<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hijyen arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/hijyen/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/hijyen</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 Mar 2023 07:51:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Depremler&#8230; Bir millet sevgisi ve uygarlık sınavı!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/depremler-bir-millet-sevgisi-ve-uygarlik-sinavi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Kuban]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Mar 2023 14:53:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğan Kuban]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[büyük istanbul depremi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[emniyet]]></category>
		<category><![CDATA[felaket]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[hijyen]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey anadolu fay hattı]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[millet sevgisi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık sınavı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29159</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir deprem, bütün ülkeyi dize getirebilir. Türkiye, adına layık bir davranışta bulunacaksa bunun zamanı geldi ve geçiyor. Hazırlıklarını yapabilir ve yapması gerekir. Bu bir uygarlık sınavıdır. Geçenlerde bir gün süren bir elektrik kesintisi oldu. Elektriğin bütün yaşamımızı kontrol ettiğini, aydınlanma, ısınma, gökdelenlerin asansörlerini, hastanelerin ameliyathanelerini, klimaları besleyenin elektrik olduğunu ve ufak bir arızanın bir günde ancak tamir edildiğini düşünerek, bir depremden sonra kesildiği zaman kent yaşamının nasıl krize gireceğini düşündüm ve küçük bir düşünce şoku geçirdim. İstanbul hiçbir büyük krizi atlatabilecek sağlam bir alt yapı sistemine sahip olmamıştır. İnsan, geleceğini düşünen hayvandır. Düşünemiyorsa, hem gelecekten şüphe edebilirsiniz hem de insandan. İstanbul’un tarihi deprem dolu ve yıllardır büyük bir deprem bekleniyor. İnşaat, hem müteahhitlere, hem köylerden kentlere tırmanmış köylülere para getirir. Fakat ekonomiye pozitif katkıda bulunmaz. Oysa ülkede abartılı para kazanmanın tek yoludur. Sel dolayısıyla Ordu karayolunun halini görünce daha depremi tatmamış, gökdelenlerin bir eli yağda bir eli balda olan müteahhitlerinin arasında yol yapanlar olup olmadığını düşündüm. Bir an mutsuz oldum. Halk ne yapacak? Sorun benim durumdan memnun olmam değil. Depremin yaratacağı sorunların hedefi olan halk. Bu, zamanı bilinmeyen kesin olasılığa karşı sistematik olarak devlet ve belediyeler tarafından gerekli plan ve kuralların özel programlarla halka iletilmesi gerekli. İstanbul’un başına gelen afetlere karşı şimdiden halkın hazırlanması sağlanmalı. Bunlara değişik nitelikte eklenecek başka sorunlar var. Depremzedelerin yaşamını zehir edecekler. En başta TL ve Dolar paritesi bir ekonomik depremdir. Bir de bunlara iklim değişikliğinin neden olacağı susuzluğu ve kuraklığı da eklerseniz, cehennemi hayal edebilirsiniz. Bugün Ordu’daki sel felaketi, yol yapan camgöz müttehitler ve cahil paragöz mühendis, mimarların halkın başına nasıl dertler açabileceklerini gösteriyor. Bir sorumlu da çıkıp yeterli araştırma yapılmadan bu sahil yollarının deprem veya sel ile altlarının oyulabileceğini anlatmıyor, halkı uyarmıyor. Okumamış ve okumayan Türk halkı kendiliğinden tedbir alamaz. Kaldı ki bunu yapmak için parası da yok. Eğer devlet kurumları halka değer veriyorlarsa, milyonlarca insanın bir depremden sonra aç, susuz, ışıksız, barınaksız, doktorsuz ve eczanesiz bırakmamak için onlara ne yapacaklarını depremden önce, anlatan bilgileri (tabii kendilerine de!) yazılı olarak iletilmeli. Kentin her bölgesinde bir deprem başvuru merkezi olmalı, belediyeler inşaat yapmadan önce vatandaşın yaşamını düşünmeleri gerektiğini artık öğrenmeliler. Halkın felakete hazırlanması Eğer Türkiye’nin içinde bulunduğu koşulları düşünürseniz, zaten pahalılıktan bütçesi daralmış milyonların, hiç olmazsa geleceklerini emniyet altına almaya başlamaları gerek. Şu anda İstanbul’da deprem nedeniyle doktor ve başka ihtiyacı olacak yüzbinlerce çocuk var. Başka bir deyişle, çocuğu olan milyonlarca insanın, çocuğunun emniyetinin devlet tarafından sağlandığını görmesi gerek. Duvarlara çiçek, yeni sahil yolları, kıyılara inşaattan önce, halkın yakında başına gelecek felaketlere hazır olması gerek. Depremde insanların toplanabilecekleri açık alanların gerekli olduğu çok kez söylendi. Depremzedeleri, deprem anında karşılayacak istasyonlar gerek, bu istasyonlar ihtiyacı olanlara ekmek, ilaç gibi şeyleri de dağıtabilirler. Depremde bozulan yollar, geçitler, tarihi yapılar ya da yoğun yerleşme bölgelerinde bir takım yıkıntı ve çöplerin toplanması önemli bir sorundur. Sağlık bakımından bu önemli bir risktir. Kesilecek elektrik ve su, sorunlara daha şimdiden tedbir alınmasını gerektiriyor. Bunu yapacak para belediyelerde olmayabilir. O zaman devlet buna hazır olmalıdır. Bunun şimdiden hazır olması gerek. Deprem her an gelebilir. Bu durum on binlerce insanın hayatına mal olabilir. Devlet bunu yapmak zorundadır. Partilerin sorumlulukları Peki bunları sağlamak için mevcut partilerin bir sorumlulukları yok mu? Partiler seçim alanlarında zar atıyorlar, toplanan halka söylenecek bir sözleri yok mu? Böyle sorunları sadece ben düşünmüyorum. Pek çok insan endişe içinde. Peki bu partililerin ya da tarafsızların söyleyecek bir lafı yok mu? Bunların ağzından deprem tehlikesine karşı bir kelime işittiniz mi? Bir İstanbul depremi on binlerce insanın yaşamını aldığı zaman, partiler yine oy pusulası kavgası mı yapacaklar? Bizde demokrasi seçime indirgenmiş. Halka gelecek hakkında hiçbir bilgi verilmiyor. Ya da ara sıra sanayi, kent planlama, çevre koruma sorunları ortaya konuyor, fakat dile getirildiği zaman bunların toplumla olan sürekli ilişkisi kimsenin aklına gelmiyor. Olası bir depreme karşı önlem alamayanlar dünyayı kavuran ikinci doğal tehlikeyi de hafife alıyorlar. İklim değişikliği henüz söylemlerine girmedi. Oysa şimdi tehlike altında olan bir kuzey yarımküre var. Bunu öncelikli düşünenlerin bilim insanları sonra hükümetler olması gerekir. Bunun da zamanı çoktan gelmiştir. Hollanda hükümeti çok uzun yıllar önce deniz suyunun yüksekliğinin artması tehlikesi karşısında ülkeyi koruyan duvarların her yıl biraz daha yükseltilmesi için bir vergi koymuştu. Kısacası iklim değişikliği çok ciddi bir yaşam tehdidi oldu. İnsanların, çok yakın gelecekte sıcak ve kuraklığın pençesine ve umutsuz durumlara düşeceğini geçen yıllardan bu yana biliyoruz. Bugün bile görülmemiş sıcaklar var. Bu durum benim gibi uzun yaşamış insanlar için sonun yakın veya bir iki yıl sonra olması açısından belki bir önem taşımaz. Ama toplum hep gençtir. Her şeyin onları düşünmesi ve onlar için yapılması, en az gelişmiş ülkede bile birinci sorumluluktur. Bu bir uygarlık sınavıdır Sevgili okurlar, Türkiye, adına layık bir davranışta bulunacaksa bunun zamanı geldi ve geçiyor. Yukarıda ana hatlarını söylediğim hazırlığı yapabilir ve yapması gerekir. Bu bir uygarlık sınavıdır. İstanbul’u vuran bir deprem, bütün ülkeyi dize getirebilir. Türkiye’de başka türlü depremler de var, mesela yukarıda sözünü ettiğimiz doların yükselişi. Ama domates 10 liraya çıkarsa buna karşı çıkacak milyonlarca insan olacak. Peki Türkiye’de başka deprem var mı? Öğretim depremi var. Yüksek öğretim giriş sınavları bu konuyu toplum için ölümcül bir önemle ortaya koydu. Çünkü bu sonuç ülkenin sanayileşme şansını yitirebileceğini gösteriyor. Bu durum, elini sadakaya açmış bir ülke vizyonudur. Osmanlıların Düyûn-u Umûmiye’si vardı. ABD’nin de IMF gibi borç veren kurumları var. Ve para verdikleri zaman o ülkenin boynuna zincir takıp dolaştırıyorlar. Rönesans’ın kanlı savaş ortamında o dönemin yazarları ve filozofları Machiavelli’den başlayarak devlet, egemen ve halk arasındaki ilişkileri tartışmaya başlamışlardı. 16 ve 17. yüzyıllarda bu sorun henüz çözülmemişti. Hobbes, egemen mevkiye gelen insanın muhakkak iyi olacağını düşünüyordu. Bu konuda tartışmalar ve pratikler yüz yıllarca sürdükten sonra egemenin, Hobbes’dan kalan sevecen, özverili olacağı inancı artık kabul edilmiyor. Bizler, deprem sorununda başlayıp, egemenlik sorununa kadar var olan kurumsal ve düşünsel ilişkilerin her zaman var olduğunu gösteren tarihi verileri yok sayamayız. Doğan Kuban Doğan Kuban&#8216;ın anısına saygıyla. Bu yazı HBT&#8217;nin 126. sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/depremler-bir-millet-sevgisi-ve-uygarlik-sinavi">Depremler&#8230; Bir millet sevgisi ve uygarlık sınavı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir deprem, bütün ülkeyi dize getirebilir. Türkiye, adına layık bir davranışta bulunacaksa bunun zamanı geldi ve geçiyor. Hazırlıklarını yapabilir ve yapması gerekir. Bu bir uygarlık sınavıdır.</p>
<p>Geçenlerde bir gün süren bir elektrik kesintisi oldu. Elektriğin bütün yaşamımızı kontrol ettiğini, aydınlanma, ısınma, gökdelenlerin asansörlerini, hastanelerin ameliyathanelerini, klimaları besleyenin elektrik olduğunu ve ufak bir arızanın bir günde ancak tamir edildiğini düşünerek, bir depremden sonra kesildiği zaman kent yaşamının nasıl krize gireceğini düşündüm ve küçük bir düşünce şoku geçirdim. İstanbul hiçbir büyük krizi atlatabilecek sağlam bir alt yapı sistemine sahip olmamıştır.</p>
<p>İnsan, geleceğini düşünen hayvandır. Düşünemiyorsa, hem gelecekten şüphe edebilirsiniz hem de insandan. İstanbul’un tarihi deprem dolu ve yıllardır büyük bir deprem bekleniyor.</p>
<p>İnşaat, hem müteahhitlere, hem köylerden kentlere tırmanmış köylülere para getirir. Fakat ekonomiye pozitif katkıda bulunmaz. Oysa ülkede abartılı para kazanmanın tek yoludur.</p>
<p>Sel dolayısıyla Ordu karayolunun halini görünce daha depremi tatmamış, gökdelenlerin bir eli yağda bir eli balda olan müteahhitlerinin arasında yol yapanlar olup olmadığını düşündüm. Bir an mutsuz oldum.</p>
<p><strong>Halk ne yapacak?</strong></p>
<p>Sorun benim durumdan memnun olmam değil. Depremin yaratacağı sorunların hedefi olan halk. Bu, zamanı bilinmeyen kesin olasılığa karşı sistematik olarak devlet ve belediyeler tarafından gerekli plan ve kuralların özel programlarla halka iletilmesi gerekli.</p>
<p>İstanbul’un başına gelen afetlere karşı şimdiden halkın hazırlanması sağlanmalı. Bunlara değişik nitelikte eklenecek başka sorunlar var. Depremzedelerin yaşamını zehir edecekler. En başta TL ve Dolar paritesi bir ekonomik depremdir. Bir de bunlara iklim değişikliğinin neden olacağı susuzluğu ve kuraklığı da eklerseniz, cehennemi hayal edebilirsiniz.</p>
<p>Bugün Ordu’daki sel felaketi, yol yapan camgöz müttehitler ve cahil paragöz mühendis, mimarların halkın başına nasıl dertler açabileceklerini gösteriyor.</p>
<p>Bir sorumlu da çıkıp yeterli araştırma yapılmadan bu sahil yollarının deprem veya sel ile altlarının oyulabileceğini anlatmıyor, halkı uyarmıyor. Okumamış ve okumayan Türk halkı kendiliğinden tedbir alamaz. Kaldı ki bunu yapmak için parası da yok.</p>
<p>Eğer devlet kurumları halka değer veriyorlarsa, milyonlarca insanın bir depremden sonra aç, susuz, ışıksız, barınaksız, doktorsuz ve eczanesiz bırakmamak için onlara ne yapacaklarını depremden önce, anlatan bilgileri (tabii kendilerine de!) yazılı olarak iletilmeli. Kentin her bölgesinde bir deprem başvuru merkezi olmalı, belediyeler inşaat yapmadan önce vatandaşın yaşamını düşünmeleri gerektiğini artık öğrenmeliler.</p>
<p><strong>Halkın felakete hazırlanması</strong></p>
<p>Eğer Türkiye’nin içinde bulunduğu koşulları düşünürseniz, zaten pahalılıktan bütçesi daralmış milyonların, hiç olmazsa geleceklerini emniyet altına almaya başlamaları gerek. <strong>Şu anda İstanbul’da deprem nedeniyle doktor ve başka ihtiyacı olacak yüzbinlerce çocuk var. Başka bir deyişle, çocuğu olan milyonlarca insanın, çocuğunun emniyetinin devlet tarafından sağlandığını görmesi gerek.</strong> Duvarlara çiçek, yeni sahil yolları, kıyılara inşaattan önce, halkın yakında başına gelecek felaketlere hazır olması gerek.</p>
<p>Depremde insanların toplanabilecekleri açık alanların gerekli olduğu çok kez söylendi. Depremzedeleri, deprem anında karşılayacak istasyonlar gerek, bu istasyonlar ihtiyacı olanlara ekmek, ilaç gibi şeyleri de dağıtabilirler. Depremde bozulan yollar, geçitler, tarihi yapılar ya da yoğun yerleşme bölgelerinde bir takım yıkıntı ve çöplerin toplanması önemli bir sorundur. Sağlık bakımından bu önemli bir risktir.</p>
<p>Kesilecek elektrik ve su, sorunlara daha şimdiden tedbir alınmasını gerektiriyor. Bunu yapacak para belediyelerde olmayabilir. O zaman devlet buna hazır olmalıdır. Bunun şimdiden hazır olması gerek. Deprem her an gelebilir. Bu durum on binlerce insanın hayatına mal olabilir. Devlet bunu yapmak zorundadır.</p>
<p><strong>Partilerin sorumlulukları</strong></p>
<p>Peki bunları sağlamak için mevcut partilerin bir sorumlulukları yok mu? Partiler seçim alanlarında zar atıyorlar, toplanan halka söylenecek bir sözleri yok mu? Böyle sorunları sadece ben düşünmüyorum. Pek çok insan endişe içinde. Peki bu partililerin ya da tarafsızların söyleyecek bir lafı yok mu? Bunların ağzından deprem tehlikesine karşı bir kelime işittiniz mi? Bir İstanbul depremi on binlerce insanın yaşamını aldığı zaman, partiler yine oy pusulası kavgası mı yapacaklar?</p>
<p>Bizde demokrasi seçime indirgenmiş. Halka gelecek hakkında hiçbir bilgi verilmiyor. Ya da ara sıra sanayi, kent planlama, çevre koruma sorunları ortaya konuyor, fakat dile getirildiği zaman bunların toplumla olan sürekli ilişkisi kimsenin aklına gelmiyor.</p>
<p>Olası bir depreme karşı önlem alamayanlar dünyayı kavuran ikinci doğal tehlikeyi de hafife alıyorlar. İklim değişikliği henüz söylemlerine girmedi. Oysa şimdi tehlike altında olan bir kuzey yarımküre var. Bunu öncelikli düşünenlerin bilim insanları sonra hükümetler olması gerekir. Bunun da zamanı çoktan gelmiştir.</p>
<p>Hollanda hükümeti çok uzun yıllar önce deniz suyunun yüksekliğinin artması tehlikesi karşısında ülkeyi koruyan duvarların her yıl biraz daha yükseltilmesi için bir vergi koymuştu. Kısacası iklim değişikliği çok ciddi bir yaşam tehdidi oldu. İnsanların, çok yakın gelecekte sıcak ve kuraklığın pençesine ve umutsuz durumlara düşeceğini geçen yıllardan bu yana biliyoruz. Bugün bile görülmemiş sıcaklar var.</p>
<p>Bu durum benim gibi uzun yaşamış insanlar için sonun yakın veya bir iki yıl sonra olması açısından belki bir önem taşımaz. Ama toplum hep gençtir. Her şeyin onları düşünmesi ve onlar için yapılması, en az gelişmiş ülkede bile birinci sorumluluktur.</p>
<p><strong>Bu bir uygarlık sınavıdır</strong></p>
<p>Sevgili okurlar, Türkiye, adına layık bir davranışta bulunacaksa bunun zamanı geldi ve geçiyor. Yukarıda ana hatlarını söylediğim hazırlığı yapabilir ve yapması gerekir. Bu bir uygarlık sınavıdır.</p>
<p>İstanbul’u vuran bir deprem, bütün ülkeyi dize getirebilir. Türkiye’de başka türlü depremler de var, mesela yukarıda sözünü ettiğimiz doların yükselişi. Ama domates 10 liraya çıkarsa buna karşı çıkacak milyonlarca insan olacak.</p>
<p>Peki Türkiye’de başka deprem var mı? Öğretim depremi var. Yüksek öğretim giriş sınavları bu konuyu toplum için ölümcül bir önemle ortaya koydu. Çünkü bu sonuç ülkenin sanayileşme şansını yitirebileceğini gösteriyor. Bu durum, elini sadakaya açmış bir ülke vizyonudur. Osmanlıların Düyûn-u Umûmiye’si vardı. ABD’nin de IMF gibi borç veren kurumları var. Ve para verdikleri zaman o ülkenin boynuna zincir takıp dolaştırıyorlar.</p>
<p>Rönesans’ın kanlı savaş ortamında o dönemin yazarları ve filozofları Machiavelli’den başlayarak devlet, egemen ve halk arasındaki ilişkileri tartışmaya başlamışlardı. 16 ve 17. yüzyıllarda bu sorun henüz çözülmemişti. Hobbes, egemen mevkiye gelen insanın muhakkak iyi olacağını düşünüyordu. Bu konuda tartışmalar ve pratikler yüz yıllarca sürdükten sonra egemenin, Hobbes’dan kalan sevecen, özverili olacağı inancı artık kabul edilmiyor.</p>
<p>Bizler, deprem sorununda başlayıp, egemenlik sorununa kadar var olan kurumsal ve düşünsel ilişkilerin her zaman var olduğunu gösteren tarihi verileri yok sayamayız.</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong></p>
<p lang="tr-TR"><strong><em><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/bir-buyuk-cumhuriyet-aydinini-yitirdik">Doğan Kuban</a>&#8216;ın anısına saygıyla. Bu yazı HBT&#8217;nin 126. sayısında yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/depremler-bir-millet-sevgisi-ve-uygarlik-sinavi">Depremler&#8230; Bir millet sevgisi ve uygarlık sınavı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29159</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Koronavirüsten herkese mektup var!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/koronavirusten-herkese-mektup-var</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2020 14:03:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[bunamak]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[hijyen]]></category>
		<category><![CDATA[kan grubu]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>
		<category><![CDATA[tekerlek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=18044</guid>

					<description><![CDATA[<p>Koronavirüsten mektup var&#8230;Öyle ya haftalardır tek ve en yaşamsal gündem maddemiz, ölümcül korkumuz, acımız, kısıtlanan özgürlüğümüz&#8230; Ey insanoğlu önce beni, kendini, evrimi ve evreni tanı diye başlıyor mektubuna&#8230; Prof. Dr. Şefik Alkan mektubu kaleme alan kişi. Bir bilim adamı, aşılar ve bağışıklık üzerine önemli çalışmaları var. Ve ‘Bağışıklığı Anlamak” adlı bir de kitabı. En önemli konu bağışıklık Bağışıklık sistemimiz bizlerle birlikte yaşlanıyor ve zayıf düşüyor. Araştırmalar kişinin immün yaşının kronolojik yaşından önemli olduğunu ortaya koyuyor. 60 yaş bağışıklık sistemi için bir dönüm noktası. Bu yaştaki bazı insanların bağışıklık yaşı 40 olabilirken, başkalarınınki 80’e çıkabiliyor. Ve iyi haber bu gidişatı tersine çevirecek çok sayıda çözüm var. Reyhan Oksay derledi&#8230; Son araştırmalar COVİD-19’un gripten 20 kat daha öldürücü ve bulaşıcı olduğunu, Ebola’dan çok daha tehlikeli olduğunu ortaya koyuyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün, diğer salgınlarla mücadele için daha düşük bütçeler talep ederken, yeni koronavirüsle mücadele için 675 milyon dolar gibi daha yüksek bir bütçe talep etmesi ve Covid-19’un bulaştığında ölüm oranı düşük olmasına rağmen daha çok insanı enfekte edebilmesi, devam eden salgının boyutunu ortaya koyuyor. Batuhan Sarıcan derledi. Neden Evde Kal Türkiye? Sosyal Yalıtım Sağlanmazsa Kovid Salgınının nasıl gelişeceği üzerine matematiksel modellemelerden birini de MEF Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ahmet Giz hazırladı&#8230; Önemli bir grafik bilgi var. Ülkelerin sıkı karantina kararlarını ölü sayıları kaça çıktığında aldıklarına ve bunun sonuçlarına ilişkin. Güney Kore, Hong Kong, Japonya, Singapur nasıl yayılımı sınırladı, salgın yavaşladı görüyoruz çarpıcı grafikte. İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi ilaç ve aşı için devrede: Merkezin direktörü Prof. Dr. Mehmet Öztürk:”‘Birkaç ay içinde korona ilacı üretebiliriz. Hedeflerimizden birisi dolaşımdaki virüsü yakalayıp yok eden antikor benzeri ilaçlar geliştirmek. Bu hedefe bir kaç ay içinde ulaşabilirsek kendimizi başarılı hissedebiliriz. Kullanacağımız silahları tasarladık. Yakında imalat aşamasına geçeceğiz’ diyor. Orhan Bursalı sordu, Öztürk yanıtladı. Korana günlerinde ev hijyeni Koronavirüsün yüzeylerde ne kadar süre kaldığı ve bu yüzeylerin nasıl dezenfekte edileceği konusunda birçok görüş var. Ancak yanlış bildiğiniz ve uyguladığınız bazı şeyler hayatınızı tehlikeye atabilir. İşte birkaç soru ve analizle virüsle mücadelenin hijyen yönü. Tanol Türkoğlu ‘Temel soru artık şu: “Bu işi yapmak için fiziksel olarak bir araya gelmemiz gerekiyor mu?’ diye soruyor dijitalin ikinci keşfi başlıklı yazısında. Dijital Çiftlikler, IBM’nin nasıl kendi yarattığı canavara yenik düşmesi, internet yasakları ve daha bir dijital dünya gelişmesi Tanol Türkoğlu’nun Dijitalem’inde&#8230; Prof. Dr. Güven Erbil Korana günlerinde bilim ve bilimselliğin üzerine yazdı&#8230; Bunama ile ilgili bir süredir sürdürdüğümüz yazı serisinde bu hafta zihni bulanık kişinin bakımının nasıl yapılması gerektiğini okuyacaksınız. Mustafa Çetiner “el yıkamanın babası” olarak tanımlanan Doktor Ignaz Philipp Semmelweis’ı yazdı. Semmelweiss, bize bilimsel olarak “ellerinizi yıkayın“ diyen ve bu nedenle de büyük bir bedel ödemek zorunda kalmış, idealist bir bilim insanıydı. Hazin ve düşündürücü bir öyküsü var. ‘Düşünce Özgürdür’ başlıklı yazısında Doğan Kuban hoca müziğin özgürleştirici rolünü irdeliyor. Ali Akurgal aynı köşeyi dönüşümlü paylaştığı Müfit Aksoy ile “Ulusal teknoloji politikamızı oluşturmaya sıra gelmedi mi?” tartışmasını tatlı tatlı sürdürüyor&#8230; Efendim, Akurgal geçen yıl bir iddia ile ortaya çıkmıştı: “öyle bir sıfırdan teknoloji yaratırım ki, devrimci olur, kullanılması çok ekonomik yarar getirir ama bizim 5 babayiğit dönüp bakmaz bile” demişti. O yarattı patentini aldı ama dediği gibi dönüp bakan olmadı. Bundan sonra ne olacağını ise şöyle anlatıyor: Patent Türkiye’de geçerli olacak, biz Türk firmaları bunu kullanmayacağız, ama tüm ayrıntıları patentte yer aldığı için isteyen yabancı, 5 kuruş ödemeden bunu kullanabilecek. Sizler de o arabaları alıp paşa paşa süreceksiniz&#8230; Prof. Dr. Lale Akarun yüksek öğretimde kadın nerede yazısında kadın akademisyen verilerini değerlendirirken bir de öneride bulunuyor; artık düzenli olarak “akademide kadın katılımı endeksi” yayınlanmasını&#8230; Çocuklar için oyunun önemi Kültür Üniversitesi’nden Psikoloji Bölümü’nden Dr. Melis Yıldırım çocuğun hayatında oyunun önemini ve anne babaların yapması gerekenleri yazdı. ‘Çoğu anne baba, çocuklarının elinden akıllı telefonu hiç düşürmediğinden şikâyet ederken kendilerine dönüp hiç öz eleştiri yapmazlar’ diyerek&#8230; Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Sekreteri Mümin Yıldırım ve Tanıtım Sorumlusu Hatice Yıldırım geçen hafta başlattıkları Genç Bilim İnsanları BİSEP yazısını bu hafta da sürdürdüler. Atılım Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Mimarlık Fakültesi’nden Gizem Kucak Toprak’ın son derece ilginç bir yazısı var. “Mekanı yazı ile anlatmak: Bir köy, bir ev, bir ihtiyar’.. Düşler gerçekten içimizdeki gizleri ortaya çıkarıyor mu? Düşlerimiz uyanıkken kafamızdan geçen düşüncelerin ve kaygıların uzantıları. Araştırmalar düşlerin genelde günlük yaşamlarımızla ilgili olası ve akla yatkın öykülerden oluştuğunu gösteriyor. Dergimizde&#8230; Bilim ve Beslenme’de geleneksel Çin tıbbının ‘kılavuz ilacı’ olarak kabul gören Meyankökü var. Denizleri virüslerden temizleyen canlılar hangileri? Kentlere uyum sağlayan kuşların sırrı ne? Murat Altaş’ın hazırladığı Hayvanlar Dünyası sayfamızda.. HBT, okurlarımızın bir kısmının belki de dergiye ulaşmakta zorlandığı bu zor günlerde yayına ara vermeyi düşünmüyor. Biliyoruz bizi etkileyecek, ama yayını hep sürdüreceğiz, sizlerin desteğiyle. Okurlarımıza kolaylık olsun diye, yüzde 10 indirimli dijital abonelik de öneriyoruz. Bilimle aydınlığa çıkacağız. Gelecek Cuma yeniden birlikte olacağız Sevgiyle kalın, bilimde kalın&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/koronavirusten-herkese-mektup-var">Koronavirüsten herkese mektup var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-18038" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/210-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/210-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/210-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/210.jpg 1654w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Koronavirüsten mektup var&#8230;Öyle ya haftalardır tek ve en yaşamsal gündem maddemiz, ölümcül korkumuz, acımız, kısıtlanan özgürlüğümüz&#8230; Ey insanoğlu önce beni, kendini, evrimi ve evreni tanı diye başlıyor mektubuna&#8230; Prof. Dr. Şefik Alkan mektubu kaleme alan kişi. Bir bilim adamı, aşılar ve bağışıklık üzerine önemli çalışmaları var. Ve ‘Bağışıklığı Anlamak” adlı bir de kitabı.</p>
<p><strong>En önemli konu bağışıklık </strong></p>
<p>Bağışıklık sistemimiz bizlerle birlikte yaşlanıyor ve zayıf düşüyor. Araştırmalar kişinin immün yaşının kronolojik yaşından önemli olduğunu ortaya koyuyor. 60 yaş bağışıklık sistemi için bir dönüm noktası. Bu yaştaki bazı insanların bağışıklık yaşı 40 olabilirken, başkalarınınki 80’e çıkabiliyor. Ve iyi haber bu gidişatı tersine çevirecek çok sayıda çözüm var. Reyhan Oksay derledi&#8230;</p>
<p>Son araştırmalar COVİD-19’un gripten 20 kat daha öldürücü ve bulaşıcı olduğunu, Ebola’dan çok daha tehlikeli olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün, diğer salgınlarla mücadele için daha düşük bütçeler talep ederken, yeni koronavirüsle<br />
mücadele için 675 milyon dolar gibi daha yüksek bir bütçe talep etmesi ve Covid-19’un bulaştığında ölüm oranı düşük olmasına rağmen daha çok insanı enfekte edebilmesi, devam eden salgının boyutunu ortaya koyuyor. Batuhan Sarıcan derledi.</p>
<p><strong>Neden Evde Kal Türkiye?</strong> Sosyal Yalıtım Sağlanmazsa Kovid Salgınının nasıl gelişeceği üzerine matematiksel<br />
modellemelerden birini de MEF Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ahmet Giz hazırladı&#8230; Önemli bir grafik bilgi var. Ülkelerin<br />
sıkı karantina kararlarını ölü sayıları kaça çıktığında aldıklarına ve bunun sonuçlarına ilişkin. Güney Kore, Hong Kong, Japonya, Singapur nasıl yayılımı sınırladı, salgın yavaşladı görüyoruz çarpıcı grafikte.</p>
<p>İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi ilaç ve aşı için devrede: Merkezin direktörü Prof. Dr. Mehmet Öztürk:”‘Birkaç ay içinde korona ilacı üretebiliriz. Hedeflerimizden birisi dolaşımdaki virüsü yakalayıp yok eden antikor benzeri ilaçlar geliştirmek. Bu hedefe bir kaç ay içinde ulaşabilirsek kendimizi başarılı hissedebiliriz. Kullanacağımız silahları tasarladık. Yakında imalat aşamasına geçeceğiz’ diyor. Orhan Bursalı sordu, Öztürk yanıtladı.</p>
<p><strong>Korana günlerinde ev hijyeni</strong></p>
<p>Koronavirüsün yüzeylerde ne kadar süre kaldığı ve bu yüzeylerin nasıl dezenfekte edileceği konusunda birçok görüş var. Ancak yanlış bildiğiniz ve uyguladığınız bazı şeyler hayatınızı tehlikeye atabilir. İşte birkaç soru ve analizle virüsle mücadelenin hijyen yönü.</p>
<p>Tanol Türkoğlu ‘Temel soru artık şu: “Bu işi yapmak için fiziksel olarak bir araya gelmemiz gerekiyor mu?’ diye soruyor dijitalin ikinci keşfi başlıklı yazısında. Dijital Çiftlikler, IBM’nin nasıl kendi yarattığı canavara yenik düşmesi, internet yasakları ve daha bir dijital dünya gelişmesi Tanol Türkoğlu’nun Dijitalem’inde&#8230;</p>
<p>Prof. Dr. Güven Erbil Korana günlerinde bilim ve bilimselliğin üzerine yazdı&#8230; Bunama ile ilgili bir süredir sürdürdüğümüz yazı serisinde bu hafta zihni bulanık kişinin bakımının nasıl yapılması gerektiğini okuyacaksınız.<br />
Mustafa Çetiner “el yıkamanın babası” olarak tanımlanan Doktor Ignaz Philipp Semmelweis’ı yazdı. Semmelweiss,<br />
bize bilimsel olarak “ellerinizi yıkayın“ diyen ve bu nedenle de büyük bir bedel ödemek zorunda kalmış, idealist bir bilim insanıydı. Hazin ve düşündürücü bir öyküsü var. ‘Düşünce Özgürdür’ başlıklı yazısında Doğan Kuban hoca müziğin özgürleştirici rolünü irdeliyor.</p>
<p>Ali Akurgal aynı köşeyi dönüşümlü paylaştığı Müfit Aksoy ile “Ulusal teknoloji politikamızı oluşturmaya sıra gelmedi mi?” tartışmasını tatlı tatlı sürdürüyor&#8230; Efendim, Akurgal geçen yıl bir iddia ile ortaya çıkmıştı: “öyle bir sıfırdan teknoloji yaratırım ki, devrimci olur, kullanılması çok ekonomik yarar getirir ama bizim 5 babayiğit dönüp bakmaz bile” demişti. O yarattı patentini aldı ama dediği gibi dönüp bakan olmadı. Bundan sonra ne olacağını ise şöyle anlatıyor: Patent Türkiye’de geçerli olacak, biz Türk firmaları bunu kullanmayacağız, ama tüm ayrıntıları patentte yer aldığı için isteyen yabancı, 5 kuruş ödemeden bunu kullanabilecek. Sizler de o arabaları alıp paşa paşa süreceksiniz&#8230;</p>
<p>Prof. Dr. Lale Akarun yüksek öğretimde kadın nerede yazısında kadın akademisyen verilerini değerlendirirken bir de öneride bulunuyor; artık düzenli olarak “akademide kadın katılımı endeksi” yayınlanmasını&#8230;</p>
<p><strong>Çocuklar için oyunun önemi</strong></p>
<p>Kültür Üniversitesi’nden Psikoloji Bölümü’nden Dr. Melis Yıldırım çocuğun hayatında oyunun önemini ve anne babaların yapması gerekenleri yazdı. ‘Çoğu anne baba, çocuklarının elinden akıllı telefonu hiç düşürmediğinden<br />
şikâyet ederken kendilerine dönüp hiç öz eleştiri yapmazlar’ diyerek&#8230;</p>
<p>Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Sekreteri Mümin Yıldırım ve Tanıtım Sorumlusu Hatice Yıldırım<br />
geçen hafta başlattıkları Genç Bilim İnsanları BİSEP yazısını bu hafta da sürdürdüler. Atılım Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Mimarlık Fakültesi’nden Gizem Kucak Toprak’ın son derece ilginç bir yazısı var. “Mekanı yazı ile anlatmak: Bir köy, bir ev, bir ihtiyar’.. Düşler gerçekten içimizdeki gizleri ortaya çıkarıyor mu? Düşlerimiz uyanıkken kafamızdan geçen düşüncelerin ve kaygıların uzantıları. Araştırmalar düşlerin genelde günlük yaşamlarımızla ilgili olası ve akla yatkın öykülerden oluştuğunu gösteriyor. Dergimizde&#8230;</p>
<p>Bilim ve Beslenme’de geleneksel Çin tıbbının ‘kılavuz ilacı’ olarak kabul gören Meyankökü var. Denizleri virüslerden<br />
temizleyen canlılar hangileri? Kentlere uyum sağlayan kuşların sırrı ne? Murat Altaş’ın hazırladığı Hayvanlar Dünyası sayfamızda..</p>
<p>HBT, okurlarımızın bir kısmının belki de dergiye ulaşmakta zorlandığı bu zor günlerde yayına ara vermeyi düşünmüyor. Biliyoruz bizi etkileyecek, ama yayını hep sürdüreceğiz, sizlerin desteğiyle. Okurlarımıza kolaylık olsun diye, yüzde 10 indirimli dijital abonelik de öneriyoruz.</p>
<p>Bilimle aydınlığa çıkacağız. Gelecek Cuma yeniden birlikte olacağız Sevgiyle kalın, bilimde kalın&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/koronavirusten-herkese-mektup-var">Koronavirüsten herkese mektup var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18044</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HBT Dergi 210. Sayı – 3 Nisan 2020</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-210-sayi-3-nisan-2020</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2020 12:23:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergi Sayıları]]></category>
		<category><![CDATA[bunamak]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[hijyen]]></category>
		<category><![CDATA[kan grubu]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>
		<category><![CDATA[tekerlek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=18025</guid>

					<description><![CDATA[<p>Koronadan herkese mektup var: Bu savaş nereden çıktı bilin istiyorum! Mehmet Öztürk: Birkaç ay içinde korona ilacı üreteceğiz! Bağışıklık sistemimizi gençleştirmek elimizde Neden evde kalmalıyız? &#8211; Ahmet Giz Toplumun tam izolasyonu olmazsa durum vahim! Hangi ülke karantina kararını hangi aşamada aldı? Virüsle mücadelede ev hijyeni Düşünce özgürdür! &#8211; Doğan Kuban Dijitalin (ikinci) keşfi &#8211; Tanol Türkoğlu Bilim Teknoloji politikaları &#8211; Ali Akurgal El yıkamak deyince Dr. Semmelweiss &#8211; Mustafa Çetiner Yükseköğretimde kadın nerede? &#8211; Lale Akarun Tam da yeri gelmişken bilim &#8211; Güven Erbil 5 Babayiğit, “YERLİ VE MİLLİ TEKERLEK” neden istemiyorsunuz? &#8211; Orhan Bursalı Dijitalem: Dijital çiftlik Kayıp kıtanın bir parçası bulundu Dilimiz üzerinde hangi mikrop nerede bulunuyor? Herkese verilebilecek evrensel kan geliştiriliyor Modern kuşların en eski atası bulundu Meyankökü: Geleneksel Çin Tıbbı’nın ‘kılavuz ilacı’ Genç bilim insanları BİSEP Proje yarısmasıyla bilim dünyasına adım atıyor Çocuğun hayatında oyun &#8211; Melis Seray Özden Yıldırım Mekânı yazı ile anlatmak: Bir köy, bir ev, bir ihtiyar (1) &#8211; Gizem Kuçak Toprak Düşler gerçekten içimizdeki gizleri ortaya çıkarıyor mu? Bunamak kaderiniz değil (3) &#8211; Zihni bulanık bir kişinin bakımı nasıl olmalı? Denizleri virüslerden temizleyen canlılar Kentlere uyum sağlayan kuşların sırrı ne? Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-210-sayi-3-nisan-2020">HBT Dergi 210. Sayı – 3 Nisan 2020</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-18038" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/210-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/210-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/210-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/210.jpg 1654w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Koronadan herkese mektup var: Bu savaş nereden çıktı bilin istiyorum!<br />
Mehmet Öztürk: Birkaç ay içinde korona ilacı üreteceğiz!<br />
Bağışıklık sistemimizi gençleştirmek elimizde<br />
Neden evde kalmalıyız? &#8211; Ahmet Giz<br />
Toplumun tam izolasyonu olmazsa durum vahim!<br />
Hangi ülke karantina kararını hangi aşamada aldı?<br />
Virüsle mücadelede ev hijyeni<br />
Düşünce özgürdür! &#8211; Doğan Kuban<br />
Dijitalin (ikinci) keşfi &#8211; Tanol Türkoğlu<br />
Bilim Teknoloji politikaları &#8211; Ali Akurgal<br />
El yıkamak deyince Dr. Semmelweiss &#8211; Mustafa Çetiner<br />
Yükseköğretimde kadın nerede? &#8211; Lale Akarun<br />
Tam da yeri gelmişken bilim &#8211; Güven Erbil<br />
5 Babayiğit, “YERLİ VE MİLLİ TEKERLEK” neden istemiyorsunuz? &#8211; Orhan Bursalı<br />
Dijitalem: Dijital çiftlik<br />
Kayıp kıtanın bir parçası bulundu<br />
Dilimiz üzerinde hangi mikrop nerede bulunuyor?<br />
Herkese verilebilecek evrensel kan geliştiriliyor<br />
Modern kuşların en eski atası bulundu<br />
Meyankökü: Geleneksel Çin Tıbbı’nın ‘kılavuz ilacı’<br />
Genç bilim insanları BİSEP Proje yarısmasıyla bilim dünyasına adım atıyor<br />
Çocuğun hayatında oyun &#8211; Melis Seray Özden Yıldırım<br />
Mekânı yazı ile anlatmak: Bir köy, bir ev, bir ihtiyar (1) &#8211; Gizem Kuçak Toprak<br />
Düşler gerçekten içimizdeki gizleri ortaya çıkarıyor mu?<br />
Bunamak kaderiniz değil (3) &#8211; Zihni bulanık bir kişinin bakımı nasıl olmalı?<br />
Denizleri virüslerden temizleyen canlılar<br />
Kentlere uyum sağlayan kuşların sırrı ne?</p>
<p><a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/">Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-210-sayi-3-nisan-2020">HBT Dergi 210. Sayı – 3 Nisan 2020</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18025</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mikropsuz yaşam hasta ediyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/mikropsuz-yasam-hasta-ediyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Sep 2019 14:15:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hijyen]]></category>
		<category><![CDATA[mikrop]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15131</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Mustafa Çetiner, bağışıklık sistemi ve mikroplar arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Bağışıklık sistemimiz neden bizim sigortamız? Alerjik hastalıklarla steril ortamlar arasında nasıl bir bağ var?</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/mikropsuz-yasam-hasta-ediyor">Mikropsuz yaşam hasta ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Mustafa Çetiner, bağışıklık sistemi ve mikroplar arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Bağışıklık sistemimiz neden bizim sigortamız? Alerjik hastalıklarla steril ortamlar arasında nasıl bir bağ var?</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/mikropsuz-yasam-hasta-ediyor">Mikropsuz yaşam hasta ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15131</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ruh ve beden sağlığımız için bedava ilaç: Gün ışığı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/ruh-ve-beden-sagligimiz-icin-bedava-ilac-gun-isigi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Jul 2019 14:00:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[doğu akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[gün ışığı]]></category>
		<category><![CDATA[hijyen]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[mühendislik]]></category>
		<category><![CDATA[post-truth]]></category>
		<category><![CDATA[sma]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[yerli otomobil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14534</guid>

					<description><![CDATA[<p>Taş devri insanından bu yana vücudumuzun çalışma mekanizması köklü bir değişim geçirmedi. Bilim insanları, sağlıklı bir yaşamın ipuçlarının binlerce yıl önce yaşamış atalarımızın yaşam tarzında aramamız gerektiğini ileri sürüyor. İlkel yaşamın en önemli girdilerinden biri bol miktarda gün ışığına maruz kalmaktı. Yapay aydınlatmanın olmadığı o dönemlerde insanlar, bütün günü dışarıda geçiriyor; karanlık basınca da mağaralarına girip uyuyorlardı. Oysa modern yaşam koşulları insanları neredeyse tamamen yapay ışığa mahkûm ediyor. Sonuçta sirkadiyen saatimizin ritmi bozuluyor. Buna bağlı olarak ruh ve beden sağlığımız teklemeye başlıyor. Çare, kısa süreliğine bile olsa gün ışığına çıkmak, kapalı mekânlarda da gün ışığına yakın bir aydınlanma düzenine geçmek. Gün ışığından en çok nasıl yararlanırsınız dahil, dosyamızda bu konuyu pek çok yönüyle okuyacaksınız. İnsan cinsi yok olabilir, eğer akıl devre dışı kalırsa.. Doğan Kuban bu kez toplumu, gençleri evrensel bir tehlike karşısında ne gibi önlemler almaları gerektiği konusunda düşünmeye davet ediyor. Bunun için öncelikle toplumu iklim değişikliğinin sonuçları konusunda aydınlatmanın büyük önemine vurgu yaparken, insan cinsinin yok olabileceğine dikkat çekiyor. Bu açıdan en büyük ayrıcalığımız olan düşünme ve aklı kullanmak birinci derecede önemli hale geliyor. Bunları kullanmazsak, diğer canlılardan bir farkımız kalır mı? Son günlerde ülke gündeminin ilk sıralarında yer alan Doğu Akdeniz’de doğal gaz arama faaliyetlerinin yarattığı sorunlar, resmi görüşmeler katılan Jeolog Esen Arpat tarafından özetleniyor. Arpat’ın daha geniş değerlendirmesini portalımızda okuyabilirsiniz. Erdal Musoğlu, mühendislik ve teknoloji dünyasında teori ve pratiğin rolüne değiniyor ve bu birbirine zıt olduğu düşünülen iki kavramın aslında birbirini nasıl tamamladığına dikkat çekiyor. Ali Akurgal hepimizin merak ettiği elektrikli yerli araç girişiminden sızan bilgileri bize aktarıyor. Haberlerin iyi olduğu müjdesini verdikten sonra üretimde ve sonrasında yaşanması olası darboğazları anlatıyor. Gelelim hepimizin her gün karşılaştığı önemli soruna: Hangi yağ, hangi pişirme yöntemine daha uygun? Burada kritik nokta, yağların yanmaya başladığı eşiğin bilinmesi. Bahçeşehir Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’ndan Fırat Kara, sağlık sistemlerindeki liderlik şeklini tartışmaya açıyor. Bu sektörde aranılan liderlik tipini dönüşümcü liderlik olarak tanımlayan Kara, bunun için de aranılan özelliklerin karizma, motivasyon ve entelektüel birikim olduğunu söylüyor. Mustafa Çetiner tıbbın en eski tartışma konularından biri olan hijyen ve bağışıklık sistemimiz arasındaki ilişkiye parmak basıyor. Devamını haftaya okuyacaksınız. “Post-truth” çağında savaş Tanol Türkoğlu bu hafta hakikat ötesi dünyada kazara savaş çıkabileceğine, binlerin, milyonların yanlışlıkla ölebileceğine değiniyor. Ancak bu durum o kadar karmaşık süreçler sonucunda çıkacak ki her şeyin büyük bir hata olduğu belki de hiçbir zaman anlaşılmayacak diyor. Dr. Eşref Atabey ve İbrahim Kiraz Dalaman/Karaağaç-Göcek orman yangınında bilgisizlik ve ihmal bulunduğunu vurguluyor. Basında yer aldığı gibi başka nedenlerin olasılık dışı olduğunu söylüyor. Ahmet Yavuz, Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’ndaki önemli kilometre taşları dizisine devam ediyor. Bu sayıda “Erzurum’da asi bir paşa” başlıklı yazısında M. Kemal’in Padişah’ın İngilizlerle birlikte belirledikleri rotanın dışına çıkarak Erzurum Kongresini 23 Temmuz tarihinde toplamasını anlatıyor. Gelecek hafta Sivas Kongresi’ne geçeceğiz. Amerika’da yapılan CureSMA konferansına katılan İpek Badırgalı, SMA hastalarına umut veren yeni ilaç tedavilerini anlatıyor. Hande Emin Benli ise yapay zekânın politik ekonomisinin nasıl okunması gerektiğini açıklıyor. Geçen haftalarda Mora Adası’ndaki Apidima Mağarası’nda en eski Avrupalı Homo sapiens fosilinin bulunması paleontoloji alanındaki yerleşik görüşleri temelinden sarstı. Dolunay’da bazı insanların kurt adam olduğu bir efsane, ama bilim, Ay ışığında hayvan davranışlarının kökten değiştiğini gösteriyor. Ünlü yazar ve bilim insanı Jared Diamond son kitabı Upheaval’da ulusların kriz ve değişikliklerle nasıl başa çıkabildiğine ışık tutuyor. New Scientist dergisinin kendisi ile yaptığı söyleşiye yer veriyoruz. Günümüzün hastalıklı toplumlarının nasıl tedavi edileceğine ilişkin ilginç görüşleri var. Özge Özkök ‘Sosyal medya ve dönüşen ün kavramı’ başlıklı yazısında sanal fenomenlerin bu kadar etkili olmasının nedenlerine ışık tutuyor. Biz her hafta buradayız. Sizlerin katkısı ile bu aydınlanma büyüyecek ve genişleyecek. Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle ve bilimle kalın… *** ÇYDD&#8217;li 11 öğrenciye daha hediye abonelik Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği&#8217;nden burs alan 100 öğrencinin dijital dergi aboneliği isteklerini siz okurlarımıza aktarmıştık. Bu hafta da okurlarımız 11 gence dijital abonelik hediye ettiler. Birer öğrenciye dergi aboneliği hediye eden Musa Tufan, Emine Durgun, Mehmet Aydın Özbay, Cenk Tekin, Ali Uğur Çağal ve Lütfi Seçinti&#8217;ye desteklerinden dolayı çok teşekkür ederiz. Ayrıca isminin açıklanmasını istemeyen bir okurumuz 3 öğrencinin, 2 okurumuz da birer öğrencinin aboneliklerini gerçekleştirdiler. Böylece 91 öğrenci sizlerin desteğiyle HBT okurları arasına katılmış oldu. İlgilenenler için e-posta adresimizi tekrar edelim: info@herkesebilimteknoloji.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/ruh-ve-beden-sagligimiz-icin-bedava-ilac-gun-isigi">Ruh ve beden sağlığımız için bedava ilaç: Gün ışığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-14527" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/174-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/174-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/174-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/174.jpg 1654w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Taş devri insanından bu yana vücudumuzun çalışma mekanizması köklü bir değişim geçirmedi. Bilim insanları, sağlıklı bir yaşamın ipuçlarının binlerce yıl önce yaşamış atalarımızın yaşam tarzında aramamız gerektiğini ileri sürüyor.</p>
<p>İlkel yaşamın en önemli girdilerinden biri bol miktarda gün ışığına maruz kalmaktı. Yapay aydınlatmanın olmadığı o dönemlerde insanlar, bütün günü dışarıda geçiriyor; karanlık basınca da mağaralarına girip uyuyorlardı. Oysa modern yaşam koşulları insanları neredeyse tamamen yapay ışığa mahkûm ediyor. Sonuçta sirkadiyen saatimizin ritmi bozuluyor. Buna bağlı olarak ruh ve beden sağlığımız teklemeye başlıyor. Çare, kısa süreliğine bile olsa gün ışığına çıkmak, kapalı mekânlarda da gün ışığına yakın bir aydınlanma düzenine geçmek.</p>
<p>Gün ışığından en çok nasıl yararlanırsınız dahil, dosyamızda bu konuyu pek çok yönüyle okuyacaksınız.</p>
<p><strong>İnsan cinsi yok olabilir, eğer akıl devre dışı kalırsa..</strong></p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong> bu kez toplumu, gençleri evrensel bir tehlike karşısında ne gibi önlemler almaları gerektiği konusunda düşünmeye davet ediyor. Bunun için öncelikle toplumu iklim değişikliğinin sonuçları konusunda aydınlatmanın büyük önemine vurgu yaparken, insan cinsinin yok olabileceğine dikkat çekiyor. Bu açıdan en büyük ayrıcalığımız olan düşünme ve aklı kullanmak birinci derecede önemli hale geliyor. Bunları kullanmazsak, diğer canlılardan bir farkımız kalır mı?</p>
<p>Son günlerde ülke gündeminin ilk sıralarında yer alan Doğu Akdeniz’de doğal gaz arama faaliyetlerinin yarattığı sorunlar, resmi görüşmeler katılan Jeolog <strong>Esen Arpat</strong> tarafından özetleniyor. Arpat’ın daha geniş değerlendirmesini portalımızda okuyabilirsiniz.</p>
<p><strong>Erdal Musoğlu, </strong>mühendislik ve teknoloji dünyasında teori ve pratiğin rolüne değiniyor ve bu birbirine zıt olduğu düşünülen iki kavramın aslında birbirini nasıl tamamladığına dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Ali Akurgal</strong> hepimizin merak ettiği elektrikli yerli araç girişiminden sızan bilgileri bize aktarıyor. Haberlerin iyi olduğu müjdesini verdikten sonra üretimde ve sonrasında yaşanması olası darboğazları anlatıyor.</p>
<p>Gelelim hepimizin her gün karşılaştığı önemli soruna: Hangi yağ, hangi pişirme yöntemine daha uygun? Burada kritik nokta, yağların yanmaya başladığı eşiğin bilinmesi.</p>
<p>Bahçeşehir Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’ndan <strong>Fırat Kara</strong>, sağlık sistemlerindeki liderlik şeklini tartışmaya açıyor. Bu sektörde aranılan liderlik tipini dönüşümcü liderlik olarak tanımlayan Kara, bunun için de aranılan özelliklerin karizma, motivasyon ve entelektüel birikim olduğunu söylüyor.</p>
<p>Mustafa Çetiner tıbbın en eski tartışma konularından biri olan hijyen ve bağışıklık sistemimiz arasındaki ilişkiye parmak basıyor. Devamını haftaya okuyacaksınız.</p>
<p><strong>“<em>Post-truth</em>” çağında savaş</strong></p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu</strong> bu hafta <strong>hakikat ötesi dünyada</strong> kazara savaş çıkabileceğine, binlerin, milyonların yanlışlıkla ölebileceğine değiniyor. Ancak bu durum o kadar karmaşık süreçler sonucunda çıkacak ki her şeyin büyük bir hata olduğu belki de hiçbir zaman anlaşılmayacak diyor.</p>
<p><strong>Dr. Eşref Atabey ve İbrahim Kiraz</strong> Dalaman/Karaağaç-Göcek orman yangınında bilgisizlik ve ihmal bulunduğunu vurguluyor. Basında yer aldığı gibi başka nedenlerin olasılık dışı olduğunu söylüyor.</p>
<p><strong>Ahmet Yavuz, </strong>Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’ndaki önemli kilometre taşları dizisine devam ediyor. Bu sayıda “Erzurum’da asi bir paşa” başlıklı yazısında M. Kemal’in Padişah’ın İngilizlerle birlikte belirledikleri rotanın dışına çıkarak Erzurum Kongresini 23 Temmuz tarihinde toplamasını anlatıyor. Gelecek hafta Sivas Kongresi’ne geçeceğiz.</p>
<p>Amerika’da yapılan <em>CureSMA</em> konferansına katılan <strong>İpek Badırgalı, </strong>SMA hastalarına umut veren yeni ilaç tedavilerini anlatıyor. <strong>Hande Emin Benli</strong> ise yapay zekânın politik ekonomisinin nasıl okunması gerektiğini açıklıyor.</p>
<p>Geçen haftalarda Mora Adası’ndaki <strong>Apidima Mağarası’</strong>nda en eski Avrupalı <em>Homo sapiens</em> fosilinin bulunması paleontoloji alanındaki yerleşik görüşleri temelinden sarstı.</p>
<p>Dolunay’da bazı insanların kurt adam olduğu bir efsane, ama bilim, Ay ışığında hayvan davranışlarının kökten değiştiğini gösteriyor.</p>
<p>Ünlü yazar ve bilim insanı <strong>Jared Diamond</strong> son kitabı <em>Upheaval</em>’da ulusların kriz ve değişikliklerle nasıl başa çıkabildiğine ışık tutuyor. <em>New Scientist</em> dergisinin kendisi ile yaptığı söyleşiye yer veriyoruz. Günümüzün hastalıklı toplumlarının nasıl tedavi edileceğine ilişkin ilginç görüşleri var.</p>
<p><strong>Özge Özkök</strong> ‘Sosyal medya ve dönüşen ün kavramı’ başlıklı yazısında sanal fenomenlerin bu kadar etkili olmasının nedenlerine ışık tutuyor.</p>
<p>Biz her hafta buradayız. Sizlerin katkısı ile bu aydınlanma büyüyecek ve genişleyecek.</p>
<p>Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle ve bilimle kalın…</p>
<p>***</p>
<p><strong>ÇYDD&#8217;li 11 öğrenciye daha hediye abonelik</strong></p>
<p>Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği&#8217;nden burs alan 100 öğrencinin dijital dergi aboneliği isteklerini siz okurlarımıza aktarmıştık. Bu hafta da okurlarımız 11 gence dijital abonelik hediye ettiler.</p>
<p>Birer öğrenciye dergi aboneliği hediye eden Musa Tufan, Emine Durgun, Mehmet Aydın Özbay, Cenk Tekin, Ali Uğur Çağal ve Lütfi Seçinti&#8217;ye desteklerinden dolayı çok teşekkür ederiz. Ayrıca isminin açıklanmasını istemeyen bir okurumuz 3 öğrencinin, 2 okurumuz da birer öğrencinin aboneliklerini gerçekleştirdiler. Böylece 91 öğrenci sizlerin desteğiyle HBT okurları arasına katılmış oldu. İlgilenenler için e-posta adresimizi tekrar edelim: <a href="mailto:info@herkesebilimteknoloji.com">info@herkesebilimteknoloji.com</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/ruh-ve-beden-sagligimiz-icin-bedava-ilac-gun-isigi">Ruh ve beden sağlığımız için bedava ilaç: Gün ışığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14534</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
