dan mckenzie arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/dan-mckenzie Türkiye'nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı Wed, 16 Oct 2019 13:06:32 +0000 tr hourly 1 Dünyaca ünlü yer bilimciler İTÜ’de depremi konuştu https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/dunyaca-unlu-yer-bilimciler-itude-depremi-konustu Wed, 16 Oct 2019 13:04:35 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15571 1999 İzmit ve Düzce depremlerinin, kısacası Marmara Depremi’nin üzerinden tam 20 yıl geçti. Richter ölçeğine göre ilki 7,5 Mw, ikincisi 7,2 Mw olan depremlerde 20.000 civarında insan hayatını kaybetti. Bu büyük acı unutulmadı ama alınan önlemler halen çok kısıtlı. Elle tutulur bir deprem eylem planımız bile yok. 36 milyar doları bulan deprem vergilerinin nereye gittiği de belli değil. Buna karşılık uzmanlar, gerçekleşmesi beklenen büyük depremin milyona varan can kayıplarına neden olacağı konusunda uyarıyor. Tam da bu aşamada Türkiye’nin bu konudaki en aktif üniversitelerinden İstanbul Teknik Üniversitesi’nde (İTÜ) çok önemli bir buluşma gerçekleşti. İTÜ bu büyük felaketin 20.yılında çok önemli bir işe imza atarak dünyanın en önemli yer bilimcilerini, bu yıl 23.’sü düzenlenen ATAG (Aktif Tektonik Araştırma Grubu) etkinliğiyle eşzamanlı olarak gerçekleşen konferansta, İTÜ Ayazağa Kampüsü Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde bir araya getirdi. Biz de HBT olarak bu önemli konferansta yerimizi aldık. Xavier Le Pichon, Dan McKenzie ve John Dewey İstanbul’da Kimler yoktu ki? Prof. Dr. Celal Şengör’ün (İTÜ) ev sahipliğinde gerçekleşen etkinlikte, Oxford’dan Prof. Dr. John F. Dewey, Collège de France’dan Prof. Xavier Le Pichon ve geçtiğimiz yıl kendisiyle yine İTÜ’de bir söyleşi gerçekleştirdiğimiz Cambdridge’den Prof. Dan McKenzie ilk gün konuşmacıları olarak yer aldı. Etkinlik dünyanın dört bir yanından onlarca bilim insanıyla 18 Ekim’e kadar devam ediyor. “1999 Marmara Depremlerinin 20. yılı” temasıyla gerçekleşen bu uluslararası konferans, Marmara Denizi’nde Kuzey Anadolu Fayı üzerine yapılmış tüm ulusal ve uluslararası projelerin bulguları bir araya getiriyor. 4 gün süren konferansa, ABD’den Avrupa ülkelerine, Japonya’dan Çin ve Azerbaycan’a kadar dünyanın dört bir yanından konuyla ilgili önemli bilim insanlarının çalışmalarını sunacak olmaları sebebiyle çok önemli. Bugüne kadar Kuzey Anadolu Fayı’na benzer fay kuşaklarıyla yapılan karşılaştırmalar açısından en kapsamlı konferans olduğu için de kayda değer. Prof. Dr. Celal Şengör: “Türkiye’deki deprem araştırmalarının gelişiminde bu üç isme çok şey borçluyuz.” Prof. Dr. Celal Şengör, açılış konuşmasını “20 Years After: From the view point of neotectonics of the Eastern Mediterranean” başlığıyla yaptı. 20 yılın ardından Doğu Akdeniz’in neotektoniğine bakış atan Celal Şengör, Marmara Denizi ve çevresinin, yaklaşık 20.000 kişiyi öldüren ve sayısız insanı evsiz bırakan trajik 1999 depremlerinin bir sonucu olarak, jeolojik olarak dünyanın en bilinen noktalarından biri haline geldiğine vurgu yaptı.​ Üzerinde bulunduğumuz bu bölgeyle ilgili yapılan araştırmalardaki büyük ilerlemenin, sadece finansmanın çoğunu değil aynı zamanda teknik uzmanlığı da sağlayan Avrupalı ​​dostlarına borçlu olduğunu belirterek​ Xavier Le Pichon, Dan McKenzie ve John Dewey’in bölgeyle ilgili çalışmalardaki önemine değindi. Bu üç ismin de şu an İTÜ’de öğretim üyesi olan isimlere verdiği eğitimlerden de bahsederek şöhretli yer bilimcilerle olan anılarını paylaştı.​ Şengör’ün değindiği bir diğer önemli nokta ise Türkiye’de jeolojinin kurucusu İhsan Ketin’di. Hem McKenzie hem de Dewey’in, Ketin’le arkadaşlarından dem vurdu. “Onlara minnettarlığımız, sadece kelimelerle ifade edilemez.” diyen Şengör,​ Türkiye’nin neotektoniğini düzenleyen faktörlere bakmaya karar verdiğini belirterek son yirmi yılda öğrendiği bir şeyin de daha eski jeolojinin Türkiye’nin neotektoniğini ne kadar etkilediği olduğunu fark etmek olduğunu söyledi. Şengör’ün ardından Oxford’dan John F. Dewey, “Transtension in the brittle field; implications for volcanism, hydrology, and geotheral power” başlık konuşmasını yapmak üzere kürsüdeki yerini aldı. 1976’dan beri Türkiye’nin neotektoniğine yönelik çalışmalarıyla tanınan Dewey, kırılgan alanlarda alanda transtansiyon üzerinden volkanizma, hidroloji ve jeotermal enerji için çıkarımlarda bulundu. Yapısal jeolojinin ana ve zor bir sorununun kırılgan üst kabuğun toplu gerilmelere neden olduğu fay sistemleri tarafından etkilendiğini dile getirerek karşılaştırma yapılabilmesi açısından Güney Kaliforniya’daki Coso bölgesi üzerine bazı bilgiler verdi. Buranın kırılganlık rejimindeki gerilimi incelemek için belki de yeryüzündeki en iyi yer olduğunu vurguladı. Sondaj deliklerinden ve yüzeylerden genel jeolojik verilerin de bunu doğruladığını paylaştı. Dewey’in konuşmasının ardından verilen arada Cambridge’den Dan McKenzie’yle kısa bir görüşme yaptık. Söyleşimizin yer aldığı 2 Kasım 2018 tarihli dergimizi de kendisine takdim ettik. Marmara Denizi’nin az bilinen Güney tabakasını incelemek için daha önce de gelen Dan McKenzie, uzun zamandan beri Türkiye’nin neotektoniğiyle ilgileniyor.​ Yaptığımız sohbetin ardından kürsüye çıkan Dan McKenzie, James A. Jackson ve Keith F. Priestly ile birlikte yaptıkları “Continental collisions and the origin of subcrustal continental earthquakes” başlıklı konuşmada çalışmanın detaylarını verdi. Alp-Himalaya deprem kuşağı üzerine yapılan çalışmalarla ilgili bilgi paylaşımında bulundu. Prof. Xavier Le Pichon: “Kuzey Anadolu Fay Hattı’nı anlamak için kapsamlı bir bakışa ihtiyacımız var.” Günün son konuşmacısı ise Collège de France’den Prof. Xavier Le Pichon’du. 17 Ağustos Depremi’nin hemen ertesi gün çalışmalar başlatan ve halen devam eden araştırmalarıyla Xavier Le Pichon, “The Marmara Sea and the formation of the Anatolian-Aegean northern boundary” başlığıyla Türkiye sınırları içindeki fay hatlarının dönüşümüyle ilgili önemli bilgiler paylaştı. İzmit depremiyle ilgili gelmiş geçmiş en kapsamlı çalışmalardan birine imzasını atan deneyimli yer bilimci, Anadolu-Ege’nin kuzey sınırıyla ilgili önemli anektodlar verdi. Her ne kadar bu bölgeyle ilgili son yirmi yılda çok fazla ilerleme kaydedilse de bazı kavramların halen göz ardı edildiğini ifade etti. Mesela Anadolu-Ege’nin kuzey sınırının, Miyosen’den beri bir Anadolu Ege bloğu oluşumu nedeniyle var olduğunu ve bu genetik bağ göz ardı edildiğinde oluşumunun anlaşılamadığı gerçeği… Yani Anadolu-Ege bloğunun oluşumunun, ikincil öneme sahip bir epifenomen gibi görüldüğü gerçeği. Le Pichon, göz ardı edilen ikinci kavramın, Anadolu-Ege sınırının doğudan batıya doğru azalan bir yaşa sahip olduğu ve yapısının yaşla birlikte giderek değiştiği keşfedildiğinde ortaya çıktığını söyledi. “Batıdan doğuya doğru gelişen yapının, Marmara Denizi’nin oluşumunu düşünürken aklımızda tutmamız gereken bir genetik sekansı yansıtabileceğini varsaymak mantıklı olur.” diyen deneyimli yer bilimci, birçok kişi tarafından tek bir yapı tipinin Marmara Denizi’nin tüm evrimini açıklayabileceği varsayımının doğru olmayacağını da ifade ederek konuyla ilgili çalışmalar yürüten yer bilimcileri daha kapsamlı bir bakış açısına davet etti.  Bu sebeple de göz ardı edilen kavramları kullanmanın, dünyamızdaki en büyüleyici tektonik alanlardan biri olduğunu düşündüğü bu bölgenin evrimini anlamak için uygun bir çerçeve sağlayacağını düşündüğünün altını çizdi. Konferans sonrasında Le Pichon’la bir araya geldik. Le Pichon söyleşisinin yakında dergimizde yer alacağının müjdesini de buradan verelim. Üç yer bilimciye ‘fahri doktora’ verildi Etkinlikte önem taşıyan bir diğer gelişme ise “Fahri Doktora Berat” töreniydi. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Senatosu, “dünyada ve Türkiye’de yer bilimleri alanında bilim ve teknolojinin gelişmesine sağladıkları katkılar” sebebiyle Prof. Dr. John F. Dewey, Prof. Dr. Dan McKenzie ve Prof. Dr. Xavier Le Pichon’a fahri doktora verdi. Törenin açılış konuşmasını yapan İTÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karaca, birbirinden değerli dünyanın en önemli üç yer bilimcisine fahri doktora unvanı verilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Fahri doktora takdim edilen bilim insanlarının artık İTÜ’lü olduğunu aktaran Karaca şunları söyledi: “Duayen profesörler, Dewey, Le Pichon ve McKenzie Türkiye’de ve üniversitemizdeki çalışmalarıyla ve destekleriyle yaşayan en önemli jeologlardan. Birçok İTÜ’lü akademisyen ve öğrenci ülkemizde bilimsel çalışmalarda bulunuyorlar. Türkiye’de birçok proje başlattılar ve onlar için fon sağladılar, böylece ülkemizin jeoloji bilimini büyük ölçüde geliştirdiler. Uzun zamandır birlikte çalıştığımız bu isimlere bu nedenle fahri doktora beratlarını vermemiz 40 yıldan daha eski olan bağlarımızı resmileştiriyor. Verdiğimiz unvanlar bizi gerçekten onlardan daha çok onurlandırıyor. Kabul ettikleri ve tarihimize bugün bir iz bıraktığımızdan dolayı minnettarız.” Etkinliğin detayları ve bilim insanlarının, üzerinde bulunduğumuz ve yaklaşan Büyük Deprem’e yönelik önemli demeçleri, dergimizin önümüzdeki sayısında yer alacak. Yazı: Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com

Dünyaca ünlü yer bilimciler İTÜ’de depremi konuştu yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
1999 İzmit ve Düzce depremlerinin, kısacası Marmara Depremi’nin üzerinden tam 20 yıl geçti. Richter ölçeğine göre ilki 7,5 Mw, ikincisi 7,2 Mw olan depremlerde 20.000 civarında insan hayatını kaybetti. Bu büyük acı unutulmadı ama alınan önlemler halen çok kısıtlı. Elle tutulur bir deprem eylem planımız bile yok. 36 milyar doları bulan deprem vergilerinin nereye gittiği de belli değil.

Buna karşılık uzmanlar, gerçekleşmesi beklenen büyük depremin milyona varan can kayıplarına neden olacağı konusunda uyarıyor. Tam da bu aşamada Türkiye’nin bu konudaki en aktif üniversitelerinden İstanbul Teknik Üniversitesi’nde (İTÜ) çok önemli bir buluşma gerçekleşti.

İTÜ bu büyük felaketin 20.yılında çok önemli bir işe imza atarak dünyanın en önemli yer bilimcilerini, bu yıl 23.’sü düzenlenen ATAG (Aktif Tektonik Araştırma Grubu) etkinliğiyle eşzamanlı olarak gerçekleşen konferansta, İTÜ Ayazağa Kampüsü Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde bir araya getirdi. Biz de HBT olarak bu önemli konferansta yerimizi aldık.

Xavier Le Pichon, Dan McKenzie ve John Dewey İstanbul’da

Kimler yoktu ki? Prof. Dr. Celal Şengör’ün (İTÜ) ev sahipliğinde gerçekleşen etkinlikte, Oxford’dan Prof. Dr. John F. Dewey, Collège de France’dan Prof. Xavier Le Pichon ve geçtiğimiz yıl kendisiyle yine İTÜ’de bir söyleşi gerçekleştirdiğimiz Cambdridge’den Prof. Dan McKenzie ilk gün konuşmacıları olarak yer aldı. Etkinlik dünyanın dört bir yanından onlarca bilim insanıyla 18 Ekim’e kadar devam ediyor.

“1999 Marmara Depremlerinin 20. yılı” temasıyla gerçekleşen bu uluslararası konferans, Marmara Denizi’nde Kuzey Anadolu Fayı üzerine yapılmış tüm ulusal ve uluslararası projelerin bulguları bir araya getiriyor. 4 gün süren konferansa, ABD’den Avrupa ülkelerine, Japonya’dan Çin ve Azerbaycan’a kadar dünyanın dört bir yanından konuyla ilgili önemli bilim insanlarının çalışmalarını sunacak olmaları sebebiyle çok önemli. Bugüne kadar Kuzey Anadolu Fayı’na benzer fay kuşaklarıyla yapılan karşılaştırmalar açısından en kapsamlı konferans olduğu için de kayda değer.

Prof. Dr. Celal Şengör: “Türkiye’deki deprem araştırmalarının gelişiminde bu üç isme çok şey borçluyuz.”

Açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Celal Şengör, 1999 depreminin önemine vurgu yaparak etkinliğe katılım gösteren üç büyük bilim insanının, depremin ardından çalışmalarını bu bölgeye yoğunlaştırdıklarını ve bugün İTÜ’deki birçok öğretim görevlisini yetiştirdiğini ifade etti.

Prof. Dr. Celal Şengör, açılış konuşmasını “20 Years After: From the view point of neotectonics of the Eastern Mediterranean” başlığıyla yaptı. 20 yılın ardından Doğu Akdeniz’in neotektoniğine bakış atan Celal Şengör, Marmara Denizi ve çevresinin, yaklaşık 20.000 kişiyi öldüren ve sayısız insanı evsiz bırakan trajik 1999 depremlerinin bir sonucu olarak, jeolojik olarak dünyanın en bilinen noktalarından biri haline geldiğine vurgu yaptı.​ Üzerinde bulunduğumuz bu bölgeyle ilgili yapılan araştırmalardaki büyük ilerlemenin, sadece finansmanın çoğunu değil aynı zamanda teknik uzmanlığı da sağlayan Avrupalı ​​dostlarına borçlu olduğunu belirterek​ Xavier Le Pichon, Dan McKenzie ve John Dewey’in bölgeyle ilgili çalışmalardaki önemine değindi. Bu üç ismin de şu an İTÜ’de öğretim üyesi olan isimlere verdiği eğitimlerden de bahsederek şöhretli yer bilimcilerle olan anılarını paylaştı.​

Şengör’ün değindiği bir diğer önemli nokta ise Türkiye’de jeolojinin kurucusu İhsan Ketin’di. Hem McKenzie hem de Dewey’in, Ketin’le arkadaşlarından dem vurdu. “Onlara minnettarlığımız, sadece kelimelerle ifade edilemez.” diyen Şengör,​ Türkiye’nin neotektoniğini düzenleyen faktörlere bakmaya karar verdiğini belirterek son yirmi yılda öğrendiği bir şeyin de daha eski jeolojinin Türkiye’nin neotektoniğini ne kadar etkilediği olduğunu fark etmek olduğunu söyledi.

Şengör’ün ardından Oxford’dan John F. Dewey, “Transtension in the brittle field; implications for volcanism, hydrology, and geotheral power” başlık konuşmasını yapmak üzere kürsüdeki yerini aldı. 1976’dan beri Türkiye’nin neotektoniğine yönelik çalışmalarıyla tanınan Dewey, kırılgan alanlarda alanda transtansiyon üzerinden volkanizma, hidroloji ve jeotermal enerji için çıkarımlarda bulundu. Yapısal jeolojinin ana ve zor bir sorununun kırılgan üst kabuğun toplu gerilmelere neden olduğu fay sistemleri tarafından etkilendiğini dile getirerek karşılaştırma yapılabilmesi açısından Güney Kaliforniya’daki Coso bölgesi üzerine bazı bilgiler verdi. Buranın kırılganlık rejimindeki gerilimi incelemek için belki de yeryüzündeki en iyi yer olduğunu vurguladı. Sondaj deliklerinden ve yüzeylerden genel jeolojik verilerin de bunu doğruladığını paylaştı.

Cambridge’den Prof. Dan McKenzie’yle geçtiğimiz yıl bir söyleşi gerçekleştirmiştik. Söyleşimizin yer aldığı dergimizin kopyasını kendisine ilettik.

Dewey’in konuşmasının ardından verilen arada Cambridge’den Dan McKenzie’yle kısa bir görüşme yaptık. Söyleşimizin yer aldığı 2 Kasım 2018 tarihli dergimizi de kendisine takdim ettik. Marmara Denizi’nin az bilinen Güney tabakasını incelemek için daha önce de gelen Dan McKenzie, uzun zamandan beri Türkiye’nin neotektoniğiyle ilgileniyor.​ Yaptığımız sohbetin ardından kürsüye çıkan Dan McKenzie, James A. Jackson ve Keith F. Priestly ile birlikte yaptıkları “Continental collisions and the origin of subcrustal continental earthquakes” başlıklı konuşmada çalışmanın detaylarını verdi. Alp-Himalaya deprem kuşağı üzerine yapılan çalışmalarla ilgili bilgi paylaşımında bulundu.

Prof. Xavier Le Pichon: “Kuzey Anadolu Fay Hattı’nı anlamak için kapsamlı bir bakışa ihtiyacımız var.”

Collège de France’den Prof. Xavier Le Pichon, Anadolu-Ege bloğunun oluşumuna yönelik çalışmalarıyla, Türkiye’deki deprem araştırmalarında büyük bir öneme sahip.

Günün son konuşmacısı ise Collège de France’den Prof. Xavier Le Pichon’du. 17 Ağustos Depremi’nin hemen ertesi gün çalışmalar başlatan ve halen devam eden araştırmalarıyla Xavier Le Pichon, “The Marmara Sea and the formation of the Anatolian-Aegean northern boundary” başlığıyla Türkiye sınırları içindeki fay hatlarının dönüşümüyle ilgili önemli bilgiler paylaştı. İzmit depremiyle ilgili gelmiş geçmiş en kapsamlı çalışmalardan birine imzasını atan deneyimli yer bilimci, Anadolu-Ege’nin kuzey sınırıyla ilgili önemli anektodlar verdi. Her ne kadar bu bölgeyle ilgili son yirmi yılda çok fazla ilerleme kaydedilse de bazı kavramların halen göz ardı edildiğini ifade etti. Mesela Anadolu-Ege’nin kuzey sınırının, Miyosen’den beri bir Anadolu Ege bloğu oluşumu nedeniyle var olduğunu ve bu genetik bağ göz ardı edildiğinde oluşumunun anlaşılamadığı gerçeği… Yani Anadolu-Ege bloğunun oluşumunun, ikincil öneme sahip bir epifenomen gibi görüldüğü gerçeği.

Le Pichon, göz ardı edilen ikinci kavramın, Anadolu-Ege sınırının doğudan batıya doğru azalan bir yaşa sahip olduğu ve yapısının yaşla birlikte giderek değiştiği keşfedildiğinde ortaya çıktığını söyledi. “Batıdan doğuya doğru gelişen yapının, Marmara Denizi’nin oluşumunu düşünürken aklımızda tutmamız gereken bir genetik sekansı yansıtabileceğini varsaymak mantıklı olur.” diyen deneyimli yer bilimci, birçok kişi tarafından tek bir yapı tipinin Marmara Denizi’nin tüm evrimini açıklayabileceği varsayımının doğru olmayacağını da ifade ederek konuyla ilgili çalışmalar yürüten yer bilimcileri daha kapsamlı bir bakış açısına davet etti.  Bu sebeple de göz ardı edilen kavramları kullanmanın, dünyamızdaki en büyüleyici tektonik alanlardan biri olduğunu düşündüğü bu bölgenin evrimini anlamak için uygun bir çerçeve sağlayacağını düşündüğünün altını çizdi.

Konferans sonrasında Le Pichon’la bir araya geldik. Le Pichon söyleşisinin yakında dergimizde yer alacağının müjdesini de buradan verelim.

Üç yer bilimciye ‘fahri doktora’ verildi

Konuşmalarının ardından Dewey, McKenzie ve Le Pichon’a fahri doktoraları takdim edildi.

Etkinlikte önem taşıyan bir diğer gelişme ise “Fahri Doktora Berat” töreniydi. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Senatosu, “dünyada ve Türkiye’de yer bilimleri alanında bilim ve teknolojinin gelişmesine sağladıkları katkılar” sebebiyle Prof. Dr. John F. Dewey, Prof. Dr. Dan McKenzie ve Prof. Dr. Xavier Le Pichon’a fahri doktora verdi.

Törenin açılış konuşmasını yapan İTÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karaca, birbirinden değerli dünyanın en önemli üç yer bilimcisine fahri doktora unvanı verilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Fahri doktora takdim edilen bilim insanlarının artık İTÜ’lü olduğunu aktaran Karaca şunları söyledi: “Duayen profesörler, Dewey, Le Pichon ve McKenzie Türkiye’de ve üniversitemizdeki çalışmalarıyla ve destekleriyle yaşayan en önemli jeologlardan. Birçok İTÜ’lü akademisyen ve öğrenci ülkemizde bilimsel çalışmalarda bulunuyorlar. Türkiye’de birçok proje başlattılar ve onlar için fon sağladılar, böylece ülkemizin jeoloji bilimini büyük ölçüde geliştirdiler. Uzun zamandır birlikte çalıştığımız bu isimlere bu nedenle fahri doktora beratlarını vermemiz 40 yıldan daha eski olan bağlarımızı resmileştiriyor. Verdiğimiz unvanlar bizi gerçekten onlardan daha çok onurlandırıyor. Kabul ettikleri ve tarihimize bugün bir iz bıraktığımızdan dolayı minnettarız.”

Etkinliğin detayları ve bilim insanlarının, üzerinde bulunduğumuz ve yaklaşan Büyük Deprem’e yönelik önemli demeçleri, dergimizin önümüzdeki sayısında yer alacak.

Yazı: Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com

Dünyaca ünlü yer bilimciler İTÜ’de depremi konuştu yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
15571
Ünlü yerbilimci McKenzie’nin Türkiye için deprem tahmini en az 7,5 https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/unlu-yerbilimci-mckenzienin-turkiye-icin-deprem-tahmini-en-az-75 Thu, 01 Nov 2018 14:00:19 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=11837 Dan McKenzie, Türkiye jeolojisini bilen ve Marmara – İstanbul deprem araştırmalarını da yakından takip eden bir büyük yerbilimci. Kendisi bugün artık ilkokul kitaplarında da okutulan, yeryüzünün büyük parçalar halinde “üzerinde” durduğu levhaların hareketi teorisinin sahibi. İstanbul’daydı ve tabii ki kaçırmadık kendisini çok yönlü geniş bir söyleşi gerçekleştirdik. Bilimsel kimliği ve bilime kazandırdıkları bağlamında, yakın arkadaşı Celal Şengör’ün katkısını da okuyacaksınız. Şengör diyor ki: “Yaşayan en şöhretli yerbilimcidir”. Bize başka söz düşmez!  “Kuzey Anadolu Fayı Marmara’da en az 7,5 büyüklüğünde depreme yol açacak” diyor McKenzie. Dikkat en az diyor! Yapılacak tek şeyin İstanbul ve çevresinde yapıların depreme dayanıklı olarak inşası olduğunu belirtiyor. Taviz vermez bir hukuki altyapısının da hazırlanmasını şart koşarak… Demek en az 7,5 büyüklük dikkate alınarak bir hazırlık yapılmalıydı. Peki, İstanbul’da hazırlık yapılıyor mu? Türkiye’yi yönetenlerin ‘hele olsun, sonrasına bakarız’ anlayışında olduğunu hepimiz biliyoruz. Peki Anadolu’daki volkanların yeniden harekete geçme olasılığı var mı? İlginç yanıtlar aldık. Şu kadarını söyleyelim: Volkanlarımız hala aktif! İnsanlık Mars’ta yaşamını sürdürecek mi sorusuna ise “Mümkün, ama çok zorluk var, ben göremem” diyor. Batuhan Sarıcan’ın söyleşisini ilgiyle okuyacaksınız. “Bilim insanları yetiştirelim” Doğan Kuban’a göre dünya çapında bilim insanları yetiştiremezsek halimiz kötü: “Her yıl belirli bir sayıda yetenekli öğrenci bilim ve matematik sınavıyla seçilip zor ve yüklü bir eğitim programıyla, bilim laboratuvarlarında eğitilmelidir” diyor. Biliyorsunuz bir zamanlar fen liseleri bu amaçla kurulmuştu, şimdi hepsinin yerinde yeller esiyor, yani amaçlarından uzaklaştırıldılar… Kuban’a kulak veren olur mu? Tüm teknolojik yeniliklerin itici gücü olan elektronik sanayi yakın gelecekte nerelere uçuyor? Her ay “Geleceğe Bakış”ı yazan Erdal Musoğlu’nun yazısında. Etkili sunum yapmak ve dinleyenlerin dikkatini çekmek ve uyanık tutmak için size 4 ipucu… Tanol Türkoğlu’nun özel olarak hazırladığı Dijitalem ise tam bir dijital ve gerçek dünya sentezi. “Sosyal medyanın kötü çocuğu: Yalan haber”, Kültür Üniversitesi’nden Nurhan Kavaklı’nın yazısı, günümüzün belalı bir konusunu yeniden deşiyor. Bilim ve Üniversite sayfamızda Meltem Bilikmen yapay zekâ üzerine bu kez saha ve uygulamalardan zihin açıcı bir çeviri sunuyor bize. Atılım Üniversitesi’nden Günseli Gümüşel “Milli Mücadele Dönemi: İstanbul ve Anadolu Mitinglerinde Türk Kadını” konusunu gündeme getiriyor. Ali Polat, bilimin aydınlanmada tayin edici etken olduğuna dikkat çeken yazısında, insanın evrendeki yerini temel kavramlarla anlatıyor. Vahşi doğanın yalnız ve tek başına yaşayan canlısı: Dağ aslanları, arka sayfamızda. Ali Akurgal, “Her şeyi robotlar yaparsa” yazısıyla bir de soru yöneltiyor: “Hiçbir hareketli parçası olmayan, ama hareket oluşturan bir buhar makinesi tasarlar mısınız?” Bilim ve Beslenme’de fesleğeni ele aldık, dünyadaki tüm mutfakların vazgeçilmezi! Çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonunu Babür Akkuzu yazdı. Güncel araştırma dünyasından yeni haberler ve Merkür projesi… HBT ile geleceği inşa ediyoruz. Haftaya yeniden buluşmak üzere. *** Dijital Kültür ve Yapay Zeka Konferansı – 7 Prof. Dr. Cem Say ve Tanol Türkoğlu’nun derin sohbeti, bu kez Cem Say’ın yeni çıkan Yapay Zekâ kitabı üzerine gerçekleşecek ve konferans sonunda Cem Say kitabını imzalayacak. Yapay zeka sistemlerinin dayandığı matematiksel alt yapıyı, güncel uygulamaların nasıl çalıştığını, yarattığı felsefi tartışmaları keyifli bir dille işleyen kitap, aynı zamanda sorguluyor da: Yapay zeka aşık olabilir mi? Dünyayı ele geçirecek mi? 3 Kasım Cumartesi günü saat 17:00’de Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü’nde gerçekleştireceğimiz konferansa davetlisiniz. *** Bilim Akademisi Konferansı: Bilim ve İnovasyon Bilim Akademisi’nin her yıl düzenlediği konferans 2 Kasım 2018’de Prof. Dr. Günter Stock’u ağırlıyor. Profesör Stock, Alman Bilimler Akademisi Leopoldina’nın senatörü, Deutsche Forschungsgemeinschaft senatörü, European Academy of Sciences and Arts üyesi. Profesör Stock Ekim 2015’ten beri Einstein Foundation, Berlin’in başkanlığını yürütmektedir. Konferansın akabinde İnovasyon ve Araştırma konulu panel Canan Atılgan moderatörlüğünde Ahmet Oral, Cengizhan Öztürk, Erol Taymaz ve Cengiz Ultav ile gerçekleşecek. Konferans İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral Kampüsünde 2 Kasım, 15.45’te yapılıyor.

Ünlü yerbilimci McKenzie’nin Türkiye için deprem tahmini en az 7,5 yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Dan McKenzie, Türkiye jeolojisini bilen ve Marmara – İstanbul deprem araştırmalarını da yakından takip eden bir büyük yerbilimci. Kendisi bugün artık ilkokul kitaplarında da okutulan, yeryüzünün büyük parçalar halinde “üzerinde” durduğu levhaların hareketi teorisinin sahibi. İstanbul’daydı ve tabii ki kaçırmadık kendisini çok yönlü geniş bir söyleşi gerçekleştirdik. Bilimsel kimliği ve bilime kazandırdıkları bağlamında, yakın arkadaşı Celal Şengör’ün katkısını da okuyacaksınız. Şengör diyor ki: “Yaşayan en şöhretli yerbilimcidir”. Bize başka söz düşmez! 

“Kuzey Anadolu Fayı Marmara’da en az 7,5 büyüklüğünde depreme yol açacak” diyor McKenzie. Dikkat en az diyor! Yapılacak tek şeyin İstanbul ve çevresinde yapıların depreme dayanıklı olarak inşası olduğunu belirtiyor. Taviz vermez bir hukuki altyapısının da hazırlanmasını şart koşarak…

Demek en az 7,5 büyüklük dikkate alınarak bir hazırlık yapılmalıydı. Peki, İstanbul’da hazırlık yapılıyor mu? Türkiye’yi yönetenlerin ‘hele olsun, sonrasına bakarız’ anlayışında olduğunu hepimiz biliyoruz.

Peki Anadolu’daki volkanların yeniden harekete geçme olasılığı var mı? İlginç yanıtlar aldık. Şu kadarını söyleyelim: Volkanlarımız hala aktif! İnsanlık Mars’ta yaşamını sürdürecek mi sorusuna ise “Mümkün, ama çok zorluk var, ben göremem” diyor. Batuhan Sarıcan’ın söyleşisini ilgiyle okuyacaksınız.

“Bilim insanları yetiştirelim”

Doğan Kuban’a göre dünya çapında bilim insanları yetiştiremezsek halimiz kötü: “Her yıl belirli bir sayıda yetenekli öğrenci bilim ve matematik sınavıyla seçilip zor ve yüklü bir eğitim programıyla, bilim laboratuvarlarında eğitilmelidir” diyor. Biliyorsunuz bir zamanlar fen liseleri bu amaçla kurulmuştu, şimdi hepsinin yerinde yeller esiyor, yani amaçlarından uzaklaştırıldılar… Kuban’a kulak veren olur mu?

Tüm teknolojik yeniliklerin itici gücü olan elektronik sanayi yakın gelecekte nerelere uçuyor? Her ay “Geleceğe Bakış”ı yazan Erdal Musoğlu’nun yazısında. Etkili sunum yapmak ve dinleyenlerin dikkatini çekmek ve uyanık tutmak için size 4 ipucu… Tanol Türkoğlu’nun özel olarak hazırladığı Dijitalem ise tam bir dijital ve gerçek dünya sentezi.

“Sosyal medyanın kötü çocuğu: Yalan haber”, Kültür Üniversitesi’nden Nurhan Kavaklı’nın yazısı, günümüzün belalı bir konusunu yeniden deşiyor. Bilim ve Üniversite sayfamızda Meltem Bilikmen yapay zekâ üzerine bu kez saha ve uygulamalardan zihin açıcı bir çeviri sunuyor bize. Atılım Üniversitesi’nden Günseli Gümüşel “Milli Mücadele Dönemi: İstanbul ve Anadolu Mitinglerinde Türk Kadını” konusunu gündeme getiriyor. Ali Polat, bilimin aydınlanmada tayin edici etken olduğuna dikkat çeken yazısında, insanın evrendeki yerini temel kavramlarla anlatıyor.

Vahşi doğanın yalnız ve tek başına yaşayan canlısı: Dağ aslanları, arka sayfamızda. Ali Akurgal, “Her şeyi robotlar yaparsa” yazısıyla bir de soru yöneltiyor: “Hiçbir hareketli parçası olmayan, ama hareket oluşturan bir buhar makinesi tasarlar mısınız?”

Bilim ve Beslenme’de fesleğeni ele aldık, dünyadaki tüm mutfakların vazgeçilmezi! Çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonunu Babür Akkuzu yazdı. Güncel araştırma dünyasından yeni haberler ve Merkür projesi…

HBT ile geleceği inşa ediyoruz. Haftaya yeniden buluşmak üzere.

***

Dijital Kültür ve Yapay Zeka Konferansı – 7

Prof. Dr. Cem Say ve Tanol Türkoğlu’nun derin sohbeti, bu kez Cem Say’ın yeni çıkan Yapay Zekâ kitabı üzerine gerçekleşecek ve konferans sonunda Cem Say kitabını imzalayacak. Yapay zeka sistemlerinin dayandığı matematiksel alt yapıyı, güncel uygulamaların nasıl çalıştığını, yarattığı felsefi tartışmaları keyifli bir dille işleyen kitap, aynı zamanda sorguluyor da: Yapay zeka aşık olabilir mi? Dünyayı ele geçirecek mi?

3 Kasım Cumartesi günü saat 17:00’de Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü’nde gerçekleştireceğimiz konferansa davetlisiniz.

***

Bilim Akademisi Konferansı: Bilim ve İnovasyon

Bilim Akademisi’nin her yıl düzenlediği konferans 2 Kasım 2018’de Prof. Dr. Günter Stock’u ağırlıyor. Profesör Stock, Alman Bilimler Akademisi Leopoldina’nın senatörü, Deutsche Forschungsgemeinschaft senatörü, European Academy of Sciences and Arts üyesi. Profesör Stock Ekim 2015’ten beri Einstein Foundation, Berlin’in başkanlığını yürütmektedir. Konferansın akabinde İnovasyon ve Araştırma konulu panel Canan Atılgan moderatörlüğünde Ahmet Oral, Cengizhan Öztürk, Erol Taymaz ve Cengiz Ultav ile gerçekleşecek. Konferans İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral Kampüsünde 2 Kasım, 15.45’te yapılıyor.

Ünlü yerbilimci McKenzie’nin Türkiye için deprem tahmini en az 7,5 yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
11837