<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>japonya arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/japonya/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/japonya</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Sun, 26 Nov 2023 15:49:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Bilimi bilgiyi iktidar yaparsak sorun çözülür</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/bilimi-bilgiyi-iktidar-yaparsak-sorun-cozulur</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Mar 2023 08:41:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[iktidar]]></category>
		<category><![CDATA[japonya]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa çetiner]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[rotary]]></category>
		<category><![CDATA[şevket ruacan]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29154</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dün Rotary kulüplerinin “bilim ve barış” konulu toplantısında Şevket Ruacan ve Mustafa Çetiner hocalarla birlikte konuşmacıydık. Konuşmam, bilimin başardıklarını anlatırken, dünya barışına katkıyı başaramadığı üzerine idi. Bilim insanları, dünyanın ismi konmamış en evrensel kurumsal yapısıdır. Küresel işbirlikleri olağanüstüdür. Bir ülkede yapılan araştırma, dünyada ilgili bilim insanları tarafından eleştirilir, katkılarla geliştirilir, yanlışlıkları ortaya çıkarırlar, bu araştırmadan esinlenerek yepyeni araştırmalar gündeme gelir&#8230; Ortak amaç, bilimsel hakikate sadık kalınarak en doğru bilgiye ulaşmaktır. Ne din, ne ırk, ne dil ayrıcalığı aralarında vardır (şüphesiz genel doğru olarak yazıyorum, yoksa arada sırada sorunlar çıkar). Bilim ve siyasetin kavgaları Ruacan Hoca dedi ki bilim insanları birbirleriyle kavga etmez, ederlerse hakikate ulaşmak içindir, bilim üzerinedir; ama ülkeler, siyasiler birbiriyle topla tüfek savaşırlar. Bilim ve siyaset ilişkisi üzerine ileride pek çok yazıda işleyeceğim. Bilimin barışa katkılarının başarısızlığının temel nedeni, iktidarda olamayışıdır. Bilimcilerin kendi aralarında kurdukları hakikat diliyle, siyasilerin kendi aralarındaki çoğu yalan ve tahakküme dayanan dili arasında zerre ilişki yoktur. Politikacı bilimin yarattığı parasal değerleri, barış için değil, gerektiğinde savaş için de kullanır. Muazzam paralar silahlanmaya aktarılır. Politikacı için bilim bir güç aracıdır Politikacı, bilimi güç aracı; diğer ülkeler üzerinde hegemonya ve sömürü aracı olarak kullanır. Bilim, bilgi, resmen iktidar olmadıkça, dünyada savaşların sonu gelmez, barışa da hizmet edemez. Bilim ve siyaset, tamamen iki ayrı dünyadır. Dahası bazen birbirlerini reddedebilirler de. Ama bilimin iktidar olma olasılığı bugünkü dünya yönetim sistemlerinde yok gibidir. Gerçi pek çok ülkede kurumsal siyaset, bilimin yarattığı değerleri, ülke ve kendi çıkarına olduğu için bilimi son derece destekler. Para akıtır. Fakat yine de bu destek, bilimin barışa hizmet etmesine yaramaz. Ama siyasetin kulak verdiği ülkelerde, bilimin yararı büyüktür. Mesela deprem ülkesinde Japonya’da hasarlar çok azdır. Bu konu uzun, tartışmaya açık, ileride deşeceğim. Cezayı ülke &#8211; toplum çeker Bilimin özellikle bizim gibi ülkelerde tam “iktidarsızlığı”nın cezasını tüm ülke çeker, tüm toplum çeker. Toplantıda tartışma sırasında bir genç, konuyu ülkemize, son depreme getirdi ve bilimin siyasi iktidarlar üzerinde sıfır etkisinin, ülkeye verdiği zarara dikkat çekti. Çok doğru. Türkiye deprem ülkesi mi, evet. Bunu bilmeyen var mı, hayır, bırakın tüm dünya bilimcilerini, sağır sultan bile bilir. Her depremde Türkiye’nin nasıl fay hatlarıyla kuzeyde güneyden Ege’den kuşatıldığını gösteren haritalar ekranda boy gösterir. Eğer toplumu sevselerdi&#8230; Bu ülkede işbaşına gelen siyasi iktidarların zerre aklı, millet sevgisi, ülke sevgisi olsaydı, yaşadığımız ağır depremlerin acısını yüreğinde hissederek, yarattığı ekonomik kayıpların büyüklüğünü düşünerek haritayı önüne koyar, ülkenin milletin depreme karşı güvenli hale getirilmesi için, yapılacak işlerin tümümün kararını vermesi için, çalışmaları sadece uzman ve bilimcilerden oluşan bir Deprem Konseyi’ne devrederdi. Bu, ülkenin güvenliği ve milletin geleceği için iktidarının bir parçasından vazgeçmek demek olurdu ve doğru bir iş yapmış olurlardı. Bugünkü 50 bin insanımızı kaybetmenin acısını ve yıllarca sürecek travmasını yaşamazdık. 100 milyar dolarlık bir kaybı yaşamazdık. Şimdi söyleyin: Siyasi iktidarlar, ülke-toplum yararı için mi çalışıyorlar? Orhan Bursalı *Bu yazı, 19 Mart 2023 tarihli Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/bilimi-bilgiyi-iktidar-yaparsak-sorun-cozulur">Bilimi bilgiyi iktidar yaparsak sorun çözülür</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dün Rotary kulüplerinin <em>“bilim ve barış”</em> konulu toplantısında <strong>Şevket Ruacan</strong> ve <strong>Mustafa Çetiner</strong> hocalarla birlikte konuşmacıydık. Konuşmam, bilimin başardıklarını anlatırken, dünya barışına katkıyı başaramadığı üzerine idi.</p>
<p>Bilim insanları, dünyanın ismi konmamış en evrensel kurumsal yapısıdır. Küresel işbirlikleri olağanüstüdür. Bir ülkede yapılan araştırma, dünyada ilgili bilim insanları tarafından eleştirilir, katkılarla geliştirilir, yanlışlıkları ortaya çıkarırlar, bu araştırmadan esinlenerek yepyeni araştırmalar gündeme gelir&#8230;</p>
<p>Ortak amaç, bilimsel hakikate sadık kalınarak en doğru bilgiye ulaşmaktır. Ne din, ne ırk, ne dil ayrıcalığı aralarında vardır (şüphesiz genel doğru olarak yazıyorum, yoksa arada sırada sorunlar çıkar).</p>
<p><strong>Bilim ve siyasetin kavgaları</strong></p>
<p>Ruacan Hoca dedi ki bilim insanları birbirleriyle kavga etmez, ederlerse hakikate ulaşmak içindir, bilim üzerinedir; ama ülkeler, siyasiler birbiriyle topla tüfek savaşırlar.</p>
<p>Bilim ve siyaset ilişkisi üzerine ileride pek çok yazıda işleyeceğim.</p>
<p>Bilimin barışa katkılarının başarısızlığının temel nedeni, iktidarda olamayışıdır.</p>
<p>Bilimcilerin kendi aralarında kurdukları hakikat diliyle, siyasilerin kendi aralarındaki çoğu yalan ve tahakküme dayanan dili arasında zerre ilişki yoktur.</p>
<p>Politikacı bilimin yarattığı parasal değerleri, barış için değil, gerektiğinde savaş için de kullanır.</p>
<p>Muazzam paralar silahlanmaya aktarılır.</p>
<p><strong>Politikacı için bilim bir güç aracıdır</strong></p>
<p>Politikacı, bilimi güç aracı; diğer ülkeler üzerinde hegemonya ve sömürü aracı olarak kullanır.</p>
<p>Bilim, bilgi, resmen iktidar olmadıkça, dünyada savaşların sonu gelmez, barışa da hizmet edemez.</p>
<p>Bilim ve siyaset, tamamen iki ayrı dünyadır. Dahası bazen birbirlerini reddedebilirler de.</p>
<p>Ama bilimin iktidar olma olasılığı bugünkü dünya yönetim sistemlerinde yok gibidir.</p>
<p>Gerçi pek çok ülkede kurumsal siyaset, bilimin yarattığı değerleri, ülke ve kendi çıkarına olduğu için bilimi son derece destekler. Para akıtır.</p>
<p>Fakat yine de bu destek, bilimin barışa hizmet etmesine yaramaz.</p>
<p>Ama siyasetin kulak verdiği ülkelerde, bilimin yararı büyüktür. Mesela deprem ülkesinde Japonya’da hasarlar çok azdır.</p>
<p>Bu konu uzun, tartışmaya açık, ileride deşeceğim.</p>
<p><strong>Cezayı ülke &#8211; toplum çeker</strong></p>
<p>Bilimin özellikle bizim gibi ülkelerde tam <em>“iktidarsızlığı”</em>nın cezasını tüm ülke çeker, tüm toplum çeker.</p>
<p>Toplantıda tartışma sırasında bir genç, konuyu ülkemize, son depreme getirdi ve bilimin siyasi iktidarlar üzerinde sıfır etkisinin, ülkeye verdiği zarara dikkat çekti.</p>
<p>Çok doğru.</p>
<p>Türkiye deprem ülkesi mi, evet. Bunu bilmeyen var mı, hayır, bırakın tüm dünya bilimcilerini, sağır sultan bile bilir.</p>
<p>Her depremde Türkiye’nin nasıl fay hatlarıyla kuzeyde güneyden Ege’den kuşatıldığını gösteren haritalar ekranda boy gösterir.</p>
<p><strong>Eğer toplumu sevselerdi&#8230;</strong></p>
<p>Bu ülkede işbaşına gelen siyasi iktidarların zerre aklı, millet sevgisi, ülke sevgisi olsaydı, yaşadığımız ağır depremlerin acısını yüreğinde hissederek, yarattığı ekonomik kayıpların büyüklüğünü düşünerek haritayı önüne koyar, ülkenin milletin depreme karşı güvenli hale getirilmesi için, yapılacak işlerin tümümün kararını vermesi için, çalışmaları sadece uzman ve bilimcilerden oluşan bir <strong>Deprem Konseyi’</strong>ne devrederdi.</p>
<p>Bu, ülkenin güvenliği ve milletin geleceği için iktidarının bir parçasından vazgeçmek demek olurdu ve doğru bir iş yapmış olurlardı.</p>
<p>Bugünkü 50 bin insanımızı kaybetmenin acısını ve yıllarca sürecek travmasını yaşamazdık.</p>
<p>100 milyar dolarlık bir kaybı yaşamazdık.</p>
<p>Şimdi söyleyin: Siyasi iktidarlar, ülke-toplum yararı için mi çalışıyorlar?</p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, 19 Mart 2023 tarihli Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/bilimi-bilgiyi-iktidar-yaparsak-sorun-cozulur">Bilimi bilgiyi iktidar yaparsak sorun çözülür</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29154</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mercan ölümleri artıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/mercan-olumleri-artiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Mar 2023 07:14:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[balıkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz mercan]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[ekosistem]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[japonya]]></category>
		<category><![CDATA[kayalık]]></category>
		<category><![CDATA[kırmızı mercan]]></category>
		<category><![CDATA[koloni]]></category>
		<category><![CDATA[mercan]]></category>
		<category><![CDATA[mercan resifleri]]></category>
		<category><![CDATA[okyanus]]></category>
		<category><![CDATA[palau cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[pasifik okyanusu]]></category>
		<category><![CDATA[resif]]></category>
		<category><![CDATA[su seviyesi]]></category>
		<category><![CDATA[tokyo üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29128</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pasifik Okyanusu&#8217;ndaki küçük ada devletleri Palau, Fiji, Saipan, Mikronezya gibi ülkeler iklim değişikliği sonucu oluşan mercan ölümlerinin etkisini azaltmak için tedbirler almaya çalışıyorlar. Bilindiği gibi mercan ekosistemleri dünya okyanuslarının %25&#8217;ini oluştururken tür çeşitliliği açısından da zengin yaşam alanlarıdır. Örneğin sadece Palau Cumhuriyeti ve Mikronezya adalarında 400 kadar resif oluşturan sert, 150 kadar yumuşak mercan türleri ile en az 1.500 kadar da mercan ekosistemlerinde yaşayan balık türü bulunuyor. Bununla birlikte, son zamanlarda başta iklim değişikliği sonucu mercanlarda beyazlaşma görülüyor ve bu bölge mercanlarının %15’inin ölüm sınırında olduğu biliniyor. Mercan ekosistemleri sadece biyolojik çeşitlilik açsından değil aynı zamanda denize bağımlı olan yerel halk için de önemli çünkü küçük ölçekli balıkçılık yapılarak halkın besin talebi karşılanmış oluyor. Bu ülkelerin denize bağımlılığı yaşamsal çünkü balıkçılık dışında tek geçim kaynağı turizm. Turizmin sürdürülebilir ve doğaya saygılı biçimde yapılması için de önemli kararlar alınmış. Bunlardan biri Pasifik Okyanusu&#8217;ndaki başta Palau Cumhuriyeti olmak üzere ada ülkelerinde deniz ortamına ve canlılarına zarar veren güneş kremlerinin kullanımını, bulundurulması ve satışının yasaklanması. Sadece yerel bitki özütlerinden yapılmış kremlerin satışı serbest. Diğer bir uygulamaysa, beyazlaşan ve ölen mercan kolonilerinin yerine yapılan mercan ekimi (plantasyon) ve restorasyon çalışmaları. Ağırlıkla Japonya destekli olan ve deniz biyologları (görselde, solda Bayram Öztürk) tarafından yürütülen çalışmalar sonucu belli mercan türlerin yeniden büyütülmesi başarılmış durumda. Restorasyon çalışmaları ise devam ediyor. Gelecek yıllarda dünya okyanuslarında mercan ekimini bir meslek olarak görürsek şaşırmamız lazım. Bu arada, mercan ölümleri sadece iklim değişikliğine bağlı değil. Aşırı yağmur ve seller ile yoğun dalış turizmi baskısı da etkenler arasında. Pasifik&#8217;te bulunan küçük ada ülkeleri iklim değişikliği sonucu deniz suyu seviyesindeki yükselmelerden olumsuz etkileneceği için  iklim değişikliğinin azaltılması için ortak çaba gösteriyorlar. Bu çabanın başında ise uzun süreli izleme programları geliyor. Son olarak, Palau Cumhuriyeti 500.000 km² bir alanı deniz koruma bölgesi ilan ederek denizlerin sürdürülebilir kullanımı ve korunması için ciddi bir adım attı. Hiç deniz koruma alanı bulunmayan Marmara ve Karadeniz aklıma geldi burada çalışırken. Daha kadar bekleyeceğiz bilmiyorum veya kimin ne kadar umurunda&#8230; Prof. Bayram Öztürk, Tokyo Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Üniversitesi konuk öğretim üyesi.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/mercan-olumleri-artiyor">Mercan ölümleri artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pasifik Okyanusu&#8217;ndaki küçük ada devletleri Palau, Fiji, Saipan, Mikronezya gibi ülkeler iklim değişikliği sonucu oluşan mercan ölümlerinin etkisini azaltmak için tedbirler almaya çalışıyorlar. Bilindiği gibi mercan ekosistemleri dünya okyanuslarının %25&#8217;ini oluştururken tür çeşitliliği açısından da zengin yaşam alanlarıdır. Örneğin sadece Palau Cumhuriyeti ve Mikronezya adalarında 400 kadar resif oluşturan sert, 150 kadar yumuşak mercan türleri ile en az 1.500 kadar da mercan ekosistemlerinde yaşayan balık türü bulunuyor. Bununla birlikte, son zamanlarda başta iklim değişikliği sonucu mercanlarda beyazlaşma görülüyor ve bu bölge mercanlarının %15’inin ölüm sınırında olduğu biliniyor.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-29131 size-medium alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/m2-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/m2-300x225.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/m2.jpg 853w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Mercan ekosistemleri sadece biyolojik çeşitlilik açsından değil aynı zamanda denize bağımlı olan yerel halk için de önemli çünkü küçük ölçekli balıkçılık yapılarak halkın besin talebi karşılanmış oluyor. Bu ülkelerin denize bağımlılığı yaşamsal çünkü balıkçılık dışında tek geçim kaynağı turizm. Turizmin sürdürülebilir ve doğaya saygılı biçimde yapılması için de önemli kararlar alınmış. Bunlardan biri Pasifik Okyanusu&#8217;ndaki başta Palau Cumhuriyeti olmak üzere ada ülkelerinde deniz ortamına ve canlılarına zarar veren güneş kremlerinin kullanımını, bulundurulması ve satışının yasaklanması. Sadece yerel bitki özütlerinden yapılmış kremlerin satışı serbest.</p>
<p><img decoding="async" class="alignright wp-image-29130 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/pasifik-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/pasifik-300x225.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/pasifik.jpg 956w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Diğer bir uygulamaysa, beyazlaşan ve ölen mercan kolonilerinin yerine yapılan mercan ekimi (plantasyon) ve restorasyon çalışmaları. Ağırlıkla Japonya destekli olan ve deniz biyologları (görselde, solda Bayram Öztürk) tarafından yürütülen çalışmalar sonucu belli mercan türlerin yeniden büyütülmesi başarılmış durumda. Restorasyon çalışmaları ise devam ediyor. Gelecek yıllarda dünya okyanuslarında mercan ekimini bir meslek olarak görürsek şaşırmamız lazım. Bu arada, mercan ölümleri sadece iklim değişikliğine bağlı değil. Aşırı yağmur ve seller ile yoğun dalış turizmi baskısı da etkenler arasında.</p>
<p>Pasifik&#8217;te bulunan küçük ada ülkeleri iklim değişikliği sonucu deniz suyu seviyesindeki yükselmelerden olumsuz etkileneceği için  iklim değişikliğinin azaltılması için ortak çaba gösteriyorlar. Bu çabanın başında ise uzun süreli izleme programları geliyor.</p>
<p>Son olarak, Palau Cumhuriyeti 500.000 km² bir alanı deniz koruma bölgesi ilan ederek denizlerin sürdürülebilir kullanımı ve korunması için ciddi bir adım attı. Hiç deniz koruma alanı bulunmayan Marmara ve Karadeniz aklıma geldi burada çalışırken. Daha kadar bekleyeceğiz bilmiyorum veya kimin ne kadar umurunda&#8230;</p>
<p><strong>Prof. Bayram Öztürk, Tokyo Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Üniversitesi konuk öğretim üyesi.</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/mercan-olumleri-artiyor">Mercan ölümleri artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29128</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Depremler neden bu kadar yıkıcı oldu?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/depremler-neden-bu-kadar-yikici-oldu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2023 09:24:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[denetim]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[inşaat]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[japonya]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[kandilli rasathanesi]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey anadolu fay hattı]]></category>
		<category><![CDATA[marmara]]></category>
		<category><![CDATA[tavşancıl]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<category><![CDATA[yıkıcı]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29031</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye ve Suriye’yi etkileyen Kahramanmaraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki iki depremin yüksek can kayıplarına ve büyük maddi hasarlara neden olması uzmanlara göre yalnızca depremlerin büyüklüğü ile açıklanamaz. Yapı stoğunun yapım evresinde bilimsel anlayış ve tarafsız denetimden uzak olması bu yıkıcılığın boyutlarını artıran en önemli faktör olarak öne çıkıyor. Bu felaketten elde edilecek bulgular olası İstanbul depremi için de yol gösterici olacak. Dünyanın saygın bilim dergilerinden Nature’da yer alan bir makaleye göre, ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS), Türkiye’deki binaların depremlere karşı savunmasız olduğunu öne sürüyor. Buradaki nüfusun genellikle 2-3 katlı, tuğla duvarlı yığma binalarda oturduğunu belirten USGS, bu malzemelerin esneme kabiliyetinin çok düşük olduğunu, depremin ürettiği sarsıntılara dayanamadıkları için yıkıldığını ileri sürüyor. Ancak yüksek betonarme binaların da aynı akıbete uğraması, inşaat standartlarının sorgulanmasını da gündeme taşıyor. New York Times’a konuşan Köln’de yaşayan inşaat mühendisi Erol Kirtaş, “İnsanlar yeni ve modern binalarda oturdukları zaman kendilerini daha güvende hissediyorlar. Ancak Malatya ve diğer kentlerde depreme dayanıklı diye pazarlanan yeni binaların da yıkıldığını gördük. Türkiye’deki inşaat sektörü nitelikten çok niceliğe ve kâra öncelik tanıyor. Depremlerde bu kadar çok can kaybının olmasının nedeni bu” diyor. Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği yetersiz mi? Başta Hatay ve Adıyaman olmak üzere 10 kentte bu kadar çok yapının yıkılmasını sadece depremin şiddetine bağlamanın yanıltıcı olacağından hareketle, bir uzman görüşüne başvurduk. İTÜ Mimarlık Fakültesi Yapı Stoğu ve Betonarme Birimi’nden deprem mühendisi Dr. Haluk Sesigür, Türkiye’de geçerli olan bina deprem yönetmeliğine ve denetim mekanizmalarına açıklık getirdi. Deprem yönetmelikleri ülkemizde bugüne dek 1947, 1953, 1961, 1968, 1975, 1998, 2007 ve en son 2018’de kapsamlı olarak yenilendi. Dr. Sesigür tasarım, denetim ve malzeme açısından bu son yönetmeliğin dünyanın sayılı yönetmeliklerinden biri olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Konutların 500 yılda bir,  hastane gibi kamusal hizmet binalarının 2.500 yılda bir meydana gelebilecek normalin üzerindeki büyük depremlere dayanacak güçte olması için bu yönetmelik hazırlandı. Yönetmelikte bir sorun yok. Uygulamada sorun yaşıyoruz.” Uygulamada yaşanan sorunlar-denetim sorunu Dr. Sesigür, öncelikle malzeme kontrolünde sorunlar yaşandığına dikkat çekiyor: “Şantiyelerde malzeme kontrolü yapılmıyor; betonun santralden geldiği gibi kullanılması gerekiyor; örneğin içindeki çakılın çökmemesi, su ilave edilmemesi gerekiyor; dayanımı bilinmiyor. İster yığma ister betonarme, binaların hepsi gereği gibi yapılmazsa çöker. İşte bu noktada denetim sistemleri devreye giriyor.” Yapı denetim sistemlerinde yaşanan sorunlar ise kronikleşmiş durumda. Hem proje aşamasında hem de inşaat sürecinde denetimin önemine dikkat çeken Dr. Sesigür, denetimin bağımsız denetim firmalarında, bağımsız denetmenler tarafından yapılması gerektiğine inanıyor: “Müteahhitin denetim firması üzerinde en ufak bir etkisinin bulunmaması gerekiyor. Ne yazık ki küçük yerleşim birimlerine yapı denetim firmaları ile müteahhidin arasındaki kronik bağın koparılması çok güç.” Maliyet sorunu Dr. Sesigür’e göre depremlere dayanıklı yapılarda sismik yalıtım yöntemleri veya başka bir deyişle taban izolasyonu, binanın sarsıntılardan minimum ölçüde etkilenmesinin en etkili yolu. Bu izolasyonların aslında şehir hastanelerinde kullanılması zorunlu. Üstelik Ülkemizde de üretiliyor. Maliyeti yüksek olacağı için konutlarda pek tercih edilmiyor. Bu donanımın köprülerde de kullanılması da gerekiyor. Deprem bölgesindeki yıkılan hastanelerde bu sismik yalıtım yöntemlerinin kullanılmadığı açık. Japonya’daki yıkıcı depremlerde bu kadar az sayıda yapının hasar görmesinin birinci nedeni bu izolasyonlar. İstanbul için yol gösterici Dr. Sesigür, binlerce binanın yıkıldığı bir felakette delil tespitinin vakit geçirilmeden yapılmasının önemine değiniyor. Avukat ve mühendislerden oluşan uzman heyetler tarafından delil tespitinin enkaz kaldırma çalışmalarından önce, hemen şimdi yapılmasını bir zorunluluk olduğunu söylüyor. Öyle ki bu çalışmalardan elde edilecek bulgular başta İstanbul olmak üzere, büyük bir risk altındaki Anadolu kentlerinin olası depremlere karşı daha hazırlıklı olmalarına zemin hazırlayabilir. Japonya’daki inşaatlardan çıkartacağımız dersler Dünyada tek bir ülke depreme dayanıklılık konusunda rakip tanımıyor. Bu ülke Japonya.  Depreme dayanıklı inşaat teknolojisinde, tüm ülkelerin Japonya’dan öğreneceği çok şey var. Özet olarak en önemli dersler şunlar: -Güçlü yönetmelikler yaşamsal önem taşır: Dayanıklılık için minumum standartlar yönetmeliklerde açıkça belirtilmiştir. Japon müreahhitler bu kurallara harfiyen uyarlar. Ve bu yapılarda yaşayanlar güvende olduklarından emindirler ve geceleri korkmadan uyuyabilirler. -İnovasyon gereklidir: Japon tasarımcılar binalarının depreme daha dayanıklı olmasını sağlamak için sürekli yenilik yapmaya kendilerini mecbur hissederler. -Yatırım kaçınılmazdır: Depreme dayanıklı yapılar, standart yapılara göre %20 daha pahalıya mal olur. Ne var ki uzun vadede bu yaklaşım müteahhitlere para kazandırır, zira deprem vurduğunda binaları hasar görmez. 17 Ağustos depreminin merkezindeki Tavşancıl’da nasıl ‘çivi bile oynamadı’? 17 Ağustos depreminde Tavşancıl’da hiçbir bina yıkılmadı ve kimsenin  ‘burnu bile kanamadı’. BBC’nin haberine göre bu şans veya tesadüf değil, bilim insanlarının önerileri doğrultusunda hareket etmelerinin sonucu. Binlerce insanın yaşamını yitirmesine ve on binlerce binanın yıkılmasına neden olan 17 Ağustos 1999’daki Marmara Depremi’nin üzerinden 24 yıl geçti. Bilim insanları, depremin merkezinde olmasına rağmen bir beldenin nasıl hasar almadığını araştırdı. Herkesin dikkatini çeken bu yer, Kocaeli’nin Dilovası ilçesine bağlı Tavşancıl’dı. Habere göre süreç şöyle gelişti: Tavşancıl 1987’de belde belediyesi oldu. 1989 yerel seçimlerinde belediyenin başkanlığını Salih Gün kazandı. Geçen yıl Covid nedeniyle hayatını kaybeden Gün, başkan seçildikten sonra imar planı için Kocaeli Üniversitesi’nden bilim insanlarına başvurdu. Bilim insanları, hazırladıkları zemin etüt raporunda deprem riskine dikkat çekti. Beldenin Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde yer aldığı belirtilerek, buna uygun bir plan çizildi. Gün, tam da bu rapora uygun adımlar attı. Gün’o zaman tepki görse de en fazla üç katlı binalara izin verdi. Genelde evler iki katlı ve birbirlerine yakın değildi. Mahalle sakinleri, o zaman evine çatı katı atmak istediklerinde bile buna izin alamadıklarını açıklıyorlar. Gün’den sonra imar planının gevşediğine dikkat çekiliyor. Bir mahalle sakini, yeni belediye başkanlarının daha fazla oy için imar planındaki o katı tavırdan vazgeçtiğini ve kaçak yapılaşmanın arttığını söylüyor. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi’nden Doç. Dr. Doğan Kalafat’a göre Gün’ün taviz vermemesi depremin bertaraf edilmesini sağladı. Yeni bir depremin muhakkak olacağını belirten Kalafat, “Belediye başkanları hiçbir şekilde taviz vermemeli” dedi. Reyhan Oksay *Bu yazı 16.02.2023 tarihli HBT Dergi&#8217;nin 359. sayısında yayınlanmıştır. Kaynak: https://www.washingtonpost.com/science/2023/02/06/turkey-earthquake-magnitude/ https://www.nature.com/articles/d41586-023-00364-y https://www.planradar.com/gb/japan-earthquake-proof-buildings/#:~:text=Common%20earthquake%2Dproof%20features%20in%20Japanese%20buildings&#38;text=The%20use%20of%20diagonal%20dampers,help%20to%20fortify%20the%20building https://www.imo.org.tr/TR,143081/turkiye-bina-deprem-yonetmeligi-yayinlandi.htmlhttps://www.imo.org.tr/TR,143081/turkiye-bina-deprem-yonetmeligi-yayinlandi.html https://www.nytimes.com/live/2023/02/05/world/turkey-earthquake https://www.diken.com.tr/bbc-arastirdi-marmara-depreminin-merkezindeki-tavsancilda-nasil-civi-bile-oynamadi/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/depremler-neden-bu-kadar-yikici-oldu">Depremler neden bu kadar yıkıcı oldu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p2"><b>Türkiye ve Suriye’yi etkileyen Kahramanmaraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki iki depremin yüksek can kayıplarına ve büyük maddi hasarlara neden olması uzmanlara göre yalnızca depremlerin büyüklüğü ile açıklanamaz. Yapı stoğunun yapım evresinde<span class="Apple-converted-space"> </span>bilimsel anlayış ve tarafsız denetimden uzak olması bu yıkıcılığın boyutlarını artıran en önemli faktör olarak öne çıkıyor.<span class="Apple-converted-space"> </span>Bu felaketten elde edilecek bulgular olası İstanbul depremi için de yol gösterici olacak.</b></p>
<p class="p2">Dünyanın saygın bilim dergilerinden <strong><i>Nature</i></strong>’da yer alan bir makaleye göre, ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS), Türkiye’deki binaların depremlere karşı savunmasız olduğunu öne sürüyor. Buradaki nüfusun genellikle 2-3 katlı, tuğla duvarlı yığma binalarda oturduğunu belirten USGS, bu malzemelerin esneme kabiliyetinin çok düşük olduğunu, depremin ürettiği sarsıntılara dayanamadıkları için yıkıldığını ileri sürüyor. Ancak yüksek betonarme binaların da aynı akıbete uğraması, inşaat standartlarının sorgulanmasını da gündeme taşıyor.</p>
<p class="p2"><strong><i>New York Times</i></strong>’a konuşan Köln’de yaşayan inşaat mühendisi <b>Erol Kirtaş</b>, “İnsanlar yeni ve modern binalarda oturdukları zaman kendilerini daha güvende hissediyorlar. Ancak Malatya ve diğer kentlerde depreme dayanıklı diye pazarlanan yeni binaların da yıkıldığını gördük. Türkiye’deki inşaat sektörü nitelikten çok niceliğe ve kâra öncelik tanıyor. Depremlerde bu kadar çok can kaybının olmasının nedeni bu” diyor.</p>
<p class="p2"><strong>Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği yetersiz mi?</strong></p>
<p class="p2">Başta Hatay ve Adıyaman olmak üzere 10 kentte bu kadar çok yapının yıkılmasını sadece depremin şiddetine bağlamanın yanıltıcı olacağından hareketle, bir uzman görüşüne başvurduk. İTÜ Mimarlık Fakültesi Yapı Stoğu ve Betonarme Birimi’nden deprem mühendisi <b>Dr. Haluk Sesigür,</b> Türkiye’de geçerli olan bina deprem yönetmeliğine ve denetim mekanizmalarına açıklık getirdi.</p>
<p class="p2">Deprem yönetmelikleri ülkemizde bugüne dek 1947, 1953, 1961, 1968, 1975, 1998, 2007 ve en son 2018’de kapsamlı olarak yenilendi. Dr. Sesigür tasarım, denetim ve malzeme açısından bu son yönetmeliğin dünyanın sayılı yönetmeliklerinden biri olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Konutların 500 yılda bir,<span class="Apple-converted-space">  </span>hastane gibi kamusal hizmet binalarının 2.500 yılda bir meydana gelebilecek normalin üzerindeki büyük depremlere dayanacak güçte olması için bu yönetmelik hazırlandı. Yönetmelikte bir sorun yok. Uygulamada sorun yaşıyoruz.”</p>
<p class="p2"><strong>Uygulamada yaşanan sorunlar-denetim sorunu</strong></p>
<p class="p2">Dr. Sesigür, öncelikle malzeme kontrolünde sorunlar yaşandığına dikkat çekiyor: “Şantiyelerde malzeme kontrolü yapılmıyor; betonun santralden geldiği gibi kullanılması gerekiyor; örneğin içindeki çakılın çökmemesi, su ilave edilmemesi gerekiyor; dayanımı bilinmiyor. İster yığma ister betonarme, binaların hepsi gereği gibi yapılmazsa çöker. İşte bu noktada denetim sistemleri devreye giriyor.”</p>
<p class="p2">Yapı denetim sistemlerinde yaşanan sorunlar ise kronikleşmiş durumda. Hem proje aşamasında hem de inşaat sürecinde denetimin önemine dikkat çeken Dr. Sesigür, denetimin bağımsız denetim firmalarında, bağımsız denetmenler tarafından yapılması gerektiğine inanıyor: “Müteahhitin denetim firması üzerinde en ufak bir etkisinin bulunmaması gerekiyor. Ne yazık ki küçük yerleşim birimlerine yapı denetim firmaları ile müteahhidin arasındaki kronik bağın koparılması çok güç.”</p>
<p class="p2"><strong>Maliyet sorunu</strong></p>
<p class="p2">Dr. Sesigür’e göre depremlere dayanıklı yapılarda <b>sismik yalıtım yöntemleri</b> veya başka bir deyişle <b>taban izolasyonu</b>, binanın sarsıntılardan minimum ölçüde etkilenmesinin en etkili yolu. Bu izolasyonların aslında şehir hastanelerinde kullanılması zorunlu. Üstelik Ülkemizde de üretiliyor. Maliyeti yüksek olacağı için konutlarda pek tercih edilmiyor. Bu donanımın köprülerde de kullanılması da gerekiyor. Deprem bölgesindeki yıkılan hastanelerde bu sismik yalıtım yöntemlerinin kullanılmadığı açık. Japonya’daki yıkıcı depremlerde bu kadar az sayıda yapının hasar görmesinin birinci nedeni bu izolasyonlar.</p>
<p class="p2"><strong>İstanbul için yol gösterici</strong></p>
<p class="p2">Dr. Sesigür, binlerce binanın yıkıldığı bir felakette delil tespitinin vakit geçirilmeden yapılmasının önemine değiniyor. Avukat ve mühendislerden oluşan uzman heyetler tarafından delil tespitinin enkaz kaldırma çalışmalarından önce, hemen şimdi yapılmasını bir zorunluluk olduğunu söylüyor. Öyle ki bu çalışmalardan elde edilecek bulgular başta İstanbul olmak üzere, büyük bir risk altındaki Anadolu kentlerinin olası depremlere karşı daha hazırlıklı olmalarına zemin hazırlayabilir.</p>
<p class="p2"><strong>Japonya’daki inşaatlardan çıkartacağımız dersler</strong></p>
<p class="p2">Dünyada tek bir ülke depreme dayanıklılık konusunda rakip tanımıyor. Bu ülke Japonya.<span class="Apple-converted-space">  </span>Depreme dayanıklı inşaat teknolojisinde, tüm ülkelerin Japonya’dan öğreneceği çok şey var. Özet olarak en önemli dersler şunlar:</p>
<p class="p2"><strong>-Güçlü yönetmelikler yaşamsal önem taşır:</strong> Dayanıklılık için minumum standartlar yönetmeliklerde açıkça belirtilmiştir. Japon müreahhitler bu kurallara harfiyen uyarlar. Ve bu yapılarda yaşayanlar güvende olduklarından emindirler ve geceleri korkmadan uyuyabilirler.</p>
<p class="p2"><strong>-İnovasyon gereklidir:</strong> Japon tasarımcılar binalarının depreme daha dayanıklı olmasını sağlamak için sürekli yenilik yapmaya kendilerini mecbur hissederler.</p>
<p class="p2"><strong>-Yatırım kaçınılmazdır: </strong>Depreme dayanıklı yapılar, standart yapılara göre %20 daha pahalıya mal olur. Ne var ki uzun vadede bu yaklaşım müteahhitlere para kazandırır, zira deprem vurduğunda binaları hasar görmez.</p>
<p class="p2"><strong>17 Ağustos depreminin merkezindeki Tavşancıl’da nasıl ‘çivi bile oynamadı’?</strong></p>
<p class="p2">17 Ağustos depreminde Tavşancıl’da hiçbir bina yıkılmadı ve kimsenin  ‘burnu bile kanamadı’. <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/99-depreminde-yikilmayan-tek-yer-tavsancil">BBC’nin haberine</a> göre bu şans veya tesadüf değil, bilim insanlarının önerileri doğrultusunda hareket etmelerinin sonucu.</p>
<p class="p2">Binlerce insanın yaşamını yitirmesine ve on binlerce binanın yıkılmasına neden olan 17 Ağustos 1999’daki Marmara Depremi’nin üzerinden 24 yıl geçti. Bilim insanları, depremin merkezinde olmasına rağmen bir beldenin nasıl hasar almadığını araştırdı. Herkesin dikkatini çeken bu yer, Kocaeli’nin Dilovası ilçesine bağlı Tavşancıl’dı.</p>
<p class="p2">Habere göre süreç şöyle gelişti: Tavşancıl 1987’de belde belediyesi oldu. 1989 yerel seçimlerinde belediyenin başkanlığını <b>Salih Gün</b> kazandı. Geçen yıl Covid nedeniyle hayatını kaybeden Gün, başkan seçildikten sonra imar planı için Kocaeli Üniversitesi’nden bilim insanlarına başvurdu.</p>
<p class="p2">Bilim insanları, hazırladıkları zemin etüt raporunda deprem riskine dikkat çekti. Beldenin Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde yer aldığı belirtilerek, buna uygun bir plan çizildi. Gün, tam da bu rapora uygun adımlar attı. Gün’o zaman tepki görse de en fazla üç katlı binalara izin verdi.</p>
<p class="p2">Genelde evler iki katlı ve birbirlerine yakın değildi. Mahalle sakinleri, o zaman evine çatı katı atmak istediklerinde bile buna izin alamadıklarını açıklıyorlar.</p>
<p class="p2">Gün’den sonra imar planının gevşediğine dikkat çekiliyor. Bir mahalle sakini, yeni belediye başkanlarının daha fazla oy için imar planındaki o katı tavırdan vazgeçtiğini ve kaçak yapılaşmanın arttığını söylüyor.</p>
<p class="p2">Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi’nden Doç. Dr. Doğan Kalafat’a göre Gün’ün taviz vermemesi depremin bertaraf edilmesini sağladı. Yeni bir depremin muhakkak olacağını belirten Kalafat, “Belediye başkanları hiçbir şekilde taviz vermemeli” dedi.</p>
<p><strong>Reyhan Oksay</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 16.02.2023 tarihli HBT Dergi&#8217;nin 359. sayısında yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p class="p3"><strong><span class="s1"><a href="https://www.washingtonpost.com/science/2023/02/06/turkey-earthquake-magnitude/">https://www.washingtonpost.com/science/2023/02/06/turkey-earthquake-magnitude/</a></span></strong></p>
<p class="p3"><strong><span class="s1"><a href="https://www.nature.com/articles/d41586-023-00364-y">https://www.nature.com/articles/d41586-023-00364-y</a></span></strong></p>
<p class="p3"><strong><span class="s1"><a href="#:~:text=Common%20earthquake%2Dproof%20features%20in%20Japanese%20buildings&amp;text=The%20use%20of%20diagonal%20dampers,help%20to%20fortify%20the%20building">https://www.planradar.com/gb/japan-earthquake-proof-buildings/#:~:text=Common%20earthquake%2Dproof%20features%20in%20Japanese%20buildings&amp;text=The%20use%20of%20diagonal%20dampers,help%20to%20fortify%20the%20building</a></span></strong></p>
<p class="p3"><strong><span class="s1"><a href="https://www.imo.org.tr/TR,143081/turkiye-bina-deprem-yonetmeligi-yayinlandi.htmlhttps://www.imo.org.tr/TR,143081/turkiye-bina-deprem-yonetmeligi-yayinlandi.html">https://www.imo.org.tr/TR,143081/turkiye-bina-deprem-yonetmeligi-yayinlandi.htmlhttps://www.imo.org.tr/TR,143081/turkiye-bina-deprem-yonetmeligi-yayinlandi.html</a></span></strong></p>
<p class="p3"><strong><span class="s1"><a href="https://www.nytimes.com/live/2023/02/05/world/turkey-earthquake">https://www.nytimes.com/live/2023/02/05/world/turkey-earthquake</a></span></strong></p>
<p class="p3"><strong><span class="s1"><a href="https://www.diken.com.tr/bbc-arastirdi-marmara-depreminin-merkezindeki-tavsancilda-nasil-civi-bile-oynamadi/">https://www.diken.com.tr/bbc-arastirdi-marmara-depreminin-merkezindeki-tavsancilda-nasil-civi-bile-oynamadi/</a></span></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/depremler-neden-bu-kadar-yikici-oldu">Depremler neden bu kadar yıkıcı oldu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29031</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Erken uyarı sistemi: Meksika ve ABD&#8217;den örnekler</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yerkure/erken-uyari-sistemi-meksika-ve-abdden-ornekler</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Feb 2023 08:49:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[dayanıklılık]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[erken uyarı sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[japonya]]></category>
		<category><![CDATA[meksika]]></category>
		<category><![CDATA[tahliye]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29010</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meksika, 1985’te 8.1 büyüklüğündeki depremle sarsılmış ve 9.000’den fazla insan hayatını kaybetmişti. Aradan 30 yılı aşkın bir süre geçti. 2017 yılında Meksika bu sefer de iki büyük depremle sarsıldı. Biri Puebla’da 7.1 diğeri de Chiapas açıklarında meydana gelen 8.2 büyüklüğündeki depremlerdi bunlar. Ancak can kaybı ise 30 yıl öncekine göre çok azdı. Birinde 98 diğerinde 370 can kaybı yaşanmıştı. Peki ama ölüm sayısındaki bu çarpıcı düşüş nasıl olmuştu? Meksika&#8216;nın sismoloji otoritesi Centro de Instrumentación y Registro Sísmico (CIRES), etkili bir deprem erken uyarı sistemi (EEW) geliştirdi. 5.0’ın üzerindeki büyüklükleri bildiren sistem, okullardaki, devlet dairelerindeki ve TV ile radyo istasyonlarındaki özel alıcıların, yaklaşan sarsıntı uyarısını alması ve yayması yoluyla işliyor. Bu uyarı sistemi, deprem bölgesindeki insanlara, önce 10 saniyelik bir zaman tanırken bugün geldiği noktada 60 saniye önceden haber verebiliyor. Bu da depremin yıkıcı etkilerinden kurtulabilmek için kritik önemde bir süre. Tabii Meksika’da en fazla 5 katlı binalara inşaat izni verildiğini de ekleyelim. 1 dakikada insanların binalarını tahliye edebilecek zamanları olabiliyor. Buna benzer sistem ABD’de de var. MyShake ve ShakeAlert gibi telefon aplikasyonları, 5.0 büyüklüğünün üzerinde bir deprem gerçekleşmeden 20 saniye kadar önceden uyarı gönderebiliyor. Veriler, West Coast’un yukarısında ve aşağısında yer sensörleri bulunan ABD Jeolojik Etütleri ağından alınıyor. Tabi bu önceden bildirme süresi, deprem odağının yakınlığı ve uzaklığı vb ile ilişkili olarak artıp eksiliyor. https://eos.org/features/lessons-from-mexicos-earthquake-early-warning-system Japonya’daki inşaatlardan çıkartacağımız dersler Dünyada tek bir ülke depreme dayanıklılık konusunda rakip tanımıyor. Bu ülke Japonya. Depreme dayanıklı inşaat teknolojisinde, tüm ülkelerin Japonya’dan öğreneceği çok şey var. Özet olarak en önemli dersler şunlar: Güçlü yönetmelikler yaşamsal önem taşır: Dayanıklılık için minimum standartlar yönetmeliklerde açıkça belirtilmiştir. Japon müteahhitler bu kurallara harfiyen uyarlar. Ve bu yapılarda yaşayanlar güvende olduklarından emindirler ve geceleri korkmadan uyuyabilirler. İnovasyon gereklidir: Japon tasarımcılar binalarının depreme daha dayanıklı olmasını sağlamak için sürekli yenilik yapmaya kendilerini mecbur hissederler. Yatırım kaçınılmazdır: Depreme dayanıklı yapılar, standart yapılara göre %20 daha pahalıya mal olur. Ne var ki uzun vadede bu yaklaşım müteahhitlere para kazandırır, zira deprem vurduğunda binaları hasar görmez. https://www.planradar.com/gb/japan-earthquake-proof-buildings/#:~:text=Common%20earthquake%2Dproof%20features%20in%20Japanese%20buildings&#38;text=The%20use%20of%20diagonal%20dampers,help%20to%20fortify%20the%20building</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yerkure/erken-uyari-sistemi-meksika-ve-abdden-ornekler">Erken uyarı sistemi: Meksika ve ABD&#8217;den örnekler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Meksika, 1985’te 8.1 büyüklüğündeki depremle sarsılmış ve 9.000’den fazla insan hayatını kaybetmişti. Aradan 30 yılı aşkın bir süre geçti. 2017 yılında Meksika bu sefer de iki büyük depremle sarsıldı. Biri Puebla’da 7.1 diğeri de Chiapas açıklarında meydana gelen 8.2 büyüklüğündeki depremlerdi bunlar. Ancak can kaybı ise 30 yıl öncekine göre çok azdı. Birinde 98 diğerinde 370 can kaybı yaşanmıştı. Peki ama ölüm sayısındaki bu çarpıcı düşüş nasıl olmuştu?</p>
<p><strong>Meksika</strong>&#8216;nın sismoloji otoritesi Centro de Instrumentación y Registro Sísmico (CIRES), etkili bir deprem erken uyarı sistemi (EEW) geliştirdi. 5.0’ın üzerindeki büyüklükleri bildiren sistem, okullardaki, devlet dairelerindeki ve TV ile radyo istasyonlarındaki özel alıcıların, yaklaşan sarsıntı uyarısını alması ve yayması yoluyla işliyor.</p>
<p>Bu uyarı sistemi, deprem bölgesindeki insanlara, önce 10 saniyelik bir zaman tanırken bugün geldiği noktada <strong>60 saniye önceden</strong> haber verebiliyor. Bu da depremin yıkıcı etkilerinden kurtulabilmek için kritik önemde bir süre. Tabii Meksika’da en fazla 5 katlı binalara inşaat izni verildiğini de ekleyelim. 1 dakikada insanların binalarını tahliye edebilecek zamanları olabiliyor.</p>
<p>Buna benzer sistem <strong>ABD</strong>’de de var. MyShake ve ShakeAlert gibi telefon aplikasyonları, 5.0 büyüklüğünün üzerinde bir deprem gerçekleşmeden <strong>20 saniye kadar önceden</strong> uyarı gönderebiliyor. Veriler, West Coast’un yukarısında ve aşağısında yer sensörleri bulunan ABD Jeolojik Etütleri ağından alınıyor. Tabi bu önceden bildirme süresi, deprem odağının yakınlığı ve uzaklığı vb ile ilişkili olarak artıp eksiliyor.</p>
<p><a href="https://eos.org/features/lessons-from-mexicos-earthquake-early-warning-system">https://eos.org/features/lessons-from-mexicos-earthquake-early-warning-system</a></p>
<p><strong>Japonya’daki inşaatlardan çıkartacağımız dersler</strong></p>
<p>Dünyada tek bir ülke depreme dayanıklılık konusunda rakip tanımıyor. Bu ülke Japonya. Depreme dayanıklı inşaat teknolojisinde, tüm ülkelerin Japonya’dan öğreneceği çok şey var. Özet olarak en önemli dersler şunlar:</p>
<p><strong>Güçlü yönetmelikler yaşamsal önem taşır:</strong> Dayanıklılık için minimum standartlar yönetmeliklerde açıkça belirtilmiştir. Japon müteahhitler bu kurallara harfiyen uyarlar. Ve bu yapılarda yaşayanlar güvende olduklarından emindirler ve geceleri korkmadan uyuyabilirler.</p>
<p><strong>İnovasyon gereklidir: </strong>Japon tasarımcılar binalarının depreme daha dayanıklı olmasını sağlamak için sürekli yenilik yapmaya kendilerini mecbur hissederler.</p>
<p><strong>Yatırım kaçınılmazdır: </strong>Depreme dayanıklı yapılar, standart yapılara göre %20 daha pahalıya mal olur. Ne var ki uzun vadede bu yaklaşım müteahhitlere para kazandırır, zira deprem vurduğunda binaları hasar görmez.</p>
<p><a href="https://www.planradar.com/gb/japan-earthquake-proof-buildings/#:~:text=Common%20earthquake%2Dproof%20features%20in%20Japanese%20buildings&amp;text=The%20use%20of%20diagonal%20dampers,help%20to%20fortify%20the%20building">https://www.planradar.com/gb/japan-earthquake-proof-buildings/#:~:text=Common%20earthquake%2Dproof%20features%20in%20Japanese%20buildings&amp;text=The%20use%20of%20diagonal%20dampers,help%20to%20fortify%20the%20building</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yerkure/erken-uyari-sistemi-meksika-ve-abdden-ornekler">Erken uyarı sistemi: Meksika ve ABD&#8217;den örnekler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29010</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kuzey Kore hidrojen bombası mı denedi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/kuzey-kore-hidrojen-bombasi-mi-denedi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Sep 2017 11:20:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[atol]]></category>
		<category><![CDATA[atom bombası]]></category>
		<category><![CDATA[atom çekirdeği]]></category>
		<category><![CDATA[helyum]]></category>
		<category><![CDATA[hidrojen bombası]]></category>
		<category><![CDATA[hiroşima]]></category>
		<category><![CDATA[japonya]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey kore]]></category>
		<category><![CDATA[lityum]]></category>
		<category><![CDATA[radyoaktivite]]></category>
		<category><![CDATA[trityum]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek basınç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7644</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kuzey Kore TV’leri, 3 Eylül 2017 günü, yer altında bir hidrojen bomba denemesi yapıldığını açıkladı. Bunun, gerçekten bir hidrojen bomba denemesi olup olmadığı tartışılıyor. Çünkü hidrojen bombasının yapımı ve planlandığı gibi patlatılması, bilinen atom bombası yapımına göre çok daha zor ve ileri bir teknoloji gerektiriyor; bunun ise Kuzey Kore’de bulunduğu sanılmıyor. 6,3 büyüklüğünde deprem oluşturan, Kuzey Kore’nin 100 km çevresinde, Güney Kore, Çin, Japonya’da, hatta ABD ve AB ülkelerinde sinyalleri alınan yüksek şiddetteki patlamanın, hidrojen bombasından değil de, büyük güçte bir atom bombası denemesinden kaynaklanmış olacağı düşünülüyor. Patlamadan 12 dakika sonra, 8200 km uzaklıktaki Bavyera’da bile depremin sinyalleri alındı. Eğer gerçekten de bu bir hidrojen bombası denemesiyse, o zaman Kuzey Kore’nin, ABD’ye karşı elini çok kuvvetlendirmiş olacağı ileri sürülüyor. Çünkü böyle bir bomba Hiroşima’ya atılandan 1000 kat daha etkili olabilir ve tek bir hidrojen bombası, sınıra 50 km uzaklıktaki Seul’e ve daha uzaktaki Tokyo’ya hatta Chicago’ya atıldığında bir anda canlı bırakmayabilir, her şeyi yok edebilir. Bilindiği gibi hidrojen bombasından çok daha güçsüz olan atom bombaları,  II. Dünya Savaşı&#8217;nda Japonya’ya atıldığında, ilk anda 100.000 daha sonra da bombaların etkisiyle 130.000 kişi ölmüş, Hiroşima ve Nagazaki’de taş üstünde taş kalmamıştı. Atom bombalarından kurtulan uzaktakiler ise özellikle kan kanserine yakalanmışlardı.          Hidrojen bombası nedir? Hidrojen bombasıyla atom bombası arasındaki fark? Hidrojen bombasında ortaya çıkan enerji, hidrojen gibi hafif atom çekirdeklerinin çok yüksek basınç ve milyonlarca derecedeki sıcaklık altında kaynaşmasından (fusion, füzyon) ortaya çıkıyor. Bu çeşit tepkimeler Güneş’te sürekli oluyor. Atom bombasında ortaya çıkan enerjiyse, uranyum ve plütonyum gibi ağır atom çekirdeklerinin bölünmesinden (fission, fisyon) ortaya çıkıyor ve bunun kontrollü çalıştırılması nükleer santrallerde oluyor. Hidrojen bombasının çalıştırılabilmesi için gereken yüksek basınç ve sıcaklık ise, bomba kapsülünün ilk bölümüne konan atom bombasıyla sağlanabiliyor. Böylelikle hidrojen bombasında, atom bombası ateşleme fitili gibi kullanılıyor. Bunun, patladığı anda, ikinci bölümdeki hidrojen gibi hafif atom çekirdeklerini tepkimelerle kaynaştırıp, bir anda harekete geçirerek ortaya çıkacak devasa enerjiyle patlatılması çok üstün bir teknoloji gerektiriyor ki bu da hiç kolay değil ve Kuzey Kore’nin bunu başardığına bu nedenle inanılmıyor. Kapsülün atom bombası bölümünde, fisyona (bölünmeye) uğrayan ağır atom çekirdeklerinden ortaya çıkan çok sayıda nötron, kapsülün termonükleer bölümündeki lityumdan, trityum ve helyum üretiyor. Trityum ise çok yüksek sıcaklıkta döteron (ağır hidrojen) ile kaynaştığında (fusion) çok büyük bir enerji açığa çıkıyor ve hidrojen bombasının devasa gücü bundan kaynaklanıyor. Hidrojen bombası daha önce patlatıldı mı? Hidrojen bombasını ilk kez 1 Kasım 1952 günü ABD, &#8220;Operation Ivy Mike&#8221; adıyla Pasifik okyanusundaki Mercan adalarında (Atol) denedi. 1 yıl sonra Sovyetler, daha sonra Fransızlar, İngilizler ve Çinliler de denemeler yaptılar. Bunlar prototipler olup, gerçekten kullanılabilir bir hidrojen bombası bugüne kadar hiçbir yere atılmadı, savaşlarda kullanılmadı. Hidrojen bombası patlatıldığında ortaya çıkacak radyoaktivite? Yeraltı patlamalarında daha çok hidrojen bombasının ilk bölümündeki atom bombasından çeşitli radyoaktif maddeler toprağa, biyolojik sisteme ve sızıntıyla ya da yarıklardan da atmosfere karışabilir. Bombanın gücüne ve atmosferik hareketlere göre radyoaktif maddeler çeşitli bölge ve ülkeleri etkileyebilir. Bombanın ikinci bölümündeki hafif atom çekirdeklerinin çevreye etkisi, atom bombasından çok daha azdır. Buna rağmen vücuda besinler yoluyla önemli bir etki 12,6 yıl yarılanma süreli trityumdan gelebilir. Çin yetkili kurumları, Kuzey Kore’de 03.09.2017 günü patlatılan bombadan kaynaklanan herhangi bir radyoaktif madde ölçülemediğini bildirdiler. Hidrojen bombasının havada patlatılması sonucu ortaya çıkacak radyoaktif maddelerin çeşitli bölgeleri ve çok uzaklardaki ülkeleri bile zamanla etkilemesi beklenir. Düştüğü kentte ise her şeyin son bulacağı açıktır. Bombanın hiçbir yere atılmayacağı umulur. Dr. Yüksel Atakan, Radyasyon Fizikçisi, Almanya / ybatakan@gmail.com Bu konuda ve radyasyonla ilgili ayrıntılı bilgiler için: /1/  The Hydrogen Bomb Tests in Perspective: Lawful Measures for Security64 Yale L.J. 648 (1954-1955) /2/ https://en.wikipedia.org/wiki/Thermonuclear_weapon /3/ https://en.wikipedia.org/wiki/Nuclear_fusion /4/ American atomic strategy and the hydrogen bomb decision DA Rosenberg – The Journal of American History, 1979 &#8211; JSTOR /5/ Dark Sun: The Making of the Hydrogen Bomb  Richard Rhodes and Reviewed by Art HobsonAmerican Journal of Physics 64, 829 (1996); /6/ ‘Radyasyon ve Sağlığımız?’ kitabı , Y.  Atakan, Nobel yayınları 2014</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/kuzey-kore-hidrojen-bombasi-mi-denedi">Kuzey Kore hidrojen bombası mı denedi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kuzey Kore TV’leri, 3 Eylül 2017 günü, yer altında bir hidrojen bomba denemesi yapıldığını açıkladı. Bunun, gerçekten bir hidrojen bomba denemesi olup olmadığı tartışılıyor. Çünkü hidrojen bombasının yapımı ve planlandığı gibi patlatılması, bilinen atom bombası yapımına göre çok daha zor ve ileri bir teknoloji gerektiriyor; bunun ise Kuzey Kore’de bulunduğu sanılmıyor. 6,3 büyüklüğünde deprem oluşturan, Kuzey Kore’nin 100 km çevresinde, Güney Kore, Çin, Japonya’da, hatta ABD ve AB ülkelerinde sinyalleri alınan yüksek şiddetteki patlamanın, hidrojen bombasından değil de, büyük güçte bir atom bombası denemesinden kaynaklanmış olacağı düşünülüyor.</p>
<p>Patlamadan 12 dakika sonra, 8200 km uzaklıktaki Bavyera’da bile depremin sinyalleri alındı. Eğer gerçekten de bu bir hidrojen bombası denemesiyse, o zaman Kuzey Kore’nin, ABD’ye karşı elini çok kuvvetlendirmiş olacağı ileri sürülüyor. Çünkü böyle bir bomba Hiroşima’ya atılandan 1000 kat daha etkili olabilir ve tek bir hidrojen bombası, sınıra 50 km uzaklıktaki Seul’e ve daha uzaktaki Tokyo’ya hatta Chicago’ya atıldığında bir anda canlı bırakmayabilir, her şeyi yok edebilir.</p>
<p>Bilindiği gibi hidrojen bombasından çok daha güçsüz olan atom bombaları,  II. Dünya Savaşı&#8217;nda Japonya’ya atıldığında, ilk anda 100.000 daha sonra da bombaların etkisiyle 130.000 kişi ölmüş, Hiroşima ve Nagazaki’de taş üstünde taş kalmamıştı. Atom bombalarından kurtulan uzaktakiler ise özellikle kan kanserine yakalanmışlardı.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-7645" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/09/bir-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/09/bir-300x169.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/09/bir.jpg 1000w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />        <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-7646" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/09/iki-300x169.png" alt="" width="300" height="169" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/09/iki-300x169.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/09/iki.png 860w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>Hidrojen bombası nedir? Hidrojen bombasıyla atom bombası arasındaki fark? </strong></p>
<p>Hidrojen bombasında ortaya çıkan enerji, hidrojen gibi hafif atom çekirdeklerinin çok yüksek basınç ve milyonlarca derecedeki sıcaklık altında kaynaşmasından (fusion, füzyon) ortaya çıkıyor. Bu çeşit tepkimeler Güneş’te sürekli oluyor. Atom bombasında ortaya çıkan enerjiyse, uranyum ve plütonyum gibi ağır atom çekirdeklerinin bölünmesinden (fission, fisyon) ortaya çıkıyor ve bunun kontrollü çalıştırılması nükleer santrallerde oluyor.</p>
<p>Hidrojen bombasının çalıştırılabilmesi için gereken yüksek basınç ve sıcaklık ise, bomba kapsülünün ilk bölümüne konan atom bombasıyla sağlanabiliyor. Böylelikle hidrojen bombasında, atom bombası ateşleme fitili gibi kullanılıyor. Bunun, patladığı anda, ikinci bölümdeki hidrojen gibi hafif atom çekirdeklerini tepkimelerle kaynaştırıp, bir anda harekete geçirerek ortaya çıkacak devasa enerjiyle patlatılması çok üstün bir teknoloji gerektiriyor ki bu da hiç kolay değil ve Kuzey Kore’nin bunu başardığına bu nedenle inanılmıyor.</p>
<p>Kapsülün atom bombası bölümünde, fisyona (bölünmeye) uğrayan ağır atom çekirdeklerinden ortaya çıkan çok sayıda nötron, kapsülün termonükleer bölümündeki lityumdan, trityum ve helyum üretiyor. Trityum ise çok yüksek sıcaklıkta döteron (ağır hidrojen) ile kaynaştığında (fusion) çok büyük bir enerji açığa çıkıyor ve hidrojen bombasının devasa gücü bundan kaynaklanıyor.</p>
<div id="attachment_7651" style="width: 310px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7651" class="wp-image-7651 size-medium" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/09/huc-300x100.gif" alt="" width="300" height="100" /><p id="caption-attachment-7651" class="wp-caption-text">2He4: Helyum; 1H3: Trityum</p></div>
<p><strong>Hidrojen bombası daha önce patlatıldı mı?</strong></p>
<p>Hidrojen bombasını ilk kez 1 Kasım 1952 günü ABD, <strong>&#8220;Operation Ivy Mike&#8221;</strong> adıyla Pasifik okyanusundaki Mercan adalarında (Atol) denedi. 1 yıl sonra Sovyetler, daha sonra Fransızlar, İngilizler ve Çinliler de denemeler yaptılar. Bunlar prototipler olup, gerçekten kullanılabilir bir hidrojen bombası bugüne kadar hiçbir yere atılmadı, savaşlarda kullanılmadı.</p>
<p><strong>Hidrojen bombası patlatıldığında ortaya çıkacak radyoaktivite?</strong></p>
<p>Yeraltı patlamalarında daha çok hidrojen bombasının ilk bölümündeki atom bombasından çeşitli radyoaktif maddeler toprağa, biyolojik sisteme ve sızıntıyla ya da yarıklardan da atmosfere karışabilir. Bombanın gücüne ve atmosferik hareketlere göre radyoaktif maddeler çeşitli bölge ve ülkeleri etkileyebilir. Bombanın ikinci bölümündeki hafif atom çekirdeklerinin çevreye etkisi, atom bombasından çok daha azdır. Buna rağmen vücuda besinler yoluyla önemli bir etki 12,6 yıl yarılanma süreli trityumdan gelebilir.</p>
<p>Çin yetkili kurumları, Kuzey Kore’de 03.09.2017 günü patlatılan bombadan kaynaklanan herhangi bir radyoaktif madde ölçülemediğini bildirdiler.</p>
<p>Hidrojen bombasının havada patlatılması sonucu ortaya çıkacak radyoaktif maddelerin çeşitli bölgeleri ve çok uzaklardaki ülkeleri bile zamanla etkilemesi beklenir.</p>
<p>Düştüğü kentte ise her şeyin son bulacağı açıktır. Bombanın hiçbir yere atılmayacağı umulur.</p>
<p><strong>Dr. Yüksel Atakan, Radyasyon Fizikçisi, Almanya / <a href="mailto:ybatakan@gmail.com">ybatakan@gmail.com</a></strong></p>
<p><strong>Bu konuda ve radyasyonla ilgili ayrıntılı bilgiler için:</strong></p>
<p>/1/  The Hydrogen Bomb Tests in Perspective: Lawful Measures for Security64 Yale L.J. 648 (1954-1955)<br />
/2/ <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Thermonuclear_weapon">https://en.wikipedia.org/wiki/Thermonuclear_weapon<br />
</a>/3/ <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Nuclear_fusion">https://en.wikipedia.org/wiki/Nuclear_fusion</a><br />
/4/ American atomic strategy and the hydrogen bomb decision DA Rosenberg – The Journal of American History, 1979 &#8211; JSTOR<br />
/5/ Dark Sun: The Making of the Hydrogen Bomb  Richard Rhodes and Reviewed by Art HobsonAmerican Journal of Physics 64, 829 (1996);<br />
/6/ ‘Radyasyon ve Sağlığımız?’ kitabı , Y.  Atakan, Nobel yayınları 2014</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/kuzey-kore-hidrojen-bombasi-mi-denedi">Kuzey Kore hidrojen bombası mı denedi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7644</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kazadan 6 yıl sonra Fukuşima’da durum ve alınacak dersler</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/kazadan-6-yil-sonra-fukusimada-durum-alinacak-dersler</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Mar 2017 11:20:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[fukusima]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[japonya]]></category>
		<category><![CDATA[kaza]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer kaza]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[radyasyon]]></category>
		<category><![CDATA[radyoaktif madde]]></category>
		<category><![CDATA[radyoaktivite]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sızıntı]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[tsunami]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[UNSCEAR]]></category>
		<category><![CDATA[WHO]]></category>
		<category><![CDATA[yakıt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5570</guid>

					<description><![CDATA[<p>Deprem ve Tsunami sonucu toplam 1 milyon kadar ev oturulamaz duruma geldi, 16.000 kişi yaşamını yitirdi, 3200 kişi de kayıp. Evlerinden uzaklaştırılan insanların bir bölümü travma ve depresyon geçirdi, bazıları öldüğü, intiharları oldu. 11 Mart 2011 günü Japonya’daki 9 büyüklüğündeki büyük depremle oluşan Tsunami’nin dev dalgalarıyla, elektrik direklerinin yıkılması, hatların kopması sonucu Fukuşima nükleer santralına dışarıdan gelen elektriğin kesildiğini, zemin altındaki ivedi elektrik üreteçlerinin de sular altında kalarak santralın elektriksiz kaldığını biliyoruz. Reakörler, deprem sinyalini alır almaz planlandığı gibi otomatik olarak durdurulmuş, büyük deprem sonucu binalarda herhangi önemli bir hasar olmamıştır. Durdurulan reaktörlerdeki nükleer yakıtın içindeki çok çeşitli radyoaktif maddelerin yayınladığı ve yıllarca yayınlayacağı radyasyonun oluşturduğu aşırı ısı enerjisi, elektriksiz kalan pompaların çalıştırılamaması nedeniyle soğutma suyuna aktarılamamış ve yakıt elemanlarında ergime oluşarak büyük kaza ortaya çıkmıştır. Ayrıca koruyucu reaktör kabında (containment) hidrojen gazı patlamaları da ortaya çıkmış ve tüm bunlar sonucu oluşan yüksek basınçla duvarlarda oluşan çatlaklardan radyoaktif maddeler havaya ve çevreye ulaşmıştır. Radyoaktif maddeler, hava akımlarıyla çok uzaklara taşınmış, yağışlar ve kuru serpintilerle özellikle yakınlardaki 10-20 km’lik bölgeyi radyoaktif bulaşmayla etkilemiş, yerleşim yerleri boşaltılmış, insanlar yıllarca yerlerinden yurtlarından uzaklarda yaşamak zorunda kalmışlardır. Fukuşima nükleer santral kazasıyla ilgili ayrıntılar gerek bir çok bilimsel yayında gerekse daha önceki yayınlarımızda bulunuyor /bkz.: 1, 2,3 ve 4/. Kaza sonucu 380.000 kişi evlerinden uzaklaştırılmış, bunlardan 130.000’inin, kazadan önce, nükleer santralın 20 km çevresinde oturduğu yetkililerce açıklanmıştır. Deprem ve Tsunami sonucu toplam 1 milyon kadar ev oturulamaz duruma gelmiş, 16.000 kişi yaşamını yitirmiştir, 3200 kişi de kayıp. Radyasyonun doğrudan etkisiyle ise kimsenin yaşamını yitirmemiş olmasına karşın, evlerinden uzaklaştırılan insanların bir bölümünün travma ve depresyon geçirdiklerini, bazılarının öldüğünü, intiharların olduğunu medyadan öğeniyoruz. Aşağıdaki resim, 14 Mart 2011 günü Fukuşima’daki 3 nolu reaktör kabındaki (containment) yüksek basınç ve hidrojen gazı patlamalarıyla oluşan çatlaklardan yükselen radyoaktif maddeli havayı ve yan resim Tsunami’nin etkisini gösteriyor.      Santralların geçmişine bakış General Electric Fukuşima nükleer santralları zaten başlangıçtan beri sorunluydu! Reaktörleri TEPCO şirketi işletiyordu. Reaktörlerin tümü kaynamalı sulu cinsten reaktörlerdi. ilk 4’ü 760 MWe (elektriksel) güçteydi. Son 2 reaktör 1067 ve 1325 MWe gücündeydiler. Fukuşima&#8217;da 6 reaktörün her birinde, reaktörü çevreleyen çelik &#8216;Koruyucu kabın&#8217; (Containment), büyük bir reaktör kazasında ortaya çıkacak yüksek basınca dayanamayacağını daha santral kurulurken 1970&#8217;de ABD Atom Enerjisi Kurumu uzmanları bir teknik raporla açıklamıştı. Bu rapora rağmen, basınç düşürme sistemi yapılmadan reaktörler işletmeye açıldı. Zemin altındaki ivedi elektrik üreteçlerinin de sular altında kalabileceği, uzmanlarca bir çok kez açıklanmiş olmasına rağmen, bunlar, üst katlara, yer sorunu ve ek gider oluşturacağı gerekçeleriyle, taşınmadı. Taşınmış olsalardı, bunlardan sağlanacak elektikle pompalar çalışacak reaktörler susuz kalmayacak ve kaza da olmayacaktı. Öte yandan, 2002 yılında TEPCO elemanlarının, 16 yıl boyunca teknik raporları değiştirerek sistemlerdeki arıza ve kazaları gizledikleri, düzmece raporlar hazırladıkları ortaya çıkınca santrallar durdurulmuş, ancak 2003 yılında bazı düzeltmelerden sonra tekrar işletilmişti. Kazadan 10 gün önce ise çeşitli aletlerin, pompaların ve dizelli elektrik üreteçlerinin 11 yıldır bakımlarının tam yapılmadığı açıklanmıştı ama dikkate alan olmamıştı. Kısacası: Kaza geliyorum diyordu. Aradan geçen 6 yıl sonra bugün Fukuşima’da durum nedir? Reaktörlerdeki nükleer yakıtın çıkarılması işi 2018 yılına ertelendi. Nükleer yakıtın sızdığı yeni kaçak yerleri ortaya çıkarıldı. Temizleme giderleri gitgide artarak yılda 5-10 milyar dolara yükseldi. Temizlendikten sonra radyoaktivitesi azaltılan 300 ton atık suyun her gün Pasifik Okyanusuna verilmesine devam ediliyor. Reaktör binalarına, aşırı yüksek radyasyon nedeniyle girilemediğinden, temizleme ve çeşitli parçaları, malzemeleri çıkarma çalışmaları ancak dışardan komutla çalıştırılan robotlarla yapılabiliyor. 2012’de reaktör binasında ölçülen saatte 73 Sievert (Sv)’lik radyasyon dozuna karşın 2016 sonunda saatte 630 Sv’lik çok yüksek dozun, reaktöre çok yakın bir noktada (hot spot) ölçülmüş olduğu, ancak reaktör binasının diğer yerlerinde dozun bu kadar yüksek olmadığı açıklanmıştır. 1000 Sv’lik doza dayanabilecek şekilde yapılmış olmalarına rağmen robotlar, saatte 650 Sv (650.000 miliSievert)/3/ kadar aşırı yüksek doza dayanamayıp bozuluyorlar. Bir robot kamerası, yüksek radyasyona 2 saat bile dayanamıyor. Robotların kablo ve bazı elektronik malzemeleri, sanki mikro dalga fırındaki gibi yumuşayıp, eriyor. Karşılaştırmak için: NASA astronotları için yaşam boyu radyasyon doz limiti 1 Sv= 1000 mSv olup, kısa sürede alınan 4-5 Sv’lik radyasyon dozundan ölüm olasılığı %50’dir. Daha yüksek dozlar, çok daha çabuk ölümle sonuçlanıyor. Örneğin, Los Alamos’daki bir plütonyum arıtma tesisinde çalışırken oluşan bir kazada 36 Sievert doz alan Cecil Kelley 1958 yılında 35 saat içinde ölmüştü. Radyoaktif maddelerden temizleme, yıkama binaları kapsülleme ve reaktörleri soğutma gibi çalışmalar sürüyor. Sıvı ve katı atık depo/tanklarıyla santral alanı (şekildeki gibi) dolmuş durumda. Reaktörlerin çevresindeki alan ancak 30-40 yılda temizlenebileceği ve bununla ilgili işlerin 100 milyar doları geçeceği belirtiliyor. Tepco şirketi santral alanının 2030 yılına kadar temizlenebileceğini planlıyor. Ancak bu arada olabilecek yeni bir deprem ve Tsunami tüm hesapları altüst edebilir uyarıları da yapılıyor. Resimde görüldüğü gibi santral alanı radyoaktif atık torbalarıyla dolup taşıyor. Santralın 10-20 km çevresi kazadan hemen sonra boşaltıldığından, Çernobil&#8217;deki durumun aksine insanlar gereksiz yere radyasyon dozu almadılar. Çernobil’de ise, kaza gizlendiğinden, ilk 3 günde yüksek iyot 131 dozu nedeniyle, daha sonraki yıllarda, çocuklarda tiroit kanseri ortaya çıktı. Fukuşima kazasından hemen sonra bölgenin boşaltılması sonucu fazla radyasyon dozu alan  ve radyasyondan ölen olmadı. Ancak evlerinden uzaklaşmak zorunda kalan bazı kişilerde depresyon ve travma nedeniyle ölenlerin 1000&#8217;i aştığı, bunların radyasyon travmasıyla öldüğü kanıtlanamasa da, medyada yer alıyor. Yerlerinden yurtlarından uzaklaştırılan halk, radyoaktif bulaşmayı, ‘kendilerini evlerine sokmayan bir düşman’ olarak görüyor diyor bir yazar. Bu arada bazı yörelerde insanların tekrar evlerine dönmelerine izin veriliyor. Balıkçıların da ilk kez 25 Şubat 2017’de santraldan 7 km uzaklıktaki Ukeda Balıkçı limanındaki eski yerlerinde tekrar balıkçılığa başladığı medyada yer alıyor. Öte yandan, bazı okulların çatılarındaki malzemede 15.000 Bq/kg düzeyinde fazla miktarda sezyum 137 (Cs 137) radyoaktivitesi ölçüldüğü açıklanıyor. Ülkedeki radyoaktif maddelerden temizleme ölçütü olan radyasyon doz hızı üst sınırı, 1 m yüksekteki ölçümler için, 23 mikroSv/saat olup çocuklarla ilgili yerlerde (okullarda, yuvalarda, oyun yerlerinde) bu üst sınır 50 cm yükseklikteki ölçümler için geçerlidir. Bazı kentlerde çocuklar için koruyucu bir önlem olarak, ölçüm yüksekliği hatta sadece 5 cm olup, 80 mikroSv/saat dolayına ulaşıldığında buraların temizlenmesi ya da malzemenin sıyrılıp alınıp götürülmesi gerekiyor. Fukuşima’nın 200 km yarıçaplı çevresindeki bilimsel çalışmalarda, araştırmacılar toprak örneklerinin analizlerini yaptıklarında, radyoaktiviteli sezyum taneciklerinin ergimiş Silisyum dioksit (SiO2) maddesiyle, bir cins kuarz camıyla kaplandığını gördüler. Aynı sonuç Tokyo’daki havalandırma filtrelerinden kazadan hemen sonraki günlerde alınan örneklerde de ortaya çıktı. Japonya resmi kurumu, aylık raporlarla Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu&#8217;nu (IAEA) bilgilendiriyor. Bu raporlarda, yeraltına sızıntılar, yeraltı suyundaki ve Pasifik Okyanusuna verilen sulardaki radyoaktivite ölçüm değerleri yer alıyor. Bu değerlerin izin verilen sınır değerleri aşmadığı açıklanıyor. Bugüne kadar elde edilen bulgular ve özetle durum: Fukuşima bölgesinde Cs 134 ve Cs 137 en yoğun radyoizotoplar olmuştur. Radyasyon dozunun oluşmasına en büyük katkı vücudun dıştan ışınlanmasından gelmiştir (20 mSv’den az). Vücudun içten ışınlanması, sıkı besin kontrolları nedeniyle önemsiz kaldı (besinlerde yapılmakta olan radyoaktivite ölçümleri ve kontrollar uzun süre devam edecek). Japonya’nın her yerinde Fukuşima kaynaklı radyoizotoplar ölçülmüş ise de Fukuşima bölgesi en çok etkilenen bölge oldu. Uluslararası araştırmalar (WHO, UNSCEAR) ve santral alanının temizlenmesi, reaktörlerin soğutulması, reaktörlerin çevresine set çekilmesi, havalandırma, filtreleme ve yakın çevrede koruyucu önlemler alınması gibi daha bir dizi önlem, onarım, bakım ve arındırma çalışmaları 30-40 yıl sürecektir. Santralların 6’sı da ileride de çalıştırılmayacaktır. Alınan derslerin ışığında, yüksek güvenlikli yeni bir nükleer santral nasıl olmalı? Fukuşima kazasından alınan derslerin ışığında yüksek güvenlikli bir nükleer santralın teknik özellikleri şunlar olabilir: Santral depreme daha dayanıklı olarak projelendirilip kurulmalı (örneğin bugüne kadar ölçülen en büyük deprem 7 büyüklüğündeyse, santral 8 büyüklüğüne göre projelendirilmeli). Santrala verilen elektriğin kesilmesi durumunda, ivedi (acil) dizelli elektrik üreteçleri sorunsuz çalışacak şekilde projelendirilmeli ve en uygun yerlerde konuşlandırılmalı, ( zemin altına konulmamalı). Hidrojen gazı patlamalarının oluşmasını önleyecek sistem çalıştırılarak patlamalar ortaya çıkmamalı. Nükleer yakıt maddesinin ergimesi durumunda reaktör kazanı (kabı) dıştan soğutularak çeliğin yapısı (sertliği) bozulmamalı ve böylelikle ergiyen yakıt kazan içinde kalmalı. Çok yüksek sıcaklıkta reaktör kazanının delinmesi durumunda, kazanın altında yakıt tutma çanağı bulunmalı. Santralda ivedi komuta merkezi ve simülatör bulunmalı personel önceden büyük bir kaza için eğitilmeli, ilgili tüm hazırlıklar ve kaza alıştırmaları yılda en az 2 kez yapılmalı. Japonya’da elektrik üretiminde nükleer enerjinin payı Japon hükümeti, ülkedeki toplam 54 nükleer reaktörden, o gün çalışan, 43 reaktörü 11 Mart 2011 kazasından sonra durdurdu. Bugün Japonya’da sadece 3 reaktör çalışıyor. Japon hükümeti, tekrar işletmeye açılan bu reakörlere ‘dünyanın en sıkı güvenlik önlemlerinin uygulandığını açıkladı. 22 reaktörün işletilmesi için yetkili kurumlara başvurulmuş olup bunlar için ilgili denetim ve yargı yolları aşılmaya çalışılıyor. Nükleer santralların durdurulmasıyla ortaya çıkan elektrik açığı ise, doğal enerji kaynakları olmayan Japonya’da, petrol ve doğal gazın dışardan satın alınmasıyla ‘termik elektrik santralları’ yoluyla karşılanıyor. Fukuşima kazasından önce, Japonya’nın elektrik üretiminin %30’unu karşılayan nükleer enerjinin 2030 yılında %20’ye indirilmesini Japon hükümeti amaçlıyor. 2016 başında, protestolara rağmen, tekrar işletmeye açılan Kansai Electric Power Şirketinin Japonya Oi’bölgesindeki nükleer santralı (Kepco/Archivi) Nükleer santralların tekrar işletmeye açılmaması için Japonya’dakä nükleer karşıtlar halktan destek buluyorlar. Japonya’da bugün yeni bir nükleer santralın yapımı ise sürüyor. Ancak artırılmış güvenlik önlemlerinin yerine getirilebilmesi için yapımı gecikiyor. Sonuç Büyük deprem ve Tsunami sonucu oluşan Fukuşima nükleer santral kazasında, reaktör ve yardımcı binalar hasar görmemiş, reaktörler deprem sinyalini alır almaz otomatik olarak durdurulmuş ancak santralda elektrik olmadığından reaktörler su basılarak soğutulamadığından büyük kaza ortaya çıkmıştır. Doğrudan radyasyon ışınlamasıyla kimse ölmemiş olmasına rağmen, bu kaza iki büyük karayıkımla (felaketle) sonuçlanmıştır: Fukuşima nükleer santrallarının bulunduğu alandaki binaların ve bunların içindeki reaktörlerle, yakıt elemanlarıyla, pompalarıyla, su tanklarıyla, boru hatlarıyla ve her türlü yardımcı sistemleriyle birlikte temizlenmesi, büyük iş gücü ve 100 milyar usd’yi geçebilecek parayla ancak 30-40 yılda yapılabilecektir. Santral bölgesinden 20-30 km uzaklıktaki bölge içinde bir çok yerleşim yeri, toprak ve binalar özellikle Cs137 radyoaktif maddesiyle bulaşmış, buralarda yaşayan halkın büyük bir bölümü yerlerinden, yurtlarından uzaklaştırılarak travmaya girmiş, hastalanmalar, ölümler, hatta intiharlar olmuştur. İnsanların tekrar evlerine dönmeleri, ancak oturdukları yerlerin radyoaktif maddelerden temizlenmesi ve kontrolların yapıldıktan sonra sağlanabildiğinden, eve dönüşler çok yavaş ilerlemektedir. Kaza her ne kadar deprem ve Tsunami sonucu ortaya çıkmış ise de, eğer santral 1970’de yapılırken ABD Atom Enerjisi uzmanlarının (– General Electric şirketinin yaptığı bu cins bir reaktör koruyucu kabı ‘containment’ büyük bir kazada ortaya çıkacak basınca dayanamaz ve çevreye radyoaktif maddeler yayılır şeklinde özetlenecek) olumsuz raporları ve yukarıda belirttiğimiz önerilen güvenlik önlemleri kazadan çok önce göz önüne alınsaydı (örneğin ivedi elektrik üreteçleri zemin altından, üst katlara çıkarılsaydı) Tsunami’ye rağmen bu kaza olmayacaktı. Bu nedenle kaza doğadan ve reaktör tekniğinin bozukluğundan değil, insan hatasından ya da gereken güvenlik önlemlerinin dikkate alınmamasından kaynaklanmıştır. Sonuç olarak bu kaza, tüm nükleer santrallar için ders alınacak bir örnek olmuştur. Yeni nükleer santrallar bu kazadan alınan derslere göre planlanmaktadır. Örneğin, Japonya’daki tüm nükleer santrallarda ivedi elektrik üreteçleri 2011’den sonra üst katlara çıkarılmıştır. Yüksel Atakan, Dr., Radyasyon Fizikçisi, Almanya, ybatakan@gmail.com Birimler:  Becquerel: Radyoaktivite birimi: 1 Bq: Saniyede 1 atom çekirdeği bozunumu olup çok küçüktür. Sievert(Sv): Radyasyon doz birimi olup 1 Sv= 1Joule/kg (Gama ve Beta ışınları için Gray birimiyle aynıdır). Aslında 1 Sievert’lik doz, günlük yaşamda çok küçük bir doz olmakla birlikte, hücrelere enerji aktarımında ise çok büyük etkisi olduğundan bunun binde biri olan miliSv (mSv) kullanılıyor. Örneğin 1 yılda vücudumuzun aldığı doğal radyasyon dozu ortalama olarak kişi başına 2,4 mSv’dir. Kaynaklar: Ülkemizde kurulacak nükleer santrallarla ilgili radyasyon güvenliği (FMO Teknik Raporu, Y.Atakan, 50 sayfa, www.fmo.org.tr) Fukuşima kazasının 4.yılında durum (Bilim ve Gelecek dergisi Nisan 2015) Radyasyon ve Sağlığımız kitabı: https://www.nobelkitap.com/kitap_113005_radyasyon-vesagligimiz.html (Nobel yayınları 2014, Y.Atakan) http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/fukusima-kazasindan-5-yil-sonra-bugun-neler-biliyoruz.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/kazadan-6-yil-sonra-fukusimada-durum-alinacak-dersler">Kazadan 6 yıl sonra Fukuşima’da durum ve alınacak dersler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Deprem ve Ts</strong><strong>unami sonucu </strong><strong>toplam 1 milyon kadar ev oturulamaz duruma geldi, 16.000 kişi yaşamını yitirdi, 3200 kişi de kayıp. </strong><strong>Evlerinden uzaklaştırılan insanların bir bölümü travma ve depresyon geçirdi, bazıları öldüğü, intiharları oldu.</strong></p>
<p>11 Mart 2011 günü Japonya’daki 9 büyüklüğündeki büyük depremle oluşan Tsunami’nin dev dalgalarıyla, elektrik direklerinin yıkılması, hatların kopması sonucu Fukuşima nükleer santralına dışarıdan gelen elektriğin kesildiğini, zemin altındaki ivedi elektrik üreteçlerinin de sular altında kalarak santralın elektriksiz kaldığını biliyoruz. Reakörler, deprem sinyalini alır almaz planlandığı gibi otomatik olarak durdurulmuş, büyük deprem sonucu binalarda herhangi önemli bir hasar olmamıştır. Durdurulan reaktörlerdeki nükleer yakıtın içindeki çok çeşitli radyoaktif maddelerin yayınladığı ve yıllarca yayınlayacağı radyasyonun oluşturduğu aşırı ısı enerjisi, elektriksiz kalan pompaların çalıştırılamaması nedeniyle soğutma suyuna aktarılamamış ve yakıt elemanlarında ergime oluşarak büyük kaza ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Ayrıca koruyucu reaktör kabında (containment) hidrojen gazı patlamaları da ortaya çıkmış ve tüm bunlar sonucu oluşan yüksek basınçla duvarlarda oluşan çatlaklardan radyoaktif maddeler havaya ve çevreye ulaşmıştır. Radyoaktif maddeler, hava akımlarıyla çok uzaklara taşınmış, yağışlar ve kuru serpintilerle özellikle yakınlardaki 10-20 km’lik bölgeyi radyoaktif bulaşmayla etkilemiş, yerleşim yerleri boşaltılmış, insanlar yıllarca yerlerinden yurtlarından uzaklarda yaşamak zorunda kalmışlardır.</p>
<p>Fukuşima nükleer santral kazasıyla ilgili ayrıntılar gerek bir çok bilimsel yayında gerekse daha önceki yayınlarımızda bulunuyor /bkz.: 1, 2,3 ve 4/. Kaza sonucu 380.000 kişi evlerinden uzaklaştırılmış, bunlardan 130.000’inin, kazadan önce, nükleer santralın 20 km çevresinde oturduğu yetkililerce açıklanmıştır.</p>
<p><strong>Deprem</strong> <strong>ve Ts</strong><strong>unami sonucu</strong> toplam 1 milyon kadar ev oturulamaz duruma gelmiş, 16.000 kişi yaşamını yitirmiştir, 3200 kişi de kayıp. Radyasyonun doğrudan etkisiyle ise kimsenin yaşamını yitirmemiş olmasına karşın, evlerinden uzaklaştırılan insanların bir bölümünün travma ve depresyon geçirdiklerini, bazılarının öldüğünü, intiharların olduğunu medyadan öğeniyoruz. Aşağıdaki resim, 14 Mart 2011 günü Fukuşima’daki 3 nolu reaktör kabındaki (containment) yüksek basınç ve hidrojen gazı patlamalarıyla oluşan çatlaklardan yükselen radyoaktif maddeli havayı ve yan resim Tsunami’nin etkisini gösteriyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-5571" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/f1-300x170.png" alt="" width="300" height="170" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/f1-300x170.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/f1.png 481w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />    <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-5572" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/f2-300x169.png" alt="" width="300" height="169" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/f2-300x169.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/f2.png 464w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>Santralların geçmişine bakış</strong></p>
<p>General Electric Fukuşima nükleer santralları zaten başlangıçtan beri sorunluydu! Reaktörleri TEPCO şirketi işletiyordu. Reaktörlerin tümü kaynamalı sulu cinsten reaktörlerdi. ilk 4’ü 760 MWe (elektriksel) güçteydi. Son 2 reaktör 1067 ve 1325 MWe gücündeydiler.</p>
<p>Fukuşima&#8217;da 6 reaktörün her birinde, reaktörü çevreleyen çelik &#8216;Koruyucu kabın&#8217; (Containment), büyük bir reaktör kazasında ortaya çıkacak yüksek basınca dayanamayacağını daha santral kurulurken 1970&#8217;de ABD Atom Enerjisi Kurumu uzmanları bir teknik raporla açıklamıştı. Bu rapora rağmen, basınç düşürme sistemi yapılmadan reaktörler işletmeye açıldı. Zemin altındaki ivedi elektrik üreteçlerinin de sular altında kalabileceği, uzmanlarca bir çok kez açıklanmiş olmasına rağmen, bunlar, üst katlara, yer sorunu ve ek gider oluşturacağı gerekçeleriyle, taşınmadı. Taşınmış olsalardı, bunlardan sağlanacak elektikle pompalar çalışacak reaktörler susuz kalmayacak ve kaza da olmayacaktı.</p>
<p>Öte yandan, 2002 yılında TEPCO elemanlarının, 16 yıl boyunca teknik raporları değiştirerek sistemlerdeki arıza ve kazaları gizledikleri, düzmece raporlar hazırladıkları ortaya çıkınca santrallar durdurulmuş, ancak 2003 yılında bazı düzeltmelerden sonra tekrar işletilmişti. Kazadan 10 gün önce ise çeşitli aletlerin, pompaların ve dizelli elektrik üreteçlerinin 11 yıldır bakımlarının tam yapılmadığı açıklanmıştı ama dikkate alan olmamıştı.</p>
<p><strong>Kısacası: Kaza geliyorum diyordu.</strong></p>
<p><strong>Aradan geçen 6 yıl sonra bugün Fukuşima’da durum nedir?</strong></p>
<p>Reaktörlerdeki nükleer yakıtın çıkarılması işi 2018 yılına ertelendi. Nükleer yakıtın sızdığı yeni kaçak yerleri ortaya çıkarıldı. Temizleme giderleri gitgide artarak yılda 5-10 milyar dolara yükseldi. Temizlendikten sonra radyoaktivitesi azaltılan 300 ton atık suyun her gün Pasifik Okyanusuna verilmesine devam ediliyor. Reaktör binalarına, aşırı yüksek radyasyon nedeniyle girilemediğinden, temizleme ve çeşitli parçaları, malzemeleri çıkarma çalışmaları ancak dışardan komutla çalıştırılan robotlarla yapılabiliyor.</p>
<p>2012’de reaktör binasında ölçülen saatte 73 Sievert (Sv)’lik radyasyon dozuna karşın 2016 sonunda saatte 630 Sv’lik çok yüksek dozun, reaktöre çok yakın bir noktada (hot spot) ölçülmüş olduğu, ancak reaktör binasının diğer yerlerinde dozun bu kadar yüksek olmadığı açıklanmıştır. 1000 Sv’lik doza dayanabilecek şekilde yapılmış olmalarına rağmen robotlar, saatte 650 Sv (650.000 miliSievert)/3/ kadar aşırı yüksek doza dayanamayıp bozuluyorlar. Bir robot kamerası, yüksek radyasyona 2 saat bile dayanamıyor. Robotların kablo ve bazı elektronik malzemeleri, sanki mikro dalga fırındaki gibi yumuşayıp, eriyor. Karşılaştırmak için: NASA astronotları için yaşam boyu radyasyon doz limiti 1 Sv= 1000 mSv olup, kısa sürede alınan 4-5 Sv’lik radyasyon dozundan ölüm olasılığı %50’dir. Daha yüksek dozlar, çok daha çabuk ölümle sonuçlanıyor. Örneğin, Los Alamos’daki bir plütonyum arıtma tesisinde çalışırken oluşan bir kazada 36 Sievert doz alan Cecil Kelley 1958 yılında 35 saat içinde ölmüştü<strong>.</strong></p>
<p>Radyoaktif maddelerden temizleme, yıkama binaları kapsülleme ve reaktörleri soğutma gibi çalışmalar sürüyor. Sıvı ve katı atık depo/tanklarıyla santral alanı (şekildeki gibi) dolmuş durumda. Reaktörlerin çevresindeki alan ancak 30-40 yılda temizlenebileceği ve bununla ilgili işlerin 100 milyar doları geçeceği belirtiliyor. Tepco şirketi santral alanının 2030 yılına kadar temizlenebileceğini planlıyor. Ancak bu arada olabilecek yeni bir deprem ve Tsunami tüm hesapları altüst edebilir uyarıları da yapılıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-5573 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/f3-300x168.png" alt="" width="300" height="168" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/f3-300x168.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/f3.png 706w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />Resimde görüldüğü gibi santral alanı radyoaktif atık torbalarıyla dolup taşıyor.</p>
<p>Santralın 10-20 km çevresi kazadan hemen sonra boşaltıldığından, Çernobil&#8217;deki durumun aksine insanlar gereksiz yere radyasyon dozu almadılar. Çernobil’de ise, kaza gizlendiğinden, ilk 3 günde yüksek iyot 131 dozu nedeniyle, daha sonraki yıllarda, çocuklarda tiroit kanseri ortaya çıktı.</p>
<p>Fukuşima kazasından hemen sonra bölgenin boşaltılması sonucu fazla radyasyon dozu alan  ve radyasyondan ölen olmadı. Ancak evlerinden uzaklaşmak zorunda kalan bazı kişilerde depresyon ve travma nedeniyle ölenlerin 1000&#8217;i aştığı, bunların radyasyon travmasıyla öldüğü kanıtlanamasa da, medyada yer alıyor. Yerlerinden yurtlarından uzaklaştırılan halk, radyoaktif bulaşmayı, ‘kendilerini evlerine sokmayan bir düşman’ olarak görüyor diyor bir yazar.</p>
<p>Bu arada bazı yörelerde insanların tekrar evlerine dönmelerine izin veriliyor. Balıkçıların da ilk kez 25 Şubat 2017’de santraldan 7 km uzaklıktaki Ukeda Balıkçı limanındaki eski yerlerinde tekrar balıkçılığa başladığı medyada yer alıyor.</p>
<p>Öte yandan, bazı okulların çatılarındaki malzemede 15.000 Bq/kg düzeyinde fazla miktarda sezyum 137 (Cs 137) radyoaktivitesi ölçüldüğü açıklanıyor. Ülkedeki radyoaktif maddelerden temizleme ölçütü olan radyasyon doz hızı üst sınırı, 1 m yüksekteki ölçümler için, 23 mikroSv/saat olup çocuklarla ilgili yerlerde (okullarda, yuvalarda, oyun yerlerinde) bu üst sınır 50 cm yükseklikteki ölçümler için geçerlidir. Bazı kentlerde çocuklar için koruyucu bir önlem olarak, ölçüm yüksekliği hatta sadece 5 cm olup, 80 mikroSv/saat dolayına ulaşıldığında buraların temizlenmesi ya da malzemenin sıyrılıp alınıp götürülmesi gerekiyor.</p>
<p>Fukuşima’nın 200 km yarıçaplı çevresindeki bilimsel çalışmalarda, araştırmacılar toprak örneklerinin analizlerini yaptıklarında, radyoaktiviteli sezyum taneciklerinin ergimiş Silisyum dioksit (SiO<sub>2</sub>) maddesiyle, bir cins kuarz camıyla kaplandığını gördüler. Aynı sonuç Tokyo’daki havalandırma filtrelerinden kazadan hemen sonraki günlerde alınan örneklerde de ortaya çıktı.</p>
<p>Japonya resmi kurumu, aylık raporlarla Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu&#8217;nu (IAEA) bilgilendiriyor. Bu raporlarda, yeraltına sızıntılar, yeraltı suyundaki ve Pasifik Okyanusuna verilen sulardaki radyoaktivite ölçüm değerleri yer alıyor. Bu değerlerin izin verilen sınır değerleri aşmadığı açıklanıyor.</p>
<p><strong>Bug</strong><strong>üne kadar e</strong><strong>lde edilen bulgular ve özetle durum:</strong></p>
<ol>
<li>Fukuşima bölgesinde Cs 134 ve Cs 137 en yoğun radyoizotoplar olmuştur.</li>
<li>Radyasyon dozunun oluşmasına en büyük katkı vücudun dıştan ışınlanmasından gelmiştir (20 mSv’den az).</li>
<li>Vücudun içten ışınlanması, sıkı besin kontrolları nedeniyle önemsiz kaldı (besinlerde yapılmakta olan radyoaktivite ölçümleri ve kontrollar uzun süre devam edecek).</li>
<li>Japonya’nın her yerinde Fukuşima kaynaklı radyoizotoplar ölçülmüş ise de Fukuşima bölgesi en çok etkilenen bölge oldu.</li>
<li>Uluslararası araştırmalar (WHO, UNSCEAR) ve santral alanının temizlenmesi, reaktörlerin soğutulması, reaktörlerin çevresine set çekilmesi, havalandırma, filtreleme ve yakın çevrede koruyucu önlemler alınması gibi daha bir dizi önlem, onarım, bakım ve arındırma çalışmaları 30-40 yıl sürecektir. Santralların 6’sı da ileride de çalıştırılmayacaktır.</li>
</ol>
<p><strong>Alınan derslerin ışığında, yüksek güvenlikli yeni bir nükleer santral nasıl olmalı?</strong></p>
<p>Fukuşima kazasından alınan derslerin ışığında yüksek güvenlikli bir nükleer santralın teknik özellikleri şunlar olabilir:</p>
<ol>
<li>Santral depreme daha dayanıklı olarak projelendirilip kurulmalı (örneğin bugüne kadar ölçülen en büyük deprem 7 büyüklüğündeyse, santral 8 büyüklüğüne göre projelendirilmeli).</li>
<li>Santrala verilen elektriğin kesilmesi durumunda, ivedi (acil) dizelli elektrik üreteçleri sorunsuz çalışacak şekilde projelendirilmeli ve en uygun yerlerde konuşlandırılmalı, ( zemin altına konulmamalı).</li>
<li>Hidrojen gazı patlamalarının oluşmasını önleyecek sistem çalıştırılarak patlamalar ortaya çıkmamalı.</li>
<li>Nükleer yakıt maddesinin ergimesi durumunda reaktör kazanı (kabı) dıştan soğutularak çeliğin yapısı (sertliği) bozulmamalı ve böylelikle ergiyen yakıt kazan içinde kalmalı.</li>
<li>Çok yüksek sıcaklıkta reaktör kazanının delinmesi durumunda, kazanın altında yakıt tutma çanağı bulunmalı.</li>
<li>Santralda ivedi komuta merkezi ve simülatör bulunmalı personel önceden büyük bir kaza için eğitilmeli, ilgili tüm hazırlıklar ve kaza alıştırmaları yılda en az 2 kez yapılmalı.</li>
</ol>
<p><strong>Japony</strong><strong>a’da el</strong><strong>ektr</strong><strong>ik üretiminde nükleer enerjinin payı</strong></p>
<p>Japon hükümeti, ülkedeki toplam 54 nükleer reaktörden, o gün çalışan, 43 reaktörü 11 Mart 2011 kazasından sonra durdurdu. Bugün Japonya’da sadece 3 reaktör çalışıyor. Japon hükümeti, tekrar işletmeye açılan bu reakörlere ‘dünyanın en sıkı güvenlik önlemlerinin uygulandığını açıkladı. 22 reaktörün işletilmesi için yetkili kurumlara başvurulmuş olup bunlar için ilgili denetim ve yargı yolları aşılmaya çalışılıyor. Nükleer santralların durdurulmasıyla ortaya çıkan elektrik açığı ise, doğal enerji kaynakları olmayan Japonya’da, petrol ve doğal gazın dışardan satın alınmasıyla ‘termik elektrik santralları’ yoluyla karşılanıyor. Fukuşima kazasından önce, Japonya’nın elektrik üretiminin %30’unu karşılayan nükleer enerjinin 2030 yılında %20’ye indirilmesini Japon hükümeti amaçlıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-5574 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/f4-300x159.png" alt="" width="300" height="159" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/f4-300x159.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/f4.png 696w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>2016 başında, protestolara rağmen, tekrar işletmeye açılan Kansai Electric Power Şirketinin Japonya Oi’bölgesindeki nükleer santralı (<em>Kepco/Archivi)</em></p>
<p>Nükleer santralların tekrar işletmeye açılmaması için Japonya’dakä nükleer karşıtlar halktan destek buluyorlar. Japonya’da bugün yeni bir nükleer santralın yapımı ise sürüyor. Ancak artırılmış güvenlik önlemlerinin yerine getirilebilmesi için yapımı gecikiyor.</p>
<p><strong>Sonu</strong><strong>ç</strong></p>
<p>Büyük deprem ve Tsunami sonucu oluşan Fukuşima nükleer santral kazasında, reaktör ve yardımcı binalar hasar görmemiş, reaktörler deprem sinyalini alır almaz otomatik olarak durdurulmuş ancak santralda elektrik olmadığından reaktörler su basılarak soğutulamadığından büyük kaza ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Doğrudan radyasyon ışınlamasıyla kimse ölmemiş olmasına rağmen, bu kaza iki büyük karayıkımla (felaketle) sonuçlanmıştır:</p>
<ol>
<li>Fukuşima nükleer santrallarının bulunduğu alandaki binaların ve bunların içindeki reaktörlerle, yakıt elemanlarıyla, pompalarıyla, su tanklarıyla, boru hatlarıyla ve her türlü yardımcı sistemleriyle birlikte temizlenmesi, büyük iş gücü ve 100 milyar usd’yi geçebilecek parayla ancak 30-40 yılda yapılabilecektir.</li>
<li>Santral bölgesinden 20-30 km uzaklıktaki bölge içinde bir çok yerleşim yeri, toprak ve binalar özellikle Cs137 radyoaktif maddesiyle bulaşmış, buralarda yaşayan halkın büyük bir bölümü yerlerinden, yurtlarından uzaklaştırılarak travmaya girmiş, hastalanmalar, ölümler, hatta intiharlar olmuştur. İnsanların tekrar evlerine dönmeleri, ancak oturdukları yerlerin radyoaktif maddelerden temizlenmesi ve kontrolların yapıldıktan sonra sağlanabildiğinden, eve dönüşler çok yavaş ilerlemektedir.</li>
</ol>
<p>Kaza her ne kadar deprem ve Tsunami sonucu ortaya çıkmış ise de, eğer santral 1970’de yapılırken ABD Atom Enerjisi uzmanlarının (– General Electric şirketinin yaptığı bu cins bir reaktör koruyucu kabı ‘containment’ büyük bir kazada ortaya çıkacak basınca dayanamaz ve çevreye radyoaktif maddeler yayılır şeklinde özetlenecek) olumsuz raporları ve yukarıda belirttiğimiz önerilen güvenlik önlemleri kazadan çok önce göz önüne alınsaydı (örneğin ivedi elektrik üreteçleri zemin altından, üst katlara çıkarılsaydı) Tsunami’ye rağmen bu kaza olmayacaktı. Bu nedenle kaza doğadan ve reaktör tekniğinin bozukluğundan değil, insan hatasından ya da gereken güvenlik önlemlerinin dikkate alınmamasından kaynaklanmıştır. Sonuç olarak bu kaza, tüm nükleer santrallar için ders alınacak bir örnek olmuştur. Yeni nükleer santrallar bu kazadan alınan derslere göre planlanmaktadır. Örneğin, Japonya’daki tüm nükleer santrallarda ivedi elektrik üreteçleri 2011’den sonra üst katlara çıkarılmıştır.</p>
<p><strong>Yüksel Atakan</strong>, Dr., Radyasyon Fizikçisi, Almanya, <a href="mailto:ybatakan@gmail.com">ybatakan@gmail.com</a></p>
<p><strong>Birimler: </strong></p>
<p><strong>Becquerel: </strong>Radyoaktivite birimi: 1 Bq: Saniyede 1 atom çekirdeği bozunumu olup çok küçüktür.<br />
<strong>Sievert(Sv): </strong>Radyasyon doz birimi olup 1 Sv= 1Joule/kg (Gama ve Beta ışınları için Gray birimiyle aynıdır).<br />
Aslında 1 Sievert’lik doz, günlük yaşamda çok küçük bir doz olmakla birlikte, hücrelere enerji aktarımında ise çok büyük etkisi olduğundan bunun binde biri olan miliSv (mSv) kullanılıyor. Örneğin 1 yılda vücudumuzun aldığı doğal radyasyon dozu ortalama olarak kişi başına 2,4 mSv’dir.</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Ülkemizde kurulacak nükleer santrallarla ilgili radyasyon güvenliği (FMO Teknik Raporu, Y.Atakan, 50 sayfa, <a href="http://www.fmo.org.tr">www.fmo.org.tr</a>)</li>
<li>Fukuşima kazasının 4.yılında durum (Bilim ve Gelecek dergisi Nisan 2015)</li>
<li>Radyasyon ve Sağlığımız kitabı: <a href="https://www.nobelkitap.com/kitap_113005_radyasyon-vesagligimiz.html">https://www.nobelkitap.com/kitap_113005_radyasyon-vesagligimiz.html</a> (Nobel yayınları 2014, Y.Atakan)</li>
<li><a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/fukusima-kazasindan-5-yil-sonra-bugun-neler-biliyoruz">http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/fukusima-kazasindan-5-yil-sonra-bugun-neler-biliyoruz.</a></li>
</ol>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/kazadan-6-yil-sonra-fukusimada-durum-alinacak-dersler">Kazadan 6 yıl sonra Fukuşima’da durum ve alınacak dersler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5570</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kayıp element bulundu: Silikon</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/kayip-element-bulundu-silikon</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2017 15:27:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[basınç]]></category>
		<category><![CDATA[çekirdek]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[element]]></category>
		<category><![CDATA[japonya]]></category>
		<category><![CDATA[silikon]]></category>
		<category><![CDATA[silisyum]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5007</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyanın çekirdeğindeki kayıp elementin bulunduğu düşünülüyor. Bilim insanlarının uzun süredir aradığı element, Japonlar tarafından bulundu. Uzmanlar, demir ve nikelden sonra dünyanın çekirdeğindeki önemli bir oranı oluşturan elementin büyük ihtimalle &#8220;silikon&#8221; olduğunu açıkladılar. Tohoku Üniversitesi&#8217;nden Eiji Ohtani, silisyumun önemli bir element olduğunu ve iç çekirdekteki ağırlığın %5&#8217;inin demir-nikel alaşımında çözünmüş silisyum olabileceğini söyledi. İç çekirdeğin ağırlığının %85&#8217;i demir, %10&#8217;u ise nikel. Çekirdeğin doğrudan incelenmesi mümkün olmadığı için, uzmanlar bir deney gerçekleştirdi. Hazırladıkları demir ve nikel alaşımı silisyum ile karıştırıp, basınç ve sıcaklığa tabi tuttular. Karışım, sismik veriler ile örtüştü. Bilinmeyen %5&#8217;in sadece silikondan ibaret olmayabileceğini belirten Ohtani ve ekibi deneylerini sürdürecek. Bu keşif ile, 4,5 milyar yaşındaki dünyamızın oluşum sürecini daha iyi anlayacağımız düşünülüyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/kayip-element-bulundu-silikon">Kayıp element bulundu: Silikon</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünyanın çekirdeğindeki kayıp elementin bulunduğu düşünülüyor.</strong></p>
<p class="story-body__introduction">Bilim insanlarının uzun süredir aradığı element, Japonlar tarafından bulundu. Uzmanlar, demir ve nikelden sonra dünyanın çekirdeğindeki önemli bir oranı oluşturan elementin büyük ihtimalle &#8220;silikon&#8221; olduğunu açıkladılar.</p>
<p class="story-body__introduction">Tohoku Üniversitesi&#8217;nden Eiji Ohtani, silisyumun önemli bir element olduğunu ve iç çekirdekteki ağırlığın %5&#8217;inin demir-nikel alaşımında çözünmüş silisyum olabileceğini söyledi. İç çekirdeğin ağırlığının %85&#8217;i demir, %10&#8217;u ise nikel.</p>
<p class="story-body__introduction">Çekirdeğin doğrudan incelenmesi mümkün olmadığı için, uzmanlar bir deney gerçekleştirdi. Hazırladıkları demir ve nikel alaşımı silisyum ile karıştırıp, basınç ve sıcaklığa tabi tuttular. Karışım, sismik veriler ile örtüştü. Bilinmeyen %5&#8217;in sadece silikondan ibaret olmayabileceğini belirten Ohtani ve ekibi deneylerini sürdürecek.</p>
<p>Bu keşif ile, 4,5 milyar yaşındaki dünyamızın oluşum sürecini daha iyi anlayacağımız düşünülüyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/kayip-element-bulundu-silikon">Kayıp element bulundu: Silikon</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5007</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fukuşima kazasından 5 yıl sonra bugün neler biliyoruz?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/fukusima-kazasindan-5-yil-sonra-bugun-neler-biliyoruz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Yüzak]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Apr 2016 21:17:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[fukusima]]></category>
		<category><![CDATA[japonya]]></category>
		<category><![CDATA[kaza]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer kaza]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[radyasyon]]></category>
		<category><![CDATA[radyoaktivite]]></category>
		<category><![CDATA[sızıntı]]></category>
		<category><![CDATA[yakıt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=1744</guid>

					<description><![CDATA[<p>Japon hükümeti, ülkedeki toplam 54 nükleer reaktörden, o gün çalışan, 43 reaktörü 11 Mart 2011 kazasından sonra durdurdu. Bugün Japonya’da sadece güneydeki Sendai’de 2 reaktör tekrar çalıştırılıyor. 23 reaktörün işletilmesi için yetkili kurumlara başvurulmuş olup bunlar için ilgili denetim ve yargı yolları aşılmaya çalışılıyor. Kazadan önceki 54 reaktör ülkenin %30 elektrik gereksinimini karşılıyordu. İşletmeden çıkarılanlar sonucu ileride 43 reaktörün Japonya’da çalışması bekleniyor. Bunların tekrar işletmeye açılmaması için Japonya’da nükleer karşıtları destek buluyorlar. Japonya’da bugün yeni bir nükleer santralın yapımı ise sürüyor. Ancak artırılmış güvenlik önlemlerinin yerine getirilebilmesi için yapımı gecikiyor. 11 Mart 2011 üçlü felaketi Büyük deprem (9 büyüklüğünde ilk kez); 2. Tsunami ve 3. Fukuşima Nükleer Santral Kazası.. Deprem anında çalışan 1,2 ve 3 nolu reaktörler otomatikman durduruldu. Ancak nükleer yakıt elemanlarındaki bölünme ürünleri (radyoaktif maddeler) saldıkları ışınlarla ortamı ısıtmaya devam ettiklerinden, daha yıllarca soğutulmaları gerekiyordu. Ancak santralda elektrikler kesilmişti (YGH’ı kopmuş, dizelli ivedi elektrik üreteçlerini tsunami suları basıp işlemez duruma getirmişti). Kaza sonucu 380.000 kişi evlerinden uzaklaştırıldı. Bunlardan 130.000’i Nükleer santralın 20 km çevresinde oturuyordu. Toplam 1 milyon kadar ev oturulamaz duruma geldi. Deprem ve Tsunami sonucu 16.000 kişi yaşamını yitirdi, 3200 kişi de kayıp. Santralların geçmişine bakış General Electric Fukuşima nükleer santralları zaten başlangıçtan beri sorunluydu! Reaktörleri TEPCO şirketi işletiyordu. Reaktörlerin tümü kaynamalı sulu cinsten reaktörlerdi. ilk 4’ü 760 MWe (elektriksel) güçteydi. Son 2 reaktör 1067 ve 1325 MWe gücündeydiler. Fukuşima reaktörlerinin, reaktör binalarını çevreleyen &#8216;Koruyucu Kabının&#8217; (Containment), büyük bir reaktör kazasında ortaya çıkacak yüksek basınca dayanamayacağını daha 1970&#8217;de ABD Atom Enerjisi Kurumu uzmanları bir teknik raporla açıklamıştı. Buna rağmen, basınç düşürme sistemi yapılmadan reaktörler işletmeye açıldı. Kiler katındaki ivedi elektrik üreteçlerinin de sular altında kalabileceği, uzmanlarca bir çok kez açıklanmasına rağmen bunlar üst katlara hem yer sorunu olduğundan hem de ek gider oluşturacağından taşınmadı. 2002 yılında TEPCO elemanları 16 yıl boyunca teknik raporları değiştirerek sistemlerdeki arıza ve kazaları gizledikleri, düzmece raporlar hazırladıkları ortaya çıkınca santrallar durduruldu ancak 2003 yılında bazı düzeltmelerden sonra tekrar işletildi. Kazadan 10 gün önce ise çeşitli aletlerin, pompaların ve dizelli elektrik üreteçlerinin 11 yıldır bakımlarının tam yapılmadığı açıklanmıştı ama aldıran olmadı. Kısacası: Kaza geliyorum diyordu. Fukuşima&#8217;da bugün durum? Radyoaktif maddelerden temizleme, yıkama binaları kapsülleme ve reaktörleri soğutma gibi çalışmalar sürüyor. Sıvı ve katı atık depo/tanklarıyla santral alanı (şekildeki gibi) dolmuş durumda. Reaktörlerin çevresindeki alan ancak 30-40 yılda temizlenebilecek ve bunun maliyeti 100 milyar doları geçeceği belirtiliyor. Santralın10-20 km çevresi kazadan hemen sonra boşaltıldığından, Çernobil&#8217;deki durumun aksine insanlar gereksiz yere radyasyon dozu almadılar. Çernobil’de ise, kaza gizlendiğinden, ilk 3 günde yüksek iyot 131 dozu nedeniyle, daha sonraki yıllarda, çocuklarda tiroit kanseri ortaya çıktı. Fukuşima kazasından hemen sonra bölgenin boşaltılması sonucu fazla radyasyon dozu alan  ve radyasyondan ölen olmadı. Ancak evlerinden uzaklaşmak zorunda kalan bazı kişilerde depresyon ve travma nedeniyle ölenlerin 1000&#8217;i aştığı, kanıtlanamasa da, medyada yer alıyor. Elde edilen bulgular ve özetle durum: Fukuşima bölgesinde Cs 134 ve Cs 137 en yoğun radyoizotoplar olmuştur. Radyasyon dozunun oluşmasına en büyük katkı vücudun dıştan ışınlanmasından gelmiştir (20 mSv’den az). Vücudun içten ışınlanması, sıkı besin kontrolları nedeniyle önemsiz kaldı (besinlerde yapılmakta olan radyoaktivite ölçümleri ve kontrollar uzun süre devam edecek). Japonya’nın her yerinde Fukuşima kaynaklı radyoizotoplar ölçülmüş ise de Fukuşima bölgesi en çok etkilenen bölge oldu. Uluslararası araştırmalar (WHO, UNSCEAR) ve santral alanının temizlenmesi, reaktörlerin soğutulması, reaktörlerin çevresine set çekilmesi, havalandırma, filtreleme ve yakın çevrede koruyucu önlemler alınması gibi daha bir dizi önlem, onarım, bakım ve arındırma çalışmaları 30-40 yıl sürecektir. Santralların 6’sı da ileride de çalıştırılmayacaktır. Alınan dersler Yeni bir nükleer santral projesinde Fukuşima kazasından alınacak önemli derslerin başlıcaları ve yüksek güvenlikli bir nükleer santralın teknik özellikleri şöyle ortaya çıktı. Santral depreme daha dayanıklı olarak projelendirilip kurulmalı. Santrala verilen elektriğin kesilmesinde, ivedi (acil) dizel jeneratörleri sorunsuz çalışacak şekilde projelendirilmeli ve en uygun yerlerde konuşlandırılmalı. Hidrojen gazı patlamalarının oluşmasını önleyecek sistem çalıştırılarak patlamalar ortaya çıkmamalı. Nükleer yakıt maddesinin ergimesi durumunda reaktör kazanı dıştan soğutularak çeliğin yapısı (sertliği) bozulmadan ergiyen yakıt kazan içinde kalmalı. Çok yüksek sıcaklıkta reaktör kazanının delinmesi durumunda, kazanın altında yakıt tutma çanağı bulunmalı. Santralda ivedi komuta merkezi ve simülatör bulunmalı personel önceden hazırlanmalı. Yüksel Atakan, Dr., Radyasyon Fizikçisi, Almanya, ybatakan@gmail.com Kaynaklar: Ülkemizde kurulacak nükleer santrallarla ilgili radyasyon güvenliği (FMO Teknik Raporu, Y.Atakan, 50 sayfa, www.fmo.org.tr) Fukuşima kazasının 4.yılında durum (Bilim ve Gelecek dergisi Nisan 2015) Radyasyon ve Sağlığımız kitabı: https://www.nobelkitap.com/kitap_113005_radyasyon-vesagligimiz.html (Nobel yayınları 2014, Y.Atakan)</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/fukusima-kazasindan-5-yil-sonra-bugun-neler-biliyoruz">Fukuşima kazasından 5 yıl sonra bugün neler biliyoruz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Japon hükümeti, ülkedeki toplam 54 nükleer reaktörden, o gün çalışan, 43 reaktörü 11 Mart 2011 kazasından sonra durdurdu. Bugün Japonya’da sadece güneydeki Sendai’de 2 reaktör tekrar çalıştırılıyor. 23 reaktörün işletilmesi için yetkili kurumlara başvurulmuş olup bunlar için ilgili denetim ve yargı yolları aşılmaya çalışılıyor.</p>
<p>Kazadan önceki 54 reaktör ülkenin %30 elektrik gereksinimini karşılıyordu. İşletmeden çıkarılanlar sonucu ileride 43 reaktörün Japonya’da çalışması bekleniyor. Bunların tekrar işletmeye açılmaması için Japonya’da nükleer karşıtları destek buluyorlar. Japonya’da bugün yeni bir nükleer santralın yapımı ise sürüyor. Ancak artırılmış güvenlik önlemlerinin yerine getirilebilmesi için yapımı gecikiyor.</p>
<p><strong>11 Mart 2011 üçlü felaketi</strong></p>
<ol>
<li>Büyük deprem (9 büyüklüğünde ilk kez); 2. Tsunami ve 3. Fukuşima Nükleer Santral Kazası.. Deprem anında çalışan 1,2 ve 3 nolu reaktörler otomatikman durduruldu. Ancak nükleer yakıt elemanlarındaki bölünme ürünleri (radyoaktif maddeler) saldıkları ışınlarla ortamı ısıtmaya devam ettiklerinden, daha yıllarca soğutulmaları gerekiyordu. Ancak santralda elektrikler kesilmişti (YGH’ı kopmuş, dizelli ivedi elektrik üreteçlerini tsunami suları basıp işlemez duruma getirmişti).</li>
</ol>
<p>Kaza sonucu 380.000 kişi evlerinden uzaklaştırıldı. Bunlardan 130.000’i Nükleer santralın 20 km çevresinde oturuyordu. Toplam 1 milyon kadar ev oturulamaz duruma geldi. Deprem ve Tsunami sonucu 16.000 kişi yaşamını yitirdi, 3200 kişi de kayıp.</p>
<p><strong>Santralların geçmişine bakış</strong></p>
<p>General Electric Fukuşima nükleer santralları zaten başlangıçtan beri sorunluydu! Reaktörleri TEPCO şirketi işletiyordu. Reaktörlerin tümü kaynamalı sulu cinsten reaktörlerdi. ilk 4’ü 760 MWe (elektriksel) güçteydi. Son 2 reaktör 1067 ve 1325 MWe gücündeydiler.</p>
<p>Fukuşima reaktörlerinin, reaktör binalarını çevreleyen &#8216;Koruyucu Kabının&#8217; (Containment), büyük bir reaktör kazasında ortaya çıkacak yüksek basınca dayanamayacağını daha 1970&#8217;de ABD Atom Enerjisi Kurumu uzmanları bir teknik raporla açıklamıştı. Buna rağmen, basınç düşürme sistemi yapılmadan reaktörler işletmeye açıldı. Kiler katındaki ivedi elektrik üreteçlerinin de sular altında kalabileceği, uzmanlarca bir çok kez açıklanmasına rağmen bunlar üst katlara hem yer sorunu olduğundan hem de ek gider oluşturacağından taşınmadı.</p>
<p>2002 yılında TEPCO elemanları 16 yıl boyunca teknik raporları değiştirerek sistemlerdeki arıza ve kazaları gizledikleri, düzmece raporlar hazırladıkları ortaya çıkınca santrallar durduruldu ancak 2003 yılında bazı düzeltmelerden sonra tekrar işletildi. Kazadan 10 gün önce ise çeşitli aletlerin, pompaların ve dizelli elektrik üreteçlerinin 11 yıldır bakımlarının tam yapılmadığı açıklanmıştı ama aldıran olmadı. <strong>Kısacası: Kaza geliyorum diyordu.</strong></p>
<p><strong>Fukuşima&#8217;da bugün durum?</strong></p>
<p>Radyoaktif maddelerden temizleme, yıkama binaları kapsülleme ve reaktörleri soğutma gibi çalışmalar sürüyor. Sıvı ve katı atık depo/tanklarıyla santral alanı (şekildeki gibi) dolmuş durumda. Reaktörlerin çevresindeki alan ancak 30-40 yılda temizlenebilecek ve bunun maliyeti 100 milyar doları geçeceği belirtiliyor.</p>
<p>Santralın10-20 km çevresi kazadan hemen sonra boşaltıldığından, Çernobil&#8217;deki durumun aksine insanlar gereksiz yere radyasyon dozu almadılar. Çernobil’de ise, kaza gizlendiğinden, ilk 3 günde yüksek iyot 131 dozu nedeniyle, daha sonraki yıllarda, çocuklarda tiroit kanseri ortaya çıktı.</p>
<p>Fukuşima kazasından hemen sonra bölgenin boşaltılması sonucu fazla radyasyon dozu alan  ve radyasyondan ölen olmadı. Ancak evlerinden uzaklaşmak zorunda kalan bazı kişilerde depresyon ve travma nedeniyle ölenlerin 1000&#8217;i aştığı, kanıtlanamasa da, medyada yer alıyor.</p>
<p>Elde edilen bulgular ve özetle durum:</p>
<ol>
<li>Fukuşima bölgesinde Cs 134 ve Cs 137 en yoğun radyoizotoplar olmuştur.</li>
<li>Radyasyon dozunun oluşmasına en büyük katkı vücudun dıştan ışınlanmasından gelmiştir (20 mSv’den az).</li>
<li>Vücudun içten ışınlanması, sıkı besin kontrolları nedeniyle önemsiz kaldı (besinlerde yapılmakta olan radyoaktivite ölçümleri ve kontrollar uzun süre devam edecek).</li>
<li>Japonya’nın her yerinde Fukuşima kaynaklı radyoizotoplar ölçülmüş ise de Fukuşima bölgesi en çok etkilenen bölge oldu.</li>
<li>Uluslararası araştırmalar (WHO, UNSCEAR) ve santral alanının temizlenmesi, reaktörlerin soğutulması, reaktörlerin çevresine set çekilmesi, havalandırma, filtreleme ve yakın çevrede koruyucu önlemler alınması gibi daha bir dizi önlem, onarım, bakım ve arındırma çalışmaları 30-40 yıl sürecektir. Santralların 6’sı da ileride de çalıştırılmayacaktır.</li>
</ol>
<p><strong>Alınan dersler</strong></p>
<p>Yeni bir nükleer santral projesinde Fukuşima kazasından alınacak önemli derslerin başlıcaları ve yüksek güvenlikli bir nükleer santralın teknik özellikleri şöyle ortaya çıktı.</p>
<ol>
<li>Santral depreme daha dayanıklı olarak projelendirilip kurulmalı.</li>
<li>Santrala verilen elektriğin kesilmesinde, ivedi (acil) dizel jeneratörleri sorunsuz çalışacak şekilde projelendirilmeli ve en uygun yerlerde konuşlandırılmalı.</li>
<li>Hidrojen gazı patlamalarının oluşmasını önleyecek sistem çalıştırılarak patlamalar ortaya çıkmamalı.</li>
<li>Nükleer yakıt maddesinin ergimesi durumunda reaktör kazanı dıştan soğutularak çeliğin yapısı (sertliği) bozulmadan ergiyen yakıt kazan içinde kalmalı.</li>
<li>Çok yüksek sıcaklıkta reaktör kazanının delinmesi durumunda, kazanın altında yakıt tutma çanağı bulunmalı.</li>
<li>Santralda ivedi komuta merkezi ve simülatör bulunmalı personel önceden hazırlanmalı.</li>
</ol>
<p><strong>Yüksel Atakan</strong>, Dr., Radyasyon Fizikçisi, Almanya, <a href="mailto:ybatakan@gmail.com">ybatakan@gmail.com</a></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Ülkemizde kurulacak nükleer santrallarla ilgili radyasyon güvenliği (FMO Teknik Raporu, Y.Atakan, 50 sayfa, <a href="http://www.fmo.org.tr">www.fmo.org.tr</a>)</li>
<li>Fukuşima kazasının 4.yılında durum (Bilim ve Gelecek dergisi Nisan 2015)</li>
<li>Radyasyon ve Sağlığımız kitabı: <a href="https://www.nobelkitap.com/kitap_113005_radyasyon-vesagligimiz.html">https://www.nobelkitap.com/kitap_113005_radyasyon-vesagligimiz.html</a> (Nobel yayınları 2014, Y.Atakan)</li>
</ol>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/fukusima-kazasindan-5-yil-sonra-bugun-neler-biliyoruz">Fukuşima kazasından 5 yıl sonra bugün neler biliyoruz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1744</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
