="mailto:salihozbaran@hotmail.com">salihozbaran@hotmail.com</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/cal-dagindaki-darbe">Çal Dağı&#8217;ndaki darbe!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10314</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kumrulara yuva yapacak ağaç bırakmadık…</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/kumrulara-yuva-yapacak-agac-birakmadik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 May 2018 12:27:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[kumru]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<category><![CDATA[tür]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=10102</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160;                         Evvel zaman içinde kalbur saman içinde yeğenimin 6. kattaki dairesinin salondaki açık penceresinden içeri bir kumru giriyor ve kütüphanenin üzerindeki saksıyı yuva yapmaya uygun bulup, oturuyor ve yumurtluyor. Malum kumrular tek eşli. Gün boyu 6’şar saat arayla anne baba yer değiştiriyorlar. Yeğenim, kuşların rahatça girip çıkmaları için yuvalarına en yakın pencereyi 24 saat açık bırakıyor. Diğer pencereleri de perdeyle kapatıyor ki yanlışlıkla cama çarpmasınlar. Bu arada salonda her türlü aktivite normal olarak sürdürülüyor. Sohbet, muhabbet, çay, kahve, TV… Hiçbir şey anne baba kuşu etkilemiyor. Hiç kıpırdamadan, gözlerini kırpmadan büyük bir sabırla yumurtaların üzerinde oturuyorlar. Eve gelen misafirler kuşun canlı olduğuna inanmakta zorlanıyor. O denli hareketsizler. Doğa, bize derdini anlatmaya devam ediyor… Kuşlara yuva yapacak ağaç, kedilere dışkılayacak toprak, martılara denizde balık bırakmazsak; türlerini devam ettirebilmeleri için hayvanları evimizde misafir edeceğe benziyoruz.. Reyhan Oksay</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/kumrulara-yuva-yapacak-agac-birakmadik">Kumrulara yuva yapacak ağaç bırakmadık…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10103" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/05/whatsapp-image-2018-05-14-at-15-03-49-300x284.jpeg" alt="" width="276" height="261" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/05/whatsapp-image-2018-05-14-at-15-03-49-300x284.jpeg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/05/whatsapp-image-2018-05-14-at-15-03-49.jpeg 449w" sizes="auto, (max-width: 276px) 100vw, 276px" />                       <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-10104" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/05/kumru-300x233.jpg" alt="" width="300" height="233" /></p>
<p>Evvel zaman içinde kalbur saman içinde yeğenimin 6. kattaki dairesinin salondaki açık penceresinden içeri bir kumru giriyor ve kütüphanenin üzerindeki saksıyı yuva yapmaya uygun bulup, oturuyor ve yumurtluyor. Malum kumrular tek eşli. Gün boyu 6’şar saat arayla anne baba yer değiştiriyorlar. Yeğenim, kuşların rahatça girip çıkmaları için yuvalarına en yakın pencereyi 24 saat açık bırakıyor. Diğer pencereleri de perdeyle kapatıyor ki yanlışlıkla cama çarpmasınlar.</p>
<p>Bu arada salonda her türlü aktivite normal olarak sürdürülüyor. Sohbet, muhabbet, çay, kahve, TV… Hiçbir şey anne baba kuşu etkilemiyor. Hiç kıpırdamadan, gözlerini kırpmadan büyük bir sabırla yumurtaların üzerinde oturuyorlar.</p>
<p>Eve gelen misafirler kuşun canlı olduğuna inanmakta zorlanıyor. O denli hareketsizler.</p>
<p>Doğa, bize derdini anlatmaya devam ediyor… Kuşlara yuva yapacak ağaç, kedilere dışkılayacak toprak, martılara denizde balık bırakmazsak; türlerini devam ettirebilmeleri için hayvanları evimizde misafir edeceğe benziyoruz..</p>
<p><strong>Reyhan Oksay</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/kumrulara-yuva-yapacak-agac-birakmadik">Kumrulara yuva yapacak ağaç bırakmadık…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10102</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Orman deyince okumazlar ki…</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/orman-deyince-okumazlar-ki</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Apr 2018 15:14:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç]]></category>
		<category><![CDATA[ağaçlandırma]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[ekosistem]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>
		<category><![CDATA[ormancılık]]></category>
		<category><![CDATA[ormanlar]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yücel çağlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=9856</guid>

					<description><![CDATA[<p>1986 yılında Cumhuriyet’teki yazısına böyle bir başlık atmıştı büyük hukuk bilimcimiz Hıfzı Veldet Velidedeoğlu ve ardından da şöyle bir açıklama yapmıştı: &#8220;Evet, orman sözcüğünü veya başlığını görünce çoğu aydınımız o yazıyı okumaz. Ormanı kendi ilgi alanı dışında sayar. Ben onları, Fransızların ‘gourmet’ dediği damak zevkine düşkün kişilere benzetirim: Karidesli, levrekli, bonfileli sofralara alışmışlardır. Kuru fasulyeli tabak geldi mi, burun kıvırırlar. Onların karides, levrek veya bonfileli sofrası, düşün, felsefe, ekonomi, politika yazılarıdır. Sadece böyle ince ve karmaşık konulardan zevk alırlar. Orman konusu ise kuru fasulyedir çoğu için.&#8221; Velidedeoğlu’nun bu açıklamasına tümüyle katılmış, yıllarca da sözü edilen durumun değiştirilmesi gerektiğini savunmuştum. Yaşasaydı, bu olumsuzluğun günümüzde büyük ölçüde aşıldığını görüp mutlu olurdu. Gerçekten de, yurttaşlarımızın çoğunluğu günümüzde orman deyince artık hem okuyor, hem de ormanlara zarar verebileceğini düşündükleri hukuksal düzenlemeler ile uygulamalardan kaygılanıyor ve elinden geldiğince bunları önlemeye çabalıyor. Öyle ki, kimilerinin bu yolda canını yitirmesi bile onları yıldıramıyor. Ülkemizde ormancılık Ancak, bu kez de çoğu, ormancılık deyince, okumuyor! Ormancılığı yalnızca teknik bir etkinlik alanı olarak anlıyorlar. Bu da artık aşılması gereken bir yanılsamadır. Orman ekosistemi bir arazi üzerinde bulunuyor ya da oluşturulabiliyor. Öyle olduğu içindir ki, hem 1937 yılında çıkarılan 3116 sayılı, hem de 1956 yılında çıkarılan ancak tam 29 kez değiştirilmesine karşın günümüzde de yürürlükte olan 6831 sayılı Orman Kanunu’nda, hukuksal olarak orman sayılacak yerler tanımlanırken: &#8220;&#8230; Ağaç ve ağaççıkların toplu halleri yerleriyle beraber (birlikte)…&#8221; vurgusu yapılmıştır. Bu nedensiz değildir: Cumhuriyet dönemi boyunca hukuksal olarak orman sayılan yerlerle ilgili toplumsal, dolayısıyla siyasal, hukuksal ve ekonomik amaçlı yönelimlerin neredeyse tümü bu yerlerin arazi bileşeni üzerine odaklanmıştır. Ayrıca, ormancılığımızın temel sorunları, günümüzde de yoksul köylüler, egemen sınıflar ve siyasal iktidarların, orman sayılan arazileri ormancılık dışı amaçlarla kullanma çabalarından kaynaklanmaktadır. Süreç, önce çoğunlukla yoksul köylülerin, göçmenlerin yerleşmek, bitkisel üretim, hayvancılık yapmak için gereksindikleri arazileri orman sayılan yerlerden edinme çabaları ile gündeme gelmiş, siyasal iktidarlar da bu doğrultuda düzenlemeler ile uygulamalar yapmıştır. Öyle ki, 1970-2000 döneminde, Anayasanın ilgili maddesi ve 6831 sayılı yasanın 1. ve 2. maddeleri bu amaçla birçok kez değiştirilmiş ve 2B olarak anılan bu uygulamalar giderek yaygınlaştırılmıştır. Kısacası, üzerindeki orman ekosistemi kaldırılan, devlet ormanı sayılan araziler, deyim yerindeyse kapanın elinde kalmıştır. 2000 yılından sonra ise devlet ormanı sayılan arazilere yönelimin amaçları değişmiş, büyük sermaye gerektiren yatırımlara arazi tahsis, kiralama vb uygulamalar ağırlık kazanmıştır. Bu çabalar, özellikle 2000’li yıllarda görülmedik boyutlara ulaşmış, 1937 yılından bu yana yürürlükte olan devlet ormancılığı düzeni de bu yönelimin yüklenicisi (taşeronu) konumuna indirgenmiştir. Devlet ormancılığı düzeninin özelleştirilmesi de bu bağlamda anımsanmalı, çünkü çoktan unutuldu: Başlangıçta Orman Genel Müdürlüğü tarafından devleştirilen, 1970’ten sonra ise Orman Ürünleri Sanayi Genel Müdürlüğü tarafından kurulan yirmiyi aşkın tümleşik (entegre) orman ürünleri sanayi işletmesinin tümü özelleştirildi. Artık çoğu çalışmayan bu tesislerin arazileri ise kapanın elinde kaldı. Ancak, 2000’li yıllarda bunlarla da yetinilmedi, bu kez de planlama, ağaçlandırma, inşaat, orman ürünü hasadı, orman sayılan yerlerden yararlanma vb temel ormancılık etkinliklerinin özelleştirilmesine başlandı. Özel ağaçlandırma adı altında, orman ekosisteminin içinde badem, ceviz, kestane, zeytin vb ağaçlıkların oluşturulmasına izin verilir oldu. Teknik ve ekolojik gerekler doğrultusunda yönetilemediğinden, orman ekosistemi, yoğun kar yağışına, rüzgara, böcek ve mantarlara karşı doğal olarak direnebilme yetisini büyük ölçüde yitirdi. Kısacası ormancılık, ülkemizde hemen hemen hiçbir dönemde ekolojik ya da teknik bir etkinlik olmamıştır. Teknik ve ekolojik temelli çalışmaların yanı sıra ekonomi politik boyutları da olan toplumsal ve siyasal bir uğraş alanı olarak işlev görmüştür. Ne var ki, bu gerçeklik ile en gerekli, en yaman çevre/doğa korumacılarının tartışma gündemine bile girememiştir. Yaşasaydı, Velidedeoğlu bu durumu kim bilir nasıl değerlendirirdi? Sonuç olarak… Kimlerin mülkiyetinde olursa olsun, orman ekosistemi de kamusal varsıllıktır. Dolayısıyla, en geniş anlamda kamusal yararı ençoklayacak biçimde yönetilmesi ve hiçbir nedenle savsaklanmaması gereken bir zorunluluktur. Açıktır ki, bu zorunluluğun yerine getirilmesinin öncelikli koşullarından birisi, ormancılık çalışmalardır. Gerektiği gibi yapılmadığında ya da yapılamadığında ormancılık çalışmaları da orman yıkımlarına yol açabilmektedir. Bu nedenle, orman ekosistemine zarar verebilecek etkinliklerin, kesilecek ağaç sayısına ya da ormansızlaştırılacak alan genişliğine indirgenmesi, yaşamsal önemde bir yanılsamadır. Bunca yıldır, üstelikte orman ekosistemine yönelik duyarlılıkların son derece gelişip yaygınlaştığı günümüzde bu gerçeğine ayırdına varılamamış olması ise üzüntü ve kaygı verici bir durumdur. Doç. Dr. Yücel Çağlar, Orman Yüksek Mühendisi *Bu yazı, Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu&#8217;nun anısına yazılmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/orman-deyince-okumazlar-ki">Orman deyince okumazlar ki…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1986 yılında Cumhuriyet’teki yazısına böyle bir başlık atmıştı büyük hukuk bilimcimiz <strong>Hıfzı Veldet Velidedeoğlu</strong> ve ardından da şöyle bir açıklama yapmıştı: <em>&#8220;Evet,<strong> orman</strong> sözcüğünü veya başlığını görünce çoğu aydınımız o yazıyı okumaz. Ormanı kendi ilgi alanı dışında sayar. Ben onları, Fransızların ‘gourmet’ dediği damak zevkine düşkün kişilere benzetirim: Karidesli, levrekli, bonfileli sofralara alışmışlardır. Kuru fasulyeli tabak geldi mi, burun kıvırırlar. Onların karides, levrek veya bonfileli sofrası, düşün, felsefe, ekonomi, politika yazılarıdır. Sadece böyle ince ve karmaşık konulardan zevk alırlar. Orman konusu ise <strong>kuru fasulyedir</strong> çoğu için.&#8221;</em></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-9857 aligncenter" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/orman-300x188.jpeg" alt="" width="300" height="188" /></p>
<p>Velidedeoğlu’nun bu açıklamasına tümüyle katılmış, yıllarca da sözü edilen durumun değiştirilmesi gerektiğini savunmuştum. Yaşasaydı, bu olumsuzluğun günümüzde büyük ölçüde aşıldığını görüp mutlu olurdu. Gerçekten de, yurttaşlarımızın çoğunluğu günümüzde <strong>orman</strong> deyince artık hem okuyor, hem de ormanlara zarar verebileceğini düşündükleri hukuksal düzenlemeler ile uygulamalardan kaygılanıyor ve elinden geldiğince bunları önlemeye çabalıyor. Öyle ki, kimilerinin bu yolda canını yitirmesi bile onları yıldıramıyor.</p>
<p><strong>Ülkemizde ormancılık</strong></p>
<p>Ancak, bu kez de çoğu, <strong>ormancılık</strong> <strong>deyince, okumuyor!</strong> Ormancılığı yalnızca teknik bir etkinlik alanı olarak anlıyorlar. Bu da artık aşılması gereken bir yanılsamadır.</p>
<p>Orman ekosistemi bir arazi üzerinde bulunuyor ya da oluşturulabiliyor. Öyle olduğu içindir ki, hem 1937 yılında çıkarılan 3116 sayılı, hem de 1956 yılında çıkarılan ancak tam 29 kez değiştirilmesine karşın günümüzde de yürürlükte olan 6831 sayılı <strong>Orman Kanunu</strong>’nda, hukuksal olarak orman sayılacak yerler tanımlanırken: &#8220;&#8230; Ağaç ve ağaççıkların toplu halleri yerleriyle beraber (birlikte)…&#8221; vurgusu yapılmıştır. Bu nedensiz değildir: Cumhuriyet dönemi boyunca hukuksal olarak orman sayılan yerlerle ilgili toplumsal, dolayısıyla siyasal, hukuksal ve ekonomik amaçlı yönelimlerin neredeyse tümü bu yerlerin arazi bileşeni üzerine odaklanmıştır. Ayrıca, ormancılığımızın temel sorunları, günümüzde de yoksul köylüler, egemen sınıflar ve siyasal iktidarların, orman sayılan arazileri ormancılık dışı amaçlarla kullanma çabalarından kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Süreç, önce çoğunlukla yoksul köylülerin, göçmenlerin yerleşmek, bitkisel üretim, hayvancılık yapmak<br />
için gereksindikleri arazileri orman sayılan yerlerden edinme çabaları ile gündeme gelmiş, siyasal iktidarlar da bu doğrultuda düzenlemeler ile uygulamalar yapmıştır. Öyle ki, 1970-2000 döneminde, Anayasanın ilgili maddesi ve 6831 sayılı yasanın 1. ve 2. maddeleri bu amaçla birçok kez değiştirilmiş ve <strong>2B</strong> olarak anılan bu uygulamalar<br />
giderek yaygınlaştırılmıştır.</p>
<p>Kısacası, üzerindeki orman ekosistemi kaldırılan, devlet ormanı sayılan araziler, deyim yerindeyse kapanın elinde kalmıştır. 2000 yılından sonra ise <strong>devlet ormanı</strong> sayılan arazilere yönelimin amaçları değişmiş, büyük sermaye gerektiren yatırımlara arazi tahsis, kiralama vb uygulamalar ağırlık kazanmıştır. Bu çabalar, özellikle 2000’li yıllarda görülmedik boyutlara ulaşmış, 1937 yılından bu yana yürürlükte olan devlet ormancılığı düzeni de bu yönelimin yüklenicisi (taşeronu) konumuna indirgenmiştir.</p>
<p>Devlet ormancılığı düzeninin özelleştirilmesi de bu bağlamda anımsanmalı, çünkü çoktan unutuldu: Başlangıçta Orman Genel Müdürlüğü tarafından devleştirilen, 1970’ten sonra ise Orman Ürünleri Sanayi Genel Müdürlüğü tarafından kurulan yirmiyi aşkın tümleşik (entegre) orman ürünleri sanayi işletmesinin tümü özelleştirildi. Artık çoğu çalışmayan bu tesislerin arazileri ise kapanın elinde kaldı.</p>
<p>Ancak, 2000’li yıllarda bunlarla da yetinilmedi, bu kez de planlama, ağaçlandırma, inşaat, orman ürünü hasadı, orman sayılan yerlerden yararlanma vb temel ormancılık etkinliklerinin özelleştirilmesine başlandı. Özel ağaçlandırma adı altında, orman ekosisteminin içinde badem, ceviz, kestane, zeytin vb ağaçlıkların oluşturulmasına izin verilir oldu. Teknik ve ekolojik gerekler doğrultusunda yönetilemediğinden, orman ekosistemi, yoğun kar yağışına, rüzgara, böcek ve mantarlara karşı doğal olarak direnebilme yetisini büyük ölçüde yitirdi.</p>
<p>Kısacası ormancılık, ülkemizde hemen hemen hiçbir dönemde ekolojik ya da teknik bir etkinlik olmamıştır. Teknik ve ekolojik temelli çalışmaların yanı sıra ekonomi politik boyutları da olan toplumsal ve siyasal bir uğraş alanı olarak işlev görmüştür. Ne var ki, bu gerçeklik ile en gerekli, en yaman çevre/doğa korumacılarının tartışma gündemine bile girememiştir. Yaşasaydı, Velidedeoğlu bu durumu kim bilir nasıl değerlendirirdi?</p>
<p>Sonuç olarak… Kimlerin mülkiyetinde olursa olsun, orman ekosistemi de kamusal varsıllıktır. Dolayısıyla, en geniş anlamda kamusal yararı ençoklayacak biçimde yönetilmesi ve hiçbir nedenle savsaklanmaması gereken bir zorunluluktur. Açıktır ki, bu zorunluluğun yerine getirilmesinin öncelikli koşullarından birisi, ormancılık çalışmalardır.</p>
<p>Gerektiği gibi yapılmadığında ya da yapılamadığında ormancılık çalışmaları da orman yıkımlarına yol açabilmektedir. Bu nedenle, orman ekosistemine zarar verebilecek etkinliklerin, kesilecek ağaç sayısına ya da ormansızlaştırılacak alan genişliğine indirgenmesi, yaşamsal önemde bir yanılsamadır.</p>
<p>Bunca yıldır, üstelikte orman ekosistemine yönelik duyarlılıkların son derece gelişip yaygınlaştığı günümüzde bu gerçeğine ayırdına varılamamış olması ise üzüntü ve kaygı verici bir durumdur.</p>
<p><strong>Doç. Dr. Yücel Çağlar, Orman Yüksek Mühendisi</strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu&#8217;nun anısına yazılmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/orman-deyince-okumazlar-ki">Orman deyince okumazlar ki…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9856</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ormanların Gümbürtüsü</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/kitaplar/ormanlarin-gumburtusu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Apr 2017 09:08:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç]]></category>
		<category><![CDATA[canlı]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[ekosistem]]></category>
		<category><![CDATA[kamusal varlık]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>
		<category><![CDATA[ormancılık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6140</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ormanların Gümbürtüsü Yücel Çağlar Yeni İnsan Yayınevi, 2016 304 sayfa Kırk yılı aşkın bir süredir orman ‘mühendisliği’ yapmaya çalışan Doç. Dr. Yücel Çağlar, ormancılığın kırk yılda göz göre göre nereden nereye geldiğine; en duyarlı yurttaşların bile tek ağaca bakmaktan ormanı görememelerine; ormancılık çalışmalarıyla kaş yaparken göz çıkarılmasına; ormanların sadece orman, ormancıların da yalnızca teknik uğraşı alanı olarak görülmesinden kaynaklanan yüzeyselliklere çokça tanık olduğu için bu kitabı yazmış. Ülkemizde orman deyince yalnızca doğal olarak bir araya gelmiş ya da getirilmiş çeşitli tür, yaş, boyda ağaç ve ağaççıklar akla geliyor. Bu doğru ama eksik bir algıdır. Oysaki orman hem bir ekosistemi hem de bu ekosistemin içinde bulunduğu araziyi içeren iki boyutlu bir kavram. Orman ekosistemleri tüm canlıların, bu kapsamda tüm insanların ortak varlıkları. Kısacası orman ekosistemleri kimin mülkiyetinde olursa olsun, hava ve su gibi kamusal varlıklardır. Orman ekosistemleri, üretici varlık olmasının yanı sıra, aynı zamanda bir yer, bir yüzeydir; dolayısıyla, ülke, bölge ya da herhangi bir ölçekteki yüzeyin bir kısmıdır. Bu kısım, doğal olarak oluşmuş orman ekosistemleriyle kaplı olabileceği gibi, herhangi bir yolla orman yetiştirilmek üzere ayrılmış, henüz ağaçsız ya da üzerindeki orman ekosistemlerini herhangi bir nedenle yitirmiş araziler de olabilir. Ülkemizde ormancılık çalışmalarının 175 yıla yakın bir geçmişi var. Öte yandan yeterince bilgilendirildiklerinde, orman ekosistemlerinde yaşananlara, giderek de ormancılık uygulamalarına ilgi duyabilecek; orman ekosistemlerinin olumsuz etkileyebilecek düzenlemeler ile uygulamaların engellenmesine yönelik çeşitli çabalara girebilecek, bu doğrultuda son derece yaratıcı olabilecek bir kamuoyu var ve bu kamuoyu da giderek büyümekte. Ormanların Gümbürtüsü işte bu umudun ürettirdiği özgün incelemelerden oluşuyor; Amacı da ormanların yalnızca orman, ormancılığın da yalnızca ormancılık olmadığını çeşitli boyutlarıyla sergilemeye çalışıyor. Yazar, kitapta yer verdiği incelemeleri, hem hüzün verici hem de düşündürücü gerçeği göz önünde bulundurarak hazırlamış. İnceleme konularını seçerken, ormancılığımızdaki görece olarak daha önemli değişme ve gelişmeleri örneklemeye özen göstermiş.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/kitaplar/ormanlarin-gumburtusu">Ormanların Gümbürtüsü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-6141 size-medium" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/orman-196x300.jpg" alt="" width="196" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/orman-196x300.jpg 196w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/orman.jpg 391w" sizes="auto, (max-width: 196px) 100vw, 196px" /><em><br />
Ormanların Gümbürtüsü<br />
</em><strong>Yücel Çağlar<br />
</strong>Yeni İnsan Yayınevi, 2016<br />
304 sayfa</p>
<p>Kırk yılı aşkın bir süredir orman ‘mühendisliği’ yapmaya çalışan Doç. Dr. Yücel Çağlar, ormancılığın kırk yılda göz göre göre nereden nereye geldiğine; en duyarlı yurttaşların bile tek ağaca bakmaktan ormanı görememelerine; ormancılık çalışmalarıyla kaş yaparken göz çıkarılmasına; ormanların sadece orman, ormancıların da yalnızca teknik uğraşı alanı olarak görülmesinden kaynaklanan yüzeyselliklere çokça tanık olduğu için bu kitabı yazmış.</p>
<p>Ülkemizde orman deyince yalnızca doğal olarak bir araya gelmiş ya da getirilmiş çeşitli tür, yaş, boyda ağaç ve ağaççıklar akla geliyor. Bu doğru ama eksik bir algıdır. Oysaki orman hem bir ekosistemi hem de bu ekosistemin içinde bulunduğu araziyi içeren iki boyutlu bir kavram. Orman ekosistemleri tüm canlıların, bu kapsamda tüm insanların ortak varlıkları. Kısacası orman ekosistemleri kimin mülkiyetinde olursa olsun, hava ve su gibi kamusal varlıklardır.</p>
<p>Orman ekosistemleri, üretici varlık olmasının yanı sıra, aynı zamanda bir yer, bir yüzeydir; dolayısıyla, ülke, bölge ya da herhangi bir ölçekteki yüzeyin bir kısmıdır. Bu kısım, doğal olarak oluşmuş orman ekosistemleriyle kaplı olabileceği gibi, herhangi bir yolla orman yetiştirilmek üzere ayrılmış, henüz ağaçsız ya da üzerindeki orman ekosistemlerini herhangi bir nedenle yitirmiş araziler de olabilir.</p>
<p>Ülkemizde ormancılık çalışmalarının 175 yıla yakın bir geçmişi var. Öte yandan yeterince bilgilendirildiklerinde, orman ekosistemlerinde yaşananlara, giderek de ormancılık uygulamalarına ilgi duyabilecek; orman ekosistemlerinin olumsuz etkileyebilecek düzenlemeler ile uygulamaların engellenmesine yönelik çeşitli çabalara girebilecek, bu doğrultuda son derece yaratıcı olabilecek bir kamuoyu var ve bu kamuoyu da giderek büyümekte. Ormanların Gümbürtüsü işte bu umudun ürettirdiği özgün incelemelerden oluşuyor; Amacı da ormanların yalnızca orman, ormancılığın da yalnızca ormancılık olmadığını çeşitli boyutlarıyla sergilemeye çalışıyor. Yazar, kitapta yer verdiği incelemeleri, hem hüzün verici hem de düşündürücü gerçeği göz önünde bulundurarak hazırlamış. İnceleme konularını seçerken, ormancılığımızdaki görece olarak daha önemli değişme ve gelişmeleri örneklemeye özen göstermiş.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/kitaplar/ormanlarin-gumburtusu">Ormanların Gümbürtüsü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6140</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ağacın katma değeri nedir?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/agacin-katma-degeri-nedir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Dec 2016 09:08:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[ışık]]></category>
		<category><![CDATA[katma değer]]></category>
		<category><![CDATA[manhattan]]></category>
		<category><![CDATA[new york]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4719</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birinci veri: New York şehrindeki 5 bölgede 684 bin 343 ağaç var. Bu rakam, masa başında kafadan atarak değil, ağaçları tek tek sayarak, ölçerek, bilgisini bir yere yazarak (Büyük Veri oluşturarak) bulundu. İkinci veri: New York şehrindeki ağaçların, şehre “ekonomik yararı” ölçüldü: 111 milyon doları aşıyor. Bu rakama temiz havaya yaptıkları katkı, gürültüyü azaltmaya katkı, şehirde “doğal yaşamın” sürmesine katkı gibi kalemler var. (Municipal Forest Resource Analysis. http://www.milliontreesnyc.org) Kısacık ve gündelik sözcüklerle özetlediğim “ağaçların yararı” satırında gerçek ekonomik değerler gizli. Örneğin, New York’ta en çok rastlanan çınar ağaçları, şehrin yıllık enerji tasarrufunun dörtte birini sağlıyor. Çınardan sonra, tasarrufta ikinci sırada akçaağaç var. Ve uzun bir listenin sonunda sadece enerjide sağlanan tasarrufa ağaçların katkısı 85.2 milyon dolar. Tasarruf edilen enerji miktarı 675 milyon kilovat/saat. Karbondioksit azaltmada ağaçların rolüne “para” olarak bakalım: Yılda 627 bin 472 ton CO2 azalttıkları saptanmış. Bunun yarattığı ekonomik değer 4.1 milyon dolar. Diğer zararlı gazlar azot dioksit, partikül maddeler, ozon, kükürt dioksiti 644 ton azaltarak ağaçların sağladığı tasarruf 6.7 milyon dolar. Bütün bunların dışında sağladıkları katma değerin yıllık toplamı 111.2 milyon dolar ediyor. Böyle hesaplara biz “buralarda” alışkın değiliz. Ama ne de demişler? Ölçmezsen bilemezsin. Bilemezsen yönetemezsin. Tabii, ölçme derken “bilimsel, gerçek, doğru, hatasız, kamu yararına” istatistik kastediliyor. Veri temelli ekonomi diye buna deniliyor. Dünyanın önde gelen, sözde değil özde “gerçekten” akıllı şehirlerinden New York’taki bu uygulama için: https://tree-map.nycgovparks.org/ New York’u oluşturan 5 bölgeden biri olduğu halde “New York” olarak tanınan Manhattan’ın 315 hektarlık yeşil bir dikdörtgeni, Central Park’ı var. Bu park, gündelik hayatın yaşandığı, “manikürsüz ve makyajsız” doğallığıyla önümüzdeki yıl 160 yaşında olacak. 1851’de şehrin bu kesimi henüz “dutluk!” olduğu dönemde planlandı. 1857 – 1873 arasında park adım adım yapıldı. 1871’de 10 milyon kişi parkı ziyaret etmişti. Manhattan’da ayrıca çok daha ufak mahalle parkları var. En dikkat çekeni: Şehrin “turistik olmayan” Batı Bölgesi’nde metruk bir demiryolu viyadüğü yenilikçi bir tasarımla 2006’dan itibaren 3 km bir yürüyüş parkına çevrildi. Yüksek Yol (HighLine) projesi 172 milyon dolara çıktı. Bunun 120 milyon dolarlık işini Türk şirketi Kiska tamamladı. Park, Paris’te 5 km’lik metruk viyadükten yaratılan yürüyüş parkının (Promenade plantée) New Yorkçası oldu. Paris’te boş duran 32 km bir tren hattı daha var (Petite Ceinture). Ama, New York’un “yeşil ihtiyacını” karşılamak için tasarlanan en yeni park, şimdilik dünyada tek: 70 yıldır kullanılmayan, yer altındaki bir tramvay deposu gün ışığı alan bir parka dönüştürülecek. Yerin hemen altında 8 bin metre karelik bu alanı parka çevirmek için şehir yönetiminden izin çıktı. Aşağı Yol (LowLine) projesi, şehrin “en yeşilliksiz” bölgesinde, binaların arasında yerin altında bir yeşil saha olacak. 2021’de halka açılacak. Gün ışığını yer altına indirmek, işin en yenilikçi noktası: Parkın, yeryüzüne isabet eden kısmında (üstteki caddede), GPS ayarlı güneş panelli sokak lambaları dikilecek. Bunlar, güneşi gün boyu GPS’le izleyecek. Toplanacak güneş ışığının ultraviyole ve diğer zararlı kısımları filtre edilip atılacak. Işık aşağıya, fiber optik kablolardan oluşan bir demetle iletilecek. Bir de, “güneş aynası” kullanılacak: Aydınlık, aşağıya aynalarla yansıtılacak. Böylece, bitkiler ve ağaçlar fotosentez yapabilecek. Süs olmayacaklar. Edip Emil Öymen *Bu yazı 19.12.2016 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/agacin-katma-degeri-nedir">Ağacın katma değeri nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birinci veri: New York şehrindeki 5 bölgede 684 bin 343 ağaç var. Bu rakam, masa başında kafadan atarak değil, ağaçları tek tek sayarak, ölçerek, bilgisini bir yere yazarak (Büyük Veri oluşturarak) bulundu.</p>
<p>İkinci veri: New York şehrindeki ağaçların, şehre “ekonomik yararı” ölçüldü: 111 milyon doları aşıyor. Bu rakama temiz havaya yaptıkları katkı, gürültüyü azaltmaya katkı, şehirde “doğal yaşamın” sürmesine katkı gibi kalemler var. (Municipal Forest Resource Analysis. <a href="http://www.milliontreesnyc.org">http://www.milliontreesnyc.org</a>) Kısacık ve gündelik sözcüklerle özetlediğim “ağaçların yararı” satırında gerçek ekonomik değerler gizli. Örneğin, New York’ta en çok rastlanan çınar ağaçları, şehrin yıllık enerji tasarrufunun dörtte birini sağlıyor. Çınardan sonra, tasarrufta ikinci sırada akçaağaç var. Ve uzun bir listenin sonunda sadece enerjide sağlanan tasarrufa ağaçların katkısı 85.2 milyon dolar. Tasarruf edilen enerji miktarı 675 milyon kilovat/saat.</p>
<p>Karbondioksit azaltmada ağaçların rolüne “para” olarak bakalım: Yılda 627 bin 472 ton CO2 azalttıkları saptanmış. Bunun yarattığı ekonomik değer 4.1 milyon dolar. Diğer zararlı gazlar azot dioksit, partikül maddeler, ozon, kükürt dioksiti 644 ton azaltarak ağaçların sağladığı tasarruf 6.7 milyon dolar. Bütün bunların dışında sağladıkları katma değerin yıllık toplamı 111.2 milyon dolar ediyor.</p>
<p>Böyle hesaplara biz “buralarda” alışkın değiliz. Ama ne de demişler? Ölçmezsen bilemezsin. Bilemezsen yönetemezsin. Tabii, ölçme derken “bilimsel, gerçek, doğru, hatasız, kamu yararına” istatistik kastediliyor. Veri temelli ekonomi diye buna deniliyor. Dünyanın önde gelen, sözde değil özde “gerçekten” akıllı şehirlerinden New York’taki bu uygulama için: <a href="https://tree-map.nycgovparks.org/">https://tree-map.nycgovparks.org/</a></p>
<p>New York’u oluşturan 5 bölgeden biri olduğu halde “New York” olarak tanınan Manhattan’ın 315 hektarlık yeşil bir dikdörtgeni, Central Park’ı var. Bu park, gündelik hayatın yaşandığı, “manikürsüz ve makyajsız” doğallığıyla önümüzdeki yıl 160 yaşında olacak. 1851’de şehrin bu kesimi henüz “dutluk!” olduğu dönemde planlandı. 1857 – 1873 arasında park adım adım yapıldı. 1871’de 10 milyon kişi parkı ziyaret etmişti.</p>
<p>Manhattan’da ayrıca çok daha ufak mahalle parkları var. En dikkat çekeni: Şehrin “turistik olmayan” Batı Bölgesi’nde metruk bir demiryolu viyadüğü yenilikçi bir tasarımla 2006’dan itibaren 3 km bir yürüyüş parkına çevrildi. Yüksek Yol (HighLine) projesi 172 milyon dolara çıktı. Bunun 120 milyon dolarlık işini Türk şirketi Kiska tamamladı. Park, Paris’te 5 km’lik metruk viyadükten yaratılan yürüyüş parkının (Promenade plantée) New Yorkçası oldu. Paris’te boş duran 32 km bir tren hattı daha var (Petite Ceinture).</p>
<p>Ama, New York’un “yeşil ihtiyacını” karşılamak için tasarlanan en yeni park, şimdilik dünyada tek: 70 yıldır kullanılmayan, yer altındaki bir tramvay deposu gün ışığı alan bir parka dönüştürülecek. Yerin hemen altında 8 bin metre karelik bu alanı parka çevirmek için şehir yönetiminden izin çıktı. Aşağı Yol (LowLine) projesi, şehrin “en yeşilliksiz” bölgesinde, binaların arasında yerin altında bir yeşil saha olacak. 2021’de halka açılacak.</p>
<p>Gün ışığını yer altına indirmek, işin en yenilikçi noktası: Parkın, yeryüzüne isabet eden kısmında (üstteki caddede), GPS ayarlı güneş panelli sokak lambaları dikilecek. Bunlar, güneşi gün boyu GPS’le izleyecek. Toplanacak güneş ışığının ultraviyole ve diğer zararlı kısımları filtre edilip atılacak. Işık aşağıya, fiber optik kablolardan oluşan bir demetle iletilecek. Bir de, “güneş aynası” kullanılacak: Aydınlık, aşağıya aynalarla yansıtılacak. Böylece, bitkiler ve ağaçlar fotosentez yapabilecek. Süs olmayacaklar.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 19.12.2016 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/agacin-katma-degeri-nedir">Ağacın katma değeri nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4719</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
