<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>çiçek aşısı arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/cicek-asisi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/cicek-asisi</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Mar 2023 07:38:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Çiçek aşısı ve öyküsü</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/cicek-asisi-ve-oykusu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Mar 2023 07:37:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[çiçek aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[çiçek hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[doğu]]></category>
		<category><![CDATA[ingiltere]]></category>
		<category><![CDATA[lady montagu]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29192</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün için tarihsel bir olgu olan çiçek hastalığından bahsedelim. Birçok hastalık gibi, çiçek hastalığı da tarihi değiştirmiş hastalıklardan biridir. Kraliçe II. Elizabeth, İngiliz tahtına çiçek hastalığı sayesinde oturdu. Çünkü Kraliçe II. Mary, 1694’te çiçek hastalığından öldü. Kraliçenin tek yasal varisi olan oğlu da 1700 yılında aynı hastalıktan ölünce taht boş kaldı. Elizabeth’in dedesi George, Hannover’den getirilip tahta oturtuldu. Sonraki nesle geçişle, en sonunda torun Elizabeth tahta oturdu. Antik dönemde Tanrı’nın gazabı ve günahkâr kullarına gönderdiği bir ceza olarak kabul edilen veba, kızıl, kızamık, çiçek gibi salgın hastalıklar, kıtlık ve kuraklık gibi felaketler, tarih boyunca milyonlarca kişinin ölümüne neden olmuş, yenilmez sanılan orduları durdurmuş, sosyal ilişkileri, davranışları biçimlendirmiştir. Salgın hastalıklardan çiçek hastalığı “variola”, Çin’de M.Ö. 1122 yılında tanımlanmıştır. Hindistan’da eski Sanskrit metinlerinde de bu hastalıktan söz edilir. Mısır firavunu V. Ramses’in (Ölüm &#8211; M.Ö. 1156) mumyalanmış kafatasında hastalığın izlerine rastlandı. Büyük İslam tabiplerinden biri olan el-Razi’nin en ünlü eserlerinden biri, çiçek hastalığı ve kızamığa dair olan “Kitab-ül-cüderi ve’l-hasbah” adlı kitapçığıdır. Bu ünlü eserinde çiçek hastalığı ile kızamık arasında ayırıcı tanıyı anlatır. Çiçek hastalığı, Avrupa’da ilk kez 10. yüzyıldan önce muhtemelen nezle gibi küçük bir rahatsızlık gibi kendini göstermiş, 16. ve 17. yüzyıllarda ölümlere yol açmış, 17. yüzyılın sonunda yeniden ortaya çıkmış ve Avrupa’da hem çocuk ve hem de erişkin insan ölümlerine neden olmuştur. Çiçek hastalığı, insanda ve evcil hayvanlarda “Poxviridae” familyasından virüslerin yol açtığı bir dizi bulaşıcı hastalığın ortak adıdır. İnsanda hastalığın ilk belirtisi olan ateşten iki gün sonra deride belirmeye başlayan kabarcıklar, irin toplama ve patlama evrelerinin ardından kuruyarak döküntülere yol açar. Bu döküntüler deride “çiçek bozuğu” adı verilen belirgin nedbe/iz bırakır ve özellikle yüzde çoğalarak yayılabilir. Son dönemlere kadar, Çiçek hastalığı, hemen hemen her yerde görülen bir hastalıktı ve koşullara göre %5 ile %20 arasında değişen önemli bir ölüm oranı arz etmekteydi. Çiçek aşısının kıtalararası seyahati Hastalığa karşı yapılan çiçek aşısı çok eski zamanlardan beri Hindistan ve Çin’de uygulanmaktaydı. İnokülasyon çok eski bir Doğu uygulamasıydı, bu yöntemde canlı organizmanın neden olduğu infeksiyon materyali, hayvanlara, bilerek ya da kaza ile bulaştırılıyordu. Çinliler bu uygulamayı çiçek hastalığı materyalini toz haline getirip enfiye gibi buruna çekerek hayata geçiriyordu. Osmanlı hekimi Emanuel Timonius diğer Asyalı kavimlerde uygulandığı şekliye Kafkaslar üzerinden 1673-74 yıllarında İstanbul’da yayılmaya başladığını ileri sürer. Ancak, Osmanlı’da çiçek aşısının daha eski tarihlerde uygulandığı Menafiü’l-etfal (İstanbul, 1846) adlı risaleden bilinmektedir. Bu risalede çiçek aşısını bilen bir adamın İstanbul’a gelerek 5-6 çocuğa aşı yaptığından söz edilmektedir. 18. yüzyıl başlarında Edirne’de de yapılan bu aşıya telkîh-i cederî (çiçek aşısı), çiçeklendirme, variolation ve inoculation adları verilmiştir: Hafif şiddette çiçek hastalığı çıkaranlardan alınan cerahat, çiçek çıkarmayanların derilerine çizilir. Bu çok daha eski tarihlerden itibaren yapılagelen bir uygulamadır. Türkiye’de materyal, derideki bir çizik vasıtasıyla vücuda sokulmaktaydı, aşı yapılacak kişinin derisinde oluşturulan çizikler üzerine sürülürdü. Lady Montagu ve Osmanlı çiçek aşısı Lady Mary Wortley Montagu’nun (1689-1762) İngiltere büyükelçisinin karısı olarak İstanbul’da bulunduğu sırada öğrenmiş olduğu teknik yukarıda anlatılan şekildi. O da aşının etkinliğine kanaat getirerek, çiçek hastalığı geçirmemiş olan çocuklarını bu şekilde aşılatmıştı ve çocuklar hastalığı hafif şekilde geçirmişti. Lady Montagu, bütün Britanya İmparatorluğu’nu değil ama o an için Kraliyet Ailesi’nin nefes almasını sağlayacak bir formülle İngiltere’ye dönmüştü. Lady, eşinin sefaret görevi sırasında Osmanlı İmparatorluğu’ndaki tabiplerin çiçek hastalığına çare bulduğunu keşfetmişti. Önce arkadaşı Sara’ya bir mektupla dönemin ölümcül hastalığı ‘çiçek’ten ölenleri sormuş, uzun süren yazışmalardan sonra, çaresinin Osmanlı’da bulunduğunu yazmıştı. Osmanlı’nın 18. yüzyılda çiçek hastalığına karşı uyguladığı aşılama yöntemi, eşinin görevi sırasında Edirne seyahatine çıkan İngiltere elçisinin eşi Mary Montagu’nun ilgisini çekmesi üzerine önce İngiltere’ye oradan Avrupa’ya yayıldı. Aşının içinde “kurutulmuş irin” vardı. Bu inaktive edilmiş bir hücre kültürüydü. Montagu, bu püstüllerden (içi irin dolu sulu deri döküntüleri) elde edilen maddenin, aşılanacak çocuklara bulaştırıldığını gözlemledi. Çocuklarda 8-9 gün sonra ateşlenme olduğunu ve sonradan iyileştiklerini gözledi. Dünya tıp tarihine aşı ile ilgili ilk kayıtlardan birini de bu mektupla Lady Montagu düşmüş oldu. Aşıcı ebeler Lady Montagu, Edirne’den Sarah Chiswell adlı bir dostuna yazdığı 1 Nisan 1717 tarihli mektubunda gerçek sonuçlarını asla tahmin edemeyeceği bir bilgiyi İngiltere’ye yollayacaktı: “Eylül ayında, büyük sıcaklar geçince aile reisleri ailelerinde çiçek hastalığına tutulmuş kimse olup olmadığını öğreniyor ve birkaç aile bir araya toplanıyor. Sayıları 15-16’yı bulan topluluk aşıcı kocakarılardan birini çağırıyor. Kadın, ceviz kabuğuna doldurulmuş çiçek hastalığı yapan maddeyi getiriyor ve aşısını hangi damardan açılmasını isterlerse o damarı bir iğneyle açtıktan ve iğnenin ucu kadar aşıyı buraya akıttıktan sonra yarayı bağlıyor ve üzerini de bir ceviz kabuğuyla pansuman ediyor. Bütün bu işlemler sırasında en küçük bir acı hissedilmiyor.” Lady Mary, 1717 yılında Osmanlı topraklarındayken buradaki halkın çiçek hastalığından ölen kişilerin vücudundan alınan sıvıları sağlıklı kişilerin deri altına enjekte ettiğini de görmüştü. Edirne’deki sarayda çiçek hastalığına karşı aşı yapıldığına şahit olan Montagu, İngiltere’yi bu hastalıktan kurtaran formülü de götüren isimdir.  Hastalığı geçiren insanların kollarından sıvı alınıp güneşte kurutulduğunu, kuruyan sıvının da sulandırılarak iğneyle cildin çizilip üzerine damlatıldığını anlattığı mektupla. Osmanlı&#8217;dan Batı&#8217;ya Anne-babaların, hastalığı bir an önce atlatmaları isteğiyle çocuklarını hastalığa yakalanmış başka bir çocukla bir araya getirdikleri çiçek partileriyle arasındaki karşılaştırma sadece kısmen uygundur. Bilim dünyası, çiçek hastalığına karşı aşı uygulamasını Emanuel Timonius (İstanbul) (1713) ve Pylarini (İzmir) isimli iki hekim ile o sıralarda Osmanlı başkentinde görevli bulunan İngiliz elçisinin eşi Lady Mary Worthley Montagu’nun yazdıklarından öğrendi. Lady de eşinin görevi bittiğinde, “inokülasyon” adı verilen yöntemle yapılan aşıların bilgisini ülkesi İngiltere’ye götürdü. Aşının ilk defa Osmanlı’dan Batı’ya geçişi de bu şekilde oldu. Aşı ile tedaviyi geliştirenlerin Türkler olduğunu kanıtlayan ilk belge işte bu hikaye ile kayıtlara geçer. Ne var ki, Lady Montagu Londra’ya döndüğünde bir çiçek hastalığı salgını şehri kırıp geçirdi. Zar zor bir doktor buldu ve onu 3 yaşındaki kızına Türklerin yöntemiyle aşı yapmaya razı etti. Çocuğun hayatı kurtulurken diğer çocuklar onun kadar şanslı değildi. Aşının işe yaramakta olduğu anlaşıldı, ancak, İngilizler ve doktorları bu yöntemi yaptırmaya bir türlü cesaret edemedi. Buna karşın, bazı İngiliz doktorlar çocuklara aşıyı yanlış zamanda uyguladı ve birkaç çocuk öldü. Bunun üzerine, çiçek aşısı aleyhine kampanya başladı. Papaz Edmund Massey, 8 Temmuz 1722 tarihinde gerçekleşen bir törende, çiçek aşısından “tehlikeli ve günahkâr uygulama”, “şeytani bir tatbik” diye bahsetti; aşı yapanları Tanrı’nın inayetini kesmekle ve günah ve ahlaksızlığı teşvik etmekle suçladı. Hatta Legard Sparham adlı bir cerrah “çiçek aşısının uygulanmasına karşı sebepler” adlı bir kitapçık yazdı ve çiçek yaralarına “zehir” akıtmanın saçma olduğunu savundu. Bunun üzerine, Lady Montagu Türkiye’de gördüklerini ayrı bir kitap halinde bastırmak ihtiyacını hissetti. Ayrıca, torunu Louisa’nın anlattığına göre, İstanbul’dan o kadar büyük bilimsel cesaretle dönmüştü ki, Londra’da ev ev dolaşıp İngilizler&#8217;e Türkiye’de gördüklerini anlattı, hatta kızını da yanında götürüp defalarca İngiliz kadınların gözleri önünde aşılatarak aşının bir zararı olmadığını ispatlamak için çırpındı. Leydi Montagu ile İngiltere Büyükelçiliği hekimi bu yeniliği sonunda Londra’da tanıttılar. Prof. Dr. Kadircan Keskinbora / Bahçeşehir Ü. Tıp Fakültesi</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/cicek-asisi-ve-oykusu">Çiçek aşısı ve öyküsü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;">Bugün için tarihsel bir olgu olan çiçek hastalığından bahsedelim. Birçok hastalık gibi, çiçek hastalığı da tarihi değiştirmiş hastalıklardan biridir. Kraliçe II. Elizabeth, İngiliz tahtına çiçek hastalığı sayesinde oturdu. Çünkü Kraliçe II. Mary, 1694’te çiçek hastalığından öldü. Kraliçenin tek yasal varisi olan oğlu da 1700 yılında aynı hastalıktan ölünce taht boş kaldı. Elizabeth’in dedesi George, Hannover’den getirilip tahta oturtuldu. Sonraki nesle geçişle, en sonunda torun Elizabeth tahta oturdu. Antik dönemde Tanrı’nın gazabı ve günahkâr kullarına gönderdiği bir ceza olarak kabul edilen veba, kızıl, kızamık, çiçek gibi salgın hastalıklar, kıtlık ve kuraklık gibi felaketler, tarih boyunca milyonlarca kişinin ölümüne neden olmuş, yenilmez sanılan orduları durdurmuş, sosyal ilişkileri, davranışları biçimlendirmiştir.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Salgın hastalıklardan çiçek hastalığı “variola”, Çin’de M.Ö. 1122 yılında tanımlanmıştır. Hindistan’da eski Sanskrit metinlerinde de bu hastalıktan söz edilir. Mısır firavunu V. Ramses’in (Ölüm &#8211; M.Ö. 1156) mumyalanmış kafatasında hastalığın izlerine rastlandı. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Büyük İslam tabiplerinden biri olan el-Razi’nin en ünlü eserlerinden biri, çiçek hastalığı ve kızamığa dair olan “Kitab-ül-cüderi ve’l-hasbah” adlı kitapçığıdır. Bu ünlü eserinde çiçek hastalığı ile kızamık arasında ayırıcı tanıyı anlatır.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Çiçek hastalığı, Avrupa’da ilk kez 10. yüzyıldan önce muhtemelen nezle gibi küçük bir rahatsızlık gibi kendini göstermiş, 16. ve 17. yüzyıllarda ölümlere yol açmış, 17. yüzyılın sonunda yeniden ortaya çıkmış ve Avrupa’da hem çocuk ve hem de erişkin insan ölümlerine neden olmuştur.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Çiçek hastalığı, insanda ve evcil hayvanlarda “Poxviridae” familyasından virüslerin yol açtığı bir dizi bulaşıcı hastalığın ortak adıdır. İnsanda hastalığın ilk belirtisi olan ateşten iki gün sonra deride belirmeye başlayan kabarcıklar, irin toplama ve patlama evrelerinin ardından kuruyarak döküntülere yol açar. Bu döküntüler deride “çiçek bozuğu” adı verilen belirgin nedbe/iz bırakır ve özellikle yüzde çoğalarak yayılabilir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Son dönemlere kadar, Çiçek hastalığı, hemen hemen her yerde görülen bir hastalıktı ve koşullara göre %5 ile %20 arasında değişen önemli bir ölüm oranı arz etmekteydi.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><strong>Çiçek aşısının kıtalararası seyahati</strong> </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Hastalığa karşı yapılan çiçek aşısı çok eski zamanlardan beri Hindistan ve Çin’de uygulanmaktaydı. İnokülasyon çok eski bir Doğu uygulamasıydı, bu yöntemde canlı organizmanın neden olduğu infeksiyon materyali, hayvanlara, bilerek ya da kaza ile bulaştırılıyordu. Çinliler bu uygulamayı çiçek hastalığı materyalini toz haline getirip enfiye gibi buruna çekerek hayata geçiriyordu. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Osmanlı hekimi Emanuel Timonius diğer Asyalı kavimlerde uygulandığı şekliye Kafkaslar üzerinden 1673-74 yıllarında İstanbul’da yayılmaya başladığını ileri sürer. Ancak, Osmanlı’da çiçek aşısının daha eski tarihlerde uygulandığı Menafiü’l-etfal (İstanbul, 1846) adlı risaleden bilinmektedir. Bu risalede çiçek aşısını bilen bir adamın İstanbul’a gelerek 5-6 çocuğa aşı yaptığından söz edilmektedir. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">18. yüzyıl başlarında Edirne’de de yapılan bu aşıya telkîh-i cederî (çiçek aşısı), çiçeklendirme, variolation ve inoculation adları verilmiştir: Hafif şiddette çiçek hastalığı çıkaranlardan alınan cerahat, çiçek çıkarmayanların derilerine çizilir. Bu çok daha eski tarihlerden itibaren yapılagelen bir uygulamadır. Türkiye’de materyal, derideki bir çizik vasıtasıyla vücuda sokulmaktaydı, aşı yapılacak kişinin derisinde oluşturulan çizikler üzerine sürülürdü. </span></span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Lady Montagu ve Osmanlı çiçek aşısı</span></span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Lady Mary Wortley Montagu’nun (1689-1762) İngiltere büyükelçisinin karısı olarak İstanbul’da bulunduğu sırada öğrenmiş olduğu teknik yukarıda anlatılan şekildi. O da aşının etkinliğine kanaat getirerek, çiçek hastalığı geçirmemiş olan çocuklarını bu şekilde aşılatmıştı ve çocuklar hastalığı hafif şekilde geçirmişti. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Lady Montagu, bütün Britanya İmparatorluğu’nu değil ama o an için Kraliyet Ailesi’nin nefes almasını sağlayacak bir formülle İngiltere’ye dönmüştü. Lady, eşinin sefaret görevi sırasında Osmanlı İmparatorluğu’ndaki tabiplerin çiçek hastalığına çare bulduğunu keşfetmişti. Önce arkadaşı Sara’ya bir mektupla dönemin ölümcül hastalığı ‘çiçek’ten ölenleri sormuş, uzun süren yazışmalardan sonra, çaresinin Osmanlı’da bulunduğunu yazmıştı. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Osmanlı’nın 18. yüzyılda çiçek hastalığına karşı uyguladığı aşılama yöntemi, eşinin görevi sırasında Edirne seyahatine çıkan İngiltere elçisinin eşi Mary Montagu’nun ilgisini çekmesi üzerine önce İngiltere’ye oradan Avrupa’ya yayıldı. Aşının içinde “kurutulmuş irin” vardı. Bu inaktive edilmiş bir hücre kültürüydü. Montagu, bu püstüllerden (içi irin dolu sulu deri döküntüleri) elde edilen maddenin, aşılanacak çocuklara bulaştırıldığını gözlemledi. Çocuklarda 8-9 gün sonra ateşlenme olduğunu ve sonradan iyileştiklerini gözledi. Dünya tıp tarihine aşı ile ilgili ilk kayıtlardan birini de bu mektupla Lady Montagu düşmüş oldu. </span></span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Aşıcı ebeler</span></span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Lady Montagu, Edirne’den Sarah Chiswell adlı bir dostuna yazdığı 1 Nisan 1717 tarihli mektubunda gerçek sonuçlarını asla tahmin edemeyeceği bir bilgiyi İngiltere’ye yollayacaktı: “Eylül ayında, büyük sıcaklar geçince aile reisleri ailelerinde çiçek hastalığına tutulmuş kimse olup olmadığını öğreniyor ve birkaç aile bir araya toplanıyor. Sayıları 15-16’yı bulan topluluk aşıcı kocakarılardan birini çağırıyor. Kadın, ceviz kabuğuna doldurulmuş çiçek hastalığı yapan maddeyi getiriyor ve aşısını hangi damardan açılmasını isterlerse o damarı bir iğneyle açtıktan ve iğnenin ucu kadar aşıyı buraya akıttıktan sonra yarayı bağlıyor ve üzerini de bir ceviz kabuğuyla pansuman ediyor. Bütün bu işlemler sırasında en küçük bir acı hissedilmiyor.” Lady Mary, 1717 yılında Osmanlı topraklarındayken buradaki halkın çiçek hastalığından ölen kişilerin vücudundan alınan sıvıları sağlıklı kişilerin deri altına enjekte ettiğini de görmüştü. Edirne’deki sarayda çiçek hastalığına karşı aşı yapıldığına şahit olan Montagu, İngiltere’yi bu hastalıktan kurtaran formülü de götüren isimdir.  Hastalığı geçiren insanların kollarından sıvı alınıp güneşte kurutulduğunu, kuruyan sıvının da sulandırılarak iğneyle cildin çizilip üzerine damlatıldığını anlattığı mektupla.</span></span></p>
<div id="attachment_29193" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-29193" class="wp-image-29193 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/cicek-300x212.jpg" alt="" width="300" height="212" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/cicek-300x212.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/cicek.jpg 800w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-29193" class="wp-caption-text">İngiliz Dr. Edward Jenner (1749-1823) 8 yaşındaki bir çocuğa ilk çiçek aşısını yaparken. Tarih: 14 Mayıs 1796. Ressam: Ernest Board</p></div>
<p><strong><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Osmanlı&#8217;dan Batı&#8217;ya</span></span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Anne-babaların, hastalığı bir an önce atlatmaları isteğiyle çocuklarını hastalığa yakalanmış başka bir çocukla bir araya getirdikleri çiçek partileriyle arasındaki karşılaştırma sadece kısmen uygundur. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Bilim dünyası, çiçek hastalığına karşı aşı uygulamasını Emanuel Timonius (İstanbul) (1713) ve Pylarini (İzmir) isimli iki hekim ile o sıralarda Osmanlı başkentinde görevli bulunan İngiliz elçisinin eşi Lady Mary Worthley Montagu’nun yazdıklarından öğrendi. Lady de eşinin görevi bittiğinde, “inokülasyon” adı verilen yöntemle yapılan aşıların bilgisini ülkesi İngiltere’ye götürdü. Aşının ilk defa Osmanlı’dan Batı’ya geçişi de bu şekilde oldu. Aşı ile tedaviyi geliştirenlerin Türkler olduğunu kanıtlayan ilk belge işte bu hikaye ile kayıtlara geçer.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Ne var ki, Lady Montagu Londra’ya döndüğünde bir çiçek hastalığı salgını şehri kırıp geçirdi. Zar zor bir doktor buldu ve onu 3 yaşındaki kızına Türklerin yöntemiyle aşı yapmaya razı etti. Çocuğun hayatı kurtulurken diğer çocuklar onun kadar şanslı değildi. Aşının işe yaramakta olduğu anlaşıldı, ancak, İngilizler ve doktorları bu yöntemi yaptırmaya bir türlü cesaret edemedi. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Buna karşın, bazı İngiliz doktorlar çocuklara aşıyı yanlış zamanda uyguladı ve birkaç çocuk öldü. Bunun üzerine, çiçek aşısı aleyhine kampanya başladı. Papaz Edmund Massey, 8 Temmuz 1722 tarihinde gerçekleşen bir törende, çiçek aşısından “tehlikeli ve günahkâr uygulama”, “şeytani bir tatbik” diye bahsetti; aşı yapanları Tanrı’nın inayetini kesmekle ve günah ve ahlaksızlığı teşvik etmekle suçladı. Hatta Legard Sparham adlı bir cerrah “çiçek aşısının uygulanmasına karşı sebepler” adlı bir kitapçık yazdı ve çiçek yaralarına “zehir” akıtmanın saçma olduğunu savundu.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Bunun üzerine, Lady Montagu Türkiye’de gördüklerini ayrı bir kitap halinde bastırmak ihtiyacını hissetti. Ayrıca, torunu Louisa’nın anlattığına göre, İstanbul’dan o kadar büyük bilimsel cesaretle dönmüştü ki, Londra’da ev ev dolaşıp İngilizler&#8217;e Türkiye’de gördüklerini anlattı, hatta kızını da yanında götürüp defalarca İngiliz kadınların gözleri önünde aşılatarak aşının bir zararı olmadığını ispatlamak için çırpındı. Leydi Montagu ile İngiltere Büyükelçiliği hekimi bu yeniliği sonunda Londra’da tanıttılar.</span></span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Prof. Dr. Kadircan Keskinbora / </span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Bahçeşehir Ü. Tıp Fakültesi</span></span></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/cicek-asisi-ve-oykusu">Çiçek aşısı ve öyküsü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29192</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türk Usulü Çiçek Aşısı’nın Avrupa’ya yayılmasıyla aşı ve serum alanında yeni bir dönem açıldı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/turk-usulu-cicek-asisinin-avrupaya-yayilmasiyla-asi-ve-serum-alaninda-yeni-bir-donem-acildi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Aug 2019 12:52:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[çiçek aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[klasik tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14810</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa&#8217;da Rönesans’la hızlanan tıbbî gelişmeler karşısında 17.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk-İslam tababeti üstünlüğünü kaybetti. Yönlendirici orijinal eserler veren kimseler, Osmanlı İmparatorluğunda kaybolmaya ve Avrupa&#8217;daki yeni tıbbî eserler Arapça ve Türkçeye tercüme edilmeye başladı. Buna en iyi örnek, Sultan IV.Mehmet’in (Avcı) 1669&#8217;da ölen Hekimbaşısı Salih bin Nasrullah bin Sellum&#8217;un, Avusturyalı hekim Paracelsus&#8217;un iatrokimyaya dair eserini Latinceden Arapçaya Süleyman bin İbrahim yardımıyla tercüme etmesidir: &#8220;Haza kitab-ı tıbb-ı cedid-i kimyavî ahtere ahu Barakelsus ve semmahu bil-latiniye Espagnia&#8221;. Kitabın başlığının hemen altında Latinceden Arapçaya tercüme edildiği belirtilmektedir. Ancak, 17. yüzyılda Osmanlı Türkiyesi’nde yaygın olarak uygulanan “Türk Usulü Çiçek Aşısı”nın 18. yüzyıl başında Avrupa&#8217;ya yayılması, tıp alanında dünyada yeni bir dönemin açılmasına neden olmuştur. Çiçek aşısı eski zamanlardan beri Hindistan ve Çin&#8217;de uygulandığı halde, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerindeki uygulanma, 18. yüzyıl başlarında Osmanlı hekimi Emanuel Timonius ve Lady Mary Montague&#8217;nün Türk usulü çiçek aşısını Avrupa’ya tanıtmalarından sonra başladı. 18. yüzyıl boyunca, Türk usulü çiçek aşısı İngiltere&#8217;den Rusya&#8217;ya, İsveç&#8217;ten, İtalya&#8217;ya kadar yayılınca, bu aşının kaynağı hakkında bilimsel tartışma ve çok sayıda yayınlara yol açtı. Kaynağı neresi? Lady Mary Montague&#8217;nün 1717’de Türkiye&#8217;de gördüğü çiçek aşısına benzeyen Hint  usulü çiçek aşısının, 1022 senesinde Çin&#8217;in Tibet&#8217;e yakın bölgesinde, dağda yaşayan bir münzevi tarafından Çin veziri Wang-Tan&#8217;ın küçük oğluna uygulandığı, bu bölgede yaşayan Uygur Türklerinin Hint usulü çiçek aşısının yayılmasında rol oynadıkları, onların Hint&#8217;le Çin arasındaki sıkı ticaret ilişkilerini yönettikleri düşünülünce, mümkün görülmektedir. 14. yüzyıl başında Tibet&#8217;in Çin&#8217;e komşu olan bu bölgesinden geçen İslâm seyyahı İbn Batuta&#8217;nın seyahatnamesinde, bura halkının Türklere benzediğini özellikle belirtmesi de bu teoriyi destekler bir mahiyet arz etmektedir. Herhalde bu aşı usulü 1055&#8217;te Kafkaslara kadar yayılan Selçuklularla Ön Asya&#8217;ya gelmiş olsa gerektir. Türkiye&#8217;deki “inokulasyon” şeklindeki çiçek aşısının ilk bilimsel  tarifini yazan Emanuel Timonius&#8217;dur, [Latin (Levanten) asıllı bir Osmanlı hekimi olup Sultan IV.Murat&#8217;ın (1611-1640) saray hekimi Vincent Timoni&#8217;nin torunu olduğu ortaya çıkmıştır]. Latin asıllı Osmanlı hekimi Emanuel Timonius, “Türkiye&#8217;deki çiçek aşısı” üzerine 1713’te Latince yayınladığı makalede, bu aşının Çin&#8217;de, Çerkezlerde, Gürcülerde ve diğer Asyalı kavimlerde uygulandığı, Kafkaslar üzerinden yaklaşık 40 yıl önce, 1673-74 yıllarında İstanbul&#8217;da yayılmaya başladığını ileri sürmektedir. “Aşılamacızade Hekim Ali Çelebi” Oysa, Anadolu ve Trakya&#8217;da Türk Usulü Çiçek Aşısının Timonius&#8217;un verdiği tarihten çok önce uygulandığı Rıfat Osman, Feridun Nafiz Uzluk ve Süheyl Ünver&#8217;in yayınlarında belirtilmiştir. Feridun Nafiz Uzluk 7.11.1697 tarihli İstanbul&#8217;daki bir mezar taşında &#8220;Aşılamacızade Hekim Ali Çelebi&#8221; ibaresini tespit etmiştir. Bu zatın 65 yıl yaşadığı kabul edilirse, daha önce çiçek aşısı yapan babasının 1632&#8217;lerde bu işi yaptığı ortaya çıkar. Rıfat Osman da 1632 tarihli Aşıcı bir kadına ait Edirne kadısına yazılan bir hükümden bahsetmektedir. 1846’da Mektebi Tıbbiye-i Adliye-i Şahane matbaasından basılan &#8220;Menafi ül-etfal&#8221; isimli eserde 1679 yılında Anadolu&#8217;dan çiçek aşısını yapmasını bilen bir adamın İstanbul&#8217;da 5-6 çocuğu aşıladığı ve bunu Lady Montague&#8217;nün işitip görerek İngiltere&#8217;ye yazdığı belirtilmektedir. 1711 ve 1712’de Osmanlı imparatorluğunu ve Kafkasya’daki Çerkezleri ve onlardaki Çiçek Aşısı usulünü gören Fransız seyyahı Aubry de la Motraye, bunu 1712 Mayısında Emanuel Timonius&#8217;a İstanbul&#8217;da anlatmış, Timonius ta bu husustaki görüşlerini Latince olarak yazıp Aubry de la Motraye&#8217;a vermiştir. Bu, 1713’te Latince kaleme alınan makale Türkiye&#8217;deki Çiçek Aşısı Usulü hakkındaki ilk bilimsel yazı olup sonra, Motraye&#8217;in seyahatnamesinin 2. cildinin son kısmına ekli olarak 1727’de yayınlanmıştır. 100 altına risale Rus Çarına yenildikten sonra Türklere sığınan ve Edirne&#8217;deki Demirtaş köşkünde kalan İsveç kralı XII. Karl&#8217;ın (Demirbaş Şarl) yanındaki saray hekimi Samuel Kragge vasıtasıyla Timonius&#8217;tan 100 altın karşılığında elde edilen ve 1717’de Academiae Caesareo-Leopoldinae Carolinae&#8217;nin dergisi Ephemerides&#8217;te yayınlanan Türkiye&#8217;deki Çiçek Aşısı hakkındaki risale aynı risale olsa gerek. Timonius&#8217;un bu Latince makalesini, XII. Karl&#8217;ın diğer saray cerrahı Melchior Neumann, Almanca&#8217;ya kendi el yazısı ile tercüme etmiştir, halen yedi sayfa halinde İsveç&#8217;te Uppsala Üniversite Kütüphanesinde bulunmaktadır. İngiltere&#8217;de Emanuel Timonius ve Lady Montague aracılığıyla Londra&#8217;da aktüel bir konu haline getirilen Türk Usulü Çiçek Aşısı, hekimlerce ölüme mahkum olanlar üzerinde denenmiş ve olumlu sonuç alınmıştır. 1745’te Johann Jacob Schützen yayınevinde yayınlanan, Prusya Saray Eczacısı ve Bilimler Akademisi üyesi Dr.Neumann&#8217;ın Timonius&#8217;tan yaptığı Almanca tercüme, Türk Usulü Çiçek Aşısı hakkındaki Londra&#8217;daki tıbbî deneylerin Almanya&#8217;da ne kadar yakından takip edildiğini kanıtlaması bakımından da çok ilginçtir. Mahkumlar üzerinde yapılan bu denemenin olumlu sonucu olarak İngiliz Kraliyet ailesinin de Türk Usulü Çiçek Aşısıyla aşılanması, muhakkak ki bu aşının hemen İngiltere&#8217;den Rusya&#8217;ya, İsveç&#8217;ten İtalya ve Fransa&#8217;ya kadar yayılmasını ve 1796’da Edward Jenner tarafından “vaccination” şeklinde inekten alınarak insana aşılama usulünün bulunmasına yol açmıştır. Jenner&#8217;in bu yeni “vaccination” usulünü uygulayana kadar, Türk Usulü Çiçek Aşısını, yani “inoculation” yaptığını belirtmek gerekir. 17.Yüzyıl sonunda Peru&#8217;dan Avrupa&#8217;ya gelen “kına kına” kabuğunun sıtma ve ateşli hastalıkların tedavisinde olumlu sonuç vermesinin o zamana kadar hâkim olan humoral patolojiyi ve iatrokimya (iatroşimi) ile ilgili görüşleri sarsmasından sonra 18. yüzyılda Türk Usulü Çiçek Aşısının Avrupa&#8217;da yayılması ve Edward Jenner&#8217;in “vaccination”u keşfi, tıpta tamamen yeni ufuklar açmış ve ilerde diğer aşı ve serumların keşfi için zemin hazırlamıştır. Prof. Dr. Kadircan Keskinbora &#8211; Bahçeşehir Ü. Tıp F. Öğretim Üyesi Kaynaklar: Terzioğlu A. Türk Usulü Çiçek Aşısının Orijini ve Avrupa’ya Yayılması. Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi Kasım 2016; Sayı:239, s.14-19. Cartwright FF, Biddiss MD. Disease and History. New York, NY, Dorset Press, 1991, pp. 29-53, 113-166.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/turk-usulu-cicek-asisinin-avrupaya-yayilmasiyla-asi-ve-serum-alaninda-yeni-bir-donem-acildi">Türk Usulü Çiçek Aşısı’nın Avrupa’ya yayılmasıyla aşı ve serum alanında yeni bir dönem açıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa&#8217;da Rönesans’la hızlanan tıbbî gelişmeler karşısında 17.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk-İslam tababeti üstünlüğünü kaybetti. Yönlendirici orijinal eserler veren kimseler, Osmanlı İmparatorluğunda kaybolmaya ve Avrupa&#8217;daki yeni tıbbî eserler Arapça ve Türkçeye tercüme edilmeye başladı.</p>
<p>Buna en iyi örnek, Sultan IV.Mehmet’in (Avcı) 1669&#8217;da ölen Hekimbaşısı Salih bin Nasrullah bin Sellum&#8217;un, Avusturyalı hekim Paracelsus&#8217;un iatrokimyaya dair eserini Latinceden Arapçaya Süleyman bin İbrahim yardımıyla tercüme etmesidir: <em>&#8220;Haza kitab-ı tıbb-ı cedid-i kimyavî ahtere ahu Barakelsus ve semmahu bil-latiniye Espagnia&#8221;</em>. Kitabın başlığının hemen altında Latinceden Arapçaya tercüme edildiği belirtilmektedir.</p>
<p>Ancak, 17. yüzyılda Osmanlı Türkiyesi’nde yaygın olarak uygulanan “Türk Usulü Çiçek Aşısı”nın 18. yüzyıl başında Avrupa&#8217;ya yayılması, tıp alanında dünyada yeni bir dönemin açılmasına neden olmuştur.</p>
<p>Çiçek aşısı eski zamanlardan beri Hindistan ve Çin&#8217;de uygulandığı halde, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerindeki uygulanma, 18. yüzyıl başlarında Osmanlı hekimi Emanuel Timonius ve Lady Mary Montague&#8217;nün Türk usulü çiçek aşısını Avrupa’ya tanıtmalarından sonra başladı. 18. yüzyıl boyunca, Türk usulü çiçek aşısı İngiltere&#8217;den Rusya&#8217;ya, İsveç&#8217;ten, İtalya&#8217;ya kadar yayılınca, bu aşının kaynağı hakkında bilimsel tartışma ve çok sayıda yayınlara yol açtı.</p>
<p><strong>Kaynağı neresi?</strong></p>
<p>Lady Mary Montague&#8217;nün 1717’de Türkiye&#8217;de gördüğü çiçek aşısına benzeyen Hint  usulü çiçek aşısının, 1022 senesinde Çin&#8217;in Tibet&#8217;e yakın bölgesinde, dağda yaşayan bir münzevi tarafından Çin veziri Wang-Tan&#8217;ın küçük oğluna uygulandığı, bu bölgede yaşayan Uygur Türklerinin Hint usulü çiçek aşısının yayılmasında rol oynadıkları, onların Hint&#8217;le Çin arasındaki sıkı ticaret ilişkilerini yönettikleri düşünülünce, mümkün görülmektedir.</p>
<p>14. yüzyıl başında Tibet&#8217;in Çin&#8217;e komşu olan bu bölgesinden geçen İslâm seyyahı İbn Batuta&#8217;nın seyahatnamesinde, bura halkının Türklere benzediğini özellikle belirtmesi de bu teoriyi destekler bir mahiyet arz etmektedir. Herhalde bu aşı usulü 1055&#8217;te Kafkaslara kadar yayılan Selçuklularla Ön Asya&#8217;ya gelmiş olsa gerektir.</p>
<p>Türkiye&#8217;deki “inokulasyon” şeklindeki çiçek aşısının ilk bilimsel  tarifini yazan Emanuel Timonius&#8217;dur, [Latin (Levanten) asıllı bir Osmanlı hekimi olup Sultan IV.Murat&#8217;ın (1611-1640) saray hekimi Vincent Timoni&#8217;nin torunu olduğu ortaya çıkmıştır]. Latin asıllı Osmanlı hekimi Emanuel Timonius, “Türkiye&#8217;deki çiçek aşısı” üzerine 1713’te Latince yayınladığı makalede, bu aşının Çin&#8217;de, Çerkezlerde, Gürcülerde ve diğer Asyalı kavimlerde uygulandığı, Kafkaslar üzerinden yaklaşık 40 yıl önce, 1673-74 yıllarında İstanbul&#8217;da yayılmaya başladığını ileri sürmektedir.</p>
<p><strong>“Aşılamacızade Hekim Ali Çelebi”</strong></p>
<p>Oysa, Anadolu ve Trakya&#8217;da Türk Usulü Çiçek Aşısının Timonius&#8217;un verdiği tarihten çok önce uygulandığı Rıfat Osman, Feridun Nafiz Uzluk ve Süheyl Ünver&#8217;in yayınlarında belirtilmiştir. Feridun Nafiz Uzluk 7.11.1697 tarihli İstanbul&#8217;daki bir mezar taşında &#8220;Aşılamacızade Hekim Ali Çelebi&#8221; ibaresini tespit etmiştir.</p>
<p>Bu zatın 65 yıl yaşadığı kabul edilirse, daha önce çiçek aşısı yapan babasının 1632&#8217;lerde bu işi yaptığı ortaya çıkar. Rıfat Osman da 1632 tarihli Aşıcı bir kadına ait Edirne kadısına yazılan bir hükümden bahsetmektedir. 1846’da Mektebi Tıbbiye-i Adliye-i Şahane matbaasından basılan <em>&#8220;Menafi ül-etfal</em>&#8221; isimli eserde 1679 yılında Anadolu&#8217;dan çiçek aşısını yapmasını bilen bir adamın İstanbul&#8217;da 5-6 çocuğu aşıladığı ve bunu Lady Montague&#8217;nün işitip görerek İngiltere&#8217;ye yazdığı belirtilmektedir.</p>
<p>1711 ve 1712’de Osmanlı imparatorluğunu ve Kafkasya’daki Çerkezleri ve onlardaki Çiçek Aşısı usulünü gören Fransız seyyahı Aubry de la Motraye, bunu 1712 Mayısında Emanuel Timonius&#8217;a İstanbul&#8217;da anlatmış, Timonius ta bu husustaki görüşlerini Latince olarak yazıp Aubry de la Motraye&#8217;a vermiştir. Bu, 1713’te Latince kaleme alınan makale Türkiye&#8217;deki Çiçek Aşısı Usulü hakkındaki ilk bilimsel yazı olup sonra, Motraye&#8217;in seyahatnamesinin 2. cildinin son kısmına ekli olarak 1727’de yayınlanmıştır.</p>
<p><strong>100 altına risale</strong></p>
<p>Rus Çarına yenildikten sonra Türklere sığınan ve Edirne&#8217;deki Demirtaş köşkünde kalan İsveç kralı XII. Karl&#8217;ın (Demirbaş Şarl) yanındaki saray hekimi Samuel Kragge vasıtasıyla Timonius&#8217;tan 100 altın karşılığında elde edilen ve 1717’de Academiae Caesareo-Leopoldinae Carolinae&#8217;nin dergisi Ephemerides&#8217;te yayınlanan Türkiye&#8217;deki Çiçek Aşısı hakkındaki risale aynı risale olsa gerek. Timonius&#8217;un bu Latince makalesini, XII. Karl&#8217;ın diğer saray cerrahı Melchior Neumann, Almanca&#8217;ya kendi el yazısı ile tercüme etmiştir, halen yedi sayfa halinde İsveç&#8217;te Uppsala Üniversite Kütüphanesinde bulunmaktadır.</p>
<p>İngiltere&#8217;de Emanuel Timonius ve Lady Montague aracılığıyla Londra&#8217;da aktüel bir konu haline getirilen Türk Usulü Çiçek Aşısı, hekimlerce ölüme mahkum olanlar üzerinde denenmiş ve olumlu sonuç alınmıştır. 1745’te Johann Jacob Schützen yayınevinde yayınlanan, Prusya Saray Eczacısı ve Bilimler Akademisi üyesi Dr.Neumann&#8217;ın Timonius&#8217;tan yaptığı Almanca tercüme, Türk Usulü Çiçek Aşısı hakkındaki Londra&#8217;daki tıbbî deneylerin Almanya&#8217;da ne kadar yakından takip edildiğini kanıtlaması bakımından da çok ilginçtir.</p>
<p>Mahkumlar üzerinde yapılan bu denemenin olumlu sonucu olarak İngiliz Kraliyet ailesinin de Türk Usulü Çiçek Aşısıyla aşılanması, muhakkak ki bu aşının hemen İngiltere&#8217;den Rusya&#8217;ya, İsveç&#8217;ten İtalya ve Fransa&#8217;ya kadar yayılmasını ve 1796’da Edward Jenner tarafından “vaccination” şeklinde <strong>inekten alınarak insana aşılama usulünün bulunmasına</strong> yol açmıştır. Jenner&#8217;in bu yeni “vaccination” usulünü uygulayana kadar, Türk Usulü Çiçek Aşısını, yani “inoculation” yaptığını belirtmek gerekir.</p>
<p>17.Yüzyıl sonunda Peru&#8217;dan Avrupa&#8217;ya gelen “<strong>kına kına</strong>” kabuğunun sıtma ve ateşli hastalıkların tedavisinde olumlu sonuç vermesinin o zamana kadar hâkim olan humoral patolojiyi ve iatrokimya (iatroşimi) ile ilgili görüşleri sarsmasından sonra 18. yüzyılda Türk Usulü Çiçek Aşısının Avrupa&#8217;da yayılması ve Edward Jenner&#8217;in “vaccination”u keşfi, <strong>tıpta tamamen yeni ufuklar açmış ve ilerde diğer aşı ve serumların keşfi için zemin</strong><br />
hazırlamıştır.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Kadircan Keskinbora </strong>&#8211; Bahçeşehir Ü. Tıp F. Öğretim Üyesi</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Terzioğlu A. Türk Usulü Çiçek Aşısının Orijini ve Avrupa’ya Yayılması. Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi Kasım 2016; Sayı:239, s.14-19.</li>
<li>Cartwright FF, Biddiss MD. Disease and History. New York, NY, Dorset Press, 1991, pp. 29-53, 113-166.</li>
</ul>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/turk-usulu-cicek-asisinin-avrupaya-yayilmasiyla-asi-ve-serum-alaninda-yeni-bir-donem-acildi">Türk Usulü Çiçek Aşısı’nın Avrupa’ya yayılmasıyla aşı ve serum alanında yeni bir dönem açıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14810</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uğurbil’in tıbba yeni ve büyük katkısı: 10,5 T gücünde MR&#8230; Neye mi yarayacak?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/ugurbilin-tibba-yeni-ve-buyuk-katkisi-105-t-gucunde-mr-neye-mi-yarayacak</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Nov 2018 14:00:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[abdüsselam]]></category>
		<category><![CDATA[balina]]></category>
		<category><![CDATA[c vitamini]]></category>
		<category><![CDATA[çiçek aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[çöp]]></category>
		<category><![CDATA[ekosistem]]></category>
		<category><![CDATA[kamil uğurbil]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Sitti]]></category>
		<category><![CDATA[mikroplastik]]></category>
		<category><![CDATA[MR]]></category>
		<category><![CDATA[plastik atık]]></category>
		<category><![CDATA[prof. kamil ugurbil]]></category>
		<category><![CDATA[Tesla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12222</guid>

					<description><![CDATA[<p>MR biliyorsunuz, bedendeki hastalıkların kolay teşhisinde doktorların vazgeçilmez yardımcısıdır. Dünyada en çok MR çekilen ülkeyiz ve MR cihazı doluluğuna sahibiz! Bu yanlışlık bir kenara… MR cihazlarının üstünlüğü çözünürlüklerinden ileri gelir. Bu çözünürlükleri de manyetik alan şiddeti belirler. Türkiye ve dünyada hastanelerinde kullanılan MR cihazlarının manyetik alan şiddetleri 1,5 veya 3 T (Tesla). Şimdi sıkı durun: Kâmil Uğurbil insan görüntülenmesinde ve bilimsel araştırmalarda kullanılmak üzere 10,5 T gücünde yeni bir MR cihazı üreterek, bu alanda devrim yapıyor. Daha güçlü ve farklı amaçlarla üretilmeye çalışılan MR’lar var, ama Uğurbil cihazını insanlar üzerinde denemeye başladı bile! Peki neye yarayacak? Daha yüksek çözünürlükler, yani daha net ve daha hızlı, tek nöronlar düzeyinde neredeyse! Öyle ki bu cihazla beyindeki nöronlar arasındaki iletişim bile görüntülenebilecek. Uğurbil, HBT’ye yaptığı açıklamada, beyindeki işlevler, anatomi ve ağların çok yakından incelenebileceğini belirtiyor. Ayrıca kalp ve diğer organ sistemlerinin fonksiyonları görüntülenebilecek; kanser, epilepsi, nörodejeneratif hastalıklar incelenebilecek, Alzheimer klinik teşhisi yapılabilecek. Yeni bir devir başlıyor! Uğurbil, 2016’da Vehbi Koç Bilim Ödülü’nü almıştı ve dünyaca tanınan bir bilimcimiz. Yolu açık olsun! Önce ABD şimdi de Almanya’da çalışmalarını sürdüren Metin Sitti ise, yine Koç Üniversitesi tarafından verilen bu kez Rahmi Koç Bilim Madalyası’nı kazandı. Sitti’nin çalışma alanı mikro robotlar. Kılcal damarlar, beyin damarları içinde dolaşacak teşhis konulmasına yardımcı olacak, ilaç taşıyarak sorun çözecek saç telinden çok daha küçük mikro robotlar. Henüz deneme aşamasında. 10 yıla kadar insanlığın hizmetine sunulabilir. Kuban: Marşlar, şiirler&#8230; Akurgal’ın Puf Puf’u Doğan Kuban Cumhuriyet’in ilk kuşağından. Zaten kendisi “Bir cumhuriyet ve asker çocuğu olarak Türkiye’nin çağdaş dünyaya katılmak için bütün varlığını ortaya koyduğu yılların tanığı oldum” diye anlatıyor. Kuban’ın bu haftaki yazısı marşlar ve şiirler üzerine&#8230; Yemek sofrasında şairlerden bahseden, Mehmet Akif ve Tevfik Fikret’ten şiirler söyleyen bir anne ve baba… Çocukluk demişken ilginç tesadüf Ali Akurgal da 65 yıl önce oynadığı bir oyuncağından bahsediyor yazısında. Adı Puf-Puf. Bir buhar makinesi. Önemli bir mesajı da var: “Keşke şimdiki zamanın çocukları bu oyuncaklarla oynayıp öğrenerek büyüse… Ortadoğu da dünya da kurtulmuş olur…” Ne dersiniz? Jeolog Esen Arpat dergimiz için bir yazı kaleme aldı. 9 soru ortaya atıyor ve yanıtlıyor: Kanal İstanbul’un ‘Çılgın Proje’ sıfatının nereden kaynaklandığını daha iyi anlamamız için. Sadece bizlerin değil, iktidarın da okuması dileğiyle diyelim… Tanol Türkoğlu’nun şu her an elimizin altında olup da, yeni bir şey öğrenmek istediğimizde cankurtaran gibi sarıldığımız “arama motorları” ile bireyin “akıl etme” yeteneğini sorguladığı yazısı hayli ufuk açıcı…  Kış hastalıklarına karşı önlemimizi alalım Kış kapıyı çaldı. Soğuk algınlığı da dahil olmak birçok kış hastalığı yaşam kalitemizi düşürüyor. İKU’dan Arş. Gör. Pelin Cin, makalesinde C vitaminiyle ilgili araştırmaları konu edinirken turunçgillerin soğuk algınlığını önleyemediğini, ancak hastalığın süresini ve şiddetini azaltabileceğini aktarıyor. Bu sayıda kış hastalıklarından sinüzite değinen VKV Amerikan Hastanesi’nden Dr. Elif Altuğ ise bu hastalığın belirtileri, tanısı ve tedavisi konusunda bilgi vererek kış hastalıkları kapımızı çalmadan önlemimizi almamız gerektiği konusunda uyarıyor. Yazarımız Mustafa Çetiner akciğer kanserinden yola çıkarak elektronik sigaraları anlatıyor. Okuduktan sonra eğer elektronik sigara kullanıcısı iseniz fikrinizi değiştireceğinize bahse gireriz. BAU’dan Kadircan Keskinbora ise çiçek aşısı ve tedavisinin ortaya çıkışını anlatıyor. Bu hikâyede Osmanlı, Anadolu, Türkiye de önemli yer tutuyor… İngilizler bu işi bizden öğrendi!  Neler var?  Dergide yine bilim ve teknoloji odağında, ülkemiz dahil uluslararası son gelişmelere yer verdik. Nobel kazanan ilk Müslüman fizikçi Abdüsselam üzerine yapılan belgesel, Boğaziçi Üniversitesi’nin kurduğu Teknopark, Samanyolu’muzun 10 milyar yıl önce yuttuğu galaksi haberleri bunlardan yalnızca birkaçı. Ayrıca Endonezya’da karaya vuran balinanın midesinden çıkan plastikler de, insanın ekosistem üzerindeki baskısını yeniden düşünmeye itiyor. Türkiye’nin haftalık bilim, teknoloji, kültür ve eleştirel düşünce dergisi HBT, her hafta dopdolu ve yenilenen içeriğiyle sizi karşılama uğraşısı içinde. Geleceği kuruyoruz! Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/ugurbilin-tibba-yeni-ve-buyuk-katkisi-105-t-gucunde-mr-neye-mi-yarayacak">Uğurbil’in tıbba yeni ve büyük katkısı: 10,5 T gücünde MR&#8230; Neye mi yarayacak?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-12224 alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/140-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/140-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/140-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/140.jpg 1587w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />MR biliyorsunuz, bedendeki hastalıkların kolay teşhisinde doktorların vazgeçilmez yardımcısıdır. Dünyada en çok MR çekilen ülkeyiz ve MR cihazı doluluğuna sahibiz! Bu yanlışlık bir kenara… MR cihazlarının üstünlüğü çözünürlüklerinden ileri gelir. Bu çözünürlükleri de manyetik alan şiddeti belirler. Türkiye ve dünyada hastanelerinde kullanılan MR cihazlarının manyetik alan şiddetleri 1,5 veya 3 T (Tesla).</p>
<p>Şimdi sıkı durun: <strong>Kâmil Uğurbil</strong> insan görüntülenmesinde ve bilimsel araştırmalarda kullanılmak üzere 10,5 T gücünde yeni bir MR cihazı üreterek, bu alanda devrim yapıyor. Daha güçlü ve farklı amaçlarla üretilmeye çalışılan MR’lar var, ama Uğurbil cihazını insanlar üzerinde denemeye başladı bile!</p>
<p>Peki neye yarayacak? Daha yüksek çözünürlükler, yani daha net ve daha hızlı, tek nöronlar düzeyinde neredeyse! Öyle ki bu cihazla beyindeki nöronlar arasındaki iletişim bile görüntülenebilecek. Uğurbil, HBT’ye yaptığı açıklamada, beyindeki işlevler, anatomi ve ağların çok yakından incelenebileceğini belirtiyor. Ayrıca kalp ve diğer organ sistemlerinin fonksiyonları görüntülenebilecek; kanser, epilepsi, nörodejeneratif hastalıklar incelenebilecek, Alzheimer klinik teşhisi yapılabilecek.</p>
<p>Yeni bir devir başlıyor! Uğurbil, 2016’da Vehbi Koç Bilim Ödülü’nü almıştı ve dünyaca tanınan bir bilimcimiz. Yolu açık olsun!</p>
<p>Önce ABD şimdi de Almanya’da çalışmalarını sürdüren <strong>Metin Sitti</strong> ise, yine Koç Üniversitesi tarafından verilen bu kez <strong>Rahmi Koç Bilim Madalyası</strong>’nı kazandı. Sitti’nin çalışma alanı mikro robotlar. Kılcal damarlar, beyin damarları içinde dolaşacak teşhis konulmasına yardımcı olacak, ilaç taşıyarak sorun çözecek saç telinden çok daha küçük mikro robotlar. Henüz deneme aşamasında. 10 yıla kadar insanlığın hizmetine sunulabilir.</p>
<p><strong>Kuban: Marşlar, şiirler&#8230; Akurgal’ın Puf Puf’u</strong></p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong> Cumhuriyet’in ilk kuşağından. Zaten kendisi “Bir cumhuriyet ve asker çocuğu olarak Türkiye’nin çağdaş dünyaya katılmak için bütün varlığını ortaya koyduğu yılların tanığı oldum” diye anlatıyor. Kuban’ın bu haftaki yazısı marşlar ve şiirler üzerine&#8230; Yemek sofrasında şairlerden bahseden, <strong>Mehmet Akif</strong> ve <strong>Tevfik Fikret</strong>’ten şiirler söyleyen bir anne ve baba…</p>
<p>Çocukluk demişken ilginç tesadüf <strong>Ali Akurgal</strong> da 65 yıl önce oynadığı bir oyuncağından bahsediyor yazısında. Adı <strong>Puf-Puf</strong>. Bir buhar makinesi. Önemli bir mesajı da var: “<em>Keşke şimdiki zamanın çocukları bu oyuncaklarla oynayıp öğrenerek büyüse… Ortadoğu da dünya da kurtulmuş olur</em>…” Ne dersiniz?</p>
<p>Jeolog <strong>Esen Arpat</strong> dergimiz için bir yazı kaleme aldı. 9 soru ortaya atıyor ve yanıtlıyor: <strong>Kanal İstanbul’un ‘Çılgın Proje’</strong> sıfatının nereden kaynaklandığını daha iyi anlamamız için. Sadece bizlerin değil, iktidarın da okuması dileğiyle diyelim…</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu’</strong>nun şu her an elimizin altında olup da, yeni bir şey öğrenmek istediğimizde cankurtaran gibi sarıldığımız “arama motorları” ile bireyin “akıl etme” yeteneğini sorguladığı yazısı hayli ufuk açıcı…<strong> </strong></p>
<p><strong>Kış hastalıklarına karşı önlemimizi alalım</strong></p>
<p>Kış kapıyı çaldı. Soğuk algınlığı da dahil olmak birçok kış hastalığı yaşam kalitemizi düşürüyor. İKU’dan Arş. Gör. <strong>Pelin Cin</strong>, makalesinde C vitaminiyle ilgili araştırmaları konu edinirken turunçgillerin soğuk algınlığını önleyemediğini, ancak hastalığın süresini ve şiddetini azaltabileceğini aktarıyor.</p>
<p>Bu sayıda kış hastalıklarından sinüzite değinen VKV Amerikan Hastanesi’nden Dr. <strong>Elif Altuğ</strong> ise bu hastalığın belirtileri, tanısı ve tedavisi konusunda bilgi vererek kış hastalıkları kapımızı çalmadan önlemimizi almamız gerektiği konusunda uyarıyor.</p>
<p>Yazarımız <strong>Mustafa Çetiner</strong> akciğer kanserinden yola çıkarak elektronik sigaraları anlatıyor. Okuduktan sonra eğer elektronik sigara kullanıcısı iseniz fikrinizi değiştireceğinize bahse gireriz.</p>
<p>BAU’dan <strong>Kadircan Keskinbora</strong> ise çiçek aşısı ve tedavisinin ortaya çıkışını anlatıyor. Bu hikâyede Osmanlı, Anadolu, Türkiye de önemli yer tutuyor… İngilizler bu işi bizden öğrendi!<strong> </strong></p>
<p><strong>Neler var?</strong><strong> </strong></p>
<p>Dergide yine bilim ve teknoloji odağında, ülkemiz dahil uluslararası son gelişmelere yer verdik. Nobel kazanan ilk Müslüman fizikçi <strong>Abdüsselam </strong>üzerine yapılan belgesel, Boğaziçi Üniversitesi’nin kurduğu Teknopark, Samanyolu’muzun 10 milyar yıl önce yuttuğu galaksi haberleri bunlardan yalnızca birkaçı.</p>
<p>Ayrıca Endonezya’da karaya vuran balinanın midesinden çıkan plastikler de, insanın ekosistem üzerindeki baskısını yeniden düşünmeye itiyor.</p>
<p>Türkiye’nin haftalık bilim, teknoloji, kültür ve eleştirel düşünce dergisi HBT, her hafta dopdolu ve yenilenen içeriğiyle sizi karşılama uğraşısı içinde. Geleceği kuruyoruz!</p>
<p>Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/ugurbilin-tibba-yeni-ve-buyuk-katkisi-105-t-gucunde-mr-neye-mi-yarayacak">Uğurbil’in tıbba yeni ve büyük katkısı: 10,5 T gücünde MR&#8230; Neye mi yarayacak?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12222</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
