<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bağırsak arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/bagirsak/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/bagirsak</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 13 May 2025 09:00:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Arkadaşlar birbirlerinin mikrobiyomlarını da biçimlendiriyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/arkadaslar-birbirlerinin-mikrobiyomlarini-da-bicimlendiriyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 May 2025 09:00:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[mikrobiyom]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32409</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanların bir yemekte aynı masayı paylaşmaları ya da yanağa kondurulan bir öpücük türü toplumsal edimler insanları bir araya getirdiği gibi, mikrobiyomlarını da buluşturuyor. Nature dergisinde yayımlanan yeni bir araştırmaya göre, insanların bağırsaklarındaki mikroorganizmaların yapısı, aynı evi paylaşmasalar bile birbirleriyle ilişkiye girdikleri oranda benzerlikler içeriyor. Araştırmada bir kişinin mikrobiyomunun yalnızca kendisinin ilişki kurduğu insanlardan etkilenmekle kalmayıp, o kişilerin bağlantıda oldukları insanlardan da etkilendiğine tanık olundu. Söz konusu araştırma insanlarda sağlıkla ilgili kimi sorunların yalnızca beslenme ve kimi başka çevresel unsurlar gibi bağırsak florasını etkileyen unsurların değil, bireyler arasındaki mikrobiyom aktarımının da bir sonucu olabileceğine işaret eden çok sayıda çalışmadan birini oluşturuyor. Çalışmada yer almayan Eugene Oregon Üniversitesi mikrobiyoloji uzmanlarından Catherine Robinson, “Kişinin mikrobiyomunun nasıl biçimlendiği konusuna bir açıklama getirmeye çalıştığımızda, toplumsal ilişkilerin kesinlikle bu bulmacanın bugüne dek eksik kalan bir parçası olduğunu düşünüyorum” diyor. Benim malım senin malın Araştırmanın kökleri obezitenin sosyal ağlar aracılığıya nasıl yayıldığının incelendiği  yaklaşık 20 yıl önce yayımlanan bir çalışmaya uzanıyor. Bağırsak mikrobiyomundaki kimi virüs ve bakterilerin kişinin obez olma olasılığını etkilediği zaten bilindiğinden, Yale Üniversitesi toplumbilimcilerinden Nicholas Christakis ve arkadaşları birbirleriyle sürekli etkileşim içinde olan kişilerin beslenme alışkanlıklarını paylaşmak dışında, bu mikropları birbirlerine aktarıp aktarmadıklarını da merak ettiler. Konuyu daha derinlemesine araştırmak üzere Honduras’ın balta girmemiş ormanlarına giden Christakis ve arkadaşları bölge halkının toplumsal ilişkilerini, birbirlerinden soyutlanmış 18 köyde yaşayan ve genelde yüz yüze etkileşim kurup işlenmiş yiyecekler ve antibiyotikler gibi mikrobiyomun yapısını değiştirebilen unsurlarla pek karşı karşıya kalmayan insanların mikrobiyomlarını incelediler. Christakis, “Son derece zorlu bir işe kalkışmıştık, çünkü uzak bir noktada tezgah açmak ve topladığımız örnekleri işlemden geçirilmek üzere ABD’ye göndermek durumundaydık,” diyor. Araştırmacılar bu sürecin sonunda aynı evi paylaşan evli çiftler ve öteki bireylerin bağırsaklarındaki mikrop türlerinin yaklaşık %13.9’unun ortak olduğunu, ancak aynı evi paylaşmasalar bile birbirleriyle düzenli olarak zaman geçiren insanlarda da bu oranın %10 olduğunu gördüler. Buna karşılık, aynı köyde yaşayıp genelde birbirleriyle pek zaman geçirmeyen insanlarda paylaşılan mikrop türlerinin oranı yalnızca %4 idi. Çalışmada aktarım zincirlerine-bir başka deyişle, arkadaşların arkadaşlarının da sanıldığından çok daha fazla ortak türü paylaştıkları yönünde kanıtlara tanık olundu. Aktarılabilirliği yeniden düşünmek İtalya’da Trento Üniversitesi hesaplamalı biyoloji uzmanlarından Nicola Segata, mikrobiyomla ilintili yüksek tansiyon ve bunalım gibi sorunlarla ilgili çekince unsurlarının mikrobiyomlar aracılığıyla kişiden kişiye aktarılabileceğine işaret eden bu tür araştırmaların “düşünce biçimimizi tümden değiştirdiğini” dile getiriyor. Gelgelelim, tüm bunlar insanların mikrobiyomları “bulaşır” korkusuyla başkalarıyla ilişki kurmaktan kaçınmaları gerektiği anlamına da gelmiyor. Sağlıklı mikrobiyom bileşenlerinin yayılmasına olanak tanıyan toplumsal ilişkilerin yığınla başka yararları olabileceğine dikkat çeken uzmanlar,“Yakın ilişkiler bize zarar vermez, tam tersine, yararlı olurlar” diye de ekliyorlar. Rita Urgan Kaynak: https://www.nature.com/articles/d41586-024-03804-5        </p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/arkadaslar-birbirlerinin-mikrobiyomlarini-da-bicimlendiriyor">Arkadaşlar birbirlerinin mikrobiyomlarını da biçimlendiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p3">İnsanların bir yemekte aynı masayı paylaşmaları ya da yanağa kondurulan bir öpücük türü toplumsal edimler insanları bir araya getirdiği gibi, mikrobiyomlarını da buluşturuyor. <em>Nature</em> dergisinde yayımlanan yeni bir araştırmaya göre, insanların bağırsaklarındaki mikroorganizmaların yapısı, aynı evi paylaşmasalar bile birbirleriyle ilişkiye girdikleri oranda benzerlikler içeriyor.</p>
<p class="p3">Araştırmada bir kişinin mikrobiyomunun yalnızca kendisinin ilişki kurduğu insanlardan etkilenmekle kalmayıp, o kişilerin bağlantıda oldukları insanlardan da etkilendiğine tanık olundu. Söz konusu araştırma insanlarda sağlıkla ilgili kimi sorunların yalnızca beslenme ve kimi başka çevresel unsurlar gibi bağırsak florasını etkileyen unsurların değil, bireyler arasındaki mikrobiyom aktarımının da bir sonucu olabileceğine işaret eden çok sayıda çalışmadan birini oluşturuyor.</p>
<p class="p3">Çalışmada yer almayan Eugene Oregon Üniversitesi mikrobiyoloji uzmanlarından Catherine Robinson, “Kişinin mikrobiyomunun nasıl biçimlendiği konusuna bir açıklama getirmeye çalıştığımızda, toplumsal ilişkilerin kesinlikle bu bulmacanın bugüne dek eksik kalan bir parçası olduğunu düşünüyorum” diyor.</p>
<p class="p1"><strong>Benim malım senin malın</strong></p>
<p class="p4">Araştırmanın kökleri obezitenin sosyal ağlar aracılığıya nasıl yayıldığının incelendiği<span class="Apple-converted-space">  </span>yaklaşık 20 yıl önce yayımlanan bir çalışmaya uzanıyor. Bağırsak mikrobiyomundaki kimi virüs ve bakterilerin kişinin obez olma olasılığını etkilediği zaten bilindiğinden, Yale Üniversitesi toplumbilimcilerinden Nicholas Christakis ve arkadaşları birbirleriyle sürekli etkileşim içinde olan kişilerin beslenme alışkanlıklarını paylaşmak dışında, bu mikropları birbirlerine aktarıp aktarmadıklarını da merak ettiler.</p>
<p class="p5">Konuyu daha derinlemesine araştırmak üzere Honduras’ın balta girmemiş ormanlarına giden Christakis ve arkadaşları bölge halkının toplumsal ilişkilerini, birbirlerinden soyutlanmış 18 köyde yaşayan ve genelde yüz yüze etkileşim kurup işlenmiş yiyecekler ve antibiyotikler gibi mikrobiyomun yapısını değiştirebilen unsurlarla pek karşı karşıya kalmayan insanların mikrobiyomlarını incelediler.</p>
<p class="p1">Christakis, “Son derece zorlu bir işe kalkışmıştık, çünkü uzak bir noktada tezgah açmak ve topladığımız örnekleri işlemden geçirilmek üzere ABD’ye göndermek durumundaydık,” diyor.</p>
<p class="p5">Araştırmacılar bu sürecin sonunda aynı evi paylaşan evli çiftler ve öteki bireylerin bağırsaklarındaki mikrop türlerinin yaklaşık %13.9’unun ortak olduğunu, ancak aynı evi paylaşmasalar bile birbirleriyle düzenli olarak zaman geçiren insanlarda da bu oranın %10 olduğunu gördüler. Buna karşılık, aynı köyde yaşayıp genelde birbirleriyle pek zaman geçirmeyen insanlarda paylaşılan mikrop türlerinin oranı yalnızca %4 idi. Çalışmada aktarım zincirlerine-bir başka deyişle, arkadaşların arkadaşlarının da sanıldığından çok daha fazla ortak türü paylaştıkları yönünde kanıtlara tanık olundu.</p>
<p class="p1"><strong>Aktarılabilirliği yeniden düşünmek</strong></p>
<p class="p5">İtalya’da Trento Üniversitesi hesaplamalı biyoloji uzmanlarından Nicola Segata, mikrobiyomla ilintili yüksek tansiyon ve bunalım gibi sorunlarla ilgili çekince unsurlarının mikrobiyomlar aracılığıyla kişiden kişiye aktarılabileceğine işaret eden bu tür araştırmaların “düşünce biçimimizi tümden değiştirdiğini” dile getiriyor.</p>
<p class="p1">Gelgelelim, tüm bunlar insanların mikrobiyomları “bulaşır” korkusuyla başkalarıyla ilişki kurmaktan kaçınmaları gerektiği anlamına da gelmiyor. Sağlıklı mikrobiyom bileşenlerinin yayılmasına olanak tanıyan toplumsal ilişkilerin yığınla başka yararları olabileceğine dikkat çeken uzmanlar,“Yakın ilişkiler bize zarar vermez, tam tersine, yararlı olurlar” diye de ekliyorlar.</p>
<p><strong>Rita Urgan</strong></p>
<p class="p1"><span class="Apple-converted-space"><strong>Kaynak: <a href="https://www.nature.com/articles/d41586-024-03804-5">https://www.nature.com/articles/d41586-024-03804-5</a>  </strong>      </span></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/arkadaslar-birbirlerinin-mikrobiyomlarini-da-bicimlendiriyor">Arkadaşlar birbirlerinin mikrobiyomlarını da biçimlendiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32409</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yediklerimiz bağırsaklarımızda ne hızla yol alıyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yediklerimiz-bagirsaklarimizda-ne-hizla-yol-aliyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 May 2025 08:06:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[dışkı]]></category>
		<category><![CDATA[mısır]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı mısır]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32386</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu sorunun yanıtı gerçekte çok önemli, çünkü yiyeceklerin sindirim sisteminden geçiş hızı kişinin sağlığını çok farklı biçimlerde etkileyen bir unsur. Birçoğumuz bedenimizi ne tür yiyeceklerle beslediğimize özen gösterip-bunların ne denli sağlıklı olduklarını, ne gibi besin maddelerini içerdiklerini sorgularız. Ancak bu süreçte yediklerinizin bağırsaklarda ne hızla yol aldığını sorguladığınız oldu mu hiç? Bu sorunun yanıtı gerçekte çok önemli, çünkü yiyeceklerin sindirim sisteminden geçiş hızı kişinin sağlığını çok farklı biçimlerde etkileyen bir unsur. Yemeğinizi çiğneyip yuttuğunuzda yiyecekler ağızdan başlayıp makatta son bulan dolambaçlı ve uzun bir yol olan mide-bağırsak kanalındaki yolculuğuna başlar. Bu süreçte yiyecekleri karıştırıp sindirimden sorumlu mide, besinleri soğuran ince bağırsak, su ve tuzları emen kalın bağırsak gibi uzman organlara ulaşır. Yiyeceğin sindirim sistemindeki bu yolculuğuna bağırsak devingenliği adı verilir. Bu sürecin belli bir bölümü bağırsaklardaki trilyonlarca bakteri tarafından denetlenir. Bu bakteriler bağışıklık sistemini geliştirip besinleri ayrıştırdıklarından, bağırsak mikrobiyomu son derece önemli. Öyle ki, yemek yediğimizde yalnızca kendimizi değil, aynı zamanda bağırsaklardaki mikro-yardımcıları da beslemiş oluruz. Karşılığında da bakteriler bağışıklık sistemini destekleyen ve yiyeceğin sindirim yolunda ilerlemesini sağlayan metabolit adlı küçük molekülleri üretirler. Bu bakterilerle metabolitler olmasa bağırsaklar devinime geçemez ve yiyecek mide-bağırsak kanalında ilerleyemez, yutulan yiyecekler birikerek kabızlığa ve rahatsızlığa neden olabilirdi. Bağırsak geçiş süresi Besinlerin yutulma sonrasındaki sindirim süreçleri genelde uzun bir süreyi gerektirir ve bu süre “bağırsak geçiş süresi” adıyla bilinir. Bu süre kişiden kişiye değişebilir. Son hesaplamalar yiyeceğin bedendeki yolculuk süresinin 12 ile 73 saat arasında değiştiğine-ortalama sürenin 23-24 saat olduğuna- işaret ediyor. Bağırsak geçiş süresindeki bu farklılık insanlarda bağırsak mikrobiyomuyla ilgili farklılıkları da açıklıyor. Kişinin doğal bağırsak geçiş süresini genetik yapı, beslenme düzeni ve bağırsak mikrobiyomu gibi çeşitli unsurlar da etkiliyor. Bağırsak geçiş süresinin uzun olması (yani, bağırsak devingenliğinin yavaş olması) durumunda kalın bağırsaktaki bakteriler farklı metabolitler üretirler. Çünkü bizler gibi, bağırsaklardaki bakteriler de beslenmeye gerek duyar. Bu bakteriler liften hoşlanırlar. Ancak bağırsak geçiş süresi uzunsa ve lifin kalın bağırsağa ulaşması uzun zaman alıyorsa, bakterilerin başka bir besin kaynağına geçmeleri gerekir ve bu genellikle protein olur. Proteine geçiş de, şişkinlik ve yangı gibi sorunlara yol açan zehirli gazların üretilmesine neden olabilir. Bağırsak geçişinin yavaş olması kısmen sindirilmiş yiyeceğin ince bağırsakta sıkışıp kalmasına da neden olabilir. Bu da ince bağırsakta karın ağrısı, bulantı ve şişkinlik gibi belirtilere yol açabilen bakterilerin aşırı düzeyde üretilmesine neden olur. Gelgelelim, bağırsak geçişinin hızlı olması da sağlığı olumsuz yönde etkileyebilir. Bağırsak geçiş süresinin hızlı olmasına yol açan çeşitli nedenler vardır. Örneğin, kaygı, inflamatuvar bağırsak hastalığı ve huzursuz bağırsak sendromu gibi durumlar bağırsak geçiş süresini azaltabilir, ishale bile neden olabilir. Hızlı geçiş durumunda dışkının su içeriği yüksek, dokusu gevşek olur. Bu da dışkı maddesinin bağırsakta yeterince uzun bir süre kalmayıp su ve besin maddelerini yeterince soğuramadığı anlamına gelir. Söz gelimi, inflamatuvar bağırsak hastalığında bu durum bedende sıvı yitimine yol açabilir. Bağırsak geçiş sürenizi sınayın Ne mutlu bizlere ki, evimizde uygulayabileceğimiz “tatlı mısır deneyi” adlı basit bir deneyle bağırsak devingenliğimiz konusunda bilgi sahibi olabiliriz. Bunun için 7-10 gün boyunca hiç mısır yemeyin (arınma aşaması). Bu sürenin sonunda deneye başlayabilirsiniz. Öncelikle tarih ve saatini bir yere not edin ve biraz tatlı mısır yiyin-bir avuç mısır yeterli olacaktır. Mısır tanesinin dış kabuğu sindirilemediğinden mide-bağırsak kanalından yediğiniz başka yiyeceklerle birlikte geçecek ve sonunda dışkıda gözle görülür varlığını gösterecektir. Yapmanız gereken mısırı yediğiniz tarihten sonraki birkaç dışkıya dikkatle bakıp bu altın hazineyi bulmak olacaktır. Ancak evde uygulanan bu deneyin kesin bir sonuç olmadığının, yalnızca ortalama geçiş sürelerini ölçen daha incelikli ölçümlere yakın sonuçlar veren bir yöntem olduğunun da altını çizmek gerekir. Mısır dışkıya 12 saat ya da daha kısa bir sürede geçiyorsa bağırsaklarınız hızlı, yaklaşık 48 saat boyunca geçmiyorsa da yavaş çalışıyor demektir. Deney sonucunda bağırsak geçiş hızınızın bu yörüngenin herhangi bir ucunda olduğunu görürseniz, bu durumu iyileştirmenin yolları var. Bağırsaklarınız sürekli hızlı çalışıyorsa bir hekime başvurup ardında yatan nedenin ne olduğunu anlamakta yarar var. Bağırsaklarınız biraz yavaş çalışıyorsa, ancak şişkinlik, karın ağrısı, iştahsızlık ya da mide bulantısı gibi başka belirtiler yoksa bunu biraz daha bol miktarda sebze ve meyve yiyip bağırsaklarınızdaki dost bakterileri beslediğiniz lif miktarını arttırarak, daha çok su içip, daha çok beden alıştırmaları yaparak düzeltebilirsiniz. Rita Urgan Kaynak: https://theconversation.com/how-fast-is-your-gut-the-answer-to-this-question-is-important-to-your-health-248701</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yediklerimiz-bagirsaklarimizda-ne-hizla-yol-aliyor">Yediklerimiz bağırsaklarımızda ne hızla yol alıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p3"><b>Bu sorunun yanıtı gerçekte çok önemli, çünkü yiyeceklerin sindirim sisteminden geçiş hızı kişinin sağlığını çok farklı biçimlerde etkileyen bir unsur.</b></p>
<p class="p3">Birçoğumuz bedenimizi ne tür yiyeceklerle beslediğimize özen gösterip-bunların ne denli sağlıklı olduklarını, ne gibi besin maddelerini içerdiklerini sorgularız. Ancak bu süreçte yediklerinizin bağırsaklarda ne hızla yol aldığını sorguladığınız oldu mu hiç? Bu sorunun yanıtı gerçekte çok önemli, çünkü yiyeceklerin sindirim sisteminden geçiş hızı kişinin sağlığını çok farklı biçimlerde etkileyen bir unsur.</p>
<p class="p3">Yemeğinizi çiğneyip yuttuğunuzda yiyecekler ağızdan başlayıp makatta son bulan dolambaçlı ve uzun bir yol olan mide-bağırsak kanalındaki yolculuğuna başlar. Bu süreçte yiyecekleri karıştırıp sindirimden sorumlu mide, besinleri soğuran ince bağırsak, su ve tuzları emen kalın bağırsak gibi uzman organlara ulaşır.</p>
<p class="p3">Yiyeceğin sindirim sistemindeki bu yolculuğuna bağırsak devingenliği adı verilir. Bu sürecin belli bir bölümü bağırsaklardaki trilyonlarca bakteri tarafından denetlenir. Bu bakteriler bağışıklık sistemini geliştirip besinleri ayrıştırdıklarından, bağırsak mikrobiyomu son derece önemli.</p>
<p class="p2">Öyle ki, yemek yediğimizde yalnızca kendimizi değil, aynı zamanda bağırsaklardaki mikro-yardımcıları da beslemiş oluruz. Karşılığında da bakteriler bağışıklık sistemini destekleyen ve yiyeceğin sindirim yolunda ilerlemesini sağlayan metabolit adlı küçük molekülleri üretirler.</p>
<p class="p4">Bu bakterilerle metabolitler olmasa bağırsaklar devinime geçemez ve yiyecek mide-bağırsak kanalında ilerleyemez, yutulan yiyecekler birikerek kabızlığa ve rahatsızlığa neden olabilirdi.</p>
<p class="p2"><b>Bağırsak geçiş süresi</b></p>
<p class="p4">Besinlerin yutulma sonrasındaki sindirim süreçleri genelde uzun bir süreyi gerektirir ve bu süre “bağırsak geçiş süresi” adıyla bilinir. Bu süre kişiden kişiye değişebilir. Son hesaplamalar yiyeceğin bedendeki yolculuk süresinin 12 ile 73 saat arasında değiştiğine-ortalama sürenin 23-24 saat olduğuna- işaret ediyor. Bağırsak geçiş süresindeki bu farklılık insanlarda bağırsak mikrobiyomuyla ilgili farklılıkları da açıklıyor. Kişinin doğal bağırsak geçiş süresini genetik yapı, beslenme düzeni ve bağırsak mikrobiyomu gibi çeşitli unsurlar da etkiliyor.</p>
<p class="p3">Bağırsak geçiş süresinin uzun olması (yani, bağırsak devingenliğinin yavaş olması) durumunda kalın bağırsaktaki bakteriler farklı metabolitler üretirler. Çünkü bizler gibi, bağırsaklardaki bakteriler de beslenmeye gerek duyar. Bu bakteriler liften hoşlanırlar. Ancak bağırsak geçiş süresi uzunsa ve lifin kalın bağırsağa ulaşması uzun zaman alıyorsa, bakterilerin başka bir besin kaynağına geçmeleri gerekir ve bu genellikle protein olur. Proteine geçiş de, şişkinlik ve yangı gibi sorunlara yol açan zehirli gazların üretilmesine neden olabilir.</p>
<p class="p4">Bağırsak geçişinin yavaş olması kısmen sindirilmiş yiyeceğin ince bağırsakta sıkışıp kalmasına da neden olabilir. Bu da ince bağırsakta karın ağrısı, bulantı ve şişkinlik gibi belirtilere yol açabilen bakterilerin aşırı düzeyde üretilmesine neden olur.</p>
<p class="p4">Gelgelelim, bağırsak geçişinin hızlı olması da sağlığı olumsuz yönde etkileyebilir. Bağırsak geçiş süresinin hızlı olmasına yol açan çeşitli nedenler vardır. Örneğin, kaygı, inflamatuvar bağırsak hastalığı ve huzursuz bağırsak sendromu gibi durumlar bağırsak geçiş süresini azaltabilir, ishale bile neden olabilir. Hızlı geçiş durumunda dışkının su içeriği yüksek, dokusu gevşek olur. Bu da dışkı maddesinin bağırsakta yeterince uzun bir süre kalmayıp su ve besin maddelerini yeterince soğuramadığı anlamına gelir. Söz gelimi, inflamatuvar bağırsak hastalığında bu durum bedende sıvı yitimine yol açabilir.</p>
<p class="p2"><b>Bağırsak geçiş sürenizi sınayın</b></p>
<p class="p5">Ne mutlu bizlere ki, evimizde uygulayabileceğimiz “tatlı mısır deneyi” adlı basit bir deneyle bağırsak devingenliğimiz konusunda bilgi sahibi olabiliriz.</p>
<p class="p2">Bunun için 7-10 gün boyunca hiç mısır yemeyin (arınma aşaması). Bu sürenin sonunda deneye başlayabilirsiniz. Öncelikle tarih ve saatini bir yere not edin ve biraz tatlı mısır yiyin-bir avuç mısır yeterli olacaktır. Mısır tanesinin dış kabuğu sindirilemediğinden mide-bağırsak kanalından yediğiniz başka yiyeceklerle birlikte geçecek ve sonunda dışkıda gözle görülür varlığını gösterecektir.</p>
<p class="p2">Yapmanız gereken mısırı yediğiniz tarihten sonraki birkaç dışkıya dikkatle bakıp bu altın hazineyi bulmak olacaktır. Ancak evde uygulanan bu deneyin kesin bir sonuç olmadığının, yalnızca ortalama geçiş sürelerini ölçen daha incelikli ölçümlere yakın sonuçlar veren bir yöntem olduğunun da altını çizmek gerekir.</p>
<p class="p2">Mısır dışkıya 12 saat ya da daha kısa bir sürede geçiyorsa bağırsaklarınız hızlı, yaklaşık 48 saat boyunca geçmiyorsa da yavaş çalışıyor demektir. Deney sonucunda bağırsak geçiş hızınızın bu yörüngenin herhangi bir ucunda olduğunu görürseniz, bu durumu iyileştirmenin yolları var.</p>
<p class="p2">Bağırsaklarınız sürekli hızlı çalışıyorsa bir hekime başvurup ardında yatan nedenin ne olduğunu anlamakta yarar var. Bağırsaklarınız biraz yavaş çalışıyorsa, ancak şişkinlik, karın ağrısı, iştahsızlık ya da mide bulantısı gibi başka belirtiler yoksa bunu biraz daha bol miktarda sebze ve meyve yiyip bağırsaklarınızdaki dost bakterileri beslediğiniz lif miktarını arttırarak, daha çok su içip, daha çok beden alıştırmaları yaparak düzeltebilirsiniz.</p>
<p class="p2"><b>Rita Urgan</b></p>
<p class="p2"><b>Kaynak: <a href="https://theconversation.com/how-fast-is-your-gut-the-answer-to-this-question-is-important-to-your-health-248701">https://theconversation.com/how-fast-is-your-gut-the-answer-to-this-question-is-important-to-your-health-248701</a></b></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yediklerimiz-bagirsaklarimizda-ne-hizla-yol-aliyor">Yediklerimiz bağırsaklarımızda ne hızla yol alıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32386</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Deniz yosunu bağırsaklardaki bakterilerin genetiğini değiştirebilir</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/deniz-yosunu-bagirsaklardaki-bakterilerin-genetigini-degistirebilir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 May 2023 10:03:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[deniz yosunu]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[gen transferi]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[genler]]></category>
		<category><![CDATA[mikrop]]></category>
		<category><![CDATA[suşi]]></category>
		<category><![CDATA[yosun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29426</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yosunlar, bağırsaklarımızdaki bakterilerin normalde sindiremeyeceği benzersiz diyet lifleri içerir. Örneğin, suşi için kullanılan nori sarıcılar, porfir bakımından zengindir. Son çalışmaya göre ise deniz yosunu yemek, bağırsaklarımızdaki bakterileri genetik olarak değiştirebilir. Çünkü deniz yosunlarına özgü maddeleri sindirirken deniz bakterilerinden gen alabilirler. Bunun insanların sağlığını etkileyip etkilemediği ise henüz bilinmiyor. Michigan Üniversitesi’nden Eric Martens ve meslektaşlarının 2012 yılında yaptıkları çalışmada bir bağırsak bakterisinin, porfiri sindirmek için gereken genleri, muhtemelen denizde yaşayan bir bakteriden aldığını bulmuştu. Martens, “Mikroplarımız doğal olarak kendi mühendisliklerini yapıyor” diyor. Martens liderliğindeki ekip, yeni çalışmada, Avrupa ve Asya’nın bazı bölgelerinde tüketilen İrlanda yosunlarından elde edilen karajenanları sindirebilen iki bağırsak bakterisi (Bacteroides) bulduğunu açıkladı. Bununla birlikte kerajenanların güvenli bir gıda maddesi olup olmadığı konusundaki tartışmalar da devam ediyor. Çünkü zehirli olan poligeenan adı verilen bir maddeye dönüşebiliyorlar. Yani bu yosun içeriğini sindirebilen bakterilere sahip insanların bağırsaklarında poligeenan üretebilir. Martens ve ekibi ayrıca porfirini sindirebilen Bacteroides bağırsak bakterilerinin birkaç suşunu daha buldu. Çoğu, ihtiyaç duyulan enzimler için aynı gen kümesine sahipti, bu da bağırsak bakterileri arasında bir transfer olduğunu gösteriyor. İnsanların bağırsaklarındaki DNA’ların sıralandığı çeşitli metagenomik çalışmalar, Japonya ve Çin’de yaşayan insanların, bu porfir sindirici bağırsak bakterilerine sahip olma olasılığının diğer bölgelerdeki insanlardan daha yüksek olduğunu gösteriyor. Gen transferlerinin nasıl gerçekleştiği ise şimdilik gizemini koruyor. Yaptıkları çalışmanın yüzeysel kaldığının altını çizen Martens, poligeenan üretilse bile bakterilerin içinde güvenle kalabileceğini, yani bir sorun yaratmayabileceğini ama konunun daha fazla araştırılması gerektiğini söylüyor. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) sözcüsü de bu yosun içeriği için eldeki mevcut güvenlik verilerinin yetersiz olduğunu belirtiyor. https://www.newscientist.com/article/2247750-eating-seaweed-can-genetically-modify-the-bacteria-in-our-guts/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/deniz-yosunu-bagirsaklardaki-bakterilerin-genetigini-degistirebilir">Deniz yosunu bağırsaklardaki bakterilerin genetiğini değiştirebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yosunlar, bağırsaklarımızdaki bakterilerin normalde sindiremeyeceği benzersiz diyet lifleri içerir. Örneğin, suşi için kullanılan nori sarıcılar, porfir bakımından zengindir. Son çalışmaya göre ise deniz yosunu yemek, bağırsaklarımızdaki bakterileri genetik olarak değiştirebilir. Çünkü deniz yosunlarına özgü maddeleri sindirirken deniz bakterilerinden gen alabilirler. Bunun insanların sağlığını etkileyip etkilemediği ise henüz bilinmiyor.</p>
<p>Michigan Üniversitesi’nden Eric Martens ve meslektaşlarının 2012 yılında yaptıkları çalışmada bir bağırsak bakterisinin, porfiri sindirmek için gereken genleri, muhtemelen denizde yaşayan bir bakteriden aldığını bulmuştu. Martens, “Mikroplarımız doğal olarak kendi mühendisliklerini yapıyor” diyor.</p>
<p>Martens liderliğindeki ekip, yeni çalışmada, Avrupa ve Asya’nın bazı bölgelerinde tüketilen İrlanda yosunlarından elde edilen karajenanları sindirebilen iki bağırsak bakterisi (Bacteroides) bulduğunu açıkladı.</p>
<p>Bununla birlikte kerajenanların güvenli bir gıda maddesi olup olmadığı konusundaki tartışmalar da devam ediyor. Çünkü zehirli olan poligeenan adı verilen bir maddeye dönüşebiliyorlar. Yani bu yosun içeriğini sindirebilen bakterilere sahip insanların bağırsaklarında poligeenan üretebilir.</p>
<p>Martens ve ekibi ayrıca porfirini sindirebilen Bacteroides bağırsak bakterilerinin birkaç suşunu daha buldu. Çoğu, ihtiyaç duyulan enzimler için aynı gen kümesine sahipti, bu da bağırsak bakterileri arasında bir transfer olduğunu gösteriyor.</p>
<p>İnsanların bağırsaklarındaki DNA’ların sıralandığı çeşitli metagenomik çalışmalar, Japonya ve Çin’de yaşayan insanların, bu porfir sindirici bağırsak bakterilerine sahip olma olasılığının diğer bölgelerdeki insanlardan daha yüksek olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Gen transferlerinin nasıl gerçekleştiği ise şimdilik gizemini koruyor. Yaptıkları çalışmanın yüzeysel kaldığının altını çizen Martens, poligeenan üretilse bile bakterilerin içinde güvenle kalabileceğini, yani bir sorun yaratmayabileceğini ama konunun daha fazla araştırılması gerektiğini söylüyor. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (<a href="https://www.efsa.europa.eu/en">EFSA</a>) sözcüsü de bu yosun içeriği için eldeki mevcut güvenlik verilerinin yetersiz olduğunu belirtiyor.</p>
<p><a href="https://www.newscientist.com/article/2247750-eating-seaweed-can-genetically-modify-the-bacteria-in-our-guts/"><strong>https://www.newscientist.com/article/2247750-eating-seaweed-can-genetically-modify-the-bacteria-in-our-guts/</strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/deniz-yosunu-bagirsaklardaki-bakterilerin-genetigini-degistirebilir">Deniz yosunu bağırsaklardaki bakterilerin genetiğini değiştirebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29426</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Korona günlerinde başka bir önemli konu: Akıl sağlığımızı korumalıyız</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/korona-gunlerinde-baska-bir-onemli-konu-akil-sagligimizi-korumaliyiz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2020 17:08:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[5G]]></category>
		<category><![CDATA[ay yolculuğu]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[kızamık]]></category>
		<category><![CDATA[komplo teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[mikrobiyom]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=18226</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alışık olduğumuz günlük yaşam, koronavirüsle birlikte bıçakla kesilmişcesine sekteye uğradı. Ancak bilim kurgu öykülerine konu olabileceğini sandığımız bir korku tünelinin içine itildik. Hiçbirimiz bu günleri nasıl geçireceğimizi bilmiyoruz. Geçmişten gelen deneyimimiz yok. Evlerimize kapandığımız ve ne kadar süreceğini bilemediğimiz bu dönemi, psikolojik olarak en az hasarla atlatmak zorundayız. Belki de bu dönemden kazançlı nasıl çıkarızın hesabını yapmalıyız! Lancet’te ve daha başka bilim sitelerinde yayımlanan yeni araştırmalar, karantinanın akıl sağlığı üzerinde çok ciddi etkiler yaratabileceğine dikkat çekiyor. Anksiyeteden öfke nöbetlerine, uyku bozukluklarından depresyona, travma sonrası stres bozukluğundan (TSSB), obsesif-kompulsif davranış bozukluğuna bir dizi psikolojik sorun bizi bekliyor. Peki neler yapmalı neler yapmamalıyız? Sayfalarımızda&#8230; Gündem Korona olunca hayliyle sayfalarımızda da ağırlıklı olarak Korona ve onun etrafındaki sorun ve gelişmelere odaklandık. Koronavirüse karşı sağlıklı mikrobiyom! Koronavirüs salgınından korunmak ne yapabiliriz? Mikrobiyom denilen, bağırsaklarınızda yaşayan trilyonlarca mikrobun sağlıklı olanlarını artırmak ve güçlendirmek, en kritik önlem. Yediğimiz doğal besinler, bağırsaklarınızdaki yararlı mikropların miktarı ve çeşitliğinde büyük farklılık yaratıyor; Sevda Deniz Karali, Bilim ve Beslenme sayfamız için derledi. Özlem Kayım Yılmaz pandemi döneminde bilim insanının sorumlulukları üzerine yazdı. Doğan Kuban hoca bu belirsiz korona günlerinde ilaç gibi bir yazı kaleme aldı. Deneyim ve tecrübelerinden yola çıktığı umut verici yazısında; “Her zaman ölümsüz bir ağaç gibi, yeniden başlayacak gücümüz olacak!” diyor. Prof. Dr. Atilla Erdemli, “Korona günlerinde felsefe” başlıklı yazısında Immanuel Kant’tan girip Heidegger’den çıkarak yaşamımızda ellerin yerini sorguladı. Tanol Türkoğlu, 5G’nin virüsü yaydığı yönündeki safsataları eleştirdi. COVID-19’un gezegene biraz yararı olmuş gibi&#8230; Belçikalı sismolog Thomas Lecocq, alınan önlemlerle paralel olarak insan faaliyetlerinin azalmasının, sismik gürültüyü azalttığını söylüyor. Bunun jeologlar için ne anlama geldiğini okuyacaksınız. Koronavirüsün etkilediği bir diğer alan ise spor ve sporcular. Ege Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Erkut Konter, evde bireysel antrenman programlarını takip etmenin öneminden bireysel ve takım performanslarının nasıl etkileneceğine kadar sporcular için hayati konulara değindi. Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Kadircan Keskinbora Mikroskopik Yaramazlar yazı serisini bu hafta da sürdürdü. Mustafa Çetiner İspanyol Gribi’nde nasıl bilinçsizce aspirin tüketildiği üzerine yazdı. Robotlar canlanıyor mu? Biyoloji ile robotik bir araya geldi ve Xenobots ortaya çıktı. Bilim insanları, kurbağaların kök hücrelerinden faydalanarak yaşayan ilk robotları üretti. “Yaşayan, programlanabilir bir organizma” olarak adlandırdıkları bu milimetrik robotlar, biyoloji ile robotik arasındaki sınırları kaldırıyor. Dergimizde&#8230; Küresel iklim değişikliğine inanmayanların iddialarının nasıl çürütüldüğü, güney kutbunda çok çok eski dönemlerde şaşırtıcı şekilde Yağmur Ormanları olduğu&#8230; Yine sayfalarımızda.. 20. yüzyılın önde gelen alerji uzmanlarından William Frankland, Covid-19 sebebiyle hayatını kaybetti. Alexander Fleming’in penisilini bulmasına olası etkisi ve çığır açıcı alerji çalışmalarıyla tıp literatüründe önemli bir isim olan Frankland’in ilginç öyküsünü Batuhan Sarıcan yazdı. Nilgün Özbaşaran Araştırma Gündemi’nde bütün diyet türlerinin aynı sonucu verdiğine dair bulgular, evrimsel kökenlerimizle ilgili gelişmeler ve daha bir çok ilginç haber var. İstanbul Kültür Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi’nden Ömür Kınay canlandırma filmlerdeki engelli karakterlerin tasarlanma sürecine odaklandı ve çocuklarda farkındalık yaratmanın önemi üzerine yazdı. Kezban Karaboğa Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı’nın (TTGV), ‘Technoscape Geleceğin Teknolojileri-2020’ raporunu değerlendirdi. Size her hafta güncel ve bilgilendirici içerikler sunabilmek için evden, canla başla çalışıyoruz. Siz de destek olarak bizi yalnız bırakmıyorsunuz, teşekkür ederiz. HBT, sizin desteğinizle bilimin ışığındaki ilerleyişine devam ediyor. Gelecek sayıda yine birlikte olmak umuduyla… Okurlarımıza çağrı ÇYDD’li 250 öğrenci dijital dergi abonelik desteği bekliyor Okulların zorunlu olarak tatil olduğu bu günlerde bir iki okurumuzdan gelen öneri üzerine “öğrencilere hediye dijital dergi aboneliği” kampanyası başlattık. 20 öğrenci olarak yola çıkmıştık, ancak çağrıyı yaptığımız Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin bursiyeri öğrencilerden gelen talep şaşırtıcı derece fazla olunca hem sevindik hem de kampanyayı genişletmek durumunda kaldık. Dergimizi düzenli izlemenin gençlerin eğitimine, bilimsel odakları düşünmelerine önemli bir katkı olacağını düşünüyoruz. Bu yüzden siz okurlarımıza gençleri dijital abonelik hediye etme çağrısı yapıyoruz. Bu gençlere hediye kampanyası kapsamında; 6 aylık aboneliği 80 TL’ye, 1 yıllık aboneliği 150 TL’ye indiriyoruz. Çağdaş Yaşamlı öğrenci – gençlerin, bu günlerde düzenli HBT’yi izlemesine destek vermek isteyen okurlarımız info@herkesebilimteknoloji.com adresine “Çağdaşlı gençlere dijital abonelik desteği” açıklaması ile mesaj gönderip, kaç öğrenciyi, ne süre ile desteklemek istediklerini belirtebilirler. İlgi ve desteğinize şimdiden çok teşekkür ederiz. Ve diğer kampanya için Erdal Şimşek’e teşekkür Okurumuz Erdal Şimşek bizi aramış ve 250 öğrenciye 2 ay dijital dergi aboneliği hediye etmek istediğini söylemişti. Duyuruyu yaptığımızda yine tahminlerimizin çok üzerinde bir talep geldi. Biz de HBT olarak 50 öğrenciyi karşıladık ve 300 öğrenci ve öğretmeni dergimiz ile buluşturduk. Kendisine gençlerimiz adına çok teşekkür ederiz. adresine yazabilirsiniz.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/korona-gunlerinde-baska-bir-onemli-konu-akil-sagligimizi-korumaliyiz">Korona günlerinde başka bir önemli konu: Akıl sağlığımızı korumalıyız</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-18217" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/212-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/212-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/212-856x1024.jpg 856w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Alışık olduğumuz günlük yaşam, koronavirüsle birlikte bıçakla kesilmişcesine sekteye uğradı. Ancak bilim kurgu öykülerine konu olabileceğini sandığımız bir korku tünelinin içine itildik. Hiçbirimiz bu günleri nasıl geçireceğimizi bilmiyoruz. Geçmişten gelen deneyimimiz yok. Evlerimize kapandığımız ve ne kadar süreceğini bilemediğimiz bu dönemi, psikolojik olarak en az hasarla atlatmak zorundayız. Belki de bu dönemden kazançlı nasıl çıkarızın hesabını yapmalıyız! Lancet’te ve daha başka bilim sitelerinde yayımlanan yeni araştırmalar, karantinanın akıl sağlığı üzerinde çok ciddi etkiler yaratabileceğine dikkat çekiyor. Anksiyeteden öfke nöbetlerine, uyku bozukluklarından depresyona, travma sonrası stres bozukluğundan (TSSB), obsesif-kompulsif davranış bozukluğuna bir dizi psikolojik sorun bizi bekliyor. Peki neler yapmalı neler yapmamalıyız? Sayfalarımızda&#8230;</p>
<p>Gündem Korona olunca hayliyle sayfalarımızda da ağırlıklı olarak Korona ve onun etrafındaki sorun ve gelişmelere<br />
odaklandık.</p>
<p><strong>Koronavirüse karşı sağlıklı mikrobiyom!</strong></p>
<p>Koronavirüs salgınından korunmak ne yapabiliriz? Mikrobiyom denilen, bağırsaklarınızda yaşayan trilyonlarca mikrobun sağlıklı olanlarını artırmak ve güçlendirmek, en kritik önlem. Yediğimiz doğal besinler, bağırsaklarınızdaki<br />
yararlı mikropların miktarı ve çeşitliğinde büyük farklılık yaratıyor; Sevda Deniz Karali, Bilim ve Beslenme sayfamız<br />
için derledi.</p>
<p>Özlem Kayım Yılmaz pandemi döneminde bilim insanının sorumlulukları üzerine yazdı. Doğan Kuban hoca bu belirsiz korona günlerinde ilaç gibi bir yazı kaleme aldı. Deneyim ve tecrübelerinden yola çıktığı umut verici yazısında; “Her zaman ölümsüz bir ağaç gibi, yeniden başlayacak gücümüz olacak!” diyor.</p>
<p>Prof. Dr. Atilla Erdemli, “Korona günlerinde felsefe” başlıklı yazısında Immanuel Kant’tan girip Heidegger’den<br />
çıkarak yaşamımızda ellerin yerini sorguladı. Tanol Türkoğlu, 5G’nin virüsü yaydığı yönündeki safsataları eleştirdi.</p>
<p>COVID-19’un gezegene biraz yararı olmuş gibi&#8230; Belçikalı sismolog Thomas Lecocq, alınan önlemlerle paralel olarak insan faaliyetlerinin azalmasının, sismik gürültüyü azalttığını söylüyor. Bunun jeologlar için ne anlama geldiğini okuyacaksınız. Koronavirüsün etkilediği bir diğer alan ise spor ve sporcular. Ege Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Erkut Konter, evde bireysel antrenman programlarını takip etmenin öneminden bireysel ve takım performanslarının nasıl etkileneceğine kadar sporcular için hayati konulara değindi. Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Kadircan Keskinbora Mikroskopik Yaramazlar yazı serisini bu hafta da sürdürdü. Mustafa Çetiner İspanyol Gribi’nde nasıl bilinçsizce aspirin tüketildiği üzerine yazdı.</p>
<p><strong>Robotlar canlanıyor mu?</strong></p>
<p>Biyoloji ile robotik bir araya geldi ve Xenobots ortaya çıktı. Bilim insanları, kurbağaların kök hücrelerinden faydalanarak yaşayan ilk robotları üretti. “Yaşayan, programlanabilir bir organizma” olarak adlandırdıkları bu milimetrik robotlar, biyoloji ile robotik arasındaki sınırları kaldırıyor. Dergimizde&#8230;</p>
<p>Küresel iklim değişikliğine inanmayanların iddialarının nasıl çürütüldüğü, güney kutbunda çok çok eski dönemlerde şaşırtıcı şekilde Yağmur Ormanları olduğu&#8230; Yine sayfalarımızda..</p>
<p>20. yüzyılın önde gelen alerji uzmanlarından William Frankland, Covid-19 sebebiyle hayatını kaybetti. Alexander Fleming’in penisilini bulmasına olası etkisi ve çığır açıcı alerji çalışmalarıyla tıp literatüründe önemli bir isim olan Frankland’in ilginç öyküsünü Batuhan Sarıcan yazdı.</p>
<p>Nilgün Özbaşaran Araştırma Gündemi’nde bütün diyet türlerinin aynı sonucu verdiğine dair bulgular, evrimsel kökenlerimizle ilgili gelişmeler ve daha bir çok ilginç haber var. İstanbul Kültür Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi’nden Ömür Kınay canlandırma filmlerdeki engelli karakterlerin tasarlanma sürecine odaklandı ve çocuklarda farkındalık yaratmanın önemi üzerine yazdı.</p>
<p>Kezban Karaboğa Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı’nın (TTGV), ‘Technoscape Geleceğin Teknolojileri-2020’ raporunu değerlendirdi. Size her hafta güncel ve bilgilendirici içerikler sunabilmek için evden, canla başla çalışıyoruz. Siz de destek olarak bizi yalnız bırakmıyorsunuz, teşekkür ederiz.</p>
<p>HBT, sizin desteğinizle bilimin ışığındaki ilerleyişine devam ediyor. Gelecek sayıda yine birlikte olmak umuduyla…</p>
<blockquote><p><strong>Okurlarımıza çağrı</strong></p>
<p>ÇYDD’li 250 öğrenci dijital dergi abonelik desteği bekliyor</p>
<p>Okulların zorunlu olarak tatil olduğu bu günlerde bir iki okurumuzdan gelen öneri üzerine “öğrencilere hediye dijital dergi aboneliği” kampanyası başlattık. 20 öğrenci olarak yola çıkmıştık, ancak çağrıyı yaptığımız Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin bursiyeri öğrencilerden gelen talep şaşırtıcı derece fazla olunca hem sevindik hem de kampanyayı genişletmek durumunda kaldık. Dergimizi düzenli izlemenin gençlerin eğitimine, bilimsel odakları düşünmelerine önemli bir katkı olacağını düşünüyoruz. Bu yüzden siz okurlarımıza gençleri dijital abonelik hediye etme çağrısı yapıyoruz. Bu gençlere hediye kampanyası kapsamında;</p>
<p>6 aylık aboneliği 80 TL’ye,<br />
1 yıllık aboneliği 150 TL’ye indiriyoruz.</p>
<p>Çağdaş Yaşamlı öğrenci – gençlerin, bu günlerde düzenli HBT’yi izlemesine destek vermek isteyen okurlarımız info@herkesebilimteknoloji.com adresine “Çağdaşlı gençlere dijital abonelik desteği” açıklaması ile mesaj gönderip, kaç öğrenciyi, ne süre ile desteklemek istediklerini belirtebilirler.</p>
<p>İlgi ve desteğinize şimdiden çok teşekkür ederiz.</p>
<p><strong>Ve diğer kampanya için Erdal Şimşek’e teşekkür</strong></p>
<p>Okurumuz Erdal Şimşek bizi aramış ve 250 öğrenciye 2 ay dijital dergi aboneliği hediye etmek istediğini söylemişti. Duyuruyu yaptığımızda yine tahminlerimizin çok üzerinde bir talep geldi. Biz de HBT olarak 50 öğrenciyi karşıladık ve 300 öğrenci ve öğretmeni dergimiz ile buluşturduk. Kendisine gençlerimiz adına çok teşekkür ederiz. adresine yazabilirsiniz.</p></blockquote>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/korona-gunlerinde-baska-bir-onemli-konu-akil-sagligimizi-korumaliyiz">Korona günlerinde başka bir önemli konu: Akıl sağlığımızı korumalıyız</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18226</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HBT Dergi 212. Sayı – 17 Nisan 2020</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-212-sayi-17-nisan-2020</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2020 14:54:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergi Sayıları]]></category>
		<category><![CDATA[5G]]></category>
		<category><![CDATA[ay yolculuğu]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[kızamık]]></category>
		<category><![CDATA[komplo teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[mikrobiyom]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=18216</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karantinada akıl sağlığımız: Ne yapmalı, ne yapmamalı? Pandemi iki önemli tehdidi yeniden ateşledi: Kızamık ve çocuk felci Yeniden başlayacağız! &#8211; Doğan Kuban 5G aydınlanmışları &#8211; Tanol Türkoğlu COVID-19 &#8211; Ali Akurgal Büyük pandemiler (1): İspanyol gribi &#8211; Mustafa Çetiner COVID-19 pandemisinde bilim insanının sorumlulukları &#8211; Özlem Kayım Yıldız Yeni koronavirüs doğal evrim ürünü İnsan faaliyetlerinin azalması sismik gürültüyü 1/3 azalttı Karantinada da spor performansı &#8211; Erkut Konter Korona günlerinde felsefe &#8211; Atilla Erdemli Mikroskopik yaramazlar (2): Yeni kuşak virüsler &#8211; Kadircan Keskinbora Canlandırma filmlerinde tasarlanan engelli karakterler ve çocuk izleyici &#8211; Ömür Kınay Esas sorun bilim açığıdır &#8211; Kezban Karaboğa Ünlü alerjist William Frankland hayatını koronadan kaybetti Robotlar canlanıyor mu? Sağlıklı bağırsak, sağlıklı bağışıklık Bütün diyetler aynı sonucu veriyor Astronot idrarı ile Ay’da inşaat Yeni keşif: Bakteri yiyen devasa virüs En eski Homo Erectus bulundu 90 milyon yıl önce Güney Kutbu’nda bir yağmur ormanı varmış Nükleer bomba testleri balina köpekbalıklarının yaşını ortaya çıkardı Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-212-sayi-17-nisan-2020">HBT Dergi 212. Sayı – 17 Nisan 2020</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-18217" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/212-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/212-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/212-856x1024.jpg 856w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Karantinada akıl sağlığımız: Ne yapmalı, ne yapmamalı?<br />
Pandemi iki önemli tehdidi yeniden ateşledi: Kızamık ve çocuk felci<br />
Yeniden başlayacağız! &#8211; Doğan Kuban<br />
5G aydınlanmışları &#8211; Tanol Türkoğlu<br />
COVID-19 &#8211; Ali Akurgal<br />
Büyük pandemiler (1): İspanyol gribi &#8211; Mustafa Çetiner<br />
COVID-19 pandemisinde bilim insanının sorumlulukları &#8211; Özlem Kayım Yıldız<br />
Yeni koronavirüs doğal evrim ürünü<br />
İnsan faaliyetlerinin azalması sismik gürültüyü 1/3 azalttı<br />
Karantinada da spor performansı &#8211; Erkut Konter<br />
Korona günlerinde felsefe &#8211; Atilla Erdemli<br />
Mikroskopik yaramazlar (2): Yeni kuşak virüsler &#8211; Kadircan Keskinbora<br />
Canlandırma filmlerinde tasarlanan engelli karakterler ve çocuk izleyici &#8211; Ömür Kınay<br />
Esas sorun bilim açığıdır &#8211; Kezban Karaboğa<br />
Ünlü alerjist William Frankland hayatını koronadan kaybetti<br />
Robotlar canlanıyor mu?<br />
Sağlıklı bağırsak, sağlıklı bağışıklık<br />
Bütün diyetler aynı sonucu veriyor<br />
Astronot idrarı ile Ay’da inşaat<br />
Yeni keşif: Bakteri yiyen devasa virüs<br />
En eski Homo Erectus bulundu<br />
90 milyon yıl önce Güney Kutbu’nda bir yağmur ormanı varmış<br />
Nükleer bomba testleri balina köpekbalıklarının yaşını ortaya çıkardı</p>
<p><a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/">Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-212-sayi-17-nisan-2020">HBT Dergi 212. Sayı – 17 Nisan 2020</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18216</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Motor nöron hastalığı (ALS) ile bağırsaktaki bakteriler arasında bağlantı olabilir</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/motor-noron-hastaligi-als-ile-bagirsaktaki-bakteriler-arasindaki-baglanti-olabilir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jul 2019 10:55:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ALS]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[mikrobiyota]]></category>
		<category><![CDATA[nikotinamid molekülü]]></category>
		<category><![CDATA[nörobilim]]></category>
		<category><![CDATA[nöroloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14492</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nörodejeneratif bir hastalık olan ve gizemini hala koruyan ALS üzerine yeni bir çalışma, ALS&#8217;nin mikrobiyotadaki değişikliklerle ilişkili olabileceğine işaret ediyor. Fareler üzerinde yapılan çalışmada, Akkermansia muciniphila adı verilen bakterinin hasta farelerin sağlık durumunu iyileştirdiği ve ömürlerini uzattığı belirtildi. Araştırmacılar, söz konusu etkiyi doğrulamak için çok daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunun altını çiziyor. İsrail&#8217;deki Weizmann Bilim Enstitüsü&#8217;nden Eran Elinav&#8217;ın yürüttüğü çalışmada ilk olarak, hasta farelerdeki bağırsak mikrobiyotasının güçlü antibiyotikler nedeniyle yok olmasının farelerin sağlık durumlarını kötüleştirdiği tespit edildi. Araştırmada, Akkermansia muciniphila’nın ürettiği nikotinamid molekülünün etkileri dikkat çekti. Bu molekülün verildiği farelerde hastalığın seyrinde belirgin iyileşmeler görüldüğünü ifade eden Elinav, mikrobiyotaları ailelerindeki sağlıklı bireylerininkilerle karşılaştırılan 37 ALS hastası kişide, nikotinamid seviyesinin düşük olduğunun tespit edildiğini belirtiyor. Elinav, çalışmanın henüz erken bir aşamada olduğunu, söz konusu ön bulguların hiçbir şekilde bir tedavi tavsiyesi olmadığını özellikle vurguluyor. İngiltere&#8217;deki Motor Nöron Hastalıkları Derneği&#8217;nin araştırma direktörü Brian Dickie, bağırsaklarımızdaki bakterilerin çeşitli nörolojik hastalıklarda rol oynayabileceğini işaret eden çalışmaların sayısında artış görüldüğünü ve beslenme düzeni ile egzersizin ALS ile muhtemel ilişkisini aydınlatmaya yönelik devam eden çalışmalar olduğunu belirtti. Kaynak: The Guardian</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/motor-noron-hastaligi-als-ile-bagirsaktaki-bakteriler-arasindaki-baglanti-olabilir">Motor nöron hastalığı (ALS) ile bağırsaktaki bakteriler arasında bağlantı olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="alignleft size-medium wp-image-14493" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/als-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/als-300x169.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/als.jpg 500w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Nörodejeneratif bir hastalık olan ve gizemini hala koruyan ALS üzerine yeni bir çalışma, ALS&#8217;nin mikrobiyotadaki değişikliklerle ilişkili olabileceğine işaret ediyor. Fareler üzerinde yapılan çalışmada, <em>Akkermansia muciniphila </em>adı verilen bakterinin hasta farelerin sağlık durumunu iyileştirdiği ve ömürlerini uzattığı belirtildi. Araştırmacılar, söz konusu etkiyi doğrulamak için çok daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunun altını çiziyor.</p>
<p>İsrail&#8217;deki Weizmann Bilim Enstitüsü&#8217;nden Eran Elinav&#8217;ın yürüttüğü çalışmada ilk olarak, hasta farelerdeki bağırsak mikrobiyotasının güçlü antibiyotikler nedeniyle yok olmasının farelerin sağlık durumlarını kötüleştirdiği tespit edildi. Araştırmada, Akkermansia muciniphila’nın ürettiği <em>nikotinamid</em> molekülünün etkileri dikkat çekti. Bu molekülün verildiği farelerde hastalığın seyrinde belirgin iyileşmeler görüldüğünü ifade eden Elinav, mikrobiyotaları ailelerindeki sağlıklı bireylerininkilerle karşılaştırılan 37 ALS hastası kişide, nikotinamid seviyesinin düşük olduğunun tespit edildiğini belirtiyor.</p>
<p>Elinav, çalışmanın henüz erken bir aşamada olduğunu, söz konusu ön bulguların hiçbir şekilde bir tedavi tavsiyesi olmadığını özellikle vurguluyor.</p>
<p>İngiltere&#8217;deki Motor Nöron Hastalıkları Derneği&#8217;nin araştırma direktörü Brian Dickie, bağırsaklarımızdaki bakterilerin çeşitli nörolojik hastalıklarda rol oynayabileceğini işaret eden çalışmaların sayısında artış görüldüğünü ve beslenme düzeni ile egzersizin ALS ile muhtemel ilişkisini aydınlatmaya yönelik devam eden çalışmalar olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.theguardian.com/society/2019/jul/22/motor-neurone-disease-researchers-find-link-to-microbes-in-ut">The Guardian</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/motor-noron-hastaligi-als-ile-bagirsaktaki-bakteriler-arasindaki-baglanti-olabilir">Motor nöron hastalığı (ALS) ile bağırsaktaki bakteriler arasında bağlantı olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14492</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Parkinson, bağırsak bakterileriyle ilişkili olabilir mi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/parkinson-bagirsak-bakterileriyle-iliskili-olabilir-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jan 2017 09:54:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[mikrobiyom]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5003</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilim insanları ilk kez bağırsaktaki bakteriler ile Parkinson hastalığı arasında ilişki saptadılar. Fareler üzerinde yapılan deneylerde Parkinson hastalarının bağırsaklarından alınan bakteriler de kullanıldı. Bulgular tedavi edilmesi gereken yerin beyin değil de bağırsak olabileceğini işaret ediyor. Öyle ki ileride üretilecek yeni nesil probiyotiklerle Parkinson hastalığının başlaması yavaşlatılabilir hatta tedavi için yeni probiyotikler raflarda yerlerini alabilir. Parkinson hastalığı beyinde alfa-sinüklein birikmesi ve hücrelerin ölmesiyle seyreden, hastalarda motor fonksiyonların (hareket etme kabiliyeti) ve zihinsel işlevlerin kaybına, titreme ve sarsılmalara yol açan ciddi bir hastalıktır. Alzheimer’dan sonra en sık görülen ikinci nörodejeneratif (sinir hücrelerinin hasarına yol açan) hastalıktır. Genetikle çok ilişkili değildir, çoğunlukla çevresel etkenler gelişiminde rol alır. Önceki araştırmalar Parkinson ve bağırsak bakterileri arasında tıpkı diğer sinirsel hastalıklar (örneğin; MS (multipl skleroz)) gibi bir ilişki saptasa da hiçbiri kesin olarak açıklayamamıştır. 3 farklı deney Araştırmacılar Parkinson’da beyin-bağırsak ilişkisini incelemek için 3 farklı deney tasarladılar. Önce, araştırmacılar Parkinson’a özgü protein olan alfa-sinükleini sentezleyen genetiği değiştirilmiş fareleri aldılar, iki gruba ayırdılar. İlk grup tam mikrobiyoma sahipken (mikrobiyom bağırsaktaki bakterilere verilen genel isimdir) ikinci grubun bağırsaklarında hiç bakteri yoktur, bağırsakları tamamen bakterisizdir. Bakterisiz olan fareler alfa-sinükleini tıpkı diğer grup gibi aşırı biçimde sentezliyor ancak beyinlerinde biriktirmiyorlardı. Bakterisiz fareler daha az hastalık belirtisi gösteriyor ve motor işlevleri ölçen testlerde daha başarılı oluyorlardı. Ancak bağırsaklarında tam mikrobiyom barındıran fareler beyinlerinde alfa-sinüklein biriktiriyor ve Parkinson belirtileri gösteriyorlardı. Bağırsaklardaki bazı bakteriler mi sorumlu? İkinci aşamada, bütün fareler bağırsaktaki bakterilerin ürettiği bazı kısa zincirli yağ asitleriyle beslenmeye başladılar. Diğer bir deyişle bakterisiz farelere bu gıdalar verilerek bakterilerin yapacağı etkiler taklit edilmek istendi. Bu kez bakterisiz fareler hastalık belirtileri göstermeye başladılar.  Bu da akıllara, acaba bağırsaktaki bakterilerin ürettiği bu kimyasallar beynin durumunu kötüleştiriyor mu, sorusunu getirdi. Üçüncü aşamada ise sağlıklı insanlardan ve Parkinson hastalarından alınan bağırsak bakteri örnekleri bakterisiz farelere verildi ve izlendi. Fareler olağanüstü biçimde Parkinson belirtileri göstermeye başlamıştı. Ancak sadece Parkinson hastalarından alınan örneklerin verildiği farelerde belirtiler görülüyordu. Sağlıklı kimselerden alınan bakteri örnekleri hastalık belirtilerine neden olmuyordu! Uzmanlar üçüncü deneyin aslında bize çok şey anlattığını ifade ediyor: “Burada önemli olan bakterilerin olması veya olmaması değil, bakterilerin türleri”. Diğer bir deyişle, Parkinson hastalarının bağırsakları, hastalığın gelişiminde rol alan bazı bakterilere ya ev sahipliği yapıyor ya da hastalığı önleyecek bakterilerden yoksun. Bu özel türdeki bakterilerin belirlenmesi ise hastalığın önlenmesi ve hatta tedavi edilmesi açısından çok büyük önem taşıyor. Uzmanlar bağırsaktaki bakterilerin araştırılmasıyla yeni tedavilerin geliştirilebileceğini belirtiyor. Derleyen: Furkan AVCI Kaynak: http://www.cnbc.com/2016/12/01/parkinsons-linked-to-gut-bacteria.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/parkinson-bagirsak-bakterileriyle-iliskili-olabilir-mi">Parkinson, bağırsak bakterileriyle ilişkili olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bilim insanları ilk kez bağırsaktaki bakteriler ile Parkinson hastalığı arasında ilişki saptadılar. </strong></p>
<p>Fareler üzerinde yapılan deneylerde Parkinson hastalarının bağırsaklarından alınan bakteriler de kullanıldı. Bulgular tedavi edilmesi gereken yerin beyin değil de bağırsak olabileceğini işaret ediyor. Öyle ki ileride üretilecek yeni nesil probiyotiklerle Parkinson hastalığının başlaması yavaşlatılabilir hatta tedavi için yeni probiyotikler raflarda yerlerini alabilir.</p>
<p>Parkinson hastalığı beyinde alfa-sinüklein birikmesi ve hücrelerin ölmesiyle seyreden, hastalarda motor fonksiyonların (hareket etme kabiliyeti) ve zihinsel işlevlerin kaybına, titreme ve sarsılmalara yol açan ciddi bir hastalıktır. Alzheimer’dan sonra en sık görülen ikinci nörodejeneratif (sinir hücrelerinin hasarına yol açan) hastalıktır.</p>
<p>Genetikle çok ilişkili değildir, çoğunlukla çevresel etkenler gelişiminde rol alır.</p>
<p>Önceki araştırmalar Parkinson ve bağırsak bakterileri arasında tıpkı diğer sinirsel hastalıklar (örneğin; MS (multipl skleroz)) gibi bir ilişki saptasa da hiçbiri kesin olarak açıklayamamıştır.</p>
<p><strong>3 farklı deney</strong></p>
<p>Araştırmacılar Parkinson’da beyin-bağırsak ilişkisini incelemek için 3 farklı deney tasarladılar.</p>
<p>Önce, araştırmacılar Parkinson’a özgü protein olan alfa-sinükleini sentezleyen genetiği değiştirilmiş fareleri aldılar, iki gruba ayırdılar. İlk grup tam mikrobiyoma sahipken (mikrobiyom bağırsaktaki bakterilere verilen genel isimdir) ikinci grubun bağırsaklarında hiç bakteri yoktur, bağırsakları tamamen bakterisizdir.</p>
<p>Bakterisiz olan fareler alfa-sinükleini tıpkı diğer grup gibi aşırı biçimde sentezliyor ancak beyinlerinde biriktirmiyorlardı. Bakterisiz fareler daha az hastalık belirtisi gösteriyor ve motor işlevleri ölçen testlerde daha başarılı oluyorlardı.</p>
<p>Ancak bağırsaklarında tam mikrobiyom barındıran fareler beyinlerinde alfa-sinüklein biriktiriyor ve Parkinson belirtileri gösteriyorlardı.</p>
<p><strong>Bağırsaklardaki bazı bakteriler mi sorumlu?</strong></p>
<p>İkinci aşamada, bütün fareler bağırsaktaki bakterilerin ürettiği bazı kısa zincirli yağ asitleriyle beslenmeye başladılar. Diğer bir deyişle bakterisiz farelere bu gıdalar verilerek bakterilerin yapacağı etkiler taklit edilmek istendi.</p>
<p>Bu kez bakterisiz fareler hastalık belirtileri göstermeye başladılar.  Bu da akıllara, acaba bağırsaktaki bakterilerin ürettiği bu kimyasallar beynin durumunu kötüleştiriyor mu, sorusunu getirdi.</p>
<p>Üçüncü aşamada ise sağlıklı insanlardan ve Parkinson hastalarından alınan bağırsak bakteri örnekleri bakterisiz farelere verildi ve izlendi. Fareler olağanüstü biçimde Parkinson belirtileri göstermeye başlamıştı. Ancak sadece Parkinson hastalarından alınan örneklerin verildiği farelerde belirtiler görülüyordu. Sağlıklı kimselerden alınan bakteri örnekleri hastalık belirtilerine neden olmuyordu!</p>
<p>Uzmanlar üçüncü deneyin aslında bize çok şey anlattığını ifade ediyor: “Burada önemli olan bakterilerin olması veya olmaması değil, bakterilerin türleri”.</p>
<p>Diğer bir deyişle, Parkinson hastalarının bağırsakları, hastalığın gelişiminde rol alan bazı bakterilere ya ev sahipliği yapıyor ya da hastalığı önleyecek bakterilerden yoksun.</p>
<p>Bu özel türdeki bakterilerin belirlenmesi ise hastalığın önlenmesi ve hatta tedavi edilmesi açısından çok büyük önem taşıyor. Uzmanlar bağırsaktaki bakterilerin araştırılmasıyla yeni tedavilerin geliştirilebileceğini belirtiyor.</p>
<p><strong>Derleyen</strong>: Furkan AVCI</p>
<p><strong>Kaynak</strong>: <a href="http://www.cnbc.com/2016/12/01/parkinsons-linked-to-gut-bacteria.html">http://www.cnbc.com/2016/12/01/parkinsons-linked-to-gut-bacteria.html</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/parkinson-bagirsak-bakterileriyle-iliskili-olabilir-mi">Parkinson, bağırsak bakterileriyle ilişkili olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5003</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bağırsağımızda 2 kilo bakteri taşıyoruz</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/bagirsagimizda-2-kilo-bakteri-tasiyoruz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Aug 2016 08:43:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[flora]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[mikrobiyota]]></category>
		<category><![CDATA[probiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3639</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan vücudunda 100 trilyon hücre bulunduğu tahmin ediliyor. Bunun 10 misli fazlası kadar da yararlı bakterilerimiz var. Vücudun deri, ağız, vajina, bağırsaklar gibi çeşitli bölgelerinde yerleşmiş bu bakterilere o bölgenin “florası”, yeni adıyla “mikrobiyota”sı deniyor. Bağırsak mikrobiyotamız ise 2 kilo ağırlığında ve hem işlevi hem de ağırlığı nedeniyle artık bir organ olarak kabul ediliyor. Bağırsak mikrobiyotasında en azından bin farklı türden bakteri bulunuyor. Bu bakteriler bebeğin dünyaya gelişinin üçüncü gününden itibaren oluşmaya başlıyor. Mide ve ince bağırsaklar tarafından sindirilemeyen besinlerin sindirimine yardım eden, B ve K vitaminlerinin yapımını sağlayan, hastalık yapabilecek bakterilerin yerleşmesine mani olan bu bakterilerin en önemli özelliği ise bağırsak duvarında bir bariyer vazifesi görmesi. Bağırsak mikrobiyatasının bir conta görevi gördüğünü söyleyen Medical Park Ankara Hastanesi, Gastroenteroloji Bölümü Uzmanı Prof. Dr. Hakan Alagözlü şu bilgileri veriyor: Sızdıran bağısak sendromu “Bağırsak epiteli normalde zararlı mikropların toksik maddelerini geçirmez. Bunda bağırsakta probiyotik dediğimiz dost bakterilerin rolü vardır ve probiyotikler bağırsak sızdırmazlığını sağlayarak bir conta görevi yaparlar. Floradaki en ufak bir bozulma veya zayıflama ise bağırsaktaki bu zararlıların kan dolaşı­mına karışmasına ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur. Buna sızdıran bağırsak sendromu diyoruz. Sızdıran bağırsak sendromun şeker hastalığı, karaciğer yağlanması gibi metobolik hastalıkla başta olmak üzere çok sayıda sağlık sorununa neden olur.” Antibiyotik uyarısı “Antibiyotiklerin, bağırsak florasını bozarak kilo aldırıcı özelliği mevcut. Bu nedenle gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmak gerekiyor. Antibiyotiklerin, öldürmesi gereken zararlı bakterileri öldürürken bağırsaktaki iyi bakteriler de ölüyor. O nedenle antibiyotik bitiminden sonra probiyotik destekleriyle bağırsak mikrobiyotasını eski haline döndürmek gerekiyor. Eğer antibiyotik kullanacaksak da &#8220;akılcı ilaç&#8221; uygulamasının gereklerini yerine getirmeliyiz.” Obez bağırsak “Obezlerin bağırsaklarında hazmedilmeyen lifleri ve karbonhidratları parçalayabilen bakterilerin daha ağırlıklı olduğunu buldular. Obezlerin bağısak florasında bir bozulma olduğunda sindirilmeyen liflerden yüzde 15 daha fazla kalori elde edilir. Bu da obez hastanın aldığı bir öğün yemekte 750 kalori alırken, normal sağlıklı kişi aynı öğünden 500 kalori aldığı anlamına gelmektedir.” Ruh sağlığımızı da etkiliyor Vücuttaki toplam serotonin düzeyinin yüzde 80&#8217;i bağırsak duvarından salgılanır. Bağırsak bakterilerimizdeki değişiklikler stres, kaygı, depresyon gibi durumları tetikleyebiliyor. Bağırsaklarımız ve bağırsak bakterilerimiz bazı nörokimyasallar üreterek beynin ruh, hafıza ve öğrenme durumunu etkiliyor. Mutluluk hormonu olarak bilinen &#8220;Serotonin&#8221; eksikliğinde huzursuzluk, stres, kaygı, sinirlilik, depresyon gibi belirti ve hastalıklar görülür.” İkinci beynimiz “Beyin dışında en fazla sinir hücresi ve sinir ağı olan yer sindirim sistemidir. Bu nedenle bağırsaklarımız ikinci beyin olarak söylenir. Bağırsaklarımızla beynimiz arasında bir bağlantı var. Hassas bağırsak sendromu denilen hastalıkta bağırsak mikrobiyotası bozulduğu için karın ağrısı, karında şişkinlik ve gaz gibi belirtiler ortaya çıkıyor. Probiyotikler hassas bağırsak sendromunda da etkili rol oynuyorlar.” Bağırsak sağlığı için 8 öneri Prof. Dr. Alagözlü bağırsak sağlığı için yapılması gerekenleri ise şöyle sıralıyor: Fermente yiyecekleri tüketelim (turşu, boza, şıra, tarhana, sirke, fermente süt ürünleri) Gerekirse doktorunuza sorarak uygun bir probiyotik takviyesi alalım. Egzersizin sağlıklı bağırsak mikrobiyotasını sağladığı yapılan çalışmalarda gösterilmiş. Yürüyüş en güzel egzersizdir. Lifli gıdalar bağırsaktaki faydalı bakterilerin çoğalmasına yardımcı olurlar. Lifli gıdalar tüketelim. Omega-3 takviyeleri bağırsak sağlığımızı güçlendirir. Fruktozdan zengin doğal olmayan işlenmiş, gıdalardan uzak duralım. Bağırsak floramızı bozar. Çin tuzu olarak bilinen &#8220;Monosodyum glutamat&#8221; içeren gıdalardan uzak duralım. D vitamini seviyelerimize baktıralım gerekirse doktor kontrolünde takviye yapalım. Bizi bağırsak polip ve kanserlerinden korur.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/bagirsagimizda-2-kilo-bakteri-tasiyoruz">Bağırsağımızda 2 kilo bakteri taşıyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan vücudunda 100 trilyon hücre bulunduğu tahmin ediliyor. Bunun 10 misli fazlası kadar da yararlı bakterilerimiz var. Vücudun deri, ağız, vajina, bağırsaklar gibi çeşitli bölgelerinde yerleşmiş bu bakterilere o bölgenin “florası”, yeni adıyla “mikrobiyota”sı deniyor. Bağırsak mikrobiyotamız ise 2 kilo ağırlığında ve hem işlevi hem de ağırlığı nedeniyle artık bir organ olarak kabul ediliyor.</strong></p>
<p>Bağırsak mikrobiyotasında en azından bin farklı türden bakteri bulunuyor. Bu bakteriler bebeğin dünyaya gelişinin üçüncü gününden itibaren oluşmaya başlıyor. Mide ve ince bağırsaklar tarafından sindirilemeyen besinlerin sindirimine yardım eden, B ve K vitaminlerinin yapımını sağlayan, hastalık yapabilecek bakterilerin yerleşmesine mani olan bu bakterilerin en önemli özelliği ise bağırsak duvarında bir bariyer vazifesi görmesi. Bağırsak mikrobiyatasının bir conta görevi gördüğünü söyleyen <strong>Medical Park Ankara Hastanesi, Gastroenteroloji Bölümü Uzmanı Prof. Dr. Hakan Alagözlü şu bilgileri veriyor:</strong></p>
<p><strong>Sızdıran bağısak sendromu</strong></p>
<p>“Bağırsak epiteli normalde zararlı mikropların toksik maddelerini geçirmez. Bunda bağırsakta probiyotik dediğimiz dost bakterilerin rolü vardır ve probiyotikler bağırsak sızdırmazlığını sağlayarak bir conta görevi yaparlar. Floradaki en ufak bir bozulma veya zayıflama ise bağırsaktaki bu zararlıların kan dolaşı­mına karışmasına ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur. Buna sızdıran bağırsak sendromu diyoruz. Sızdıran bağırsak sendromun şeker hastalığı, karaciğer yağlanması gibi metobolik hastalıkla başta olmak üzere çok sayıda sağlık sorununa neden olur.”</p>
<p><strong>Antibiyotik uyarısı</strong></p>
<p>“Antibiyotiklerin, bağırsak florasını bozarak kilo aldırıcı özelliği mevcut. Bu nedenle gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmak gerekiyor. Antibiyotiklerin, öldürmesi gereken zararlı bakterileri öldürürken bağırsaktaki iyi bakteriler de ölüyor. O nedenle antibiyotik bitiminden sonra probiyotik destekleriyle bağırsak mikrobiyotasını eski haline döndürmek gerekiyor. Eğer antibiyotik kullanacaksak da &#8220;akılcı ilaç&#8221; uygulamasının gereklerini yerine getirmeliyiz.”</p>
<p><strong>Obez bağırsak</strong></p>
<p>“Obezlerin bağırsaklarında hazmedilmeyen lifleri ve karbonhidratları parçalayabilen bakterilerin daha ağırlıklı olduğunu buldular. Obezlerin bağısak florasında bir bozulma olduğunda sindirilmeyen liflerden yüzde 15 daha fazla kalori elde edilir. Bu da obez hastanın aldığı bir öğün yemekte 750 kalori alırken, normal sağlıklı kişi aynı öğünden 500 kalori aldığı anlamına gelmektedir.”</p>
<p><strong>Ruh sağlığımızı da etkiliyor</strong></p>
<p>Vücuttaki toplam serotonin düzeyinin yüzde 80&#8217;i bağırsak duvarından salgılanır. Bağırsak bakterilerimizdeki değişiklikler stres, kaygı, depresyon gibi durumları tetikleyebiliyor. Bağırsaklarımız ve bağırsak bakterilerimiz bazı nörokimyasallar üreterek beynin ruh, hafıza ve öğrenme durumunu etkiliyor. Mutluluk hormonu olarak bilinen &#8220;Serotonin&#8221; eksikliğinde huzursuzluk, stres, kaygı, sinirlilik, depresyon gibi belirti ve hastalıklar görülür.”</p>
<p><strong>İkinci beynimiz</strong></p>
<p>“Beyin dışında en fazla sinir hücresi ve sinir ağı olan yer sindirim sistemidir. Bu nedenle bağırsaklarımız ikinci beyin olarak söylenir. Bağırsaklarımızla beynimiz arasında bir bağlantı var. Hassas bağırsak sendromu denilen hastalıkta bağırsak mikrobiyotası bozulduğu için karın ağrısı, karında şişkinlik ve gaz gibi belirtiler ortaya çıkıyor. Probiyotikler hassas bağırsak sendromunda da etkili rol oynuyorlar.”</p>
<p><strong>Bağırsak sağlığı için 8 öneri</strong></p>
<p>Prof. Dr. Alagözlü bağırsak sağlığı için yapılması gerekenleri ise şöyle sıralıyor:</p>
<ol>
<li>Fermente yiyecekleri tüketelim (turşu, boza, şıra, tarhana, sirke, fermente süt ürünleri)</li>
<li>Gerekirse doktorunuza sorarak uygun bir probiyotik takviyesi alalım.</li>
<li>Egzersizin sağlıklı bağırsak mikrobiyotasını sağladığı yapılan çalışmalarda gösterilmiş. Yürüyüş en güzel egzersizdir.</li>
<li>Lifli gıdalar bağırsaktaki faydalı bakterilerin çoğalmasına yardımcı olurlar. Lifli gıdalar tüketelim.</li>
<li>Omega-3 takviyeleri bağırsak sağlığımızı güçlendirir.</li>
<li>Fruktozdan zengin doğal olmayan işlenmiş, gıdalardan uzak duralım. Bağırsak floramızı bozar.</li>
<li>Çin tuzu olarak bilinen &#8220;Monosodyum glutamat&#8221; içeren gıdalardan uzak duralım.</li>
<li>D vitamini seviyelerimize baktıralım gerekirse doktor kontrolünde takviye yapalım. Bizi bağırsak polip ve kanserlerinden korur.</li>
</ol>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/bagirsagimizda-2-kilo-bakteri-tasiyoruz">Bağırsağımızda 2 kilo bakteri taşıyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3639</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
