<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hes arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/hes/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/hes</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Sat, 02 Feb 2019 10:53:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Su yönetiminde plansızlığın bedelini ağır ödüyoruz</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/dursun-yildiz-su-yonetiminde-plansizligin-bedelini-agir-oduyoruz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Feb 2019 10:30:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[DSİ]]></category>
		<category><![CDATA[Dursun Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Eber Gölü]]></category>
		<category><![CDATA[Havza]]></category>
		<category><![CDATA[hes]]></category>
		<category><![CDATA[Hidropolitik Akademi]]></category>
		<category><![CDATA[kuraklık]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[Su yasası]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12844</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye su zengini bir ülke değil. Kişi başına düşen yıllık 1.519 m³ kullanılabilir su miktarı ile “su azlığı” yaşayan bir ülke konumunda. Üstelik sahip olduğumuz suyun kıymetini bildiğimiz de pek söylenemez. Türkiye’de son 50-60 yılda 30’un üzerinde göl kurudu ve kurumaya da devam ediyor. Son olarak Afyonkarahisar’daki Eber Gölü’nün kuruduğu haberini aldık ve kafamızda bazı soru işaretleri belirdi. Biz de HBT olarak sorularımızı işin uzmanına, Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız’a yönelttik. Göllerimizin kurumasının nedeni olarak yağışların azalması ve aşırı sıcaklıklar gösteriliyor. Peki, bu yok oluşlarda insanın ve özellikle de karar vericilerin payı ne? Suyun ve sulak alanların yönetiminde dinamik bir planlama ve yönetim anlayışına ihtiyaç var. Bu da su kaynaklarını, artan insan faaliyetlerinden ve değişen doğal koşulların olumsuz etkisinden korumak anlamına gelir. Bu nedenle bu yok oluşlardaki kendi payımızı, doğal değişimlerin arkasına gizleyemeyiz. Su kaynakları ve su hizmetleri yönetiminde eksiklerimizi tamamlama konusunda bir hareketlilik başlamasına rağmen bu aynı ivmeyle devam etmedi. Su yönetiminde kurumsal olarak bazı düzenlemeler yapılmış olsa da Yeni Su Yasa Tasarısı TBMM’de halen bekliyor. Türkiye su yönetimi konusunda bir geçiş dönemi yaşıyor. Bu uzadıkça sorunlarımız artacak. Havza Koruma Eylem Planları’nın çoğu hazır ama bunu uygulayacak yerel kurumsal altyapı hâlâ oluşmadı. Toplumsal bilinçlenme yeterli değil. Özellikle tarımsal suyu kullanma adına sulama birlikleri ve sulama kooperatiﬂerine dayalı şeffaf ve katılımcı bir yapıyı sürdüremedik. DSİ bu yıl bu konuda tekrar yetkilendirildi. Su yönetiminde katılımcı anlayıştan uzaklaşıyoruz. Bu işimizi zora sokar. Su yasasının beklediğini söylediniz. Niçin bekliyor bu yasa? Sorun bu kadar açıkken politikacılar neden inisiyatiﬂerini kullanmıyorlar? Karar almalarını engelleyen nedir? Bana göre, yasa tasarısının kanunlaşması için Türkiye’nin idari sisteminde ve yerel yönetimindeki bazı yasal ve kurumsal belirsizliklerin de ortadan kalkmış olması bekleniyor. Önerilen su yönetimi yapısında bazı iller birden fazla havzanın sınırları içinde kalıyor. Havza sınırları ile idari sınırlar arasında su yönetimini zorlaştırabilecek çakışmalar var. Bir yılın kurak geçecek olması, bilimsel olarak önceden tahmin edilebiliyor. Göllerin ve su havzalarının kurumaması için neler yapılmalı? Su kaynakları yönetimi; su, enerji, gıda ve çevre sektörlerinin birbiriyle bağlantılı olduğu bir yönetim anlayışına ihtiyaç duyan disiplinler arası ve dinamik bir süreç. Bir sonraki yılın kurak geçeceğinin öngörülmesi, eğer süregelen bir planlama söz konusu değilse, bir yıl önceden alınacak tedbirlerle tamamen ortadan kalkmaz ancak zarar haﬁﬂetilebilir. “Risk yönetimi” kavramı, havza planlamalarının içinde yer almalı ve gerekli tüm kurumsal altyapı da hazır olmalıdır. Burada su kullanıcıların su kullanım bilincindeki eksiklikler, denetim mekanizmasındaki zayıﬂıklar, ekilen ürün deseni konusundaki plansızlıklar ve su kullanıcıların örgütsüzlüğü de işin içine girer. Bu nedenle de etkili önlem alınamaz. Ancak doğa, su yönetimindeki plansızlığın bedelini ağır ödetir. DSİ’nin havza planlamasını iyi yap(a)mamasının nedeni nedir? Sorunlar niçin görmezden geliniyor? DSİ havza planlamaları konusunda en yetkin kuruluşumuz. Havza ölçeğinde planlamaya 1960 yılında rahmetli Demirel’in Genel Müdür olduğu dönemde, yayınladığı bir genelgeyle geçmişti. Ancak bundan 50 yıl önce çok kapsamlı yapılan bu çalışmalar kurumsal yapıdaki zaﬁyetler nedeniyle güncel ihtiyaçlara göre revize edilemedi. Örneğin son 10 yıldır depolamasız HES’lerin planlamasının özel sektöre bırakılması, ciddi çevresel ve ekonomik sorunlar yarattı. Sorunlar bilinmesine rağmen ulu- sal çıkarlarımıza uygun çözümler konusunda idari ve siyasi irade eksikliği mevcut. Bugün evde içtiğimiz sudan barajlarımızın doluluk oranlarına kadar su konusunda hangi risklerle karşı karşıyayız? Bu yıl özellikle büyük kentlerimizden Ankara ve İstanbul’da baraj depolama hacimleri ve doluluk oranları açısından daha rahat durumdayız. Ancak 2 yıl sürecek bir kurak periyota yakalanırsak problem yaşayabiliriz. Bunu sadece içme ve kullanma suyunda değil tarımsal sulama alanında da yaşayabiliriz. Bu nedenle suyu kullanma bilincimizde artışa ve yeni teknolojilerin kullanılmasına ihtiyacımız var. Türkiye’de su hizmetleri yönetimi halen yerel yönetimlerin sorumluluğunda. Bu nedenle evlerimizde çeşmelerden akan su kamu denetimiyle geliyor. Burada zaman zaman aksaklıklar olsa da genel olarak çeşme sularımızın güvenilir olduğunu düşünüyorum. Tatlı su kaynaklarının yaklaşık %70’i tarımda kullanılıyor. Suyun verimli kullanılmaması tarımsal üretimi nasıl etkiliyor? Kayıplar nasıl önlenebilir? Modern sistemlerle yapılan sulama hem su kaybınızı azaltır hem de tarımsal üretimde verimliliği artırır. Bu ne- denle artık “vahşi” sulama yöntemini bir an önce bırakıp modern sulama (damla, yağmurlama) sitemlerine geçilmesi gerekiyor. GAP projelerinde bu yapıldı. Bunu diğer bölgelerde de yaygınlaştırmamız gerekir. Kayıpların önlenmesi için su kullanıcılarının bilinçlendirilmesi de önem taşıyor. Bu nedenle su yönetimi sadece yöneticilerin değil suyu kullanan herkesin işi haline getirilmeli. Suyla ilgili toplumsal bilinci nasıl oluşturabiliriz? Bu konu katılımcı demokrasinin kurum ve kurallarının toplumsal yaşamımızdaki yeri ve önemi ile doğrudan ilişkili. Su konusunda toplumsal bilinç oluşturma çabaları öncelikle magazinsel, içeriksiz, ezber yaklaşımlardan kurtarılmalı. Daha çok okullarda, farkındalık oluşturan diğer kurumsal yapılarda, medyada su-enerji-gıda ve çevre ilişkisi içerisinde bir “su bilgeliği” oluşturma doğrultusunda ele alınmalı. Yoksa göstermelik olur ve etki alanı çok kısıtlı kalır. Peki, Hidropolitik Akademi olarak bunun için ne tarz çalışmalar yapıyorsunuz? Biz bağımsız bir düşünce üretme ve eğitim kuruluşuyuz. Daha çok 21. yüzyılın değişen koşullarına göre su politikaları, su diplomasisi, su, enerji, gıda ve çevre ilişkisi gibi konularda ulusal, uluslararası konferans ve paneller düzenliyoruz. Raporlar hazırlıyoruz. Uluslararası projelere katılıyoruz. Kendi alanımızda bilgiye dayalı analizlerle kamuoyunda bilgilendirme ve farkındalık yaratma işlevimizi yerine getirmeye çalışıyoruz. Toplum ile karar mekanizmaları arasında güvenilir bir bilgi ve analiz köprüsü olmaya çalışıyoruz. Kendi alanımızda yapmadığımız tek şey ise: Spekülasyon! Hidropolitik Akademi olarak bilgiye dayalı analiz yapıp spekülasyonları önlemeye çalışıyoruz. Söyleşi: Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/dursun-yildiz-su-yonetiminde-plansizligin-bedelini-agir-oduyoruz">Su yönetiminde plansızlığın bedelini ağır ödüyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Türkiye su zengini bir ülke değil. Kişi başına düşen yıllık 1.519 m³ kullanılabilir su miktarı ile “su azlığı” yaşayan bir ülke konumunda. Üstelik sahip olduğumuz suyun kıymetini bildiğimiz de pek söylenemez. Türkiye’de son 50-60 yılda 30’un üzerinde göl kurudu ve kurumaya da devam ediyor. Son olarak Afyonkarahisar’daki Eber Gölü’nün kuruduğu haberini aldık ve kafamızda bazı soru işaretleri belirdi. Biz de HBT olarak sorularımızı işin uzmanına, <strong>Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız</strong>’a yönelttik.</em></p>
<p><strong>Göllerimizin kurumasının nedeni olarak yağışların azalması ve aşırı sıcaklıklar gösteriliyor. Peki, bu yok oluşlarda insanın ve özellikle de karar vericilerin payı ne?</strong><br />
Suyun ve sulak alanların yönetiminde dinamik bir planlama ve yönetim anlayışına ihtiyaç var. Bu da su kaynaklarını, artan insan faaliyetlerinden ve değişen doğal koşulların olumsuz etkisinden korumak anlamına gelir. Bu nedenle bu yok oluşlardaki kendi payımızı, doğal değişimlerin arkasına gizleyemeyiz. Su kaynakları ve su hizmetleri yönetiminde eksiklerimizi tamamlama konusunda bir hareketlilik başlamasına rağmen bu aynı ivmeyle devam etmedi. Su yönetiminde kurumsal olarak bazı düzenlemeler yapılmış olsa da Yeni Su Yasa Tasarısı TBMM’de halen bekliyor.<br />
Türkiye su yönetimi konusunda bir geçiş dönemi yaşıyor. Bu uzadıkça sorunlarımız artacak. Havza Koruma Eylem Planları’nın çoğu hazır ama bunu uygulayacak yerel kurumsal altyapı hâlâ oluşmadı. Toplumsal bilinçlenme yeterli değil. Özellikle tarımsal suyu kullanma adına sulama birlikleri ve sulama kooperatiﬂerine dayalı şeffaf ve katılımcı bir yapıyı sürdüremedik. DSİ bu yıl bu konuda tekrar yetkilendirildi. Su yönetiminde katılımcı anlayıştan uzaklaşıyoruz. Bu işimizi zora sokar.</p>
<p><strong>Su yasasının beklediğini söylediniz. Niçin bekliyor bu yasa? Sorun bu kadar açıkken politikacılar neden inisiyatiﬂerini kullanmıyorlar? Karar almalarını engelleyen nedir?</strong><br />
Bana göre, yasa tasarısının kanunlaşması için Türkiye’nin idari sisteminde ve yerel yönetimindeki bazı yasal ve kurumsal belirsizliklerin de ortadan kalkmış olması bekleniyor. Önerilen su yönetimi yapısında bazı iller birden fazla havzanın sınırları içinde kalıyor. Havza sınırları ile idari sınırlar arasında su yönetimini zorlaştırabilecek çakışmalar var.</p>
<div id="attachment_12866" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-12866" class="wp-image-12866 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/11-300x192.jpg" alt="" width="300" height="192" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/11-300x192.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/11.jpg 697w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-12866" class="wp-caption-text">Dursun Yıldız, Dicle ve Fırat nehirlerinin Türkiye’deki doğal akışlarında 2050 yılına kadar %15-20 oranında bir azalma öngördüklerini söyledi. Ortadoğu’nun sınır aşan su yönetimi sorunu çözülmeden bölgenin barış ve istikrarından söz etmenin de mümkün olmayacağını sözlerine ekledi.</p></div>
<p><strong>Bir yılın kurak geçecek olması, bilimsel olarak önceden tahmin edilebiliyor. Göllerin ve su havzalarının kurumaması için neler yapılmalı?</strong></p>
<p>Su kaynakları yönetimi; su, enerji, gıda ve çevre sektörlerinin birbiriyle bağlantılı olduğu bir yönetim anlayışına ihtiyaç duyan disiplinler arası ve dinamik bir süreç. Bir sonraki yılın kurak geçeceğinin öngörülmesi, eğer süregelen bir planlama söz konusu değilse, bir yıl önceden alınacak tedbirlerle tamamen ortadan kalkmaz ancak zarar haﬁﬂetilebilir. “Risk yönetimi” kavramı, havza planlamalarının içinde yer almalı ve gerekli tüm kurumsal altyapı da hazır olmalıdır. Burada su kullanıcıların su kullanım bilincindeki eksiklikler, denetim mekanizmasındaki zayıﬂıklar, ekilen ürün deseni konusundaki plansızlıklar ve su kullanıcıların örgütsüzlüğü de işin içine girer. Bu nedenle de etkili önlem alınamaz. Ancak doğa, su yönetimindeki plansızlığın bedelini ağır ödetir.</p>
<p><strong>DSİ’nin havza planlamasını iyi yap(a)mamasının nedeni nedir? Sorunlar niçin görmezden geliniyor?</strong><br />
DSİ havza planlamaları konusunda en yetkin kuruluşumuz. Havza ölçeğinde planlamaya 1960 yılında rahmetli Demirel’in Genel Müdür olduğu dönemde, yayınladığı bir genelgeyle geçmişti. Ancak bundan 50 yıl önce çok kapsamlı yapılan bu çalışmalar kurumsal yapıdaki zaﬁyetler nedeniyle güncel ihtiyaçlara göre revize edilemedi. Örneğin son 10 yıldır depolamasız HES’lerin planlamasının özel sektöre bırakılması, ciddi çevresel ve ekonomik sorunlar yarattı. Sorunlar bilinmesine rağmen ulu- sal çıkarlarımıza uygun çözümler konusunda idari ve siyasi irade eksikliği mevcut.</p>
<p><strong>Bugün evde içtiğimiz sudan barajlarımızın doluluk oranlarına kadar su konusunda hangi risklerle karşı karşıyayız?</strong><br />
Bu yıl özellikle büyük kentlerimizden Ankara ve İstanbul’da baraj depolama hacimleri ve doluluk oranları açısından daha rahat durumdayız. Ancak 2 yıl sürecek bir kurak periyota yakalanırsak problem yaşayabiliriz. Bunu sadece içme ve kullanma suyunda değil tarımsal sulama alanında da yaşayabiliriz. Bu nedenle suyu kullanma bilincimizde artışa ve yeni teknolojilerin kullanılmasına ihtiyacımız var. Türkiye’de su hizmetleri yönetimi halen yerel yönetimlerin sorumluluğunda. Bu nedenle evlerimizde çeşmelerden akan su kamu denetimiyle geliyor. Burada zaman zaman aksaklıklar olsa da genel olarak çeşme sularımızın güvenilir olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>Tatlı su kaynaklarının yaklaşık %70’i tarımda kullanılıyor. Suyun verimli kullanılmaması tarımsal üretimi nasıl etkiliyor? Kayıplar nasıl önlenebilir?</strong><br />
Modern sistemlerle yapılan sulama hem su kaybınızı azaltır hem de tarımsal üretimde verimliliği artırır. Bu ne- denle artık “vahşi” sulama yöntemini bir an önce bırakıp modern sulama (damla, yağmurlama) sitemlerine geçilmesi gerekiyor. GAP projelerinde bu yapıldı. Bunu diğer bölgelerde de yaygınlaştırmamız gerekir. Kayıpların önlenmesi için su kullanıcılarının bilinçlendirilmesi de önem taşıyor. Bu nedenle su yönetimi sadece yöneticilerin değil suyu kullanan herkesin işi haline getirilmeli.</p>
<p><strong>Suyla ilgili toplumsal bilinci nasıl oluşturabiliriz?</strong><br />
Bu konu katılımcı demokrasinin kurum ve kurallarının toplumsal yaşamımızdaki yeri ve önemi ile doğrudan ilişkili. Su konusunda toplumsal bilinç oluşturma çabaları öncelikle magazinsel, içeriksiz, ezber yaklaşımlardan kurtarılmalı. Daha çok okullarda, farkındalık oluşturan diğer kurumsal yapılarda, medyada su-enerji-gıda ve çevre ilişkisi içerisinde bir “su bilgeliği” oluşturma doğrultusunda ele alınmalı. Yoksa göstermelik olur ve etki alanı çok kısıtlı kalır.</p>
<div id="attachment_12865" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-12865" class="wp-image-12865 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/dfsdf-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/dfsdf-300x225.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/dfsdf.jpg 914w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-12865" class="wp-caption-text">30 Kasım 2018&#8217;de Marsilya’da gerçekleşen Dünya Su Konseyi’ne katılan Dursun Yıldız, İnşaat Mühendisi ve Su ve Enerji Politikaları Uzmanı olarak tanınıyor. İTÜ İnşaat Fakültesi mezunu olan Yıldız, DSİ de 20 yıl yöneticilik yaptı. ABD ve Hollanda’da uygulamaya yönelik mesleki ve teknik eğitimler aldı. Yüksek lisansını Hacettepe Üniversitesi Hidropolitik ve Stratejik Araştırma Merkezi Su Politikaları alanında tamamladı. Aynı zamanda TEMA Bilim Kurulu üyesi, Su Politikaları Derneği Kurucu Üyesi ve Başkanı olan Yıldız, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nda (um:ag) su ve enerji politikaları alanında seminerler veriyor.</p></div>
<p><strong>Peki, Hidropolitik Akademi olarak bunun için ne tarz çalışmalar yapıyorsunuz?</strong><br />
Biz bağımsız bir düşünce üretme ve eğitim kuruluşuyuz. Daha çok 21. yüzyılın değişen koşullarına göre su politikaları, su diplomasisi, su, enerji, gıda ve çevre ilişkisi gibi konularda ulusal, uluslararası konferans ve paneller düzenliyoruz. Raporlar hazırlıyoruz. Uluslararası projelere katılıyoruz. Kendi alanımızda bilgiye dayalı analizlerle kamuoyunda bilgilendirme ve farkındalık yaratma işlevimizi yerine getirmeye çalışıyoruz. Toplum ile karar mekanizmaları arasında güvenilir bir bilgi ve analiz köprüsü olmaya çalışıyoruz. Kendi alanımızda yapmadığımız tek şey ise: Spekülasyon! Hidropolitik Akademi olarak bilgiye dayalı analiz yapıp spekülasyonları önlemeye çalışıyoruz.</p>
<p><strong>Söyleşi:</strong> Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/dursun-yildiz-su-yonetiminde-plansizligin-bedelini-agir-oduyoruz">Su yönetiminde plansızlığın bedelini ağır ödüyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12844</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yılmaz Zenger: Yüzyılın sürdürülemezliği &#8220;Sürdürülebilirlik&#8221;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yilmaz-zenger-yuzyilin-surdurulemezligi-surdurulebilirlik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Aug 2018 14:24:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[damla sulama]]></category>
		<category><![CDATA[devlet desteği]]></category>
		<category><![CDATA[enerji tasarrufu]]></category>
		<category><![CDATA[hes]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[kompost]]></category>
		<category><![CDATA[küresel ısınma]]></category>
		<category><![CDATA[mimar]]></category>
		<category><![CDATA[su tasarrufu]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz zenger]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=10662</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yılmaz Zenger&#8217;in 29 Haziran 2018 tarihli 118. sayımızda yayınlanan yazısını sizlerle paylaşıyoruz: Sürdürülebilirlik bir savaştır, ancak devletin çabalarının toplum desteğiyle çevre duyarlılığının ileri düzeylere taşınabildiği ortamlarda kazanılabilir. Oysa, devlet desteği yerine devlet kösteği olan bu ülkede, sürdürülebilirlik savaşına, fazla bir şans tanımak zor görünüyor. 60&#8217;larda ve 70&#8217;lerde, ABD&#8217;nin batısında kuraklığa karşı yağmur yağdırma hikâyeleri konuşulmaya başlanmıştı. O yıllarda Fütürist derneğine üyeydim, bu konularda bilgi edinmem kolay oldu. Zamanla bulut tohumlama yöntemleri gelişmiş ve bu işi yapanlar örgütlenip hava modifikasyon derneğini kurduklarında karşı çıkanlar da çoğalmıştı. Bu arada yaşananların adı da, küresel ısınma olarak konulmaya başlanmıştı. Bilim insanları ısınmayı tersine çevirecek uçuk projeler önermişlerse de hiçbiri inandırıcı bulunmamıştı. Hatta doğaya bu müdahalelere tepkiler öylesine güçlenmişti ki yağmur yağdırmakla başlayan bu eylemler 2005’te bir kanunla yasallaştırılmak istendiğinde Amerikan Senatosu reddetmişti. Yaşam biçimimizdeki sorumsuzluğumuzla bozduğumuzu, bu tür müdahalelerde bulunmadan, yaşam biçimimizi değiştirerek düzeltmemiz gerektiğini yeterince anlatamadık. Sürdürülebilirlik oyun kurallarını değiştirerek değil, toplum olarak kendimizi değiştirerek gerçekleşebilmeliydi. Sürdürebilirlik bir savaştır Yeni yüzyıl kendi kendine yeterliliği, sürdürülebilirliğin ön şartı olarak dayatıyor. Yeni bin yılla gündemin ön sıralarına oturmuş olmasına karşın, sürdürülebilirliğin yaşamımda yer alışı, eğitimin ve üretimin sürdürülebilirliği bağlamında Köy Enstitüleri&#8217;yle başladı. Türkiye’nin 50&#8217;lerde başlayan politik dönüşümü, sürdürülebilirlik umutlarımın da dönüşümüdür. Önce demiryollarının dönüşümünü birebir yaşadım. Gerisi ağırlıklı olarak barajları da içeren su, toprak, tarım politikalarıyla bugünkü duruma kadar geldi. Bugün durduğumuz yerde, ekoloji, sıfır karbon gibi lafların altı artık, doğrulanmış bilgilerle doldurulması gerekirken, giderek ticari saptırmaların ardında silikleşiyor. Sürdürülebilirlik bir savaştır, ancak devletin çabalarının toplum desteğiyle çevre duyarlılığının ileri düzeylere taşınabildiği ortamlarda kazanılabilir. Oysa, devlet desteği yerine devlet kösteği olan bu ülkede, sürdürülebilirlik savaşına, fazla bir şans tanımak zor görünüyor. Su savaşları ve HES’ler Geçmişin petrol savaşlarının yerini, gelecekte su savaşlarının alacağı hemen hemen kesinleşti. Devlet, yaşamsal önemdeki suyu her birey için ulaşılabilir kılmak yerine, hem döngüsünün tahrip edilmesinin, hem de elde kalabilecek kısmının tekellerin elinde toplanarak geleceğin en pahalı ihtiyaç maddesi olarak pazarlanmasının önünü açtıkça, ‘toprak işleyenin su kullananın’ mottosu tümüyle gündemden düşebilir. Bu konularda kulak vermemiz gereken pek çok bilim insanı var. Tüm vadileri ve akarsuları doğayı katletme pahasına işgal edecek olan HES projeleriyle yapılmak istenen korkarım, sularımızın kullanım hakkının bölge halkının elinden alınıp, ciddi bir kazanç kapısı olarak uluslararası şirketlere kadar uzanacak bir yapıya aktarılmasıdır. Suyu elde etmenin küresel ısınmayla giderek zorlaşmasına karşın, enerjinin daha kolay elde edilebileceği tartışılmaz bir gerçektir. Ayrıca unutmamak gerekir ki su, ekonomik değeri yüksek olmasına karşın, herkesin yaşamını sürdürebilmek için ulaşma hakkı olan ekolojik sistemin bir parçasıdır ve yaşamsal değeri en önde geldiği içindir ki enerji uğruna feda edilmesi düşünülemez. Kısaca enerjinin geleceği, suyun geleceğinden daha çok önemseniyor. Oysa yaşamın sürdürülebilmesi suya bağlı. Ayrıca alternatif yenilenebilen enerji kaynakları, örneğin güneş enerjisi hızla gelişiyor ve suyu feda etmeden bu enerji seçeneklerini hızla devreye sokmalıyız. Evinizin çatısında metrekareye yüzlerce kilo yükleyen su deposu koysanız bile çatı taşır mı diye sormayan devlet kurumları, sıra, metrekareye sadece 10-15 kilo yük getiren güneş panellerine gelince, binanın statik projeleri, rüzgâra dayanıklılık raporları istemek gibi ciddi maliyet ve zaman kaybı yaratan ön şartlar koşuyorlar. Oysa hareketli insan yükü bile metrekarede sanırım 80 kilo civarında. Almanya’da bu süreç, yıllar önce iki konuda güvence verecek dilekçelerle, anında tamamlanabiliyordu. Görüntü kirliliği oluşturmamak ve sisteme vereceği enerjinin temizliğini sağlamak. Ayrıca devletin vereceği destek de cabasıydı. Güneş panelinde 1kw enerjinin maliyeti 10 cent’in altına doğru iniyor. Inverter, kablolama, taşıyıcı sistem, güvenlik gibi ek maliyetler ise, giderek azalıyor. Güneş dışında, toprakaltı enerji gibi pek çok yenilenebilir kaynak var, ama, içlerinde çok özel olanı, hidrojen idi yıllar önce. Hidrojen enerjisinde üretim ve depolama sıkıntılarının aşılmasıyla, kullanımının yaygınlaşma şansı yükselecek ve girdisi ve çıktısı su olan temiz bir enerji kaynağı kazanılacak. Ayrıca Kaliforniya Üniversitesi&#8217;nde deniz yosunlarından hidrojen elde edilebildiği duyuruldu. Benzer başka yöntemler de konuşuluyor. Tarımda suyu azaltmak Biliyoruz ki dünyada suyun yüzde yetmişe yakını tarımda kullanılıyor. Korkulan o ki, susuzluk, tarımı bitirecek beslenmemizi zora sokacak. Bu nedenle tarımda 2 açılım gerekiyor, biri kentte tüketicinin kendi gereksinmesini, tabii yerli tohum ve kompost yöntemiyle gübresini sağlayıp kısmen de olsa karşılaması ve gri su kullanarak su gereksinmesini %90-95’e kadar düşürmek. Diğeri topraksız tarımla çok ufak alanlarda yüksek miktarda üretim yapabilmek ve aynı yüzdede su tasarrufu sağlamak. Kısa süreli aşırı yağışlar küresel iklim değişiminin yan ürünü. Gezegenimizin yüzeyinden yansıması gereken ısının bir kısmı sera gazlarının etkisi ile yüzeye geri yansıyıp hapsolduğunda, atmosfer ısısını artırıyor ve sıra dışı hava olayları tetikleniyor. Buna da iklim değişimi diyoruz. Örneğin bir bölge kuraklığı yaşarken, yakınındaki bir bölge şiddetli yağışlar alabiliyor. Hava ısındıkça, daha fazla nem tutacak hale geliyor ve tarım alanlarının üzerinden geçerken bu fazla nemi emmesi kuraklığı yaratıyor. Atmosferde biriken bu aşırı nem, bir soğuk hava akımıyla karşılaştığında aşırı yağmur ve sele sebep olacak yükünü aniden boşaltıyor. Aşırı yoğun kentleşme sürecinde kırsal alanlarla kent arasında önemli ısı farkları oluşuyor. Gelişmiş ülkelerde dikkate alınması zorunlu olan, rüzgar akışını engellemeyecek yapı blok biçimlendirme kurallarına uyulmaması, kontrolsüz oluşmuş kent dokusu sonucu yoğuşan ve kent nüfusuna bağlı olarak ısı, şehir ısı adaları oluşturuyor. Kirlilik partiküllerinin, bulut yoğunluğunu ve yağmur damlalarının büyüklüğünü arttırması gibi etkenler, fırtınaları ve aşırı yoğun yağmurları tetikliyor. Yağmur suyunun önemli bir bölümünün toprak tarafından emilmesi, kalanının da toprak yüzeyinden akarak dere yataklarına, oradan da denize ulaşıp, deniz yüzeyinden tekrar buharlaşmasıyla döngünün tamamlanması gerekirken, kent yüzeylerinin hızla betonlaşarak geçirimsiz kılınması, emilemeyen su kitlelerini, üstü örtülüp yapılanmaya açılmış dere yataklarına yığarak, oraları felaket alanlarına çeviriyor. Herkes elinden geleni yapmalı Devletin de, bireyin de yapması gerekenlerin gerektiğince yapılmadığı bu düzende, ilgili meslek kişileri, özellikle tasarımcılar, mimarlar olarak bizler, yapabileceklerimizi en azından sorgulamakla yükümlüyüz. BASF firması kent kaplaması olarak kullanılabilecek su geçirgen güçlü bir malzemeyi Hollanda için üretti. Benzer işlevli bir malzemeyi, ülkemiz şartlarında tasarlayıp üretip uygulamanın olanaksız olmadığını söyleyebilir miyiz? Yağmur suyunu düştüğü yerde bloke edip gri su olarak doğrudan ya da damıtarak arıtıp kullanıma açmak için çatılar, teraslar, bahçeler gereksinmelerimizi karşılar mı? Kısaca tasarımcılardan uygulamacılara bilim insanlarından teknisyenlere, bu alanın yetkin kişilerinin bu yeni teknolojik yapılanmada öncelikle sorumluluk almaları gerekmez mi? Solar sulama ve damlama sulama sistemi gibi pet şişelerin damacanaların atıklarıyla üretimi gibi ilkel fakat etkili çözümler bile, toplumsal duyarlılık ve yaratıcılık örnekleri olarak değerli değil mi? İmar yönetmelikleriyle yapılara en azından ek bir bodrum katını sarnıç olarak kullanılmak üzere ekleyip, bahçe ve sokak yüzey sularının depolanması sağlanamaz mı? Susuz pisuar ve benzeri ürünleri zorunlu kılıp hidrofobik (su itici) ve oleofobik (yağ itici) nano teknolojilerle de su kullanan cihazların, yoğun su kullanan endüstrilerin, su tüketimini azaltacak alternatifleri geliştirilemez mi? En önemlisi tarımın yüksek teknoloji kullanan tesislere doğru gelişmesi yanı sıra ev ölçeğinde üretime kadar inmesi yolunda önemli bir enstrüman olan ve ilerde hemen her evde yer alması beklenen, organik çöpleri bir tarım girdisi olan gübreye çeviren yukarda da sözünü ettiğimiz kompost yönteminde bokaşi kovası gibi önemli açılımlarla, evlere kadar yayılabilecek uygulamalar çeşitlendirilip yaygınlaştıralamaz mı? Tarımı, pencere önünde çiçek yetiştirircesine üretimden başlayarak, terasa, bahçeye, küçük aile işletmelerine yaymanın, eğitim ve profesyonel destekle geliştirilecek enstrümanlarla, bugünün keyfi ya da hobisi olan etkinliklerin, toplumu, geleceğin zorunluluklarına hazırlaması sağlanamaz mı? Bunlar benim tasarımcı birikimimle hayal edebildiklerim. Sürdürülebilirlik başlığından çok kendi kendine yeterlilik başlığının altını daha somut olarak dolduracak etkinlikler. Öte yandan mimarinin bu doğrultudaki değişiminin ilgi çekici örnekleri de ciddi sayıda yayınlarda da yer almaya başladı. Ne var ki toplumların çok ufak bir üst katmanının bu çabalarına karşın, geride kalan baskın çoğunluğun umursamazlığı süre gidiyor. Yılmaz Zenger</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yilmaz-zenger-yuzyilin-surdurulemezligi-surdurulebilirlik">Yılmaz Zenger: Yüzyılın sürdürülemezliği &#8220;Sürdürülebilirlik&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yılmaz Zenger&#8217;in 29 Haziran 2018 tarihli 118. sayımızda yayınlanan yazısını sizlerle paylaşıyoruz:</em></p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-10664 " src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/srdrlebilirlik.jpg" alt="" width="474" height="225" /></p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik bir savaştır, ancak devletin çabalarının toplum desteğiyle çevre duyarlılığının ileri düzeylere taşınabildiği ortamlarda kazanılabilir. Oysa, devlet desteği yerine devlet kösteği olan bu ülkede, sürdürülebilirlik savaşına, fazla bir şans tanımak zor görünüyor.</strong></p>
<p>60&#8217;larda ve 70&#8217;lerde, ABD&#8217;nin batısında kuraklığa karşı yağmur yağdırma hikâyeleri konuşulmaya başlanmıştı. O yıllarda Fütürist derneğine üyeydim, bu konularda bilgi edinmem kolay oldu. Zamanla bulut tohumlama yöntemleri gelişmiş ve bu işi yapanlar örgütlenip hava modifikasyon derneğini kurduklarında karşı çıkanlar da çoğalmıştı. Bu arada yaşananların adı da, <strong>küresel ısınma</strong> olarak konulmaya başlanmıştı.</p>
<p>Bilim insanları ısınmayı tersine çevirecek uçuk projeler önermişlerse de hiçbiri inandırıcı bulunmamıştı. Hatta doğaya bu müdahalelere tepkiler öylesine güçlenmişti ki yağmur yağdırmakla başlayan bu eylemler 2005’te bir kanunla yasallaştırılmak istendiğinde Amerikan Senatosu reddetmişti. Yaşam biçimimizdeki sorumsuzluğumuzla bozduğumuzu, bu tür müdahalelerde bulunmadan, yaşam biçimimizi değiştirerek düzeltmemiz gerektiğini yeterince anlatamadık.</p>
<p>Sürdürülebilirlik oyun kurallarını değiştirerek değil, toplum olarak kendimizi değiştirerek gerçekleşebilmeliydi.</p>
<p><strong>Sürdürebilirlik bir savaştır</strong></p>
<p>Yeni yüzyıl kendi kendine yeterliliği, sürdürülebilirliğin ön şartı olarak dayatıyor. Yeni bin yılla gündemin ön sıralarına oturmuş olmasına karşın, sürdürülebilirliğin yaşamımda yer alışı, eğitimin ve üretimin sürdürülebilirliği bağlamında Köy Enstitüleri&#8217;yle başladı. Türkiye’nin 50&#8217;lerde başlayan politik dönüşümü, sürdürülebilirlik umutlarımın da dönüşümüdür. Önce demiryollarının dönüşümünü birebir yaşadım. Gerisi ağırlıklı olarak barajları da içeren su, toprak, tarım politikalarıyla bugünkü duruma kadar geldi. Bugün durduğumuz yerde, <strong>ekoloji</strong>, <strong>sıfır karbon</strong> gibi lafların altı artık, doğrulanmış bilgilerle doldurulması gerekirken, giderek ticari saptırmaların ardında silikleşiyor.</p>
<p>Sürdürülebilirlik bir savaştır, ancak devletin çabalarının toplum desteğiyle çevre duyarlılığının ileri düzeylere taşınabildiği ortamlarda kazanılabilir. Oysa, devlet desteği yerine devlet kösteği olan bu ülkede, sürdürülebilirlik savaşına, fazla bir şans tanımak zor görünüyor.</p>
<p><strong>Su savaşları ve HES’ler</strong></p>
<p>Geçmişin petrol savaşlarının yerini, gelecekte su savaşlarının alacağı hemen hemen kesinleşti. Devlet, yaşamsal önemdeki suyu her birey için ulaşılabilir kılmak yerine, hem döngüsünün tahrip edilmesinin, hem de elde kalabilecek kısmının tekellerin elinde toplanarak geleceğin en pahalı ihtiyaç maddesi olarak pazarlanmasının önünü açtıkça, ‘toprak işleyenin su kullananın’ mottosu tümüyle gündemden düşebilir.</p>
<p>Bu konularda kulak vermemiz gereken pek çok bilim insanı var. Tüm vadileri ve akarsuları doğayı katletme pahasına işgal edecek olan HES projeleriyle yapılmak istenen korkarım, sularımızın kullanım hakkının bölge halkının elinden alınıp, ciddi bir kazanç kapısı olarak uluslararası şirketlere kadar uzanacak bir yapıya aktarılmasıdır.</p>
<p>Suyu elde etmenin küresel ısınmayla giderek zorlaşmasına karşın, enerjinin daha kolay elde edilebileceği tartışılmaz bir gerçektir. Ayrıca unutmamak gerekir ki su, ekonomik değeri yüksek olmasına karşın, herkesin yaşamını sürdürebilmek için ulaşma hakkı olan ekolojik sistemin bir parçasıdır ve yaşamsal değeri en önde geldiği içindir ki enerji uğruna feda edilmesi düşünülemez.</p>
<p>Kısaca enerjinin geleceği, suyun geleceğinden daha çok önemseniyor. Oysa yaşamın sürdürülebilmesi suya bağlı. Ayrıca alternatif yenilenebilen enerji kaynakları, örneğin güneş enerjisi hızla gelişiyor ve suyu feda etmeden bu enerji seçeneklerini hızla devreye sokmalıyız.</p>
<p>Evinizin çatısında metrekareye yüzlerce kilo yükleyen su deposu koysanız bile çatı taşır mı diye sormayan devlet kurumları, sıra, metrekareye sadece 10-15 kilo yük getiren güneş panellerine gelince, binanın statik projeleri, rüzgâra dayanıklılık raporları istemek gibi ciddi maliyet ve zaman kaybı yaratan ön şartlar koşuyorlar.</p>
<p>Oysa hareketli insan yükü bile metrekarede sanırım 80 kilo civarında. Almanya’da bu süreç, yıllar önce iki konuda güvence verecek dilekçelerle, anında tamamlanabiliyordu. Görüntü kirliliği oluşturmamak ve sisteme vereceği enerjinin temizliğini sağlamak. Ayrıca devletin vereceği destek de cabasıydı.</p>
<p>Güneş panelinde 1kw enerjinin maliyeti 10 cent’in altına doğru iniyor. Inverter, kablolama, taşıyıcı sistem, güvenlik gibi ek maliyetler ise, giderek azalıyor. Güneş dışında, toprakaltı enerji gibi pek çok yenilenebilir kaynak var, ama, içlerinde çok özel olanı, hidrojen idi yıllar önce.</p>
<p>Hidrojen enerjisinde üretim ve depolama sıkıntılarının aşılmasıyla, kullanımının yaygınlaşma şansı yükselecek ve girdisi ve çıktısı su olan temiz bir enerji kaynağı kazanılacak. Ayrıca Kaliforniya Üniversitesi&#8217;nde deniz yosunlarından hidrojen elde edilebildiği duyuruldu. Benzer başka yöntemler de konuşuluyor.</p>
<p><strong>Tarımda suyu azaltmak</strong></p>
<p>Biliyoruz ki dünyada suyun yüzde yetmişe yakını tarımda kullanılıyor. Korkulan o ki, susuzluk, tarımı bitirecek beslenmemizi zora sokacak. Bu nedenle tarımda 2 açılım gerekiyor, biri kentte tüketicinin kendi gereksinmesini, tabii yerli tohum ve kompost yöntemiyle gübresini sağlayıp kısmen de olsa karşılaması ve gri su kullanarak su gereksinmesini %90-95’e kadar düşürmek. Diğeri topraksız tarımla çok ufak alanlarda yüksek miktarda üretim yapabilmek ve aynı yüzdede su tasarrufu sağlamak.</p>
<p>Kısa süreli aşırı yağışlar küresel iklim değişiminin yan ürünü. Gezegenimizin yüzeyinden yansıması gereken ısının bir kısmı sera gazlarının etkisi ile yüzeye geri yansıyıp hapsolduğunda, atmosfer ısısını artırıyor ve sıra dışı hava olayları tetikleniyor.</p>
<p>Buna da <strong>iklim değişimi</strong> diyoruz. Örneğin bir bölge kuraklığı yaşarken, yakınındaki bir bölge şiddetli yağışlar alabiliyor. Hava ısındıkça, daha fazla nem tutacak hale geliyor ve tarım alanlarının üzerinden geçerken bu fazla nemi emmesi kuraklığı yaratıyor. Atmosferde biriken bu aşırı nem, bir soğuk hava akımıyla karşılaştığında aşırı yağmur ve sele sebep olacak yükünü aniden boşaltıyor.</p>
<p>Aşırı yoğun kentleşme sürecinde kırsal alanlarla kent arasında önemli ısı farkları oluşuyor. Gelişmiş ülkelerde dikkate alınması zorunlu olan, rüzgar akışını engellemeyecek yapı blok biçimlendirme kurallarına uyulmaması, kontrolsüz oluşmuş kent dokusu sonucu yoğuşan ve kent nüfusuna bağlı olarak ısı, şehir ısı adaları oluşturuyor. Kirlilik partiküllerinin, bulut yoğunluğunu ve yağmur damlalarının büyüklüğünü arttırması gibi etkenler, fırtınaları ve aşırı yoğun yağmurları tetikliyor.</p>
<p>Yağmur suyunun önemli bir bölümünün toprak tarafından emilmesi, kalanının da toprak yüzeyinden akarak dere yataklarına, oradan da denize ulaşıp, deniz yüzeyinden tekrar buharlaşmasıyla döngünün tamamlanması gerekirken, kent yüzeylerinin hızla betonlaşarak geçirimsiz kılınması, emilemeyen su kitlelerini, üstü örtülüp yapılanmaya açılmış dere yataklarına yığarak, oraları felaket alanlarına çeviriyor.</p>
<p><strong>Herkes elinden geleni yapmalı</strong></p>
<p>Devletin de, bireyin de yapması gerekenlerin gerektiğince yapılmadığı bu düzende, ilgili meslek kişileri, özellikle tasarımcılar, mimarlar olarak bizler, yapabileceklerimizi en azından sorgulamakla yükümlüyüz.</p>
<p>BASF firması kent kaplaması olarak kullanılabilecek su geçirgen güçlü bir malzemeyi Hollanda için üretti.</p>
<p>Benzer işlevli bir malzemeyi, ülkemiz şartlarında tasarlayıp üretip uygulamanın olanaksız olmadığını söyleyebilir miyiz?</p>
<p>Yağmur suyunu düştüğü yerde bloke edip gri su olarak doğrudan ya da damıtarak arıtıp kullanıma açmak için çatılar, teraslar, bahçeler gereksinmelerimizi karşılar mı?</p>
<p>Kısaca tasarımcılardan uygulamacılara bilim insanlarından teknisyenlere, bu alanın yetkin kişilerinin bu yeni teknolojik yapılanmada öncelikle sorumluluk almaları gerekmez mi?</p>
<p>Solar sulama ve damlama sulama sistemi gibi pet şişelerin damacanaların atıklarıyla üretimi gibi ilkel fakat etkili çözümler bile, toplumsal duyarlılık ve yaratıcılık örnekleri olarak değerli değil mi?</p>
<p>İmar yönetmelikleriyle yapılara en azından ek bir bodrum katını sarnıç olarak kullanılmak üzere ekleyip, bahçe ve sokak yüzey sularının depolanması sağlanamaz mı?</p>
<div id="attachment_11405" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-11405" class="wp-image-11405 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/zenger2-300x189.png" alt="" width="300" height="189" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/zenger2-300x189.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/zenger2.png 498w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-11405" class="wp-caption-text">Hidrofobik kaplama</p></div>
<p>Susuz pisuar ve benzeri ürünleri zorunlu kılıp hidrofobik (su itici) ve oleofobik (yağ itici) nano teknolojilerle de su kullanan cihazların, yoğun su kullanan endüstrilerin, su tüketimini azaltacak alternatifleri geliştirilemez mi?</p>
<p>En önemlisi tarımın yüksek teknoloji kullanan tesislere doğru gelişmesi yanı sıra ev ölçeğinde üretime kadar inmesi yolunda önemli bir enstrüman olan ve ilerde hemen her evde yer alması beklenen, organik çöpleri bir tarım girdisi olan gübreye çeviren yukarda da sözünü ettiğimiz kompost yönteminde bokaşi kovası gibi önemli açılımlarla, evlere kadar yayılabilecek uygulamalar çeşitlendirilip yaygınlaştıralamaz mı? Tarımı, pencere önünde çiçek yetiştirircesine üretimden başlayarak, terasa, bahçeye, küçük aile işletmelerine yaymanın, eğitim ve profesyonel destekle geliştirilecek enstrümanlarla, bugünün keyfi ya da hobisi olan etkinliklerin, toplumu, geleceğin zorunluluklarına hazırlaması sağlanamaz mı?</p>
<p>Bunlar benim tasarımcı birikimimle hayal edebildiklerim. Sürdürülebilirlik başlığından çok kendi kendine yeterlilik başlığının altını daha somut olarak dolduracak etkinlikler. Öte yandan mimarinin bu doğrultudaki değişiminin ilgi çekici örnekleri de ciddi sayıda yayınlarda da yer almaya başladı. Ne var ki toplumların çok ufak bir üst katmanının bu çabalarına karşın, geride kalan baskın çoğunluğun umursamazlığı süre gidiyor.</p>
<p><strong>Yılmaz Zenger</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yilmaz-zenger-yuzyilin-surdurulemezligi-surdurulebilirlik">Yılmaz Zenger: Yüzyılın sürdürülemezliği &#8220;Sürdürülebilirlik&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10662</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
