<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Albert Einstein arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/albert-einstein/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/albert-einstein</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Jan 2020 14:28:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Görelilik Teorisi&#8217;nin kanıtlanmasının öyküsü</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/gorelilik-teorisinin-kanitlanmasinin-oykusu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jan 2020 14:28:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[Arthur Stanley Eddington]]></category>
		<category><![CDATA[bilim tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Eddington]]></category>
		<category><![CDATA[Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[görelilik teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=16439</guid>

					<description><![CDATA[<p>Albert Einstein&#8217;ı yalnızlıktan kurtaran deneyin üzerinden 100 yıl geçti Genel Görelilik Teorisi’ni ortaya attığında büyük tepki toplayan Einstein, yalnız değildi. İngiliz astrofizikçi Arthur Stanley Eddington, bu teoriyi kanıtlamak için büyük bir uğraş vererek ona arka çıkmıştı. Bugün Eddington’ın Einstein’ın teorisine yönelik ilk kanıtı ortaya atmasının üzerinden 100 yıl geçti. Evrenin temel fiziksel işleyişini anlayabilmek adına çığır açıcı bir teori olan ve bugün bilimsel bir yasa olarak kabul edilen Genel Görelilik Teorisi’ni ortaya atan Albert Einstein’ı yediden yetmişe tanımayan -neredeyse- yoktur. Ancak Arthur Stanley Eddington’ın (1882-1944) ismini -muhtemelen- büyük bir çoğunluğunuz bu yazıyla birlikte duymuş olacaksınız. Kendisi, Einstein’ın teorisini kanıtlayan ilk bilim insanı olmasının yanı sıra yıldızlar ile kara delikleri anlamak adına fizikte önemli bir yeri olan “Eddington sınırı” prensibinin de isim babası. Biz bu yazıda, onun Einstein’ın teorisi ile olan münasebetine değineceğiz. Bugün Genel Görelilik Teorisi dediğiniz zaman buna karşı çıkan bir fizikçiye pek rastlayamazsınız. Hele ki geçtiğimiz hafta basına servis edilen kara delik fotoğrafının ardından. Ancak 100 yıl öncesinde durum pek de böyle değildi. Albert Einstein, Genel Görelilik Teorisi’ni 1916&#8217;da yayımlamıştı. Einstein bu teoriyi öyle bir anda ortaya atmamıştı. En az sekiz yıla yayılan bir çalışma ve daha öncesinden gelen derin matematik ve fiziksel bilgi birikimi, tahlil ve gözlem söz konusuydu. Bu teori, 1905&#8217;te Özel Görelilik (İzafiyet) Teorisi’ni yayımladıktan sonra geliştirdiği iç görülerinden doğmuştu. Nasıl hareket ediyor olursa olsunlar, bütün gözlemciler için bilim yasalarının aynı olması gerektiği düşüncesine dayanan Einstein’ın Genel Görelilik Kuramı, kütleçekimi kuvvetini dört boyutlu uzay-zamanın eğrilmesiyle açıkladı. Başka bir deyişle, yıldız gibi büyük bir cisme yaklaşan ışık (ışınları), yerçekimi tarafından bükülüyordu. Bu etki niteliksel olarak Newton’un yerçekimi teorisi kullanılarak tahmin edilmişti. Newton&#8217;un kendisi de 1704’te yayımlanan Opticks kitabında tereddütlü bir şekilde şu önemli soruyu sormuştu: “Cisimler ışığa uzaktan etki etmiyor ve hareketleriyle ışınlarını büküyorlar mı?” Ama bu etkinin büyüklüğünü hesapladığına dair hiçbir kanıt söz konusu değildi (İlk tam hesaplama Alman matematikçi Johann Georg von Soldner tarafından 1804&#8217;te yayımlandı). Newton’un yerçekimi teorisi, elbette kavisli alanı (sapmayı) yerçekiminin bir sonucu olarak formüle etmemişti. Einstein’ın teorisinin kattığı yenilik buydu. Ve etkisini hesapladığında ışığın (Newton teorisinde olduğu gibi) kavisli uzayda saptığını doğruladı. Sapmayı ikiye katlayan bu eğrilikti. Bunun genel geçer bir teori olmadığının anlaşılması ise bir hayli zaman alacaktı. Çünkü Einstein, Newton&#8217;un yerçekimi yasalarının formülasyonunu değiştirerek yer ve zaman kavramlarını ortadan kaldırdığı teorisiyle fizik camiasına farklı bir paradigma öneriyordu. Bu teori o dönemde büyük yankıya ve karşı seslerin yükselmesine neden olmuştu. Einstein’ın amacı bilim insanlarının bakış açısını değiştirmekti. Ancak işi kolay değildi. Zira teoriyi ortaya attıktan hemen sonraki yıllarda, bu teorinin doğru olup olmadığın dair kesin bir gözlemsel kanıt yoktu. Yoksa Einstein yalnız mıydı? Genel Görelilik Teorisi’ni kanıtlayan ilk isim: Arthur Stanley Eddington Arthur Stanley Eddington olmasaydı Einstein’ın bu teoriyi doğrulama yolunda bir hayli yalnız kalacağı ortadaydı. Şimdi Eddington’dan bahsetmenin tam sırası. Fizik üzerine yaptığı çarpıcı bilimsel çalışmalar sayesinde 1913 yılında Cambridge Üniversitesi’nde Astronomi ve Deneysel Felsefe Plumian Profesörü pozisyonuna getirilen Eddington, ertesi yıl tüm Cambridge Gözlemevi&#8217;nin de başına geçecekti. Bunun yanı sıra Kraliyet Topluluğu Üyesi olarak seçilmişti. Birinci Dünya Savaşı sırasında Kraliyet Astronomi Derneği Sekreteri olarak Eddington, Hollandalı fizikçi Willem de Sitter&#8217;den Albert Einstein’ın yeni Genel Görelilik Teorisi hakkında bir dizi mektup ve yazı alan ilk kişilerdendi. Eddington, bu teoriyi doğru bir şekilde anlayabilecek matematik becerisine sahip birkaç İngiliz astronomundan biriydi. Genel Görelilik’le tanışmasının ardından hızlı bir şekilde İngiltere&#8217;de göreliliği savunanların başında geldi. Einstein, Eddington’ın Cambridge’de verdiği derslerden ve desteğinden haberdardı. Eddington bu derslerini, 1923&#8217;te Matematiksel Görelilik Teorisi adıyla yayımlanan kitabının temeli olarak kullanacaktı. Einstein, bu çalışma için şunları söylemişti: “Herhangi bir dilde konunun en iyi sunumu.” Kısacası Eddington, astrofizik ve kozmoloji konusundaki derin bilgi birikimine dayanarak Einstein’ın teorisi ile ilgilenen bir astronomdu ve bunu ispatlama görevini üstlenmişti. Eddington, bu teoriyi kanıtlamak için tam güneş tutulmasını dayanak olarak gösterecekti. Güneşten gelen ışığın yerçekimi tarafından sapmasının veya bükülmesinin ölçülebileceğini savunuyordu. Bu kritik bir testti, çünkü Einstein’ın teorisi, Isaac Newton’un evrensel çekim kuvveti yasası kullanılarak elde edilen değerin tam olarak iki katı bir sapma öngörüyordu. İhtiyaç duyulan tutulma, 1919 yılında yani bundan tam 100 yıl önce gerçekleşti. Eddington, Kuzey Brezilya&#8217;daki Sobral ve Kuzey Afrika kıyılarındaki Príncipe adasından bunu kanıtlamaya girişti. Ancak işi hiç de kolay değildi; tüm dehşetiyle devam eden Birinci Dünya Savaşı, hem İngiliz ve Alman bilim insanları arasındaki mesafeyi açıyor hem de bilimsel gözlem için seyahatler yapmalarına engel oluyordu. Bilim sınırları ortadan kaldırıyor Einstein bir Alman ve kendisi de bir İngilizdi; yani birbirine düşman iki taraf, bilim için kolkolaydı. Eddington’ın vicdani retçi olması da bu iş birliğinde pay sahibiydi tabii ki. Savaş yıllarından önce kurdukları dostluklar ve bilimin birleştiriciliği bu teorinin kanıtlanmasına yardımcı olacaktı. Eddington, daha sonra Cambridge Gözlemevi ve Kraliyet Astronomi Derneği&#8217;nin müdürü olacak Frank Watson Dyson’ın da desteğini alarak 1919&#8217;da tam güneş tutulmasıyla bu teoriyi kanıtlayacaktı. İşleyiş şu şekilde olacaktı; Tutulma sırasında Güneş, Taurus Takımyıldızı’ndaki parlak yıldızlar kümesi olan Hyades&#8217;in önünde konumlanacaktı. Böylece, tutulma diskinin yakınındaki birçok yıldız görünür olacaktı. (Bu, Einstein tarafından tahmin edilen ışık bükülmesinin, Güneş&#8217;e yakın gözlemlenen yıldızlarda en büyük etkiyi yaratacağı için önemliydi.) Yıldızların Güneş&#8217;e göre konumları, fotografik plakalar üzerine kaydedilebilir, ölçülebilir ve sonra yıldızları gösteren referans plakalarla karşılaştırılabilirdi. Güneş, görüş alanını kapatmıyordu. Güneş&#8217;in çekim alanının neden olduğu herhangi bir belirgin kayma daha sonra hesaplanabilirdi. Ne kadar fazla yıldız ölçülürse, gözlemcinin sistematik hataları düzeltme ve rastgele hataları azaltma şansı o kadar iyi olurdu. Fikir buydu. Ancak hem gözlem yapma tekniklerinde hem de -daha önce belirttiğimiz gibi- keşif lojistiğinde pratikte aşılması gereken birçok engel vardı. Tutulma yolunu izlemek (Kuzey Brezilya’dan Atlantik’e, oradan da Batı Afrika’ya geçmek) ülkeler arası düşmanlıklar sebebiyle çok zordu. Kasım 1918&#8217;deki ateşkes, planı yürürlüğe koymak için büyük fırsat oldu. Dyson, genelde İngiltere’de kalırken Eddington, Príncipe&#8217;ye gitti; Londra&#8217;daki Royal Greenwich Gözlemevi’nde çalışan Andrew Crommelin ise Sobral&#8217;a gitti. Eddington’ın 1919’da Afrika’daki Príncipe adasında kaydettiği güneş tutulması gözlemleri ve fotoğrafları, Einstein’ın da öngördüğü gibi Güneş&#8217;in çekim alanının neden olduğu ışıktaki hafif bir sapma, tahminlerini etkili bir şekilde doğrulayacaktı. Güneş&#8217;e yakın geçen ışığın bükülmesinin doğrulanması, o zamanlarda genel göreliliğin ilk kesin kanıtıydı. Sınırları aşan müthiş bir bilimsel çabanın eseri… Sonuç olarak İngiliz astrofizikçi Sir Arthur Eddington’ın -Frank Watson Dyson’ın da desteğiyle- 20.yüzyılın başlarında yerçekimi nedeniyle ışığın bükülmesini gözlemsel olarak teyit etmesi, bugün Einstein’ın teorisinin fiziğin en temel yasalarından birisi olarak anılmasında büyük bir rol oynamıştı. Bununla birlikte, yıldızlarının iç yapısına ve parlaklıklarına (Eddington sınırına) yönelik çalışmaların gidişatını belirlemesi açısından da Eddington’ın ismi fizik tarihine altın harflerle yazılacaktı. Bilimin, bayrakların ve sınırların ötesinde birleştirici gücüne bir örnek daha. Bilimin birleştirici gücü olmasaydı bugün Genel Görelilik Teorisi unutulup gidebilir, günümüzün bilimcileri bize geçtiğimiz haftaki gibi kara delik fotoğrafı sunamayabilirdi. O fotoğrafın ortaya çıkarılması da dünyanın dört bir yanından birçok ülke vatandaşı bilimcinin bir araya gelmesiyle mümkün olmuştu. Bu birliktelik, Einstein ve Eddington’a saygı duruşu niteliğindeydi. Bilim, her zaman olduğu gibi savaşa ve ayrımcılığa üstün gelmişti. (Not: Konuya ilgi duyuyorsanız 2008 yapımı Einstein ve Eddington filmini de izleyebilirsiniz.) Yazı: Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com &#160; Kaynakça: Stephen Hawking &#38; Leonard Mlodinov. Zamanın Kısa Tarihi, Çev: Selma Öğünç, Doğan Kitap, 2012 https://www.nature.com/articles/d41586-019-01172-z http://www-history.mcs.st-andrews.ac.uk/Biographies/Eddington.html https://www.physicsoftheuniverse.com/scientists_eddington.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/gorelilik-teorisinin-kanitlanmasinin-oykusu">Görelilik Teorisi&#8217;nin kanıtlanmasının öyküsü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4><b>Albert Einstein&#8217;ı yalnızlıktan kurtaran deneyin üzerinden 100 yıl geçti</b></h4>
<p><em>Genel Görelilik Teorisi’ni ortaya attığında büyük tepki toplayan Einstein, yalnız değildi. İngiliz astrofizikçi Arthur Stanley Eddington, bu teoriyi kanıtlamak için büyük bir uğraş vererek ona arka çıkmıştı. Bugün Eddington’ın Einstein’ın teorisine yönelik ilk kanıtı ortaya atmasının üzerinden 100 yıl geçti.</em></p>
<p>Evrenin temel fiziksel işleyişini anlayabilmek adına çığır açıcı bir teori olan ve bugün bilimsel bir yasa olarak kabul edilen Genel Görelilik Teorisi’ni ortaya atan Albert Einstein’ı yediden yetmişe tanımayan -neredeyse- yoktur. Ancak Arthur Stanley Eddington’ın (1882-1944) ismini -muhtemelen- büyük bir çoğunluğunuz bu yazıyla birlikte duymuş olacaksınız. Kendisi, Einstein’ın teorisini kanıtlayan ilk bilim insanı olmasının yanı sıra yıldızlar ile kara delikleri anlamak adına fizikte önemli bir yeri olan “Eddington sınırı” prensibinin de isim babası. Biz bu yazıda, onun Einstein’ın teorisi ile olan münasebetine değineceğiz.</p>
<p>Bugün Genel Görelilik Teorisi dediğiniz zaman buna karşı çıkan bir fizikçiye pek rastlayamazsınız. Hele ki geçtiğimiz hafta basına servis edilen kara delik fotoğrafının ardından. Ancak 100 yıl öncesinde durum pek de böyle değildi. Albert Einstein, Genel Görelilik Teorisi’ni 1916&#8217;da yayımlamıştı. Einstein bu teoriyi öyle bir anda ortaya atmamıştı. En az sekiz yıla yayılan bir çalışma ve daha öncesinden gelen derin matematik ve fiziksel bilgi birikimi, tahlil ve gözlem söz konusuydu. Bu teori, 1905&#8217;te Özel Görelilik (İzafiyet) Teorisi’ni yayımladıktan sonra geliştirdiği iç görülerinden doğmuştu.</p>
<p>Nasıl hareket ediyor olursa olsunlar, bütün gözlemciler için bilim yasalarının aynı olması gerektiği düşüncesine dayanan Einstein’ın Genel Görelilik Kuramı, kütleçekimi kuvvetini dört boyutlu uzay-zamanın eğrilmesiyle açıkladı. Başka bir deyişle, yıldız gibi büyük bir cisme yaklaşan ışık (ışınları), yerçekimi tarafından bükülüyordu. Bu etki niteliksel olarak Newton’un yerçekimi teorisi kullanılarak tahmin edilmişti. Newton&#8217;un kendisi de 1704’te yayımlanan<em> Opticks</em> kitabında tereddütlü bir şekilde şu önemli soruyu sormuştu: <em>“Cisimler ışığa uzaktan etki etmiyor ve hareketleriyle ışınlarını büküyorlar mı?”</em> Ama bu etkinin büyüklüğünü hesapladığına dair hiçbir kanıt söz konusu değildi (İlk tam hesaplama Alman matematikçi Johann Georg von Soldner tarafından 1804&#8217;te yayımlandı). Newton’un yerçekimi teorisi, elbette kavisli alanı (sapmayı) yerçekiminin bir sonucu olarak formüle etmemişti. Einstein’ın teorisinin kattığı yenilik buydu. Ve etkisini hesapladığında ışığın (Newton teorisinde olduğu gibi) kavisli uzayda saptığını doğruladı. Sapmayı ikiye katlayan bu eğrilikti.</p>
<p>Bunun genel geçer bir teori olmadığının anlaşılması ise bir hayli zaman alacaktı. Çünkü Einstein, Newton&#8217;un yerçekimi yasalarının formülasyonunu değiştirerek yer ve zaman kavramlarını ortadan kaldırdığı teorisiyle fizik camiasına farklı bir paradigma öneriyordu. Bu teori o dönemde büyük yankıya ve karşı seslerin yükselmesine neden olmuştu. Einstein’ın amacı bilim insanlarının bakış açısını değiştirmekti. Ancak işi kolay değildi. Zira teoriyi ortaya attıktan hemen sonraki yıllarda, bu teorinin doğru olup olmadığın dair kesin bir gözlemsel kanıt yoktu. Yoksa Einstein yalnız mıydı?</p>
<div id="attachment_16440" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-16440" class="wp-image-16440 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/01/eddinton-ve-einstein-cambridgede-300x288.jpg" alt="" width="300" height="288" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/01/eddinton-ve-einstein-cambridgede-300x288.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/01/eddinton-ve-einstein-cambridgede.jpg 816w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-16440" class="wp-caption-text">Haziran 1930&#8217;da Cambridge&#8217;deki Gözlemevi&#8217;nin bahçesinde çekilen bu fotoğrafta Einstein ile Eddington sohbet ediyor.</p></div>
<p><strong>Genel Görelilik Teorisi’ni kanıtlayan ilk isim: Arthur Stanley Eddington</strong></p>
<p>Arthur Stanley Eddington olmasaydı Einstein’ın bu teoriyi doğrulama yolunda bir hayli yalnız kalacağı ortadaydı. Şimdi Eddington’dan bahsetmenin tam sırası. Fizik üzerine yaptığı çarpıcı bilimsel çalışmalar sayesinde 1913 yılında Cambridge Üniversitesi’nde Astronomi ve Deneysel Felsefe Plumian Profesörü pozisyonuna getirilen Eddington, ertesi yıl tüm Cambridge Gözlemevi&#8217;nin de başına geçecekti. Bunun yanı sıra Kraliyet Topluluğu Üyesi olarak seçilmişti.</p>
<p>Birinci Dünya Savaşı sırasında Kraliyet Astronomi Derneği Sekreteri olarak Eddington, Hollandalı fizikçi Willem de Sitter&#8217;den Albert Einstein’ın yeni Genel Görelilik Teorisi hakkında bir dizi mektup ve yazı alan ilk kişilerdendi. Eddington, bu teoriyi doğru bir şekilde anlayabilecek matematik becerisine sahip birkaç İngiliz astronomundan biriydi. Genel Görelilik’le tanışmasının ardından hızlı bir şekilde İngiltere&#8217;de göreliliği savunanların başında geldi.</p>
<p>Einstein, Eddington’ın Cambridge’de verdiği derslerden ve desteğinden haberdardı. Eddington bu derslerini, 1923&#8217;te Matematiksel Görelilik Teorisi adıyla yayımlanan kitabının temeli olarak kullanacaktı. Einstein, bu çalışma için şunları söylemişti: <em>“Herhangi bir dilde konunun en iyi sunumu.”</em> Kısacası Eddington, astrofizik ve kozmoloji konusundaki derin bilgi birikimine dayanarak Einstein’ın teorisi ile ilgilenen bir astronomdu ve bunu ispatlama görevini üstlenmişti.</p>
<p>Eddington, bu teoriyi kanıtlamak için tam güneş tutulmasını dayanak olarak gösterecekti. Güneşten gelen ışığın yerçekimi tarafından sapmasının veya bükülmesinin ölçülebileceğini savunuyordu. Bu kritik bir testti, çünkü Einstein’ın teorisi, Isaac Newton’un evrensel çekim kuvveti yasası kullanılarak elde edilen değerin tam olarak iki katı bir sapma öngörüyordu. İhtiyaç duyulan tutulma, 1919 yılında yani bundan tam 100 yıl önce gerçekleşti. Eddington, Kuzey Brezilya&#8217;daki Sobral ve Kuzey Afrika kıyılarındaki Príncipe adasından bunu kanıtlamaya girişti. Ancak işi hiç de kolay değildi; tüm dehşetiyle devam eden Birinci Dünya Savaşı, hem İngiliz ve Alman bilim insanları arasındaki mesafeyi açıyor hem de bilimsel gözlem için seyahatler yapmalarına engel oluyordu.</p>
<div id="attachment_16441" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-16441" class="size-medium wp-image-16441" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/01/1919-solar-eclipse-300x257.jpg" alt="" width="300" height="257" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/01/1919-solar-eclipse-300x257.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/01/1919-solar-eclipse.jpg 630w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-16441" class="wp-caption-text">Albert Einstein’ın teorisinin ilk kanıtı, 1919’da Eddington öncülüğünde tam güneş tutulmasının gözlemlenmesiyle mümkün oldu. The Nautical Almanac’ta yer alan bu harita, Kuzey Brezilya&#8217;daki Sobral’den Kuzey Afrika kıyılarındaki Príncipe adasına tam tutulmanın gözlemlenebileceği çizgiyi gösteriyor.</p></div>
<p><strong>Bilim sınırları ortadan kaldırıyor</strong></p>
<p>Einstein bir Alman ve kendisi de bir İngilizdi; yani birbirine düşman iki taraf, bilim için kolkolaydı. Eddington’ın vicdani retçi olması da bu iş birliğinde pay sahibiydi tabii ki. Savaş yıllarından önce kurdukları dostluklar ve bilimin birleştiriciliği bu teorinin kanıtlanmasına yardımcı olacaktı. Eddington, daha sonra Cambridge Gözlemevi ve Kraliyet Astronomi Derneği&#8217;nin müdürü olacak Frank Watson Dyson’ın da desteğini alarak 1919&#8217;da tam güneş tutulmasıyla bu teoriyi kanıtlayacaktı.</p>
<p>İşleyiş şu şekilde olacaktı; Tutulma sırasında Güneş, Taurus Takımyıldızı’ndaki parlak yıldızlar kümesi olan Hyades&#8217;in önünde konumlanacaktı. Böylece, tutulma diskinin yakınındaki birçok yıldız görünür olacaktı. (Bu, Einstein tarafından tahmin edilen ışık bükülmesinin, Güneş&#8217;e yakın gözlemlenen yıldızlarda en büyük etkiyi yaratacağı için önemliydi.) Yıldızların Güneş&#8217;e göre konumları, fotografik plakalar üzerine kaydedilebilir, ölçülebilir ve sonra yıldızları gösteren referans plakalarla karşılaştırılabilirdi. Güneş, görüş alanını kapatmıyordu. Güneş&#8217;in çekim alanının neden olduğu herhangi bir belirgin kayma daha sonra hesaplanabilirdi. Ne kadar fazla yıldız ölçülürse, gözlemcinin sistematik hataları düzeltme ve rastgele hataları azaltma şansı o kadar iyi olurdu.</p>
<p>Fikir buydu. Ancak hem gözlem yapma tekniklerinde hem de -daha önce belirttiğimiz gibi- keşif lojistiğinde pratikte aşılması gereken birçok engel vardı. Tutulma yolunu izlemek (Kuzey Brezilya’dan Atlantik’e, oradan da Batı Afrika’ya geçmek) ülkeler arası düşmanlıklar sebebiyle çok zordu. Kasım 1918&#8217;deki ateşkes, planı yürürlüğe koymak için büyük fırsat oldu. Dyson, genelde İngiltere’de kalırken Eddington, Príncipe&#8217;ye gitti; Londra&#8217;daki Royal Greenwich Gözlemevi’nde çalışan Andrew Crommelin ise Sobral&#8217;a gitti.</p>
<p>Eddington’ın 1919’da Afrika’daki Príncipe adasında kaydettiği güneş tutulması gözlemleri ve fotoğrafları, Einstein’ın da öngördüğü gibi Güneş&#8217;in çekim alanının neden olduğu ışıktaki hafif bir sapma, tahminlerini etkili bir şekilde doğrulayacaktı. Güneş&#8217;e yakın geçen ışığın bükülmesinin doğrulanması, o zamanlarda genel göreliliğin ilk kesin kanıtıydı. Sınırları aşan müthiş bir bilimsel çabanın eseri…</p>
<p>Sonuç olarak İngiliz astrofizikçi Sir Arthur Eddington’ın -Frank Watson Dyson’ın da desteğiyle- 20.yüzyılın başlarında yerçekimi nedeniyle ışığın bükülmesini gözlemsel olarak teyit etmesi, bugün Einstein’ın teorisinin fiziğin en temel yasalarından birisi olarak anılmasında büyük bir rol oynamıştı. Bununla birlikte, yıldızlarının iç yapısına ve parlaklıklarına (Eddington sınırına) yönelik çalışmaların gidişatını belirlemesi açısından da Eddington’ın ismi fizik tarihine altın harflerle yazılacaktı.</p>
<p>Bilimin, bayrakların ve sınırların ötesinde birleştirici gücüne bir örnek daha. Bilimin birleştirici gücü olmasaydı bugün Genel Görelilik Teorisi unutulup gidebilir, günümüzün bilimcileri bize geçtiğimiz haftaki gibi kara delik fotoğrafı sunamayabilirdi. O fotoğrafın ortaya çıkarılması da dünyanın dört bir yanından birçok ülke vatandaşı bilimcinin bir araya gelmesiyle mümkün olmuştu. Bu birliktelik, Einstein ve Eddington’a saygı duruşu niteliğindeydi. Bilim, her zaman olduğu gibi savaşa ve ayrımcılığa üstün gelmişti.</p>
<p><strong>(Not:</strong> Konuya ilgi duyuyorsanız 2008 yapımı <em>Einstein ve Eddington</em> filmini de izleyebilirsiniz.)</p>
<p><strong>Yazı: </strong><strong>Batuhan Sarıcan / </strong><a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<p>Stephen Hawking &amp; Leonard Mlodinov. <strong>Zamanın Kısa Tarihi</strong>, Çev: Selma Öğünç, Doğan Kitap, 2012</p>
<p><a href="https://www.nature.com/articles/d41586-019-01172-z">https://www.nature.com/articles/d41586-019-01172-z</a></p>
<p><a href="http://www-history.mcs.st-andrews.ac.uk/Biographies/Eddington.html">http://www-history.mcs.st-andrews.ac.uk/Biographies/Eddington.html</a></p>
<p><a href="https://www.physicsoftheuniverse.com/scientists_eddington.html">https://www.physicsoftheuniverse.com/scientists_eddington.html</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/gorelilik-teorisinin-kanitlanmasinin-oykusu">Görelilik Teorisi&#8217;nin kanıtlanmasının öyküsü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16439</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Albert Einstein ile eşi Mileva Marić arasındaki muamma çözüldü mü?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/albert-einstein-ile-esi-mileva-maric-arasindaki-muamma-cozuldu-mu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 May 2019 12:03:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[Einstein’s Wife: The Real Story of Mileva Einstein-Marić]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[görelilik teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[mektup]]></category>
		<category><![CDATA[Mileva Marić]]></category>
		<category><![CDATA[muamma]]></category>
		<category><![CDATA[teori]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13976</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Her başarılı erkeğin ardında bir kadın gizlidir.” Albert Einstein’ın bile… Öylesine kapalı kapılar ardında kalan bir hikâye ki bu, bilim tarihçileri, Einstein’ın görelilik teorisinde karısı Mileva Marić’in katkısı olup olmadığını tartışıyor bugün. Peki ama işin aslı ne? Albert Einstein&#8217;ın ilk karısı Mileva Marić’i Albert’in kendisi kadar tanıyor musunuz? Pek sanmıyoruz. Marić yıllarca unutuldu. Ta ki 1986 yılında, ikili arasında öğrencilik günlerinde başlayan yazışmalar keşfedilene kadar. Bu yazışmalarla birlikte kapalı kapılar aralanmaya başladı. Mileva’nın öyküsünü anlatanların bazıları, şaşırtıcı iddialarda bulundu; onun, kocasının dehasının ötesine geçen parlak bir matematikçi olduğunu ve 1905&#8217;te görelilik üzerine yazdığı makalesi de dahil olmak üzere Einstein’ın ardındaki asıl dehanın o olduğuna işaret eden bazı iddialar ortaya attılar. Kapsamlı bir tarihi araştırmaya dayanan ve yeni yayımlanan bir kitap ise Mileva’nın gerçek hikayesine bugüne kadar hiç olmadığı kadar yaklaşmış gözüküyor: “Einstein’s Wife: The Real Story of Mileva Einstein-Marić” (Einstein’ın Karısı: Mileva Einstein-Marić’in Gerçek Hikayesi) Emekli olmadan önce Londra&#8217;daki Southwark Koleji&#8217;nde Matematik ve Fizik Bölümü Öğretim Üyesi olan Allen Esterson ve Hofstra Üniversitesi&#8217;nden Emeritus Profesör David C. Cassidy’nin, bilim tarihi kitaplarıyla tanınan Ruth Lewin Sime’nin katkılarıyla yazdığı bu kitap, Albert ve çocukları için bilimsel kariyerinden vazgeçen bir bilim insanının, Mileva’nın hikayesini irdeliyor: “Albert ile eşi arasındaki muamma çözüldü mü?” sorusu bile tek başına, kitabı okunmaya değer kılıyor. Bu muammayı çözebilmek için hummalı bir çalışma yapıldı. El yazması mektuplar, okul transkriptleri ve bu gizi çözmeye yönelik çeşitli tarihi belgeler incelendi. Çiftin eski okul kayıtlarından ikisi arasında yazılan mektuplara kadar her detayı inceleyen, dikkatli ve kapsamlı bir araştırmanın eseri olan bu kitapta, Einstein&#8217;ın gölgesinde yaşamanın nasıl bir şey olduğuna yönelik psikolojik izler de buluyoruz: Tam anlamıyla bir adanmışlık ve bir kadının gururunu yansıtan derin sessizlik. Tulane Üniversitesi Tarih Profesörü ve aynı zamanda “Einstein: Yaşamı ve Evreni” isimli kitabın da yazarı olan Walter Isaacson da Einstein&#8217;ın ilk eşinin, teorilerine yaptığı katkılar konusunun tartışmalı olduğunu kabul ediyor. Titiz ve derinlemesine olduğunu ifade ettiği bu son kitabın ise efsanelerden ve komplo teorilerinden sıyrılarak Mileva Einstein-Marić’in ilginç ve ilham verici gerçek hikayesine odaklandığını söylüyor. Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden tarih profesörü Diana L. Kormos-Buchwald ise kitabı, derinlemesine araştırılmış bir kaynak olarak nitelendiriyor. Kormos-Buchwald, Mileva ile kocası Albert arasındaki bilimsel ilişkiye dair şehir efsanelerinin arttığı bir ortamda, bu kitabın çok gerekli bir “aydınlatıcı” olduğunu savunuyor. Kitapta sunulan belgelerle başarı/başarısızlıklarının ve mücadele ettikleri çevrenin açıkça gösterilmiş olduğunu ifade ediyor. Mileva’nın gerçek hikayesi, bilimde kadının yerini sorgulatıyor 1875 yılında Titel, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırları içinde doğan Mileva, o dönemde bilim dalında yüksek öğrenime devam eden cesur ve zeki birkaç kadından biriydi; O ve Albert’in yolu, Zürih Politeknik&#8217;te kesişecekti. Ne yazık ki Mileva bilim kariyerinde bir dizi başarısızlığa uğradı &#8211; başarısız sınavlar, yoluna taş koyan doktora tez danışmanı ve Einstein&#8217;dan evlilik dışı hamileliği… Ardından o ve Albert 1903&#8217;te evlendi ve iki oğulları oldu, ancak evlilik yürümeyecekti. Mileva, kocasının “itibarsız” ortak yazarı veya ücretsiz asistanı mı yoksa yoldaşı mıydı? Kocasının gizli işbirlikçisi olduğuna inanmak, birçok insana cazip gelse de “Einstein&#8217;ın Karısı” eserinin yazarları gerçek kanıtlara bakıyor ve önemli tarihsel bağlamlar sunuluyor. Anlattıkları hikâye, bilimin o dönemde kadınlara karşı hiç de hoş davranmadığının ve çeşitli engellerle mücadele eden cesur ve kararlı bir genç kadının hikayesidir. Aslında kitap Maric&#8217;in yanı sıra kadınların yirminci yüzyılın başında bilim dünyasına girmek için verdiği mücadeleyi de anlatıyor. Başarının cinsiyete dayalı değil, fırsat eşitliği, teşvik ortamı ve eğitime dayandığını ve kadınların bu konuda yaşadığı zorlukları da yansıtıyor. Mileva&#8217;nın hayatını araştırmak için 50 yılını harcayan Ljubljana Üniversitesi&#8217;nde eski bir fizik profesörü olan Dord Krstić de buna katılıyor. İyi bir araştırmanın eseri olan “Mileva &#38; Albert Einstein: Their Love and Scientific Collaboration” isimli kitabında o zamanlarda kadınlara yönelik yaygın önyargı göz önüne alındığında, bir kadınla birlikte yayımlanan bir yayının daha az ağırlık taşıyabileceğini ve aslında Mileva’nın olabilecek bazı çalışmaların yalnızca Albert Einstein imzasıyla yayımlandığını öne sürüyor. Tarihe ışık tutan mektuplar “Einstein’ın Karısı” kitabına dönecek olursak kitabın temelini ikili arasındaki mektuplar oluşturuyor. 1899-1903 yılları arasında Albert’in Mileva’ya attığı 43, Mileva’nın Albert’e gönderdiği mektuplarınsa 10 tanesi korunabilmiş. Bu mektuplarda yer alan ifadeler, Mileva’nın metodik ve dayanışmacı olduğunu, ayrıca Albert’in enerjisini çalışmasına kanalize etmesine yardım ettiğini açıkça gösteriyor. Mektupları ve sayısız ifadelerinden, Mileva Marić ve Albert Einstein&#8217;ın okul günlerinden 1914&#8217;e kadar yakın işbirliği içinde oldukları anlaşılıyor. Albert mektuplarında, “izafi hareket üzerine yaptığımız çalışma” gibi ortak çalışmaya işaret eden ifadelere de tekrar tekrar yer veriyor. Bu okuduklarımızdan varabileceğimiz sonuç, Mileva Marić’in Albert’ın bir bilim insanı olarak gelişmesine kesin olarak katkıda bulunduğudur. Einstein’la evlendikten ve bir çocuğu da engelli doğduktan sonra bilim kariyerinden vazgeçen bir kadından bahsediyoruz. Ancak yazarlar, asıl gizemli konu hakkında, bazılarının iddia ettiği gibi göreliliğin ortak mucidi olduğuna dair kesin hiçbir kanıt bulamıyorlar. Peki ama neden? Araları bozulmadan (Albert onu terk etmeden) önceki dönemdeki işbirlikleri sevgiye ve karşılıklı saygıya dayanıyordu; olağandışı işler üretmelerine izin veren de buydu belki. Albert’in yeteneğini tanıyan ilk kişi Mileva’ydı. O olmasaydı, Albert asla başaramazdı. Mileva, Albert için kendi tutkularını bıraktı, onunla çalışmaktan mutluluk duyarak başarısına katkıda bulundu. Bir kez başladıktan sonra, çalışmalarını Albert’in adıyla imzalama işlemi tersine çevrilemez bir hal aldı. Erkek egemen bir bilim topluluğunda Mileva sessiz kaldı. Belki de sadece ona olan aşkından ve Albert’in mutluluğunu kendi mutluluğu olarak kabul etmesinden. Çünkü Albert için başarı demek mutluluk demekti. Mileva, Albert için mutsuzluğu göze alacaktı. Yazı: Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com Kaynakça: https://www.nature.com/articles/d41586-019-00741-6 https://www.scientificamerican.com/article/the-true-story-of-einsteins-wife-a-revised-history-of-humans-and-other-new-science-books/ https://mitpress.mit.edu/books/einsteins-wife https://blogs.scientificamerican.com/guest-blog/the-forgotten-life-of-einsteins-first-wife/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/albert-einstein-ile-esi-mileva-maric-arasindaki-muamma-cozuldu-mu">Albert Einstein ile eşi Mileva Marić arasındaki muamma çözüldü mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Her başarılı erkeğin ardında bir kadın gizlidir.” Albert Einstein’ın bile… Öylesine kapalı kapılar ardında kalan bir hikâye ki bu, bilim tarihçileri, Einstein’ın görelilik teorisinde karısı Mileva Marić’in katkısı olup olmadığını tartışıyor bugün. Peki ama işin aslı ne?</em></p>
<p>Albert Einstein&#8217;ın ilk karısı Mileva Marić’i Albert’in kendisi kadar tanıyor musunuz? Pek sanmıyoruz. Marić yıllarca unutuldu. Ta ki 1986 yılında, ikili arasında öğrencilik günlerinde başlayan yazışmalar keşfedilene kadar. Bu yazışmalarla birlikte kapalı kapılar aralanmaya başladı. Mileva’nın öyküsünü anlatanların bazıları, şaşırtıcı iddialarda bulundu; onun, kocasının dehasının ötesine geçen parlak bir matematikçi olduğunu ve 1905&#8217;te görelilik üzerine yazdığı makalesi de dahil olmak üzere Einstein’ın ardındaki asıl dehanın o olduğuna işaret eden bazı iddialar ortaya attılar. Kapsamlı bir tarihi araştırmaya dayanan ve yeni yayımlanan bir kitap ise Mileva’nın gerçek hikayesine bugüne kadar hiç olmadığı kadar yaklaşmış gözüküyor: <strong>“Einstein’s Wife: The Real Story of Mileva Einstein-Marić” (Einstein’ın Karısı: Mileva Einstein-Marić’in Gerçek Hikayesi) </strong></p>
<p>Emekli olmadan önce Londra&#8217;daki Southwark Koleji&#8217;nde Matematik ve Fizik Bölümü Öğretim Üyesi olan Allen Esterson ve Hofstra Üniversitesi&#8217;nden Emeritus Profesör David C. Cassidy’nin, bilim tarihi kitaplarıyla tanınan Ruth Lewin Sime’nin katkılarıyla yazdığı bu kitap, Albert ve çocukları için bilimsel kariyerinden vazgeçen bir bilim insanının, Mileva’nın hikayesini irdeliyor: “Albert ile eşi arasındaki muamma çözüldü mü?” sorusu bile tek başına, kitabı okunmaya değer kılıyor.</p>
<p>Bu muammayı çözebilmek için hummalı bir çalışma yapıldı. El yazması mektuplar, okul transkriptleri ve bu gizi çözmeye yönelik çeşitli tarihi belgeler incelendi. Çiftin eski okul kayıtlarından ikisi arasında yazılan mektuplara kadar her detayı inceleyen, dikkatli ve kapsamlı bir araştırmanın eseri olan bu kitapta, Einstein&#8217;ın gölgesinde yaşamanın nasıl bir şey olduğuna yönelik psikolojik izler de buluyoruz: Tam anlamıyla bir adanmışlık ve bir kadının gururunu yansıtan derin sessizlik.</p>
<p>Tulane Üniversitesi Tarih Profesörü ve aynı zamanda <em>“Einstein: Yaşamı ve Evreni”</em> isimli kitabın da yazarı olan Walter Isaacson da Einstein&#8217;ın ilk eşinin, teorilerine yaptığı katkılar konusunun tartışmalı olduğunu kabul ediyor. Titiz ve derinlemesine olduğunu ifade ettiği bu son kitabın ise efsanelerden ve komplo teorilerinden sıyrılarak Mileva Einstein-Marić’in ilginç ve ilham verici gerçek hikayesine odaklandığını söylüyor.</p>
<p>Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden tarih profesörü Diana L. Kormos-Buchwald ise kitabı, derinlemesine araştırılmış bir kaynak olarak nitelendiriyor. Kormos-Buchwald, Mileva ile kocası Albert arasındaki bilimsel ilişkiye dair şehir efsanelerinin arttığı bir ortamda, bu kitabın çok gerekli bir “aydınlatıcı” olduğunu savunuyor. Kitapta sunulan belgelerle başarı/başarısızlıklarının ve mücadele ettikleri çevrenin açıkça gösterilmiş olduğunu ifade ediyor.</p>
<div id="attachment_13979" style="width: 274px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-13979" class="wp-image-13979 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/05/mileva-maric-264x300.jpg" alt="" width="264" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/05/mileva-maric-264x300.jpg 264w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/05/mileva-maric.jpg 527w" sizes="(max-width: 264px) 100vw, 264px" /><p id="caption-attachment-13979" class="wp-caption-text">Kanıtlar, Mileva Marić’in o dönemde bilim dünyasının erkek egemen anlayışına karşı zorluk yaşadığını gösteriyor.</p></div>
<p><strong>Mileva’nın gerçek hikayesi, bilimde kadının yerini sorgulatıyor</strong></p>
<p>1875 yılında Titel, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırları içinde doğan Mileva, o dönemde bilim dalında yüksek öğrenime devam eden cesur ve zeki birkaç kadından biriydi; O ve Albert’in yolu, Zürih Politeknik&#8217;te kesişecekti.</p>
<p>Ne yazık ki Mileva bilim kariyerinde bir dizi başarısızlığa uğradı &#8211; başarısız sınavlar, yoluna taş koyan doktora tez danışmanı ve Einstein&#8217;dan evlilik dışı hamileliği… Ardından o ve Albert 1903&#8217;te evlendi ve iki oğulları oldu, ancak evlilik yürümeyecekti. Mileva, kocasının “itibarsız” ortak yazarı veya ücretsiz asistanı mı yoksa yoldaşı mıydı? Kocasının gizli işbirlikçisi olduğuna inanmak, birçok insana cazip gelse de <em>“Einstein&#8217;ın Karısı” </em>eserinin yazarları gerçek kanıtlara bakıyor ve önemli tarihsel bağlamlar sunuluyor. Anlattıkları hikâye, bilimin o dönemde kadınlara karşı hiç de hoş davranmadığının ve çeşitli engellerle mücadele eden cesur ve kararlı bir genç kadının hikayesidir.</p>
<p>Aslında kitap Maric&#8217;in yanı sıra kadınların yirminci yüzyılın başında bilim dünyasına girmek için verdiği mücadeleyi de anlatıyor. Başarının cinsiyete dayalı değil, fırsat eşitliği, teşvik ortamı ve eğitime dayandığını ve kadınların bu konuda yaşadığı zorlukları da yansıtıyor.</p>
<p>Mileva&#8217;nın hayatını araştırmak için 50 yılını harcayan Ljubljana Üniversitesi&#8217;nde eski bir fizik profesörü olan Dord Krstić de buna katılıyor. İyi bir araştırmanın eseri olan <em>“Mileva &amp; Albert Einstein: Their Love and Scientific Collaboration”</em> isimli kitabında o zamanlarda kadınlara yönelik yaygın önyargı göz önüne alındığında, bir kadınla birlikte yayımlanan bir yayının daha az ağırlık taşıyabileceğini ve aslında Mileva’nın olabilecek bazı çalışmaların yalnızca Albert Einstein imzasıyla yayımlandığını öne sürüyor.</p>
<div id="attachment_13978" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-13978" class="wp-image-13978 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/05/mileva-mektup-300x223.jpg" alt="" width="300" height="223" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/05/mileva-mektup-300x223.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/05/mileva-mektup.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-13978" class="wp-caption-text">Albert Einstein’ın Mileva Marić’e gönderdiği mektuplarda, “izafi hareket üzerine yaptığımız çalışma” gibi ortak çalışmaya işaret eden ifadeler yer alıyor.</p></div>
<p><strong>Tarihe ışık tutan mektuplar</strong></p>
<p>“Einstein’ın Karısı” kitabına dönecek olursak kitabın temelini ikili arasındaki mektuplar oluşturuyor. 1899-1903 yılları arasında Albert’in Mileva’ya attığı 43, Mileva’nın Albert’e gönderdiği mektuplarınsa 10 tanesi korunabilmiş. Bu mektuplarda yer alan ifadeler, Mileva’nın metodik ve dayanışmacı olduğunu, ayrıca Albert’in enerjisini çalışmasına kanalize etmesine yardım ettiğini açıkça gösteriyor.</p>
<p>Mektupları ve sayısız ifadelerinden, Mileva Marić ve Albert Einstein&#8217;ın okul günlerinden 1914&#8217;e kadar yakın işbirliği içinde oldukları anlaşılıyor. Albert mektuplarında, “izafi hareket üzerine yaptığımız çalışma” gibi ortak çalışmaya işaret eden ifadelere de tekrar tekrar yer veriyor.</p>
<p>Bu okuduklarımızdan varabileceğimiz sonuç, Mileva Marić’in Albert’ın bir bilim insanı olarak gelişmesine kesin olarak katkıda bulunduğudur. Einstein’la evlendikten ve bir çocuğu da engelli doğduktan sonra bilim kariyerinden vazgeçen bir kadından bahsediyoruz. Ancak yazarlar, asıl gizemli konu hakkında, bazılarının iddia ettiği gibi göreliliğin ortak mucidi olduğuna dair kesin hiçbir kanıt bulamıyorlar. Peki ama neden?</p>
<p>Araları bozulmadan (Albert onu terk etmeden) önceki dönemdeki işbirlikleri sevgiye ve karşılıklı saygıya dayanıyordu; olağandışı işler üretmelerine izin veren de buydu belki. Albert’in yeteneğini tanıyan ilk kişi Mileva’ydı. O olmasaydı, Albert asla başaramazdı. Mileva, Albert için kendi tutkularını bıraktı, onunla çalışmaktan mutluluk duyarak başarısına katkıda bulundu. Bir kez başladıktan sonra, çalışmalarını Albert’in adıyla imzalama işlemi tersine çevrilemez bir hal aldı. Erkek egemen bir bilim topluluğunda Mileva sessiz kaldı. Belki de sadece ona olan aşkından ve Albert’in mutluluğunu kendi mutluluğu olarak kabul etmesinden. Çünkü Albert için başarı demek mutluluk demekti. Mileva, Albert için mutsuzluğu göze alacaktı.</p>
<p><strong>Yazı: </strong>Batuhan Sarıcan / <a href="mailto:batusarican@gmail.com"><strong>batusarican@gmail.com</strong></a></p>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<p><a href="https://www.nature.com/articles/d41586-019-00741-6">https://www.nature.com/articles/d41586-019-00741-6</a></p>
<p><a href="https://www.scientificamerican.com/article/the-true-story-of-einsteins-wife-a-revised-history-of-humans-and-other-new-science-books/">https://www.scientificamerican.com/article/the-true-story-of-einsteins-wife-a-revised-history-of-humans-and-other-new-science-books/</a></p>
<p><a href="https://mitpress.mit.edu/books/einsteins-wife">https://mitpress.mit.edu/books/einsteins-wife</a></p>
<p><a href="https://blogs.scientificamerican.com/guest-blog/the-forgotten-life-of-einsteins-first-wife/">https://blogs.scientificamerican.com/guest-blog/the-forgotten-life-of-einsteins-first-wife/</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/albert-einstein-ile-esi-mileva-maric-arasindaki-muamma-cozuldu-mu">Albert Einstein ile eşi Mileva Marić arasındaki muamma çözüldü mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13976</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Element bulan kadın bilimciler: Periyodik Tablo 150 yaşında &#8211; 2</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/element-bulan-kadin-bilimciler-periyodik-tablo-150-yasinda-2</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Feb 2019 12:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[biyokimya]]></category>
		<category><![CDATA[Dimitri Mendeleyev]]></category>
		<category><![CDATA[elementler]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[harriet brooks]]></category>
		<category><![CDATA[Henri Becquerel]]></category>
		<category><![CDATA[ida noddack]]></category>
		<category><![CDATA[kadın bilimciler]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[lisa meitner]]></category>
		<category><![CDATA[marguerite perey]]></category>
		<category><![CDATA[marie curie]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[paul langevin]]></category>
		<category><![CDATA[periyodik tablo]]></category>
		<category><![CDATA[polonyum]]></category>
		<category><![CDATA[radyum]]></category>
		<category><![CDATA[walter noddack]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13051</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler bu yılı, dünyamızı (insanları, hayvanları, bitkileri, doğayı) oluşturan elementleri ilk kez bilimsel bir sıraya sokan Rus bilimci Mendeleyev’i, bu buluşunun 150’inci yılında anmaya davet ediyor. Mendeleyev’den önce de bazı bilimciler, bu sıralamayı yapmaya çalışmıştı, ama başarılı olamadılar. Ondan 150 yıl sonra ise, bu sıralamayı günümüzde güncellemek Uluslararası Temel ve Uygulamalı Kimya Birliği’nin işi (International Union of Pure and Applied Chemistry &#8211; IUPAC). En son 2016’da Element Tablosu’na 118’inci element olarak Oganesson’u eklediler. Mendeleyev’den bu yana bazısı doğal, bazısı yarı-doğal, bir kısmı tamamen sentetik yeni elementler bulundu. Ve sırada şimdi 119’uncu element var. Ama, onun işi uzun sürecek: Uluslararası bilim dünyasının saygın akademik dergisi Nature, bu 119’un “nasıl” bulunacağını, yemek tarifi gibi verdi (doi:10.1038/d41586-019-00285-9): Yeni element nasıl yapılır? Birkaç miligram Berkelyum alınız. Bu, sadece ileri düzeyde uzman nükleer reaktörlerde nadir olarak bulunan radyoaktif bir metal. Bunu Titanyum iyonları ile bomdardıman ediniz. İşlem, ışık hızının onda biri hızda olmalı. Hızı bir yıl boyunca sürdürün (Çok sabır gerektiriyor, çok). Her 10 kentilyonuncu (10 üzeri 18) Titanyum iyonu Berkelyum’a çarptıkça, bu deney sonucunda “belki” element 119’un tek bir atomunu elde edebilirsiniz. İşte o, “ender” durumda, Titanyum ve Berkelyum çekirdekleri (nucleus) çarpışacak. Ve bu, o ana kadar dünyada, hatta evrende hiç ama hiç görülmemiş durum olacak. Ama bu yeni atom, bir milisaniyenin onda biri kadar sürede çürüyecek: Element 119, bir an var olacak, aynı anda yok olacak. Bu varla yok arası Element 119’un “geçici” ismi ise hazır: Ununennium. Britannica Ansiklopedisi, bu element için “varsayım” diyor. Nature dergisindeki uzun makalenin başlığı, durumu açıkça özetlemiş: “Kimyanın uç noktası”. Amerikan Bilim Akademisi gibi çalışan Smithsonian Enstitüsü sormuş: “Periyodik Tablo’nun hiç sonuna gelecek miyiz?” Aslında bilim ve teknoloji Taş Devri’nden beri hep var, hiç durmadı, hep ilerliyor, ilerleyecek. Zaten, sanki Element 119 bulundu da, sıra Element 120’ye gelmiş gibi uğraşanlar buna da geçici ismini verdiler bile: Unbinilium. Darmstadt/Almanya’da Helmholtz Ağır İyon Araştırma Merkezi (GSI) 120’yi bulmak için kararlılıkla çalışıyor: Burada 1981-1996 arasında 6 sentetik element bulundu. 2010-12 arasında ise 5 sentetik elementin varlığı saptandı. GCI, bu “başarısı” ile başka elementler de bulur her halde? Bu konuda uluslararası bir yarış var ileri bilgi toplumu bilimcileri arasında. Kim kaç element buldu? Şimdiye kadar İngiltere 24 element “bulmuş”. Onu, 21 elementle ABD izliyor. İsveç 20. Almanya 19. Fransa 17. Rusya 9. Avusturya 3. Danimarka 2. İtalya ve İspanya birer. Eski çağlardan beri “bilinen” elementler 12 tane. (Bazı buluşlar ortaklaşa olduğundan, element sayısı “fazla” görünüyor. Grafik: Google Science Fair, 27.04.2014). Bu elementlerin bazılarını ise kadın bilimciler buldular: Polonyum ve Radyum’u bulma şerefi Marie Curie’ye ait. Radon’u Ernest Rutherford’la birlikte Harriet Brooks. Protaktinyum’u Otto Hahn ile birlikte Lisa Meitner. Renyum’u Ida ve eşi Walter Noddack. Frankiyum’u Marguerite Perey. Bu bilimcilerden örneğin Marie Curie, Marguerite Perey, onurlandırıldı. Ama örneğin Lisa Meitner’e çok uzun yıllar boyunca “hiçbir katkısı olmamış” gibi davranıldı. İsmi yok sayıldı. Böyle “çok” kadın bilimci var. Kadın bilimcilerin, erkek bilimcilerin gözünde “sadece” sekreter, laborant, getir-götür işi yapan “isimsiz” elemanlar gibi görüldükleri bu “emek ve fikir hırsızlığı” eski dönemlerin ayıbı. Ayrıca, siyasi olayların da hayatları mahvettiği yıllar&#8230; Hem şanslı, hem şanssız: Marie Curie Radyoaktiviteyi Fransız bilimci Henri Becquerel 1896’da bulmuştu. Curie, bu çalışmayı, kimyacı eşi Pierre ile birlikte geliştirdi. Neticede iki element birden buldu: Polonyum ve Radyum. Ama Nobel Komitesi, Curie’nin rolünü görmezden gelince eşi Pierre’in itirazı üzerine 1903 Nobeli Becquerel’le birlikte Curie’lere paylaştırıldı. Polonya’dan Paris’e göçüp, adını Marja Skladowska’dan Fransızca Marie’ye dönüştüren, binbir sıkıntı çekerek Fransızlaşmaya çalışan Curie’nin hayatı Pierre’in 1906’da ölümüyle altüst oldu. Curie, yılmadan çalışmaya devam ederek 1911’de ikinci Nobelini Kimya dalında aldı – bu sefer tek başına. Üstelik, buluşları için patent almadan&#8230; Ama arada bir skandal var: 38 yaşında dul kalan Curie; evli, 4 çocuklu fizikçi Paul Langevin’e aşık olunca basın, Curie’yi yerin dibine batırdı. Depresyondan hastalanan Curie, çareyi İngiltere’de izini kaybettirmekte buldu. Bu arada Langevin’ler boşandı. Ama kader, kısmet: Langevin’in torunu ile Curie’nin torunu evlendiler. Kızları Hélène Langevin-Joliot, nükleer fizikçi oldu. Şimdi 91 yaşında. Kardeşi Pierre Adrien Joliot-Curie, ünlü bir biyokimyacı oldu. Şimdi 86 yaşında. Marie Curie, Birinci Savaş sırasında mobil Röntgen Servisi kurarak (inovasyon!) orduya hizmet verdi. Radyoaktivite ile sürekli teması yüzünden 67 yaşında anemiden öldü. Cenazesi taa 1995’te, Fransız “büyüklerinin” mezarlarının bulunduğu Pantheon’a Cumhurbaşkanı François Mitterrand’nın kararıyla, devlet töreniyle nakledildi. Curie’nin kızı Irène Joliot-Curie (ve eşi) de bilimciydiler: 1935’te birlikte Kimya Nobeli kazandılar. Onların çocukları da Fransa’da tanınmış bilimciler oldular. Adı yok bilimci: Lise Meitner Avusturya yahudisi Lise Meitner ile yahudi olmayan Alman fizikçi Otto Hahn 1917-18’de 91’inci element Protaktinyum’u buldular. Daha sonra birlikte çalışmaya devam ettiler. Ta ki Naziler, işleri berbat edene kadar&#8230; Meitner, Almanya’dan Hollanda’ya, sonra Danimarka’ya, sonra İsveç’e kaçmak zorunda kaldı. Orada, Hahn ile uzaktan sürdürdüğü çalışmalarıyla, bugün Atom Bombası olarak bildiğimiz kimyasal reaksiyonun teorik mekanizmasını buldu: Nükleer fizyon (atom çekirdeklerinin bölünmesi). Ama Otto Hahn 1939’da, buluşu kendisi yapmış gibi yayınladı. Meitner’den söz etmedi. Meitner’in “kaçak” bir yahudi olmasından mı, kıskançlıktan mı bilinmez. Neticede Nazi Yönetimi, Atom Bombası’nın nasıl yapılacağının formülünü daha o zaman elde etti. Ama bu iş için gereken tesisler ve bazı kimyasallar Amerikan ve İngiliz hava saldırılarıyla yok edilince, Naziler bomba projesinde geride kaldılar. ABD’ne kaçmış Alman bilimciler Atom Bombası’nı orada Amerikalılarla geliştirdiler. Bu arada Hahn, 1945 Kimya Nobelini tek başına aldı. Meitner’in adı yine yoktu. Ama ertesi yıl yaptığı Nobel Konuşması’nda ilk kez Meitner’in “hakkını” teslim etti. Einstein’in “Meitner, Almanca konuşulan ülkelerin Marie Curie’sidir” dediği bu bilimcinin katkısı, değeri İkinci Savaş’tan sonra anlaşıldı. 1992’de bulunan Element 109’a onun adı verildi: Meitnerium. (Bu konuda mükemmel bir biyografi var: Lise Meitner: A Life in Physics. University of California Press. 1996) ABD/Philadelphia’da Bilim Tarihi Enstitüsü Avrupa Bölümü yöneticisi kimya tarihçisi Brigitte Van Tiggelen ile Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi kimya tarihçisi Annette Lykknes’in ortak kitapları “Element: Bazı Kadın Bilimcilerin Periyodik Sisteme Katkıları”, önümüzdeki Ağustos’ta yayınlandığında, çok sayıda kadın bilimcinin “nafile dünyasını” öğreneceğiz: Çoğunun katkısı yok sayılmış. Bazısı -eğer talihliyse- sadece dip nottan ibaret. Pek azı takdir edilmiş. (Women in their Element: Selected Women’s Contributions to the Periodic System). Edip Emil Öymen *Yazının ilkini buradan okuyabilirsiniz.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/element-bulan-kadin-bilimciler-periyodik-tablo-150-yasinda-2">Element bulan kadın bilimciler: Periyodik Tablo 150 yaşında &#8211; 2</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler bu yılı, dünyamızı (insanları, hayvanları, bitkileri, doğayı) oluşturan elementleri ilk kez bilimsel bir sıraya sokan Rus bilimci Mendeleyev’i, bu buluşunun 150’inci yılında anmaya davet ediyor.</p>
<p>Mendeleyev’den önce de bazı bilimciler, bu sıralamayı yapmaya çalışmıştı, ama başarılı olamadılar. Ondan 150 yıl sonra ise, bu sıralamayı günümüzde güncellemek Uluslararası Temel ve Uygulamalı Kimya Birliği’nin işi (International Union of Pure and Applied Chemistry &#8211; IUPAC). En son 2016’da Element Tablosu’na 118’inci element olarak Oganesson’u eklediler.</p>
<p>Mendeleyev’den bu yana bazısı doğal, bazısı yarı-doğal, bir kısmı tamamen sentetik yeni elementler bulundu. Ve sırada şimdi 119’uncu element var. Ama, onun işi uzun sürecek:</p>
<p>Uluslararası bilim dünyasının saygın akademik dergisi Nature, bu 119’un “nasıl” bulunacağını, yemek tarifi gibi verdi (doi:10.1038/d41586-019-00285-9):</p>
<p><strong>Yeni element nasıl yapılır?</strong></p>
<p>Birkaç miligram Berkelyum alınız. Bu, sadece ileri düzeyde uzman nükleer reaktörlerde nadir olarak bulunan radyoaktif bir metal. Bunu Titanyum iyonları ile bomdardıman ediniz. İşlem, ışık hızının onda biri hızda olmalı. Hızı bir yıl boyunca sürdürün (Çok sabır gerektiriyor, çok).</p>
<p>Her 10 kentilyonuncu (10 üzeri 18) Titanyum iyonu Berkelyum’a çarptıkça, bu deney sonucunda “belki” element 119’un tek bir atomunu elde edebilirsiniz. İşte o, “ender” durumda, Titanyum ve Berkelyum çekirdekleri (nucleus) çarpışacak. Ve bu, o ana kadar dünyada, hatta evrende hiç ama hiç görülmemiş durum olacak. Ama bu yeni atom, bir milisaniyenin onda biri kadar sürede çürüyecek: Element 119, bir an var olacak, aynı anda yok olacak.</p>
<p>Bu varla yok arası Element 119’un “geçici” ismi ise hazır: Ununennium. Britannica Ansiklopedisi, bu element için “varsayım” diyor. Nature dergisindeki uzun makalenin başlığı, durumu açıkça özetlemiş: “Kimyanın uç noktası”. Amerikan Bilim Akademisi gibi çalışan Smithsonian Enstitüsü sormuş: “Periyodik Tablo’nun hiç sonuna gelecek miyiz?”</p>
<p>Aslında bilim ve teknoloji Taş Devri’nden beri hep var, hiç durmadı, hep ilerliyor, ilerleyecek.</p>
<p>Zaten, sanki Element 119 bulundu da, sıra Element 120’ye gelmiş gibi uğraşanlar buna da geçici ismini verdiler bile: Unbinilium.</p>
<p>Darmstadt/Almanya’da Helmholtz Ağır İyon Araştırma Merkezi (GSI) 120’yi bulmak için kararlılıkla çalışıyor: Burada 1981-1996 arasında 6 sentetik element bulundu. 2010-12 arasında ise 5 sentetik elementin varlığı saptandı.</p>
<p>GCI, bu “başarısı” ile başka elementler de bulur her halde? Bu konuda uluslararası bir yarış var ileri bilgi toplumu bilimcileri arasında.</p>
<p><strong>Kim kaç element buldu?</strong></p>
<p>Şimdiye kadar İngiltere 24 element “bulmuş”.</p>
<p>Onu, 21 elementle ABD izliyor.</p>
<p>İsveç 20. Almanya 19. Fransa 17. Rusya 9. Avusturya 3. Danimarka 2. İtalya ve İspanya birer.</p>
<p>Eski çağlardan beri “bilinen” elementler 12 tane. (Bazı buluşlar ortaklaşa olduğundan, element sayısı “fazla” görünüyor. Grafik: Google Science Fair, 27.04.2014).</p>
<p><strong>Bu elementlerin bazılarını ise kadın bilimciler buldular:</strong></p>
<p>Polonyum ve Radyum’u bulma şerefi <strong>Marie Curie</strong>’ye ait.</p>
<p>Radon’u Ernest Rutherford’la birlikte <strong>Harriet Brooks</strong>.</p>
<p>Protaktinyum’u Otto Hahn ile birlikte <strong>Lisa Meitner</strong>.</p>
<p>Renyum’u <strong>Ida</strong> ve eşi <strong>Walter Noddack</strong>.</p>
<p>Frankiyum’u <strong>Marguerite Perey</strong>.</p>
<p>Bu bilimcilerden örneğin Marie Curie, Marguerite Perey, onurlandırıldı.</p>
<p>Ama örneğin Lisa Meitner’e çok uzun yıllar boyunca “hiçbir katkısı olmamış” gibi davranıldı. İsmi yok sayıldı. Böyle “çok” kadın bilimci var.</p>
<p>Kadın bilimcilerin, erkek bilimcilerin gözünde “sadece” sekreter, laborant, getir-götür işi yapan “isimsiz” elemanlar gibi görüldükleri bu “emek ve fikir hırsızlığı” eski dönemlerin ayıbı. Ayrıca, siyasi olayların da hayatları mahvettiği yıllar&#8230;</p>
<p><strong>Hem şanslı, hem şanssız: Marie Curie</strong></p>
<p>Radyoaktiviteyi Fransız bilimci Henri Becquerel 1896’da bulmuştu. Curie, bu çalışmayı, kimyacı eşi Pierre ile birlikte geliştirdi. Neticede iki element birden buldu: Polonyum ve Radyum.</p>
<p>Ama Nobel Komitesi, Curie’nin rolünü görmezden gelince eşi Pierre’in itirazı üzerine 1903 Nobeli Becquerel’le birlikte Curie’lere paylaştırıldı.</p>
<p>Polonya’dan Paris’e göçüp, adını Marja Skladowska’dan Fransızca Marie’ye dönüştüren, binbir sıkıntı çekerek Fransızlaşmaya çalışan Curie’nin hayatı Pierre’in 1906’da ölümüyle altüst oldu.</p>
<p>Curie, yılmadan çalışmaya devam ederek 1911’de ikinci Nobelini Kimya dalında aldı – bu sefer tek başına. Üstelik, buluşları için patent almadan&#8230;</p>
<p>Ama arada bir skandal var: 38 yaşında dul kalan Curie; evli, 4 çocuklu fizikçi Paul Langevin’e aşık olunca basın, Curie’yi yerin dibine batırdı. Depresyondan hastalanan Curie, çareyi İngiltere’de izini kaybettirmekte buldu.</p>
<p>Bu arada Langevin’ler boşandı. Ama kader, kısmet: Langevin’in torunu ile Curie’nin torunu evlendiler. Kızları Hélène Langevin-Joliot, nükleer fizikçi oldu. Şimdi 91 yaşında. Kardeşi Pierre Adrien Joliot-Curie, ünlü bir biyokimyacı oldu. Şimdi 86 yaşında.</p>
<p>Marie Curie, Birinci Savaş sırasında mobil Röntgen Servisi kurarak (inovasyon!) orduya hizmet verdi. Radyoaktivite ile sürekli teması yüzünden 67 yaşında anemiden öldü. Cenazesi taa 1995’te, Fransız “büyüklerinin” mezarlarının bulunduğu Pantheon’a Cumhurbaşkanı François Mitterrand’nın kararıyla, devlet töreniyle nakledildi.</p>
<p>Curie’nin kızı Irène Joliot-Curie (ve eşi) de bilimciydiler: 1935’te birlikte Kimya Nobeli kazandılar. Onların çocukları da Fransa’da tanınmış bilimciler oldular.</p>
<p><strong>Adı yok bilimci: Lise Meitner</strong></p>
<p>Avusturya yahudisi Lise Meitner ile yahudi olmayan Alman fizikçi Otto Hahn 1917-18’de 91’inci element Protaktinyum’u buldular. Daha sonra birlikte çalışmaya devam ettiler. Ta ki Naziler, işleri berbat edene kadar&#8230;</p>
<p>Meitner, Almanya’dan Hollanda’ya, sonra Danimarka’ya, sonra İsveç’e kaçmak zorunda kaldı.</p>
<p>Orada, Hahn ile uzaktan sürdürdüğü çalışmalarıyla, bugün Atom Bombası olarak bildiğimiz kimyasal reaksiyonun teorik mekanizmasını buldu: Nükleer fizyon (atom çekirdeklerinin bölünmesi).</p>
<p>Ama Otto Hahn 1939’da, buluşu kendisi yapmış gibi yayınladı. Meitner’den söz etmedi. Meitner’in “kaçak” bir yahudi olmasından mı, kıskançlıktan mı bilinmez. Neticede Nazi Yönetimi, Atom Bombası’nın nasıl yapılacağının formülünü daha o zaman elde etti.</p>
<p>Ama bu iş için gereken tesisler ve bazı kimyasallar Amerikan ve İngiliz hava saldırılarıyla yok edilince, Naziler bomba projesinde geride kaldılar. ABD’ne kaçmış Alman bilimciler Atom Bombası’nı orada Amerikalılarla geliştirdiler.</p>
<p>Bu arada Hahn, 1945 Kimya Nobelini tek başına aldı. Meitner’in adı yine yoktu. Ama ertesi yıl yaptığı Nobel Konuşması’nda ilk kez Meitner’in “hakkını” teslim etti.</p>
<p>Einstein’in “Meitner, Almanca konuşulan ülkelerin Marie Curie’sidir” dediği bu bilimcinin katkısı, değeri İkinci Savaş’tan sonra anlaşıldı.</p>
<p>1992’de bulunan Element 109’a onun adı verildi: Meitnerium. (Bu konuda mükemmel bir biyografi var: Lise Meitner: A Life in Physics. University of California Press. 1996)</p>
<p>ABD/Philadelphia’da Bilim Tarihi Enstitüsü Avrupa Bölümü yöneticisi kimya tarihçisi Brigitte Van Tiggelen ile Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi kimya tarihçisi Annette Lykknes’in ortak kitapları “Element: Bazı Kadın Bilimcilerin Periyodik Sisteme Katkıları”, önümüzdeki Ağustos’ta yayınlandığında, çok sayıda kadın bilimcinin “nafile dünyasını” öğreneceğiz: Çoğunun katkısı yok sayılmış. Bazısı -eğer talihliyse- sadece dip nottan ibaret. Pek azı takdir edilmiş. (Women in their Element: Selected Women’s Contributions to the Periodic System).</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Yazının ilkini <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/elementlerin-periyodik-tablosu-150-yasinda-1">buradan</a> okuyabilirsiniz.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/element-bulan-kadin-bilimciler-periyodik-tablo-150-yasinda-2">Element bulan kadın bilimciler: Periyodik Tablo 150 yaşında &#8211; 2</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13051</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Stephen Hawking’in vizyonu ve kararlılığı milyonlarca insana ilham verdi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/stephen-hawkingin-vizyonu-kararliligi-milyonlarca-insana-ilham-verdi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Mar 2018 09:21:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[ALS]]></category>
		<category><![CDATA[astrofizikçi]]></category>
		<category><![CDATA[Cambridge Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[Galileo]]></category>
		<category><![CDATA[Isaac Newton]]></category>
		<category><![CDATA[kara delikler]]></category>
		<category><![CDATA[kozmolog]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[martin rees]]></category>
		<category><![CDATA[Pi Günü]]></category>
		<category><![CDATA[stephen hawking]]></category>
		<category><![CDATA[Tim Berners-Lee]]></category>
		<category><![CDATA[zaman yolculuğu]]></category>
		<category><![CDATA[zamanın kısa tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=9531</guid>

					<description><![CDATA[<p>ALS hastalığına karşı büyük bir savaş veren, dayanıklılığın simgesi haline gelen ve fizik biliminde çığır açan dahi bilim insanı Stephen Hawking, 76 yaşında Cambridge&#8217;deki evinde hayatını kaybetti. Dünyanın en büyük bilim insanlarından biri olarak görülen Hawking, hem uzayın sonsuzluğunda hem de kuantum teorisinin alt-moleküler dünyasında, zamanın başlangıcında ve sonunda ne olacağını tahmin edebileceğini iddia eden insanoğlunun anlama yetisinin sınırlarını araştırmıştı. Çalışmaları, evrenin kökenlerinden kara deliklerin gizemlerine ve hatta zaman yolculuğu ihtimaline kadar uzanıyordu. Ne yazık ki zekasının gücü, vücudunun zayıflığıyla zalimce çelişiyordu. 21 yaşındayken motor nöron hastalığına yakalandı. İlk teşhiste Hawking’e sadece 2 yıl yaşayabileceğini söylediler. Ancak 76 yaşına kadar savaştı. &#8220;Sevdiğiniz insanlara ev sahipliği yapmasaydı, evrenin bir anlamı olmazdı&#8221; Hawking’in ölüm haberinin ardından, çocukları Lucy, Robert ve Tim yaptıkları açıklamada şunları söyledi: &#8220;Çalışmaları ve mirası uzun yıllar boyunca yaşayacak büyük bir bilim insanı ve olağanüstü bir adamdı. Onun parlaklığı, mizahı, cesareti ve kararlılığı dünya çapında insanlara ilham verdi. Bir keresinde, ‘Eğer evren sevdiğiniz insanlara ev sahipliği yapmasaydı, bir anlamı da olmazdı’ demişti. Onu sonsuza dek özleyeceğiz.&#8221; Hawking hayatının büyük kısmını tekerlekli sandalyede geçirdi. Durumu kötüleştikçe, kaşlarını hareket ettirerek iletişim kurmak zorunda kaldı ve ses sentezleyicisiyle konuşmaya başladı. Küresel şöhreti, 1988&#8217;de çok satan Zamanın Kısa Tarihi: Büyük Patlamadan Kara deliklere kitabının beklenmeyen başarısıyla başladı. Çizgi televizyon şovu The Simpsons&#8217;a konuk olması ve ardından Pink Floyd&#8217;un kendi elektronik sesini içeren albümü ile şöhreti popüler kültüre dönüştü. &#8220;İnsanlığın geleceğinden endişe ediyorum&#8221; Hawking geçen yılki doğum gününde (8 Ocak) hayata şükranla baktığını ancak biyolojik savaş, iklim değişikliği ve yapay zekanın yükselişi nedeniyle insanlığın yaşayacağı zorluklardan endişe ettiğini söylemişti: &#8220;Bu tür tehditler henüz kontrolden çıkmadan, harekete geçmek için daha hızlı davranmalıyız. Bu bir dünya hükumeti kurmak gerektiği anlamına gelebilir. Ancak dünya hükumeti de başka sorunlara, örneğin tiranlığa dönüşebilir. Bütün bunlar biraz sinir bozucu geliyor olabilir ama ben iyimserim. İnsan ırkının bu zorluklarla başa çıkacağını düşünüyorum.&#8221; Sadece yaşaması bile mucizeyken, fazlasını da başardı Cambridge Üniversitesi’nde görevli olan İngiliz kozmolog ve astrofizikçi Profesör Sir Martin Rees de, Hawking’le, 1964&#8217;te ALS teşhisi konduktan kısa bir süre sonra, Cambridge&#8217;de öğrenci olduğu dönemde tanıştığını anlattı: &#8220;Hawking’le yüksek lisansa başladığımda tanıştım. Benden 2 yıl öndeydi, yürümede ve konuşmada biraz zorluk yaşıyordu. Herkes doktora tezini bitirecek kadar bile yaşayamayacağını söylüyordu. Fakat şaşırtıcı bir şekilde 76 yaşına kadar yaşadı. Hayatta kalması bile tıbbi bir mucize olarak tanımlanabilir fakat bundan fazlasını da yaptı. Dünyanın en önemli bilim insanlarından biri oldu. Matematiksel fizik alanında dünya lideri bir araştırmacı olarak, uzay, zaman ve kozmos hakkında en çok satan kitaplara imza attı. Milyonlarca insanın ufkunu açtı ve dünya çapında herkese ilham verdi.&#8221; 1962&#8217;de Cambridge&#8217;de yüksek lisans eğitimine başlayan Hawking, 1979 yılında, bir zamanlar Sir Isaac Newton&#8216;a da verilmiş olan Lucasian Matematik Profesörü unvanını aldı. 2009 yılında kürsüden emekliye ayrıldı ve ölümüne kadar uygulamalı matematik ve teorik fizik bölümünde araştırma direktörlüğü yaptı. Galileo&#8217;nun ölüm yıl dönümünde doğdu, Einstein&#8217;ın doğum gününde hayatını kaybetti Cambridge Üniversitesi&#8217;nde rektör yardımcısı olan Stephen Toope şunları söyledi: &#8220;Profesör Hawking, sadece Cambridge&#8217;de değil, dünyanın her yerinde sıcaklık ve sevgi ile hatırlanacak eşsiz bir insandı. Bilimsel bilgiye, bilim ve matematiğin popülerleştirilmesine yaptığı olağanüstü katkılar, silinmez bir miras bıraktı. Onun karakteri milyonlarca insana ilham kaynağı oldu.&#8221; Web&#8217;in mucidi Sir Tim Berners-Lee de &#8220;Devasa bir aklı ve harika bir ruhu kaybettik. Huzur içinde yat, Stephen Hawking&#8221; dedi. 8 Ocak 1942&#8217;de, Galileo&#8217;nun 300. ölüm yıl dönümünde doğan Hawking, hem &#8216;Pi Günü&#8217; hem de Albert Einstein&#8217;ın doğum günü olan 14 Mart tarihinde aramızdan ayrıldı. Ömrü matematik ve fizikle geçen biri için oldukça anlamlı tarihler. Kaynak: https://www.theguardian.com https://www.thetimes.co.uk</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/stephen-hawkingin-vizyonu-kararliligi-milyonlarca-insana-ilham-verdi">Stephen Hawking’in vizyonu ve kararlılığı milyonlarca insana ilham verdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ALS hastalığına karşı büyük bir savaş veren, dayanıklılığın simgesi haline gelen ve fizik biliminde çığır açan dahi bilim insanı Stephen Hawking, 76 yaşında Cambridge&#8217;deki evinde hayatını kaybetti.</p>
<div id="attachment_11399" style="width: 224px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-11399" class="wp-image-11399 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/hawkingveesi-214x300.jpeg" alt="" width="214" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/hawkingveesi-214x300.jpeg 214w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/hawkingveesi-731x1024.jpeg 731w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/hawkingveesi.jpeg 1122w" sizes="auto, (max-width: 214px) 100vw, 214px" /><p id="caption-attachment-11399" class="wp-caption-text">Stephen Hawking ve eski eşi Jane Wilde, 1965&#8217;te düğün gününde</p></div>
<p>Dünyanın en büyük bilim insanlarından biri olarak görülen Hawking, hem uzayın sonsuzluğunda hem de kuantum teorisinin alt-moleküler dünyasında, zamanın başlangıcında ve sonunda ne olacağını tahmin edebileceğini iddia eden insanoğlunun anlama yetisinin sınırlarını araştırmıştı.</p>
<p>Çalışmaları, evrenin kökenlerinden kara deliklerin gizemlerine ve hatta zaman yolculuğu ihtimaline kadar uzanıyordu. Ne yazık ki zekasının gücü, vücudunun zayıflığıyla zalimce çelişiyordu. 21 yaşındayken motor nöron hastalığına yakalandı. İlk teşhiste Hawking’e sadece 2 yıl yaşayabileceğini söylediler. Ancak 76 yaşına kadar savaştı.</p>
<p><strong>&#8220;Sevdiğiniz insanlara ev sahipliği yapmasaydı, evrenin bir anlamı olmazdı&#8221;</strong></p>
<p>Hawking’in ölüm haberinin ardından, çocukları Lucy, Robert ve Tim yaptıkları açıklamada şunları söyledi: <em>&#8220;Çalışmaları ve mirası uzun yıllar boyunca yaşayacak büyük bir bilim insanı ve olağanüstü bir adamdı. Onun parlaklığı, mizahı, cesareti ve kararlılığı dünya çapında insanlara ilham verdi. Bir keresinde, ‘Eğer evren sevdiğiniz insanlara ev sahipliği yapmasaydı, bir anlamı da olmazdı’ demişti. Onu sonsuza dek özleyeceğiz.&#8221;</em></p>
<p>Hawking hayatının büyük kısmını tekerlekli sandalyede geçirdi. Durumu kötüleştikçe, kaşlarını hareket ettirerek iletişim kurmak zorunda kaldı ve ses sentezleyicisiyle konuşmaya başladı.<img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-9532 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/stephen-192x300.jpg" alt="" width="192" height="300" /></p>
<div id="attachment_11400" style="width: 203px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-11400" class="wp-image-11400 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/zamaninkisatarihi-193x300.jpg" alt="" width="193" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/zamaninkisatarihi-193x300.jpg 193w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/zamaninkisatarihi.jpg 386w" sizes="auto, (max-width: 193px) 100vw, 193px" /><p id="caption-attachment-11400" class="wp-caption-text">Hawking&#8217;in “Zamanın Kısa Tarihi” adlı kitabı, popüler bilimin en başarılı eserlerinden biri olarak kabul edilir.</p></div>
<p>Küresel şöhreti, 1988&#8217;de çok satan <strong><em>Zamanın Kısa Tarihi: Büyük Patlamadan Kara deliklere</em></strong> kitabının beklenmeyen başarısıyla başladı. Çizgi televizyon şovu The Simpsons&#8217;a konuk olması ve ardından Pink Floyd&#8217;un <em>kendi elektronik</em> sesini içeren albümü ile şöhreti popüler kültüre dönüştü.</p>
<p><strong>&#8220;İnsanlığın geleceğinden endişe ediyorum&#8221;</strong></p>
<p>Hawking geçen yılki doğum gününde (8 Ocak) hayata şükranla baktığını ancak biyolojik savaş, iklim değişikliği ve yapay zekanın yükselişi nedeniyle insanlığın yaşayacağı zorluklardan endişe ettiğini söylemişti:</p>
<p><em>&#8220;Bu tür tehditler henüz kontrolden çıkmadan, harekete geçmek için daha hızlı davranmalıyız. Bu bir dünya hükumeti kurmak gerektiği anlamına gelebilir. Ancak dünya hükumeti de başka sorunlara, örneğin tiranlığa dönüşebilir. Bütün bunlar biraz sinir bozucu geliyor olabilir ama ben iyimserim. İnsan ırkının bu zorluklarla başa çıkacağını düşünüyorum.&#8221;</em></p>
<p><strong>Sadece yaşaması bile mucizeyken, fazlasını da başardı</strong></p>
<p>Cambridge Üniversitesi’nde görevli olan İngiliz kozmolog ve astrofizikçi Profesör <strong>Sir Martin Rees</strong> de, Hawking’le, 1964&#8217;te ALS teşhisi konduktan kısa bir süre sonra, Cambridge&#8217;de öğrenci olduğu dönemde tanıştığını anlattı:</p>
<p><em>&#8220;Hawking’le yüksek lisansa başladığımda tanıştım. Benden 2 yıl öndeydi, yürümede ve konuşmada biraz zorluk yaşıyordu. Herkes doktora tezini bitirecek kadar bile yaşayamayacağını söylüyordu. Fakat şaşırtıcı bir şekilde 76 yaşına kadar yaşadı. Hayatta kalması bile tıbbi bir mucize olarak tanımlanabilir fakat bundan fazlasını da yaptı. Dünyanın en önemli bilim insanlarından biri oldu. Matematiksel fizik alanında dünya lideri bir araştırmacı olarak, uzay, zaman ve kozmos hakkında en çok satan kitaplara imza attı. Milyonlarca insanın ufkunu açtı ve dünya çapında herkese ilham verdi.&#8221;</em></p>
<p>1962&#8217;de Cambridge&#8217;de yüksek lisans eğitimine başlayan Hawking, 1979 yılında, bir zamanlar <strong>Sir Isaac Newton</strong>&#8216;a da verilmiş olan Lucasian Matematik Profesörü unvanını aldı. 2009 yılında kürsüden emekliye ayrıldı ve ölümüne kadar uygulamalı matematik ve teorik fizik bölümünde araştırma direktörlüğü yaptı.</p>
<div id="attachment_11401" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-11401" class="wp-image-11401 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/hawkingyercekimsiz-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/hawkingyercekimsiz-300x200.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/hawkingyercekimsiz-1024x683.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/hawkingyercekimsiz.jpg 1600w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-11401" class="wp-caption-text">Stephen Hawking modifiye bir Boeing 727 uçağında yerçekimsiz ortamda 65. doğum gününü kutlarken, 8 Ocak 2007.</p></div>
<p><strong>Galileo&#8217;nun ölüm yıl dönümünde doğdu, </strong><strong>Einstein&#8217;ın doğum gününde hayatını kaybetti</strong></p>
<p>Cambridge Üniversitesi&#8217;nde rektör yardımcısı olan <strong>Stephen Toope</strong> şunları söyledi: <em>&#8220;Profesör Hawking, sadece Cambridge&#8217;de değil, dünyanın her yerinde sıcaklık ve sevgi ile hatırlanacak eşsiz bir insandı. Bilimsel bilgiye, bilim ve matematiğin popülerleştirilmesine yaptığı olağanüstü katkılar, silinmez bir miras bıraktı. Onun karakteri milyonlarca insana ilham kaynağı oldu.&#8221;</em></p>
<p>Web&#8217;in mucidi <strong>Sir Tim Berners-Lee</strong> de <em>&#8220;Devasa bir aklı ve harika bir ruhu kaybettik. Huzur içinde yat, Stephen Hawking&#8221;</em> dedi.</p>
<p>8 Ocak 1942&#8217;de, Galileo&#8217;nun 300. ölüm yıl dönümünde doğan Hawking, hem &#8216;Pi Günü&#8217; hem de Albert Einstein&#8217;ın doğum günü olan 14 Mart tarihinde aramızdan ayrıldı. Ömrü matematik ve fizikle geçen biri için oldukça anlamlı tarihler.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong><br />
<a href="https://www.theguardian.com/science/2018/mar/14/from-the-simpsons-to-pink-floyd-stephen-hawking-in-popular-culture">https://www.theguardian.com</a><br />
<a href="https://www.thetimes.co.uk/edition/news/stephen-hawking-leading-physicist-dies-aged76-7gjzl8cm3">https://www.thetimes.co.uk</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/stephen-hawkingin-vizyonu-kararliligi-milyonlarca-insana-ilham-verdi">Stephen Hawking’in vizyonu ve kararlılığı milyonlarca insana ilham verdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9531</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Büyük atılım yılı ve Türkiye için büyük boşluk</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/buyuk-atilim-yili-turkiye-icin-buyuk-bosluk</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jan 2018 14:03:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[atom altı]]></category>
		<category><![CDATA[atom altı parçacığı]]></category>
		<category><![CDATA[CRISPR]]></category>
		<category><![CDATA[cryo-EM]]></category>
		<category><![CDATA[elon musk]]></category>
		<category><![CDATA[Falcon 7]]></category>
		<category><![CDATA[fas]]></category>
		<category><![CDATA[gen makası]]></category>
		<category><![CDATA[genel görelilik]]></category>
		<category><![CDATA[görelilik kuramı]]></category>
		<category><![CDATA[homo sapiens]]></category>
		<category><![CDATA[kafatası]]></category>
		<category><![CDATA[Kriyo-elektron]]></category>
		<category><![CDATA[mağara]]></category>
		<category><![CDATA[mikro]]></category>
		<category><![CDATA[mikroskop]]></category>
		<category><![CDATA[nobel 2017]]></category>
		<category><![CDATA[spacex]]></category>
		<category><![CDATA[wikipedia]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8859</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün bilimden bahsedeceğim. 2017 müthiş geçti. Bilimsel araştırmalar, buluşlar, tekno gelişmeler fırtına gibi esti. Baş döndürücü. Herkese Bilim Teknoloji, biliyorsunuz haftalık çıkıyor, geçen sayısında geniş bir toparlama yayınladı. Kaçırdıysanız, portaldan dijital tek sayı olarak da satın alabilirsiniz. Bu haftaki dergiyle birlikte geçen yılı toplam değerlendirdiğimde şu gözlemi yapıyorum: Bilgi birikimleri, belirli bir süre içinde önemli bir buluş ve tasarım sıçraması yapıyor ve olağanüstü bir bilgi ve teknolojik araç olarak karşımıza çıkıyor. İvmesi artarak. Geçen birkaç yılın birikimi, gelecek ve sonraki yıllarda daha kısa süreler içinde büyük patlamalarla karşımıza çıkacak. Atom altı düzeyde, kuantum araştırmaları, kuantum bilgisayarları olarak beş yıl içinde dünyanın kullanımına açılacak, tüm hesaplamalar olağanüstü bir hızla gerçekleşecek, bugünkü süper bilgisayarların aylar süresince yaptığını, saatler içinde, gün boyunca yapacak. İlk kuantum haberleşmesi Çin ile Viyana arasında gerçekleştirildi, kimsenin kıramayacağı -tek tek fotonların kullanımına dayanan- bir şifreleme ile. Temel bilim ile teknolojinin bu buluşmasında Çin bir adım önde. Büyük atılım yılı Uzayda en büyük olay, iki nötron yıldızının 130 milyon ışık yılı uzaklıkta çarpışarak kaynaşmasıydı. Astrofizikçiler ve gök bilimciler, çeşitli teleskoplarıyla bu tür büyük olayları izleyebilme konusunda artık kılıçlarını kuşanmış durumda. Bu olay, astrofiziğin en büyük atılım yılı olarak tarihe geçti. Evrenle ilgili bazı modellerin doğruluğu kanıtlandığı gibi, böyle büyük çarpışmaların pek çok ağır elementi doğurduğu ve uzaya saldığı da doğrulanmış oldu. Einstein’in genel görelilik kuramının doğruluğu da bir kez daha test edildi. Nötron yıldızları, büyük yıldız patlamalarından arta kalan maddenin çökmesiyle oluşan, evrenin en küçük ama en yoğun yıldızlarıdır. Bir kaşığa bir milyar ton sığdırdığınızı düşünün… Kendi etrafında dönme hızları da çok büyüktür. 7 adet, dünya benzeri gezegen de keşfedildi. Hepimiz birer uzaylı olarak “Hey başka uzaylılar var mı?” arayışını sürdürüyoruz. Dahi adam Elon Musk uzaya gidip geri gelen roketleriyle, (SpaceX ve Falcon 7) uzaya yapılabilecek sivil geziler için yeni bir dönem başlattı. Geninde bozukluk mu var? Biyolojide olağanüstü gelişmeler yaşandı. Gen makası (CRISPR yöntemi) ile canlıların genleri rahatça kesip çıkartılmaya başlandı. Mesela nadir bir hastalık olan Hunter sendromlu 44 yaşında bir hastanın genomu, CRISPR yöntemiyle başarıyla yeniden düzenlendi ve hastalık kayboldu! Portland’da araştırmacılar, tek hücreden oluşan insan embriyosunu yeniden düzenledi. Kalıtsal hastalıklar ve kusurlu genlerin ortadan kaldırılmasında büyük bir aşama! Ayrıca rahmi taklit eden bir yapay rahim, erken doğanlar için yepyeni ve sağlıklı bir umudu doğurdu… Türkiye bunların hiçbirine hazır değil, ilgisiz ve bilgisiz, olayların tamamen dışındayız. Internet’i bir ahlak bozukluğu olarak gören ve dünyanın bilgisini içeren Wikipedia özgür ansiklopedisini ülkemizde hala yasaklı tutan bir anlayışla gidebileceğimiz yer koca bir boşluktur. Atom altı düzeyde hayata bakış Bilimin dünya çapındaki değiştirici ve yenilikçi gücünün hızla arttığını net olarak gözlemlediğimiz 2017’ye ait önemli keşif ve gelişmelerden bir demet daha. Türkiye’deki siyasetin toz dumanı içinde boğulmayalım, küremiz nereye gidiyor bakalım. Bu haberleri bilimin seçkin mesleki dergilerinden kısaca derledim… Atom altı düzeyde hayat Evrenin ve hayatın hakikati, her türlü maddenin mikro düzeyinde neler olduğunu anlamaktan geçiyor. Mikroskobun keşfiyle, hastalığa neden olan virüsler, bakteriler, hücreler göze görünmeye ve tıp gerçeklik kazanmaya başladı. Yani insanoğlu aletler sayesinde “derin” gözlere, kulaklara kavuştu… Tıpta geçen yılın en önemli icadı ise “Kriyo Elektron Mikroskop” (Cryo-EM) oldu ve 3 geliştiricisine 2017 Kimya Nobel’i verildi. Peki, ne yapıyor? Eksi 150 derece sıcaklıkta, biyolojik parçaları, herhangi bir işleme tabi kılmadan, özgün halleriyle gözlemleme olanağı veriyor. Saydam, en küçük katmanları, ışık ve elektrik geçirgenlikleri, karmaşık moleküllerin birbiriyle girdikleri etkileşimler, anahtar proteinlerin çalışmaları izlenebilir oldu. Bugüne kadar gözlenememiş yapıların atomik çözünürlükleri sayesinde, biyokimyasal ve genetik gözlemlere büyük bir hız kazandırdı. Alzheimer hastalarının beyinlerinde biriken karmaşık ve plak oluşturan fibrillerin yüksek çözünürlüklü modelleri, bu sayede üretildi… Bakın, Cryo-EM daha nelerde devrimci açılımlar getirecek. Soyumuz 100 bin yıl daha geriye Fas’ta bir mağarada eskiden bulunmuş bazı kafataslarının yeniden incelenmesiyle, bazılarının tarihi yeniden belirlendi ve soyumuz Homo sapiens’in ortaya çıkışını 100 bin yıl daha geriye attı: En az 300-330 bin yıl önceden beri varız! Kim bilir belki de daha eskiyiz! Şunu da belirtelim, elektron düzeyindeki incelemeler ve yöntemler geliştikçe, yeni incelemelerle fosiller üzerindeki bilgiler de değişiyor ve yenileniyor. Yeni teknolojiler ve yeni yöntemler! Bir minik aletin büyük başarısı Hazır söz yeni teknolojik aletten açılmışken: Fizikçiler, atom altı parçacıkları gözlemleyebilecekleri küçük bir dedektöre kavuştu ve bu sayede en zor gözlemlenen nötrinoların saçılımlarını saptadı. Böylece, bu amaçla kullanılan devasa donanımlara ihtiyaç kalmadı… Bu neden önemli? En küçük atom parçacıklarının nükleer reaksiyonlarda nasıl otaya çıktığı, dağılıp saçıldığı, birbirini etkilediği ve bu etkileşim sonucu hangi parçacığın neye dönüştüğü konusunda önemli bilgi eksikliği giderilebilecek. Neler oluyor? Özellikle atom altı düzeyde? Evrenin ve hayatın sırları bu sorularda! Araştırmalara açıklık Bilimsel araştırmaların mesleki bilim dergilerinde yayınlanması büyük önem taşır. Böylece araştırmalar bilim dünyasının görüşüne sunulur. Ancak bilimsel araştırmalar arttıkça, önemli bilim dergilerinde yayınlanmaları uzun zaman alıyor ve bu da gelişmelerin hızını engelliyor. Fizikçilerin önemli bir kısmı yıllar önce araştırmalarını anında elektronik arşivlerde yayınlamaya ve eleştirilere açmaya başlamıştı (%70’i). Şimdi de, biyoloji araştırmalarındaki tutuculuk değişiyor. En eski yayıncı bioRxiv arşivinde mikrobiyoloji, hücre biyolojisi ve sinirbilimi araştırmaları boy gösterdi. ABD ve İngiltere bu araştırmaların paylaşımını teşvik etmeye yöneldi. Chan Zuckerberg Girişimi, bioRxiv&#8217;e büyük bir yatırım yaptı ve biyolojinin bu en popüler sunucusunu güçlendirdi. Bazı saygın basılı bilim dergileri, kendisine gönderilen araştırmaların ön versiyonlarının, elektronik arşivlerde de yayınlanmasına izin veriyor. Şimdi her ay biyoloji-tıp ile ilgili en az 1500 araştırma, öncelikle bioRxiv‘de boy gösteriyor. Ama bu alanda araştırmaların özetlerini yayınlayan veri tabanı PubMed&#8217;e her ay kabaca 100.000 yeni makale eklendiğini düşünürsek henüz çok az. Araştırma ve sonuçlarına çok hızlı ulaşım sayesinde, araştırmalar da büyük bir ivme kazanacak. Nitelikli dergilerin kurduğu tekeller de sarsılıyor. *** 2017’deki yenilikler çok çok fazla. Siz en iyisi Herkese Bilim Teknoloji dergisini her hafta izleyin veya portaldan elektronik abonesi olun. Orhan Bursalı *Bu yazı, 1 ve 2 Ocak 2018 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/buyuk-atilim-yili-turkiye-icin-buyuk-bosluk">Büyük atılım yılı ve Türkiye için büyük boşluk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün bilimden bahsedeceğim.</p>
<p>2017 müthiş geçti. Bilimsel araştırmalar, buluşlar, tekno gelişmeler fırtına gibi esti. Baş döndürücü. <strong>Herkese Bilim Teknoloji</strong>, biliyorsunuz haftalık çıkıyor, geçen sayısında geniş bir toparlama yayınladı. Kaçırdıysanız, portaldan <a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/dijital-sayi-satis-sayfasi">dijital tek sayı</a> olarak da satın alabilirsiniz. Bu haftaki dergiyle birlikte geçen yılı toplam değerlendirdiğimde şu gözlemi yapıyorum:</p>
<p>Bilgi birikimleri, belirli bir süre içinde önemli bir buluş ve tasarım sıçraması yapıyor ve olağanüstü bir bilgi ve teknolojik araç olarak karşımıza çıkıyor. İvmesi artarak. Geçen birkaç yılın birikimi, gelecek ve sonraki yıllarda daha kısa süreler içinde büyük patlamalarla karşımıza çıkacak.</p>
<p>Atom altı düzeyde, kuantum araştırmaları, kuantum bilgisayarları olarak beş yıl içinde dünyanın kullanımına açılacak, tüm hesaplamalar olağanüstü bir hızla gerçekleşecek, bugünkü süper bilgisayarların aylar süresince yaptığını, saatler içinde, gün boyunca yapacak. İlk kuantum haberleşmesi Çin ile Viyana arasında gerçekleştirildi, kimsenin kıramayacağı -tek tek fotonların kullanımına dayanan- bir şifreleme ile. Temel bilim ile teknolojinin bu buluşmasında Çin bir adım önde.</p>
<p><strong>Büyük atılım yılı</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-8864" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/01/notsar-300x169.jpg" alt="" width="400" height="225" /></p>
<p>Uzayda en büyük olay, iki nötron yıldızının 130 milyon ışık yılı uzaklıkta çarpışarak kaynaşmasıydı. Astrofizikçiler ve gök bilimciler, çeşitli teleskoplarıyla bu tür büyük olayları izleyebilme konusunda artık kılıçlarını kuşanmış durumda. Bu olay, astrofiziğin en büyük atılım yılı olarak tarihe geçti. Evrenle ilgili bazı modellerin doğruluğu kanıtlandığı gibi, böyle büyük çarpışmaların pek çok ağır elementi doğurduğu ve uzaya saldığı da doğrulanmış oldu. Einstein’in genel görelilik kuramının doğruluğu da bir kez daha test edildi.</p>
<p>Nötron yıldızları, büyük yıldız patlamalarından arta kalan maddenin çökmesiyle oluşan, evrenin en küçük ama en yoğun yıldızlarıdır. Bir kaşığa bir milyar ton sığdırdığınızı düşünün… Kendi etrafında dönme hızları da çok büyüktür.</p>
<p>7 adet, dünya benzeri gezegen de keşfedildi. Hepimiz birer uzaylı olarak “Hey başka uzaylılar var mı?” arayışını sürdürüyoruz. Dahi adam Elon Musk uzaya gidip geri gelen roketleriyle, (SpaceX ve Falcon 7) uzaya yapılabilecek sivil geziler için yeni bir dönem başlattı.</p>
<p><strong>Geninde bozukluk mu var?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-8865 alignright" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/01/gen-e1515072912313.jpg" alt="" width="400" height="225" /></p>
<p>Biyolojide olağanüstü gelişmeler yaşandı. Gen makası (CRISPR yöntemi) ile canlıların genleri rahatça kesip çıkartılmaya başlandı. Mesela nadir bir hastalık olan Hunter sendromlu 44 yaşında bir hastanın genomu, CRISPR yöntemiyle başarıyla yeniden düzenlendi ve hastalık kayboldu! Portland’da araştırmacılar, tek hücreden oluşan insan embriyosunu yeniden düzenledi. Kalıtsal hastalıklar ve kusurlu genlerin ortadan kaldırılmasında büyük bir aşama! Ayrıca rahmi taklit eden bir yapay rahim, erken doğanlar için yepyeni ve sağlıklı bir umudu doğurdu…</p>
<p><strong>Türkiye bunların hiçbirine hazır değil, ilgisiz ve bilgisiz, olayların tamamen dışındayız. </strong>Internet’i bir ahlak bozukluğu olarak gören ve dünyanın bilgisini içeren Wikipedia özgür ansiklopedisini ülkemizde hala yasaklı tutan bir anlayışla gidebileceğimiz yer koca bir boşluktur.</p>
<p><strong>Atom altı düzeyde hayata bakış</strong></p>
<p>Bilimin dünya çapındaki değiştirici ve yenilikçi gücünün hızla arttığını net olarak gözlemlediğimiz 2017’ye ait önemli keşif ve gelişmelerden bir demet daha. Türkiye’deki siyasetin toz dumanı içinde boğulmayalım, küremiz nereye gidiyor bakalım. Bu haberleri bilimin seçkin mesleki dergilerinden kısaca derledim…</p>
<p><strong>Atom altı düzeyde hayat</strong></p>
<p>Evrenin ve hayatın hakikati, her türlü maddenin mikro düzeyinde neler olduğunu anlamaktan geçiyor. Mikroskobun keşfiyle, hastalığa neden olan virüsler, bakteriler, hücreler göze görünmeye ve tıp gerçeklik kazanmaya başladı. Yani insanoğlu aletler sayesinde “derin” gözlere, kulaklara kavuştu… Tıpta geçen yılın en önemli icadı ise “Kriyo Elektron Mikroskop” (Cryo-EM) oldu ve 3 geliştiricisine 2017 Kimya Nobel’i verildi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-8868" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/01/mor-1024x682.jpg" alt="" width="500" height="334" /></p>
<p>Peki, ne yapıyor? Eksi 150 derece sıcaklıkta, biyolojik parçaları, herhangi bir işleme tabi kılmadan, özgün halleriyle gözlemleme olanağı veriyor. Saydam, en küçük katmanları, ışık ve elektrik geçirgenlikleri, karmaşık moleküllerin birbiriyle girdikleri etkileşimler, anahtar proteinlerin çalışmaları izlenebilir oldu. Bugüne kadar gözlenememiş yapıların atomik çözünürlükleri sayesinde, biyokimyasal ve genetik gözlemlere büyük bir hız kazandırdı. Alzheimer hastalarının beyinlerinde biriken karmaşık ve plak oluşturan fibrillerin yüksek çözünürlüklü modelleri, bu sayede üretildi…</p>
<p>Bakın, Cryo-EM daha nelerde devrimci açılımlar getirecek.</p>
<p><strong>Soyumuz 100 bin yıl daha geriye</strong></p>
<p>Fas’ta bir mağarada eskiden bulunmuş bazı kafataslarının yeniden incelenmesiyle, bazılarının tarihi yeniden belirlendi ve soyumuz Homo sapiens’in ortaya çıkışını 100 bin yıl daha geriye attı: En az 300-330 bin yıl önceden beri varız! Kim bilir belki de daha eskiyiz! Şunu da belirtelim, elektron düzeyindeki incelemeler ve yöntemler geliştikçe, yeni incelemelerle fosiller üzerindeki bilgiler de değişiyor ve yenileniyor. Yeni teknolojiler ve yeni yöntemler!</p>
<p><strong>Bir minik aletin büyük başarısı</strong></p>
<p>Hazır söz yeni teknolojik aletten açılmışken: Fizikçiler, atom altı parçacıkları gözlemleyebilecekleri küçük bir dedektöre kavuştu ve bu sayede en zor gözlemlenen nötrinoların saçılımlarını saptadı. Böylece, bu amaçla kullanılan devasa donanımlara ihtiyaç kalmadı…</p>
<p>Bu neden önemli? En küçük atom parçacıklarının nükleer reaksiyonlarda nasıl otaya çıktığı, dağılıp saçıldığı, birbirini etkilediği ve bu etkileşim sonucu hangi parçacığın neye dönüştüğü konusunda önemli bilgi eksikliği giderilebilecek.</p>
<p>Neler oluyor? Özellikle atom altı düzeyde? Evrenin ve hayatın sırları bu sorularda!</p>
<p><strong>Araştırmalara açıklık</strong></p>
<p>Bilimsel araştırmaların mesleki bilim dergilerinde yayınlanması büyük önem taşır. Böylece araştırmalar bilim dünyasının görüşüne sunulur. Ancak bilimsel araştırmalar arttıkça, önemli bilim dergilerinde yayınlanmaları uzun zaman alıyor ve bu da gelişmelerin hızını engelliyor. Fizikçilerin önemli bir kısmı yıllar önce araştırmalarını anında elektronik arşivlerde yayınlamaya ve eleştirilere açmaya başlamıştı (%70’i). Şimdi de, biyoloji araştırmalarındaki tutuculuk değişiyor. En eski yayıncı bioRxiv arşivinde mikrobiyoloji, hücre biyolojisi ve sinirbilimi araştırmaları boy gösterdi.</p>
<p>ABD ve İngiltere bu araştırmaların paylaşımını teşvik etmeye yöneldi. Chan Zuckerberg Girişimi, bioRxiv&#8217;e büyük bir yatırım yaptı ve biyolojinin bu en popüler sunucusunu güçlendirdi. Bazı saygın basılı bilim dergileri, kendisine gönderilen araştırmaların ön versiyonlarının, elektronik arşivlerde de yayınlanmasına izin veriyor.</p>
<p>Şimdi her ay biyoloji-tıp ile ilgili en az 1500 araştırma, öncelikle bioRxiv‘de boy gösteriyor. Ama bu alanda araştırmaların özetlerini yayınlayan veri tabanı PubMed&#8217;e her ay kabaca 100.000 yeni makale eklendiğini düşünürsek henüz çok az. Araştırma ve sonuçlarına çok hızlı ulaşım sayesinde, araştırmalar da büyük bir ivme kazanacak. Nitelikli dergilerin kurduğu tekeller de sarsılıyor.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>2017’deki yenilikler çok çok fazla. Siz en iyisi <strong>Herkese Bilim Teknoloji</strong> dergisini her hafta izleyin veya portaldan <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/kayit-ol">elektronik abonesi</a> olun.</p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı, 1 ve 2 Ocak 2018 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/buyuk-atilim-yili-turkiye-icin-buyuk-bosluk">Büyük atılım yılı ve Türkiye için büyük boşluk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8859</post-id>	</item>
		<item>
		<title>2017 Nobel Fizik ödülü: Kütleçekim dalgaları nihayet yakalanabildi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/2017-nobel-fizik-odulu-kutlecekim-dalgalari-nihayet-yakalanabildi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2017 13:49:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[astrofizik]]></category>
		<category><![CDATA[Barry Barish]]></category>
		<category><![CDATA[Kip Thorne]]></category>
		<category><![CDATA[Kütleçekim]]></category>
		<category><![CDATA[ligo]]></category>
		<category><![CDATA[nobel 2017]]></category>
		<category><![CDATA[nobel fizik ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[Rainer Weiss]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7942</guid>

					<description><![CDATA[<p>LIGO (The Laser Interferometer Gravitational-Wave Observatory) projesi sayesinde kütleçekim dalgalarını yakalayabilme başarısına imza atan üç bilim insanı, 2017 Nobel Fizik Ödülü’ne layık görüldü.  Projeye önderlik eden Rainer Weiss ve Kip S. Thorne, projenin tamamlanmasında çok önemli bir rol oynayan Barry C. Barish ile birlikte 40 yıl boyunca üzerinde çalıştıkları kütleçekim dalgalarını nihayet gözlemleyebildiler. 14 Eylül 2015 tarihinde evrenin kütleçekim dalgaları ilk kez gözlenebildi. 100 yıl önce Albert Einstein tarafından öngörülen bu dalgalar iki kara deliğin çarpışmasıyla ortaya çıkmıştı. Dalgalar, ABD’deki LIGO dedektörüne 1.3 milyar yılda ulaşabildi. Yeryüzü’ne ulaşan sinyal aşırı zayıftı, ancak yine de bu sinyali yakalamak astrofizikte bir devrim niteliğindeydi. Kütleçekim dalgaları, bilgi dağarcığımızın sınırlarını sınamanın ve uzayda meydana gelen şiddetli olayları izlemenin yepyeni bir yoluydu.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/2017-nobel-fizik-odulu-kutlecekim-dalgalari-nihayet-yakalanabildi">2017 Nobel Fizik ödülü: Kütleçekim dalgaları nihayet yakalanabildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_11723" style="width: 510px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-11723" class="wp-image-11723" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/10/nobelfizik2017-300x134.jpg" alt="" width="500" height="224" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/10/nobelfizik2017-300x134.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/10/nobelfizik2017.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /><p id="caption-attachment-11723" class="wp-caption-text">Soldan sağa: Rainer Weiss, Barry Barish ve Kip Thorne</p></div>
<p>LIGO (The Laser Interferometer Gravitational-Wave Observatory) projesi sayesinde kütleçekim dalgalarını yakalayabilme başarısına imza atan üç bilim insanı, 2017 Nobel Fizik Ödülü’ne layık görüldü.  Projeye önderlik eden <strong>Rainer Weiss</strong> ve <strong>Kip S. Thorne, </strong>projenin tamamlanmasında çok önemli bir rol oynayan<strong> Barry C. Barish </strong>ile birlikte 40 yıl boyunca üzerinde çalıştıkları kütleçekim dalgalarını nihayet gözlemleyebildiler.</p>
<p>14 Eylül 2015 tarihinde evrenin kütleçekim dalgaları ilk kez gözlenebildi. 100 yıl önce Albert Einstein tarafından öngörülen bu dalgalar iki kara deliğin çarpışmasıyla ortaya çıkmıştı. Dalgalar, ABD’deki LIGO dedektörüne 1.3 milyar yılda ulaşabildi.</p>
<p>Yeryüzü’ne ulaşan sinyal aşırı zayıftı, ancak yine de bu sinyali yakalamak astrofizikte bir devrim niteliğindeydi. Kütleçekim dalgaları, bilgi dağarcığımızın sınırlarını sınamanın ve uzayda meydana gelen şiddetli olayları izlemenin yepyeni bir yoluydu.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/2017-nobel-fizik-odulu-kutlecekim-dalgalari-nihayet-yakalanabildi">2017 Nobel Fizik ödülü: Kütleçekim dalgaları nihayet yakalanabildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7942</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Einstein’ın kurduğu enstitüde ilk Türk direktör</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/einsteinin-kurdugu-enstitude-ilk-turk-direktor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 May 2017 09:41:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Akıllı Sistemler Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[boğaziçi üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[direktör]]></category>
		<category><![CDATA[Kaiser Wilhelm Topluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Max Planck Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Metin Sitti]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6656</guid>

					<description><![CDATA[<p>Albert Einstein’ın kurduğu Kaiser Wilhelm Topluluğu’nun devamı olan Max Planck Enstitüsü’nde ilk kez bir Türk bilim insanı Direktörlük görevine getirildi.  Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Elektronik Bölümü mezunu Prof. Dr. Metin Sitti bugüne dek 18 Nobel ödüllü araştırmacı ve bilim insanı yetiştiren Max Planck Enstitüsü’nde ‘Akıllı Sistemler Enstitüsü’nün Kurucu Direktörü oldu. Lisans ve yüksek lisans derecelerini elektrik ve elektronik mühendisliği alanında Boğaziçi Üniversitesi’nden alan ve 1999 yılında Tokyo Üniversitesi’nden doktora derecesini kazanan Prof. Sitti, robotik alanda SPIE Nanoengineering Pioneer Ödülü (2011), National Science Foundation CAREER Ödülü (2005), IBM Smarter Planet Ödülü (2012) gibi ödüllere layık görüldü. Geçtiğimiz günlerde yaptığı Türkiye ziyareti kapsamında Boğaziçi Üniversitesi’nde bir seminer veren Prof. Sitti, Max Planck Enstitüsü’nde göreve geliş hikâyesini şöyle anlattı: “Teklif Max Planck Topluluğu tarafından yapıldı ve toplulukta ilk Türk direktör olarak çalışmaya başladım. Kendime büyük bir araştırma laboratuvarı kurdum. Daha önce üniversitede olan cihazları ve daha fazlasını kendi grubuma alabildim. Tamamen merak ettiğimiz konular üzerine istediğimiz kadar proje süresiyle ve çok çeşitli imkânlarla donatılmış durumdayız.” Sitti, Almanya’da artık Türkiye’den bilim insanları sayesinde beyin göçünün de konuşulmaya başlandığını belirterek, “Benim araştırma grubumda şu anda 30’a yakın ve her biri kendi alanlarında çok başarılı araştırmacı var ve aralarında çok başarılı Türkler de bulunuyor” dedi. Sitti yürüttüğü projeyi şöyle özetledi: ‘’Tıbbi robotlar kapsamında kapsül boyutunda robotlar geliştiriyoruz, bu sayede örneğin kablolu endoskopi yerine kablosuz biçimde hiçbir riski olmadan insan vücudu içinde hareket edebilen, tıbbi görüntüleme yapabilen cihazlar geliştiriyoruz. 5-10 yıl içinde hasta uygulamalarına geçilmesi hedefleniyor. Biyo-hibrid (cyborg) sistemler alanında ki bu çok yeni bir alan, insan içinden alınmış hücreleri robot yapımında kullanmaya çalışıyoruz. Örneğin sizden kas hücresi alarak robotlar üzerinde kullanıyor ve ilaç tedavisinde kullanılabilecek robotlar geliştiriyoruz. Hedefli ilaç verme alanında çeşitli araştırmalarımız var. Hedefli ilacı robota yerleştiriyoruz, kanser hücresine odaklıyoruz ve ilacı çok yüksek dozda doğru kanserli hücrelere ve dokulara vererek o hücrelerin daha hızlı ve etkin bir şekilde yok edilmesini sağlıyoruz. Bu çalışmalar temel araştırma aşamasında, şu anda hayvan deneyleri yapılıyor. İnsan üzerinde uygulama aşaması için önümüzde 10-15 yıllık bir süreç var’’. Prof. Dr. Sitti robotların insanların yerini alacağı konusundaki endişeler ve tartışmalarla ilgili olarak ise şu görüşleri dile getirdi: “Bu kaygılar çok önemli kaygılar ve gelecekte karşımıza çıkacak olan çok büyük sorular. Robotların belli alanlarda insanların yerini almasında yarar var, örneğin nükleer santrallerde, gökdelenlerin temizliğinde, yani insan için riskli alanlarda. Benim bakış açım robotların insanların yerini alması yönünde değil; insanların yardımcıları olarak hayatını kolaylaştırıcı olmaları ve hayat kalitemizi artırmaları yönünde. Robotlar yapay zekâ sayesinde insanların yaptıkları işleri rahatlıkla öğrenebilecek. Örneğin bir doktor gibi cerrahi müdahale yapabilecek aşamaya gelebilecek ama burada soru şu, robot doktorun yerini mi alacak yoksa ameliyat sırasında doktorun yayında olup ona yardımcı mı olacak? Benim kişisel amacım robotların bize yardımcı olarak kullanılması yönünde”.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/einsteinin-kurdugu-enstitude-ilk-turk-direktor">Einstein’ın kurduğu enstitüde ilk Türk direktör</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Albert Einstein’ın kurduğu Kaiser Wilhelm Topluluğu’nun devamı olan Max Planck Enstitüsü’nde ilk kez bir Türk bilim insanı Direktörlük görevine getirildi.  Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Elektronik Bölümü mezunu Prof. Dr. Metin Sitti bugüne dek 18 Nobel ödüllü araştırmacı ve bilim insanı yetiştiren Max Planck Enstitüsü’nde ‘Akıllı Sistemler Enstitüsü’nün Kurucu Direktörü oldu.</p>
<p>Lisans ve yüksek lisans derecelerini elektrik ve elektronik mühendisliği alanında Boğaziçi Üniversitesi’nden alan ve 1999 yılında Tokyo Üniversitesi’nden doktora derecesini kazanan Prof. Sitti, robotik alanda SPIE Nanoengineering Pioneer Ödülü (2011), National Science Foundation CAREER Ödülü (2005), IBM Smarter Planet Ödülü (2012) gibi ödüllere layık görüldü.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde yaptığı Türkiye ziyareti kapsamında Boğaziçi Üniversitesi’nde bir seminer veren Prof. Sitti, <strong>Max Planck Enstitüsü’nde </strong>göreve geliş hikâyesini şöyle anlattı: “Teklif Max Planck Topluluğu tarafından yapıldı ve toplulukta ilk Türk direktör olarak çalışmaya başladım. Kendime büyük bir araştırma laboratuvarı kurdum. Daha önce üniversitede olan cihazları ve daha fazlasını kendi grubuma alabildim. Tamamen merak ettiğimiz konular üzerine istediğimiz kadar proje süresiyle ve çok çeşitli imkânlarla donatılmış durumdayız.”</p>
<p>Sitti, Almanya’da artık Türkiye’den bilim insanları sayesinde beyin göçünün de konuşulmaya başlandığını belirterek, “Benim araştırma grubumda şu anda 30’a yakın ve her biri kendi alanlarında çok başarılı araştırmacı var ve aralarında çok başarılı Türkler de bulunuyor” dedi.</p>
<p>Sitti yürüttüğü projeyi şöyle özetledi: ‘’Tıbbi robotlar kapsamında kapsül boyutunda robotlar geliştiriyoruz, bu sayede örneğin kablolu endoskopi yerine kablosuz biçimde hiçbir riski olmadan insan vücudu içinde hareket edebilen, tıbbi görüntüleme yapabilen cihazlar geliştiriyoruz. 5-10 yıl içinde hasta uygulamalarına geçilmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>Biyo-hibrid (cyborg</strong>) sistemler alanında ki bu çok yeni bir alan, insan içinden alınmış hücreleri robot yapımında kullanmaya çalışıyoruz. Örneğin sizden kas hücresi alarak robotlar üzerinde kullanıyor ve ilaç tedavisinde kullanılabilecek robotlar geliştiriyoruz.</p>
<p>Hedefli ilaç verme alanında çeşitli araştırmalarımız var. Hedefli ilacı robota yerleştiriyoruz, kanser hücresine odaklıyoruz ve ilacı çok yüksek dozda doğru kanserli hücrelere ve dokulara vererek o hücrelerin daha hızlı ve etkin bir şekilde yok edilmesini sağlıyoruz. Bu çalışmalar temel araştırma aşamasında, şu anda hayvan deneyleri yapılıyor. İnsan üzerinde uygulama aşaması için önümüzde 10-15 yıllık bir süreç var’’.</p>
<p>Prof. Dr. Sitti robotların insanların yerini alacağı konusundaki endişeler ve tartışmalarla ilgili olarak ise şu görüşleri dile getirdi:</p>
<p>“Bu kaygılar çok önemli kaygılar ve gelecekte karşımıza çıkacak olan çok büyük sorular. Robotların belli alanlarda insanların yerini almasında yarar var, örneğin nükleer santrallerde, gökdelenlerin temizliğinde, yani insan için riskli alanlarda. Benim bakış açım robotların insanların yerini alması yönünde değil; insanların yardımcıları olarak hayatını kolaylaştırıcı olmaları ve hayat kalitemizi artırmaları yönünde. Robotlar yapay zekâ sayesinde insanların yaptıkları işleri rahatlıkla öğrenebilecek. Örneğin bir doktor gibi cerrahi müdahale yapabilecek aşamaya gelebilecek ama burada soru şu, robot doktorun yerini mi alacak yoksa ameliyat sırasında doktorun yayında olup ona yardımcı mı olacak? Benim kişisel amacım robotların bize yardımcı olarak kullanılması yönünde”.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/einsteinin-kurdugu-enstitude-ilk-turk-direktor">Einstein’ın kurduğu enstitüde ilk Türk direktör</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6656</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bugün, ünlü fizikçi Richard Feynman&#8217;ın doğum günü</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/bugun-unlu-fizikci-richard-feynmanin-dogum-gunu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 May 2017 13:39:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[A. Einstein Ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[Feynman Tekniği]]></category>
		<category><![CDATA[John von Neumann]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum fiziği]]></category>
		<category><![CDATA[nobel fizik ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[richard feynman]]></category>
		<category><![CDATA[Wolfgang Pauli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6465</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Yaratamadığım şeyi anlayamam.” Bu sözler, 1964 A. Einstein Ödülü ve 1965 Nobel Fizik Ödülü sahibi Profesör Richard Feynman’a ait. Ünlü fizikçi Feynman, sadece fizik yasalarının bugünkü kavranışına yaptığı katkılarla değil, fiziği fizikçi olmayanlar için de çekici kılma yeteneği ile tanınıyor. Her ne kadar toplum tarafından Albert Einstein kadar ismi duyulmamış olsa da, bilim dünyasının etkileyici insanlarından biri olarak görülmüştür. Fizik okuyanlar onu Feynman Diyagramları&#8217;ndan tanıyabilir. Yaptığı röportajlarıyla, okuması keyifli kitaplarıyla ve verdiği dersleriyle bütün bilim severler için ilham kaynağı olduğu kesin. &#8220;Teoriniz ne kadar zarif olursa olsun ve siz ne kadar akıllı olursanız olun, eğer deneyle uyuşmuyorsa, o zaman yanlıştır.&#8221;  Richard Feynman Richard Feynman kimdir? 20. yüzyılın en önemli fizikçilerinden biri olan Richard Phillips Feynman, 11 Mayıs 1918’de New York eyaletindeki Far Rockway adlı küçük bir kasabada dünyaya geldi. Feynman da, Einstein ve Teller gibi konuşmayı geç öğrenenlerdendi. Üçüncü yaş gününde, ancak bir kelime mırıldanabilmişti. Henüz çocukken mühendislik yeteneğine sahipti. Bu yetenek, evindeki laboratuvarında yaptığı deneyler sayesinde gelişmişti. Bozulmuş radyoları tamir etmekten zevk alıyordu. İlkokuldayken, ailesi için bir hırsız alarmı bile yapmıştı. “Kadınların kafatası yapısı bilime uygun değil” Richard, kendisinden 9 yaş küçük kız kardeşi Joan ile çok vakit geçiriyordu. Çünkü ikisi de dünya hakkında doğal bir meraka sahipti. Ancak anneleri, Joan’a bilimsel düşünemeyeceğini çünkü bunun kadınların kafatası yapısına uygun olmadığını söyledi ve Joan&#8217;ın astronomi konusunda çalışmak istemesine karşı çıktı. Richard ise annesinin itirazlarına rağmen Joan’ı evreni keşfetmesi için destekledi. Joan’ın bir astrofizikçi olmasına yardımcı oldu. Matematik ve Fizik harika, İngilizce ve Tarih çok zayıf Lisenin hemen başında Feynman hızla üst matematik derslerine girmeye başladı. 15 yaşına geldiğinde, kendi kendine trigonometri, ileri cebir, sonsuz seriler, analitik geometri ve hem türev hem de integrali öğrenmişti. Üniversiteye girmeden önce, kendi yöntemiyle yarı-türev gibi konuları türetiyor ve deneyler yapıyordu. Feynman okuldaki son yılında, New York Üniversitesi Matematik Olimpiyatları&#8217;nı kazandı. En yakın rakibiyle arasında olan büyük fark jüri üyelerini çok şaşırttı. 17 yaşındayken doğduğu kasabadan ayrılıp, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü&#8217;ne (MIT) gitti. 1939 yılında lisans derecesini kazandı. Daha sonra doktorası için Princeton Üniversitesi&#8217;ne kabul edildi. Feynman&#8217;ın ilk bilimsel seminerine katılanlar arasında ünlü fizikçiler Albert Einstein, Wolfgang Pauli ve John von Neumann da vardı. Feynman&#8217;ın tezi kuantum mekaniğinde statik hareket prensiplerine uygulandı, Wheeler-Feynman diyagramını kuantize etme (miktar olarak ölçme) arzusuna ilham oldu. Hiroşima’nın ardından kendini fiziğe verdi 1942&#8217;de doktorasını aldıktan sonra, birçok başka genç fizikçiyle birlikte, New Mexico&#8217;da, atom bombasının geliştirilmesinde çalıştı. Üretilen atom bombasının Hiroşima&#8217;yı yerle bir etmesinin ardından depresyona girdi. Çok kompleks fizik problemlerine odaklanmaya başladı. Bu şekilde vicdan azabı çekmiyordu. Savaş bittiğinde 1951&#8217;de California Teknoloji Enstitüsü&#8217;ne gitti ve 1945&#8217;ten 1950&#8217;ye kadar teorik fizik öğretti. Nobel Ödülü kazandığı teori Feynman, 1940&#8217;ların sonunda, yüklü parçacıklar arasındaki elektromanyetik ilişkiyi betimleyen ve göreli kuantum kuramı olan kuantum elektrodinamiğine önemli katkılarda bulundu. Fotonların, kütlesi bulunmayan &#8220;ışık parçacıkları&#8221; olarak açıklanmasında, kuantum elektrodinamiğinin ortaya çıkışı önemli bir rol oynar. Kuramın genel kabulune ilişkin kuşkular olmasına ve hâlâ bazı fizikçiler tarafından kabul edilmemesine rağmen; kuramın son halinin, bütün öngörülerinde çok başarılı olduğu gösterilmiştir. Feynman &#8220;Peşinde olduğumuz felsefe değil, gerçek nesnelerin davranışı&#8221; demiş ve kuantum elektrodinamiği ile deney arasındaki uyumu; New York ile Los Angeles arasındaki uzaklığı, bir tek saç telinin kalınlığına eşit bir sapmayla bulmaya benzetmişti. Kuantum elektrodinamiği, Feynman&#8217;ın doğru hesaplamaları sayesinde Nobel Ödülü kazandığı teorisidir. “Öğretmek yaratıcı olmayan bir heceleme yöntemidir” Feynman öğrencilerin birer ilham kaynağı olduğunu düşünüyordu ancak öğretmek onun için yaratıcı olmayan bir heceleme yönteminin bir başka türüydü. Düşünmeden ezberlemeye ya da ezberleyerek öğrenmeye ve diğer kalıplaşmış ifadelere dayanan öğretim metotlarına karşıydı. Dikkatini çeken temel şeyler temiz düşünmek ve anlatabilmekti. Feynman’ın çok iyi bir anlatıcı olduğu söylenir. Öğrencilerine yaptığı makul açıklamaları ve onlara önem vermesi nedeniyle büyük bir itibar kazanmıştır. Ayrıca açıklamaların yaparken, karşı tarafın da anlayabileceği bir dil kullanırdı. Onun esas prensibi, eğer bir konu ilk yıldaki bir öğrenciye anlatılacak kadar basit anlatılamıyorsa, o konu henüz tam öğrenilmemiş demekti. Feynman, 1988&#8217;de 69 yaşındayken Los Angeles&#8217;ta hayatını kaybetti. Ölmeden önce söylediği son sözün &#8220;İki defa ölmekten nefret ederdim, çok sıkıcıymış&#8221; olduğu rivayet edilir. Feynman Tekniği Feynman&#8217;ın ayrıca bir öğrenme ve öğretme tekniği de var. Kendi buluşu olan ve Feynman Tekniği denilen bu yöntem, yeni bir şey öğrenirken, bir konuyu hatırlamaya çalışırken ya da sınavlara hazırlanırken kullanılan çok basit ama oldukça etkili bir yöntem. 1. Adım: Konuyu belirleyin Boş bir kâğıt alın. Öğrenmek istediğiniz konunun başlığını kâğıdın en üstüne yazın. 2. Adım: Konuyu bilmeyen birine anlatır gibi anlatın Kâğıdın geri kalanına konuyu hiç bilmeyen birine anlatıyormuşçasına, mümkün olduğunca karmaşık ifadeler kullanmaktan kaçınarak öğrendiklerinizi yazın. Bir çocuğun bile anlayabileceği kadar basit bir dil kullandığınızda kendinizi de konuyu daha derin bir seviyede anlamaya ve konular arasındaki ilişki ve bağlantıları basitleştirmeye zorlamış olursunuz. Aynı zamanda yazdığınızı sesli olarak tekrar etmek çok daha etkili olacaktır. 3. Adım: Takıldığınız noktada, kaynağa geri dönün 4. adımda hatırlamakta ya da anlatmakta zorlandığınız yerler olduğunu fark ettiğinizde konu hakkında çalıştığınız kaynaklara geri dönün. Öğrendiklerinizi kâğıda aktarabilecek hâle gelinceye kadar tekrar tekrar okuyun ve çalışın. Söz gelişi biyolojiden yazılınız var ve evrimi basit cümlelerle açıklamakta zorlanıyorsunuz. Biyoloji kitabınızı açın ve evrimle ilgili kısmı yeniden okuyun. Şimdi kitabı kapatın ve yeni bir boş kâğıt alarak evrimle ilgili öğrenmiş olduklarınızı yazın. Bu aşamayı sorunsuzca hallettiyseniz, asıl çalışma kağıdınıza dönerek çalışmaya devam edebilirsiniz. 4. Adım: Basitleştirin ve benzerlikler kurun Einstein&#8217;ın &#8220;Bir şeyi 6 yaşında bir çocuğa anlatamıyorsanız, siz de anlamamışsınız demektir&#8221; sözünden de anlayabileceğimiz gibi karmaşık bir jargon kullanıp kafa karıştırıcı açıklamalar yapmak yerine, dilimizi basitleştirmek ve benzerlikler kurmak anlamayı kolaylaştıracaktır. Bu harika yöntem yalnızca öğrenmeyi ve hatırlamayı kolaylaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda farklı düşünme şekillerine pencere açarak fikirleri baştan aşağı yeniden inşa etmemizi sağlıyor. Fikir ve konuları daha derinden anlamamızı kolaylaştırıyor. Hepsinden önemlisi, sorunlara bu şekilde yaklaşarak, ne konuştukları hakkında en küçük bir fikri bile olmayanları anlamamızı sağlıyor. Derleyen: Cemre Yavuz</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/bugun-unlu-fizikci-richard-feynmanin-dogum-gunu">Bugün, ünlü fizikçi Richard Feynman&#8217;ın doğum günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>“Yaratamadığım şeyi anlayamam.”</em></strong></p>
<p>Bu sözler, 1964 A. Einstein Ödülü ve 1965 Nobel Fizik Ödülü sahibi Profesör Richard Feynman’a ait. Ünlü fizikçi Feynman, sadece fizik yasalarının bugünkü kavranışına yaptığı katkılarla değil, fiziği fizikçi olmayanlar için de çekici kılma yeteneği ile tanınıyor.</p>
<p>Her ne kadar toplum tarafından Albert Einstein kadar ismi duyulmamış olsa da, bilim dünyasının etkileyici insanlarından biri olarak görülmüştür. Fizik okuyanlar onu Feynman Diyagramları&#8217;ndan tanıyabilir. Yaptığı röportajlarıyla, okuması keyifli kitaplarıyla ve verdiği dersleriyle bütün bilim severler için ilham kaynağı olduğu kesin.</p>
<p><em>&#8220;Teoriniz ne kadar zarif olursa olsun ve siz ne kadar akıllı olursanız olun, eğer deneyle uyuşmuyorsa, o zaman yanlıştır.&#8221;  </em>Richard Feynman</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-6468" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/feynman.jpg" alt="" width="269" height="312" />Richard Feynman kimdir?</strong></p>
<p>20. yüzyılın en önemli fizikçilerinden biri olan Richard Phillips Feynman, 11 Mayıs 1918’de New York eyaletindeki Far Rockway adlı küçük bir kasabada dünyaya geldi. Feynman da, Einstein ve Teller gibi konuşmayı geç öğrenenlerdendi. Üçüncü yaş gününde, ancak bir kelime mırıldanabilmişti.</p>
<p>Henüz çocukken mühendislik yeteneğine sahipti. Bu yetenek, evindeki laboratuvarında yaptığı deneyler sayesinde gelişmişti. Bozulmuş radyoları tamir etmekten zevk alıyordu. İlkokuldayken, ailesi için bir hırsız alarmı bile yapmıştı.</p>
<p><strong>“Kadınların kafatası yapısı bilime uygun değil”</strong></p>
<p>Richard, kendisinden 9 yaş küçük kız kardeşi Joan ile çok vakit geçiriyordu. Çünkü ikisi de dünya hakkında doğal bir meraka sahipti. Ancak anneleri, Joan’a bilimsel düşünemeyeceğini çünkü bunun kadınların kafatası yapısına uygun olmadığını söyledi ve Joan&#8217;ın astronomi konusunda çalışmak istemesine karşı çıktı. Richard ise annesinin itirazlarına rağmen Joan’ı evreni keşfetmesi için destekledi. Joan’ın bir astrofizikçi olmasına yardımcı oldu.</p>
<p><strong>Matematik ve Fizik harika, İngilizce ve Tarih çok zayıf </strong></p>
<p>Lisenin hemen başında Feynman hızla üst matematik derslerine girmeye başladı. 15 yaşına geldiğinde, kendi kendine trigonometri, ileri cebir, sonsuz seriler, analitik geometri ve hem türev hem de integrali öğrenmişti. Üniversiteye girmeden önce, kendi yöntemiyle yarı-türev gibi konuları türetiyor ve deneyler yapıyordu.</p>
<p>Feynman okuldaki son yılında, New York Üniversitesi Matematik Olimpiyatları&#8217;nı kazandı. En yakın rakibiyle arasında olan büyük fark jüri üyelerini çok şaşırttı.</p>
<p>17 yaşındayken doğduğu kasabadan ayrılıp, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü&#8217;ne (MIT) gitti. 1939 yılında lisans derecesini kazandı. Daha sonra doktorası için Princeton Üniversitesi&#8217;ne kabul edildi.</p>
<p>Feynman&#8217;ın ilk bilimsel seminerine katılanlar arasında ünlü fizikçiler Albert Einstein, Wolfgang Pauli ve John von Neumann da vardı. Feynman&#8217;ın tezi kuantum mekaniğinde statik hareket prensiplerine uygulandı, Wheeler-Feynman diyagramını kuantize etme (miktar olarak ölçme) arzusuna ilham oldu.</p>
<p><strong>Hiroşima’nın ardından kendini fiziğe verdi</strong></p>
<p>1942&#8217;de doktorasını aldıktan sonra, birçok başka genç fizikçiyle birlikte, New Mexico&#8217;da, atom bombasının geliştirilmesinde çalıştı. Üretilen atom bombasının Hiroşima&#8217;yı yerle bir etmesinin ardından depresyona girdi. Çok kompleks fizik problemlerine odaklanmaya başladı. Bu şekilde vicdan azabı çekmiyordu. Savaş bittiğinde 1951&#8217;de California Teknoloji Enstitüsü&#8217;ne gitti ve 1945&#8217;ten 1950&#8217;ye kadar teorik fizik öğretti.</p>
<p><strong>Nobel Ödülü kazandığı teori</strong></p>
<p>Feynman, 1940&#8217;ların sonunda, yüklü parçacıklar arasındaki elektromanyetik ilişkiyi betimleyen ve göreli kuantum kuramı olan kuantum elektrodinamiğine önemli katkılarda bulundu.</p>
<p>Fotonların, kütlesi bulunmayan &#8220;ışık parçacıkları&#8221; olarak açıklanmasında, kuantum elektrodinamiğinin ortaya çıkışı önemli bir rol oynar. Kuramın genel kabulune ilişkin kuşkular olmasına ve hâlâ bazı fizikçiler tarafından kabul edilmemesine rağmen; kuramın son halinin, bütün öngörülerinde çok başarılı olduğu gösterilmiştir.</p>
<p>Feynman &#8220;Peşinde olduğumuz felsefe değil, gerçek nesnelerin davranışı&#8221; demiş ve kuantum elektrodinamiği ile deney arasındaki uyumu; New York ile Los Angeles arasındaki uzaklığı, bir tek saç telinin kalınlığına eşit bir sapmayla bulmaya benzetmişti. Kuantum elektrodinamiği, Feynman&#8217;ın doğru hesaplamaları sayesinde Nobel Ödülü kazandığı teorisidir.</p>
<p><strong>“Öğretmek yaratıcı olmayan bir heceleme yöntemidir”</strong></p>
<p>Feynman öğrencilerin birer ilham kaynağı olduğunu düşünüyordu ancak öğretmek onun için yaratıcı olmayan bir heceleme yönteminin bir başka türüydü.</p>
<p>Düşünmeden ezberlemeye ya da ezberleyerek öğrenmeye ve diğer kalıplaşmış ifadelere dayanan öğretim metotlarına karşıydı. Dikkatini çeken temel şeyler temiz düşünmek ve anlatabilmekti.</p>
<p>Feynman’ın çok iyi bir anlatıcı olduğu söylenir. Öğrencilerine yaptığı makul açıklamaları ve onlara önem vermesi nedeniyle büyük bir itibar kazanmıştır. Ayrıca açıklamaların yaparken, karşı tarafın da anlayabileceği bir dil kullanırdı. Onun esas prensibi, eğer bir konu ilk yıldaki bir öğrenciye anlatılacak kadar basit anlatılamıyorsa, o konu henüz tam öğrenilmemiş demekti.</p>
<p>Feynman, 1988&#8217;de 69 yaşındayken Los Angeles&#8217;ta hayatını kaybetti.</p>
<p>Ölmeden önce söylediği son sözün &#8220;İki defa ölmekten nefret ederdim, çok sıkıcıymış&#8221; olduğu rivayet edilir.</p>
<p><strong>Feynman Tekniği</strong></p>
<p>Feynman&#8217;ın ayrıca bir öğrenme ve öğretme tekniği de var. Kendi buluşu olan ve Feynman Tekniği denilen bu yöntem, yeni bir şey öğrenirken, bir konuyu hatırlamaya çalışırken ya da sınavlara hazırlanırken kullanılan çok basit ama oldukça etkili bir yöntem.</p>
<p><strong>1. Adım: Konuyu belirleyin</strong></p>
<p>Boş bir kâğıt alın. Öğrenmek istediğiniz konunun başlığını kâğıdın en üstüne yazın.</p>
<p><strong>2. Adım: Konuyu bilmeyen birine anlatır gibi anlatın </strong></p>
<p>Kâğıdın geri kalanına konuyu hiç bilmeyen birine anlatıyormuşçasına, mümkün olduğunca karmaşık ifadeler kullanmaktan kaçınarak öğrendiklerinizi yazın. Bir çocuğun bile anlayabileceği kadar basit bir dil kullandığınızda kendinizi de konuyu daha derin bir seviyede anlamaya ve konular arasındaki ilişki ve bağlantıları basitleştirmeye zorlamış olursunuz. Aynı zamanda yazdığınızı sesli olarak tekrar etmek çok daha etkili olacaktır.</p>
<p><strong>3. Adım: Takıldığınız noktada, kaynağa geri dönün</strong></p>
<p>4. adımda hatırlamakta ya da anlatmakta zorlandığınız yerler olduğunu fark ettiğinizde konu hakkında çalıştığınız kaynaklara geri dönün. Öğrendiklerinizi kâğıda aktarabilecek hâle gelinceye kadar tekrar tekrar okuyun ve çalışın. Söz gelişi biyolojiden yazılınız var ve evrimi basit cümlelerle açıklamakta zorlanıyorsunuz. Biyoloji kitabınızı açın ve evrimle ilgili kısmı yeniden okuyun. Şimdi kitabı kapatın ve yeni bir boş kâğıt alarak evrimle ilgili öğrenmiş olduklarınızı yazın. Bu aşamayı sorunsuzca hallettiyseniz, asıl çalışma kağıdınıza dönerek çalışmaya devam edebilirsiniz.</p>
<p><strong>4. Adım: Basitleştirin ve benzerlikler kurun </strong></p>
<p>Einstein&#8217;ın &#8220;Bir şeyi 6 yaşında bir çocuğa anlatamıyorsanız, siz de anlamamışsınız demektir&#8221; sözünden de anlayabileceğimiz gibi karmaşık bir jargon kullanıp kafa karıştırıcı açıklamalar yapmak yerine, dilimizi basitleştirmek ve benzerlikler kurmak anlamayı kolaylaştıracaktır.</p>
<p>Bu harika yöntem yalnızca öğrenmeyi ve hatırlamayı kolaylaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda farklı düşünme şekillerine pencere açarak fikirleri baştan aşağı yeniden inşa etmemizi sağlıyor. Fikir ve konuları daha derinden anlamamızı kolaylaştırıyor. Hepsinden önemlisi, sorunlara bu şekilde yaklaşarak, ne konuştukları hakkında en küçük bir fikri bile olmayanları anlamamızı sağlıyor.</p>
<p>Derleyen: Cemre Yavuz</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/bugun-unlu-fizikci-richard-feynmanin-dogum-gunu">Bugün, ünlü fizikçi Richard Feynman&#8217;ın doğum günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6465</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
