<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kamu arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/kamu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/kamu</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 21 May 2025 09:52:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Çıkar çatışması nedir?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/cikar-catismasi-nedir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lale Akarun]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Feb 2025 07:26:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Lale Akarun]]></category>
		<category><![CDATA[bakanlık]]></category>
		<category><![CDATA[çıkar çatışması]]></category>
		<category><![CDATA[denetim]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[kamu]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32137</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çıkar çatışması, sanırım Türkiye’de hiç bilinmeyen bir kavram. Mesela bir ihale yapıyorsunuz; ihalenin bir şartnamesi olur, yani yapılacak işin bir tasarımı, teknik bir tarifi. Yüklenici adayları kapalı zarflar içinde teklif verir; bu işi şu fiyata yapacağım der. İhale komisyonu, zarfları aynı anda açar, teklifleri şartnameye uygunluk açısından denetledikten sonra en düşük fiyat teklifi vereni seçer. Doğal olarak projeyi tasarlayıp şartnamesini yazanla yüklenici aynı olamaz. Tabii ki ihale komisyonu üyelerinin de taraflarla hiçbir ilişkisi olamaz. Yani olmaması gerekir. Mesela onlardan hediyeler alamaz; çocuklarının düğünleri dahil, altın, takı vs. kabul edemez; onlar tarafından tatile yollanamaz, başka yollarla parasal ilişkiye giremez; borç alıp veremez, şirketlerinde yönetim kurulu üyeliği yapamaz. Yoksa çıkar çatışması olur. 20 sene önceydi. Bir büyük kamu kurumu, ihaleye çıkacak. İhaleyi alacak olan belli; bir kamu iktisadi teşekkülü (KİT). Büyük bir mühendislik projesi; dolayısıyla şartnamesinin yazılması da başlı başına büyük bir iş, o da en az altı aylık, belki birkaç senelik bir proje. Bu iş için de üniversite düşünülmüş. Ancak ufak bir ayrıntı: Projenin bir bütçesi yok. Bu projenin nereden fonlanacağını sorduğumda, ihaleyi alacak olan KİT ile beraber yapılacağını söylediler. Yani yüklenici, şartnameyi de yazacak, çıkar çatışması gibi gözükmesin diye üniversite yazmış gibi yapılacak. Bunun için de yüklenici üniversiteye para verecek. Çıkar çatışmasının tanımını hatırlatınca, herkes bana aydan gelmişim gibi baktı; bir daha da bu toplantılara çağrılmadım. Mesela bir bakanlığın başındaki bakansınız. Ancak özel hayatta bakanlığın faaliyet alanına giren girişimleriniz var: Öyle ufak tefek de değil; ülkenin en önde gelen şirketleri. Birdenbire, kendi şirketlerinize teşvik veren, kaynak aktaran, izin veren, denetim yapan konuma geçmişsiniz. Kendi şirketlerimi hiç kayırmayacağım; rakiplerimle aynı şartlara tabii olacaklar deseniz, uygun olmaz mı? Olmaz, bu çıkar çatışması olur. Şirketimi oğluma devrettim; artık tamamen tarafsızım deseniz, uygun olur mu? Olmaz, bu da çıkar çatışması olur. İç içelik Çıkar çatışması kavramının bilinmediği ülkelerde, kamu kurumunu yöneten, kamuya hizmet veren, denetlenen, denetleyen iç içe olur. Bu gibi ülkelerde yeni doğmuş bebeklerin canı üzerinden para kazanılır; beyin ölümü gerçekleşmiş hastalar yoğun bakımlarda yaşatılır ki kamudan daha fazla para kazanılsın. Deprem bölgelerinde tarım arazilerine imar izinleri verilir; denetim gereği gibi yapılmaz, kolonlar kesilir, şikayetler sonuçsuz kalır. İlk depremde yüzlerce yapı yıkılır; binlerce kişi ölür. Yangın yeterliği olmayan yerlerde eğlence yerleri, turizm tesisleri açılır, yangın denetimleri geçiştirilir. Onlarca, yüzlerce insan ölür, “sorumlulardan hesap sorulacak” denir, ama hiçbir şey değişmez. Maalesef hep beraber bu ülkede yaşıyoruz. Depremde yıkılan, yıkılacak binalarda yaşıyoruz. İnsan canını hiçe sayan hastanelerden sağlık hizmeti alıyoruz. Yarıyıl tatilinde karne ödülü olarak kayağa götürülen çocukların anne babalarıyla yandığı otellerde kalıyoruz. Sorumlulardan hesap sorulacak mı? Bunun için geçmişe dönüp bakalım: Depremde yıkılan binalara imar izni veren, denetimlerini yapan, fazla kat çıkılmasına, tadilat yapılmasına göz yumanlardan hesap soruldu mu? Soma maden kazasındaki ölümlere yol açanlardan hesap soruldu mu? İliç maden faciasına yol açanlardan hesap soruldu mu? Mesela bu işlerden sorumlu bakanlar istifa etti mi? Ben duymadım, siz duydunuz mu? Muhtemelen bu sefer de geçmişte ne olduysa aynısı olacak. Sorumluluk zincirinde en alttaki birkaç kişi cezalandırılacak, mesela raporlara imza atan bir mühendis, otelin kağıt üstünde güvenlikten sorumlu, ama gerçekte hiçbir yetkisi olmayan bir maaşlı çalışanı dava edilecek; ama mevzuat değişmeyecek; denetimler çıkar çatışması olmayan TMMOB gibi bağımsız kuruluşlara devredilmeyecek. Çıkar çatışması kavramının bilinmediği bu ülkede yaşamaya devam edeceğiz. Lale Akarun *Bu yazı, HBT Dergi 458. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/cikar-catismasi-nedir">Çıkar çatışması nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çıkar çatışması, sanırım Türkiye’de hiç bilinmeyen bir kavram. Mesela bir ihale yapıyorsunuz; ihalenin bir şartnamesi olur, yani yapılacak işin bir tasarımı, teknik bir tarifi. Yüklenici adayları kapalı zarflar içinde teklif verir; bu işi şu fiyata yapacağım der. İhale komisyonu, zarfları aynı anda açar, teklifleri şartnameye uygunluk açısından denetledikten sonra en düşük fiyat teklifi vereni seçer.</p>
<p>Doğal olarak projeyi tasarlayıp şartnamesini yazanla yüklenici aynı olamaz. Tabii ki ihale komisyonu üyelerinin de taraflarla hiçbir ilişkisi olamaz. Yani olmaması gerekir. Mesela onlardan hediyeler alamaz; çocuklarının düğünleri dahil, altın, takı vs. kabul edemez; onlar tarafından tatile yollanamaz, başka yollarla parasal ilişkiye giremez; borç alıp veremez, şirketlerinde yönetim kurulu üyeliği yapamaz. Yoksa çıkar çatışması olur.</p>
<p>20 sene önceydi. Bir büyük kamu kurumu, ihaleye çıkacak. İhaleyi alacak olan belli; bir kamu iktisadi teşekkülü (KİT). Büyük bir mühendislik projesi; dolayısıyla şartnamesinin yazılması da başlı başına büyük bir iş, o da en az altı aylık, belki birkaç senelik bir proje. Bu iş için de üniversite düşünülmüş. Ancak ufak bir ayrıntı: Projenin bir bütçesi yok. Bu projenin nereden fonlanacağını sorduğumda, ihaleyi alacak olan KİT ile beraber yapılacağını söylediler. Yani yüklenici, şartnameyi de yazacak, çıkar çatışması gibi gözükmesin diye üniversite yazmış gibi yapılacak. Bunun için de yüklenici üniversiteye para verecek. Çıkar çatışmasının tanımını hatırlatınca, herkes bana aydan gelmişim gibi baktı; bir daha da bu toplantılara çağrılmadım.</p>
<p>Mesela bir bakanlığın başındaki bakansınız. Ancak özel hayatta bakanlığın faaliyet alanına giren girişimleriniz var: Öyle ufak tefek de değil; ülkenin en önde gelen şirketleri. Birdenbire, kendi şirketlerinize teşvik veren, kaynak aktaran, izin veren, denetim yapan konuma geçmişsiniz. Kendi şirketlerimi hiç kayırmayacağım; rakiplerimle aynı şartlara tabii olacaklar deseniz, uygun olmaz mı? Olmaz, bu çıkar çatışması olur. Şirketimi oğluma devrettim; artık tamamen tarafsızım deseniz, uygun olur mu? Olmaz, bu da çıkar çatışması olur.</p>
<p><strong>İç içelik</strong></p>
<p>Çıkar çatışması kavramının bilinmediği ülkelerde, kamu kurumunu yöneten, kamuya hizmet veren, denetlenen, denetleyen iç içe olur. Bu gibi ülkelerde yeni doğmuş bebeklerin canı üzerinden para kazanılır; beyin ölümü gerçekleşmiş hastalar yoğun bakımlarda yaşatılır ki kamudan daha fazla para kazanılsın. Deprem bölgelerinde tarım arazilerine imar izinleri verilir; denetim gereği gibi yapılmaz, kolonlar kesilir, şikayetler sonuçsuz kalır. İlk depremde yüzlerce yapı yıkılır; binlerce kişi ölür. Yangın yeterliği olmayan yerlerde eğlence yerleri, turizm tesisleri açılır, yangın denetimleri geçiştirilir. Onlarca, yüzlerce insan ölür, “sorumlulardan hesap sorulacak” denir, ama hiçbir şey değişmez.</p>
<p>Maalesef hep beraber bu ülkede yaşıyoruz. Depremde yıkılan, yıkılacak binalarda yaşıyoruz. İnsan canını hiçe sayan hastanelerden sağlık hizmeti alıyoruz. Yarıyıl tatilinde karne ödülü olarak kayağa götürülen çocukların anne babalarıyla yandığı otellerde kalıyoruz.</p>
<p><strong>Sorumlulardan hesap sorulacak mı?</strong> Bunun için geçmişe dönüp bakalım: Depremde yıkılan binalara imar izni veren, denetimlerini yapan, fazla kat çıkılmasına, tadilat yapılmasına göz yumanlardan hesap soruldu mu?</p>
<p>Soma maden kazasındaki ölümlere yol açanlardan hesap soruldu mu? İliç maden faciasına yol açanlardan hesap soruldu mu? Mesela bu işlerden sorumlu bakanlar istifa etti mi? Ben duymadım, siz duydunuz mu?</p>
<p>Muhtemelen bu sefer de geçmişte ne olduysa aynısı olacak. Sorumluluk zincirinde en alttaki birkaç kişi cezalandırılacak, mesela raporlara imza atan bir mühendis, otelin kağıt üstünde güvenlikten sorumlu, ama gerçekte hiçbir yetkisi olmayan bir maaşlı çalışanı dava edilecek; ama mevzuat değişmeyecek; denetimler çıkar çatışması olmayan TMMOB gibi bağımsız kuruluşlara devredilmeyecek. Çıkar çatışması kavramının bilinmediği bu ülkede yaşamaya devam edeceğiz.</p>
<p><strong>Lale Akarun</strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-458-31-ocak-2025-dijital-pdf/">458. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/cikar-catismasi-nedir">Çıkar çatışması nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32137</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şehirli olmak!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/sehirli-olmak</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2023 08:53:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[apolitik]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[enkaz]]></category>
		<category><![CDATA[kamu]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[şehirli olmak]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29029</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülke tarihinin en büyük (ikinci) depremini yaşadık. Uzaktan bakınca acizlik içinde isyanlardayız; ağlıyoruz. Tonlarca betonun altından bakınca ise donuyoruz, ölüyoruz! Ahlaksızlığımızı, çatlamış ar damarımızı ört bas etmek üzere geliştirdiğimiz sistemler, yaptığımız kanunlar-yönetmelikler beklendiği üzere işe yaramadı. Sorun sistemde değil insanda! İnsan da yukarıdan aşağı doğru ne gördüyse onu yapıyor; on yıllardır! Birisi örneğin anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz demişti. Kırk sene sonra bugün işine gelmediği için Anayasa Mahkemesi’nin kapatılmasını talep eden parti liderlerine geldi dayandı iş! Muhalefetteyken büyük depremin altından kalkamayan hükümete-devlete demediğini bırakmayanlar bugün iktidardayken son sığınak olarak kadere yaslanıyor! Depremden sonra yaşananlara bakınca şu tespitleri yapmak yanlış olmayacaktır: Öncelikle devletin ilgili birimlerinin verimli bir şekilde olaya müdahale edebilmesi en az 24 saat sürüyor. Olması gerektiği gibi müdahale için ise 72 saat. O nedenle depremde enkaz altında kalacaksak eğer, dileyelim ki hemen oracıkta ölelim. 72 saat can çekişmekten iyidir! İkincisi yıkıntıları bir an önce kaldırıp en hızlı bir şekilde yeni beton projeler yapmak, binlerce ölü ya da enkaz altında can çekişenlerden daha önemliymiş gibi geldi bana. Bu durumda bir tür suçluluk duygusu yayılıyor içime: Enkaz altında kalarak işi zorlaştırıyorum. Hafriyat çalışmaları gecikiyor! O arada şu üç beş on lirayı da alıp susmalıyım! Tabii alabilirsem! Bakalım ülkenin farklı yerlerinde olup da o on lirayı almak için olmadık hile hurdaya kaç kişi başvuracak. Pandemi sırasında var olmayan şirketlerinde çalıştırmadığı işçiler için devlet desteği alan “işini bilen milletvekilleri” bunun için de bir yol bulacaktır. Kamu üst yönetiminin ürettiği tek dert kurmuş oldukları merkezi yönetim sisteminin hantallığının-eksikliğinin-inisiyatifsizliğinin yarattığı yavaşlık değil. Kendilerinden daha hızlı olanları cezalandırmayı da ihmal etmiyorlar! İnsancıklar sosyal medya üzerinden organize olurken araya giren üç beş dijital vandal ile mücadele etmek yerine, interneti yavaşlatmak gibi bir tepki gösterebiliyorlar. Yükselen reaksiyona karşı bu kez sosyal medya firmalarını da suça alet edip, işi kitabına uydurmaya çalışıyorlar! Dezenformasyona karşı bu denli hassassanız, hiçbir katkıları olmayan yardım araçlarının üstüne kendi pankartlarını asan atanmış kamu yöneticilerinizi ya da partidaşlarınızı da cezalandırabilecek misiniz? Hesap-verebilirlik sorumluluğunu ortadan kaldırmış bir kamu yönetimi ile gündelik çıkarı için buna ortak olmuş vatandaş ikilisi. Her büyük problemde yakayı ele vermemek üzere hedef şaşırtmak için ellerinden geleni yapıyorlar; belli ki yapmaya devam edecekler. Bul birkaç “İngiliz uşağı”; onlara çamur at! Politize olmak, Antik Grek’e dayanmaktadır ve “şehirli olmak” demektir. Şehirde yaşayan anlamında değil. Şehrin yönetimi konusunda duyarlı olmak manasında. Şehir o dönemde devlet ile eş anlamlıdır. Şehirli olmaya çalışan ülkemiz 12 Eylül sağ olsun kırk senedir feodal mantalitede, apolitik bir yaşam sürdürdü; apolitik bir kuşak yetiştirdi. Bakalım nereden vuracağı belli olmayan Y ve Z kuşakları da selefleri gibi feodaliteye mi saplanıp kalmış; yoksa şehirli olabilmişler mi? Bir sonraki seçimler bunun bir göstergesi olacaktır! Tanol Türkoğlu *Bu yazı 16.02.2023 tarihli HBT Dergi&#8217;nin 359. sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/sehirli-olmak">Şehirli olmak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;">Ülke tarihinin en büyük (ikinci) depremini yaşadık. Uzaktan bakınca acizlik içinde isyanlardayız; ağlıyoruz. Tonlarca betonun altından bakınca ise donuyoruz, ölüyoruz! Ahlaksızlığımızı, çatlamış ar damarımızı ört bas etmek üzere geliştirdiğimiz sistemler, yaptığımız kanunlar-yönetmelikler beklendiği üzere işe yaramadı. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Sorun sistemde değil insanda! İnsan da yukarıdan aşağı doğru ne gördüyse onu yapıyor; on yıllardır! Birisi örneğin anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz demişti. Kırk sene sonra bugün işine gelmediği için Anayasa Mahkemesi’nin kapatılmasını talep eden parti liderlerine geldi dayandı iş! Muhalefetteyken büyük depremin altından kalkamayan hükümete-devlete demediğini bırakmayanlar bugün iktidardayken son sığınak olarak kadere yaslanıyor!</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Depremden sonra yaşananlara bakınca şu tespitleri yapmak yanlış olmayacaktır: Öncelikle devletin ilgili birimlerinin verimli bir şekilde olaya müdahale edebilmesi en az 24 saat sürüyor. Olması gerektiği gibi müdahale için ise 72 saat. O nedenle depremde enkaz altında kalacaksak eğer, dileyelim ki hemen oracıkta ölelim. 72 saat can çekişmekten iyidir! İkincisi yıkıntıları bir an önce kaldırıp en hızlı bir şekilde yeni beton projeler yapmak, binlerce ölü ya da enkaz altında can çekişenlerden daha önemliymiş gibi geldi bana. Bu durumda bir tür suçluluk duygusu yayılıyor içime: Enkaz altında kalarak işi zorlaştırıyorum. Hafriyat çalışmaları gecikiyor! O arada şu üç beş on lirayı da alıp susmalıyım! Tabii alabilirsem! Bakalım ülkenin farklı yerlerinde olup da o on lirayı almak için olmadık hile hurdaya kaç kişi başvuracak. Pandemi sırasında var olmayan şirketlerinde çalıştırmadığı işçiler için devlet desteği alan “işini bilen milletvekilleri” bunun için de bir yol bulacaktır.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Kamu üst yönetiminin ürettiği tek dert kurmuş oldukları merkezi yönetim sisteminin hantallığının-eksikliğinin-inisiyatifsizliğinin yarattığı yavaşlık değil. Kendilerinden daha hızlı olanları cezalandırmayı da ihmal etmiyorlar! İnsancıklar sosyal medya üzerinden organize olurken araya giren üç beş dijital vandal ile mücadele etmek yerine, interneti yavaşlatmak gibi bir tepki gösterebiliyorlar. Yükselen reaksiyona karşı bu kez sosyal medya firmalarını da suça alet edip, işi kitabına uydurmaya çalışıyorlar! Dezenformasyona karşı bu denli hassassanız, hiçbir katkıları olmayan yardım araçlarının üstüne kendi pankartlarını asan atanmış kamu yöneticilerinizi ya da partidaşlarınızı da cezalandırabilecek misiniz?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Hesap-verebilirlik sorumluluğunu ortadan kaldırmış bir kamu yönetimi ile gündelik çıkarı için buna ortak olmuş vatandaş ikilisi. Her büyük problemde yakayı ele vermemek üzere hedef şaşırtmak için ellerinden geleni yapıyorlar; belli ki yapmaya devam edecekler. Bul birkaç “İngiliz uşağı”; onlara çamur at!</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Politize olmak, Antik Grek’e dayanmaktadır ve <strong>“şehirli olmak”</strong> demektir. Şehirde yaşayan anlamında değil. <strong>Şehrin yönetimi konusunda duyarlı olmak</strong> manasında. Şehir o dönemde devlet ile eş anlamlıdır. Şehirli olmaya çalışan ülkemiz 12 Eylül sağ olsun kırk senedir feodal mantalitede, apolitik bir yaşam sürdürdü; apolitik bir kuşak yetiştirdi. Bakalım nereden vuracağı belli olmayan Y ve Z kuşakları da selefleri gibi feodaliteye mi saplanıp kalmış; yoksa şehirli olabilmişler mi? Bir sonraki seçimler bunun bir göstergesi olacaktır! </span></p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu</strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı 16.02.2023 tarihli HBT Dergi&#8217;nin 359. sayısında yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/sehirli-olmak">Şehirli olmak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29029</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kamuda inovasyon: Mümkün ve var&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/kamuda-inovasyon-mumkun-var</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 May 2017 09:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[e-TR teşvik ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kamu]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>
		<category><![CDATA[ogm]]></category>
		<category><![CDATA[orman genel müdürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[orman yangını]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6633</guid>

					<description><![CDATA[<p>Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın Orman Genel Müdürlüğü (OGM), “Orman Yangınlarını Havadan İzleme, Değerlendirme ve Yönetme Platformu” (ORDEP) projesiyle 14’üncü e-TR Ödülleri’nde 10 Mayıs’ta TBMM’de yapılan törende ödül aldı. Neden? 12 milyon hektarlık orman alanı, yangına çok hassas olan Ege ve Akdeniz sahil şeridi 1,600 km uzunlukta, 120-150 km derinlikte. Bu kadar geniş bir bölgeyi izlemek bile başlı başına bir operasyon. Bu amaçla OGM, tanesi yaklaşık 50 milyon dolara, görüntü aktarma sistemiyle donatılmış 6 helikopter satın aldı. Yangın, o an ekranda Göklerden gelecek görüntü için, 120 km yarıçaplı alanı kontrol eden 3 sabit, 3 mobil istasyon kuruldu. Her kuleye, sinyalleri daha iyi alsın diye 60 derece aralıklarla, 6 tane alıcı anteni takıldı. Böylece, Edremit’ten Kaş’a kadar görüntüler kablosuz olarak ekrana alınabiliyor. Bu işlerin eğitimi için OGM, “Orman Yangınları Yöneticileri Eğitim ve Test Simülatörü” (OYMES) projesi hazırladı. Bu da, 10 Mayıs’ta e-TR Yürütme Kurulu Özel Ödülü’ne layık görüldü&#8230; OGM aslında, yangına dijital çözüm konusunda daha önceki yıllarda da e-TR Ödülleri alan çalışkan ve üretken bir kamu kurumu. İnovasyon alışkanlık yapar 2008’de “Orman Yangın Yönetim Sistemi” projesiyle ödül almıştı. Aradan geçen 4 yılda sağladığı verimlilik ve tasarruf dikkat çekince, 2012’de En İyi Gelişme Gösteren Proje seçildi. Bunun gerekçesi, bu web tabanlı sistem kapsamında 6,500’e yakın araca 2007’den beri kurulan veri cihazlarıyla telemetrik bilgilerin, GSM üzerinden iletişim merkezine aktarılması ve böylece, orman yangınlarına çok daha çabuk müdahale edilebilmesiydi. Bu sistem sayesinde yangına ilk müdahale süresi 2003’te 40 dakikadan, 2015’te yangına hassas bölgelerde 15 dakikaya kadar indirilmişti. Geldik 2015 yılına: OGM bu kez En İyi Gelişim Gösteren Proje ödülünü “Orman Yangın Erken Uyarı Sistemi” (OYEUS) ile kazandı. Proje kapsamında, yangına birinci derecede hassas yerlerde, 116 kuleye 232 kamera kuruldu. Yaklaşık 3.7 milyon hektar orman alan, yangın sezonu boyunca ekrandan 7/24 izlenebiliyor, yangına hızlı ve etkin müdahale yapılabiliyor. Nedir bu e-TR? Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) ile TÜSİAD’ın ortaklaşa verdikleri (Vodafone sponsorluğunda) e-Türkiye Ödülleri, sivil toplum ve özel sektörün, kamu sektörüne yönelik tek ödülü. Amacı, devletin dijitalleşmesini teşvik. 2003’te ilk kez verildiğinde dijitalleşme sözcüğü bugünkü kadar yaygın değildi. O zamanlar “e-dönüşüm” deniliyordu. Gel zaman git zaman, akıllı telefonlar, sosyal medyalar, şeylerin interneti, bulut bilişim, yapay zekâ derken, dönüşümü “dijitalleşme” diye anlatmak daha kolaylaştı. Özel sektör gibi kamu sektörü de dijitalleşmek zorunda. Sanayi 4.0 derken, bu sefer de Japonya’da türeyen “Toplum 5.0” kavramının ortaya çıktığı bir küresel düzene bizim özel-kamu ayak uydurmak zorunda: Vizyoner bir girişimle başlatılan e-TR Ödülleri 14 yıldır bunu teşvik ediyor. Belediyeler de var 10 Mayıs’ta Tekirdağ Süleymanpaşa Belediyesi, vatandaşın işlerini ceptelle yapmasını sağlayan, bunu bir deprem-âfet yönetimiyle bağdaştıran Yapay Zekâ Destekli Mutlu Kent projesiyle ödüllendi. Kocaeli Belediyesi, atık suların Mobil Çevre Denetim Sistemi projesiyle. Artvin Belediyesi, engelli ve yaşlıların hayatını kolaylaştıracak İYİbu projesiyle. Gümrük ve Tekel Bakanlığı, ithalatla ilgili ürün güvenliği denetimlerini risk analiziyle elektronik ortamda yapacak İRİS projesiyle. Sağlık Bakanlığı, işitme engellilerin de gereken hizmeti almasını sağlayacak ESİM projesiyle. Aynı bakanlık ayrıca, “En İyi Gelişim Gösteren Proje” olarak e-Nabız’la: Tekil kullanıcı sayısı 2015’te 3.2 milyondan şimdi 4.4 milyona çıkmış. Organ bağışlayanlar 33 binden 49 bine&#8230; Finale kalan kurumlar arasından Vodafone Dijitalleşme Endeksi’nde en yüksek puanı alan kuruma verilen “Vodafone Türkiye Özel Ödülü” Milli Eğitim Bakanlığı Engelsiz DYS projesine: MEB’in 144 bin kişinin kullandığı Doküman Yönetim Sistemi’ni (DYS) görme engellilerin de kullanmasını sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/kamuda-inovasyon-mumkun-var">Kamuda inovasyon: Mümkün ve var&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın Orman Genel Müdürlüğü (OGM), “Orman Yangınlarını Havadan İzleme, Değerlendirme ve Yönetme Platformu” (ORDEP) projesiyle 14’üncü e-TR Ödülleri’nde 10 Mayıs’ta TBMM’de yapılan törende ödül aldı.</p>
<p>Neden? 12 milyon hektarlık orman alanı, yangına çok hassas olan Ege ve Akdeniz sahil şeridi 1,600 km uzunlukta, 120-150 km derinlikte. Bu kadar geniş bir bölgeyi izlemek bile başlı başına bir operasyon. Bu amaçla OGM, tanesi yaklaşık 50 milyon dolara, görüntü aktarma sistemiyle donatılmış 6 helikopter satın aldı.</p>
<p><strong>Yangın, o an ekranda</strong></p>
<p>Göklerden gelecek görüntü için, 120 km yarıçaplı alanı kontrol eden 3 sabit, 3 mobil istasyon kuruldu. Her kuleye, sinyalleri daha iyi alsın diye 60 derece aralıklarla, 6 tane alıcı anteni takıldı. Böylece, Edremit’ten Kaş’a kadar görüntüler kablosuz olarak ekrana alınabiliyor.</p>
<p>Bu işlerin eğitimi için OGM, “Orman Yangınları Yöneticileri Eğitim ve Test Simülatörü” (OYMES) projesi hazırladı. Bu da, 10 Mayıs’ta e-TR Yürütme Kurulu Özel Ödülü’ne layık görüldü&#8230; OGM aslında, yangına dijital çözüm konusunda daha önceki yıllarda da e-TR Ödülleri alan çalışkan ve üretken bir kamu kurumu.</p>
<p><strong>İnovasyon alışkanlık yapar</strong></p>
<p>2008’de “Orman Yangın Yönetim Sistemi” projesiyle ödül almıştı. Aradan geçen 4 yılda sağladığı verimlilik ve tasarruf dikkat çekince, 2012’de En İyi Gelişme Gösteren Proje seçildi.</p>
<p>Bunun gerekçesi, bu web tabanlı sistem kapsamında 6,500’e yakın araca 2007’den beri kurulan veri cihazlarıyla telemetrik bilgilerin, GSM üzerinden iletişim merkezine aktarılması ve böylece, orman yangınlarına çok daha çabuk müdahale edilebilmesiydi. Bu sistem sayesinde yangına ilk müdahale süresi 2003’te 40 dakikadan, 2015’te yangına hassas bölgelerde 15 dakikaya kadar indirilmişti.</p>
<p>Geldik 2015 yılına: OGM bu kez En İyi Gelişim Gösteren Proje ödülünü “Orman Yangın Erken Uyarı Sistemi” (OYEUS) ile kazandı. Proje kapsamında, yangına birinci derecede hassas yerlerde, 116 kuleye 232 kamera kuruldu. Yaklaşık 3.7 milyon hektar orman alan, yangın sezonu boyunca ekrandan 7/24 izlenebiliyor, yangına hızlı ve etkin müdahale yapılabiliyor.</p>
<p><strong>Nedir bu e-TR?</strong></p>
<p>Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) ile TÜSİAD’ın ortaklaşa verdikleri (Vodafone sponsorluğunda) e-Türkiye Ödülleri, sivil toplum ve özel sektörün, kamu sektörüne yönelik tek ödülü. Amacı, devletin dijitalleşmesini teşvik. 2003’te ilk kez verildiğinde dijitalleşme sözcüğü bugünkü kadar yaygın değildi. O zamanlar “e-dönüşüm” deniliyordu. Gel zaman git zaman, akıllı telefonlar, sosyal medyalar, şeylerin interneti, bulut bilişim, yapay zekâ derken, dönüşümü “dijitalleşme” diye anlatmak daha kolaylaştı.</p>
<p>Özel sektör gibi kamu sektörü de dijitalleşmek zorunda. Sanayi 4.0 derken, bu sefer de Japonya’da türeyen “Toplum 5.0” kavramının ortaya çıktığı bir küresel düzene bizim özel-kamu ayak uydurmak zorunda: Vizyoner bir girişimle başlatılan e-TR Ödülleri 14 yıldır bunu teşvik ediyor.</p>
<p><strong>Belediyeler de var</strong></p>
<p>10 Mayıs’ta Tekirdağ Süleymanpaşa Belediyesi, vatandaşın işlerini ceptelle yapmasını sağlayan, bunu bir deprem-âfet yönetimiyle bağdaştıran Yapay Zekâ Destekli Mutlu Kent projesiyle ödüllendi. Kocaeli Belediyesi, atık suların Mobil Çevre Denetim Sistemi projesiyle. Artvin Belediyesi, engelli ve yaşlıların hayatını kolaylaştıracak İYİbu projesiyle.</p>
<p>Gümrük ve Tekel Bakanlığı, ithalatla ilgili ürün güvenliği denetimlerini risk analiziyle elektronik ortamda yapacak İRİS projesiyle. Sağlık Bakanlığı, işitme engellilerin de gereken hizmeti almasını sağlayacak ESİM projesiyle. Aynı bakanlık ayrıca, “En İyi Gelişim Gösteren Proje” olarak e-Nabız’la: Tekil kullanıcı sayısı 2015’te 3.2 milyondan şimdi 4.4 milyona çıkmış. Organ bağışlayanlar 33 binden 49 bine&#8230;</p>
<p>Finale kalan kurumlar arasından Vodafone Dijitalleşme Endeksi’nde en yüksek puanı alan kuruma verilen “Vodafone Türkiye Özel Ödülü” Milli Eğitim Bakanlığı Engelsiz DYS projesine: MEB’in 144 bin kişinin kullandığı Doküman Yönetim Sistemi’ni (DYS) görme engellilerin de kullanmasını sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/kamuda-inovasyon-mumkun-var">Kamuda inovasyon: Mümkün ve var&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6633</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
