<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Herkese Bilim Teknoloji arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/herkese-bilim-teknoloji/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/herkese-bilim-teknoloji</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 21 Jul 2017 10:49:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Üniversiteler niye durmadan dayak yiyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/universiteler-niye-durmadan-dayak-yiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2017 05:44:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[askeri]]></category>
		<category><![CDATA[bilim hırsızlığı]]></category>
		<category><![CDATA[evrensel]]></category>
		<category><![CDATA[Herkese Bilim Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[intihal]]></category>
		<category><![CDATA[kaliteli]]></category>
		<category><![CDATA[kapak konusu]]></category>
		<category><![CDATA[makale]]></category>
		<category><![CDATA[nicelik]]></category>
		<category><![CDATA[nitelik]]></category>
		<category><![CDATA[rektör ataması]]></category>
		<category><![CDATA[siyasi]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5531</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzun zamandır tezim şu, bir kaç kez geçmişte yazdım: Eğer üniversitelerimizin en azından bir kısmı, evrensel çapta birer üniversite olabilselerdi, mesela dünya üniversite sıralamalarında ilk 100 içinde görünenleri olabilseydi.. bir kaç uluslararası ses getiren buluşa imza atabilselerdi.. en azından bir –iki Nobel veya bilim madalyaları almış olsalardı.. evrensel işbirlikleriyle sıkı bir bilim ağı içinde olabilselerdi&#8230; bilim veya teknoloji alanında ülkeye en azından önemli bir kaç kazanç sağlayabilselerdi&#8230; Sadece bu kadar değil: Felsefe, politik ve sosyal alanda kabul görmüş kuramlar ortaya atmış olabilselerdi&#8230; Üniversitelerimizin başında üniversitenin kimliğini her şeyden yüksekte tutan ve üniversitesinin sadece ve sadece bilimsel alanda yükselişi için ter dökenler olsaydı.. atandıkları siyasi makamların emir ve talimatları içinde, derin çukurlarda yalpalanan yönetimler olmasaydı&#8230; Bilim üretimine odaklı olabilselerdi.. vb. Şüpheniz olmasın ki, üniversitelerimiz geçmişte olduğu gibi sürekli dayak yiyen kurumlar olmazlardı. Atanan rektörlerin çoğu siyasi Düşünün ki, üniversitelere rektör atama yetkisine sahip yöneticiler asla liyakata göre davranmadılar. Geçmişte de sorunluydu üniversitelere atamaları, AKP iktidarı döneminde de tepeden tırnağa sorumlu. Gül zamanında da derin sorunluydu ve tüm o atamaların acısını çekti kurumlar.. Erdoğan zamanında da etkisi uzun yıllar sürecek atamaların acısını çekecek. Düşünün ki mesela bir zamanlar Cumhurbaşkanı Gül, çoğunluk olarak sürekli Cemaatçi rektörleri üniversitelerin başına getirdi. Fethullah Gülen’e bağlı üniversite örgütlenmesi, bu dönemde inanılmaz bir ölçüde yatay ve dikey yaygınlık kazandı. Bir ağ halinde tüm üniversiteleri sarıp sarmaladılar. Rektörlüklerden başlayın, dekanlara bölüm başkanlarına ve alınacak öğretim üyelerinin Cemaatçi niteliklerine kadar. Bir alçak düzen kuruldu. Ele geçirdikleri sınav sistemleri, neredeyse tamamı Cemaatçilerden oluşan üniversite ve yönetimleri, komiteleri, jürileri vb sayesinde bu kurumlar bilim aleyhine manipüle edildi. Üniversite tabelası altında yeni liseler açıldıkça da, genellikle cemaatçilerle dolduruldu. Çok hızlı akademik yükseltmelerle, düşük eğitim kalitesi, sıfır araştırma ile öğrenciler bilgi ve bilim yoksunu diplomalarla salıverildiler. Bunları yazıyorum, kimse alınmasın. Genel durumun fotoğrafını çekiyorum. HBT’de Üniversitelere neşter İyi bazı üniversitelerimizin olması, gerçekten kaliteli ve evrensel düzeyde araştırma yapan, dışarıya gitmeyen ve burada kalan çok iyi araştırmacılarımızın olması, Türkiye’nin açısından durumu değiştirmiyor. Yarın yayımlanacak Herkese Bilim Teknoloji dergisinin kapak konusu, üniversitenin öncelikle akademik sorunlarına neşter atıyor. Üniversiteye derin bir neşter &#8211; Akademik yükseltmelerde sorunlar ve öneriler, başlıklı Prof. Metin Balcı’nın yazısında, akademik kriterlerin giderek aşağıya doğru çekildiği, değeri düşük ve para ödenen dergilerde yayınlanan makalelerle akademik yükseltmeler yapıldığı ve üstelik birbirinin makalelerine atıf veren çetelerin her yeri sardığı belirtilmekte ve önerilerde bulunmakta. Ayrıca şu araştırmaya da dikkat çekiyor Balcı: “Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Ziya Toprak tarafından yayımlanan bir araştırmanın sonuçlarına göre Türkiye’de yapılan yüksek lisans ve doktora tezlerinin %34’ünde &#8220;ağır intihal &#8211; bilim hırsızlığı&#8221; olduğunu göstermiştir. Bu sayı Vakıf üniversitelerinde %46 seviyesine kadar çıkmakta..” Askeri vurmuş siyasisi vurmuş Askeri vurmuş siyasisi vurmuş, siyasi olarak hoşlanmamış vurmuş, adamını atamış &#8211; çetesini kurmuş vurmuş üniversiteye.. Atama ve bilimsel kriterler koyup akademik düzeyi yükselteceğine, üniversitelerin önüne ülkenin büyük sorunlarına çözüm arama problemleri koyacağına, sürekli baskı alınan üniversite, Türkiye’nin temel gerçeği. Bunu sanırım kasıtlı yapıyorlar aynı zamanda. Üniversitelerimiz evrensel niteliğe ulaşırsa, baş edemeyiz, en iyisi biz şimdiden ve durmadan canlarına okuyalım, diyorlar. En azından elimizde olan sonuç bu. Bilimi ve araştırması ile yükselen üniversite değil, sürekli baskılar ile adından bahsedilen bir üniversite ve baskılarla yaratılan kahramanlar var elimizde. Yazık ki yazık.. Orhan Bursalı *Bu yazı, 23 Şubat 2017 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde  yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/universiteler-niye-durmadan-dayak-yiyor">Üniversiteler niye durmadan dayak yiyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun zamandır tezim şu, bir kaç kez geçmişte yazdım: Eğer üniversitelerimizin en azından bir kısmı, evrensel çapta birer üniversite olabilselerdi, mesela dünya üniversite sıralamalarında ilk 100 içinde görünenleri olabilseydi.. bir kaç uluslararası ses getiren buluşa imza atabilselerdi.. en azından bir –iki Nobel veya bilim madalyaları almış olsalardı.. evrensel işbirlikleriyle sıkı bir bilim ağı içinde olabilselerdi&#8230; bilim veya teknoloji alanında ülkeye en azından önemli bir kaç kazanç sağlayabilselerdi&#8230;</p>
<p>Sadece bu kadar değil:</p>
<p>Felsefe, politik ve sosyal alanda kabul görmüş kuramlar ortaya atmış olabilselerdi&#8230;</p>
<p>Üniversitelerimizin başında üniversitenin kimliğini her şeyden yüksekte tutan ve üniversitesinin sadece ve sadece bilimsel alanda yükselişi için ter dökenler olsaydı.. atandıkları siyasi makamların emir ve talimatları içinde, derin çukurlarda yalpalanan yönetimler olmasaydı&#8230;</p>
<p>Bilim üretimine odaklı olabilselerdi.. vb.</p>
<p>Şüpheniz olmasın ki, üniversitelerimiz geçmişte olduğu gibi sürekli dayak yiyen kurumlar olmazlardı.</p>
<p><strong>Atanan rektörlerin çoğu siyasi</strong></p>
<p>Düşünün ki, üniversitelere rektör atama yetkisine sahip yöneticiler asla liyakata göre davranmadılar. Geçmişte de sorunluydu üniversitelere atamaları, AKP iktidarı döneminde de tepeden tırnağa sorumlu. Gül zamanında da derin sorunluydu ve tüm o atamaların acısını çekti kurumlar.. Erdoğan zamanında da etkisi uzun yıllar sürecek atamaların acısını çekecek.</p>
<p>Düşünün ki mesela bir zamanlar Cumhurbaşkanı Gül, çoğunluk olarak sürekli Cemaatçi rektörleri üniversitelerin başına getirdi.</p>
<p><strong>Fethullah Gülen</strong>’e bağlı üniversite örgütlenmesi, bu dönemde inanılmaz bir ölçüde yatay ve dikey yaygınlık kazandı.</p>
<p>Bir ağ halinde tüm üniversiteleri sarıp sarmaladılar. Rektörlüklerden başlayın, dekanlara bölüm başkanlarına ve alınacak öğretim üyelerinin Cemaatçi niteliklerine kadar.</p>
<p>Bir alçak düzen kuruldu.</p>
<p>Ele geçirdikleri sınav sistemleri, neredeyse tamamı Cemaatçilerden oluşan üniversite ve yönetimleri, komiteleri, jürileri vb sayesinde bu kurumlar bilim aleyhine manipüle edildi.</p>
<p>Üniversite tabelası altında yeni liseler açıldıkça da, genellikle cemaatçilerle dolduruldu. Çok hızlı akademik yükseltmelerle, düşük eğitim kalitesi, sıfır araştırma ile öğrenciler bilgi ve bilim yoksunu diplomalarla salıverildiler.</p>
<p>Bunları yazıyorum, kimse alınmasın. Genel durumun fotoğrafını çekiyorum.</p>
<p><strong>HBT’de Üniversitelere neşter</strong></p>
<p>İyi bazı üniversitelerimizin olması, gerçekten kaliteli ve evrensel düzeyde araştırma yapan, dışarıya gitmeyen ve burada kalan çok iyi araştırmacılarımızın olması, Türkiye’nin açısından durumu değiştirmiyor.</p>
<p>Yarın yayımlanacak <strong>Herkese Bilim Teknoloji</strong> dergisinin kapak konusu, üniversitenin öncelikle akademik sorunlarına neşter atıyor.</p>
<p>Üniversiteye derin bir neşter &#8211; Akademik yükseltmelerde sorunlar ve öneriler, başlıklı Prof. <strong>Metin Balcı</strong>’nın yazısında, akademik kriterlerin giderek aşağıya doğru çekildiği, değeri düşük ve para ödenen dergilerde yayınlanan makalelerle akademik yükseltmeler yapıldığı ve üstelik birbirinin makalelerine atıf veren çetelerin her yeri sardığı belirtilmekte ve önerilerde bulunmakta.</p>
<p>Ayrıca şu araştırmaya da dikkat çekiyor Balcı: “<em>Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Dr. <strong>Ziya Toprak</strong> tarafından yayımlanan bir araştırmanın sonuçlarına göre Türkiye’de yapılan yüksek lisans ve doktora tezlerinin %34’ünde &#8220;<strong>ağır intihal &#8211; bilim hırsızlığı</strong>&#8221; olduğunu göstermiştir. Bu sayı Vakıf üniversitelerinde %46 seviyesine kadar çıkmakta.</em>.”</p>
<p><strong>Askeri vurmuş siyasisi vurmuş</strong></p>
<p>Askeri vurmuş siyasisi vurmuş, siyasi olarak hoşlanmamış vurmuş, adamını atamış &#8211; çetesini kurmuş vurmuş üniversiteye..</p>
<p>Atama ve bilimsel kriterler koyup akademik düzeyi yükselteceğine, üniversitelerin önüne ülkenin büyük sorunlarına çözüm arama problemleri koyacağına, sürekli baskı alınan üniversite, Türkiye’nin temel gerçeği.</p>
<p>Bunu sanırım kasıtlı yapıyorlar aynı zamanda. <em>Üniversitelerimiz evrensel niteliğe ulaşırsa, baş edemeyiz, en iyisi biz şimdiden ve durmadan canlarına okuyalım,</em> diyorlar.</p>
<p>En azından elimizde olan sonuç bu.</p>
<p>Bilimi ve araştırması ile yükselen üniversite değil, sürekli baskılar ile adından bahsedilen bir üniversite ve baskılarla yaratılan kahramanlar var elimizde.</p>
<p>Yazık ki yazık..</p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p class="p1"><em><strong><span class="s1">*Bu yazı, 23 Şubat 2017 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde  yayınlanmıştır.</span></strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/universiteler-niye-durmadan-dayak-yiyor">Üniversiteler niye durmadan dayak yiyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5531</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;HBT, umutsuzluk ve çaresizlik ortamında elle tutulur gerçek bir çözüm önerisi&#8221;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/hbt-umutsuzluk-caresizlik-ortaminda-elle-tutulur-gercek-bir-cozum-onerisi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Jul 2016 09:10:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[çaresizlik]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[HBT]]></category>
		<category><![CDATA[Herkese Bilim Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3227</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Ne mutlu ki CBT’nin yerine HBT geldi! Her cuma itinayla dergimize sahip çıkıyoruz! Ve gurur duyuyoruz! Size her hafta giriş yazınızda bahsettiğiniz motivasyon ve ivmeyi onaylar ufak bir anekdot anlatmak için yazıyorum. İlk haftalardaki karışıklıktan sonra, simdi her cuma bana en yakın Kabataş vapur iskelesi karşısındaki bayiden dergimi alıyorum. Geçenlerde bir sefer, dergi kolumun altında merdivenlerden alt geçide inerken, ters yönde çalışan yürüyen merdivende çıkmakta olan bir beyefendinin de elinde dergi olduğunu gördüm. Bir anlık gülümsemeyle kafamı kaldırdığımda onun da bana baktığını fark ettim. Dergiyi gösterir bir bakış yaptı ve ağırbaşlılıkla selam verdi. Çok ilginç, umut ve huzur verici bir duyguydu. Heyecanınızın ve çabalarınızın boşa gitmediğinden emin olun lütfen!  Bu acayip memleketin umutsuzluk ve çaresizlik yayan gidişatına karşı yürekten inandığım ve çıkış yolu olduğuna emin olduğum, elle tutulur gerçek bir çözüm önerisi, somut bir çıkış noktası, Herkese Bilim Teknoloji! Dergi bence eskisinden çok daha düzenli ve doyurucu. Kendi adıma çok memnunum; her işte bir hayır vardır. Belki de böyle olması çok daha iyi oldu. Yaygınlaştırılması ve daha fazla insana ulaştırılması için çevreye bahsetmek dışında nasıl destek olabiliriz? Aynı soruyu soranlar için düşündüğünüz öneriler varsa paylaşır mısınız? Sevgiler, Burçak Pekin *** Mimar Burçak Pekin’in düşünceleri tam da bu dergiyi neden ürettiğimizi anlatıyor. Sağ olsun. Benzer düşüncelerle hareket ediyoruz. HBT yeni bir Türkiye’nin nüvesini oluşturuyor. Bu çekirdeği büyütebildiğimiz sürece, gerçekten de düşlediğimiz ülke büyüyor olacak. Biz bu sayımızla ilgili bir kaç ipucu verelim: &#8220;Çanlar, ziller, düdükler kimler için çalıyor&#8221; Doğan Kuban, &#8220;Dünyada çatışan iki büyük gerçek var, bilim ve teknoloji üzerinde kurulu çağdaş dünya ve Budizm ile monoteist dinler üçlüsünün çağdaş yaşama çoktan bağlanmış pasif direnci&#8221; diyor, &#8220;Çağın dışında kalmak olanaksızdır&#8221; başlıklı yazısında. Bozkurt Güvenç hoca, &#8220;Çanlar, ziller, düdükler kimler için çalıyor&#8221; diye sorarken, saat ve gürültü metaforlarından hareketle kent kültüründe geziniyor. Mobbing’i bir şiddete türü olarak inceleyen ve yol açtığı sağlık ve psikolojik hasarları inceleyen Derya Deniz’in yazısını şiddetle öneririz. Sağlık sayfamızda yazın neden ve hangi alerjik hastalıkların arttığını, Elif Altuğ yazdı. Önceki sayılarımızda okuduğunuz &#8220;kanser hastası oğlunu öldüren baba&#8221; üzerine ikinci bir yazı var tartışmada; bu bağlamda Berrin Atakan &#8220;cinayet, ötenazi ve ötesi&#8221;ni sorguluyor. Meraklısına, kadınların inanç sahibi olmaya neden daha eğilimli olduğunu inceleyen yazısını önereceğiz. Ama iki yeni köşede kısa dizilere başladık. Biri &#8220;iyi uykular&#8221; başlığı ile uyku meseleleri, ikincisi ise, yok oluşlar gerçekten yok oluş mu sorusuna çeşitli açılardan yanıt vermeyi deniyor. Hastalıklara &#8220;kefir&#8221; Kendi biyolojik yapımıza ilişkin 10 şey de, gözlerimizi bedenimize çevirecek. Tabii kefir &#8220;içkisi&#8221; ile hastalıklara çare konusu da var, Filiz Yarımcan Sağlam’dan… Müfit Akyos bu kez BT konusunda kendimizi sorguluyor. Tanol Türkoğlu yaşadığımız darbe konusuna girmeden duramamış. Ama bu süreçte iletişimin nasıl işlediğini araştırıyor. Mustafa Çetiner’in Akademiyanın bilimsel araştırmada yerini sorgulayan 4.cü önemli yazısını sürdürürken, h-faktörü üzerine iki eleştirel yazıyı sunuyoruz: Mahmut Hortaçsu &#8220;ciddi sorunlar&#8221; görürken,  Sebahattin Yurdakul &#8220;Nobel hayali ve gerçekler&#8221; yazısında, &#8220;doğrucu Davut&#8221; rolünde. “Türkiye’nin turizm sektörü performansının analitik olarak” değerlendirilmesini, İbrahim Birkan yapıyor. Daha pek çok şey… Biz severek çalıştık, sizin de severek okumanızı, okutmanızı, salık vermenizi bekliyoruz&#8230; Gelecek Cuma&#8217;ya kadar sevgiyle kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/hbt-umutsuzluk-caresizlik-ortaminda-elle-tutulur-gercek-bir-cozum-onerisi">&#8220;HBT, umutsuzluk ve çaresizlik ortamında elle tutulur gerçek bir çözüm önerisi&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Ne mutlu ki CBT’nin yerine <strong>HBT</strong> geldi! Her cuma itinayla dergimize sahip çıkıyoruz! Ve gurur duyuyoruz! Size her hafta giriş yazınızda bahsettiğiniz motivasyon ve ivmeyi onaylar ufak bir anekdot anlatmak için yazıyorum.</em></p>
<p><em>İlk haftalardaki karışıklıktan sonra, simdi her cuma bana en yakın Kabataş vapur iskelesi karşısındaki bayiden dergimi alıyorum. Geçenlerde bir sefer, dergi kolumun altında merdivenlerden alt geçide inerken, ters yönde çalışan yürüyen merdivende çıkmakta olan bir beyefendinin de elinde dergi olduğunu gördüm. Bir anlık gülümsemeyle kafamı kaldırdığımda onun da bana baktığını fark ettim. Dergiyi gösterir bir bakış yaptı ve ağırbaşlılıkla selam verdi.</em></p>
<p><em>Çok ilginç, umut ve huzur verici bir duyguydu. </em><em>Heyecanınızın ve çabalarınızın boşa gitmediğinden emin olun lütfen! </em></p>
<p><em>Bu acayip memleketin umutsuzluk ve çaresizlik yayan gidişatına karşı yürekten inandığım ve çıkış yolu olduğuna emin olduğum, elle tutulur gerçek bir çözüm önerisi, somut bir çıkış noktası, <strong>Herkese Bilim Teknoloji</strong>!</em></p>
<p><em>Dergi bence eskisinden çok daha düzenli ve doyurucu. Kendi adıma çok memnunum; her işte bir hayır vardır. Belki de böyle olması çok daha iyi oldu.</em></p>
<p><em>Yaygınlaştırılması ve daha fazla insana ulaştırılması için çevreye bahsetmek dışında nasıl destek olabiliriz? Aynı soruyu soranlar için düşündüğünüz öneriler varsa paylaşır mısınız?</em></p>
<p><em>Sevgiler, </em><em><strong>Burçak Pekin</strong></em></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Mimar Burçak Pekin’in düşünceleri tam da bu dergiyi neden ürettiğimizi anlatıyor. Sağ olsun. Benzer düşüncelerle hareket ediyoruz. HBT yeni bir Türkiye’nin nüvesini oluşturuyor. Bu çekirdeği büyütebildiğimiz sürece, gerçekten de düşlediğimiz ülke büyüyor olacak.</p>
<p>Biz bu sayımızla ilgili bir kaç ipucu verelim:</p>
<p><strong>&#8220;Çanlar, ziller, düdükler kimler için çalıyor&#8221;</strong></p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong>,<em> &#8220;Dünyada çatışan iki büyük gerçek var, bilim ve teknoloji üzerinde kurulu çağdaş dünya ve Budizm ile monoteist dinler üçlüsünün çağdaş yaşama çoktan bağlanmış pasif direnci&#8221;</em> diyor, &#8220;Çağın dışında kalmak olanaksızdır&#8221; başlıklı yazısında.</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong> hoca, <em>&#8220;Çanlar, ziller, düdükler kimler için çalıyor&#8221;</em> diye sorarken, saat ve gürültü metaforlarından hareketle kent kültüründe geziniyor.</p>
<p>Mobbing’i bir şiddete türü olarak inceleyen ve yol açtığı sağlık ve psikolojik hasarları inceleyen <strong>Derya Deniz</strong>’in yazısını şiddetle öneririz. Sağlık sayfamızda yazın neden ve hangi alerjik hastalıkların arttığını, <strong>Elif Altuğ</strong> yazdı. Önceki sayılarımızda okuduğunuz &#8220;kanser hastası oğlunu öldüren baba&#8221; üzerine ikinci bir yazı var tartışmada; bu bağlamda <strong>Berrin Atakan</strong> &#8220;cinayet, ötenazi ve ötesi&#8221;ni sorguluyor.</p>
<p>Meraklısına, kadınların inanç sahibi olmaya neden daha eğilimli olduğunu inceleyen yazısını önereceğiz.</p>
<p>Ama iki yeni köşede kısa dizilere başladık. Biri &#8220;iyi uykular&#8221; başlığı ile uyku meseleleri, ikincisi ise, yok oluşlar gerçekten yok oluş mu sorusuna çeşitli açılardan yanıt vermeyi deniyor.</p>
<p><strong>Hastalıklara &#8220;kefir&#8221;</strong></p>
<p>Kendi biyolojik yapımıza ilişkin 10 şey de, gözlerimizi bedenimize çevirecek. Tabii kefir &#8220;içkisi&#8221; ile hastalıklara çare konusu da var, <strong>Filiz Yarımcan Sağlam’</strong>dan…</p>
<p><strong>Müfit Akyos</strong> bu kez BT konusunda kendimizi sorguluyor. <strong>Tanol Türkoğlu</strong> yaşadığımız darbe konusuna girmeden duramamış. Ama bu süreçte iletişimin nasıl işlediğini araştırıyor. <strong>Mustafa Çetiner</strong>’in Akademiyanın bilimsel araştırmada yerini sorgulayan 4.cü önemli yazısını sürdürürken, h-faktörü üzerine iki eleştirel yazıyı sunuyoruz: <strong>Mahmut Hortaçsu</strong> &#8220;ciddi sorunlar&#8221; görürken,  <strong>Sebahattin Yurdakul</strong> &#8220;Nobel hayali ve gerçekler&#8221; yazısında, &#8220;doğrucu Davut&#8221; rolünde. “Türkiye’nin turizm sektörü performansının analitik olarak” değerlendirilmesini, <strong>İbrahim Birkan</strong> yapıyor.</p>
<p>Daha pek çok şey…</p>
<p>Biz severek çalıştık, sizin de severek okumanızı, okutmanızı, salık vermenizi bekliyoruz&#8230;</p>
<p>Gelecek Cuma&#8217;ya kadar sevgiyle kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/hbt-umutsuzluk-caresizlik-ortaminda-elle-tutulur-gercek-bir-cozum-onerisi">&#8220;HBT, umutsuzluk ve çaresizlik ortamında elle tutulur gerçek bir çözüm önerisi&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3227</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin bilim haberleri kılavuzu ve HBT</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/turkiyenin-bilim-haberleri-kilavuzu-ve-hbt</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Can Gürses]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Mar 2016 18:44:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Can Gürses]]></category>
		<category><![CDATA[astroloji]]></category>
		<category><![CDATA[barış erkmen]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilim haberi]]></category>
		<category><![CDATA[can gürses]]></category>
		<category><![CDATA[google]]></category>
		<category><![CDATA[google balonları]]></category>
		<category><![CDATA[habertürk]]></category>
		<category><![CDATA[HBT]]></category>
		<category><![CDATA[Herkese Bilim Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[hürriyet]]></category>
		<category><![CDATA[mars]]></category>
		<category><![CDATA[meteor]]></category>
		<category><![CDATA[nasa]]></category>
		<category><![CDATA[oecd]]></category>
		<category><![CDATA[pluton]]></category>
		<category><![CDATA[posta]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ufo]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=255</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir ülkenin bilime bakışını; bilimin o ülkedeki yerini anlamak için kullanılabilecek bir çok parametre olduğu kesin. Ekonomide ayrılan paya, eğitimdeki yerine ve ayrılan zamana, akademik kurumlardan çıkan yayınların kalitesine vb… Bunların hepsi nesnel, elle tutulabilen veriler ve hepsinin bir ülkenin gelişmişlik endeksinde doğal olarak önemli payları mevcut. Türkiye bu parametrelerin hemen hepsinde, örneğin OECD raporları göz önüne alındığında, son sıralarda. Ancak rakamların, sıralamaların, tabloların bizim için pek bir önemi olmadığı açık… Öyle ya OECD raporlarına göre matematik okur yazarlığında da sondan ikinciyiz! O halde özellikle bilim gibi bir alanının Türkiye’deki yerini en basit şekilde nasıl mı anlarız? Sadece medyaya bakmanın; medyanın genelinin “bilim haberi” adı altında verdiği ve tabii ki vermediği haberlerin niteliğini incelemenin yeterli olacağını düşünüyorum… Ve işi eğlenceli hale getirmek için de çok basit bir iddiam var; Türkiye’de medyanın yayınladığı her “bilim haberi” ni aşağıdaki 4 kategoriden birine alabiliriz: 1) Meteor çarpması sonucunda dünyanın yok olacağı haberleri: Yaklaşık her 3-4 ayda bir manşetten görebileceğimiz meteor çarpması haberleri artık klasiklerden. Yani adamlar 15 yıl öncesinden bir kuyruklu yıldızın dünyanın yakınından geçeceğini görmüş… sadece görmemiş bir de tam geçerken üstüne uzay aracı kondurmuş… O araç şu anda resmen uzayda bir kuyruklu yıldızın sırtında yolculuk yapıp dünyaya veri gönderiyor… Ama gelin görün ki medyamız bir rahibin internette Zaytung benzeri sitelerde yayılan iddiasını alıp “Dünya’nın sonu mu geldi?” diye manşetten veriyor. Bu gurur hepimizin!… 2) Çeşitli gökyüzü olaylarının Astroloji’ye yansıması haberleri: Ay veya Güneş tutulması mı var?, Venüs’ün en yakın, Merkür’ün en uzak olduğu bir zaman mı?… Tam bir yüz yıl sonra farklı bir renkte mi dolunay olacak?.. Bunların hepsi bu gökyüzü olayları olduğu için değil… neden ve nasıl oldukları için de değil… O ay Kova Burcu’nu nasıl etkileyeceğini anlatmak için haber yapılıyor. Gökyüzü olaylarına, binlerce yıl önce yaşamış kabileler bile bu kadar anlam yüklememiştir herhalde. 3) UFO ve uzaylı haberleri: NASA’nın uzay istasyonlarından 7/24 canlı yayınladığı videolarda 1-2 saniyelik gecikmeler mi yaşandı? Atmosfere bağlı ilginç bir hava olayı mı yaşandı? Daha önce görülmemiş ancak muhtemelen deneyi yapılan bir askeri bir hava aracının flu görüntüsü mü var? Cevap evet ise ertesi gün her gazetenin internet sayfasında manşetten UFO heyecanı şeklinde verileceği kesin. Dünyanın etrafını insansız şekilde dolaşan ilk araç olmak için yola çıkan bir uçak sadece Türkiye’de UFO olarak haber yapıldı. Hadi buna masum bir hata desek, şunu nasıl açıklayabileceğimizi bilmiyorum: Her 3-4 ayda bir, yabancı Zaytungvari sitelerde çıkan ve yarı delilerden oluştuğuna inandığım UFO gruplarının, NASA’yı uzaylılarla ilgili bilgileri saklamakla suçladığı videolar bizim “en ciddi” gazetelerimizde manşet olup üstüne ciddi ciddi NASA açıklama yapmaya davet edilebiliyor. 4) Gezegen ve uydu yüzeylerinde çekilen resim haberleri: Ay’ın ve Mars’ın yüzeyine araç yerleştirdik; Güneş sisteminin en dışındaki gezegen Pluton’un ( evet Pluton benim kalbimde hala Güneş sisteminde ) bile yüzey haritasını çıkardık… Ancak acaba Mars’ın o fotoğrafındaki bir piramit miydi, o kum tepesi ne kadar da bir kadın şeklini andırıyor, Pluton’un yarısı adeta bir kalp şekli şeklindeki haberlerden kurtulamadık. Hadi bu ilkokul 2. sınıf seviyesindeki gözlemi yaptın diyelim, sonra bunu alıp zaten Mısır’daki piramitler de uzaylılarca yapılmıştı, bak Mars’ta da varmış şeklinde manşete taşımak ancak bizde olur herhalde. Son zamanlarda bu kategorilere bir yenisi daha eklenmek üzere, bilmiyorum farkında mısınız?! NASA’ya parmak ısırtan roket teknolojisi  , matematikte asla çözülemeyen soru keşfeden Türk mucit haberleri  … Ardı arkası kesilmeyen hepsi fason olan ve belki iki saniyelik bir zafer sarhoşluğu bile yaşatmayan haberler. İşin en komik yanını şöyle özetleyeylim: Öyle bir medya düşünün ki; aynı gün Giresun’lu bir sınıf öğretmeninin neredeyse lise seviyesindeki roket projesini, “NASA’ya parmak ısırttık” diye haber yapıp; NASA’dan Google’a transfer olup iki farklı şehirdeki Google Balonu arasında laser vasıtasıyla internet bağlantısı kurup neredeyse çığır açan Barış Erkmen adlı mühendisimizin haberini atlayabiliyor!.. Artık bizim roket projemiz yüzünden NASA’da her kim parmağını ısırdıysa, kimin dudağı uçukladıysa cümleten acil şifalar diliyorum. İşin diğer ve daha önemli bir yanı da şöyle; tüm bu  kategoriler ister istemez ortak bir noktada buluşuyor: Herhangi bir doğa olayına tonla anlam yükleyip günlük hayatta yaşamış veya yaşayacak olduğumuz şeylere dair bir emare olarak görmek… Sahte olanın içinde o kadar kaybolmak ki artık gerçek olanı da görememek! İşte Herkese Bilim ve Teknoloji bu yüzden var!.. Bilimin, kritik düşüncenin neredeyse kaybolduğu, bilim diye sunulan şeylerin tehlikeli boyutta sahte olduğu bu ortamda elimizden geldiğince doğru ve gerçek bilimi sunmak için buradayız. Her zaman bekleriz!..</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/turkiyenin-bilim-haberleri-kilavuzu-ve-hbt">Türkiye’nin bilim haberleri kılavuzu ve HBT</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir ülkenin bilime bakışını; bilimin o ülkedeki yerini anlamak için kullanılabilecek bir çok parametre olduğu kesin.</p>
<p>Ekonomide ayrılan paya, eğitimdeki yerine ve ayrılan zamana, akademik kurumlardan çıkan yayınların kalitesine vb… Bunların hepsi nesnel, elle tutulabilen veriler ve hepsinin bir ülkenin gelişmişlik endeksinde doğal olarak önemli payları mevcut. Türkiye bu parametrelerin hemen hepsinde, örneğin OECD raporları göz önüne alındığında, son sıralarda.</p>
<p>Ancak rakamların, sıralamaların, tabloların bizim için pek bir önemi olmadığı açık… Öyle ya OECD raporlarına göre matematik okur yazarlığında da sondan ikinciyiz! O halde özellikle bilim gibi bir alanının Türkiye’deki yerini en basit şekilde nasıl mı anlarız?</p>
<p>Sadece medyaya bakmanın; medyanın genelinin “bilim haberi” adı altında verdiği ve tabii ki vermediği haberlerin niteliğini incelemenin yeterli olacağını düşünüyorum…</p>
<p>Ve işi eğlenceli hale getirmek için de çok basit bir iddiam var;</p>
<p>Türkiye’de medyanın yayınladığı her “bilim haberi” ni aşağıdaki 4 kategoriden birine alabiliriz:</p>
<p><strong>1) Meteor çarpması sonucunda dünyanın yok olacağı haberleri:</strong></p>
<p>Yaklaşık her 3-4 ayda bir manşetten görebileceğimiz meteor çarpması haberleri artık klasiklerden.</p>
<p>Yani adamlar 15 yıl öncesinden bir kuyruklu yıldızın dünyanın yakınından geçeceğini görmüş… sadece görmemiş bir de tam geçerken üstüne uzay aracı kondurmuş… O araç şu anda resmen uzayda bir kuyruklu yıldızın sırtında yolculuk yapıp dünyaya veri gönderiyor… Ama gelin görün ki medyamız bir rahibin internette Zaytung benzeri sitelerde yayılan iddiasını alıp “Dünya’nın sonu mu geldi?” diye manşetten veriyor. Bu gurur hepimizin!…</p>
<p><strong>2) Çeşitli gökyüzü olaylarının Astroloji’ye yansıması haberleri:</strong></p>
<p>Ay veya Güneş tutulması mı var?, Venüs’ün en yakın, Merkür’ün en uzak olduğu bir zaman mı?… Tam bir yüz yıl sonra farklı bir renkte mi dolunay olacak?..</p>
<p>Bunların hepsi bu gökyüzü olayları olduğu için değil… neden ve nasıl oldukları için de değil… O ay Kova Burcu’nu nasıl etkileyeceğini anlatmak için haber yapılıyor.</p>
<p>Gökyüzü olaylarına, binlerce yıl önce yaşamış kabileler bile bu kadar anlam yüklememiştir herhalde.</p>
<p><strong>3) UFO ve uzaylı haberleri:</strong></p>
<p>NASA’nın uzay istasyonlarından 7/24 canlı yayınladığı videolarda 1-2 saniyelik gecikmeler mi yaşandı? Atmosfere bağlı ilginç bir hava olayı mı yaşandı? Daha önce görülmemiş ancak muhtemelen deneyi yapılan bir askeri bir hava aracının flu görüntüsü mü var?</p>
<p>Cevap evet ise ertesi gün her gazetenin internet sayfasında manşetten UFO heyecanı şeklinde verileceği kesin.</p>
<p>Dünyanın etrafını insansız şekilde dolaşan ilk araç olmak için yola çıkan bir uçak sadece Türkiye’de UFO olarak haber yapıldı. Hadi buna masum bir hata desek, şunu nasıl açıklayabileceğimizi bilmiyorum:</p>
<p>Her 3-4 ayda bir, yabancı Zaytungvari sitelerde çıkan ve yarı delilerden oluştuğuna inandığım UFO gruplarının, NASA’yı uzaylılarla ilgili bilgileri saklamakla suçladığı videolar bizim “en ciddi” gazetelerimizde manşet olup üstüne ciddi ciddi NASA açıklama yapmaya davet edilebiliyor.</p>
<p><strong>4) Gezegen ve uydu yüzeylerinde çekilen resim haberleri:</strong></p>
<p>Ay’ın ve Mars’ın yüzeyine araç yerleştirdik; Güneş sisteminin en dışındaki gezegen Pluton’un ( evet Pluton benim kalbimde hala Güneş sisteminde ) bile yüzey haritasını çıkardık… Ancak acaba Mars’ın o fotoğrafındaki bir piramit miydi, o kum tepesi ne kadar da bir kadın şeklini andırıyor, Pluton’un yarısı adeta bir kalp şekli şeklindeki haberlerden kurtulamadık.</p>
<p>Hadi bu ilkokul 2. sınıf seviyesindeki gözlemi yaptın diyelim, sonra bunu alıp zaten Mısır’daki piramitler de uzaylılarca yapılmıştı, bak Mars’ta da varmış şeklinde manşete taşımak ancak bizde olur herhalde.</p>
<p>Son zamanlarda bu kategorilere bir yenisi daha eklenmek üzere, bilmiyorum farkında mısınız?!</p>
<p>NASA’ya parmak ısırtan roket teknolojisi  , matematikte asla çözülemeyen soru keşfeden Türk mucit haberleri  …</p>
<p>Ardı arkası kesilmeyen hepsi fason olan ve belki iki saniyelik bir zafer sarhoşluğu bile yaşatmayan haberler. İşin en komik yanını şöyle özetleyeylim:</p>
<p>Öyle bir medya düşünün ki; aynı gün Giresun’lu bir sınıf öğretmeninin neredeyse lise seviyesindeki roket projesini, “NASA’ya parmak ısırttık” diye haber yapıp; NASA’dan Google’a transfer olup iki farklı şehirdeki Google Balonu arasında laser vasıtasıyla internet bağlantısı kurup neredeyse çığır açan Barış Erkmen adlı mühendisimizin haberini atlayabiliyor!..</p>
<p>Artık bizim roket projemiz yüzünden NASA’da her kim parmağını ısırdıysa, kimin dudağı uçukladıysa cümleten acil şifalar diliyorum.</p>
<p>İşin diğer ve daha önemli bir yanı da şöyle; tüm bu  kategoriler ister istemez ortak bir noktada buluşuyor:</p>
<p>Herhangi bir doğa olayına tonla anlam yükleyip günlük hayatta yaşamış veya yaşayacak olduğumuz şeylere dair bir emare olarak görmek… Sahte olanın içinde o kadar kaybolmak ki artık gerçek olanı da görememek!</p>
<p>İşte Herkese Bilim ve Teknoloji bu yüzden var!..</p>
<p>Bilimin, kritik düşüncenin neredeyse kaybolduğu, bilim diye sunulan şeylerin tehlikeli boyutta sahte olduğu bu ortamda elimizden geldiğince doğru ve gerçek bilimi sunmak için buradayız.</p>
<p>Her zaman bekleriz!..</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/turkiyenin-bilim-haberleri-kilavuzu-ve-hbt">Türkiye’nin bilim haberleri kılavuzu ve HBT</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">255</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
