<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mevlana arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/mevlana/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/mevlana</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 05 Aug 2019 09:53:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Bir damla suya bile hürmet</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/bir-damla-suya-bile-hurmet</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jul 2019 10:02:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[hayat suyu]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kutup bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[lodos]]></category>
		<category><![CDATA[mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[poyraz]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[su sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[su tasarrufu]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14547</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mevlana’nın &#8220;Bir damla suya bile hürmet&#8221; sözüne rastladığımda durdum ve sordum. Varlığımızın olmazsa olmaz şartına saygılı davranacağımıza göre, bilge Mevlana acaba neden &#8216;bir damlasına bile saygı&#8217; diyerek suyun değerini vurgulamak istemiş olabilir? Güneş yıldızının Dünya gezegeninde ve belki de bütün Evren&#8217;de hayat suda ve suyla başladı, çeşitlendi. Hayvanlar âleminin soluduğu havayı ve oksijeni de sudaki bitkiler yarattı. Dünyamızın benzerini, suyu olan gezegenlerde arıyoruz. Sağlığımız, varlığımız, geleceğimiz suya bağlı. Selçuk başkenti Konya’da su azdı, nüfus 30 binin üstüne çıkamadı. Günümüzde su değer kazandı, &#8216;sudan ucuz&#8217; deyimi artık geçerli değil. Yakın geçmişimize değin olgun kişiler &#8220;Su gibi aziz ol&#8221; diye teşekkür ederlerdi bir bardak suya. Yolcu Fuzuli, bir kap su veren güzele âşık olur; yoluna devam edemez, bir kap suyla döner, suyu verir, kalbini geri ister. Şair Nedim ünlü kasidesinde, mealen, İstanbul’u, &#8220;Bir benzeri olmayan, değer biçilemeyen bu İstanbul şehrinin bir taşına İran ülkesi baştan başa feda edilse yeridir / Yüce cennet (İstanbul&#8217;un) altında mıdır, üstünde midir; gerçekten bu nasıl hâl, bu ne hoş su, ne hoş havadır!” diye övmüştür, Osmanlı başkentini. Mimar Sinan, Selatin camilerinden önce, İstanbul’un günlük suyunu getirerek, Osmanlı Devleti’nin Hassa Mimarı (İmar Bakanı) olmuştu. Cami yaptıramayan kimi sultanlar, adlarıyla anılan çeşmeler bıraktı. Yüzyıl başında Boğaz&#8217;ı inceleyen bir Alman coğrafyacı, &#8220;Bu kentte iklim ve mevsim yoktur, lodosla poyrazın kavgası vardır. Boğaz, insan yaşamına elverişli değildir&#8221; sonucuna varıyordu. Günümüzde, yönetilemez boyutlara ulaşan İstanbul’un su ihtiyacı İç Anadolu’dan büyük çabalarla sağlanıyor. Ülkemize ilk gelen bir Japon akademisyen, İstanbul Boğazı’nı büyük bir nehir olarak algılamıştı. Uygarlığın Nil, Fırat, Me Kong ve Yang Tze gibi büyük akarsular üstünde veya çevresinde gelişmesi, halk arenasının ülkeye Ege kıyılarından seslenmesi tesadüf değildir. Kara ve hava yolları sadece ülkeleri, oysa denizler yeryüzündeki bütün limanları, insanları bağlıyor birbirine. Denizlere açılanların dünyaya egemen olmasının sırrı yine denizlerde saklıdır. “Su” deyip geçmeyin! Sözlüklere bakın Mevlana’dan bu yana suyun hayatımızdaki yerini ve değerini, belki biraz daha iyi biliyoruz ama yeterince değil. Elle tutulur gözle görülür canlıların yüzde yetmişi su. Günde en az iki litre su içmek için elimizde su şişeleriyle dolaşıyoruz, ne var ki, suyun özgün yapısını bilmiyoruz. Çoğu maddeler ısındığı zaman genişliyor da, ısınan su buharlaşarak kendini arıtıyor. Uygarlığın çer çöpünü temizlerken kendisi kirlenmeyen kutsal ve soylu bir hazinemizdir su. Ortadoğu savaşlarının tarihi ve güncel nedeni, petrolün bolluğu kadar suyun kıtlığıdır. Ülkemizi bölmeye çalışanların hedefi Anadolu’nun su kaynaklarıdır. Yeryüzünün, yaşam kürenin büyük bölümü denizlerle kaplıdır. Ancak içtiğimiz ya da içebileceğimiz su, sandığımız kadar bol değil. Teknoloji, deniz suyunu içilir suya çevirmenin maliyetini düşürmeye çalışıyor, refah toplumun atıkları, akarsularda ve denizlerde yaşayan canlı türlerini tüketiyor. Sıra biz insanlara geliyor. Yaşamın sonunu &#8216;ben görmem&#8217; demeyin. Kutup buzları hızla eriyor. Fas’ta yapılan BM İklim Konferansı, Paris İklim Antlaşması’nı destekledi: &#8220;Yaşayan kuşaklar, Yaşam Küre’nin çöküş sürecine tanık olacaktır!&#8221; Öyleyse ne yapalım? Saygı yetmez, suyun damlasını bile sakınmak sorumluluğunu taşıyoruz. Bozkurt Güvenç *Aramızdan ayrılan Bozkurt Güvenç&#8216;in anısına saygıyla. Bu yazı Kasım 2016&#8217;da HBT Dergi&#8217;de yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/bir-damla-suya-bile-hurmet">Bir damla suya bile hürmet</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mevlana</strong>’nın <em>&#8220;Bir damla suya bile hürmet&#8221; </em>sözüne rastladığımda durdum ve sordum. Varlığımızın olmazsa olmaz şartına saygılı davranacağımıza göre, bilge Mevlana acaba neden &#8216;bir damlasına bile saygı&#8217; diyerek suyun değerini vurgulamak istemiş olabilir?</p>
<p>Güneş yıldızının Dünya gezegeninde ve belki de bütün Evren&#8217;de hayat suda ve suyla başladı, çeşitlendi. Hayvanlar âleminin soluduğu havayı ve oksijeni de sudaki bitkiler yarattı. Dünyamızın benzerini, suyu olan gezegenlerde arıyoruz. Sağlığımız, varlığımız, geleceğimiz suya bağlı.</p>
<p>Selçuk başkenti Konya’da su azdı, nüfus 30 binin üstüne çıkamadı.</p>
<p>Günümüzde su değer kazandı, &#8216;sudan ucuz&#8217; deyimi artık geçerli değil. Yakın geçmişimize değin olgun kişiler<em> &#8220;Su gibi aziz ol&#8221;</em> diye teşekkür ederlerdi bir bardak suya.</p>
<p>Yolcu<strong> Fuzuli</strong>, bir kap su veren güzele âşık olur; yoluna devam edemez, bir kap suyla döner, suyu verir, kalbini geri ister.</p>
<p>Şair<strong> Nedim</strong> ünlü kasidesinde, mealen, İstanbul’u, <em>&#8220;Bir benzeri olmayan, değer biçilemeyen bu İstanbul şehrinin bir taşına İran ülkesi baştan başa feda edilse yeridir / Yüce cennet (İstanbul&#8217;un) altında mıdır, üstünde midir; gerçekten bu nasıl hâl, bu ne hoş su, ne hoş havadır!” </em>diye övmüştür, Osmanlı başkentini.</p>
<p><strong>Mimar Sinan</strong>, Selatin camilerinden önce, İstanbul’un günlük suyunu getirerek, Osmanlı Devleti’nin Hassa Mimarı (İmar Bakanı) olmuştu. Cami yaptıramayan kimi sultanlar, adlarıyla anılan çeşmeler bıraktı.</p>
<p>Yüzyıl başında Boğaz&#8217;ı inceleyen bir Alman coğrafyacı, <em>&#8220;</em><strong><em>Bu kentte iklim ve mevsim yoktur, lodosla poyrazın kavgası vardır. Boğaz, insan yaşamına elverişli değildir</em></strong><em>&#8221; </em>sonucuna varıyordu.</p>
<p>Günümüzde, yönetilemez boyutlara ulaşan İstanbul’un su ihtiyacı İç Anadolu’dan büyük çabalarla sağlanıyor. Ülkemize ilk gelen bir Japon akademisyen, İstanbul Boğazı’nı büyük bir nehir olarak algılamıştı. Uygarlığın Nil, Fırat, Me Kong ve Yang Tze gibi büyük akarsular üstünde veya çevresinde gelişmesi, halk arenasının ülkeye Ege kıyılarından seslenmesi tesadüf değildir. Kara ve hava yolları sadece ülkeleri, oysa denizler yeryüzündeki bütün limanları, insanları bağlıyor birbirine.</p>
<p>Denizlere açılanların dünyaya egemen olmasının sırrı yine denizlerde saklıdır.</p>
<p><strong>“Su” deyip geçmeyin!</strong> <strong>Sözlüklere bakın</strong></p>
<p>Mevlana’dan bu yana suyun hayatımızdaki yerini ve değerini, belki biraz daha iyi biliyoruz ama yeterince değil. Elle tutulur gözle görülür canlıların yüzde yetmişi su. Günde en az iki litre su içmek için elimizde su şişeleriyle dolaşıyoruz, ne var ki, suyun özgün yapısını bilmiyoruz. Çoğu maddeler ısındığı zaman genişliyor da, ısınan su buharlaşarak kendini arıtıyor.</p>
<p>Uygarlığın çer çöpünü temizlerken kendisi kirlenmeyen kutsal ve soylu bir hazinemizdir su. Ortadoğu savaşlarının tarihi ve güncel nedeni, petrolün bolluğu kadar suyun kıtlığıdır.</p>
<p>Ülkemizi bölmeye çalışanların hedefi Anadolu’nun su kaynaklarıdır.</p>
<p>Yeryüzünün, yaşam kürenin büyük bölümü denizlerle kaplıdır. Ancak içtiğimiz ya da içebileceğimiz su, sandığımız kadar bol değil. Teknoloji, deniz suyunu içilir suya çevirmenin maliyetini düşürmeye çalışıyor, refah toplumun atıkları, akarsularda ve denizlerde yaşayan canlı türlerini tüketiyor. Sıra biz insanlara geliyor. Yaşamın sonunu &#8216;ben görmem&#8217; demeyin. Kutup buzları hızla eriyor. Fas’ta yapılan BM İklim Konferansı, Paris İklim Antlaşması’nı destekledi: <em>&#8220;Yaşayan kuşaklar, Yaşam Küre’nin çöküş sürecine tanık olacaktır!&#8221;</em></p>
<p>Öyleyse ne yapalım?</p>
<p>Saygı yetmez, suyun damlasını bile sakınmak sorumluluğunu taşıyoruz.</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong></p>
<p><strong><em>*Aramızdan ayrılan <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/yazarimiz-bozkurt-guvenci-kaybettik">Bozkurt Güvenç</a>&#8216;in anısına saygıyla. Bu yazı Kasım 2016&#8217;da HBT Dergi&#8217;de yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/bir-damla-suya-bile-hurmet">Bir damla suya bile hürmet</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14547</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Matematik kitabı ne zaman yazdı?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/osmanli-matematik-kitabi-ne-zaman-yazdi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Kuban]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Apr 2017 13:00:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğan Kuban]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[astronom]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[farsça]]></category>
		<category><![CDATA[firdevsi]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[müneccim]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[ömer hayyam]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[Takiyüddin]]></category>
		<category><![CDATA[Topçu Okulu Humbarahane]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6021</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmanlı meraklıları herhalde Osmanlı matematikçilerini de merak ederler! Onlara Osmanlıların matematik tarihinde hiçbir yerleri olmadığını başından haber verip bunun cezasını nasıl çektiğimizi anlatmak istiyorum. Doğan Kuban Matematik bilen astronomlara müneccim olarak bakıp, Orta Asya’dan müneccim olarak çağrılan Ali Kuşçu’yu, Şam’dan da aynı sıfatla çağrılan Takiyüddin’i Osmanlı matematikçisi göstermek gibi, şarlatanlıktan vazgeçersek, Osmanlı’nın yetiştirdiği bir matematikçi yok. Ama bu günün insanı matematiği cebinde taşıyor. Cepteki telefonlar, evdeki, iş yerlerindeki bilgisayarlar, alış veriş merkezlerinin kasaları, bankalar, ordunun topları, füzeleri, uçaklar, otomobiller, makinalar, inşa edilen yapılar, köprüler, tüneller tümü matematiğe dayalı bilimsel ve teknik kuram ve uygulamalara oturuyor. Osmanlı matematik tarihi yok İlkokulda öğrendiğiniz artı, eksi, çarpı, bölü işaretlerini içeren kitaplar Osmanlı döneminde ne zaman basılmış? İçinizde bilen var mı? Araplar Hintlilerden, Avrupalılar İspanya Müslümanlarından aldıkları için, Arap rakamları denilen rakamlarla basılmış kitap olarak ve 12. yüzyılda yaşamı ve cebir hesabının yaratıcısı olarak bilinen Harezmi’nin adını, basılmış kitapta gören Osmanlılar hangi yüzyılın insanlarıydı? Bunları bilemezsiniz. Çünkü Osmanlı matematik tarihi diye bir şey yok. Rönesans’a kâfir işi diye bakan Osmanlı, dünya egemenliğini Avrupa’ya, yani karşı olduğu Hıristiyanlara kaptırmış. Osmanlı medresesi ne Rönesans’tan ne de Harezmi’den söz eder. Bu suskunluk, ister bilgisizlikten ister dinsel ideolojiden kaynaklansın, bir bilim düşmanlığı işaretidir. Osmanlı tarihinin medreselilerle ilgili en önemli kitabı Taşköprülüzade’nin Şakayı’ı Numaniye’sidir. Ünlü Osmanlı bilim adamlarını (!), yani ünlü mollaları anlatır. Osmanlıcı vatandaşların bu kitaptan haberi olanlar doğal olarak çok azdır. Oradaki listeye bakarsanız matematikle ilgili bir iki ad bulabilirsiniz. Fakat ne ürettiklerine ilişkin bir şey bulamazsınız. Matematik mi? O da ne? 18. yüzyılda Osmanlılar arasında matematikten haberli bir molla olmadığı için, Osmanlı’nın sarıldığı son kurtarıcı olan ordunun batılı bilgilerle yetişmesi gerektiği zaman kurulan ilk Topçu Okulu Humbarahane oldu (1738). O zaman için bu tür bir mühendis okulunun programını anlayacak Osmanlı olmadığı için, başına Fransız kontu Bonneval (Humbaracı Ahmet paşa) getirildi. Daha önce Avusturya İmparatoru için de çalışmıştı. Bugün bu şanlı cahil çağı, ne olduğunu bilmeden seven romantik sevgilileri var. Osmanlıyı ağızlarından düşürmeyenlerin Osmanlıyı neden öğrenmediklerini düşünürüm. Şimdi anlıyorum. Onları kendi cehaletlerine yakın buluyorlar. Bilgisizlik ortak bir özellik. Şirketler teknoloji ithal ediyorlar. Profesörler kes- yapıştır yöntemi kullanıyor. Öğrenciler de İngilizce öğrenen müşteri ve tüketiciler oluyor. Şimdi yabancılar paşa ya da işgal askeri değil. Kredi ile para veren yabancı bankalar ve Türkiye’yi satın alan (pardon, Türkiye’ye yatırım yapan) birileri. Bu, uluslararası kapitalizmin evrensel mekanizması. Alan da veren de memnun. Üstelik evrensel bir ağ içinde bir para dönüşüm sistemi. Burada ulusal politika yok. Satıcılara uyum var. Sadece, adları farklı olsa da, simgesel olarak molla ve sultan gerekiyor. Bu çok iyi işleyen sistemde para paritelerini iyi bilmek gerek. Derleme dilde ne yazılır? Sevgili Okuyucular, Bu toplum ne zamandan bu yana nal topluyor? Şu soruların yanıtlarını araştırın. Dünya matematikçileri arasında Osmanlı var mı? Hiç olmamış. Ömer Hayyam gibi hem dünyanın bildiği bir şair hem matematikçi var mı? Hayyam’dan esinlenip rübai yazmış var. Ama matematiğinden esinlenen matematikçi olmamış. Farsça eski ve kendi içine oldukça saf kalmış bir dildi. Osmanlıca denen derleme dilde, yetenekli olanlar da, özgün bir şiir yazamadılar. Bugün bizim Türk dilli Müslüman halkın bir kimlik sorununun dilsizlikle ilişkisi var. Tarihi anımsamakta her zaman yarar vardır: Ertuğrul’un oğlu Osman adıyla Türklükten Araplığa terfi etmiş (!?) Arap halifesinin adı devlete verilmiş, yetişmemiş dile verilmiş. O zaman Ukraynalı bir esir kız da Osmanlı valide sultanı oluvermiş. Osmanlıca Türkçe olmaktan çıkınca Arapça, Farsça kullanmak bir tür asalet gösterisine dönüşmüş. Şimdi ‘bye bye’ diyen köylüler gibi. Çok ucuz bir dönüşüm. Osmanlıca sayısı az okumuşun kimliği olunca, kimse dünya edebiyatına girecek bir yapıt yaratamamış. Kendi içimizde caka satmışız. Yetenekli olanlar da harcanmış. Bu Esperanto, Osmanlı ve Türk cehaletinin temelidir. Bu halk dilini dışlamıştır. Halk da onu dışlamıştır. Mevlana kitabını Farsça yazdı İbni Sina’nın göç ettiği Samani Buhara’sı gelişmiş bir kentti. İbni Sina, Gazneli Mahmut’un devamlı izlemesinden kaçarak İsfahan’a sığınmıştı. Fakat Selçuk İsfahanı belki onu kabul etmezdi. Günümüz Türk tarihçileri Mevlana’yı Anadolu kültürünün parçası olarak görürler. Mevlevilik ve tasavvuf bağlamında bu doğrudur. Fakat Dünya, Mesnevi şairini İranlı görür. Türkçeyi hor gören divan şairleri Türk şiirini dünya sahnesine çıkaramadılar. İslam ile Arapçayı, Fars edebi kültürü ve Farsçayı, İran’ın İslam yorumunu, tasavvufu ithal ettik. Bugün ithal mallarını ve modayı nasıl kullanıyorsak, o zaman da, iyi taklitçiler vardı. Mevlana, babası Bahattin Velet ile Türkiye’ye geldi. Ama kitabını Farsça yazdı. Tarikat de kurdu. Ama biz Mevlana yetiştiremedik. Dünya Mevlana’yı Türk değil, İran şairi olarak biliyor. İbni Sina’ın yaşadığı Samani Buhara’sı, Selçuklu Isfahan’ından ileri olabilir. Öyle bir ortam Mengücek Erzincan’ında yoktu. Mevlana’yı günlük yaşam dışında Türkçe öğrenmeye teşvik edecek bir kültürel ortam Konya’da da olmadı. Osmanlı çağı Türk dilinin edebiyatını yaratmadı. Evrensel olamayan bir şiir üslubu yarattı. Ama Firdevsi, Hayyam, Hafız ne de Sadi Osmanlı’dan çıkamadı. Özgün katkı: Askeri eğitim Osmanlı&#8217;nın İslam tarihine özgün katkısı İslam’ı Batıya karşı yüzyıllarca savunması ve geliştirmeye çalıştığı askeri eğitimdir. Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşanın öldürülmesinden sonra 1. Mahmut zamanında açılan Humbarahane (Topçu) okulunun kurucusu Fransız kontu Bonneval (Humbaracı Ahmet Paşa) oldu. Mühendishane-i Bahri-i Hümayunu da Fransızlar kurdular. Bu Avrupa vesayeti, Düyun-u Umumiye’ye kadar sürdü. Medrese 19. yüzyıl sonuna kadar üniversitenin açılıp yürümesine olanak vermedi. Bektaşi yeniçeriler her zaman Sünni medrese ile birlikte kargaşa çıkardılar. Bu da Tanzimat’a kadar sürdü. Geç kalmıştık. Karagöz oyunu Mustafa Kemal ve etrafında Kurtuluş Savaşı’nda can ve emek koyanlar, sosyal devrimler aşamasında Türkiye’de küçük, inançlı bir azınlıktı. 1950’den sonra Anglo-Amerikan politikasının İslam dünyası planı uygulanmaya başlayınca, Türkiye İslam dünyasına entegre edilmeye çalışıldı. 15 yılda başardığımız olağanüstü çağdaşlaşma enerjisi, özellikle 1980’den sonra törpülendi. Bugünkü mücadele kültürel içeriği boş, niteliksiz bir politik çekişmedir. İslam’ın 12. yüzyılda Rönesans bileşeni olacak nitelikteki entelektüel atılımı ile karşılaştırınca, yaşamları çağdaş teknoloji tüketimi ile geçenlerin, kendi hayallerini dünya sahnesinde sergiledikleri karagöz oyunundan öte bir nitelik taşımıyor. Doğan Kuban</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/osmanli-matematik-kitabi-ne-zaman-yazdi">Osmanlı Matematik kitabı ne zaman yazdı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı meraklıları herhalde Osmanlı matematikçilerini de merak ederler! Onlara Osmanlıların matematik tarihinde hiçbir yerleri olmadığını başından haber verip bunun cezasını nasıl çektiğimizi anlatmak istiyorum. <em>Doğan Kuban</em></p>
<p>Matematik bilen astronomlara müneccim olarak bakıp, Orta Asya’dan müneccim olarak çağrılan <strong>Ali Kuşçu</strong>’yu, Şam’dan da aynı sıfatla çağrılan <strong>Takiyüddin</strong>’i Osmanlı matematikçisi göstermek gibi, şarlatanlıktan vazgeçersek, Osmanlı’nın yetiştirdiği bir matematikçi yok.</p>
<p>Ama bu günün insanı matematiği cebinde taşıyor. Cepteki telefonlar, evdeki, iş yerlerindeki bilgisayarlar, alış veriş merkezlerinin kasaları, bankalar, ordunun topları, füzeleri, uçaklar, otomobiller, makinalar, inşa edilen yapılar, köprüler, tüneller tümü matematiğe dayalı bilimsel ve teknik kuram ve uygulamalara oturuyor.</p>
<p><strong>Osmanlı matematik tarihi yok</strong></p>
<p>İlkokulda öğrendiğiniz artı, eksi, çarpı, bölü işaretlerini içeren kitaplar Osmanlı döneminde ne zaman basılmış? İçinizde bilen var mı? Araplar Hintlilerden, Avrupalılar İspanya Müslümanlarından aldıkları için, Arap rakamları denilen rakamlarla basılmış kitap olarak ve 12. yüzyılda yaşamı ve cebir hesabının yaratıcısı olarak bilinen <strong>Harezmi’</strong>nin adını, basılmış kitapta gören Osmanlılar hangi yüzyılın insanlarıydı?</p>
<p>Bunları bilemezsiniz. Çünkü Osmanlı matematik tarihi diye bir şey yok.</p>
<p><strong>Rönesans’a kâfir işi </strong>diye bakan Osmanlı, dünya egemenliğini Avrupa’ya, yani karşı olduğu Hıristiyanlara kaptırmış.</p>
<p>Osmanlı medresesi ne Rönesans’tan ne de Harezmi’den söz eder. Bu suskunluk, ister bilgisizlikten ister dinsel ideolojiden kaynaklansın, bir bilim düşmanlığı işaretidir.</p>
<p>Osmanlı tarihinin medreselilerle ilgili en önemli kitabı <strong>Taşköprülüzade</strong>’nin <em>Şakayı’ı Numaniye</em>’sidir. Ünlü Osmanlı bilim adamlarını (!), yani ünlü mollaları anlatır. Osmanlıcı vatandaşların bu kitaptan haberi olanlar doğal olarak çok azdır. Oradaki listeye bakarsanız matematikle ilgili bir iki ad bulabilirsiniz. Fakat ne ürettiklerine ilişkin bir şey bulamazsınız.</p>
<p><strong>Matematik mi? O da ne? </strong></p>
<p>18. yüzyılda Osmanlılar arasında matematikten haberli bir molla olmadığı için, Osmanlı’nın sarıldığı son kurtarıcı olan ordunun batılı bilgilerle yetişmesi gerektiği zaman kurulan ilk<strong> Topçu Okulu</strong> <strong>Humbarahane</strong> oldu (1738). O zaman için bu tür bir mühendis okulunun programını anlayacak Osmanlı olmadığı için, başına Fransız kontu <strong>Bonneval</strong> (Humbaracı Ahmet paşa) getirildi. Daha önce Avusturya İmparatoru için de çalışmıştı. Bugün bu şanlı cahil çağı, ne olduğunu bilmeden seven romantik sevgilileri var.</p>
<p>Osmanlıyı ağızlarından düşürmeyenlerin <strong>Osmanlıyı neden öğrenmediklerini</strong> düşünürüm. Şimdi anlıyorum. Onları kendi cehaletlerine yakın buluyorlar. Bilgisizlik ortak bir özellik. Şirketler teknoloji ithal ediyorlar. Profesörler kes- yapıştır yöntemi kullanıyor. Öğrenciler de İngilizce öğrenen müşteri ve tüketiciler oluyor.</p>
<p>Şimdi yabancılar paşa ya da işgal askeri değil. Kredi ile para veren yabancı bankalar ve Türkiye’yi satın alan (pardon, Türkiye’ye yatırım yapan) birileri. Bu, uluslararası kapitalizmin evrensel mekanizması. Alan da veren de memnun. Üstelik evrensel bir ağ içinde bir para dönüşüm sistemi. Burada ulusal politika yok. Satıcılara uyum var. Sadece, adları farklı olsa da, simgesel olarak molla ve sultan gerekiyor. Bu çok iyi işleyen sistemde para paritelerini iyi bilmek gerek.</p>
<p><strong>Derleme dilde ne yazılır?</strong></p>
<p>Sevgili Okuyucular,</p>
<p>Bu toplum ne zamandan bu yana nal topluyor? Şu soruların yanıtlarını araştırın. Dünya matematikçileri arasında Osmanlı var mı? Hiç olmamış. <strong>Ömer Hayyam</strong> gibi hem dünyanın bildiği bir şair hem matematikçi var mı? Hayyam’dan esinlenip rübai yazmış var. Ama matematiğinden esinlenen matematikçi olmamış. Farsça eski ve kendi içine oldukça saf kalmış bir dildi. Osmanlıca denen derleme dilde, yetenekli olanlar da, özgün bir şiir yazamadılar.</p>
<p>Bugün bizim Türk dilli Müslüman halkın bir kimlik sorununun dilsizlikle ilişkisi var.</p>
<p>Tarihi anımsamakta her zaman yarar vardır: Ertuğrul’un oğlu Osman adıyla Türklükten Araplığa terfi etmiş (!?) Arap halifesinin adı devlete verilmiş, yetişmemiş dile verilmiş. O zaman Ukraynalı bir esir kız da Osmanlı valide sultanı oluvermiş. Osmanlıca Türkçe olmaktan çıkınca Arapça, Farsça kullanmak bir tür asalet gösterisine dönüşmüş. Şimdi ‘bye bye’ diyen köylüler gibi. Çok ucuz bir dönüşüm. Osmanlıca sayısı az okumuşun kimliği olunca, kimse dünya edebiyatına girecek bir yapıt yaratamamış. Kendi içimizde caka satmışız. Yetenekli olanlar da harcanmış. Bu Esperanto, Osmanlı ve Türk cehaletinin temelidir. Bu halk dilini dışlamıştır. Halk da onu dışlamıştır.</p>
<p><strong>Mevlana kitabını Farsça yazdı</strong></p>
<p><strong>İbni Sina</strong>’nın göç ettiği Samani Buhara’sı gelişmiş bir kentti. İbni Sina, Gazneli Mahmut’un devamlı izlemesinden kaçarak İsfahan’a sığınmıştı. Fakat Selçuk İsfahanı belki onu kabul etmezdi.</p>
<p>Günümüz Türk tarihçileri <strong>Mevlana’</strong>yı Anadolu kültürünün parçası olarak görürler. Mevlevilik ve tasavvuf bağlamında bu doğrudur. Fakat Dünya, Mesnevi şairini İranlı görür. Türkçeyi hor gören divan şairleri Türk şiirini dünya sahnesine çıkaramadılar.</p>
<p>İslam ile Arapçayı, Fars edebi kültürü ve Farsçayı, İran’ın İslam yorumunu, tasavvufu <strong>ithal</strong> <strong>ettik</strong>. Bugün ithal mallarını ve modayı nasıl kullanıyorsak, o zaman da, iyi taklitçiler vardı. Mevlana, babası Bahattin Velet ile Türkiye’ye geldi. Ama kitabını Farsça yazdı. Tarikat de kurdu. Ama biz Mevlana yetiştiremedik. Dünya Mevlana’yı Türk değil, İran şairi olarak biliyor.</p>
<p>İbni Sina’ın yaşadığı Samani Buhara’sı, Selçuklu Isfahan’ından ileri olabilir. Öyle bir ortam Mengücek Erzincan’ında yoktu. Mevlana’yı günlük yaşam dışında Türkçe öğrenmeye teşvik edecek bir kültürel ortam Konya’da da olmadı. Osmanlı çağı Türk dilinin edebiyatını yaratmadı. Evrensel olamayan bir şiir üslubu yarattı. Ama <strong>Firdevsi, Hayyam, Hafız </strong>ne de <strong>Sadi</strong> Osmanlı’dan çıkamadı.</p>
<p><strong>Özgün katkı: Askeri eğitim</strong></p>
<p>Osmanlı&#8217;nın İslam tarihine özgün katkısı İslam’ı Batıya karşı yüzyıllarca savunması ve geliştirmeye çalıştığı askeri eğitimdir. Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşanın öldürülmesinden sonra 1. Mahmut zamanında açılan Humbarahane (Topçu) okulunun kurucusu Fransız kontu Bonneval (Humbaracı Ahmet Paşa) oldu. <strong>Mühendishane-i Bahri-i Hümayunu</strong> da Fransızlar kurdular. Bu Avrupa vesayeti, Düyun-u Umumiye’ye kadar sürdü. Medrese 19. yüzyıl sonuna kadar üniversitenin açılıp yürümesine olanak vermedi. Bektaşi yeniçeriler her zaman Sünni medrese ile birlikte kargaşa çıkardılar. Bu da Tanzimat’a kadar sürdü. Geç kalmıştık.</p>
<p><strong>Karagöz oyunu</strong></p>
<p>Mustafa Kemal ve etrafında Kurtuluş Savaşı’nda can ve emek koyanlar, sosyal devrimler aşamasında Türkiye’de küçük, inançlı bir azınlıktı.</p>
<p>1950’den sonra Anglo-Amerikan politikasının İslam dünyası planı uygulanmaya başlayınca, Türkiye İslam dünyasına entegre edilmeye çalışıldı. 15 yılda başardığımız olağanüstü çağdaşlaşma enerjisi, özellikle 1980’den sonra törpülendi.</p>
<p>Bugünkü mücadele kültürel içeriği boş, niteliksiz bir politik çekişmedir. İslam’ın 12. yüzyılda Rönesans bileşeni olacak nitelikteki entelektüel atılımı ile karşılaştırınca, yaşamları çağdaş teknoloji tüketimi ile geçenlerin, kendi hayallerini dünya sahnesinde sergiledikleri karagöz oyunundan öte bir nitelik taşımıyor.</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/osmanli-matematik-kitabi-ne-zaman-yazdi">Osmanlı Matematik kitabı ne zaman yazdı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6021</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
