<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ırkçılık arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/irkcilik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/irkcilik</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Sun, 28 Oct 2018 16:23:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Irkçılığın sürmesinde bilinçdışı ön yargılar da var</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/irkciligin-surmesinde-bilincdisi-on-yargilar-da-var</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 May 2018 09:45:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçaltı]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçdışı]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçı]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[ön yargı]]></category>
		<category><![CDATA[polis]]></category>
		<category><![CDATA[siyah]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=10067</guid>

					<description><![CDATA[<p>2016&#8217;da ABD’nin Louisiana ve Minnesota eyaletlerinde iki siyahi adamın polis tarafından vurularak öldürülmesi, bu ülkede polislerin ırkçı bir tavır sergiliyor olabilecekleri konusunu yeniden gündeme getirdi. Ne var ki, uzmanlar ırkçılığın yalnızca bu meslek grubuyla sınırlı kalmadığına ve kendilerini ırkçı olarak değerlendirmeyen insanların bile bilinçdışı birtakım ön yargılara sahip olabileceğine dikkat çekiyor. New York Üniversitesi ruhbilim uzmanlarından David Amodio, bilinçdışı ırkçılığın gizli/örtük ön yargı adıyla bilinen ruhsal olgunun bir örneği olduğuna dikkat çekiyor. Amodio insanlardaki gizli ön yargıların temelinde kişisel deneyimleri ya da inançlarından çok, kitle iletişim araçlarına yansıtılan siyahiler ve daha başka azınlıklarla ilgili görüntülere benzer toplumsal iletilerin yattığını belirtiyor. Bilim insanları gizli ön yargıları ABD’deki sivil haklar hareketi sırasında araştırmaya başladı. Amodio, bu hareket geliştikçe araştırmaların ülkede yaşayan insanların farklı ırklardan bireylere yönelik davranışlarında da giderek bir iyileşme olduğunu, siyahlara çok daha olumlu tavırlarla yaklaştıklarını belirten beyazların sayısının her geçen gün daha da arttığını ortaya koyduğunu dile getiriyor. Ne var ki, ayrımcı davranış örneklerinde görünürde pek bir değişiklik meydana gelmediğine de tanık olunuyor. Amodio insanların, ön yargılara karşı çıksalar bile, kafalarının bir yerinde siyahlara ya da başka azınlıklara karşı güçlü birtakım olumsuz duygular besledikleri sonucuna ulaşıldığını, o günden beri yapılan beyin ve insan davranışlarıyla ilgili araştırmaların gizli ön yargıların ciddi bir sorun oluşturduğuna işaret ettiğini söylüyor. Silahlar patlıyor “Ateş etme görevi” adı verilen bir deney kapsamında katılımcılardan silahlı adam görüntülerine ateş etmeleri ve bu süreçte ellerinde kutu içecek ya da el aygıtları olan silahsız adam görüntülerini vurmaktan kaçınmaları istendi. Gelgelelim, bu tür deneyler kapsamında katılımcıların sürekli olarak silahlı siyah erkekleri silahlı beyaz erkeklerden çok daha hızlı bir biçimde “vurduğuna” tanık olundu. Yapılan çeşitli araştırmalarda hep aynı sonuca ulaşıldı. Dahası, araştırmalar katılımcıların genelde silahlı beyazlardan daha çok silahlı siyahları ve silahsız beyazlardan çok silahsız siyahları vurma eğiliminde olduğunu ortaya koydu. Uzmanlar hem beyazlarda, hem de siyahlarda gizli ön yargılara işaret eden veriler elde etti. 2002 yılında yapılan ve Journal of Personality and Social Psychology dergisinde yayımlanan bir araştırma, gerek Afro-Amerikalı, gerekse beyaz deneklerin eşit düzeyde ön yargılı olduğunu gözler önüne serdi. 2012 yılında Emotion dergisinde yayımlanan bir başka araştırma da kaygı ve korku duyguları yaşayan güçlü konumdaki insanlarda gizli ön yargıların genelde çok daha ağır bastığını ortaya koydu. Amodio, “Korku ile güç bir araya geldiğinde ve buna bir de silah eklendiğinde gerçekten tehlikeli bir karışım yaratılmış olur” diyor. Gizli ön yargıların taşması Amodio şu noktalara da işaret etti: *Gizli ön yargılar çok farklı koşullarda ortalığa dökülebilir. Söz gelimi, 2014 yılında yapılan bir araştırmada ekonominin kötüye gittiği söylenen kişiler genelde siyahları “daha da siyah” görüyor. *Gerçek yaşamda bu algı ayrımcılığa yol açabiliyor ve söz gelimi, ekonomik durgunluk dönemlerinde siyahların kredi almalarını daha da güçleştiriyor. *İnsanların başkalarını olumsuz duygularla bağdaştırıp belli sınıflara oturtmaları ve onlara farklı davranmaları eşitsizliğe yol açıyor. *Gizli ön yargılar eski çağlarda insanların birbirlerine bağlanıp yaşamda kalmalarına katkıda bulunmuş olabilir, ancak aileler, komşular ve uluslar bağlamında, her düzeyde karşılıklı bağlılık ve dayanışmanın büyük ölçüde var olduğu günümüz toplumlarında, bu durum tümden farklı bir boyut kazanıyor. Ön yargıların ayarlanması Söz konusu davranışın değiştirilmesi güç olmakla birlikte, bunu başarmanın çeşitli yolları da var. Amodio ve arkadaşları 2010 yılında yaptıkları bir araştırmada birtakım önlemlerin işe yarayabileceğine tanık oldular. Örneğin, ateş etme deneyinde, öncesinde kendilerinden “Birini gördüğümde, onun hangi ırktan olduğunu görmezden geleceğim!” tümcesini söyleyip yazmaları istenen katılımcıların silahsız siyah erkekleri vurma olasılığı çok daha düşük. “Ne zaman silahlı birini görürsem, onu vuracağım!” ve “Elinde silah dışında bir şey olan birini asla vurmayacağım!” türünde tümcelerin söylenip yazılması da deneyde yanlış kişilerin hedef alınmasını belli ölçüde azaltıyor. Gerçek hayatta farklı  Ne var ki, deneylerden elde edilen bu sonuçlar, laboratuvar ortamından uzaklaşıldığında çoğu zaman geçersiz oluyor. 2014 yılında yayımlanan bir yazısında şöyle diyor: “Gizli ön yargıların değiştirilmesi, özellikle de ırksal ön yargıların ve basmakalıp düşüncelerin sürekli pekiştirildiği bir kültürel ortamda son derece güçtür. Yine de, eyleme geçmeden önce enine boyuna düşünmeyi öğrenen insanların davranışlarını filtreden geçirmek suretiyle ön yargılarından sıyrılması da olası. Dizginlenerek değiştirilen davranışlar zamanla bir alışkanlığa dönüşebilir ve böylece beyindeki basmakalıp düşünceler de giderek silinmeye yüz tutabilir.” Rita Urgan  Kaynak: Live Science, 8 Temmuz 2016</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/irkciligin-surmesinde-bilincdisi-on-yargilar-da-var">Irkçılığın sürmesinde bilinçdışı ön yargılar da var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2016&#8217;da ABD’nin Louisiana ve Minnesota eyaletlerinde iki siyahi adamın polis tarafından vurularak öldürülmesi, bu ülkede polislerin ırkçı bir tavır sergiliyor olabilecekleri konusunu yeniden gündeme getirdi.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-10068 aligncenter" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/05/rscm-300x194.jpg" alt="" width="300" height="194" /></p>
<p>Ne var ki, uzmanlar ırkçılığın yalnızca bu meslek grubuyla sınırlı kalmadığına ve kendilerini ırkçı olarak değerlendirmeyen insanların bile bilinçdışı birtakım ön yargılara sahip olabileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p>New York Üniversitesi ruhbilim uzmanlarından <strong>David Amodio</strong>, bilinçdışı ırkçılığın gizli/örtük ön yargı adıyla bilinen ruhsal olgunun bir örneği olduğuna dikkat çekiyor. Amodio insanlardaki gizli ön yargıların temelinde kişisel deneyimleri ya da inançlarından çok, kitle iletişim araçlarına yansıtılan siyahiler ve daha başka azınlıklarla ilgili görüntülere benzer toplumsal iletilerin yattığını belirtiyor.</p>
<p>Bilim insanları gizli ön yargıları ABD’deki sivil haklar hareketi sırasında araştırmaya başladı. Amodio, bu hareket geliştikçe araştırmaların ülkede yaşayan insanların farklı ırklardan bireylere yönelik davranışlarında da giderek bir iyileşme olduğunu, siyahlara çok daha olumlu tavırlarla yaklaştıklarını belirten beyazların sayısının her geçen gün daha da arttığını ortaya koyduğunu dile getiriyor.</p>
<p>Ne var ki, ayrımcı davranış örneklerinde görünürde pek bir değişiklik meydana gelmediğine de tanık olunuyor.</p>
<p>Amodio insanların, ön yargılara karşı çıksalar bile, kafalarının bir yerinde siyahlara ya da başka azınlıklara karşı güçlü birtakım olumsuz duygular besledikleri sonucuna ulaşıldığını, o günden beri yapılan beyin ve insan davranışlarıyla ilgili araştırmaların <strong>gizli ön yargıların</strong> ciddi bir sorun oluşturduğuna işaret ettiğini söylüyor.</p>
<p><strong>Silahlar patlıyor</strong></p>
<p>“Ateş etme görevi” adı verilen bir deney kapsamında katılımcılardan silahlı adam görüntülerine ateş etmeleri ve bu süreçte ellerinde kutu içecek ya da el aygıtları olan silahsız adam görüntülerini vurmaktan kaçınmaları istendi.</p>
<p>Gelgelelim, bu tür deneyler kapsamında katılımcıların sürekli olarak silahlı siyah erkekleri silahlı beyaz erkeklerden çok daha hızlı bir biçimde “vurduğuna” tanık olundu. Yapılan çeşitli araştırmalarda hep aynı sonuca ulaşıldı.</p>
<p>Dahası, araştırmalar katılımcıların genelde silahlı beyazlardan daha çok silahlı siyahları ve silahsız beyazlardan çok silahsız siyahları vurma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Uzmanlar hem beyazlarda, hem de siyahlarda gizli ön yargılara işaret eden veriler elde etti. 2002 yılında yapılan ve <em>Journal of Personality and Social Psychology</em> dergisinde yayımlanan bir araştırma, gerek Afro-Amerikalı, gerekse beyaz deneklerin eşit düzeyde ön yargılı olduğunu gözler önüne serdi.</p>
<p>2012 yılında <em>Emotion</em> dergisinde yayımlanan bir başka araştırma da kaygı ve korku duyguları yaşayan güçlü konumdaki insanlarda gizli ön yargıların genelde çok daha ağır bastığını ortaya koydu.</p>
<p>Amodio, “Korku ile güç bir araya geldiğinde ve buna bir de silah eklendiğinde gerçekten tehlikeli bir karışım yaratılmış olur” diyor.</p>
<p><strong>Gizli ön yargıların taşması</strong></p>
<p>Amodio şu noktalara da işaret etti:</p>
<p>*Gizli ön yargılar çok farklı koşullarda ortalığa dökülebilir. Söz gelimi, 2014 yılında yapılan bir araştırmada ekonominin kötüye gittiği söylenen kişiler genelde siyahları “daha da siyah” görüyor.</p>
<p>*Gerçek yaşamda bu algı ayrımcılığa yol açabiliyor ve söz gelimi, ekonomik durgunluk dönemlerinde siyahların kredi almalarını daha da güçleştiriyor.</p>
<p>*İnsanların başkalarını olumsuz duygularla bağdaştırıp belli sınıflara oturtmaları ve onlara farklı davranmaları eşitsizliğe yol açıyor.</p>
<p>*Gizli ön yargılar eski çağlarda insanların birbirlerine bağlanıp yaşamda kalmalarına katkıda bulunmuş olabilir, ancak aileler, komşular ve uluslar bağlamında, her düzeyde karşılıklı bağlılık ve dayanışmanın büyük ölçüde var olduğu günümüz toplumlarında, bu durum tümden farklı bir boyut kazanıyor.</p>
<p><strong>Ön yargıların ayarlanması</strong></p>
<p>Söz konusu davranışın değiştirilmesi güç olmakla birlikte, bunu başarmanın çeşitli yolları da var. Amodio ve arkadaşları 2010 yılında yaptıkları bir araştırmada birtakım önlemlerin işe yarayabileceğine tanık oldular. Örneğin, ateş etme deneyinde, öncesinde kendilerinden “Birini gördüğümde, onun hangi ırktan olduğunu görmezden geleceğim!” tümcesini söyleyip yazmaları istenen katılımcıların silahsız siyah erkekleri vurma olasılığı çok daha düşük.</p>
<p>“Ne zaman silahlı birini görürsem, onu vuracağım!” ve “Elinde silah dışında bir şey olan birini asla vurmayacağım!” türünde tümcelerin söylenip yazılması da deneyde yanlış kişilerin hedef alınmasını belli ölçüde azaltıyor.</p>
<p><strong>Gerçek hayatta farklı</strong><strong> </strong></p>
<p>Ne var ki, deneylerden elde edilen bu sonuçlar, laboratuvar ortamından uzaklaşıldığında çoğu zaman geçersiz oluyor. 2014 yılında yayımlanan bir yazısında şöyle diyor:</p>
<p>“Gizli ön yargıların değiştirilmesi, özellikle de ırksal ön yargıların ve basmakalıp düşüncelerin sürekli pekiştirildiği bir kültürel ortamda son derece güçtür. Yine de, eyleme geçmeden önce enine boyuna düşünmeyi öğrenen insanların davranışlarını filtreden geçirmek suretiyle ön yargılarından sıyrılması da olası. Dizginlenerek değiştirilen davranışlar zamanla bir alışkanlığa dönüşebilir ve böylece beyindeki basmakalıp düşünceler de giderek silinmeye yüz tutabilir.”</p>
<p><strong>Rita Urgan </strong></p>
<p><strong>Kaynak: Live Science, 8 Temmuz 2016</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/irkciligin-surmesinde-bilincdisi-on-yargilar-da-var">Irkçılığın sürmesinde bilinçdışı ön yargılar da var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10067</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Harry Potter 20 yaşında oldu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/harry-potter-20-yasinda-oldu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Sep 2017 10:23:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe taşı]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[gelir]]></category>
		<category><![CDATA[gişe]]></category>
		<category><![CDATA[harry potter]]></category>
		<category><![CDATA[hollywood]]></category>
		<category><![CDATA[ingiltere]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[J.K.Rawling]]></category>
		<category><![CDATA[Joanne Kathleen Rawling]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[sevin okyay]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7905</guid>

					<description><![CDATA[<p>Harry Potter ve Felsefe Taşı 26 Haziran 1997’de yayınlandığında, kitabın dünya çapında 107 milyon satacağını kimse tahmin edemezdi. Adı sanı bilinmeyen birinin yazdığı çocuk masalını 12 yayıncı reddettikten sonra Londra’da Bloomsbury Yayınevi sadece 500 adet basmayı lütfen kabul etmişti. 20 yıl içinde HP romanları 504 milyon sattı. Ve halen satıyor. Yazar Joanne Kathleen Rawling milyoner oldu: Financial Times’a göre 900 milyon dolar. Bloomsbury, yazarın bir kadın olduğunun “anlaşılmaması” için, onu isminin baş harfleriyle tanıtmayı uygun bulmuştu. Bu nedenle yazar J.K.Rawling olarak biliniyor. 2007’de “son, en son” kitap yayınlandığında yine kimse, bunun “en son, son” olacağına inanmadı. Aslında evet, Rawling diziyi sürdürmedi, ama zaten on yılda 7 kitap ve 8 film çıkmıştı. Sadece filmlerin toplam gişe geliri 7.7 milyar doları buldu. 2016’ya geldiğimizde roman, tiyatroya “Lanetli Çocuk” adıyla uyarlandı: Londra’da tek bir oyunun uzun yıllar sürekli sahnelendiği Palace Tiyatrosu’na taşındı. Burada, Hazreti İsa’nın hayatına odaklanan müzikal 8 yıl, Victor Hugo’nun “Sefiller”inden yapılma müzikal 19 yıl aralıksız oynanmıştı. Lanetli Çocuk da öyle olabilir. Harry Potter ekonomisi British Museum 20 Ekim’de, ilk Potter’ın yayınlanmasının 20’inci yıldönümünde “Sihir Tarihi” adlı sergisini açıyor. Sergiyle eş zamanlı Bloomsbury Yayınevi iki kitap çıkartacak. Biri, serginin kataloğu, diğeri “Sihir Tarihinde Bir Yolculuk” başlığıyla astroloji ve simyadan bugüne sihir ve ilgili konularda tarihsel ve kültürel bir analiz. BBC de boş durmayacak elbette, o da bir belgeselle “etinden sütünden tüyünden” kervanına katılacak. HP merakı sadece İngiltere’ye özgü değil. Romanlar 79 dile çevrildi. Türkçeye, Sevin Okyay’ın harika üslûbuyla aktarıldı. Sadece 2016’da eBay alışveriş sitesinde HP ile ilgili “şeylerin” satışı 3.3 milyon doları buldu. eBay’e inanırsak, son üç ayda, her dakika 10 tane “sihirli değnek” ve saatte bir HP kostümü satılmış. eBay dışında kalan satış mağazaları ve dükkanlardaki satışları bilemiyoruz. 21 saatlik film maratonu Londra’daki bir sinemada HP filmleri maraton halinde gösterildi. Seans 30 Nisan akşamı 20.30’da başladı. 1 Mayıs Pazartesi sabahı 5.25’de sona erdi. Dünyanın öte yanında Florida’da “HP Sihirli Dünyası” tema parkını 2016’da 20.4 milyon kişi ziyaret etti. Florida’da ikinci bir park daha var, Hollywood ve Osaka/Japonya’da da birer tane. HP filmlerini çeviren Warner’ın Londra stüdyosunu 2012’den bu yana 8 milyon kişi ziyaret etti. Londra’nın tren istasyonu King’s Cross’ta “Peron 9¾” bir ziyaretgah: Burası, HP’nin “treninin” kalktığı (!) peron çünkü! Yayınevinin, ilk HP romanı için yazara ödediği para 2 bin 500 Sterlindi (3,400 dolar). Rawling’in tükenmez yaratıcı yenilikçi buluşçuluğu, zihin gücü ve hayal enginliği, HP romanlarından küresel boyutta milyonları aşan bir hayran kitlesi yarattı. 2000 yılında yayınlanan “Ateş Kadehi”, ABD ve İngiltere’de eş saat diliminde satışa sunuldu ki okurlar, kitabı çabucak okuyup, sürprizleri saat farkı sayesinde sosyal medyada “açık etmesinler” diye. HP, Broadway’e yolcu Geçen yıl Londra’da sahnelenmeye başlanan HP’nin tiyatro oyunu “Lanetli Çocuk” New York’un tiyatro semti Broadway’e de kopyalanacak. Oyunda HP, evlenmiş, üç çocuklu, orta yaşlı bir devlet memuru: Sihir Bakanlığı’nda çalışıyor. Oğlunu, kendi okuduğu eski okuluna öğrenci olarak (“sihir öğrensin” diye) yolluyor. Oyunda ilginç bir ayrıntı, Hermione adlı genç kız karakterini siyah bir sanatçının oynaması. J.K.Rawling, “Roman kahramanlarımın ne renkte olduklarını hiç belirtmedim” diyerek, elbette bir siyah sanatçının, “beyaz” (?) bir karakteri canlandırabileceğini söyledi. Buna rağmen grafik sanatçısı Anoosha Syed’in, twitter hesabında Hermione’yi “siyah”, HP’yi “esmer” olarak çizip ırkçı nefret söylemine maruz kalması, Trump-sonrası altüst dünya düzeninin bir ironisi. Edip Emil Öymen *Bu yazı 29.09.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/harry-potter-20-yasinda-oldu">Harry Potter 20 yaşında oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Harry Potter ve Felsefe Taşı 26 Haziran 1997’de yayınlandığında, kitabın dünya çapında 107 milyon satacağını kimse tahmin edemezdi. Adı sanı bilinmeyen birinin yazdığı çocuk masalını 12 yayıncı reddettikten sonra Londra’da Bloomsbury Yayınevi sadece 500 adet basmayı lütfen kabul etmişti. 20 yıl içinde HP romanları 504 milyon sattı. Ve halen satıyor. Yazar Joanne Kathleen Rawling milyoner oldu: Financial Times’a göre 900 milyon dolar. Bloomsbury, yazarın bir kadın olduğunun “anlaşılmaması” için, onu isminin baş harfleriyle tanıtmayı uygun bulmuştu. Bu nedenle yazar J.K.Rawling olarak biliniyor.</p>
<p>2007’de “son, en son” kitap yayınlandığında yine kimse, bunun “en son, son” olacağına inanmadı. Aslında evet, Rawling diziyi sürdürmedi, ama zaten on yılda 7 kitap ve 8 film çıkmıştı. Sadece filmlerin toplam gişe geliri 7.7 milyar doları buldu. 2016’ya geldiğimizde roman, tiyatroya “Lanetli Çocuk” adıyla uyarlandı: Londra’da tek bir oyunun uzun yıllar sürekli sahnelendiği Palace Tiyatrosu’na taşındı. Burada, Hazreti İsa’nın hayatına odaklanan müzikal 8 yıl, Victor Hugo’nun “Sefiller”inden yapılma müzikal 19 yıl aralıksız oynanmıştı. Lanetli Çocuk da öyle olabilir.</p>
<p><strong>Harry Potter ekonomisi </strong></p>
<p>British Museum 20 Ekim’de, ilk Potter’ın yayınlanmasının 20’inci yıldönümünde “Sihir Tarihi” adlı sergisini açıyor. Sergiyle eş zamanlı Bloomsbury Yayınevi iki kitap çıkartacak. Biri, serginin kataloğu, diğeri “Sihir Tarihinde Bir Yolculuk” başlığıyla astroloji ve simyadan bugüne sihir ve ilgili konularda tarihsel ve kültürel bir analiz. BBC de boş durmayacak elbette, o da bir belgeselle “etinden sütünden tüyünden” kervanına katılacak.</p>
<p>HP merakı sadece İngiltere’ye özgü değil. Romanlar 79 dile çevrildi. Türkçeye, Sevin Okyay’ın harika üslûbuyla aktarıldı. Sadece 2016’da eBay alışveriş sitesinde HP ile ilgili “şeylerin” satışı 3.3 milyon doları buldu. eBay’e inanırsak, son üç ayda, her dakika 10 tane “sihirli değnek” ve saatte bir HP kostümü satılmış. eBay dışında kalan satış mağazaları ve dükkanlardaki satışları bilemiyoruz.</p>
<p><strong>21 saatlik film maratonu</strong></p>
<p>Londra’daki bir sinemada HP filmleri maraton halinde gösterildi. Seans 30 Nisan akşamı 20.30’da başladı. 1 Mayıs Pazartesi sabahı 5.25’de sona erdi. Dünyanın öte yanında Florida’da “HP Sihirli Dünyası” tema parkını 2016’da 20.4 milyon kişi ziyaret etti. Florida’da ikinci bir park daha var, Hollywood ve Osaka/Japonya’da da birer tane. HP filmlerini çeviren Warner’ın Londra stüdyosunu 2012’den bu yana 8 milyon kişi ziyaret etti. Londra’nın tren istasyonu King’s Cross’ta “Peron 9¾” bir ziyaretgah: Burası, HP’nin “treninin” kalktığı (!) peron çünkü!</p>
<p>Yayınevinin, ilk HP romanı için yazara ödediği para 2 bin 500 Sterlindi (3,400 dolar). Rawling’in tükenmez yaratıcı yenilikçi buluşçuluğu, zihin gücü ve hayal enginliği, HP romanlarından küresel boyutta milyonları aşan bir hayran kitlesi yarattı. 2000 yılında yayınlanan “Ateş Kadehi”, ABD ve İngiltere’de eş saat diliminde satışa sunuldu ki okurlar, kitabı çabucak okuyup, sürprizleri saat farkı sayesinde sosyal medyada “açık etmesinler” diye.</p>
<p><strong>HP, Broadway’e yolcu</strong></p>
<p>Geçen yıl Londra’da sahnelenmeye başlanan HP’nin tiyatro oyunu “Lanetli Çocuk” New York’un tiyatro semti Broadway’e de kopyalanacak. Oyunda HP, evlenmiş, üç çocuklu, orta yaşlı bir devlet memuru: Sihir Bakanlığı’nda çalışıyor. Oğlunu, kendi okuduğu eski okuluna öğrenci olarak (“sihir öğrensin” diye) yolluyor. Oyunda ilginç bir ayrıntı, Hermione adlı genç kız karakterini siyah bir sanatçının oynaması. J.K.Rawling, “Roman kahramanlarımın ne renkte olduklarını hiç belirtmedim” diyerek, elbette bir siyah sanatçının, “beyaz” (?) bir karakteri canlandırabileceğini söyledi. Buna rağmen grafik sanatçısı Anoosha Syed’in, twitter hesabında Hermione’yi “siyah”, HP’yi “esmer” olarak çizip ırkçı nefret söylemine maruz kalması, Trump-sonrası altüst dünya düzeninin bir ironisi.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 29.09.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/harry-potter-20-yasinda-oldu">Harry Potter 20 yaşında oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7905</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kan!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mustafa-cetiner/kan</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Çetiner]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jun 2017 12:13:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa Çetiner]]></category>
		<category><![CDATA[asil]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik doku]]></category>
		<category><![CDATA[cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[cesaret]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[hayat suyu]]></category>
		<category><![CDATA[ırk]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kan bağı]]></category>
		<category><![CDATA[kan bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[kan nakli]]></category>
		<category><![CDATA[kanı bozuk]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[nazi almanyası]]></category>
		<category><![CDATA[naziler]]></category>
		<category><![CDATA[önyargı]]></category>
		<category><![CDATA[saf kan]]></category>
		<category><![CDATA[sertifikalı aryan]]></category>
		<category><![CDATA[soyluluk]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7031</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kan, birçok kültürde yüzyıllar boyunca hiçbir bilimsel anlamı olmayan sihirli, esrarengiz ve yaşam için vazgeçilmez bir “hayat suyu” olarak kaldı. Daha da ötesi soyluluk, kültür, din gibi kavramlarla ilişkilendirildi. “Kan bağı”, “damarlardaki asil kan” benzeri nitelemeler ile insanlar, insan toplulukları ve ırklar yüceltildi. “Kanı bozuk” lafı uzun yıllar başkalarını küçümsemek, aşağılamak için kullanıldı. 17. yüzyıla gelene kadar kanın insanlara hatırlattığı sadece erdem, kardeşlik, yurtseverlik, cesaret gibi sözcüklerdi. Kanın başka hiç bir dokuda olmayan bu “sosyal” anlamı klasik batı tıbbına uzun yıllar egemen olan Yunanlı ve Romalı inanışıyla ilişkili olabilir. Bu inanışa göre insan; kan (sanguineus), balgam (flegmaticus), siyah safra (melancolicus) ve sarı safra (colericus)’dan oluşan dört elementin karışımı ile oluşmaktaydı. Bu inanışta kan cesaret ve asaletin simgesi sayıldı. Kanın bilimsel bir anlam kazanmaya başlaması için insanlık tarihinin 17. yüzyıla ulaşması gerekliydi. İlk olarak Robert Hook, 1665 yılında mikroskop ile ilgili ilk çalışmalarının sonuçlarını bildirdi. Hook’un çalışmalarından yaklaşık 10 yıl sonra Antonie Leeuwenhoek kandaki kırmızı küre hücrelerini geliştirdiği mikroskop yardımı ile fark etti ve bulgularını rapor etti. Leeuwenhoek, yazısında kanın “globule” (alyuvar) adını verdiği küçük parçacıklardan meydana geldiğini, bu parçacıkların kırmızı renkte olduğunu ve serum adı verilen bir sıvı içinde yüzdüğünü yazdı. Asıl olarak kanı “sosyal” olmaktan çıkartan ve sadece “biyolojik” bir yapı olduğunu gösteren kan naklinde yaşanan gelişmeler olmalı. Christopher Wren, 1666 yılında, Oxford’da hayvanlara uygulanan damar içi kan enjeksiyonunun sistemik etkiler yaratabileceğini ortaya koydu. Fransız bir bilim adamı olan Jean Baptist Denis, aynı yıllarda uysal hayvanlardan yapılan kan naklinin bazı psikiyatrik ve mental bozuklukların tedavisinde kullanılabileceğini iddia etti. Paris Üniversitesi, Denis’in çalışmalarını hastaların ölümüne neden olması yüzünden yasakladı. İlk kez bilimsel anlamda kan nakli İngiltere’de 17. yüzyılın ikinci yarısında uygulanmıştır. Kan bankacılığının en önemli isimlerinden biri kuşkusuz kan grupları konusunda yaptığı çalışmalardan ötürü 1930 yılında Nobel Tıp Ödülünü alan Karl Landsteiner’dır. Dr. Landsteiner konu ile ilgili ilk makalesini 1901 yılında Almanca olarak bir Avusturya dergisine yazmış ancak dergi çok okunmadığından dikkat çekmemiştir. Ona Nobel Tıp Ödülünü kazandıran ABD’ye göçtükten sonra Rockefeller Enstitüsü’nde yaptığı çalışmalardır. Kan gruplarının tanımlanmasından sonra bu defa kan gruplarına farklı anlamlar yüklenmeye başlandı. Bu anlamlandırmalar daha çok ırkçı, baskıcı dönemlerde iktidar sahipleri ve yöneten çevrelerden geldi. Örneğin, Almanya’da Naziler döneminde B grubu Slav ve Yahudi ırkları için bir işaret sayıldı. B kan grubuna sahip olanlar küçümsendi. A grubu ise asil Alman kanıydı. Hatta Naziler daha da ileri gittiler ve A kan grubu ile zekayı ilişkilendirdiler. Bu dönemde Alman ordusu sadece “sertifikalı Aryan” vericilerden kan bağışı kabul etti. Hatta bu durum öylesine abartıldı ki, 1939 yılında Nazi partisi Irk Departmanında görevli Prof. Dr. Loessler, Musevilerden kan naklinin Aryanizm’i yok etmeyeceğini belirten bir açıklama yapmak zorunda kaldı. Nitekim savaş hazırlıkları sırasında bu tür fantezilere gerek yoktu. Nazilerin kanın temizlenmesi (pürifikasyonu) konusunda çalışmalar yaptıkları ve saf Aryan kanı denilen bir kan oluşturmak için uğraştığı bilinir. Bu tür uygulamalar sadece Nazi Almanya’sı ile sınırlı kalmadı. O dönemlerde, Kızıl Haç bile kanları ırklara göre ayırmakta, ayrı renkten kişiler arasında kan nakli uygulamamaktaydı. Bu acayip uygulama ABD’nin bazı eyaletlerinde 1960’lı yıllara gelindiğinde bile hala devam etmekteydi. Hatta 1950’li yılların sonunda Louisiana eyaletinde onay almadan beyaz bir hastaya siyah ırktan kan nakli uygulamasının suç olduğu ile ilgili bir yasa bile kabul edildi. Günümüz uygar dünyasında kan sadece bir biyolojik doku olarak kabul edilir. Ona fazladan anlamlar yüklemek ancak önyargılı cahillerin işi sayılmalıdır. Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mustafa-cetiner/kan">Kan!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kan, birçok kültürde yüzyıllar boyunca hiçbir bilimsel anlamı olmayan sihirli, esrarengiz ve yaşam için vazgeçilmez bir “hayat suyu” olarak kaldı. Daha da ötesi soyluluk, kültür, din gibi kavramlarla ilişkilendirildi. “Kan bağı”, “damarlardaki asil kan” benzeri nitelemeler ile insanlar, insan toplulukları ve ırklar yüceltildi. “Kanı bozuk” lafı uzun yıllar başkalarını küçümsemek, aşağılamak için kullanıldı.</p>
<p>17. yüzyıla gelene kadar kanın insanlara hatırlattığı sadece erdem, kardeşlik, yurtseverlik, cesaret gibi sözcüklerdi.</p>
<p>Kanın başka hiç bir dokuda olmayan bu “sosyal” anlamı klasik batı tıbbına uzun yıllar egemen olan Yunanlı ve Romalı inanışıyla ilişkili olabilir.</p>
<p>Bu inanışa göre insan; kan (sanguineus), balgam (flegmaticus), siyah safra (melancolicus) ve sarı safra (colericus)’dan oluşan dört elementin karışımı ile oluşmaktaydı. Bu inanışta kan cesaret ve asaletin simgesi sayıldı.</p>
<p>Kanın bilimsel bir anlam kazanmaya başlaması için insanlık tarihinin 17. yüzyıla ulaşması gerekliydi.</p>
<p>İlk olarak <strong>Robert Hook</strong>, 1665 yılında mikroskop ile ilgili ilk çalışmalarının sonuçlarını bildirdi. Hook’un çalışmalarından yaklaşık 10 yıl sonra Antonie Leeuwenhoek kandaki kırmızı küre hücrelerini geliştirdiği mikroskop yardımı ile fark etti ve bulgularını rapor etti.</p>
<p>Leeuwenhoek, yazısında kanın “globule” (alyuvar) adını verdiği küçük parçacıklardan meydana geldiğini, bu parçacıkların kırmızı renkte olduğunu ve serum adı verilen bir sıvı içinde yüzdüğünü yazdı.</p>
<p>Asıl olarak kanı “sosyal” olmaktan çıkartan ve sadece “biyolojik” bir yapı olduğunu gösteren kan naklinde yaşanan gelişmeler olmalı.</p>
<p>Christopher Wren, 1666 yılında, Oxford’da hayvanlara uygulanan damar içi kan enjeksiyonunun sistemik etkiler yaratabileceğini ortaya koydu. Fransız bir bilim adamı olan Jean Baptist Denis, aynı yıllarda uysal hayvanlardan yapılan kan naklinin bazı psikiyatrik ve mental bozuklukların tedavisinde kullanılabileceğini iddia etti. Paris Üniversitesi, Denis’in çalışmalarını hastaların ölümüne neden olması yüzünden yasakladı. İlk kez bilimsel anlamda kan nakli İngiltere’de 17. yüzyılın ikinci yarısında uygulanmıştır.</p>
<p>Kan bankacılığının en önemli isimlerinden biri kuşkusuz kan grupları konusunda yaptığı çalışmalardan ötürü 1930 yılında Nobel Tıp Ödülünü alan Karl Landsteiner’dır. Dr. Landsteiner konu ile ilgili ilk makalesini 1901 yılında Almanca olarak bir Avusturya dergisine yazmış ancak dergi çok okunmadığından dikkat çekmemiştir. Ona Nobel Tıp Ödülünü kazandıran ABD’ye göçtükten sonra Rockefeller Enstitüsü’nde yaptığı çalışmalardır.</p>
<p>Kan gruplarının tanımlanmasından sonra bu defa kan gruplarına farklı anlamlar yüklenmeye başlandı. Bu anlamlandırmalar daha çok ırkçı, baskıcı dönemlerde iktidar sahipleri ve yöneten çevrelerden geldi.</p>
<p>Örneğin, Almanya’da <strong>Naziler döneminde</strong> B grubu Slav ve Yahudi ırkları için bir işaret sayıldı. B kan grubuna sahip olanlar küçümsendi. A grubu ise asil Alman kanıydı. Hatta Naziler daha da ileri gittiler ve A kan grubu ile zekayı ilişkilendirdiler.</p>
<p>Bu dönemde Alman ordusu sadece “sertifikalı Aryan” vericilerden kan bağışı kabul etti. Hatta bu durum öylesine abartıldı ki, 1939 yılında Nazi partisi Irk Departmanında görevli Prof. Dr. Loessler, Musevilerden kan naklinin Aryanizm’i yok etmeyeceğini belirten bir açıklama yapmak zorunda kaldı. Nitekim savaş hazırlıkları sırasında bu tür fantezilere gerek yoktu.</p>
<p>Nazilerin kanın temizlenmesi (pürifikasyonu) konusunda çalışmalar yaptıkları ve saf Aryan kanı denilen bir kan oluşturmak için uğraştığı bilinir.</p>
<p>Bu tür uygulamalar sadece Nazi Almanya’sı ile sınırlı kalmadı.</p>
<p>O dönemlerde, Kızıl Haç bile kanları ırklara göre ayırmakta, ayrı renkten kişiler arasında kan nakli uygulamamaktaydı.</p>
<p>Bu acayip uygulama ABD’nin bazı eyaletlerinde 1960’lı yıllara gelindiğinde bile hala devam etmekteydi. Hatta 1950’li yılların sonunda Louisiana eyaletinde onay almadan beyaz bir hastaya siyah ırktan kan nakli uygulamasının suç olduğu ile ilgili bir yasa bile kabul edildi.</p>
<p><strong>Günümüz uygar dünyasında kan sadece bir biyolojik doku olarak kabul edilir.</strong> Ona fazladan anlamlar yüklemek ancak önyargılı cahillerin işi sayılmalıdır.</p>
<p><strong>Mustafa Çetiner / </strong><strong><a href="mailto:dr.m.cetiner@gmail.com">dr.m.cetiner@gmail.com</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mustafa-cetiner/kan">Kan!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7031</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Büyük kuantum sıçrama iletişimi değiştirecek&#8230; Sancar’ın sigara haritası&#8230; Ve bilimde öncü 3 kadın</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/buyuk-kuantum-sicrama-iletisimi-degistirecek-sancarin-sigara-haritasi-ve-bilimde-oncu-3-kadin</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jun 2017 08:24:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[aziz sancar]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[homeopati]]></category>
		<category><![CDATA[insan genom haritası]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum dolaşıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum sıçrama]]></category>
		<category><![CDATA[nobel'in öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[orhan bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6990</guid>

					<description><![CDATA[<p>HBT’nin bu sayısında acaba neyi öne çıkartmalı, çünkü birbirinden önemli ve değerli konular at başı gidiyor&#8230; Kapak konumuzda, uluslararası yapay zekâ alanında üretimleri, yetenekleri ve yetkinlikleriyle seslerini duyurmuş üç yurttaşımız kadın var. İçlerinden Ayşe Çalışkan ile Reyhan Oksay ilginç bir röportaj yaptı. Konu, yaratılan yapay zekâ bilgisayarlarına insanlardan ırkçı, ayrımcı söylemlerin bulaşması. İnsanlardan çektiğimiz yetmiyormuş gibi, şimdi de yapay zekâlılardan çekeceğiz! 3 Türk kökenli kadın bilimcimizin hepsi de ülke dışında bilim alanında seslerini duyurmuş. Demiyor musunuz, kardeşim durmadan yurt dışındaki başarılı insanlarımızı yazıp duruyorsunuz! Elimizden başka şey gelse keşke! Ve keşke onlar ülkemizde zirveye tırmanabilselerdi! Burada da başarılı bilimcilerimiz şüphesiz var. Ama bilimde böylesine derin sesler dışarıda yükseliyor! Salt bu olgu bile, ülkemizde zirveye oynayan çok iyi bilim yeteneklerimizin kendilerini öncelikle ülke dışında, tabii öncelikle ABD’de kanıtlayabildiklerini, orada kendilerine sunulan olanaklarla başarıya ulaşabildiklerini gösteriyor. Çünkü bilim olayı, Türkiye gibi ülkeler için öncelikle ABD’de yaşanıyor! Acaba ülkemizde kalsalardı? Belki iki olgunun altını çizmeliyiz. İlki, lise ve üniversitede önemli yeteneklerimizi dışarıya yollama geleneği&#8230; Hayır, deneyim kazansın ve gelsin diye yollananları kastetmiyoruz. İyi yeteneklere hemen Amerikan üniversitelerinde burslu vb yerler bulunuyor ve hadi güle güle deniyor. Bir kısmı da, üniversiteyi orada bitiriyor ve bilim hayatına atılacaksa orada başlıyor. Olanak, koşul, ortam iyi. Bilim atmosferi güçlü ve üst nitelikli. İyi bir doktora yaptın mı hele, kapılar açılıyor. Nereye gelsin? Bu derin bir konu, başka zaman yine ele alırız. Yine kapak olabilecek iki konuyu daha gündeminize getirelim: Aziz Sancar, sigaranın DNA’mızda yaptığı hasarların haritasını çıkardı! Sancar “harita çıkarma”, haritalama ustası! Daha önce de “Piri Reis Haritası” adını verdiği, “İnsan Genomunun Haritası”nı çıkarmıştı&#8230; Bunun öyküsü Orhan Bursalı’nın Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü kitabında çok iyi anlatılıyor. Zarar büyük, DNA’yı çalışamaz noktasına getirdiğinde kanser oluşumu başlıyor. Sancar ve arkadaşları bu haritayı çıkarmak için yeni bir teknik geliştirdiler. Büyük bir başarı! Diğer bir konu da Çin’in geçen yıl uzaya fırlattığı Kuantum uydusuyla yaptığı başarılı deney. İki ışık parçacığının 1200 kilometre mesafede olsalar da birbiriyle etkileşim halinde olduklarını gösterdiler. Bu kadar uzak mesafede bile böyle bir etkileşime fizikçiler “Kuantum dolaşıklığı” adını veriyor. Neye yarayacak demeyin, temel bir bilimsel olayın mutlaka bir şeye yaraması gibi bir durum yok. Ama bu deneyin yarayacağı o kadar çok şey var ki, iletişimde, büyük terabitler hacimlerinde büyük verilerin çok hızlı bir şekilde bir yerden çok uzak yerlere iletilebileceği, taşınabileceği kanıtlanmış oluyor. Bu da, Kuantum bilgisayarlarını ve Kuantum internetini mümkün kılacak. Yine ilginç makaleler Tabii başka ilginç konular da var. Önce yazarlardan başlayalım&#8230; Doğan Hoca, çağdaş jeopolitik içinde İslam dünyasını irdelerken Atatürk’ü ‘İslam başkaldırısının lideri” olarak tanımlıyor. Bozkurt Güvenç bu kez Özgürlük ve Özerklik üzerine yazdı. Müfit Akyos ‘Yenilikçilik Sol’un doğasında var’ diyerek yeni bir pencere daha açıyor. Mustafa Çetiner, Güncel Tıp’ta Sağlık Bakanlığı Kamu Hizmetleri Satış Tarifesine konulan ve alternatif bir tıp yöntemi olarak bilinen “Homeopati” nin alınmasına eleştirel bir açıdan yaklaşıyor. Çetiner’in anlattıkları hayli ilginç. Erhan Karaesmen Bilim ve Sanat köşesinde Sanatta yıldızlaşmış Cumhuriyet kadınlarından İdil Biret ve Leyla Gencer’i anlatıyor. Tanol Türkoğlu ise Robot Sophia’dan yola çıkarak insan ve robot ilişkisine felsefi bir bakış atıyor. Sağlık ile ilgili haberlerimiz, yazılarımız yine dopdolu. Çağımızın hastalığı Alzheimer ve demanstan korunmanın ve bilişsel olarak sağlıklı kalmanın yollarını yazdı Doç. Dr. Demet Yandım Kuşcu. Soğan ile ilgili yazımızı okuyunca bu bin derde deva yiyeceğe bakışınız daha da değişecek eminiz. Orta yaşlarda aldığımız ve bir türlü veremediğimiz kiloların sorumlusunun bir molekül olduğunu öğrenince ne yapacaksınız peki? Hazır sağlıktan bahsederken ilgiyle okuyacağınız bir konu daha size: Bugün hala kullanılar 9 ‘barbarca’ tedavi yöntemi. Arı zehrinden, hacamata, sülüklerden, lobotomiye&#8230; Primat türlerinin %60’ı yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Bunun nedenlerini irdeleyen yine çok önemli bir yazı daha&#8230; Sevgiyle kalın, HBT’de kalın, çünkü HBT yarınlar, yarınları inşa ve geleceğimiz demek.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/buyuk-kuantum-sicrama-iletisimi-degistirecek-sancarin-sigara-haritasi-ve-bilimde-oncu-3-kadin">Büyük kuantum sıçrama iletişimi değiştirecek&#8230; Sancar’ın sigara haritası&#8230; Ve bilimde öncü 3 kadın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>HBT’nin bu sayısında acaba neyi öne çıkartmalı, çünkü birbirinden önemli ve değerli konular at başı gidiyor&#8230; Kapak konumuzda, uluslararası yapay zekâ alanında üretimleri, yetenekleri ve yetkinlikleriyle seslerini duyurmuş üç yurttaşımız kadın var. İçlerinden Ayşe Çalışkan ile Reyhan Oksay ilginç bir röportaj yaptı. Konu, yaratılan yapay zekâ bilgisayarlarına insanlardan ırkçı, ayrımcı söylemlerin bulaşması. İnsanlardan çektiğimiz yetmiyormuş gibi, şimdi de yapay zekâlılardan çekeceğiz!</p>
<p>3 Türk kökenli kadın bilimcimizin hepsi de ülke dışında bilim alanında seslerini duyurmuş.</p>
<p>Demiyor musunuz, kardeşim durmadan yurt dışındaki başarılı insanlarımızı yazıp duruyorsunuz! Elimizden başka şey gelse keşke! Ve keşke onlar ülkemizde zirveye tırmanabilselerdi!</p>
<p>Burada da başarılı bilimcilerimiz şüphesiz var. Ama bilimde böylesine derin sesler dışarıda yükseliyor! Salt bu olgu bile, ülkemizde zirveye oynayan çok iyi bilim yeteneklerimizin kendilerini öncelikle ülke dışında, tabii öncelikle ABD’de kanıtlayabildiklerini, orada kendilerine sunulan olanaklarla başarıya ulaşabildiklerini gösteriyor. Çünkü bilim olayı, Türkiye gibi ülkeler için öncelikle ABD’de yaşanıyor! Acaba ülkemizde kalsalardı?</p>
<p>Belki iki olgunun altını çizmeliyiz. İlki, lise ve üniversitede önemli yeteneklerimizi dışarıya yollama geleneği&#8230; Hayır, deneyim kazansın ve gelsin diye yollananları kastetmiyoruz. İyi yeteneklere hemen Amerikan üniversitelerinde burslu vb yerler bulunuyor ve hadi güle güle deniyor. Bir kısmı da, üniversiteyi orada bitiriyor ve bilim hayatına atılacaksa orada başlıyor. Olanak, koşul, ortam iyi. Bilim atmosferi güçlü ve üst nitelikli. İyi bir doktora yaptın mı hele, kapılar açılıyor. Nereye gelsin?</p>
<p>Bu derin bir konu, başka zaman yine ele alırız. Yine kapak olabilecek iki konuyu daha gündeminize getirelim: <strong>Aziz Sancar</strong>, sigaranın DNA’mızda yaptığı hasarların haritasını çıkardı! Sancar “harita çıkarma”, haritalama ustası! Daha önce de “Piri Reis Haritası” adını verdiği, “İnsan Genomunun Haritası”nı çıkarmıştı&#8230; Bunun öyküsü <strong>Orhan Bursalı</strong>’nın <strong>Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü </strong>kitabında çok iyi anlatılıyor.</p>
<p>Zarar büyük, DNA’yı çalışamaz noktasına getirdiğinde kanser oluşumu başlıyor. Sancar ve arkadaşları bu haritayı çıkarmak için yeni bir teknik geliştirdiler. Büyük bir başarı!</p>
<p>Diğer bir konu da Çin’in geçen yıl uzaya fırlattığı Kuantum uydusuyla yaptığı başarılı deney. İki ışık parçacığının 1200 kilometre mesafede olsalar da birbiriyle etkileşim halinde olduklarını gösterdiler. Bu kadar uzak mesafede bile böyle bir etkileşime fizikçiler “Kuantum dolaşıklığı” adını veriyor. Neye yarayacak demeyin, temel bir bilimsel olayın mutlaka bir şeye yaraması gibi bir durum yok. Ama bu deneyin yarayacağı o kadar çok şey var ki, iletişimde, büyük terabitler hacimlerinde büyük verilerin çok hızlı bir şekilde bir yerden çok uzak yerlere iletilebileceği, taşınabileceği kanıtlanmış oluyor. Bu da, Kuantum bilgisayarlarını ve Kuantum internetini mümkün kılacak.</p>
<p><strong>Yine ilginç makaleler</strong></p>
<p>Tabii başka ilginç konular da var. Önce yazarlardan başlayalım&#8230; Doğan Hoca, çağdaş jeopolitik içinde İslam dünyasını irdelerken Atatürk’ü ‘İslam başkaldırısının lideri” olarak tanımlıyor. Bozkurt Güvenç bu kez Özgürlük ve Özerklik üzerine yazdı. Müfit Akyos ‘Yenilikçilik Sol’un doğasında var’ diyerek yeni bir pencere daha açıyor. Mustafa Çetiner, Güncel Tıp’ta Sağlık Bakanlığı Kamu Hizmetleri Satış Tarifesine konulan ve alternatif bir tıp yöntemi olarak bilinen “Homeopati” nin alınmasına eleştirel bir açıdan yaklaşıyor. Çetiner’in anlattıkları hayli ilginç. Erhan Karaesmen Bilim ve Sanat köşesinde Sanatta yıldızlaşmış Cumhuriyet kadınlarından İdil Biret ve Leyla Gencer’i anlatıyor.</p>
<p>Tanol Türkoğlu ise Robot Sophia’dan yola çıkarak insan ve robot ilişkisine felsefi bir bakış atıyor.</p>
<p>Sağlık ile ilgili haberlerimiz, yazılarımız yine dopdolu. Çağımızın hastalığı Alzheimer ve demanstan korunmanın ve bilişsel olarak sağlıklı kalmanın yollarını yazdı Doç. Dr. Demet Yandım Kuşcu. Soğan ile ilgili yazımızı okuyunca bu bin derde deva yiyeceğe bakışınız daha da değişecek eminiz. Orta yaşlarda aldığımız ve bir türlü veremediğimiz kiloların sorumlusunun bir molekül olduğunu öğrenince ne yapacaksınız peki? Hazır sağlıktan bahsederken ilgiyle okuyacağınız bir konu daha size: Bugün hala kullanılar 9 ‘barbarca’ tedavi yöntemi. Arı zehrinden, hacamata, sülüklerden, lobotomiye&#8230;</p>
<p>Primat türlerinin %60’ı yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Bunun nedenlerini irdeleyen yine çok önemli bir yazı daha&#8230;</p>
<p>Sevgiyle kalın, HBT’de kalın, çünkü HBT yarınlar, yarınları inşa ve geleceğimiz demek.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/buyuk-kuantum-sicrama-iletisimi-degistirecek-sancarin-sigara-haritasi-ve-bilimde-oncu-3-kadin">Büyük kuantum sıçrama iletişimi değiştirecek&#8230; Sancar’ın sigara haritası&#8230; Ve bilimde öncü 3 kadın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6990</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yapay zekâda sorun: Irkçılık ve ön yargı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/yapay-zekada-sorun-irkcilik-ve-on-yargi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 May 2017 09:25:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[olağan şüpheliler]]></category>
		<category><![CDATA[ön yargı]]></category>
		<category><![CDATA[suç]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6484</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkçe “O bir doktor” cümlesinin Google Translate (yapay zekâyla çalışan tercüme) soru kutusunda İngilizcesini sorunca cevap: “He is a doctor.” Türkçe’de cinsiyet belirtmeyen “O”, İngilizceye “he” (erkek) olarak çevrilmiş&#8230; Türkçe “O bir hemşire” cümlesi ise Google Translate’de şöyle çıkıyor: “She is a nurse.” Tercüme: she = kadın. Elbette erkek hemşire de var, kadın doktor da var. Ama dilin içine gömülü cinsiyetçilik, yapay zekâya da bulaşmış durumda. Yapay zekâ, tıpkı onu yaratan insan kadar ön yargılı, ırkçı, cinsiyetçi, taraflı olabilir. Ve zaten, oluyor da! Polise ekstra zekâ Büyük veri analizinde yapay zekâ kullanılıyor. Ve acaba büyük veriden, şehir güvenliğine dair tahmin yapılabilir mi? Bu soruya evet diyen en az iki büyük ABD şehri var: San Fransisco ve Chicago. Yaptıkları şey, kamu ve özel sektör tarafından toplanan verileri analiz ederek, şehirde olası güvenlik sorunlarını, “gerçekleşmeden önce” tahmin etmek. Bunlar cinayet, hırsızlık, gasp, darp gibi suçları önceden saptamak anlamına. İstihbarattan ziyade, polis işi. Tom Cruise’un Azınlık Raporu 2002 tarihli Azınlık Raporu (Minority Report) filminde Tom Cruise, mistik güçlere sahip (!) kişilerin, olayları olmadan önce sezme becerisinden  (?) yararlanarak güvenlik önlemi alan bir polis şefiydi. Ama o da aynı sistemle, üstelik haksız yere suçlanınca sistemin “işlemediğini” anlamıştı. San Fransisco ve Chicago’daki uygulamada ise mistikler yok, büyük veri var. Bunun çoğunluğu “açık veri.” Kamu ve özel sektörün topladığı veriler analiz amacıyla bir havuzda toplanıyor. San Fransisco’da Baş Veri Sorumlusu (Chief Information Officer) 2012’de, kamunun elindeki 200’e yakın veri setini vatandaşın kullanımına açmıştı. Bundan, polis de yararlanıyor. Önsezi Laboratuvarı San Fransisco polisi, büyük veriyi kullanarak, nerede ne zaman nasıl bir tür suç işlenebileceğine dair tahminlerini daha doğru yaptığı inancında. Chicago’da ise University of Chicago Urban Labs (Şehir Laboratuvarı) ile ortaklaşa çalışan polis, büyük veri analiziyle suçu “gerçekleşmeden” tahmine çalışıyor. Sadece 2016’da 726 cinayet işlenen Chicago için Trump, “Şehir yönetimi buna bir çare bulmazsa, oraya asker göndereceğim” diye tehdit etmişti. Chicago Emniyeti, bu konuyla ilgilenmek üzere Azınlık Raporu kıvamında bir birim kurdu: Önsezi (Hunch) Laboratuvarı. Ama bu iş için mistik güçlere değil, büyük veriye bakıyorlar. Bu ve başka büyük veri analiz sonuçlarını bir uygulama haline getirmişler. Polislere verilen cep tellere bu uygulama yüklenmiş. Polis, buna bakarak şehrin durumunu ekranda görüyor. Yazılımda ırk ayrımcılığı Sivil toplum örgütlerinin eleştirdiği bir birim ise Stratejik Kişi Listesi. Burada sabıkalılar, “olağan şüpheliler” ve “ilgi duyulan şahıslar” (Angloamerikan deyimiyle “persons of interest”) sıralı. Polise göre, bir suç işleyen yeniden işleyebilir. ABD’nin öncü medeni haklar ve özgürlükler savunucusu ACLU’ya göre ise büyük veri analizinde kullanılan algoritmalar, siyahları hep dezavantajlı gösteriyor. Yani, algoritmalarda gizli bir ırk ayrımı var. Matematik ve mantığa dayanan, dolayısıyla “yansız” olması gereken algoritmada ırk ayrımı sorununa çare arayan MIT mezunu Joy Buolamwini, Algoritma Adalet Birliği’ni (Algorithmic Justice League) kurdu. 2010-11-16-17 Pulitzer ödüllü ProPublica “kamu yararına gazetecilik” sitesi de yüz tanıma ve suça eğilimi tahmin algoritmalarının daha çok siyahların aleyhine sonuç verdiğini örneklerle kanıtlıyor. Aylin Çalışkan’ın araştırması Princeton Üniversitesi’nden Aylin Çalışkan ve ekibi ise, yazılımlara (algoritmaya) ırkçılık, cinsiyetçilik, ön yargıların bulaştığını ortaya koyan bir araştırmayı bilim dünyasının saygın kaynağı Science dergisinde 14 Nisan’da yayınladılar: “Makineler, insanın bildiklerini öğreniyor. Çünkü makinenin yapay zekâsını insan yazıyor.”  http://science.sciencemag.org/content/356/6334/183.full Bu tür sorunlar çözülmeden, yapay zekânın, insan davranışını “insan gibi” anlaması mümkün olamayacak.  Edip Emil Öymen *Bu yazı 12.05.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/yapay-zekada-sorun-irkcilik-ve-on-yargi">Yapay zekâda sorun: Irkçılık ve ön yargı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkçe “O bir doktor” cümlesinin Google Translate (yapay zekâyla çalışan tercüme) soru kutusunda İngilizcesini sorunca cevap: “He is a doctor.” Türkçe’de cinsiyet belirtmeyen “O”, İngilizceye “he” (erkek) olarak çevrilmiş&#8230; Türkçe “O bir hemşire” cümlesi ise Google Translate’de şöyle çıkıyor: “She is a nurse.” Tercüme: she = kadın. Elbette erkek hemşire de var, kadın doktor da var. Ama dilin içine gömülü cinsiyetçilik, yapay zekâya da bulaşmış durumda. Yapay zekâ, tıpkı onu yaratan insan kadar ön yargılı, ırkçı, cinsiyetçi, taraflı olabilir. Ve zaten, oluyor da!</p>
<p><strong>Polise ekstra zekâ</strong></p>
<p>Büyük veri analizinde yapay zekâ kullanılıyor. Ve acaba büyük veriden, şehir güvenliğine dair tahmin yapılabilir mi? Bu soruya evet diyen en az iki büyük ABD şehri var: San Fransisco ve Chicago. Yaptıkları şey, kamu ve özel sektör tarafından toplanan verileri analiz ederek, şehirde olası güvenlik sorunlarını, “gerçekleşmeden önce” tahmin etmek. Bunlar cinayet, hırsızlık, gasp, darp gibi suçları önceden saptamak anlamına. İstihbarattan ziyade, polis işi.</p>
<p><strong>Tom Cruise’un Azınlık Raporu</strong></p>
<p>2002 tarihli Azınlık Raporu (Minority Report) filminde Tom Cruise, mistik güçlere sahip (!) kişilerin, olayları olmadan önce sezme becerisinden  (?) yararlanarak güvenlik önlemi alan bir polis şefiydi. Ama o da aynı sistemle, üstelik haksız yere suçlanınca sistemin “işlemediğini” anlamıştı.</p>
<p>San Fransisco ve Chicago’daki uygulamada ise mistikler yok, büyük veri var. Bunun çoğunluğu “açık veri.” Kamu ve özel sektörün topladığı veriler analiz amacıyla bir havuzda toplanıyor. San Fransisco’da Baş Veri Sorumlusu (Chief Information Officer) 2012’de, kamunun elindeki 200’e yakın veri setini vatandaşın kullanımına açmıştı. Bundan, polis de yararlanıyor.</p>
<p><strong>Önsezi Laboratuvarı</strong></p>
<p>San Fransisco polisi, büyük veriyi kullanarak, nerede ne zaman nasıl bir tür suç işlenebileceğine dair tahminlerini daha doğru yaptığı inancında. Chicago’da ise University of Chicago Urban Labs (Şehir Laboratuvarı) ile ortaklaşa çalışan polis, büyük veri analiziyle suçu “gerçekleşmeden” tahmine çalışıyor. Sadece 2016’da 726 cinayet işlenen Chicago için Trump, “Şehir yönetimi buna bir çare bulmazsa, oraya asker göndereceğim” diye tehdit etmişti.</p>
<p>Chicago Emniyeti, bu konuyla ilgilenmek üzere Azınlık Raporu kıvamında bir birim kurdu: Önsezi (Hunch) Laboratuvarı. Ama bu iş için mistik güçlere değil, büyük veriye bakıyorlar. Bu ve başka büyük veri analiz sonuçlarını bir uygulama haline getirmişler. Polislere verilen cep tellere bu uygulama yüklenmiş. Polis, buna bakarak şehrin durumunu ekranda görüyor.</p>
<p><strong>Yazılımda ırk ayrımcılığı</strong></p>
<p>Sivil toplum örgütlerinin eleştirdiği bir birim ise Stratejik Kişi Listesi. Burada sabıkalılar, “olağan şüpheliler” ve “ilgi duyulan şahıslar” (Angloamerikan deyimiyle “persons of interest”) sıralı. Polise göre, bir suç işleyen yeniden işleyebilir. ABD’nin öncü medeni haklar ve özgürlükler savunucusu ACLU’ya göre ise büyük veri analizinde kullanılan algoritmalar, siyahları hep dezavantajlı gösteriyor. Yani, algoritmalarda gizli bir ırk ayrımı var.</p>
<p>Matematik ve mantığa dayanan, dolayısıyla “yansız” olması gereken algoritmada ırk ayrımı sorununa çare arayan MIT mezunu Joy Buolamwini, Algoritma Adalet Birliği’ni (Algorithmic Justice League) kurdu. 2010-11-16-17 Pulitzer ödüllü ProPublica “kamu yararına gazetecilik” sitesi de yüz tanıma ve suça eğilimi tahmin algoritmalarının daha çok siyahların aleyhine sonuç verdiğini örneklerle kanıtlıyor.</p>
<p><strong>Aylin Çalışkan’ın araştırması</strong></p>
<p>Princeton Üniversitesi’nden Aylin Çalışkan ve ekibi ise, yazılımlara (algoritmaya) ırkçılık, cinsiyetçilik, ön yargıların bulaştığını ortaya koyan bir araştırmayı bilim dünyasının saygın kaynağı Science dergisinde 14 Nisan’da yayınladılar: “Makineler, insanın bildiklerini öğreniyor. Çünkü makinenin yapay zekâsını insan yazıyor.”  <a href="http://science.sciencemag.org/content/356/6334/183.full">http://science.sciencemag.org/content/356/6334/183.full</a></p>
<p>Bu tür sorunlar çözülmeden, yapay zekânın, insan davranışını “insan gibi” anlaması mümkün olamayacak.</p>
<p><strong> </strong><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong>*Bu yazı 12.05.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/yapay-zekada-sorun-irkcilik-ve-on-yargi">Yapay zekâda sorun: Irkçılık ve ön yargı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6484</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gerçekle sahte, sapla saman</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/gercekle-sahte-sapla-saman</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Mar 2017 12:35:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[angela merkel]]></category>
		<category><![CDATA[ciddiyet]]></category>
		<category><![CDATA[editoryal ilke]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[kötü]]></category>
		<category><![CDATA[kural]]></category>
		<category><![CDATA[küresel cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[kurum]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[sahte]]></category>
		<category><![CDATA[sahtekar]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<category><![CDATA[uyduruk]]></category>
		<category><![CDATA[wikileaks]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5913</guid>

					<description><![CDATA[<p>Trump stilinde “alternatif gerçekler” üzerinde uzmanlaşan Breitbart News, Almanca sitesini açmaya hazırlanıyor. Almanya’da Eylül’de seçim var. Hollanda Başbakanı, “Bizim seçim çeyrek final, Fransa seçimi yarı final, Almanya seçimi final maçı olacak” dedi geçen hafta. Daha Almancası yokken bile, İngilizce Breitbart Almanya’yı karıştırmaya yetti de arttı: “Dortmund’da bin kişi yılbaşı gecesi tekbir getirerek şehrin en eski kilisesine saldırmış ve yangın çıkartmış.” Külliyen yalan. Breitbart kurucusu Steve Bannon, şimdi Trump’ın baş stratejisti: Bu tencere ve kapak durumu bir yorum değil, ABD iç siyasetinde gündelik bir sorun. Demokrat Parti başkan adaylığı için ortanın solu söylem tutturan (ama yarışı Clinton’a kaptıran) Senatör Bernie Sanders, “Bir gün gerçek bir trajedi olacak ve Başkan Trump’ın açıklamasına kimse inanmayacak. Yine yalan söylüyor diyecekler,” bile dedi. Zeynep Tüfekçi uyarıyor Sorun, sadece kasıtlı, bilerek yalan söylemek de değil. WikiLeaks’in son CIA sızıntılarını, ciddi medyanın haber yapış biçiminin bile “hatalı olduğu” anlaşıldı. ABD’deki yüzakı bilimcilerimizden teknoloji sosyolojisi hocası Zeynep Tüfekçi, 9 Mart’ta New York Times’daki makalesinde bu hatayı anlattı. Medyanın, WikiLeaks’ten gelen her bilginin üzerine balıklama atladığından yakındı. Böyle bir ortamda, Almanya’da genel seçime doğru adım adım gidilirken, hangi haberin yalan hangisinin doğru olduğunu anlamak için özel girişimle kurulan Correctiv adlı bir “haber merkezi” Essen ve Berlin’de 20 kişilik ekip ve 500 gönüllüyle çalışıyor. Şimdi ise Facebook’un “soru işareti” koyduğu haberleri inceleyecek. Sonra da sonucu Facebook’ta yayınlayacak. Gerçek haber cephesi Fransa’da 23 Nisan’daki cumhurbaşkanlığı seçimi birinci turuna doğru, aynı konuda medya sınavdan geçiyor. Yalanlar: Adaylardan birinin (Macron) sponsoru Suudi Arabistanmış (“Sahte” Le Soir). Hükümet, mültecilere 100 milyon euro’ya otel alıyormuş. Madam Le Pen, bir çocuk masalındaki kız, “türbanlı” diye şikayet tweeti atmış. Hükümet, Hristiyan dini tatil günleri yerine Müslüman ve Musevi günlerini tatil ilan edecekmiş. Bu saçmalıklarla başa çıkmak amacıyla, Fransa’da Google News Lab ve 8 iletişim kurumu, First Draft News haber denetim merkezini kurdular. Özellikle yalan haber incelemesi için CrossCheck adlı alt-birimi oluşturdular. Fransız Haber Ajansı AFP, Liberation, Le Monde başta, bir düzine medya kurumu bu ortak bilgi-beceri havuzunda toplandı. Şimdi de dünyaya açılıyorlar: Selanik’ten Güney Afrika’ya, Boston’dan Sydney’e 30 iletişim okulu yalana karşı ortak cephe oluşturuyor. Çamur at, izi kalsın Avrupa Birliği, Doğu Avrupa ve Rusya kaynaklı sahte haberlerle mücadele için 2015’te East Strategic Communication Task Force adlı bir birim oluşturdu. Şimdi buraya daha fazla eleman alacaklarmış. Ama sorun, sadece Rusya da değil. Almanya’nın “içinden” sahte haber üretenler var. Örneğin, RIA Novosti (Rus haber ajansı), Angela Merkel’in “politikaları yüzünden, Almanya’dan her yıl 700 bin kişinin göç ettiğini” duyurdu. Külliyen yalan! Almanya’dan göç yılda 150 bin, ama neden göç ettiklerine dair bir kayıt yok. Ve: RIA Novosti, evet, gerçek bir haber ajansı, ama bu ismi, Almanya’nın İslam karşıtı Pegida örgütünün lideri Lutz Bachmann “öylesine” kullanmış. Marka ihlali, marka sahteciliği yapmış. Rusya’nın da umurundaydı sanki! Evvel zaman içinde Tarihten bir yaprak: Hindistan Başbakanı İndira Gandi, 1984’te suikastle öldürüldü. Oğlu Raciv’in şu sözü gerçektir: “Annemin öldüğüne, BBC yayınladıktan sonra inandım.” Ciddi editoryal ilkeleri olan ciddi medya kurumlarının, internet öncesi dönemde gerçek ve yalan haberi birbirinden ayırdedecek kuralları vardı. Aradan geçen 30 yılda, bu kurallara sahip olanlar azınlıkta, uydurmacı sahtekarlar çoğunlukta. Buna bir de küresel cehaleti, ırkçılığı, “sadece duymak istediğini duyma arzusunu” da ekleyince, içinde bulunduğumuz durum ortaya çıkıyor. Sosyal medya, bir iletişim inovasyonuydu, ama inovasyon kötüye de kullanılabilir. Edip Emil Öymen *Bu yazı 24.03.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/gercekle-sahte-sapla-saman">Gerçekle sahte, sapla saman</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Trump stilinde “alternatif gerçekler” üzerinde uzmanlaşan Breitbart News, Almanca sitesini açmaya hazırlanıyor. Almanya’da Eylül’de seçim var. Hollanda Başbakanı, “Bizim seçim çeyrek final, Fransa seçimi yarı final, Almanya seçimi final maçı olacak” dedi geçen hafta.</p>
<p>Daha Almancası yokken bile, İngilizce Breitbart Almanya’yı karıştırmaya yetti de arttı: “Dortmund’da bin kişi yılbaşı gecesi tekbir getirerek şehrin en eski kilisesine saldırmış ve yangın çıkartmış.” Külliyen yalan.</p>
<p>Breitbart kurucusu Steve Bannon, şimdi Trump’ın baş stratejisti: Bu tencere ve kapak durumu bir yorum değil, ABD iç siyasetinde gündelik bir sorun. Demokrat Parti başkan adaylığı için ortanın solu söylem tutturan (ama yarışı Clinton’a kaptıran) Senatör Bernie Sanders, “Bir gün gerçek bir trajedi olacak ve Başkan Trump’ın açıklamasına kimse inanmayacak. Yine yalan söylüyor diyecekler,” bile dedi.</p>
<p><strong>Zeynep Tüfekçi uyarıyor</strong></p>
<p>Sorun, sadece kasıtlı, bilerek yalan söylemek de değil. WikiLeaks’in son CIA sızıntılarını, ciddi medyanın haber yapış biçiminin bile “hatalı olduğu” anlaşıldı. ABD’deki yüzakı bilimcilerimizden teknoloji sosyolojisi hocası Zeynep Tüfekçi, 9 Mart’ta New York Times’daki makalesinde bu hatayı anlattı. Medyanın, WikiLeaks’ten gelen her bilginin üzerine balıklama atladığından yakındı.</p>
<p>Böyle bir ortamda, Almanya’da genel seçime doğru adım adım gidilirken, hangi haberin yalan hangisinin doğru olduğunu anlamak için özel girişimle kurulan Correctiv adlı bir “haber merkezi” Essen ve Berlin’de 20 kişilik ekip ve 500 gönüllüyle çalışıyor. Şimdi ise Facebook’un “soru işareti” koyduğu haberleri inceleyecek. Sonra da sonucu Facebook’ta yayınlayacak.</p>
<p><strong>Gerçek haber cephesi</strong></p>
<p>Fransa’da 23 Nisan’daki cumhurbaşkanlığı seçimi birinci turuna doğru, aynı konuda medya sınavdan geçiyor. Yalanlar: Adaylardan birinin (Macron) sponsoru Suudi Arabistanmış (“Sahte” Le Soir). Hükümet, mültecilere 100 milyon euro’ya otel alıyormuş. Madam Le Pen, bir çocuk masalındaki kız, “türbanlı” diye şikayet tweeti atmış. Hükümet, Hristiyan dini tatil günleri yerine Müslüman ve Musevi günlerini tatil ilan edecekmiş.</p>
<p>Bu saçmalıklarla başa çıkmak amacıyla, Fransa’da Google News Lab ve 8 iletişim kurumu, First Draft News haber denetim merkezini kurdular. Özellikle yalan haber incelemesi için CrossCheck adlı alt-birimi oluşturdular. Fransız Haber Ajansı AFP, Liberation, Le Monde başta, bir düzine medya kurumu bu ortak bilgi-beceri havuzunda toplandı. Şimdi de dünyaya açılıyorlar: Selanik’ten Güney Afrika’ya, Boston’dan Sydney’e 30 iletişim okulu yalana karşı ortak cephe oluşturuyor.</p>
<p><strong>Çamur at, izi kalsın</strong></p>
<p>Avrupa Birliği, Doğu Avrupa ve Rusya kaynaklı sahte haberlerle mücadele için 2015’te East Strategic Communication Task Force adlı bir birim oluşturdu. Şimdi buraya daha fazla eleman alacaklarmış. Ama sorun, sadece Rusya da değil. Almanya’nın “içinden” sahte haber üretenler var. Örneğin, RIA Novosti (Rus haber ajansı), Angela Merkel’in “politikaları yüzünden, Almanya’dan her yıl 700 bin kişinin göç ettiğini” duyurdu. Külliyen yalan! Almanya’dan göç yılda 150 bin, ama neden göç ettiklerine dair bir kayıt yok. Ve: RIA Novosti, evet, gerçek bir haber ajansı, ama bu ismi, Almanya’nın İslam karşıtı Pegida örgütünün lideri Lutz Bachmann “öylesine” kullanmış. Marka ihlali, marka sahteciliği yapmış. Rusya’nın da umurundaydı sanki!</p>
<p><strong>Evvel zaman içinde</strong></p>
<p>Tarihten bir yaprak: Hindistan Başbakanı İndira Gandi, 1984’te suikastle öldürüldü. Oğlu Raciv’in şu sözü gerçektir: “Annemin öldüğüne, BBC yayınladıktan sonra inandım.” Ciddi editoryal ilkeleri olan ciddi medya kurumlarının, internet öncesi dönemde gerçek ve yalan haberi birbirinden ayırdedecek kuralları vardı. Aradan geçen 30 yılda, bu kurallara sahip olanlar azınlıkta, uydurmacı sahtekarlar çoğunlukta. Buna bir de küresel cehaleti, ırkçılığı, “sadece duymak istediğini duyma arzusunu” da ekleyince, içinde bulunduğumuz durum ortaya çıkıyor. Sosyal medya, bir iletişim inovasyonuydu, ama inovasyon kötüye de kullanılabilir.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 24.03.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/gercekle-sahte-sapla-saman">Gerçekle sahte, sapla saman</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5913</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
