<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hayat suyu arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/hayat-suyu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/hayat-suyu</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 05 Aug 2019 09:53:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Bir damla suya bile hürmet</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/bir-damla-suya-bile-hurmet</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jul 2019 10:02:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[hayat suyu]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kutup bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[lodos]]></category>
		<category><![CDATA[mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[poyraz]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[su sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[su tasarrufu]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14547</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mevlana’nın &#8220;Bir damla suya bile hürmet&#8221; sözüne rastladığımda durdum ve sordum. Varlığımızın olmazsa olmaz şartına saygılı davranacağımıza göre, bilge Mevlana acaba neden &#8216;bir damlasına bile saygı&#8217; diyerek suyun değerini vurgulamak istemiş olabilir? Güneş yıldızının Dünya gezegeninde ve belki de bütün Evren&#8217;de hayat suda ve suyla başladı, çeşitlendi. Hayvanlar âleminin soluduğu havayı ve oksijeni de sudaki bitkiler yarattı. Dünyamızın benzerini, suyu olan gezegenlerde arıyoruz. Sağlığımız, varlığımız, geleceğimiz suya bağlı. Selçuk başkenti Konya’da su azdı, nüfus 30 binin üstüne çıkamadı. Günümüzde su değer kazandı, &#8216;sudan ucuz&#8217; deyimi artık geçerli değil. Yakın geçmişimize değin olgun kişiler &#8220;Su gibi aziz ol&#8221; diye teşekkür ederlerdi bir bardak suya. Yolcu Fuzuli, bir kap su veren güzele âşık olur; yoluna devam edemez, bir kap suyla döner, suyu verir, kalbini geri ister. Şair Nedim ünlü kasidesinde, mealen, İstanbul’u, &#8220;Bir benzeri olmayan, değer biçilemeyen bu İstanbul şehrinin bir taşına İran ülkesi baştan başa feda edilse yeridir / Yüce cennet (İstanbul&#8217;un) altında mıdır, üstünde midir; gerçekten bu nasıl hâl, bu ne hoş su, ne hoş havadır!” diye övmüştür, Osmanlı başkentini. Mimar Sinan, Selatin camilerinden önce, İstanbul’un günlük suyunu getirerek, Osmanlı Devleti’nin Hassa Mimarı (İmar Bakanı) olmuştu. Cami yaptıramayan kimi sultanlar, adlarıyla anılan çeşmeler bıraktı. Yüzyıl başında Boğaz&#8217;ı inceleyen bir Alman coğrafyacı, &#8220;Bu kentte iklim ve mevsim yoktur, lodosla poyrazın kavgası vardır. Boğaz, insan yaşamına elverişli değildir&#8221; sonucuna varıyordu. Günümüzde, yönetilemez boyutlara ulaşan İstanbul’un su ihtiyacı İç Anadolu’dan büyük çabalarla sağlanıyor. Ülkemize ilk gelen bir Japon akademisyen, İstanbul Boğazı’nı büyük bir nehir olarak algılamıştı. Uygarlığın Nil, Fırat, Me Kong ve Yang Tze gibi büyük akarsular üstünde veya çevresinde gelişmesi, halk arenasının ülkeye Ege kıyılarından seslenmesi tesadüf değildir. Kara ve hava yolları sadece ülkeleri, oysa denizler yeryüzündeki bütün limanları, insanları bağlıyor birbirine. Denizlere açılanların dünyaya egemen olmasının sırrı yine denizlerde saklıdır. “Su” deyip geçmeyin! Sözlüklere bakın Mevlana’dan bu yana suyun hayatımızdaki yerini ve değerini, belki biraz daha iyi biliyoruz ama yeterince değil. Elle tutulur gözle görülür canlıların yüzde yetmişi su. Günde en az iki litre su içmek için elimizde su şişeleriyle dolaşıyoruz, ne var ki, suyun özgün yapısını bilmiyoruz. Çoğu maddeler ısındığı zaman genişliyor da, ısınan su buharlaşarak kendini arıtıyor. Uygarlığın çer çöpünü temizlerken kendisi kirlenmeyen kutsal ve soylu bir hazinemizdir su. Ortadoğu savaşlarının tarihi ve güncel nedeni, petrolün bolluğu kadar suyun kıtlığıdır. Ülkemizi bölmeye çalışanların hedefi Anadolu’nun su kaynaklarıdır. Yeryüzünün, yaşam kürenin büyük bölümü denizlerle kaplıdır. Ancak içtiğimiz ya da içebileceğimiz su, sandığımız kadar bol değil. Teknoloji, deniz suyunu içilir suya çevirmenin maliyetini düşürmeye çalışıyor, refah toplumun atıkları, akarsularda ve denizlerde yaşayan canlı türlerini tüketiyor. Sıra biz insanlara geliyor. Yaşamın sonunu &#8216;ben görmem&#8217; demeyin. Kutup buzları hızla eriyor. Fas’ta yapılan BM İklim Konferansı, Paris İklim Antlaşması’nı destekledi: &#8220;Yaşayan kuşaklar, Yaşam Küre’nin çöküş sürecine tanık olacaktır!&#8221; Öyleyse ne yapalım? Saygı yetmez, suyun damlasını bile sakınmak sorumluluğunu taşıyoruz. Bozkurt Güvenç *Aramızdan ayrılan Bozkurt Güvenç&#8216;in anısına saygıyla. Bu yazı Kasım 2016&#8217;da HBT Dergi&#8217;de yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/bir-damla-suya-bile-hurmet">Bir damla suya bile hürmet</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mevlana</strong>’nın <em>&#8220;Bir damla suya bile hürmet&#8221; </em>sözüne rastladığımda durdum ve sordum. Varlığımızın olmazsa olmaz şartına saygılı davranacağımıza göre, bilge Mevlana acaba neden &#8216;bir damlasına bile saygı&#8217; diyerek suyun değerini vurgulamak istemiş olabilir?</p>
<p>Güneş yıldızının Dünya gezegeninde ve belki de bütün Evren&#8217;de hayat suda ve suyla başladı, çeşitlendi. Hayvanlar âleminin soluduğu havayı ve oksijeni de sudaki bitkiler yarattı. Dünyamızın benzerini, suyu olan gezegenlerde arıyoruz. Sağlığımız, varlığımız, geleceğimiz suya bağlı.</p>
<p>Selçuk başkenti Konya’da su azdı, nüfus 30 binin üstüne çıkamadı.</p>
<p>Günümüzde su değer kazandı, &#8216;sudan ucuz&#8217; deyimi artık geçerli değil. Yakın geçmişimize değin olgun kişiler<em> &#8220;Su gibi aziz ol&#8221;</em> diye teşekkür ederlerdi bir bardak suya.</p>
<p>Yolcu<strong> Fuzuli</strong>, bir kap su veren güzele âşık olur; yoluna devam edemez, bir kap suyla döner, suyu verir, kalbini geri ister.</p>
<p>Şair<strong> Nedim</strong> ünlü kasidesinde, mealen, İstanbul’u, <em>&#8220;Bir benzeri olmayan, değer biçilemeyen bu İstanbul şehrinin bir taşına İran ülkesi baştan başa feda edilse yeridir / Yüce cennet (İstanbul&#8217;un) altında mıdır, üstünde midir; gerçekten bu nasıl hâl, bu ne hoş su, ne hoş havadır!” </em>diye övmüştür, Osmanlı başkentini.</p>
<p><strong>Mimar Sinan</strong>, Selatin camilerinden önce, İstanbul’un günlük suyunu getirerek, Osmanlı Devleti’nin Hassa Mimarı (İmar Bakanı) olmuştu. Cami yaptıramayan kimi sultanlar, adlarıyla anılan çeşmeler bıraktı.</p>
<p>Yüzyıl başında Boğaz&#8217;ı inceleyen bir Alman coğrafyacı, <em>&#8220;</em><strong><em>Bu kentte iklim ve mevsim yoktur, lodosla poyrazın kavgası vardır. Boğaz, insan yaşamına elverişli değildir</em></strong><em>&#8221; </em>sonucuna varıyordu.</p>
<p>Günümüzde, yönetilemez boyutlara ulaşan İstanbul’un su ihtiyacı İç Anadolu’dan büyük çabalarla sağlanıyor. Ülkemize ilk gelen bir Japon akademisyen, İstanbul Boğazı’nı büyük bir nehir olarak algılamıştı. Uygarlığın Nil, Fırat, Me Kong ve Yang Tze gibi büyük akarsular üstünde veya çevresinde gelişmesi, halk arenasının ülkeye Ege kıyılarından seslenmesi tesadüf değildir. Kara ve hava yolları sadece ülkeleri, oysa denizler yeryüzündeki bütün limanları, insanları bağlıyor birbirine.</p>
<p>Denizlere açılanların dünyaya egemen olmasının sırrı yine denizlerde saklıdır.</p>
<p><strong>“Su” deyip geçmeyin!</strong> <strong>Sözlüklere bakın</strong></p>
<p>Mevlana’dan bu yana suyun hayatımızdaki yerini ve değerini, belki biraz daha iyi biliyoruz ama yeterince değil. Elle tutulur gözle görülür canlıların yüzde yetmişi su. Günde en az iki litre su içmek için elimizde su şişeleriyle dolaşıyoruz, ne var ki, suyun özgün yapısını bilmiyoruz. Çoğu maddeler ısındığı zaman genişliyor da, ısınan su buharlaşarak kendini arıtıyor.</p>
<p>Uygarlığın çer çöpünü temizlerken kendisi kirlenmeyen kutsal ve soylu bir hazinemizdir su. Ortadoğu savaşlarının tarihi ve güncel nedeni, petrolün bolluğu kadar suyun kıtlığıdır.</p>
<p>Ülkemizi bölmeye çalışanların hedefi Anadolu’nun su kaynaklarıdır.</p>
<p>Yeryüzünün, yaşam kürenin büyük bölümü denizlerle kaplıdır. Ancak içtiğimiz ya da içebileceğimiz su, sandığımız kadar bol değil. Teknoloji, deniz suyunu içilir suya çevirmenin maliyetini düşürmeye çalışıyor, refah toplumun atıkları, akarsularda ve denizlerde yaşayan canlı türlerini tüketiyor. Sıra biz insanlara geliyor. Yaşamın sonunu &#8216;ben görmem&#8217; demeyin. Kutup buzları hızla eriyor. Fas’ta yapılan BM İklim Konferansı, Paris İklim Antlaşması’nı destekledi: <em>&#8220;Yaşayan kuşaklar, Yaşam Küre’nin çöküş sürecine tanık olacaktır!&#8221;</em></p>
<p>Öyleyse ne yapalım?</p>
<p>Saygı yetmez, suyun damlasını bile sakınmak sorumluluğunu taşıyoruz.</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong></p>
<p><strong><em>*Aramızdan ayrılan <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/yazarimiz-bozkurt-guvenci-kaybettik">Bozkurt Güvenç</a>&#8216;in anısına saygıyla. Bu yazı Kasım 2016&#8217;da HBT Dergi&#8217;de yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/bir-damla-suya-bile-hurmet">Bir damla suya bile hürmet</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14547</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kan!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mustafa-cetiner/kan</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Çetiner]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jun 2017 12:13:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa Çetiner]]></category>
		<category><![CDATA[asil]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik doku]]></category>
		<category><![CDATA[cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[cesaret]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[hayat suyu]]></category>
		<category><![CDATA[ırk]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kan bağı]]></category>
		<category><![CDATA[kan bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[kan nakli]]></category>
		<category><![CDATA[kanı bozuk]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[nazi almanyası]]></category>
		<category><![CDATA[naziler]]></category>
		<category><![CDATA[önyargı]]></category>
		<category><![CDATA[saf kan]]></category>
		<category><![CDATA[sertifikalı aryan]]></category>
		<category><![CDATA[soyluluk]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7031</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kan, birçok kültürde yüzyıllar boyunca hiçbir bilimsel anlamı olmayan sihirli, esrarengiz ve yaşam için vazgeçilmez bir “hayat suyu” olarak kaldı. Daha da ötesi soyluluk, kültür, din gibi kavramlarla ilişkilendirildi. “Kan bağı”, “damarlardaki asil kan” benzeri nitelemeler ile insanlar, insan toplulukları ve ırklar yüceltildi. “Kanı bozuk” lafı uzun yıllar başkalarını küçümsemek, aşağılamak için kullanıldı. 17. yüzyıla gelene kadar kanın insanlara hatırlattığı sadece erdem, kardeşlik, yurtseverlik, cesaret gibi sözcüklerdi. Kanın başka hiç bir dokuda olmayan bu “sosyal” anlamı klasik batı tıbbına uzun yıllar egemen olan Yunanlı ve Romalı inanışıyla ilişkili olabilir. Bu inanışa göre insan; kan (sanguineus), balgam (flegmaticus), siyah safra (melancolicus) ve sarı safra (colericus)’dan oluşan dört elementin karışımı ile oluşmaktaydı. Bu inanışta kan cesaret ve asaletin simgesi sayıldı. Kanın bilimsel bir anlam kazanmaya başlaması için insanlık tarihinin 17. yüzyıla ulaşması gerekliydi. İlk olarak Robert Hook, 1665 yılında mikroskop ile ilgili ilk çalışmalarının sonuçlarını bildirdi. Hook’un çalışmalarından yaklaşık 10 yıl sonra Antonie Leeuwenhoek kandaki kırmızı küre hücrelerini geliştirdiği mikroskop yardımı ile fark etti ve bulgularını rapor etti. Leeuwenhoek, yazısında kanın “globule” (alyuvar) adını verdiği küçük parçacıklardan meydana geldiğini, bu parçacıkların kırmızı renkte olduğunu ve serum adı verilen bir sıvı içinde yüzdüğünü yazdı. Asıl olarak kanı “sosyal” olmaktan çıkartan ve sadece “biyolojik” bir yapı olduğunu gösteren kan naklinde yaşanan gelişmeler olmalı. Christopher Wren, 1666 yılında, Oxford’da hayvanlara uygulanan damar içi kan enjeksiyonunun sistemik etkiler yaratabileceğini ortaya koydu. Fransız bir bilim adamı olan Jean Baptist Denis, aynı yıllarda uysal hayvanlardan yapılan kan naklinin bazı psikiyatrik ve mental bozuklukların tedavisinde kullanılabileceğini iddia etti. Paris Üniversitesi, Denis’in çalışmalarını hastaların ölümüne neden olması yüzünden yasakladı. İlk kez bilimsel anlamda kan nakli İngiltere’de 17. yüzyılın ikinci yarısında uygulanmıştır. Kan bankacılığının en önemli isimlerinden biri kuşkusuz kan grupları konusunda yaptığı çalışmalardan ötürü 1930 yılında Nobel Tıp Ödülünü alan Karl Landsteiner’dır. Dr. Landsteiner konu ile ilgili ilk makalesini 1901 yılında Almanca olarak bir Avusturya dergisine yazmış ancak dergi çok okunmadığından dikkat çekmemiştir. Ona Nobel Tıp Ödülünü kazandıran ABD’ye göçtükten sonra Rockefeller Enstitüsü’nde yaptığı çalışmalardır. Kan gruplarının tanımlanmasından sonra bu defa kan gruplarına farklı anlamlar yüklenmeye başlandı. Bu anlamlandırmalar daha çok ırkçı, baskıcı dönemlerde iktidar sahipleri ve yöneten çevrelerden geldi. Örneğin, Almanya’da Naziler döneminde B grubu Slav ve Yahudi ırkları için bir işaret sayıldı. B kan grubuna sahip olanlar küçümsendi. A grubu ise asil Alman kanıydı. Hatta Naziler daha da ileri gittiler ve A kan grubu ile zekayı ilişkilendirdiler. Bu dönemde Alman ordusu sadece “sertifikalı Aryan” vericilerden kan bağışı kabul etti. Hatta bu durum öylesine abartıldı ki, 1939 yılında Nazi partisi Irk Departmanında görevli Prof. Dr. Loessler, Musevilerden kan naklinin Aryanizm’i yok etmeyeceğini belirten bir açıklama yapmak zorunda kaldı. Nitekim savaş hazırlıkları sırasında bu tür fantezilere gerek yoktu. Nazilerin kanın temizlenmesi (pürifikasyonu) konusunda çalışmalar yaptıkları ve saf Aryan kanı denilen bir kan oluşturmak için uğraştığı bilinir. Bu tür uygulamalar sadece Nazi Almanya’sı ile sınırlı kalmadı. O dönemlerde, Kızıl Haç bile kanları ırklara göre ayırmakta, ayrı renkten kişiler arasında kan nakli uygulamamaktaydı. Bu acayip uygulama ABD’nin bazı eyaletlerinde 1960’lı yıllara gelindiğinde bile hala devam etmekteydi. Hatta 1950’li yılların sonunda Louisiana eyaletinde onay almadan beyaz bir hastaya siyah ırktan kan nakli uygulamasının suç olduğu ile ilgili bir yasa bile kabul edildi. Günümüz uygar dünyasında kan sadece bir biyolojik doku olarak kabul edilir. Ona fazladan anlamlar yüklemek ancak önyargılı cahillerin işi sayılmalıdır. Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mustafa-cetiner/kan">Kan!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kan, birçok kültürde yüzyıllar boyunca hiçbir bilimsel anlamı olmayan sihirli, esrarengiz ve yaşam için vazgeçilmez bir “hayat suyu” olarak kaldı. Daha da ötesi soyluluk, kültür, din gibi kavramlarla ilişkilendirildi. “Kan bağı”, “damarlardaki asil kan” benzeri nitelemeler ile insanlar, insan toplulukları ve ırklar yüceltildi. “Kanı bozuk” lafı uzun yıllar başkalarını küçümsemek, aşağılamak için kullanıldı.</p>
<p>17. yüzyıla gelene kadar kanın insanlara hatırlattığı sadece erdem, kardeşlik, yurtseverlik, cesaret gibi sözcüklerdi.</p>
<p>Kanın başka hiç bir dokuda olmayan bu “sosyal” anlamı klasik batı tıbbına uzun yıllar egemen olan Yunanlı ve Romalı inanışıyla ilişkili olabilir.</p>
<p>Bu inanışa göre insan; kan (sanguineus), balgam (flegmaticus), siyah safra (melancolicus) ve sarı safra (colericus)’dan oluşan dört elementin karışımı ile oluşmaktaydı. Bu inanışta kan cesaret ve asaletin simgesi sayıldı.</p>
<p>Kanın bilimsel bir anlam kazanmaya başlaması için insanlık tarihinin 17. yüzyıla ulaşması gerekliydi.</p>
<p>İlk olarak <strong>Robert Hook</strong>, 1665 yılında mikroskop ile ilgili ilk çalışmalarının sonuçlarını bildirdi. Hook’un çalışmalarından yaklaşık 10 yıl sonra Antonie Leeuwenhoek kandaki kırmızı küre hücrelerini geliştirdiği mikroskop yardımı ile fark etti ve bulgularını rapor etti.</p>
<p>Leeuwenhoek, yazısında kanın “globule” (alyuvar) adını verdiği küçük parçacıklardan meydana geldiğini, bu parçacıkların kırmızı renkte olduğunu ve serum adı verilen bir sıvı içinde yüzdüğünü yazdı.</p>
<p>Asıl olarak kanı “sosyal” olmaktan çıkartan ve sadece “biyolojik” bir yapı olduğunu gösteren kan naklinde yaşanan gelişmeler olmalı.</p>
<p>Christopher Wren, 1666 yılında, Oxford’da hayvanlara uygulanan damar içi kan enjeksiyonunun sistemik etkiler yaratabileceğini ortaya koydu. Fransız bir bilim adamı olan Jean Baptist Denis, aynı yıllarda uysal hayvanlardan yapılan kan naklinin bazı psikiyatrik ve mental bozuklukların tedavisinde kullanılabileceğini iddia etti. Paris Üniversitesi, Denis’in çalışmalarını hastaların ölümüne neden olması yüzünden yasakladı. İlk kez bilimsel anlamda kan nakli İngiltere’de 17. yüzyılın ikinci yarısında uygulanmıştır.</p>
<p>Kan bankacılığının en önemli isimlerinden biri kuşkusuz kan grupları konusunda yaptığı çalışmalardan ötürü 1930 yılında Nobel Tıp Ödülünü alan Karl Landsteiner’dır. Dr. Landsteiner konu ile ilgili ilk makalesini 1901 yılında Almanca olarak bir Avusturya dergisine yazmış ancak dergi çok okunmadığından dikkat çekmemiştir. Ona Nobel Tıp Ödülünü kazandıran ABD’ye göçtükten sonra Rockefeller Enstitüsü’nde yaptığı çalışmalardır.</p>
<p>Kan gruplarının tanımlanmasından sonra bu defa kan gruplarına farklı anlamlar yüklenmeye başlandı. Bu anlamlandırmalar daha çok ırkçı, baskıcı dönemlerde iktidar sahipleri ve yöneten çevrelerden geldi.</p>
<p>Örneğin, Almanya’da <strong>Naziler döneminde</strong> B grubu Slav ve Yahudi ırkları için bir işaret sayıldı. B kan grubuna sahip olanlar küçümsendi. A grubu ise asil Alman kanıydı. Hatta Naziler daha da ileri gittiler ve A kan grubu ile zekayı ilişkilendirdiler.</p>
<p>Bu dönemde Alman ordusu sadece “sertifikalı Aryan” vericilerden kan bağışı kabul etti. Hatta bu durum öylesine abartıldı ki, 1939 yılında Nazi partisi Irk Departmanında görevli Prof. Dr. Loessler, Musevilerden kan naklinin Aryanizm’i yok etmeyeceğini belirten bir açıklama yapmak zorunda kaldı. Nitekim savaş hazırlıkları sırasında bu tür fantezilere gerek yoktu.</p>
<p>Nazilerin kanın temizlenmesi (pürifikasyonu) konusunda çalışmalar yaptıkları ve saf Aryan kanı denilen bir kan oluşturmak için uğraştığı bilinir.</p>
<p>Bu tür uygulamalar sadece Nazi Almanya’sı ile sınırlı kalmadı.</p>
<p>O dönemlerde, Kızıl Haç bile kanları ırklara göre ayırmakta, ayrı renkten kişiler arasında kan nakli uygulamamaktaydı.</p>
<p>Bu acayip uygulama ABD’nin bazı eyaletlerinde 1960’lı yıllara gelindiğinde bile hala devam etmekteydi. Hatta 1950’li yılların sonunda Louisiana eyaletinde onay almadan beyaz bir hastaya siyah ırktan kan nakli uygulamasının suç olduğu ile ilgili bir yasa bile kabul edildi.</p>
<p><strong>Günümüz uygar dünyasında kan sadece bir biyolojik doku olarak kabul edilir.</strong> Ona fazladan anlamlar yüklemek ancak önyargılı cahillerin işi sayılmalıdır.</p>
<p><strong>Mustafa Çetiner / </strong><strong><a href="mailto:dr.m.cetiner@gmail.com">dr.m.cetiner@gmail.com</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mustafa-cetiner/kan">Kan!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7031</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
