bellek arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/bellek Türkiye'nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı Tue, 25 Mar 2025 16:51:13 +0000 tr hourly 1 Büyük Birader bizi izleyince: Dalga mıyız parçacık mı? https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ozlem-kayim-yildiz/buyuk-birader-bizi-izleyince-dalga-miyiz-parcacik-mi Tue, 04 Mar 2025 06:20:50 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32159 Halka açık mekânlardaki kapalı devre televizyonlar, izlenebilir mobil araçlar, internetle sürekli bilgi paylaşımı yapan teknolojiler nedeniyle günümüzde insan davranışları, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar gözlem altında. Gözlem teknolojisindeki bu benzeri görülmemiş artışa karşın, sürekli izlenmekte olmanın insan davranışları üzerine etkisine ilişkin bilinenler sınırlı. Gözlemlendiğini bilmenin olumlu ve görünürde özgeci davranışları artırdığı ve olumsuz davranışları azalttığına ilişkin bulgular var. Gerçekte, yaygın biçimde kullanılmalarına bu durum gerekçe gösteriliyor. Öte yandan, gözlemlenmek aynı zamanda savaş ya da kaç yanıtı (kalp hızında ve terlemede artış), dikkat ve bellekte bozulma, işyerinde üretkenlikte azalma ve kaygı ile de ilişkili. Peki, gözlerin üzerimizde olduğunu bilmek farkında olmadığımız, bilinçsiz beyin aktivitelerimizi nasıl etkiliyor? Geçtiğimiz aylarda Neuroscience of Consciousness dergisinde Seymour ve arkadaşları tarafından yayınlanan makale, gözlemlenmekte olmanın bilinçsiz beyin aktivitelerimiz üzerinde etkisi olabileceğine işaret ediyor (https://doi.org/10.1093/nc/niae039). Yırtıcılar ve kapalı devre televizyonlar Tahmin edileceği üzere, insanın çevresinde kendisine bakan bir çift göz olduğunu fark etmesi adaptif açıdan son derece önemli çünkü eğer izleniyorsak tehdit altında olabiliriz. Bunun için çoğunlukla bilinçsiz işleyen özel sinirsel mekanizmalara sahibiz. Seymour ve arkadaşları, gözlenmekte olduğunu bilen kişilerde bilinçsiz, otomatik yüz tanıma yanıtının hızlandığını keşfettiler. Katılımcılar bu durumun farkında değillerdi ve izlenmekte olmaktan rahatsız değillerdi. Bu bilinçsiz yanıt, gözlenmenin beyinlerimizdeki duysal algılama mekanizmaları üzerine etkide bulunduğuna işaret ediyor. Başka bir deyişle, kapalı devre televizyonlarla izlenmek, yırtıcılardan korunmak üzere bin yıllar içerisinde geliştirdiğimiz istemsiz duysal tarayıcılarımızı hassaslaştırıyor. Gözlenmenin bilinçli insan davranışları kadar bilinçsiz beyin aktiviteleri üzerine de etkisi olduğuna işaret eden bu çalışmanın sonuçları ilginç çünkü artık neredeyse hiçbir zaman gözlerden uzak olmadığımız bir çağda yaşıyoruz. Bu çağın, vahşi doğada güvende olmamızı sağlamak üzere özelleşmiş, çoğunlukla bilinçsiz işleyen sinir ağlarımız ve mahremiyete alışık limbik sistemlerimiz üzerine etkileri büyük oranda bilinmiyor. Kuantum mekaniğinde maddenin hem dalga hem de parçacık gibi davranabileceğini ifade eden dalga-parçacık ikiliğinde gözlemcinin varlığı, maddenin davranışını etkiler. Seymour ve arkadaşlarının çalışmaları, bir gözlemcinin varlığının istemsiz beyin aktivitelerimizi de etkileyebileceğini gösteriyor. Yazı: Özlem Kayım Yıldız *Bu yazı, HBT Dergi’nin 461. sayısında yayınlanmıştır.

Büyük Birader bizi izleyince: Dalga mıyız parçacık mı? yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Halka açık mekânlardaki kapalı devre televizyonlar, izlenebilir mobil araçlar, internetle sürekli bilgi paylaşımı yapan teknolojiler nedeniyle günümüzde insan davranışları, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar gözlem altında. Gözlem teknolojisindeki bu benzeri görülmemiş artışa karşın, sürekli izlenmekte olmanın insan davranışları üzerine etkisine ilişkin bilinenler sınırlı.

Gözlemlendiğini bilmenin olumlu ve görünürde özgeci davranışları artırdığı ve olumsuz davranışları azalttığına ilişkin bulgular var. Gerçekte, yaygın biçimde kullanılmalarına bu durum gerekçe gösteriliyor. Öte yandan, gözlemlenmek aynı zamanda savaş ya da kaç yanıtı (kalp hızında ve terlemede artış), dikkat ve bellekte bozulma, işyerinde üretkenlikte azalma ve kaygı ile de ilişkili.

Peki, gözlerin üzerimizde olduğunu bilmek farkında olmadığımız, bilinçsiz beyin aktivitelerimizi nasıl etkiliyor? Geçtiğimiz aylarda Neuroscience of Consciousness dergisinde Seymour ve arkadaşları tarafından yayınlanan makale, gözlemlenmekte olmanın bilinçsiz beyin aktivitelerimiz üzerinde etkisi olabileceğine işaret ediyor (https://doi.org/10.1093/nc/niae039).

Yırtıcılar ve kapalı devre televizyonlar

Tahmin edileceği üzere, insanın çevresinde kendisine bakan bir çift göz olduğunu fark etmesi adaptif açıdan son derece önemli çünkü eğer izleniyorsak tehdit altında olabiliriz. Bunun için çoğunlukla bilinçsiz işleyen özel sinirsel mekanizmalara sahibiz.

Seymour ve arkadaşları, gözlenmekte olduğunu bilen kişilerde bilinçsiz, otomatik yüz tanıma yanıtının hızlandığını keşfettiler. Katılımcılar bu durumun farkında değillerdi ve izlenmekte olmaktan rahatsız değillerdi. Bu bilinçsiz yanıt, gözlenmenin beyinlerimizdeki duysal algılama mekanizmaları üzerine etkide bulunduğuna işaret ediyor. Başka bir deyişle, kapalı devre televizyonlarla izlenmek, yırtıcılardan korunmak üzere bin yıllar içerisinde geliştirdiğimiz istemsiz duysal tarayıcılarımızı hassaslaştırıyor.

Gözlenmenin bilinçli insan davranışları kadar bilinçsiz beyin aktiviteleri üzerine de etkisi olduğuna işaret eden bu çalışmanın sonuçları ilginç çünkü artık neredeyse hiçbir zaman gözlerden uzak olmadığımız bir çağda yaşıyoruz. Bu çağın, vahşi doğada güvende olmamızı sağlamak üzere özelleşmiş, çoğunlukla bilinçsiz işleyen sinir ağlarımız ve mahremiyete alışık limbik sistemlerimiz üzerine etkileri büyük oranda bilinmiyor.

Kuantum mekaniğinde maddenin hem dalga hem de parçacık gibi davranabileceğini ifade eden dalga-parçacık ikiliğinde gözlemcinin varlığı, maddenin davranışını etkiler. Seymour ve arkadaşlarının çalışmaları, bir gözlemcinin varlığının istemsiz beyin aktivitelerimizi de etkileyebileceğini gösteriyor.

Yazı: Özlem Kayım Yıldız

*Bu yazı, HBT Dergi’nin 461. sayısında yayınlanmıştır.

Büyük Birader bizi izleyince: Dalga mıyız parçacık mı? yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
32159
Yoksa teknoloji belleği zayıflatıyor mu? https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/yoksa-teknoloji-bellegi-zayiflatiyor-mu Fri, 03 May 2019 15:00:28 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13818 Araştırmalar teknolojinin belleğimizi değiştirmekte olduğuna işaret ediyor. Giderek içeriğin kendisinden çok, o içeriğe nasıl ulaşacağımızı anımsama gereğini duyuyoruz.   En son ne zaman bir sorunun yanıtını bulmak için hemen internete koşmak yerine, düşünüp kafa yordunuz? Bir zamanlar belleğinizde tutmaya çalıştığınız telefon numaraları, dost ve yakınlarınızın yaş günleri gibi bilgiler, şimdilerde elinizden eksik etmediğiniz akıllı telefonlarınızın belleğine kaydedilmiş durumda. Artık bilim insanları belleğimizin bu durumdan ötürü zarar görüp görmediğini merak etmeye başladı. Princeton Üniversitesi’nden Diana Tamir ve arkadaşları insanları gezilere gönderdiklerinde, kendilerinden resim çekmeleri istenen kişilerin sonradan geziyle ilgili birtakım ayrıntıları anımsama konusunda gerçekte daha başarısız olduklarını gördüler. Tamir’e göre, iletişim araçları yoluyla bir deneyimin basılı kopyasını oluşturmak, kafamızdaki kopyanın netliğini azaltmaktan başka bir işe yaramıyor. Yol bulmak için uydu seyir sistemlerine bel bağlayanların da bulundukları yeri kestirebilme konusunda, haritalardan yararlananlara kıyasla, çok daha başarısız oldukları görülüyor. Londra University College uzmanlarından Sam Gilbert, “Araştırmalar teknolojinin belleğimizi değiştirmekte olduğuna işaret ediyor. Giderek içeriğin kendisinden çok, o içeriğe nasıl ulaşacağımızı anımsama gereğini duyuyoruz” diyor. Görünüşe bakılırsa, bilişsel yükün boşaltılması beynin insanların yeni bilgileri daha kolay ezberlemelerine olanak tanıyan önemli kaynaklarına yer açıyordu. Gelgelelim, aygıtlara fazlasıyla bel bağlamak insan belleğinin gerçekte ne denli güçlü olduğunun değerini yeterince kavramamızı önleyebilir. İnsanlar sürekli olarak neyin bellekte saklanmaya değer olduğu konusunda düşünüp karar veriyorlar. Ertesi gün neleri anımsamaları ve neleri not etmeleri gerektiğine karar veriyorlar. Bireyin kendi belleğinin kapsamı, süreçleri ve doğası konusunda sahip olduğu bilgiye meta-bellek adı veriliyor ve teknoloji görünürde meta-belleğe zarar veriyor. Gilbert, “Dış kaynaklara erişebildiğiniz sürece ilk bakışta göze çarpmayan bu tür yanılmalar insana pek bir şey ifade etmeyebilir. Ancak bu kaynaklardan yoksun kaldığınızda-örneğin, bir sınavda, acil bir durumda, ya da teknolojik bir felaket durumunda-onlarsız ne denli yoğun bir çaba harcamanız gerektiğinin ayırdına varabilirsiniz. Belleğinizin gerçekte ne denli güçlü olduğu konusunda kesin bir görüşe sahip olmak, en az güçlü bir belleğe sahip olmak denli önemlidir” diyor. Görünüşe bakılırsa, teknoloji  şimdilik kişinin bellek gücünü olumsuz yönde etkilemekten çok, düzenleyici ve iyileştirici bir etki yaratıyor. Ancak Londra Üniversitesi Bellek ve Hukuk Merkezi’nin başkanı Martin Conway, kişiyle araçlar arasındaki arayüzün gelecekte daha da iç içe geçmesi durumunda beynin şimdiden öngörülmesi olanaksız biçimlerde uyum sağlamaya başlayacağına inanıyor. Hemen telefona sarılmak yerine, öncelikle kafanızın içindeki ansiklopediye başvurmayı denemek gerek. Kaynak: https://www.newscientist.com/article/mg24032011-000-memory-special-is-technology-making-your-memory-worse/

Yoksa teknoloji belleği zayıflatıyor mu? yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Araştırmalar teknolojinin belleğimizi değiştirmekte olduğuna işaret ediyor. Giderek içeriğin kendisinden çok, o içeriğe nasıl ulaşacağımızı anımsama gereğini duyuyoruz.  

En son ne zaman bir sorunun yanıtını bulmak için hemen internete koşmak yerine, düşünüp kafa yordunuz? Bir zamanlar belleğinizde tutmaya çalıştığınız telefon numaraları, dost ve yakınlarınızın yaş günleri gibi bilgiler, şimdilerde elinizden eksik etmediğiniz akıllı telefonlarınızın belleğine kaydedilmiş durumda. Artık bilim insanları belleğimizin bu durumdan ötürü zarar görüp görmediğini merak etmeye başladı.

Princeton Üniversitesi’nden Diana Tamir ve arkadaşları insanları gezilere gönderdiklerinde, kendilerinden resim çekmeleri istenen kişilerin sonradan geziyle ilgili birtakım ayrıntıları anımsama konusunda gerçekte daha başarısız olduklarını gördüler. Tamir’e göre, iletişim araçları yoluyla bir deneyimin basılı kopyasını oluşturmak, kafamızdaki kopyanın netliğini azaltmaktan başka bir işe yaramıyor.

Yol bulmak için uydu seyir sistemlerine bel bağlayanların da bulundukları yeri kestirebilme konusunda, haritalardan yararlananlara kıyasla, çok daha başarısız oldukları görülüyor.

Londra University College uzmanlarından Sam Gilbert, “Araştırmalar teknolojinin belleğimizi değiştirmekte olduğuna işaret ediyor. Giderek içeriğin kendisinden çok, o içeriğe nasıl ulaşacağımızı anımsama gereğini duyuyoruz” diyor.

Görünüşe bakılırsa, bilişsel yükün boşaltılması beynin insanların yeni bilgileri daha kolay ezberlemelerine olanak tanıyan önemli kaynaklarına yer açıyordu.

Gelgelelim, aygıtlara fazlasıyla bel bağlamak insan belleğinin gerçekte ne denli güçlü olduğunun değerini yeterince kavramamızı önleyebilir. İnsanlar sürekli olarak neyin bellekte saklanmaya değer olduğu konusunda düşünüp karar veriyorlar. Ertesi gün neleri anımsamaları ve neleri not etmeleri gerektiğine karar veriyorlar. Bireyin kendi belleğinin kapsamı, süreçleri ve doğası konusunda sahip olduğu bilgiye meta-bellek adı veriliyor ve teknoloji görünürde meta-belleğe zarar veriyor.

Gilbert, “Dış kaynaklara erişebildiğiniz sürece ilk bakışta göze çarpmayan bu tür yanılmalar insana pek bir şey ifade etmeyebilir. Ancak bu kaynaklardan yoksun kaldığınızda-örneğin, bir sınavda, acil bir durumda, ya da teknolojik bir felaket durumunda-onlarsız ne denli yoğun bir çaba harcamanız gerektiğinin ayırdına varabilirsiniz. Belleğinizin gerçekte ne denli güçlü olduğu konusunda kesin bir görüşe sahip olmak, en az güçlü bir belleğe sahip olmak denli önemlidir” diyor.

Görünüşe bakılırsa, teknoloji  şimdilik kişinin bellek gücünü olumsuz yönde etkilemekten çok, düzenleyici ve iyileştirici bir etki yaratıyor. Ancak Londra Üniversitesi Bellek ve Hukuk Merkezi’nin başkanı Martin Conway, kişiyle araçlar arasındaki arayüzün gelecekte daha da iç içe geçmesi durumunda beynin şimdiden öngörülmesi olanaksız biçimlerde uyum sağlamaya başlayacağına inanıyor.

Hemen telefona sarılmak yerine, öncelikle kafanızın içindeki ansiklopediye başvurmayı denemek gerek.

Kaynak: https://www.newscientist.com/article/mg24032011-000-memory-special-is-technology-making-your-memory-worse/

Yoksa teknoloji belleği zayıflatıyor mu? yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
13818
Hafıza etkinlikleri ile hafızanı geliştir: Efsane mi gerçek mi? https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/hafiza-etkinlikleri-ile-hafizani-gelistir-efsane-mi-gercek-mi Tue, 15 Jan 2019 11:39:04 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12668 Anahtarlarınızı sürekli bir yerlerde unutup, tanıdığınız kişilerin adlarını hatırlayamıyor, sık sık randevularınızı mı kaçırıyorsunuz? Bunlardan dolayı yavaş yavaş hafızanızın kötüye gittiğini mi hissediyorsunuz? Eğer öyleyse o zaman kendinizi beyin jimnastiği ya da bilgisayarlı beyin oyunları reklamlarına bakarken bulmanız kaçınılmazdır. Evet, bilgisayarlı beyin-eğitim oyunlarının oldukça parlak bir fikir gibi görünmesine rağmen, bu beyin-eğitim oyunlarının gerçekten işe yarayıp yaramadığı konusunda iki defa düşünmenizde fayda var. 50 milyon $ ceza 2016 yılı Ocak ayında hafıza egzersizleri için bilgisayar uygulamaları geliştirip satan Lumosity firması, bir ABD mahkemesince 50 milyon dolar ceza ödemeye mahküm edildi. Yıllık cirosu 23 milyon doların üzerinde olan bu firma, sattığı bilgisayar uygulamaları ile hafızayı, dikkati, zihinsel işlem hızını ve problem çözme yeteneklerini geliştirdiğini iddia ediyordu. Bu iddialarını nörobilim bulgularına da dayandırıyorlar, hatta bazı araştırmacıların yaptığı çalışmaların sonucunda bunların bilimsel olarak da kanıtlandığını reklamlarında sunuyorlardı. Ancak, mahkeme sonucunda firmanın, iddialarını destekleyecek bilimsel bulgu olmamasına rağmen, özellikle yaşlanan kişilerin hafıza kaybı, demans ve hatta Alzheimer korkularını kullanarak ürünlerini sattıkları ortaya konuldu. Halen, insanların bu konudaki hassasiyeti nedeniyle, benzer firmalarca “hafızayı ilerletir”, “hafıza kapasiteni arttır”, “nasıl hızlı ezberlersin” gibi sloganlarla birçok bilgisayar programı, teknik ve hatta ilaç pazarlanmaktadır. Peki gerçekten bunlar bizim hafızamızı geliştirebilir mi? Son yıllarda beyin eğitimi; problem çözme becerilerinin, el-göz koordinasyonunun, hafızanın ve diğer bilişsel becerilerin gelişimini ifade eden adeta diyet yerini alarak “yapılması gereken şey” olarak görülmektedir. Bu nedenle, farklı özelliklere sahip, beyin spor salonları, beyin oyunları ve Nintendo’nun beyin yaşı gibi çeşitli araçlar geliştirilmiştir. Beyin jimnastiği ürünleri üreten firmaların 2012 yılında dünya çapındaki gelirleri 1 milyar dolardan daha fazladır ve 2020 yılına kadar 6 milyar doları aşması beklenmektedir. Beyin eğitimi programlarının popülaritesi arttıkça bu programların etkililiği konusunda da soru işaretleri artmaktadır. Sonuçlar hayal kırıklığı Örneğin bu sorulardan ilk akla geleni şudur: Beyin oyunları ile düzenli uygulama yapmak, beynin bilişsel işlevini geliştirir mi ve bu değişiklikler kalıcı etkiye sahip midir? Bir dizi bilimsel çalışmada bu soruya cevap bulmaya çalışılmış, ancak genelde bu çalışmalar hayal kırıklığı ile sonuçlanmıştır. Örneğin, 2010 yılında İngiliz televizyon programı “Bang goes the theory” beyin oyunları oynayan bireylerin hafıza ve akıl yürütme becerilerinin geliştiğini iddia etti. Toplamda 11,430 kişi bu deneye katıldı. Deney grubunda yaşları 18 ile 60 arasında değişen 8,692 katılımcı bulunmaktadır. Bu katılımcılardan 6 hafta boyunca her hafta oyunlardan birini 3 kez ve en az 10 dakikalık sürelerle oynamaları istendi. Kontrol grubunda 2,738 katılımcı bulunmaktadır. Bu katılımcılara oyun oynamamaları ancak bunun yerine aynı süre oranında İnternet’te sörf yapmaları ve bir takım genel sorulara cevap bulmaya çalışmaları istendi. Deneme süresinin sonunda aynı IQ testi tüm katılımcılara uygulandı ve bu testin sonuçları oyun oynayan grup ile İnternet’te sörf yapan grup arasında fark olmadığını gösterdi. Hatta testin bazı unsurlarına bakıldığında İnternet’te sörf yapan grubun puanları oyun oynayan grubun puanlarından da yüksek çıktı. Başka bir çalışmada, the City University of New York’ta araştırmalar yapan Anil Chacko ve arkadaşları tarafından yürütüldü. Araştırmacılar hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda çalışma belleğini geliştirmek için geliştirilmiş olan Cogmed çalışan bellek eğitimini 85 öğrenci üzerinde kullandılar. Araştırmanın sonucunda, Cogmed’in hiperaktivite bozukluğu olan çocukların tedavisinde etkili olmadığı gösterildi. Bu araştırmalardan da görüldüğü gibi, basit yollarla beyni etkilemek kolay değildir. Çapraz bulmaca, sudoku ve benzeri oyunlar kelime öğrenmeye ve özel becerileri geliştirmeye yardımcı olabilir, ancak genel beyin fonksiyonlarını geliştiremezler. Tek tip bellek yok Beyin araştırmaları alanında yapılan çalışmalar gösteriyor ki, tek tip bir hafıza yoktur ve hafıza beynimizin sadece belirli bir parçasında da bulunmamaktadır. Örneğin, fotografik hafıza yeteneğine sahip bazı kişiler bilmediği bir dilde yazılmış dökümana kısa süreli bakarak tüm dokümanı resim olarak ezberleyebilir. Ancak bu bilgi beyinlerinde resim olarak şekillenmez. Bu kişiler 3-5 saniye süresince dokümana bakarak dokümanın her bir noktasını inceler ve resmi hafızalarında oluştururlar. Beyinlerinde resim oluştuktan sonra bunu betimleyebilir, anlatarak aktarabilirler. Fotografik hafızası olmayan sıradan kişiler ise, ezberlediklerini betimlemekte daha fazla zorlanır. İlginçtir ki, bu özellik yetişkinlerden daha çok çocuklarda görülür ve yaş ilerledikçe azalır. Araştırmalar gösteriyor ki, tek bir tip hafıza tipi olmadığı gibi, öğrendiklerimizi nasıl hafızaya aldığımız konusu da tam olarak bilinmemektedir. Ancak psikoloji alanında yapılan çalışmalardan, bu sürecin kişiden kişiye, öğrenme yöntemine ve yaşa göre değişkenlik gösterdiği bilinmektedir. Lumosity örneğindeki gibi, sadece belirli bir tipteki hafıza çeşidini geliştirmeye yönelik yöntemlerin, genel hafıza gelişimine katkısı olduğuna dair herhangi bir bulgu yok. Ezber mi öğrenmeyi öğrenmek mi Hafızanın günümüz eğitim modellerinde, özellikle değerlendirme yöntemlerinde önemli bir rol oynaması sorgulanmaktadır. Birçok eğitim programı anlamadan daha çok ezbere önem vermektedir. Oysaki öğrenmeyi öğrenmek daha önemli değil midir? Bu soruların cevaplanması, nörolojik bilimsel çalışmaların yanı sıra eğitim bilimciler açısından da son derece önemlidir. Geliştirilmiş hafıza teknikleri gibi yöntemlerden yararlanmadan, eğitsel yöntemler ile de IQ, bilişsel kapasite veya hafızayı arttırmak mümkündür. Örneğin, cebir veya mantık ile problem çözülmesi zihinsel esneklik sağlar. Demans riski bulunan yaşlı insanlarla yapılan eğitsel çalışmalarda, zihinsel becerilerde gelişim sağlanabilmiştir. Sanılanın aksine hafızamızı ve zihinsel kapasitemizi sadece çocukluk döneminde değil, yaşamımızın her döneminde geliştirmemiz mümkündür. Ayrıca, hafıza kapasitemiz sadece teknik, araç, eğitim veya teknoloji ile bağlantılı olmadığı gibi beslenme, spor, uyku düzeni ve sağlığımız da hafızamızı etkiler. Nörobilimcilerin yaptığı çalışmalarda, uyku bozukluğunun ve düzensizliğinin hafıza ve zihinsel fonksiyonlar üzerinde önemli bir etkisi olduğunu bulmuşlardır. Çeşitlendirilmiş eğitsel araçlar önemli Melby-Lervag1, Redick ve Hulme (2016) işlevsel hafıza tekniklerinin testler açısından etkinliğini araştırdıkları meta analiz çalışmasında, işlevsel hafızayı geliştirmeye yönelik yapılan (sözel, sözel olmayan, kelime kodlama, okuma-anlama, aritmetik gibi alanlarda) çalışmaların güvenilir ve geçerli sonuçlar ortaya çıkarmadığını buldular. İşlevsel hafızaya yönelik tekniklerin kısa süreli ve sadece belli bir alana yönelik olmasından dolayı gerçek hayatta bilişsel beceriler için genellenemeyeceği görülmektedir. Günümüzde yapılan bilgisayarlı işlevsel hafıza geliştirici programlar ve oyunların teorik ve pratik açılardan eksikleri bulunmaktadır. Dolayısıyla, programlaştırılmış, birden çok tekrara dayanan oyunlar yerine, çeşitlendirilmiş ve zengin eğitsel girişimlerin daha etkili olabileceği görülmektedir. Çocuklar için dikkat edilecek 5 nokta Çocukların hafızasını ve zihinsel faaliyetlerini desteklemek isteyen aileler ve öğretmenler için aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi önerilmektedir: * Öncelikle ailelerin ve eğitimcilerin, çocukları ezberlemesi, uzun süre aklında tutması gerekli olmayan bilgileri ezberlemek zorunda bırakmaması gerekmektedir. Çünkü bu yöntemle çocukların hafızalarının genişlediği ispat edilmemiştir. Ayrıca, çocukların ezberlemek yerine öğrenmeyi öğrenmeleri ve öz düzenleme becerilerini kazanmaları daha sonraki okul yaşantılarında daha çok katkı sağlayacaktır. * Çocukların zihinlerini ve hafızalarını en etkili ve olumlu şekilde eğitim geliştirir. Özel olarak ezber eğitimine gerek kalmadan çocuklar aritmetik, okuma-yazma veya hikaye okuma gibi yöntemler ile hafızalarını geliştirebilirler. * Diğer bir yanılgı da, hafızanın sadece çocukluk döneminde geliştiğidir. Bu nedenle çocuklara kısa süreli, aceleci yöntemler kullanılarak zihinsel aktiviteler uygulanmamalı. İnsan yaşamı boyunca öğrenebilir ve dolayısıyla hafızasını sürekli olarak geliştirebilir. * Çocukların hafızasını yalnız dışarıdan bir müdahale ile değil uyku düzenleri, spor, beslenme düzenleri, fiziksel ve psikolojik durumları da etkiler. Dolayısıyla çocukların hafızalarının sağlıklı bir şekilde gelişimi için bu değişkenler de göz önünde bulundurulmalı. * Motivasyonu, konsantreyi ya da hafızayı geliştirdiği iddia edilen ilaçların bilişsel açıdan birçok zarar verdiği bilinmektedir. Yasadışı yollarla da ulaşılabilen bu tür ilaçlardan uzak durulmalı. Hazırlayanlar: Arş. Gör. Berna Sicim / İlköğretim Bölümü Okul Öncesi Eğitimi Programı, Eğitim Fakültesi, ODTÜ berna@odtu.edu.tr Araş. Gör. Yurdagül Boğar / İlköğretim Bölümü Fen Bilgisi Eğitimi, Eğitim Fakültesi, ODTÜ ybogar@odtu.edu.tr Prof.Dr. Kürşat Çağıltay / Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü, Eğitim Fakültesi, ODTÜ kursat@odtu.edu.tr ODTÜ Eğitsel Nörobilim/Nöroteknoloji Araştırma Grubu, http://ed-neuro.ceit.odtu.edu.tr Kaynaklar: De Bruyckere, P., Kirschner, P. A., & Hulshof, C. D. (2015). Urban myths about learning and education. London: Academic Press. Frith, U., Bishop, D., & Blakemore, C. (2011). Brain Waves Module 2: Neuroscience: implications for education and lifelong learning. London: The Royal Society. Hourihan, K. L., & Smith, A. R. (2016). Production does not improve memory for face-name associations. Canadian Journal of Experimental Psychology, 70 (2), 147-153. doi:10.1037/cep0000091. Melby-Lervåg, M., Hulme, C., & Redick, T.(2016). Working Memory Training Does Not Improve Performance on Measures of Intelligence or Other Measures of “Far Transfer”: Evidence From a Meta-Analytic Review. Perspectives On Psychological Science, 11(4), 512-534. doi:10.1177/1745691616635612. OECD. (2007). Understanding the Brain: The Birth of a Learning Science. Paris, FR: The Organization of Economic Cooperation and Development.

Hafıza etkinlikleri ile hafızanı geliştir: Efsane mi gerçek mi? yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Anahtarlarınızı sürekli bir yerlerde unutup, tanıdığınız kişilerin adlarını hatırlayamıyor, sık sık randevularınızı mı kaçırıyorsunuz? Bunlardan dolayı yavaş yavaş hafızanızın kötüye gittiğini mi hissediyorsunuz? Eğer öyleyse o zaman kendinizi beyin jimnastiği ya da bilgisayarlı beyin oyunları reklamlarına bakarken bulmanız kaçınılmazdır.

Evet, bilgisayarlı beyin-eğitim oyunlarının oldukça parlak bir fikir gibi görünmesine rağmen, bu beyin-eğitim oyunlarının gerçekten işe yarayıp yaramadığı konusunda iki defa düşünmenizde fayda var.

50 milyon $ ceza

2016 yılı Ocak ayında hafıza egzersizleri için bilgisayar uygulamaları geliştirip satan Lumosity firması, bir ABD mahkemesince 50 milyon dolar ceza ödemeye mahküm edildi. Yıllık cirosu 23 milyon doların üzerinde olan bu firma, sattığı bilgisayar uygulamaları ile hafızayı, dikkati, zihinsel işlem hızını ve problem çözme yeteneklerini geliştirdiğini iddia ediyordu. Bu iddialarını nörobilim bulgularına da dayandırıyorlar, hatta bazı araştırmacıların yaptığı çalışmaların sonucunda bunların bilimsel olarak da kanıtlandığını reklamlarında sunuyorlardı.

Ancak, mahkeme sonucunda firmanın, iddialarını destekleyecek bilimsel bulgu olmamasına rağmen, özellikle yaşlanan kişilerin hafıza kaybı, demans ve hatta Alzheimer korkularını kullanarak ürünlerini sattıkları ortaya konuldu.

Halen, insanların bu konudaki hassasiyeti nedeniyle, benzer firmalarca “hafızayı ilerletir”, “hafıza kapasiteni arttır”, “nasıl hızlı ezberlersin” gibi sloganlarla birçok bilgisayar programı, teknik ve hatta ilaç pazarlanmaktadır. Peki gerçekten bunlar bizim hafızamızı geliştirebilir mi?

Son yıllarda beyin eğitimi; problem çözme becerilerinin, el-göz koordinasyonunun, hafızanın ve diğer bilişsel becerilerin gelişimini ifade eden adeta diyet yerini alarak “yapılması gereken şey” olarak görülmektedir. Bu nedenle, farklı özelliklere sahip, beyin spor salonları, beyin oyunları ve Nintendo’nun beyin yaşı gibi çeşitli araçlar geliştirilmiştir.

Beyin jimnastiği ürünleri üreten firmaların 2012 yılında dünya çapındaki gelirleri 1 milyar dolardan daha fazladır ve 2020 yılına kadar 6 milyar doları aşması beklenmektedir. Beyin eğitimi programlarının popülaritesi arttıkça bu programların etkililiği konusunda da soru işaretleri artmaktadır.

Sonuçlar hayal kırıklığı

Örneğin bu sorulardan ilk akla geleni şudur: Beyin oyunları ile düzenli uygulama yapmak, beynin bilişsel işlevini geliştirir mi ve bu değişiklikler kalıcı etkiye sahip midir?

Bir dizi bilimsel çalışmada bu soruya cevap bulmaya çalışılmış, ancak genelde bu çalışmalar hayal kırıklığı ile sonuçlanmıştır. Örneğin, 2010 yılında İngiliz televizyon programı “Bang goes the theory” beyin oyunları oynayan bireylerin hafıza ve akıl yürütme becerilerinin geliştiğini iddia etti.

Toplamda 11,430 kişi bu deneye katıldı. Deney grubunda yaşları 18 ile 60 arasında değişen 8,692 katılımcı bulunmaktadır. Bu katılımcılardan 6 hafta boyunca her hafta oyunlardan birini 3 kez ve en az 10 dakikalık sürelerle oynamaları istendi. Kontrol grubunda 2,738 katılımcı bulunmaktadır. Bu katılımcılara oyun oynamamaları ancak bunun yerine aynı süre oranında İnternet’te sörf yapmaları ve bir takım genel sorulara cevap bulmaya çalışmaları istendi.

Deneme süresinin sonunda aynı IQ testi tüm katılımcılara uygulandı ve bu testin sonuçları oyun oynayan grup ile İnternet’te sörf yapan grup arasında fark olmadığını gösterdi. Hatta testin bazı unsurlarına bakıldığında İnternet’te sörf yapan grubun puanları oyun oynayan grubun puanlarından da yüksek çıktı.

Başka bir çalışmada, the City University of New York’ta araştırmalar yapan Anil Chacko ve arkadaşları tarafından yürütüldü. Araştırmacılar hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda çalışma belleğini geliştirmek için geliştirilmiş olan Cogmed çalışan bellek eğitimini 85 öğrenci üzerinde kullandılar. Araştırmanın sonucunda, Cogmed’in hiperaktivite bozukluğu olan çocukların tedavisinde etkili olmadığı gösterildi.

Bu araştırmalardan da görüldüğü gibi, basit yollarla beyni etkilemek kolay değildir. Çapraz bulmaca, sudoku ve benzeri oyunlar kelime öğrenmeye ve özel becerileri geliştirmeye yardımcı olabilir, ancak genel beyin fonksiyonlarını geliştiremezler.

Tek tip bellek yok

Beyin araştırmaları alanında yapılan çalışmalar gösteriyor ki, tek tip bir hafıza yoktur ve hafıza beynimizin sadece belirli bir parçasında da bulunmamaktadır. Örneğin, fotografik hafıza yeteneğine sahip bazı kişiler bilmediği bir dilde yazılmış dökümana kısa süreli bakarak tüm dokümanı resim olarak ezberleyebilir. Ancak bu bilgi beyinlerinde resim olarak şekillenmez. Bu kişiler 3-5 saniye süresince dokümana bakarak dokümanın her bir noktasını inceler ve resmi hafızalarında oluştururlar. Beyinlerinde resim oluştuktan sonra bunu betimleyebilir, anlatarak aktarabilirler.

Fotografik hafızası olmayan sıradan kişiler ise, ezberlediklerini betimlemekte daha fazla zorlanır. İlginçtir ki, bu özellik yetişkinlerden daha çok çocuklarda görülür ve yaş ilerledikçe azalır.

Araştırmalar gösteriyor ki, tek bir tip hafıza tipi olmadığı gibi, öğrendiklerimizi nasıl hafızaya aldığımız konusu da tam olarak bilinmemektedir. Ancak psikoloji alanında yapılan çalışmalardan, bu sürecin kişiden kişiye, öğrenme yöntemine ve yaşa göre değişkenlik gösterdiği bilinmektedir. Lumosity örneğindeki gibi, sadece belirli bir tipteki hafıza çeşidini geliştirmeye yönelik yöntemlerin, genel hafıza gelişimine katkısı olduğuna dair herhangi bir bulgu yok.

Ezber mi öğrenmeyi öğrenmek mi

Hafızanın günümüz eğitim modellerinde, özellikle değerlendirme yöntemlerinde önemli bir rol oynaması sorgulanmaktadır. Birçok eğitim programı anlamadan daha çok ezbere önem vermektedir. Oysaki öğrenmeyi öğrenmek daha önemli değil midir?

Bu soruların cevaplanması, nörolojik bilimsel çalışmaların yanı sıra eğitim bilimciler açısından da son derece önemlidir. Geliştirilmiş hafıza teknikleri gibi yöntemlerden yararlanmadan, eğitsel yöntemler ile de IQ, bilişsel kapasite veya hafızayı arttırmak mümkündür. Örneğin, cebir veya mantık ile problem çözülmesi zihinsel esneklik sağlar. Demans riski bulunan yaşlı insanlarla yapılan eğitsel çalışmalarda, zihinsel becerilerde gelişim sağlanabilmiştir.

Sanılanın aksine hafızamızı ve zihinsel kapasitemizi sadece çocukluk döneminde değil, yaşamımızın her döneminde geliştirmemiz mümkündür. Ayrıca, hafıza kapasitemiz sadece teknik, araç, eğitim veya teknoloji ile bağlantılı olmadığı gibi beslenme, spor, uyku düzeni ve sağlığımız da hafızamızı etkiler. Nörobilimcilerin yaptığı çalışmalarda, uyku bozukluğunun ve düzensizliğinin hafıza ve zihinsel fonksiyonlar üzerinde önemli bir etkisi olduğunu bulmuşlardır.

Çeşitlendirilmiş eğitsel araçlar önemli

Melby-Lervag1, Redick ve Hulme (2016) işlevsel hafıza tekniklerinin testler açısından etkinliğini araştırdıkları meta analiz çalışmasında, işlevsel hafızayı geliştirmeye yönelik yapılan (sözel, sözel olmayan, kelime kodlama, okuma-anlama, aritmetik gibi alanlarda) çalışmaların güvenilir ve geçerli sonuçlar ortaya çıkarmadığını buldular.

İşlevsel hafızaya yönelik tekniklerin kısa süreli ve sadece belli bir alana yönelik olmasından dolayı gerçek hayatta bilişsel beceriler için genellenemeyeceği görülmektedir. Günümüzde yapılan bilgisayarlı işlevsel hafıza geliştirici programlar ve oyunların teorik ve pratik açılardan eksikleri bulunmaktadır. Dolayısıyla, programlaştırılmış, birden çok tekrara dayanan oyunlar yerine, çeşitlendirilmiş ve zengin eğitsel girişimlerin daha etkili olabileceği görülmektedir.

Çocuklar için dikkat edilecek 5 nokta

Çocukların hafızasını ve zihinsel faaliyetlerini desteklemek isteyen aileler ve öğretmenler için aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi önerilmektedir:

* Öncelikle ailelerin ve eğitimcilerin, çocukları ezberlemesi, uzun süre aklında tutması gerekli olmayan bilgileri ezberlemek zorunda bırakmaması gerekmektedir. Çünkü bu yöntemle çocukların hafızalarının genişlediği ispat edilmemiştir. Ayrıca, çocukların ezberlemek yerine öğrenmeyi öğrenmeleri ve öz düzenleme becerilerini kazanmaları daha sonraki okul yaşantılarında daha çok katkı sağlayacaktır.

* Çocukların zihinlerini ve hafızalarını en etkili ve olumlu şekilde eğitim geliştirir. Özel olarak ezber eğitimine gerek kalmadan çocuklar aritmetik, okuma-yazma veya hikaye okuma gibi yöntemler ile hafızalarını geliştirebilirler.

* Diğer bir yanılgı da, hafızanın sadece çocukluk döneminde geliştiğidir. Bu nedenle çocuklara kısa süreli, aceleci yöntemler kullanılarak zihinsel aktiviteler uygulanmamalı. İnsan yaşamı boyunca öğrenebilir ve dolayısıyla hafızasını sürekli olarak geliştirebilir.

* Çocukların hafızasını yalnız dışarıdan bir müdahale ile değil uyku düzenleri, spor, beslenme düzenleri, fiziksel ve psikolojik durumları da etkiler. Dolayısıyla çocukların hafızalarının sağlıklı bir şekilde gelişimi için bu değişkenler de göz önünde bulundurulmalı.

* Motivasyonu, konsantreyi ya da hafızayı geliştirdiği iddia edilen ilaçların bilişsel açıdan birçok zarar verdiği bilinmektedir. Yasadışı yollarla da ulaşılabilen bu tür ilaçlardan uzak durulmalı.

Hazırlayanlar:

Arş. Gör. Berna Sicim / İlköğretim Bölümü Okul Öncesi Eğitimi Programı, Eğitim Fakültesi, ODTÜ berna@odtu.edu.tr

Araş. Gör. Yurdagül Boğar / İlköğretim Bölümü Fen Bilgisi Eğitimi, Eğitim Fakültesi, ODTÜ ybogar@odtu.edu.tr

Prof.Dr. Kürşat Çağıltay / Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü, Eğitim Fakültesi, ODTÜ kursat@odtu.edu.tr

ODTÜ Eğitsel Nörobilim/Nöroteknoloji Araştırma Grubu, http://ed-neuro.ceit.odtu.edu.tr

Kaynaklar:

De Bruyckere, P., Kirschner, P. A., & Hulshof, C. D. (2015). Urban myths about learning and education. London: Academic Press.

Frith, U., Bishop, D., & Blakemore, C. (2011). Brain Waves Module 2: Neuroscience: implications for education and lifelong learning. London: The Royal Society.

Hourihan, K. L., & Smith, A. R. (2016). Production does not improve memory for face-name associations. Canadian Journal of Experimental Psychology, 70 (2), 147-153. doi:10.1037/cep0000091.

Melby-Lervåg, M., Hulme, C., & Redick, T.(2016). Working Memory Training Does Not Improve Performance on Measures of Intelligence or Other Measures of “Far Transfer”: Evidence From a Meta-Analytic Review. Perspectives On Psychological Science, 11(4), 512-534. doi:10.1177/1745691616635612.

OECD. (2007). Understanding the Brain: The Birth of a Learning Science. Paris, FR: The Organization of Economic Cooperation and Development.

Hafıza etkinlikleri ile hafızanı geliştir: Efsane mi gerçek mi? yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
12668
Bellek yetisini sporla güçlendirmek mümkün https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bellek-yetisini-sporla-guclendirmek-mumkun Fri, 03 Nov 2017 12:47:38 +0000 http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8194 Bilindiği gibi spor bedeni ve zihnimizi canlandırır. Peki bedensel hareket öğrendiklerimizi daha iyi aklımızda tutmamıza da yardımcı olabilir mi? İşte bu sorunun yanıtı arayan Nijmegen Üniversitesi’nden Guillen Fernandez ve ekibi, 72 katılımcıyla bir deney gerçekleştirdi. Katılımcılar 40 dakika içinde 90 resmi bir yerle ilişkilendirdikten sonra bunları akılda tutabilmek için çalışmış. Bir grup bu çalışmadan sonra hiç spor yapmazken, diğeri çalışmadan hemen sonra son grup ise dört saat aradan sonra 35 dakika kondisyon bisikletiyle antrenman yapmış. Katılımcılar 48 saat sonra yeniden laboratuvarda testten geçirilirken, beyin etkinlikleri de manyetik rezonans tomografisiyle takip edilmiş. Sonuç: Dört saat sonra antrenman yapanlar en iyi test sonucunu almışlar. Oysa çalışmadan hemen sonra kondisyon bisikleti kullananlarda antrenmanın olumlu etkisi görülmemiş. Hipokampusun etkinlik motiflerinde, sorunların yanıtlanması sırasında daha yüksek bir güvenirlik yansımış. Bu beyin bölgesi öğrenme ve bellek işlevlerinde önemli bir rol oynar. Sonuçlar öğrenmenin ardından yapılan sporun bellek yetisini gerçekten de güçlendirdiğini ortaya koydu. Sonuçlar, dört saatlik ara ve spor konseptinin hem eğitim de hem de klinik bakımda yararlı olabileceğini göstermesi açısından önemli. Sporun etkisini uzmanlar bedende doğal olarak bulunan kimyasal maddelere bağlıyor. Katekolamin olarak bilinen bu maddelere, dopamin ve noradrenalin gibi nörotransmitterler de dahildir. Ayrıca katekolaminlerin spor esnasında daha fazla salgılandıkları da bilinmektedir. Kaynak: www.sciencedaily.com/releases/2016/06/160616140717.htm

Bellek yetisini sporla güçlendirmek mümkün yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Bilindiği gibi spor bedeni ve zihnimizi canlandırır. Peki bedensel hareket öğrendiklerimizi daha iyi aklımızda tutmamıza da yardımcı olabilir mi? İşte bu sorunun yanıtı arayan Nijmegen Üniversitesi’nden Guillen Fernandez ve ekibi, 72 katılımcıyla bir deney gerçekleştirdi. Katılımcılar 40 dakika içinde 90 resmi bir yerle ilişkilendirdikten sonra bunları akılda tutabilmek için çalışmış.

Bir grup bu çalışmadan sonra hiç spor yapmazken, diğeri çalışmadan hemen sonra son grup ise dört saat aradan sonra 35 dakika kondisyon bisikletiyle antrenman yapmış. Katılımcılar 48 saat sonra yeniden laboratuvarda testten geçirilirken, beyin etkinlikleri de manyetik rezonans tomografisiyle takip edilmiş. Sonuç: Dört saat sonra antrenman yapanlar en iyi test sonucunu almışlar. Oysa çalışmadan hemen sonra kondisyon bisikleti kullananlarda antrenmanın olumlu etkisi görülmemiş.

Hipokampusun etkinlik motiflerinde, sorunların yanıtlanması sırasında daha yüksek bir güvenirlik yansımış. Bu beyin bölgesi öğrenme ve bellek işlevlerinde önemli bir rol oynar. Sonuçlar öğrenmenin ardından yapılan sporun bellek yetisini gerçekten de güçlendirdiğini ortaya koydu. Sonuçlar, dört saatlik ara ve spor konseptinin hem eğitim de hem de klinik bakımda yararlı olabileceğini göstermesi açısından önemli. Sporun etkisini uzmanlar bedende doğal olarak bulunan kimyasal maddelere bağlıyor. Katekolamin olarak bilinen bu maddelere, dopamin ve noradrenalin gibi nörotransmitterler de dahildir. Ayrıca katekolaminlerin spor esnasında daha fazla salgılandıkları da bilinmektedir.

Kaynak: www.sciencedaily.com/releases/2016/06/160616140717.htm

Bellek yetisini sporla güçlendirmek mümkün yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
8194
Karganın zekası 7 yaşındaki bir çocuğunkine denk! https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/erdal-musoglu/karganin-zekasi-7-yasindaki-bir-cocugunkine-denk Thu, 03 Aug 2017 12:43:33 +0000 http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7365 Kargalar ve kuzgunlar, zeka ve bellekleri ile uzun süredir insanların dikkatini çekiyor. O kadar ki, eski Yunan’ın meşhur öykücüsü Ezop, hikayelerinden birinde, dar ve derin bir kaptaki suyun üstünde yüzen bir yiyeceği almaya gagasının boyu yetmeyince, suya çakıl taşları atarak seviyesini yükselten ve yiyeceği afiyetle yiyen bir kargadan söz eder. Bilim insanları geçtiğimiz yıllarda yaptıkları deneylerle bu öyküdeki olayın tamamen gerçek olduğunu kanıtladılar. Kargalar, hiçbir eğitim ve hazırlık gerekmeden kabın içine taşları atıp suyla yükselen yiyeceği kapıyorlardı! Kargaların zekalarını ölçmek için ilk bilimsel deneyler, bir dala uzunca bir iple bir peynir parçası asarak başladı. Kargalar, örneğin minik arı kuşları gibi çok hızlı kanat çırparak havada sabit duramadıklarından, peyniri uçarak yiyemiyorlardı. Biraz düşündükten sonra (en fazla 30 saniye!) çözümü buluverdiler. İpin bağlı olduğu dala konan karga, gagası ile ipi yukarı çekiyor, sonra bir ayağı üzerinde dengede durarak, öbür ayağı ile çektiği ipin ucuna basıyordu. Gerisi, bu hareketi tekrarlayarak peyniri dalın üzerine alıp, yemeye kalmıştı. Deneyi bir aşama daha ileri götüren bilim insanları, peynirin bağlı olduğu ipi, üst dallardaki bir makaradan geçirip alttaki bir dala bağladılar. Alt dala konan karga, yukarıdaki yöntemle, ama bu kez ipi yukarıdan aşağıya çekerek peyniri aşağıdan yukarıya aldı! Zaten, hayvanlar aleminde, zekanın en iyi göstergelerinden biri, aç bir hayvanın bir yiyeceğe ulaşabilmek için ona arkasını dönebilmesidir. Kargaların alet kullanabilme ve gereğinde alet yapabilme becerileri de çok şaşırtıcıdır. Ağaçlardan böcekleri çıkartıp yemek için çeşitli boy ve şekildeki çubukları kullanmakla kalmaz bunları gereksinimlerine göre şekillendirirler. Hatta buldukları tellerden gagaları ve ayakları yardımı ile ucu kanca biçimli çubuklar yapar ve bir oyuğun içindeki yemi bununla çekerler. Bir kafesin içindeki muzları almak için benzer performanslar sergileyen şempanzelerden hiç de aşağı kalmazlar yani! Kargalar bilmece çözmekte de pek rakip tanımazlar. Yeni Zelanda’da yapılan bir deneyde, karga türlerinin en zekisi olan Yeni Kaledonya kargaları, 8 etaplık  bir yiyeceğe ulaşma parkurunu 2.5 dakikada tamamlamışlardır. Parkur başındaki şeffaf bir kutuda bir yem ve onu almaya uzunluğu yetmeyen bir çubuk vardır, parkur sonundaki kutuda ise yeteri uzunlukta ama dikine yerleştirilmiş ve karganın alamayacağı uzaklıkta bir diğer çubuk. Aradaki diğer kutularda ise, ilk kutudaki kısa çubukla alınabilecek mesafede çakıl taşları bulunur. Bizim şampiyon karga önce ilk kutudan kısa çubuğu alır, onunla diğer kutulardaki taşları toplayıp, son kutuya atıp, uzun çubuğun dengesini bozarak düşürür ve onunla ilk kutudaki yemi alarak afiyetle yer! Bazen, bu testi kaç insan geçebilir diye düşündüğüm oluyor doğrusu… Bitmedi, karga ve kuzgunlar yüz tanıma ve hatırlamada da çok iyilerdir. ABD Seattle’daki araştırıcılar 7 kargayı işaretledikten sonra kendi yüzlerine çeşitli maskeler takarak kargalara karşı sevecen ya da saldırgan hareketlerde bulundular. Saldırgan hareketler yapanlar ne zaman aynı maskeleri taksalar, yalnız işaretli kargalar değil, yardıma çağırdıkları, onları önceden hiç görmemiş başka kargalar da onlara saldırıyorlardı! Aradan zaman geçtiğinde bile kinlerinde pek azalma olmuyordu bizimkilerin…. Kargaların zekalarını açıklayabilmek için genelde beyinlerinin vücutlarına oranla büyük olmalarından söz edilir. Öte yandan, Vanderbilt üniversitesi tarafından geçtiğimiz günlerde yayınlanan ve ilk kez yapılan bir araştırma, kuşlarda ve özellikle papağan ve kargalarda, beynin ön bölgesinde önemli bir nöron (sinir hücresi) yoğunlaşması olduğunu belirliyor. O kadar ki, bir kuşun fındık büyüklüğündeki beyninin pallium adı verilen ön bölümündeki toplam nöron sayısı, beyni bir limon büyüklüğünde olan makak maymununkinden fazla! Evrim, kuşların uçabilmeleri için olabildiğince hafif olmalarını sağlarken beyinlerini de küçük ama güçlü ve çok marifetli kılmış. Bu durumda, ülkemizde, medyada bol bol boy gösteren ve saçma sapan sözleri ile aklımıza sürekli hakaret edenlere de artık “Kuş Beyinli!” diyemeyeceğiz demektir! Erdal Musoğlu / emusoglu@gmail.com

Karganın zekası 7 yaşındaki bir çocuğunkine denk! yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Kargalar ve kuzgunlar, zeka ve bellekleri ile uzun süredir insanların dikkatini çekiyor. O kadar ki, eski Yunan’ın meşhur öykücüsü Ezop, hikayelerinden birinde, dar ve derin bir kaptaki suyun üstünde yüzen bir yiyeceği almaya gagasının boyu yetmeyince, suya çakıl taşları atarak seviyesini yükselten ve yiyeceği afiyetle yiyen bir kargadan söz eder.

Bilim insanları geçtiğimiz yıllarda yaptıkları deneylerle bu öyküdeki olayın tamamen gerçek olduğunu kanıtladılar. Kargalar, hiçbir eğitim ve hazırlık gerekmeden kabın içine taşları atıp suyla yükselen yiyeceği kapıyorlardı!

Kargaların zekalarını ölçmek için ilk bilimsel deneyler, bir dala uzunca bir iple bir peynir parçası asarak başladı. Kargalar, örneğin minik arı kuşları gibi çok hızlı kanat çırparak havada sabit duramadıklarından, peyniri uçarak yiyemiyorlardı. Biraz düşündükten sonra (en fazla 30 saniye!) çözümü buluverdiler. İpin bağlı olduğu dala konan karga, gagası ile ipi yukarı çekiyor, sonra bir ayağı üzerinde dengede durarak, öbür ayağı ile çektiği ipin ucuna basıyordu. Gerisi, bu hareketi tekrarlayarak peyniri dalın üzerine alıp, yemeye kalmıştı.

Deneyi bir aşama daha ileri götüren bilim insanları, peynirin bağlı olduğu ipi, üst dallardaki bir makaradan geçirip alttaki bir dala bağladılar. Alt dala konan karga, yukarıdaki yöntemle, ama bu kez ipi yukarıdan aşağıya çekerek peyniri aşağıdan yukarıya aldı! Zaten, hayvanlar aleminde, zekanın en iyi göstergelerinden biri, aç bir hayvanın bir yiyeceğe ulaşabilmek için ona arkasını dönebilmesidir.

Kargaların alet kullanabilme ve gereğinde alet yapabilme becerileri de çok şaşırtıcıdır. Ağaçlardan böcekleri çıkartıp yemek için çeşitli boy ve şekildeki çubukları kullanmakla kalmaz bunları gereksinimlerine göre şekillendirirler. Hatta buldukları tellerden gagaları ve ayakları yardımı ile ucu kanca biçimli çubuklar yapar ve bir oyuğun içindeki yemi bununla çekerler. Bir kafesin içindeki muzları almak için benzer performanslar sergileyen şempanzelerden hiç de aşağı kalmazlar yani!

Kargalar bilmece çözmekte de pek rakip tanımazlar. Yeni Zelanda’da yapılan bir deneyde, karga türlerinin en zekisi olan Yeni Kaledonya kargaları, 8 etaplık  bir yiyeceğe ulaşma parkurunu 2.5 dakikada tamamlamışlardır. Parkur başındaki şeffaf bir kutuda bir yem ve onu almaya uzunluğu yetmeyen bir çubuk vardır, parkur sonundaki kutuda ise yeteri uzunlukta ama dikine yerleştirilmiş ve karganın alamayacağı uzaklıkta bir diğer çubuk. Aradaki diğer kutularda ise, ilk kutudaki kısa çubukla alınabilecek mesafede çakıl taşları bulunur. Bizim şampiyon karga önce ilk kutudan kısa çubuğu alır, onunla diğer kutulardaki taşları toplayıp, son kutuya atıp, uzun çubuğun dengesini bozarak düşürür ve onunla ilk kutudaki yemi alarak afiyetle yer! Bazen, bu testi kaç insan geçebilir diye düşündüğüm oluyor doğrusu…

Bitmedi, karga ve kuzgunlar yüz tanıma ve hatırlamada da çok iyilerdir. ABD Seattle’daki araştırıcılar 7 kargayı işaretledikten sonra kendi yüzlerine çeşitli maskeler takarak kargalara karşı sevecen ya da saldırgan hareketlerde bulundular. Saldırgan hareketler yapanlar ne zaman aynı maskeleri taksalar, yalnız işaretli kargalar değil, yardıma çağırdıkları, onları önceden hiç görmemiş başka kargalar da onlara saldırıyorlardı! Aradan zaman geçtiğinde bile kinlerinde pek azalma olmuyordu bizimkilerin….

Kargaların zekalarını açıklayabilmek için genelde beyinlerinin vücutlarına oranla büyük olmalarından söz edilir. Öte yandan, Vanderbilt üniversitesi tarafından geçtiğimiz günlerde yayınlanan ve ilk kez yapılan bir araştırma, kuşlarda ve özellikle papağan ve kargalarda, beynin ön bölgesinde önemli bir nöron (sinir hücresi) yoğunlaşması olduğunu belirliyor. O kadar ki, bir kuşun fındık büyüklüğündeki beyninin pallium adı verilen ön bölümündeki toplam nöron sayısı, beyni bir limon büyüklüğünde olan makak maymununkinden fazla! Evrim, kuşların uçabilmeleri için olabildiğince hafif olmalarını sağlarken beyinlerini de küçük ama güçlü ve çok marifetli kılmış.

Bu durumda, ülkemizde, medyada bol bol boy gösteren ve saçma sapan sözleri ile aklımıza sürekli hakaret edenlere de artık “Kuş Beyinli!” diyemeyeceğiz demektir!

Erdal Musoğlu / emusoglu@gmail.com

Karganın zekası 7 yaşındaki bir çocuğunkine denk! yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
7365