<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>nobel&#039;in öyküsü arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/nobelin-oykusu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/nobelin-oykusu</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 20 Apr 2018 14:08:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Aziz Sancar, inovasyon ve imalat sanayi: Ne yapmalı?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bayram-ali-esiyok/aziz-sancar-inovasyon-imalat-sanayi-ne-yapmali</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bayram Ali Eşiyok]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Nov 2017 07:59:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bayram Ali Eşiyok]]></category>
		<category><![CDATA[ar-ge]]></category>
		<category><![CDATA[aziz sancar]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[endüstri 4.0]]></category>
		<category><![CDATA[imalat]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kalkınma stratejisi]]></category>
		<category><![CDATA[nobel'in öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[orhan bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[patent]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi 4.0]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[yenilik]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8248</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü kitabı: Hiçbir şey altın tepsi içinde sunulmaz Sancar’a… Bursalı her kütüphanede bulunması gereken önemli bir yapıtla çıkmış okurun karşısına. Kitap boyunca bilime ve öğrenmeye tutkulu parlak bir beynin derslerle, mücadeleyle, yer yer hüzünle dolu bilimsel araştırma serüvenine tanık oluyorsunuz&#8230; Peki, ne ders çıkarmalı? Aykırı görüş ileri sürmenin eleştirildiği, yer yer yasaklandığı bir toplumda yaşıyoruz. İki insan arasında yapılan bir tartışmada dahi farklı, aykırı bir görüş ileri sürüldüğünde “icat çıkarma!” uyarısı sıkılıkla ifade edilir. Daha da genelleştirirsek soru sormanın, eleştirmenin, anlamanın bastırıldığı, oto-sansürün ve korkunun tüm toplumun hücrelerine işlediği bir iklimde neden bir Kant’ın, bir Newton’un ya da bir Marx’ın çıkmadığına şaşırmamak gerekiyor. Bu nedenle, teknolojik gelişmeyi ve yeniliği salt bir mühendislik/teknik olgu olarak değil, sosyo-ekonomik ilişkiler tarafından belirlenen bir süreç olarak çözümlemek daha da anlam kazanıyor. Aziz Sancar mı? Sancar’ın Nobel ile taçlanacak olan bilim yolculuğu engellerle doludur… Hiçbir şey altın tepsi içinde sunulmaz Sancar’a… Sancar’ın bilimsel serüvenini Orhan Bursalı henüz Kırmızı Kedi yayınlarında çıkan Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü isimli eserinde ustaca anlatıyor, çözümlüyor&#8230; Bursalı her kütüphanede bulunması gereken önemli bir yapıtla çıkmış okurun karşısına. Kitap boyunca bilime ve öğrenmeye tutkulu parlak bir beynin derslerle, mücadeleyle, yer yer hüzünle dolu bilimsel araştırma serüvenine tanık oluyorsunuz. Peki, Aziz Sancar Türkiye’de kalsaydı bu başarımı yakalayabilir miydi? Ergun Türkcan’a göre bu sorunun yanıtı hayırdır. Yaklaşık yarım yüzyıldır B&#38;T politikaları ile uğraşan, henüz yayınlanmamış Bilim ve Teknoloji Politikaları isimli eserinin ikinci cildinin Epilog bölümünde Türkcan şunları yazıyor: &#8220;Bu yapısal eksiklik veya bozulmaların üstünü Prof. Dr. Aziz Sancar’ın Nobel Ödülüyle örtemeyiz. O bir heyecan, bir teşvik ve gelecek kuşaklara bir örnektir. Ama unutulmasın ki, onun araştırmalarına bizim sistemden bir kuruş yardım gitmedi; acaba ülkesinde kalsaydı, araştırması için değil 25-30 milyon dolar, 20-30 bin TL bulabilir miydi? Bulsa, verilen proje parasının son kuruşuna kadar karışan ve hemen sonuç bekleyen ‘araştırma müfettişi’ görevliler nedeniyle kaç ay klinik deney yapabilir, kaç yardımcı çalıştırabilirdi?&#8221; İmalat sanayi inovasyon yapıyor mu? Sanayi 4.0’ün anahtar kavramlarından biri inovasyon. Teknolojik yenilik kapasitesini artıran ülkeler ve firmalar hızlı üretim ve gelir artışı sağlamanın yanında küresel ağlara eklemlenme kapasitelerini artırıp önemli avantajlar elde ediyor… Yenilikler; süreç-yenilikler (process-innovations) ve ürün-yenilikler (product-innovations) olarak iki kategori altında toplanıyor. Süreç-yenilikler; girdi fiyatları sabitken, teknolojideki üretim birimi başına ortalama maliyetleri düşüren iyileşmeler olarak tanımlanıyor. Teknolojideki yeni ürünlerin (malların) üretilmesine olanak veren iyileşmeler ise ürün-yenilikler kapsamında inceleniyor. Ancak birçok durumda, maliyet düşürücü bir süreç yeniliği, aynı zamanda ürün bileşiminde değişiklik yaparak veya yeni ürünlerin üretilmesini olanaklı hale getirebiliyor. Şimdi temel soruyu sormanın zamanı: Türkiye imalat sanayi inovasyon yapıyor mu? Sorunun yanıtı için biraz ampirizme başvurmak zorunlu… 2012-2014 dönemini kapsayan yenilik çalışmasına ilişkin bulgular aşağıda tabloda özetleniyor. Tablo şunu söylüyor: İmalat sanayinde işletmelerin sadece %25.7’si ürün yeniliği yapıyor… Süreç yeniliği, yani maliyetleri düşürmeye yönelik teknolojik yenilik oranı ise %31.6… Kısaca imalat sanayi yenilikçi değil. Yenilikçi olmayan imalat sanayinin ithalata bağımlılığı artıyor, ihracatta tökezliyor… İmalat sanayinde yenilikçi ve yenilikçi olmayan sektörler TÜİK tarafından sektörel düzeyde yayınlanan en son yenilik istatistikleri 2002-2004 dönemini kapsamasına karşın, ilginç bulgular söz konusu. Örneğin, imalat sanayinde en yenilikçi sektörlerin başında ileri teknoloji içerikli sektör kategorisinde yer alan radyo, televizyon, haberleşme teçhizatı ve cihazları imalat sektörü geliyor. Söz konusu sektörde teknolojik yenilik oranı %80.6 gibi yüksek bir oranda gerçekleşmiş. İmalat sanayinde teknolojik yenilik yapma oranı görece yüksek diğer sektörler ise şunlar: Kok kömürü, rafine edilmiş petrol ürünleri ve nükleer yakıt imalatı (%69.4); motorlu kara taşıtları ve römork sektörü (%59.8); kağıt hamuru, kağıt ve kağıt ürünleri imalatı (%53). İmalat sanayinde teknolojik yenilik oranı en düşük sektörlerin başında ise tütün ürünleri imalatı (%12.1), derinin tabaklanması ve işlenmesi (%17.7), giyim eşyası imalatı (%21.9) ve gıda ürünleri ve içecek imalatı (%29.5) gibi teknoloji içeriği düşük emek ve kaynak yoğun sektörler geliyor. Dünyadaki yerimiz: Makedonya, Belarus, Vietnam ve Katar’ın altında Önceki satırlarda dünyayı hesaba katılmadan Türkiye üzerinde duruldu. Ancak Türkiye’nin dünyadaki göreli konumunu da incelemek gerekir. Uluslararası inovasyon ölçümü yapan Küresel İnovasyon Endeksi (Global Innovation Index) isimli çalışmanın 2015 bulguları incelendiğinde, en yenilikçi ülkeler sıralamasında İsviçre, İngiltere, İsveç, Hollanda ve ABD ilk beş sırada konumlanmış. Türkiye 141 ülke arasında 58. sırada yer almış. Türkiye’nin üzerinde Makedonya, Belarus, Vietnam, Katar gibi küçük ekonomiler bulunuyor. Dünyanın 18. ya da 19.ekonomisi olan Türkiye’nin inovasyon söz konusu olduğunda 58. sırada yer alması, Türkiye ekonomisinin yapısal/bağımlılık sorunlarına işaret ediyor. Türkiye teknoloji üreterek ve yenilik yaparak uluslararası ticarete eklemlenmiyor… Küresel üretim ağlarına temel olarak yenilikçi olmayan ve teknoloji düzeyi düşük emek ve kaynak yoğun sektörler temelinde katılıyor. Düşük profilli sektörlere dayanan ihracat tökezliyor. Türkiye tedarikçi ülke olma konumunu değiştiremiyor. Ne yapmalı? Aslında “ne yapmalı?” yerine, “nasıl yapmalı?” daha tercih edilebilir bir başlık olmalıydı. Ne yazık, henüz “ne yapmalı?” aşamasındayız. Türkiye’nin Sanayi 4.0 olarak tanımlanan ve giderek iktisadi ve sosyal alanlarda önemli alt-üst oluşlara neden olan/olacak gelişmelerin farkında olup olmadığından emin değiliz. Farkında ise buna uygun, bu dönüşümü önceleyecek hangi politika setlerinin hazırlandığını bilmiyoruz. Bildiklerimiz ise Sanayi 4.0’ün bileşenlerinden (Ar-Ge, eğitim, inovasyon, patent, yüksek teknoloji üretimi vs.) Türkiye’nin hiç de iç açı bir konumda olmadığı… Peki, ne yapmalı? 1980’lerden günümüze kadar uygulana gelen neo-liberal politikalar Türkiye’yi düşük ve orta-teknoloji tuzağına mahkûm etti. Yapısal dönüşüm sağlanamadı. Üretkenlik artışları sınırlı kaldı. Ekonominin dışa/ithalata olan bağımlılığı daha da derinleşti. Ekonomi inşaatlaşırken, imalat gibi, tarım gibi üretken sektörler geriledi. Ekonominin geldiği bu noktada, üretim yapısını yüksek teknoloji içerikli sektörler temelinde yeniden yapılandıracak ve tempolu büyümeyi sağlayacak yeni bir kalkınma stratejisi ve bu stratejinin en temel bileşeni olarak seçici sanayi politikalarının hazırlanıp uygulanması zorunlu. Seçici sanayi ve teknoloji politikalarının yüksek sabit yatırım oranları ile teknolojik gelişmeye, teknolojik yeniliklere, üretim ve verim artışlarına ve hızlı büyümeye neden olacağı gerçeğini yeniden hatırlayarak&#8230; Ve sanayileşmede başarılı olmuş ülkelerin kaynak tahsis sürecinde piyasa yanında planlamayı kullandıkları gerçeğini hiç unutmayarak! Bayram Ali Eşiyok</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bayram-ali-esiyok/aziz-sancar-inovasyon-imalat-sanayi-ne-yapmali">Aziz Sancar, inovasyon ve imalat sanayi: Ne yapmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü kitabı:</strong> Hiçbir şey altın tepsi içinde sunulmaz Sancar’a… <strong>Bursalı</strong> her kütüphanede bulunması gereken önemli bir yapıtla çıkmış okurun karşısına. Kitap boyunca bilime ve öğrenmeye tutkulu parlak bir beynin derslerle, mücadeleyle, yer yer hüzünle dolu bilimsel araştırma serüvenine tanık oluyorsunuz&#8230; Peki, ne ders çıkarmalı?</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-5200 alignright" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/nbl-206x300.jpg" alt="" width="206" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/nbl-206x300.jpg 206w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/nbl.jpg 338w" sizes="(max-width: 206px) 100vw, 206px" /></p>
<p>Aykırı görüş ileri sürmenin eleştirildiği, yer yer yasaklandığı bir toplumda yaşıyoruz. İki insan arasında yapılan bir tartışmada dahi farklı, aykırı bir görüş ileri sürüldüğünde “icat çıkarma!” uyarısı sıkılıkla ifade edilir. Daha da genelleştirirsek soru sormanın, eleştirmenin, anlamanın bastırıldığı, oto-sansürün ve korkunun tüm toplumun hücrelerine işlediği bir iklimde neden bir Kant’ın, bir Newton’un ya da bir Marx’ın çıkmadığına şaşırmamak gerekiyor. Bu nedenle, teknolojik gelişmeyi ve yeniliği salt bir mühendislik/teknik olgu olarak değil, sosyo-ekonomik ilişkiler tarafından belirlenen bir süreç olarak çözümlemek daha da anlam kazanıyor.</p>
<p>Aziz Sancar mı? Sancar’ın Nobel ile taçlanacak olan bilim yolculuğu engellerle doludur… Hiçbir şey altın tepsi içinde sunulmaz Sancar’a… Sancar’ın bilimsel serüvenini <strong>Orhan Bursalı</strong> henüz Kırmızı Kedi yayınlarında çıkan <strong>Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü</strong> isimli eserinde ustaca anlatıyor, çözümlüyor&#8230;</p>
<p><strong>Bursalı</strong> her kütüphanede bulunması gereken önemli bir yapıtla çıkmış okurun karşısına. Kitap boyunca bilime ve öğrenmeye tutkulu parlak bir beynin derslerle, mücadeleyle, yer yer hüzünle dolu bilimsel araştırma serüvenine tanık oluyorsunuz.</p>
<p>Peki, Aziz Sancar Türkiye’de kalsaydı bu başarımı yakalayabilir miydi? <strong>Ergun Türkcan’a</strong> göre bu sorunun yanıtı hayırdır. Yaklaşık yarım yüzyıldır B&amp;T politikaları ile uğraşan, henüz yayınlanmamış <strong>Bilim ve Teknoloji Politikaları</strong> isimli eserinin ikinci cildinin Epilog bölümünde Türkcan şunları yazıyor:</p>
<p><em>&#8220;Bu yapısal eksiklik veya bozulmaların üstünü Prof. Dr. Aziz Sancar’ın Nobel Ödülüyle örtemeyiz. O bir heyecan, bir teşvik ve gelecek kuşaklara bir örnektir. Ama unutulmasın ki, onun araştırmalarına bizim sistemden bir kuruş yardım gitmedi; acaba ülkesinde kalsaydı, araştırması için değil 25-30 milyon dolar, 20-30 bin TL bulabilir miydi? Bulsa, verilen proje parasının son kuruşuna kadar karışan ve hemen sonuç bekleyen ‘araştırma müfettişi’ görevliler nedeniyle kaç ay klinik deney yapabilir, kaç yardımcı çalıştırabilirdi?&#8221;</em></p>
<p><strong>İmalat sanayi inovasyon yapıyor mu?</strong></p>
<p>Sanayi 4.0’ün anahtar kavramlarından biri inovasyon. Teknolojik yenilik kapasitesini artıran ülkeler ve firmalar hızlı üretim ve gelir artışı sağlamanın yanında küresel ağlara eklemlenme kapasitelerini artırıp önemli avantajlar elde ediyor…</p>
<p>Yenilikler; <strong>süreç-yenilikler</strong> (process-innovations) ve <strong>ürün-yenilikler</strong> (product-innovations) olarak iki kategori altında toplanıyor. Süreç-yenilikler; girdi fiyatları sabitken, teknolojideki üretim birimi başına ortalama maliyetleri düşüren iyileşmeler olarak tanımlanıyor. Teknolojideki yeni ürünlerin (malların) üretilmesine olanak veren iyileşmeler ise ürün-yenilikler kapsamında inceleniyor. Ancak birçok durumda, maliyet düşürücü bir süreç yeniliği, aynı zamanda ürün bileşiminde değişiklik yaparak veya yeni ürünlerin üretilmesini olanaklı hale getirebiliyor.</p>
<p>Şimdi temel soruyu sormanın zamanı: Türkiye imalat sanayi inovasyon yapıyor mu? Sorunun yanıtı için biraz ampirizme başvurmak zorunlu… 2012-2014 dönemini kapsayan yenilik çalışmasına ilişkin bulgular aşağıda tabloda özetleniyor. Tablo şunu söylüyor: İmalat sanayinde işletmelerin sadece %25.7’si ürün yeniliği yapıyor… Süreç yeniliği, yani maliyetleri düşürmeye yönelik teknolojik yenilik oranı ise %31.6… Kısaca imalat sanayi yenilikçi değil. Yenilikçi olmayan imalat sanayinin ithalata bağımlılığı artıyor, ihracatta tökezliyor…</p>
<p><strong>İmalat sanayinde yenilikçi ve yenilikçi olmayan sektörler</strong><strong><br />
</strong></p>
<p>TÜİK tarafından sektörel düzeyde yayınlanan en son yenilik istatistikleri 2002-2004 dönemini kapsamasına karşın, ilginç bulgular söz konusu. Örneğin, imalat sanayinde en yenilikçi sektörlerin başında ileri teknoloji içerikli sektör kategorisinde yer alan radyo, televizyon, haberleşme teçhizatı ve cihazları imalat sektörü geliyor. Söz konusu sektörde teknolojik yenilik oranı %80.6 gibi yüksek bir oranda gerçekleşmiş. İmalat sanayinde teknolojik yenilik yapma oranı görece yüksek diğer sektörler ise şunlar: Kok kömürü, rafine edilmiş petrol ürünleri ve nükleer yakıt imalatı (%69.4); motorlu kara taşıtları ve römork sektörü (%59.8); kağıt hamuru, kağıt ve kağıt ürünleri imalatı (%53).</p>
<p>İmalat sanayinde teknolojik yenilik oranı en düşük sektörlerin başında ise tütün ürünleri imalatı (%12.1), derinin tabaklanması ve işlenmesi (%17.7), giyim eşyası imalatı (%21.9) ve gıda ürünleri ve içecek imalatı</p>
<p>(%29.5) gibi teknoloji içeriği düşük emek ve kaynak yoğun sektörler geliyor.</p>
<p><strong>Dünyadaki yerimiz: Makedonya, Belarus, Vietnam ve Katar’ın altında</strong></p>
<p>Önceki satırlarda dünyayı hesaba katılmadan Türkiye üzerinde duruldu. Ancak Türkiye’nin dünyadaki göreli konumunu da incelemek gerekir. Uluslararası inovasyon ölçümü yapan <strong>Küresel İnovasyon Endeksi</strong> (Global Innovation Index) isimli çalışmanın 2015 bulguları incelendiğinde, en yenilikçi ülkeler sıralamasında İsviçre, İngiltere, İsveç, Hollanda ve ABD ilk beş sırada konumlanmış. Türkiye 141 ülke arasında 58. sırada yer almış. Türkiye’nin üzerinde Makedonya, Belarus, Vietnam, Katar gibi küçük ekonomiler bulunuyor.</p>
<p>Dünyanın 18. ya da 19.ekonomisi olan Türkiye’nin inovasyon söz konusu olduğunda 58. sırada yer alması, Türkiye ekonomisinin yapısal/bağımlılık sorunlarına işaret ediyor. Türkiye teknoloji üreterek ve yenilik yaparak uluslararası ticarete eklemlenmiyor… Küresel üretim ağlarına temel olarak yenilikçi olmayan ve teknoloji düzeyi düşük emek ve kaynak yoğun sektörler temelinde katılıyor. Düşük profilli sektörlere dayanan ihracat tökezliyor. Türkiye tedarikçi ülke olma konumunu değiştiremiyor.</p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<p>Aslında “ne yapmalı?” yerine, “nasıl yapmalı?” daha tercih edilebilir bir başlık olmalıydı. Ne yazık, henüz “ne yapmalı?” aşamasındayız. Türkiye’nin Sanayi 4.0 olarak tanımlanan ve giderek iktisadi ve sosyal alanlarda önemli alt-üst oluşlara neden olan/olacak gelişmelerin farkında olup olmadığından emin değiliz. Farkında ise buna uygun, bu dönüşümü önceleyecek hangi politika setlerinin hazırlandığını bilmiyoruz. Bildiklerimiz ise Sanayi 4.0’ün bileşenlerinden (Ar-Ge, eğitim, inovasyon, patent, yüksek teknoloji üretimi vs.) Türkiye’nin hiç de iç açı bir konumda olmadığı… Peki, ne yapmalı?</p>
<p>1980’lerden günümüze kadar uygulana gelen neo-liberal politikalar Türkiye’yi düşük ve orta-teknoloji tuzağına mahkûm etti. Yapısal dönüşüm sağlanamadı. Üretkenlik artışları sınırlı kaldı. Ekonominin dışa/ithalata olan bağımlılığı daha da derinleşti. Ekonomi inşaatlaşırken, imalat gibi, tarım gibi üretken sektörler geriledi. Ekonominin geldiği bu noktada, üretim yapısını yüksek teknoloji içerikli sektörler temelinde yeniden yapılandıracak ve tempolu büyümeyi sağlayacak <strong>yeni bir kalkınma stratejisi</strong> ve bu stratejinin en temel bileşeni olarak <strong>seçici sanayi politikalarının</strong> hazırlanıp uygulanması zorunlu.</p>
<p>Seçici sanayi ve teknoloji politikalarının yüksek sabit yatırım oranları ile teknolojik gelişmeye, teknolojik yeniliklere, üretim ve verim artışlarına ve hızlı büyümeye neden olacağı gerçeğini yeniden hatırlayarak&#8230; Ve sanayileşmede başarılı olmuş ülkelerin kaynak tahsis sürecinde piyasa yanında planlamayı kullandıkları gerçeğini hiç unutmayarak!<br />
<strong><br />
Bayram Ali Eşiyok</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bayram-ali-esiyok/aziz-sancar-inovasyon-imalat-sanayi-ne-yapmali">Aziz Sancar, inovasyon ve imalat sanayi: Ne yapmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8248</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aziz Sancar 2. Nobel Ödülü’nü kıl payı kaçırdı!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/aziz-sancar-2-nobel-odulunu-kil-payi-kacirdi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2017 12:59:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[aziz sancar]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik saat geni]]></category>
		<category><![CDATA[Jeffrey C. Hall]]></category>
		<category><![CDATA[Joe Takahashi]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Rosbash]]></category>
		<category><![CDATA[Michael W. Young]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<category><![CDATA[nobel'in öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[sirke sineği]]></category>
		<category><![CDATA[tıp ödülü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7933</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sancar’ın bilime en önemli ikinci büyük katkısı olan biyolojik saat üzerine buluşlar yapan üç Amerikalı bilim insanı, Nobel Ödülü’nü paylaştı. Eğer bir dalda Nobel ödülü beş kişiye paylaştırılabilir olsaydı, Aziz Sancar ikinci Nobel&#8217;ini dün almış olacaktı. Sancar’ın, Nobel verilen biyolojik saat üzerine buluşları da çok büyük önem taşıyor. Dün, Nobel Tıp Ödülü, sirkadiyen ritm diye bilinen biyolojik saatin moleküler mekanizmalarını keşfeden üç Amerikalı temel bilimci arasında paylaştırıldı&#8230; Jeffrey C. Hall, Michael Rosbash ve Michael W. Young, sirke sineğinin DNA&#8217;sını kullanarak, biyolojik saatin nasıl çalıştığını saptadı ve saatin moleküler mekanizmasını keşfetti. Bu keşfin önemi büyük; bu sayede dünya üzerindeki canlıların, yani bitkilerin, hayvanların, insanların biyolojik ritme nasıl ayak uydurduğunu ve Dünya’nın dönüşü ile eşgüdümü nasıl sağladığını öğrenmiş olduk. Üç bilim insanı, günlük normal biyolojik ritmi denetleyen geni ayrıştırmayı başardı. Bu genin geceleri hücre içinde biriken bir proteini kodladığını kanıtladılar; proteinin gün içinde yavaş yavaş azalmaya başladığını gösterdiler. Sonuçta hücre içinde saat gibi çalışan mekanizmayı neyin yönettiği anlaşılmış oldu. Çok uzun zamandır içimizde bir biyolojik saat olduğunu ve uyku-uyanıklık vb gibi biyolojik ritmlerimizi içimizdeki bu saate göre ayarladığımızı biliyoruz. Bu ritm aynı zamanda dünyamızın, güneş sistemimizin özetle evrenin ritmine de uygundur. Sancar beşinci sırada Nobel’in biyolojik saate verildiği açıklamasını okuyunca, hemen Sancar’ın bu alandaki büyük çalışmalarını anımsadım. Zaten Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü kitabında, sirkadiyen ritm-biyolojk saat üzerine buluş ve çalışmalarının nasıl büyük bir rastlantı ile başladığının öyküsünü anlatmıştım. Aziz Sancar’a sordum: Ne diyorsun Tıp Nobel&#8217;ine, tam senin konun, bu ödüle sen de dahil edilmeli miydin, senin araştırmaların, üç Amerikalı&#8217;nın araştırmalarının neresinde? Bu soruyu sormamın nedeni, ikinci bir Nobel ödülünün daha Aziz Sancar’a verilebileceğini daha önce, 2015’in 7 Ekim&#8217;inde, ilk Nobeli aldığı açıkladığında dillendirmemdi. Ertuğrul Özkök, o tarihte telefon ettiğinde kendisine söylemiştim, sanırım o da ertesi günkü yazısında bundan bahsetmişti köşesinde. “İkinci Nobel&#8217;e yaklaştım” Sancar’la yazıştık, şöyle diyor: “Evet ikinci Nobel’e yaklaştım. Fakat Tıp Nobel&#8217;ini paylaşan üç bilimci benden önce biyolojik saat üzerine çalışmaya başlamışlar ve oldukça mesafe almışlardı. Üç arkadaş bu ödülü öncelikli almaya hakkettiler ve Nobel Komitesi hakkaniyetli davrandı&#8230; Muhtemelen biyolojik saat alanında yapılan önemli katkılar sıralamasında beşinci sıradaydım, eğer Nobel 5 kişi arasında paylaşılmış olsaydı, ikinci Nobel&#8217;i almış olurdum. Ben biyolojik ritm araştırmalarına geç girdim. Nobel&#8217;i kazananlar, 20 yıldır bu konu üzerinde çalışıyorlardı. Nobel kuralları ve geleneği ile bu karar uygundu.” Soru: Peki duygularını merak ediyorum.. Sancar: Nobel’in biyolojik saate verildiğini duyunca çok sevindim. Laboratuvarımda arkadaşlarıma, bak önemli konular üzerinde araştırma yapmalıyız. Biyolojik saat çok önemli bir konuydu ve biz o konuya girmekle doğru bir karar almıştık ve Nobel’e yaklaştık. “Bu alana yaptığım katkılardan dolayı gurur duyuyorum. Bu bilim insanları biyolojik saatin iki genini keşfettiler, bir tane geni de Joe Takahashi keşfetti. Joe’nin de Nobel’e ortak olmasını isterdim, benim listemde dördüncü sırada duruyordu. Ben insanlarda biyolojik saat geni olan Kriptokromu keşfettim. Bu geni bulanlar ne olduğunu anlamamışlardı. Tanımlamasını yaptım ve mekanizmasını gösterdim. Benim çalışmalarım insan biyolojik saati üzerineydi. Nobel&#8217;i kazananlar ise Sirke Sineği üzerinde çalıştılar. İnsan ve sirke sineği biyolojik saati arasında biraz fark olmasına rağmen, mekanizmaları aynıdır.” Sancar az kaldı ikinci Nobel&#8217;ini de alacaktı.. Ama önemli olan, Sancar’ın da dediği gibi, Nobel&#8217;lik bir araştırmaya imza atmış ve büyük katkıda bulunmuş olmaktır. Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü kitabında biyolojik ritm ile ilgili bölüm, çok ilginç öyküyle doludur. Okumanız dileğiyle&#8230; Orhan Bursalı Not: Tıp Nobel&#8217;inin ayrıntılı bilgisini, bu Cuma yayınlanacak HBT’de okuyacaksınız.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/aziz-sancar-2-nobel-odulunu-kil-payi-kacirdi">Aziz Sancar 2. Nobel Ödülü’nü kıl payı kaçırdı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sancar’ın bilime en önemli ikinci büyük katkısı olan biyolojik saat üzerine buluşlar yapan üç Amerikalı bilim insanı, Nobel Ödülü’nü paylaştı. Eğer bir dalda Nobel ödülü beş kişiye paylaştırılabilir olsaydı, Aziz Sancar ikinci Nobel&#8217;ini dün almış olacaktı. Sancar’ın, Nobel verilen biyolojik saat üzerine buluşları da çok büyük önem taşıyor.</p>
<p>Dün, Nobel Tıp Ödülü, sirkadiyen ritm diye bilinen biyolojik saatin moleküler mekanizmalarını keşfeden üç Amerikalı temel bilimci arasında paylaştırıldı&#8230; <strong>Jeffrey C. Hall</strong>, <strong>Michael Rosbash</strong> ve <strong>Michael W. Young</strong>, sirke sineğinin DNA&#8217;sını kullanarak, biyolojik saatin nasıl çalıştığını saptadı ve saatin moleküler mekanizmasını keşfetti. Bu keşfin önemi büyük; bu sayede dünya üzerindeki canlıların, yani bitkilerin, hayvanların, insanların biyolojik ritme nasıl ayak uydurduğunu ve Dünya’nın dönüşü ile eşgüdümü nasıl sağladığını öğrenmiş olduk.</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-7930" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/10/nobel-tp-grsel.jpg" alt="" width="320" height="179" /></p>
<p>Üç bilim insanı, günlük normal biyolojik ritmi denetleyen geni ayrıştırmayı başardı. Bu genin geceleri hücre içinde biriken bir proteini kodladığını kanıtladılar; proteinin gün içinde yavaş yavaş azalmaya başladığını gösterdiler. Sonuçta hücre içinde saat gibi çalışan mekanizmayı neyin yönettiği anlaşılmış oldu.</p>
<p>Çok uzun zamandır içimizde bir biyolojik saat olduğunu ve uyku-uyanıklık vb gibi biyolojik ritmlerimizi içimizdeki bu saate göre ayarladığımızı biliyoruz. Bu ritm aynı zamanda dünyamızın, güneş sistemimizin özetle evrenin ritmine de uygundur.</p>
<p><strong>Sancar beşinci sırada</strong></p>
<p>Nobel’in biyolojik saate verildiği açıklamasını okuyunca, hemen Sancar’ın bu alandaki büyük çalışmalarını anımsadım. Zaten <strong>Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü</strong> kitabında, sirkadiyen ritm-biyolojk saat üzerine buluş ve çalışmalarının nasıl büyük bir rastlantı ile başladığının öyküsünü anlatmıştım.</p>
<div id="attachment_7082" style="width: 367px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7082" class=" wp-image-7082" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/aziz-sancar-kimdir.jpg" alt="" width="357" height="211" /><p id="caption-attachment-7082" class="wp-caption-text">Prof. Dr. Aziz Sancar</p></div>
<p><strong>Aziz Sancar’a sordum:</strong> Ne diyorsun Tıp Nobel&#8217;ine, tam senin konun, bu ödüle sen de dahil edilmeli miydin, senin araştırmaların, üç Amerikalı&#8217;nın araştırmalarının neresinde?</p>
<p>Bu soruyu sormamın nedeni, ikinci bir Nobel ödülünün daha Aziz Sancar’a verilebileceğini daha önce, 2015’in 7 Ekim&#8217;inde, ilk Nobeli aldığı açıkladığında dillendirmemdi. Ertuğrul Özkök, o tarihte telefon ettiğinde kendisine söylemiştim, sanırım o da ertesi günkü yazısında bundan bahsetmişti köşesinde.</p>
<p><strong><br />
“İkinci Nobel&#8217;e yaklaştım”<br />
</strong><br />
Sancar’la yazıştık, şöyle diyor: “Evet ikinci Nobel’e yaklaştım. Fakat Tıp Nobel&#8217;ini paylaşan üç bilimci benden önce biyolojik saat üzerine çalışmaya başlamışlar ve oldukça mesafe almışlardı. Üç arkadaş bu ödülü öncelikli almaya hakkettiler ve Nobel Komitesi hakkaniyetli davrandı&#8230; Muhtemelen biyolojik saat alanında yapılan önemli katkılar sıralamasında beşinci sıradaydım, eğer Nobel 5 kişi arasında paylaşılmış olsaydı, ikinci Nobel&#8217;i almış olurdum. Ben biyolojik ritm araştırmalarına geç girdim. Nobel&#8217;i kazananlar, 20 yıldır bu konu üzerinde çalışıyorlardı. Nobel kuralları ve geleneği ile bu karar uygundu.”</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-7935 " src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/10/nobelin-oykusu.jpg" alt="" width="277" height="385" /></p>
<p><strong>Soru: Peki duygularını merak ediyorum..</strong></p>
<p><strong>Sancar</strong>: Nobel’in biyolojik saate verildiğini duyunca çok sevindim. Laboratuvarımda arkadaşlarıma, bak önemli konular üzerinde araştırma yapmalıyız. Biyolojik saat çok önemli bir konuydu ve biz o konuya girmekle doğru bir karar almıştık ve Nobel’e yaklaştık.</p>
<p>“Bu alana yaptığım katkılardan dolayı gurur duyuyorum. Bu bilim insanları biyolojik saatin iki genini keşfettiler, bir tane geni de <strong>Joe Takahashi</strong> keşfetti. Joe’nin de Nobel’e ortak olmasını isterdim, benim listemde dördüncü sırada duruyordu. Ben insanlarda biyolojik saat geni olan Kriptokromu keşfettim. Bu geni bulanlar ne olduğunu anlamamışlardı. Tanımlamasını yaptım ve mekanizmasını gösterdim. Benim çalışmalarım insan biyolojik saati üzerineydi. Nobel&#8217;i kazananlar ise Sirke Sineği üzerinde çalıştılar. İnsan ve sirke sineği biyolojik saati arasında biraz fark olmasına rağmen, mekanizmaları aynıdır.”</p>
<p>Sancar az kaldı ikinci Nobel&#8217;ini de alacaktı.. Ama önemli olan, Sancar’ın da dediği gibi, Nobel&#8217;lik bir araştırmaya imza atmış ve büyük katkıda bulunmuş olmaktır.</p>
<p><strong>Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü</strong> kitabında biyolojik ritm ile ilgili bölüm, çok ilginç öyküyle doludur. Okumanız dileğiyle&#8230;</p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p><strong>Not</strong>: Tıp Nobel&#8217;inin ayrıntılı bilgisini, bu Cuma yayınlanacak HBT’de okuyacaksınız.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/aziz-sancar-2-nobel-odulunu-kil-payi-kacirdi">Aziz Sancar 2. Nobel Ödülü’nü kıl payı kaçırdı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7933</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aziz Sancar: Evrim gerçektir…</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/aziz-sancar-evrim-gercektir-2</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jun 2017 08:43:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[aziz sancar]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[fotoliyaz]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[nobel'in öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[orhan bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[yurtseverlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7079</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Aziz Sancar evrime inanmıyor, diyor ki: ben Allah’a inanırım, isteyen evrime isteyen Allah’a inansın&#8230;” Bu sözler Türkiye’de yankılanınca, inanmadım. Sancar, evrim konusunu bir “inanç meselesi” asla yapmaz. Bir çarpıtma vardı. Bu sözler ona ait olamaz, dedim. Çünkü Aziz Hoca, yaptığı araştırmalarda evrimsel gelişim &#8211; değişime bizzat tanık olmuş bir bilim insanı. Ayrıca bilim dünyasında ciddi bir bilim insanı “Evrime inanmıyorum” demez. Aziz Hoca inançla bilimi her zaman ayrı tutar.. Sancar, bizzat kendi araştırmalarında canlılardaki evrimsel gelişmeye &#8211; değişime tanık olmuş bir insan. Örneğin, bitkilerde ve bazı canlılarda ışıkla harekete geçerek DNA bozulmalarını onaran Fotoliyaz enzimi üzerine neredeyse 40 yıl çalıştı. Bilim insanları bu enzimi insanlarda çok aradılar, hatta buldukları bazı genleri “Fotoliyaz” diye isimlendirdiler. Nobel’in Öyküsü kitabı Sancar ise, Fotoliyaz geninin &#8211; proteininin insanlarda tam karşılığı olmadığını kanıtladı. Ama bu enzimin insanda başkalaşarak yine ışığa duyarlı, 24 saatlik biyolojik saatimizi ayarlayan bir başka gene &#8211; proteine dönüştüğünü gösterdi ve bu geni Kriptokrom adıyla tescilledi! Bu 40 yıllık muhteşem öyküyü ve Aziz Sancar’ı “Aziz Sancar ve Nobel’inÖyküsü” kitabımda anlattım. Sancar araştırma makalelerinde evrimsel gelişmeye göndermeler yapan bir insan. Biyolojik varlığımızı evrimsel gelişmeden ayrı tutmak asla olası değil. Bunları bildiğim için Sancar’a sordum, nedir bu? Nihayet Gürcistan’dan önceki gün döndü ve yanıtladı: Evrim gerçektir! Sancar konuşuyor Aziz Hoca ile birbirimize güveniriz. Bizi derin yurtseverlik ve bilim bağlar öncelikle. Verdiği yanıtı yayımlama izni de verdi ama şunu da yazmak koşuluyla: “Aziz’i en çok üzen Türkiye’de üstümüze aptal tozu serpilmiş gibidurmadan akla mantığa sığmayacak sebepler bulup, tüm enerjimizi bu suni kavgalara harcıyor ve ülkemize zarar veriyoruz, bu büyük bir günahtır&#8230;” Tamamen katılıyorum. Yazıktır, günahtır bu ülkeye. Peki, gerçek neydi? “Bir gencimiz bilim ve inanç konusunda soru sordu. Ona şu yanıtıverdim: ‘Ben Müslümanım ve Allah’a inanıyorum. Evrime inanmak gibi bir şey yoktur, Evrim bir gerçektir ve inanç meselesi değildir.” Aziz Hoca: “Suni kavgalar çıkarıp ülkemizi krizlere sürüklüyoruz&#8230; Bence bu suni kavga başka şeylerde olduğu gibi maalesef Amerika’dan ithaldir. Dünyanın en albenili ‘yaratılış müzesi’ benim eyaletimin batısındaki Tennessee’dedir ve Türkiye’deki birçok ‘creationist’ buradaki yobazlardan ithal malı fikirlerle maalesef ülkemizi fuzuli işlerle mesgul ediyor”. İlk evrimciler Müslüman bilimciler Sancar şunları da ekledi: “En eski evrimciler İslamın Altın Çağı denen dönemde şimdiki Irak’taki Müslüman bilim adamlarıydı; bunu evrim fikrinin tarihçesi üzerine bir kitapta okudum.”  Aziz Hoca, kimya profesörü eşi Gwen’den önce evrim fikrini öğrendiğini söylüyor. Nedeni, Gwen’in okuduğu yıllarda Teksas’ta ortaeğitimde evrim okutulmamasıydı. Evrimi yine reddeden bir Methodist üniversitede okudu. Teksas’ta evrime karşı savaş açanlar o zaman başarı kazanmışlardı. Hoca diyor ki, “Şimdi ikimiz de evrim ve Allah hakkında benzer fikirdeyiz. Amerikalıların dediği gibi ‘you can’t cover the sun with mud’ (Güneşi balçıkla sıvayamazsın). Evrim vardır ve kim ne derse desin bu gerçek ortadadır.” ‘Bilerek yanlış yansıtıldı’ Aziz Hoca, Azerbaycan’daki konuşmasının Türkiye’ye bilerek yanlış yansıtıldığını düşünüyor. Medyaya hiç de çıkmak istemediğini biliyorum. Kendisine gelen görüşme, söyleşi vb. taleplerine yok diyor. Çünkü bu anlamsız tartışmaların içine çekilmek istemediğini belirtiyor.  Şu sözleri ne kadar doğru: “Bu gibi abes işlerle uğraşsaydım sigaranın DNA’da kanserojen tahribatının haritasını, &#8216;Piri Reis Haritası&#8217;nı yapabilir miydim..”   Sigaranın etkisi üzerine dünyada büyük ses getiren araştırmasını, Herkese Bilim Teknoloji dergisinde okuyabilirsiniz.  Orhan Bursalı *Bu yazı, 29 Haziran 2017 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde  yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/aziz-sancar-evrim-gercektir-2">Aziz Sancar: Evrim gerçektir…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span class="large"><strong><em>“Aziz Sancar</em></strong> <em>evrime</em> <em>inanmıyor, diyor</em> <em>ki: ben Allah’a inanırım,</em> <em>isteyen evrime isteyen</em> <em>Allah’a inansın&#8230;” </em>Bu sözler Türkiye’de yankılanınca, inanmadım. Sancar, evrim konusunu bir <em>“inanç</em> <em>meselesi” </em>asla yapmaz. Bir çarpıtma vardı. <em>Bu sözler</em> <em>ona ait olamaz, </em>dedim.<br />
</span><br />
<span class="large">Çünkü Aziz Hoca, yaptığı araştırmalarda evrimsel gelişim &#8211; değişime bizzat tanık olmuş bir bilim insanı. Ayrıca bilim dünyasında ciddi bir bilim insanı <em>“Evrime inanmıyorum”</em> demez. Aziz Hoca inançla bilimi her zaman ayrı tutar..<br />
</span><br />
<span class="large">Sancar, bizzat kendi araştırmalarında canlılardaki evrimsel gelişmeye &#8211; değişime tanık olmuş bir insan. Örneğin, bitkilerde ve bazı canlılarda ışıkla harekete geçerek DNA bozulmalarını onaran Fotoliyaz enzimi üzerine neredeyse 40 yıl çalıştı. Bilim insanları bu enzimi insanlarda çok aradılar, hatta buldukları bazı genleri <em>“Fotoliyaz” </em>diye isimlendirdiler.</span></p>
<div id="attachment_7082" style="width: 398px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7082" class=" wp-image-7082" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/aziz-sancar-kimdir.jpg" alt="" width="388" height="229" /><p id="caption-attachment-7082" class="wp-caption-text">Prof. Dr. Aziz Sancar</p></div>
<p><span class="large"><strong>Nobel’in Öyküsü kitabı</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Sancar ise, Fotoliyaz geninin &#8211; proteininin insanlarda tam karşılığı olmadığını kanıtladı. Ama bu enzimin insanda başkalaşarak yine ışığa duyarlı, 24 saatlik biyolojik saatimizi ayarlayan bir başka gene &#8211; proteine dönüştüğünü gösterdi ve bu geni <strong>Kriptokrom </strong>adıyla tescilledi! </span><span class="large">Bu 40 yıllık muhteşem öyküyü ve Aziz Sancar’ı “<strong>Aziz Sancar ve Nobel’in</strong><strong>Öyküsü</strong>” kitabımda anlattım.<br />
</span><br />
<span class="large">Sancar araştırma makalelerinde evrimsel gelişmeye göndermeler yapan bir insan. Biyolojik varlığımızı evrimsel gelişmeden ayrı tutmak asla olası değil. Bunları bildiğim için Sancar’a sordum, <em>nedir</em> <em>bu?</em> Nihayet Gürcistan’dan önceki gün döndü ve yanıtladı: <strong>Evrim gerçektir</strong>!</span></p>
<p><span class="large"><strong>Sancar konuşuyor</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Aziz Hoca ile birbirimize güveniriz. Bizi derin yurtseverlik ve bilim bağlar öncelikle. Verdiği yanıtı yayımlama izni de verdi ama şunu da yazmak koşuluyla:<br />
</span><br />
<span class="large"><strong><em>“Aziz’i en çok üzen</em> <em>Türkiye’de üstümüze</em> <em>aptal tozu serpilmiş gibi</em><em>durmadan akla mantığa</em> <em>sığmayacak sebepler</em> <em>bulup, tüm enerjimizi bu </em><em>suni kavgalara harcıyor ve</em> <em>ülkemize zarar veriyoruz,</em> <em>bu büyük bir günahtır</em>&#8230;”</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Tamamen katılıyorum. Yazıktır, günahtır bu ülkeye.<br />
</span><br />
<span class="large">Peki, gerçek neydi?<br />
</span><br />
<span class="large"><strong><em>“Bir gencimiz bilim ve</em> <em>inanç konusunda soru</em> <em>sordu. Ona şu yanıtı</em><em>verdim: ‘Ben Müslümanım</em> <em>ve Allah’a inanıyorum.</em> <em>Evrime inanmak gibi </em><em>bir şey yoktur, Evrim</em> <em>bir gerçektir ve inanç</em> <em>meselesi değildir</em>.”</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Aziz Hoca: <em>“Suni kavgalar</em> <em>çıkarıp ülkemizi krizlere</em> <em>sürüklüyoruz&#8230; Bence bu </em><em>suni kavga başka şeylerde</em> <em>olduğu gibi maalesef</em> <em>Amerika’dan ithaldir. </em><em>Dünyanın en albenili</em> ‘yaratılış müzesi’ <em>benim</em> <em>eyaletimin batısındaki </em><em>Tennessee’dedir ve</em> <em>Türkiye’deki birçok</em> ‘creationist’ <em>buradaki</em> <em>yobazlardan ithal malı</em> <em>fikirlerle maalesef ülkemizi</em> <em>fuzuli işlerle mesgul ediyor</em>”.</span></p>
<p><span class="large"><strong>İlk evrimciler Müslüman bilimciler</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Sancar şunları da ekledi: <em>“En eski evrimciler İslamın</em> <em>Altın Çağı denen dönemde</em> <em>şimdiki Irak’taki Müslüman</em> <em>bilim adamlarıydı; bunu</em> <em>evrim fikrinin tarihçesi</em> <em>üzerine bir kitapta okudum.”</em> </span><br />
<span class="large">Aziz Hoca, kimya profesörü eşi <strong>Gwen</strong>’den önce evrim fikrini öğrendiğini söylüyor. Nedeni, Gwen’in okuduğu yıllarda Teksas’ta ortaeğitimde evrim okutulmamasıydı. Evrimi yine reddeden bir Methodist üniversitede okudu. Teksas’ta evrime karşı savaş açanlar o zaman başarı kazanmışlardı. Hoca diyor ki, <strong>“<em>Şimdi ikimiz de</em> <em>evrim ve Allah hakkında</em> <em>benzer fikirdeyiz. </em><em>Amerikalıların dediği</em> <em>gibi ‘you can’t cover the</em> <em>sun with mud’ (Güneşi </em><em>balçıkla sıvayamazsın).</em> <em>Evrim vardır ve kim ne</em> <em>derse desin bu gerçek </em><em>ortadadır</em>.”</strong></span></p>
<p><span class="large"><strong>‘Bilerek yanlış yansıtıldı’</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Aziz Hoca, Azerbaycan’daki konuşmasının Türkiye’ye bilerek yanlış yansıtıldığını düşünüyor. Medyaya hiç de çıkmak istemediğini biliyorum. Kendisine gelen görüşme, söyleşi vb. taleplerine yok diyor. Çünkü bu anlamsız tartışmaların içine çekilmek istemediğini belirtiyor. </span><br />
<span class="large">Şu sözleri ne kadar doğru:<br />
</span><br />
<span class="large"><em>“<strong>Bu gibi abes işlerle</strong> <strong>uğraşsaydım sigaranın</strong> <strong>DNA’da kanserojen </strong><strong>tahribatının haritasını,</strong> &#8216;<strong>Piri Reis Haritası&#8217;nı</strong> <strong>yapabilir miydim</strong>..”  </em><br />
</span><br />
<span class="large">Sigaranın etkisi üzerine dünyada büyük ses getiren <a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/aziz-sancar-sigaranin-dnaya-verdigi-zararin-haritasini-cikardi">araştırmasını</a>, <strong>Herkese </strong><strong>Bilim Teknoloji </strong>dergisinde okuyabilirsiniz. </span></p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p class="p1"><em><strong><span class="s1">*Bu yazı, 29 Haziran 2017 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde  yayınlanmıştır.</span></strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/aziz-sancar-evrim-gercektir-2">Aziz Sancar: Evrim gerçektir…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7079</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aziz Sancar: Evrim gerçektir&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/aziz-sancar-evrim-gercektir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jun 2017 18:08:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[aziz sancar]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[fotoliyaz]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[nobel'in öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[orhan bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[yurtseverlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7068</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Aziz Sancar evrime inanmıyor, diyor ki: ben Allah’a inanırım, isteyen evrime isteyen Allah’a inansın&#8230;” Bu sözler Türkiye’de yankılanınca, inanmadım. Sancar, evrim konusunu bir “inanç meselesi” asla yapmaz. Bir çarpıtma vardı. Bu sözler ona ait olamaz, dedim. Çünkü Aziz Hoca, yaptığı araştırmalarda evrimsel gelişim &#8211; değişime bizzat tanık olmuş bir bilim insanı. Ayrıca bilim dünyasında ciddi bir bilim insanı “Evrime inanmıyorum” demez. Aziz Hoca inançla bilimi her zaman ayrı tutar.. Sancar, bizzat kendi araştırmalarında canlılardaki evrimsel gelişmeye &#8211; değişime tanık olmuş bir insan. Örneğin, bitkilerde ve bazı canlılarda ışıkla harekete geçerek DNA bozulmalarını onaran Fotoliyaz enzimi üzerine neredeyse 40 yıl çalıştı. Bilim insanları bu enzimi insanlarda çok aradılar, hatta buldukları bazı genleri “Fotoliyaz” diye isimlendirdiler. Nobel’in Öyküsü kitabı Sancar ise, Fotoliyaz geninin &#8211; proteininin insanlarda tam karşılığı olmadığını kanıtladı. Ama bu enzimin insanda başkalaşarak yine ışığa duyarlı, 24 saatlik biyolojik saatimizi ayarlayan bir başka gene &#8211; proteine dönüştüğünü gösterdi ve bu geni Kriptokrom adıyla tescilledi! Bu 40 yıllık muhteşem öyküyü ve Aziz Sancar’ı “Aziz Sancar ve Nobel’inÖyküsü” kitabımda anlattım. Sancar araştırma makalelerinde evrimsel gelişmeye göndermeler yapan bir insan. Biyolojik varlığımızı evrimsel gelişmeden ayrı tutmak asla olası değil. Bunları bildiğim için Sancar’a sordum, nedir bu? Nihayet Gürcistan’dan önceki gün döndü ve yanıtladı: Evrim gerçektir! Sancar konuşuyor Aziz Hoca ile birbirimize güveniriz. Bizi derin yurtseverlik ve bilim bağlar öncelikle. Verdiği yanıtı yayımlama izni de verdi ama şunu da yazmak koşuluyla: “Aziz’i en çok üzen Türkiye’de üstümüze aptal tozu serpilmiş gibidurmadan akla mantığa sığmayacak sebepler bulup, tüm enerjimizi bu suni kavgalara harcıyor ve ülkemize zarar veriyoruz, bu büyük bir günahtır&#8230;” Tamamen katılıyorum. Yazıktır, günahtır bu ülkeye. Peki, gerçek neydi? “Bir gencimiz bilim ve inanç konusunda soru sordu. Ona şu yanıtıverdim: ‘Ben Müslümanım ve Allah’a inanıyorum. Evrime inanmak gibi bir şey yoktur, Evrim bir gerçektir ve inanç meselesi değildir.” Aziz Hoca: “Suni kavgalar çıkarıp ülkemizi krizlere sürüklüyoruz&#8230; Bence bu suni kavga başka şeylerde olduğu gibi maalesef Amerika’dan ithaldir. Dünyanın en albenili ‘yaratılış müzesi’ benim eyaletimin batısındaki Tennessee’dedir ve Türkiye’deki birçok ‘creationist’ buradaki yobazlardan ithal malı fikirlerle maalesef ülkemizi fuzuli işlerle mesgul ediyor”. İlk evrimciler Müslüman bilimciler Sancar şunları da ekledi: “En eski evrimciler İslamın Altın Çağı denen dönemde şimdiki Irak’taki Müslüman bilim adamlarıydı; bunu evrim fikrinin tarihçesi üzerine bir kitapta okudum.”  Aziz Hoca, kimya profesörü eşi Gwen’den önce evrim fikrini öğrendiğini söylüyor. Nedeni, Gwen’in okuduğu yıllarda Teksas’ta ortaeğitimde evrim okutulmamasıydı. Evrimi yine reddeden bir Methodist üniversitede okudu. Teksas’ta evrime karşı savaş açanlar o zaman başarı kazanmışlardı. Hoca diyor ki, “Şimdi ikimiz de evrim ve Allah hakkında benzer fikirdeyiz. Amerikalıların dediği gibi ‘you can’t cover the sun with mud’ (Güneşi balçıkla sıvayamazsın). Evrim vardır ve kim ne derse desin bu gerçek ortadadır.” ‘Bilerek yanlış yansıtıldı’ Aziz Hoca, Azerbaycan’daki konuşmasının Türkiye’ye bilerek yanlış yansıtıldığını düşünüyor. Medyaya hiç de çıkmak istemediğini biliyorum. Kendisine gelen görüşme, söyleşi vb. taleplerine yok diyor. Çünkü bu anlamsız tartışmaların içine çekilmek istemediğini belirtiyor.  Şu sözleri ne kadar doğru: “Bu gibi abes işlerle uğraşsaydım sigaranın DNA’da kanserojen tahribatının haritasını, &#8216;Piri Reis Haritası&#8217;nı yapabilir miydim..”   Sigaranın etkisi üzerine dünyada büyük ses getiren araştırmasını, Herkese Bilim Teknoloji dergisinde okuyabilirsiniz.  Orhan Bursalı *Bu yazı, 29 Haziran 2017 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde  yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/aziz-sancar-evrim-gercektir">Aziz Sancar: Evrim gerçektir&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span class="large"><strong><em>“Aziz Sancar</em></strong> <em>evrime</em> <em>inanmıyor, diyor</em> <em>ki: ben Allah’a inanırım,</em> <em>isteyen evrime isteyen</em> <em>Allah’a inansın&#8230;” </em>Bu sözler Türkiye’de yankılanınca, inanmadım. Sancar, evrim konusunu bir <em>“inanç</em> <em>meselesi” </em>asla yapmaz. Bir çarpıtma vardı. <em>Bu sözler</em> <em>ona ait olamaz, </em>dedim.<br />
</span><br />
<span class="large">Çünkü Aziz Hoca, yaptığı araştırmalarda evrimsel gelişim &#8211; değişime bizzat tanık olmuş bir bilim insanı. Ayrıca bilim dünyasında ciddi bir bilim insanı <em>“Evrime inanmıyorum”</em> demez. Aziz Hoca inançla bilimi her zaman ayrı tutar..<br />
</span><br />
<span class="large">Sancar, bizzat kendi araştırmalarında canlılardaki evrimsel gelişmeye &#8211; değişime tanık olmuş bir insan. Örneğin, bitkilerde ve bazı canlılarda ışıkla harekete geçerek DNA bozulmalarını onaran Fotoliyaz enzimi üzerine neredeyse 40 yıl çalıştı. Bilim insanları bu enzimi insanlarda çok aradılar, hatta buldukları bazı genleri <em>“Fotoliyaz” </em>diye isimlendirdiler.</span></p>
<p><span class="large"><strong>Nobel’in Öyküsü kitabı</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Sancar ise, Fotoliyaz geninin &#8211; proteininin insanlarda tam karşılığı olmadığını kanıtladı. Ama bu enzimin insanda başkalaşarak yine ışığa duyarlı, 24 saatlik biyolojik saatimizi ayarlayan bir başka gene &#8211; proteine dönüştüğünü gösterdi ve bu geni <strong>Kriptokrom </strong>adıyla tescilledi! </span><span class="large">Bu 40 yıllık muhteşem öyküyü ve Aziz Sancar’ı “<strong>Aziz Sancar ve Nobel’in</strong><strong>Öyküsü</strong>” kitabımda anlattım.<br />
</span><br />
<span class="large">Sancar araştırma makalelerinde evrimsel gelişmeye göndermeler yapan bir insan. Biyolojik varlığımızı evrimsel gelişmeden ayrı tutmak asla olası değil. Bunları bildiğim için Sancar’a sordum, <em>nedir</em> <em>bu?</em> Nihayet Gürcistan’dan önceki gün döndü ve yanıtladı: <strong>Evrim gerçektir</strong>!</span></p>
<p><span class="large"><strong>Sancar konuşuyor</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Aziz Hoca ile birbirimize güveniriz. Bizi derin yurtseverlik ve bilim bağlar öncelikle. Verdiği yanıtı yayımlama izni de verdi ama şunu da yazmak koşuluyla:<br />
</span><br />
<span class="large"><strong><em>“Aziz’i en çok üzen</em> <em>Türkiye’de üstümüze</em> <em>aptal tozu serpilmiş gibi</em><em>durmadan akla mantığa</em> <em>sığmayacak sebepler</em> <em>bulup, tüm enerjimizi bu </em><em>suni kavgalara harcıyor ve</em> <em>ülkemize zarar veriyoruz,</em> <em>bu büyük bir günahtır</em>&#8230;”</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Tamamen katılıyorum. Yazıktır, günahtır bu ülkeye.<br />
</span><br />
<span class="large">Peki, gerçek neydi?<br />
</span><br />
<span class="large"><strong><em>“Bir gencimiz bilim ve</em> <em>inanç konusunda soru</em> <em>sordu. Ona şu yanıtı</em><em>verdim: ‘Ben Müslümanım</em> <em>ve Allah’a inanıyorum.</em> <em>Evrime inanmak gibi </em><em>bir şey yoktur, Evrim</em> <em>bir gerçektir ve inanç</em> <em>meselesi değildir</em>.”</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Aziz Hoca: <em>“Suni kavgalar</em> <em>çıkarıp ülkemizi krizlere</em> <em>sürüklüyoruz&#8230; Bence bu </em><em>suni kavga başka şeylerde</em> <em>olduğu gibi maalesef</em> <em>Amerika’dan ithaldir. </em><em>Dünyanın en albenili</em> ‘yaratılış müzesi’ <em>benim</em> <em>eyaletimin batısındaki </em><em>Tennessee’dedir ve</em> <em>Türkiye’deki birçok</em> ‘creationist’ <em>buradaki</em> <em>yobazlardan ithal malı</em> <em>fikirlerle maalesef ülkemizi</em> <em>fuzuli işlerle mesgul ediyor</em>”.</span></p>
<p><span class="large"><strong>İlk evrimciler Müslüman bilimciler</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Sancar şunları da ekledi: <em>“En eski evrimciler İslamın</em> <em>Altın Çağı denen dönemde</em> <em>şimdiki Irak’taki Müslüman</em> <em>bilim adamlarıydı; bunu</em> <em>evrim fikrinin tarihçesi</em> <em>üzerine bir kitapta okudum.”</em> </span><br />
<span class="large">Aziz Hoca, kimya profesörü eşi <strong>Gwen</strong>’den önce evrim fikrini öğrendiğini söylüyor. Nedeni, Gwen’in okuduğu yıllarda Teksas’ta ortaeğitimde evrim okutulmamasıydı. Evrimi yine reddeden bir Methodist üniversitede okudu. Teksas’ta evrime karşı savaş açanlar o zaman başarı kazanmışlardı. Hoca diyor ki, <strong>“<em>Şimdi ikimiz de</em> <em>evrim ve Allah hakkında</em> <em>benzer fikirdeyiz. </em><em>Amerikalıların dediği</em> <em>gibi ‘you can’t cover the</em> <em>sun with mud’ (Güneşi </em><em>balçıkla sıvayamazsın).</em> <em>Evrim vardır ve kim ne</em> <em>derse desin bu gerçek </em><em>ortadadır</em>.”</strong></span></p>
<p><span class="large"><strong>‘Bilerek yanlış yansıtıldı’</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Aziz Hoca, Azerbaycan’daki konuşmasının Türkiye’ye bilerek yanlış yansıtıldığını düşünüyor. Medyaya hiç de çıkmak istemediğini biliyorum. Kendisine gelen görüşme, söyleşi vb. taleplerine yok diyor. Çünkü bu anlamsız tartışmaların içine çekilmek istemediğini belirtiyor. </span><br />
<span class="large">Şu sözleri ne kadar doğru:<br />
</span><br />
<span class="large"><em>“<strong>Bu gibi abes işlerle</strong> <strong>uğraşsaydım sigaranın</strong> <strong>DNA’da kanserojen </strong><strong>tahribatının haritasını,</strong> &#8216;<strong>Piri Reis Haritası&#8217;nı</strong> <strong>yapabilir miydim</strong>..”  </em><br />
</span><br />
<span class="large">Sigaranın etkisi üzerine dünyada büyük ses getiren <a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/aziz-sancar-sigaranin-dnaya-verdigi-zararin-haritasini-cikardi">araştırmasını</a>, <strong>Herkese </strong><strong>Bilim Teknoloji </strong>dergisinde okuyabilirsiniz. </span></p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p class="p1"><em><strong><span class="s1">*Bu yazı, 29 Haziran 2017 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde  yayınlanmıştır.</span></strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/aziz-sancar-evrim-gercektir">Aziz Sancar: Evrim gerçektir&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7068</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Büyük kuantum sıçrama iletişimi değiştirecek&#8230; Sancar’ın sigara haritası&#8230; Ve bilimde öncü 3 kadın</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/buyuk-kuantum-sicrama-iletisimi-degistirecek-sancarin-sigara-haritasi-ve-bilimde-oncu-3-kadin</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jun 2017 08:24:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[aziz sancar]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[homeopati]]></category>
		<category><![CDATA[insan genom haritası]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum dolaşıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum sıçrama]]></category>
		<category><![CDATA[nobel'in öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[orhan bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6990</guid>

					<description><![CDATA[<p>HBT’nin bu sayısında acaba neyi öne çıkartmalı, çünkü birbirinden önemli ve değerli konular at başı gidiyor&#8230; Kapak konumuzda, uluslararası yapay zekâ alanında üretimleri, yetenekleri ve yetkinlikleriyle seslerini duyurmuş üç yurttaşımız kadın var. İçlerinden Ayşe Çalışkan ile Reyhan Oksay ilginç bir röportaj yaptı. Konu, yaratılan yapay zekâ bilgisayarlarına insanlardan ırkçı, ayrımcı söylemlerin bulaşması. İnsanlardan çektiğimiz yetmiyormuş gibi, şimdi de yapay zekâlılardan çekeceğiz! 3 Türk kökenli kadın bilimcimizin hepsi de ülke dışında bilim alanında seslerini duyurmuş. Demiyor musunuz, kardeşim durmadan yurt dışındaki başarılı insanlarımızı yazıp duruyorsunuz! Elimizden başka şey gelse keşke! Ve keşke onlar ülkemizde zirveye tırmanabilselerdi! Burada da başarılı bilimcilerimiz şüphesiz var. Ama bilimde böylesine derin sesler dışarıda yükseliyor! Salt bu olgu bile, ülkemizde zirveye oynayan çok iyi bilim yeteneklerimizin kendilerini öncelikle ülke dışında, tabii öncelikle ABD’de kanıtlayabildiklerini, orada kendilerine sunulan olanaklarla başarıya ulaşabildiklerini gösteriyor. Çünkü bilim olayı, Türkiye gibi ülkeler için öncelikle ABD’de yaşanıyor! Acaba ülkemizde kalsalardı? Belki iki olgunun altını çizmeliyiz. İlki, lise ve üniversitede önemli yeteneklerimizi dışarıya yollama geleneği&#8230; Hayır, deneyim kazansın ve gelsin diye yollananları kastetmiyoruz. İyi yeteneklere hemen Amerikan üniversitelerinde burslu vb yerler bulunuyor ve hadi güle güle deniyor. Bir kısmı da, üniversiteyi orada bitiriyor ve bilim hayatına atılacaksa orada başlıyor. Olanak, koşul, ortam iyi. Bilim atmosferi güçlü ve üst nitelikli. İyi bir doktora yaptın mı hele, kapılar açılıyor. Nereye gelsin? Bu derin bir konu, başka zaman yine ele alırız. Yine kapak olabilecek iki konuyu daha gündeminize getirelim: Aziz Sancar, sigaranın DNA’mızda yaptığı hasarların haritasını çıkardı! Sancar “harita çıkarma”, haritalama ustası! Daha önce de “Piri Reis Haritası” adını verdiği, “İnsan Genomunun Haritası”nı çıkarmıştı&#8230; Bunun öyküsü Orhan Bursalı’nın Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü kitabında çok iyi anlatılıyor. Zarar büyük, DNA’yı çalışamaz noktasına getirdiğinde kanser oluşumu başlıyor. Sancar ve arkadaşları bu haritayı çıkarmak için yeni bir teknik geliştirdiler. Büyük bir başarı! Diğer bir konu da Çin’in geçen yıl uzaya fırlattığı Kuantum uydusuyla yaptığı başarılı deney. İki ışık parçacığının 1200 kilometre mesafede olsalar da birbiriyle etkileşim halinde olduklarını gösterdiler. Bu kadar uzak mesafede bile böyle bir etkileşime fizikçiler “Kuantum dolaşıklığı” adını veriyor. Neye yarayacak demeyin, temel bir bilimsel olayın mutlaka bir şeye yaraması gibi bir durum yok. Ama bu deneyin yarayacağı o kadar çok şey var ki, iletişimde, büyük terabitler hacimlerinde büyük verilerin çok hızlı bir şekilde bir yerden çok uzak yerlere iletilebileceği, taşınabileceği kanıtlanmış oluyor. Bu da, Kuantum bilgisayarlarını ve Kuantum internetini mümkün kılacak. Yine ilginç makaleler Tabii başka ilginç konular da var. Önce yazarlardan başlayalım&#8230; Doğan Hoca, çağdaş jeopolitik içinde İslam dünyasını irdelerken Atatürk’ü ‘İslam başkaldırısının lideri” olarak tanımlıyor. Bozkurt Güvenç bu kez Özgürlük ve Özerklik üzerine yazdı. Müfit Akyos ‘Yenilikçilik Sol’un doğasında var’ diyerek yeni bir pencere daha açıyor. Mustafa Çetiner, Güncel Tıp’ta Sağlık Bakanlığı Kamu Hizmetleri Satış Tarifesine konulan ve alternatif bir tıp yöntemi olarak bilinen “Homeopati” nin alınmasına eleştirel bir açıdan yaklaşıyor. Çetiner’in anlattıkları hayli ilginç. Erhan Karaesmen Bilim ve Sanat köşesinde Sanatta yıldızlaşmış Cumhuriyet kadınlarından İdil Biret ve Leyla Gencer’i anlatıyor. Tanol Türkoğlu ise Robot Sophia’dan yola çıkarak insan ve robot ilişkisine felsefi bir bakış atıyor. Sağlık ile ilgili haberlerimiz, yazılarımız yine dopdolu. Çağımızın hastalığı Alzheimer ve demanstan korunmanın ve bilişsel olarak sağlıklı kalmanın yollarını yazdı Doç. Dr. Demet Yandım Kuşcu. Soğan ile ilgili yazımızı okuyunca bu bin derde deva yiyeceğe bakışınız daha da değişecek eminiz. Orta yaşlarda aldığımız ve bir türlü veremediğimiz kiloların sorumlusunun bir molekül olduğunu öğrenince ne yapacaksınız peki? Hazır sağlıktan bahsederken ilgiyle okuyacağınız bir konu daha size: Bugün hala kullanılar 9 ‘barbarca’ tedavi yöntemi. Arı zehrinden, hacamata, sülüklerden, lobotomiye&#8230; Primat türlerinin %60’ı yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Bunun nedenlerini irdeleyen yine çok önemli bir yazı daha&#8230; Sevgiyle kalın, HBT’de kalın, çünkü HBT yarınlar, yarınları inşa ve geleceğimiz demek.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/buyuk-kuantum-sicrama-iletisimi-degistirecek-sancarin-sigara-haritasi-ve-bilimde-oncu-3-kadin">Büyük kuantum sıçrama iletişimi değiştirecek&#8230; Sancar’ın sigara haritası&#8230; Ve bilimde öncü 3 kadın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>HBT’nin bu sayısında acaba neyi öne çıkartmalı, çünkü birbirinden önemli ve değerli konular at başı gidiyor&#8230; Kapak konumuzda, uluslararası yapay zekâ alanında üretimleri, yetenekleri ve yetkinlikleriyle seslerini duyurmuş üç yurttaşımız kadın var. İçlerinden Ayşe Çalışkan ile Reyhan Oksay ilginç bir röportaj yaptı. Konu, yaratılan yapay zekâ bilgisayarlarına insanlardan ırkçı, ayrımcı söylemlerin bulaşması. İnsanlardan çektiğimiz yetmiyormuş gibi, şimdi de yapay zekâlılardan çekeceğiz!</p>
<p>3 Türk kökenli kadın bilimcimizin hepsi de ülke dışında bilim alanında seslerini duyurmuş.</p>
<p>Demiyor musunuz, kardeşim durmadan yurt dışındaki başarılı insanlarımızı yazıp duruyorsunuz! Elimizden başka şey gelse keşke! Ve keşke onlar ülkemizde zirveye tırmanabilselerdi!</p>
<p>Burada da başarılı bilimcilerimiz şüphesiz var. Ama bilimde böylesine derin sesler dışarıda yükseliyor! Salt bu olgu bile, ülkemizde zirveye oynayan çok iyi bilim yeteneklerimizin kendilerini öncelikle ülke dışında, tabii öncelikle ABD’de kanıtlayabildiklerini, orada kendilerine sunulan olanaklarla başarıya ulaşabildiklerini gösteriyor. Çünkü bilim olayı, Türkiye gibi ülkeler için öncelikle ABD’de yaşanıyor! Acaba ülkemizde kalsalardı?</p>
<p>Belki iki olgunun altını çizmeliyiz. İlki, lise ve üniversitede önemli yeteneklerimizi dışarıya yollama geleneği&#8230; Hayır, deneyim kazansın ve gelsin diye yollananları kastetmiyoruz. İyi yeteneklere hemen Amerikan üniversitelerinde burslu vb yerler bulunuyor ve hadi güle güle deniyor. Bir kısmı da, üniversiteyi orada bitiriyor ve bilim hayatına atılacaksa orada başlıyor. Olanak, koşul, ortam iyi. Bilim atmosferi güçlü ve üst nitelikli. İyi bir doktora yaptın mı hele, kapılar açılıyor. Nereye gelsin?</p>
<p>Bu derin bir konu, başka zaman yine ele alırız. Yine kapak olabilecek iki konuyu daha gündeminize getirelim: <strong>Aziz Sancar</strong>, sigaranın DNA’mızda yaptığı hasarların haritasını çıkardı! Sancar “harita çıkarma”, haritalama ustası! Daha önce de “Piri Reis Haritası” adını verdiği, “İnsan Genomunun Haritası”nı çıkarmıştı&#8230; Bunun öyküsü <strong>Orhan Bursalı</strong>’nın <strong>Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü </strong>kitabında çok iyi anlatılıyor.</p>
<p>Zarar büyük, DNA’yı çalışamaz noktasına getirdiğinde kanser oluşumu başlıyor. Sancar ve arkadaşları bu haritayı çıkarmak için yeni bir teknik geliştirdiler. Büyük bir başarı!</p>
<p>Diğer bir konu da Çin’in geçen yıl uzaya fırlattığı Kuantum uydusuyla yaptığı başarılı deney. İki ışık parçacığının 1200 kilometre mesafede olsalar da birbiriyle etkileşim halinde olduklarını gösterdiler. Bu kadar uzak mesafede bile böyle bir etkileşime fizikçiler “Kuantum dolaşıklığı” adını veriyor. Neye yarayacak demeyin, temel bir bilimsel olayın mutlaka bir şeye yaraması gibi bir durum yok. Ama bu deneyin yarayacağı o kadar çok şey var ki, iletişimde, büyük terabitler hacimlerinde büyük verilerin çok hızlı bir şekilde bir yerden çok uzak yerlere iletilebileceği, taşınabileceği kanıtlanmış oluyor. Bu da, Kuantum bilgisayarlarını ve Kuantum internetini mümkün kılacak.</p>
<p><strong>Yine ilginç makaleler</strong></p>
<p>Tabii başka ilginç konular da var. Önce yazarlardan başlayalım&#8230; Doğan Hoca, çağdaş jeopolitik içinde İslam dünyasını irdelerken Atatürk’ü ‘İslam başkaldırısının lideri” olarak tanımlıyor. Bozkurt Güvenç bu kez Özgürlük ve Özerklik üzerine yazdı. Müfit Akyos ‘Yenilikçilik Sol’un doğasında var’ diyerek yeni bir pencere daha açıyor. Mustafa Çetiner, Güncel Tıp’ta Sağlık Bakanlığı Kamu Hizmetleri Satış Tarifesine konulan ve alternatif bir tıp yöntemi olarak bilinen “Homeopati” nin alınmasına eleştirel bir açıdan yaklaşıyor. Çetiner’in anlattıkları hayli ilginç. Erhan Karaesmen Bilim ve Sanat köşesinde Sanatta yıldızlaşmış Cumhuriyet kadınlarından İdil Biret ve Leyla Gencer’i anlatıyor.</p>
<p>Tanol Türkoğlu ise Robot Sophia’dan yola çıkarak insan ve robot ilişkisine felsefi bir bakış atıyor.</p>
<p>Sağlık ile ilgili haberlerimiz, yazılarımız yine dopdolu. Çağımızın hastalığı Alzheimer ve demanstan korunmanın ve bilişsel olarak sağlıklı kalmanın yollarını yazdı Doç. Dr. Demet Yandım Kuşcu. Soğan ile ilgili yazımızı okuyunca bu bin derde deva yiyeceğe bakışınız daha da değişecek eminiz. Orta yaşlarda aldığımız ve bir türlü veremediğimiz kiloların sorumlusunun bir molekül olduğunu öğrenince ne yapacaksınız peki? Hazır sağlıktan bahsederken ilgiyle okuyacağınız bir konu daha size: Bugün hala kullanılar 9 ‘barbarca’ tedavi yöntemi. Arı zehrinden, hacamata, sülüklerden, lobotomiye&#8230;</p>
<p>Primat türlerinin %60’ı yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Bunun nedenlerini irdeleyen yine çok önemli bir yazı daha&#8230;</p>
<p>Sevgiyle kalın, HBT’de kalın, çünkü HBT yarınlar, yarınları inşa ve geleceğimiz demek.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/buyuk-kuantum-sicrama-iletisimi-degistirecek-sancarin-sigara-haritasi-ve-bilimde-oncu-3-kadin">Büyük kuantum sıçrama iletişimi değiştirecek&#8230; Sancar’ın sigara haritası&#8230; Ve bilimde öncü 3 kadın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6990</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aziz Sancar bu ülke gençliği için bir rol model olabilir mi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/aziz-sancar-ulke-gencligi-icin-bir-rol-model-olabilir-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2017 13:26:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[anıtkabir]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[azim]]></category>
		<category><![CDATA[aziz sancar]]></category>
		<category><![CDATA[çalışkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[köy enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[mardin]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<category><![CDATA[nobel'in öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[önderlik]]></category>
		<category><![CDATA[orhan bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[STEM]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[vatansever]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam öyküsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5197</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin okullarında yetişmiş bu bilim insanını Nobel Kimya Ödülü’nü kazanmaya kadar götüren süreçten çıkartılacak hayli ders var… Bilim alanındaki dünyanın en büyük ödülünü, Nobel 2015 Kimya ödülünü kazanan Prof. Dr. Aziz Sancar Türkiye’nin okullarında yetişmiş ancak bilimi ABD’de yapan ve orada yaşayan bir bilim insanı. O Türkiye ile bağlarını hiç koparmadı, yıllar boyunca Mardin’de mezun olduğu lisenin birincilerine burs yardımı yaptı. 2005 yılında kazandığı Vehbi Koç ödülünü ABD’ye okumaya gelen kız öğrencilerin kalacağı bir Türk Evi yapmak için kullandı&#8230; Sancar’ın Nobel madalyasını Atatürk’e duyduğu minnet ve saygıyı göstermek için Anıtkabir’e bağışladığı tarih 19 Mayıs. Atatürk’ün gençliğe armağan ettiği bu anlamlı gün doğal olarak şu soruyu akla getiriyor: Aziz Sancar bu ülke gençliği için bir rol model olabilir mi? Orhan Bursalı, Sancar’ı yakından tanıyan, bilimsel çalışmalarını sürekli izleyen, Türkiye’deki okura tanıtan bir yazar. Nobel ödülü kazanmasının hemen ardından “ben” dedi, “Aziz Sancar’ın sadece bilimsel başarısını değil onu bu başarıya götüren tüm süreci yazacağım.” Kitap “Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü” adıyla raflarda yerini aldı. Bursalı kitabının önsözünde özellikle şu vurguyu yapıyor: İyi yönlendirici “Aziz Sancar Ülkemiz için güçlü bir “iyi yönde yönlendirici” olabilir. Etki gücü fazla. Özellikle çocukların, gençlerin eğitiminde büyük bir farkındalık yaratabilir ve ülkemize önemli yetenekler kazandırabilir. Üniversitelerin yönetimlerini, iyi ve kaliteli bilim ve eğitim yönünde etkileyebilir, bir rüzgâr estirebilir.” Aslında tam da dediği gibi oluyor Bursalı’nın. Birçok üniversite hatta orta öğretim kurumu Sancar’ı öğrencilerine konuşmalar yapması için davet etti. Sancar yoğun gündemi arasına sıkıştırabildiği ölçüde, Türkiye’de bulunduğu süre zarfında kimilerine katıldı, öğrencilere akademisyenlere seslendi. Eminim ki daha katılacakları da olacak. Bunlar önemli. Bir diğer önemli girişimi Türkiye’nin STEM (Science, Technology, Engineering and Maths) konusunda ciddi adımlar atması gerektiğini sürekli olarak vurgulaması. Bununla da kalmadı ve özellikle kız çocuklarının STEM eğitimi almaları için önemli bir hareketin de öncülüğünü yapmaya başladı. Bursalı kitabında Aziz Sancar’ın önemli bir saptamasına özellikle yer veriyor: Buluşlarıyla katkı yapan vatansever “Nobel aldıktan sonra, ortaokul öğrencileriyle yapılmış bir röportajı izledim. Öğrencilerin çoğu “Aziz Sancar deyince aklınıza ne geliyor?” sorusuna, aşağı yukarı “Nobel Ödüllü, şan şöhret” diye yanıt verdiler. “Bu bir dereceye kadar çocuklar için olağan sayılır. Ama ben şan ve şöhretle tanınmak istemem. Bana aynı soruyu sorarsanız yanıtım şu olur: “Hayatı boyunca çok, ama çok çalışmış ve buluşlarıyla insanlığa katkı yapmış bir vatanseverdir.” Özellikle çocuklarımızın, şan ve şöhretin sadece olağanüstü çalışmanın bir yan etkisi olduğunu bilmelerini isterim.” Gençlere araştırma mesajı Ve genç insanlara, bilimsel araştırma yapanlara bir mesajı var: “Yıllar önce benim departmanımda çalışan kız birkaç yıl önce dedi ki, ‘Çok çalışacağım, Nobel’i alacağım’. Ona dedim ki, ‘Biz araştırmayı Nobel için yapmıyoruz’. Ben sadece meraklıyım ve bir şeyleri keşfetmek istiyorum. Benim durumum da böyle oldu, keşfetmek istiyorum. Ben ülkemi çok seviyorum ve ülkem için bir şeyler yapmak istiyorum. Nobel almak için araştırma yapacağım demeyin, insanlık için, toplum için bir şeyler yapacağım deyin&#8230; Çok önemli bir araştırmacı olabilirsiniz, ama İsveç’teki seçici grup sizin yaptığınızla ilgilenmiyorsa, Nobel alamazsınız. Çok sıra dışı bilim insanı olabilirsiniz, ama Nobel alamayabilirsiniz&#8230;” Öğretmenlerini örnek aldı Her nitelikli bilim insanının ardında ve yanında genellikle örnek bir başka bilim insanı olduğu gerçeğini Sancar’ın öyküsünde görüyoruz. Biyokimyacı olarak örnek aldığı mükemmel bir de hoca vardı: Mutahhar Yenson! Bilim insanı olarak ışıltılı bir isim olan Yenson Hoca o sıralarda yeni bir biyokimya kitabı yazmıştı. Yüzlerce araştırma makalesinde imzası ve 13 kitabı vardı. Ayrıca DNA İkili Sarmalı’nı kimya ikinci sınıfta görecek ve ona “hayran kalacak”tı, evet mutlaka biyokimyacı olmalıydı! Aziz Sancar henüz üniversitede öğrenciyken, bugün bulunduğu noktaya varmasını sağlayacak “gelecek tasarımını” da şekillendiriyordu. Temel bilimler konusunda araştırmalar yapacaktı. 1963’te adım attığı İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde gördüğü temel bilim dersleri Sancar’ı heyecanlandırıyordu. Hocaları, önemli buluşları ve bu buluşları gerçekleştirenleri vurguluyor, bu büyük isimler karşısında hayranlıklarını dile getiriyor ve kaynaklarımızın yetersizliğini, bu nedenle ülkemizden Nobel Ödülü alacak, büyük çalışmalara imza atacak kişilerin çıkmadığını belirtiyorlardı. Bir tıp öğrencisi olarak, biyokimya, henüz ikinci sınıfta olan Aziz Sancar’ı son derece etkilemekteydi. Kimya daha lisedeyken ilk göz ağrısıydı, kimyacı olmayı kafaya koymuştu. Savur’da ilköğretim ve Mardin’de lise eğitiminde hep sınıf birincisi olan Sancar, “Favori derslerim Matematik, Türkçe, Fransızca ve Kimyaydı. Lise ikinci sınıfta mükemmel bir kimya öğretmenim vardı; onun sayesinde kimyacı olmaya karar verdim” diyecekti. Kimyacı olacaktı ama Mardin Lisesi’ndeki yakın arkadaşları Aziz’e, “Yahu neden tıp sınavına da girmeyelim, bakalım kazanacak mıyız?” deyince bu meydan okumayı kabul etti. Sınavda hem kimya hem de tıp fakültesini kazandı. Aziz kimya fakültesine kaydolacaktı, ama tıbbı kazanan beş yakın arkadaşı bu kez de, “Aziz, anca bir kanca bir, neden ayrılalım ki?” deyince tıp fakültesini seçti. Arkadaşlık önemliydi! Aziz Sancar, tıp okurken yolunu arkadaşlarından ayıracak, hekim değil temel bilimci olacaktı. Tıp eğitiminde buna en yakın dal da benliğini sarmış olan biyokimyaydı. Biyokimyacı olarak örnek aldığı mükemmel bir de hoca vardı: Mutahhar Yenson! Bilim insanı olarak ışıltılı bir isim olan Yenson Hoca o sıralarda yeni bir biyokimya kitabı yazmıştı. Yüzlerce araştırma makalesinde imzası ve 13 kitabı vardı. Ayrıca DNA İkili Sarmalı’nı kimya ikinci sınıfta görecek ve ona “hayran kalacak”tı, evet mutlaka biyokimyacı olmalıydı! Her nitelikli bilim insanının ardında ve yanında genellikle örnek bir başka üstün bilim insanı olduğu gerçeğini burada da görüyoruz: Mutahhar Yenson’un hocası da, Hitler’den kaçarak Türkiye’ye gelen Felix Haurowitz’di! Sancar, işte bu kaliteli bilim insanları zincirinin birinci derecede önemli bir halkası olacaktı! ABD’de de en çok önem verdiği hocası Rupert olacaktı. Aziz Sancar’ın ilk gençlik yıllarından anekdotlar “Oğlum senin artık okulda ne işin var?” Aziz Sancar “Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra eğitimimde en önemli üç kişi, annem Meryem, babam Abdulgani ve en büyük ağabeyim Kenan’dır” der hep. İşte o abi Kenan, aile içinden üniversiteye ve Kara Harp Okulu’na giden ilk kişidir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde tuğgeneral rütbesine yükselmiştir. Azimli, kararlı, inançlı, tuttuğunu koparan kişiliğinde Kenan Sancar’ın rolünü Aziz Sancar şöyle anlatır: “Bana beş yaşında okuma yazma öğretti, okula başladığımda sınıf arkadaşlarımın epeyce ilerisinde olmamı sağladı. Bana eğitim ve sıkı çalışmayla ilerlemeyi ve hep mükemmeli aramayı öğretti.” Demek ki rol model gençler açısından son derece önemli. Bakın Kenan Sancar, kardeşinin çalışma azmini nasıl anlatıyor&#8230; Bursalı’nın kitabından bir alıntı daha yapalım: “Ben her sene Savur’a gidince önce kaymakamı, hâkimi ziyaret ederdim, ondan sonra ailenin diğer fertlerine uğrardım. Kaymakam bey ziyaretimde sırasında dedi ki: “Komutan, sizin çok güzel bahçeniz var, ama kimse bizi oraya götürmedi.” “Buyurun Kaymakam Bey, yanınıza savcı beyi ve jandarma komutanını da alın, yarın hep beraber bahçeye gidelim.” Aldım götürdüm. Aziz tabii yine erkenden bahçeye gitmiş, cevizin altına oturmuş, açmış kitabını ders çalışıyor. Aziz lise 2’den lise 3’e geçmiş. Fen kolunda, lise 3’ün cebir kitabının alıştırmalarını çözüyor, hiçbir alıştırmayı boş geçmiyor. Biz gelince kaldırdı kafasını şöyle, lütfen bir hoş̧ geldiniz dedi misafirlere o sakin tavrıyla, sonra yine çalışmaya başladı. Kaymakam yanaştı yanına merakla: “Yahu Aziz, ne yapıyorsun öyle?” Aziz, “Matematik çalışıyorum,” dedi, çalışmaya devam ederek. Aziz bir sene sonraki matematik kitabının sorularını bütün alıştırmalarıyla çözüyor. Alıştırmaların sonuna gelmiş, en seri daktilo yazan bir zabıt kâtibi hangi süratle yazıyorsa, Aziz de soruların yanıtını tam o hızla ve bir tek silinti ve çizinti olmadan işaretliyordu. Kaymakam şaşırdı, merak etti: “Aziz müsaade eder misin, bana bir dakika defterini verir misin&#8230;” “Ne yapacaksın?” “Bir bakmak istiyorum.”Aldı defteri, baktı ki Aziz defterin sonuna gelmiş, bütün sayfaların hepsi tertemiz ve soruların, alıştırmaların hepsi tamam gibi. Sonra kaymakam, “Ben hayatımda böyle bir şey görmedim, o zaman niye gidiyorsun kardeşim okula, sen bütün bunları yapmışsın burada” dedi. Aziz, nereye gidiyorsa en azından üç-dört koli kitapla giderdi. Kitapları, defterleri hep yanındaydı, onlarla gider, onlarla dönerdi.” Yoğun çalışma temposu: Yıl 1996&#8230; 150 kadar makale ve 22 kitap bölümü yazarı. Çalışmalarına başkaları tarafından 7 bin kez gönderme yapılmış̧. Yıl 2016&#8230; 150 bilimsel makale bu süre içinde 420’yi aşmış&#8230; Makalelerine yapılan referans-atıf sayısı 33 bine yaklaşmış&#8230; Bir başarı göstergesi olan h-sayısı indeksi 99 olmuş&#8230; Doludizgin bir çalışma temposu. Evet Aziz Sancar olmak kolay değil. Ama Mardin’in Savur’undan başlayan ve Nobel ödülü ile taçlanan yolculuğa baktığımızda imkansız da değil. “Aziz, sen deneylerde yetenekli değilsin, ülkene dönüp doktorluk yapsan?” ABD’deki Laboratuvarda ilk zamanlar sonuç almakta zorlanıyor ve “Acaba yeteneğim mi yok?” diye kendini yokluyor, bazen de çok acımasızca sözlerle karşılaşıyordu. Tıpkı yukarıdaki başlıktaki gibi! Ama o, zorluklara pabuç bırakmayacak kadar inatçıydı. Sancar çok fazla çalışıyordu. Dersleri harika gidiyordu ama yolunda gitmeyen işler de vardı. Mesela deneyler. Laboratuvar çalışmalarından istediği sonuçları alamıyordu bir türlü. İlk deneyleri “basit”ti tabii ki. Ama sonuçlar iyi gelmiyordu. Kendine soru sormaya, kendini sorgulamaya başlıyordu: “Acaba bu konuda yeteneğim yok mu?” Özgüveni sarsılıyordu. Hele aynı yerde çalıştığı bir meslektaşının şu sözleri Aziz’i yıkacak kadar derinden vuracaktı: “Aziz, sen deneysel araştırmalarda fazla yetenekli değilsin. Bildiğim kadarı ile iyi bir doktormuşsun. Niçin ülkene dönüp doktorluk yapmıyorsun?” Aziz Sancar tabii ki bu sözlerden etkilendi. Çünkü zaten bir hayal kırıklığı yaşıyordu, bu da her şeyin üstüne bir darbe olmuştu. Ama kısa sürede topladı kendini. Çünkü içindeki cevherin ayırdında idi, Kendine Nobel götürecek yollarda yürümeye başladı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/aziz-sancar-ulke-gencligi-icin-bir-rol-model-olabilir-mi">Aziz Sancar bu ülke gençliği için bir rol model olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye’nin okullarında yetişmiş bu bilim insanını Nobel Kimya Ödülü’nü kazanmaya kadar götüren süreçten çıkartılacak hayli ders var…</strong></p>
<p>Bilim alanındaki dünyanın en büyük ödülünü, Nobel 2015 Kimya ödülünü kazanan Prof. Dr. Aziz Sancar Türkiye’nin okullarında yetişmiş ancak bilimi ABD’de yapan ve orada yaşayan bir bilim insanı.</p>
<p>O Türkiye ile bağlarını hiç koparmadı, yıllar boyunca Mardin’de mezun olduğu lisenin birincilerine burs yardımı yaptı. 2005 yılında kazandığı Vehbi Koç ödülünü ABD’ye okumaya gelen kız öğrencilerin kalacağı bir Türk Evi yapmak için kullandı&#8230; Sancar’ın Nobel madalyasını Atatürk’e duyduğu minnet ve saygıyı göstermek için Anıtkabir’e bağışladığı tarih 19 Mayıs. Atatürk’ün gençliğe armağan ettiği bu anlamlı gün doğal olarak şu soruyu akla getiriyor: <strong>Aziz Sancar bu ülke gençliği için bir rol model olabilir mi?</strong></p>
<p>Orhan Bursalı, Sancar’ı yakından tanıyan, bilimsel çalışmalarını sürekli izleyen, Türkiye’deki okura tanıtan bir yazar. Nobel ödülü kazanmasının hemen ardından “ben” dedi, “Aziz Sancar’ın sadece bilimsel başarısını değil onu bu başarıya götüren tüm süreci yazacağım.”</p>
<p>Kitap “<strong>Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü</strong>” adıyla raflarda yerini aldı. Bursalı kitabının önsözünde özellikle şu vurguyu yapıyor:</p>
<p><strong>İyi yönlendirici</strong></p>
<p>“Aziz Sancar Ülkemiz için güçlü bir “iyi yönde yönlendirici” olabilir. Etki gücü fazla. Özellikle çocukların, gençlerin eğitiminde büyük bir farkındalık yaratabilir ve ülkemize önemli yetenekler kazandırabilir. Üniversitelerin yönetimlerini, iyi ve kaliteli bilim ve eğitim yönünde etkileyebilir, bir rüzgâr estirebilir.”</p>
<p>Aslında tam da dediği gibi oluyor Bursalı’nın. Birçok üniversite hatta orta öğretim kurumu Sancar’ı öğrencilerine konuşmalar yapması için davet etti. Sancar yoğun gündemi arasına sıkıştırabildiği ölçüde, Türkiye’de bulunduğu süre zarfında kimilerine katıldı, öğrencilere akademisyenlere seslendi. Eminim ki daha katılacakları da olacak. Bunlar önemli.</p>
<p>Bir diğer önemli girişimi Türkiye’nin STEM (Science, Technology, Engineering and Maths) konusunda ciddi adımlar atması gerektiğini sürekli olarak vurgulaması. Bununla da kalmadı ve özellikle kız çocuklarının STEM eğitimi almaları için önemli bir hareketin de öncülüğünü yapmaya başladı. Bursalı kitabında Aziz Sancar’ın önemli bir saptamasına özellikle yer veriyor:</p>
<p><strong>Buluşlarıyla katkı yapan vatansever</strong></p>
<p>“Nobel aldıktan sonra, ortaokul öğrencileriyle yapılmış bir röportajı izledim. Öğrencilerin çoğu “Aziz Sancar deyince aklınıza ne geliyor?” sorusuna, aşağı yukarı “Nobel Ödüllü, şan şöhret” diye yanıt verdiler.</p>
<p>“Bu bir dereceye kadar çocuklar için olağan sayılır. Ama ben şan ve şöhretle tanınmak istemem. Bana aynı soruyu sorarsanız yanıtım şu olur: “Hayatı boyunca çok, ama çok çalışmış ve buluşlarıyla insanlığa katkı yapmış bir vatanseverdir.” Özellikle çocuklarımızın, şan ve şöhretin sadece olağanüstü çalışmanın bir yan etkisi olduğunu bilmelerini isterim.”</p>
<p><strong>Gençlere araştırma mesajı</strong></p>
<p>Ve genç insanlara, bilimsel araştırma yapanlara bir mesajı var:</p>
<p>“Yıllar önce benim departmanımda çalışan kız birkaç yıl önce dedi ki, ‘Çok çalışacağım, Nobel’i alacağım’. Ona dedim ki, ‘Biz araştırmayı Nobel için yapmıyoruz’. Ben sadece meraklıyım ve bir şeyleri keşfetmek istiyorum. Benim durumum da böyle oldu, keşfetmek istiyorum. Ben ülkemi çok seviyorum ve ülkem için bir şeyler yapmak istiyorum. Nobel almak için araştırma yapacağım demeyin, insanlık için, toplum için bir şeyler yapacağım deyin&#8230; Çok önemli bir araştırmacı olabilirsiniz, ama İsveç’teki seçici grup sizin yaptığınızla ilgilenmiyorsa, Nobel alamazsınız. Çok sıra dışı bilim insanı olabilirsiniz, ama Nobel alamayabilirsiniz&#8230;”</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-5200 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/nbl-206x300.jpg" alt="" width="206" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/nbl-206x300.jpg 206w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/nbl.jpg 338w" sizes="auto, (max-width: 206px) 100vw, 206px" />Öğretmenlerini örnek aldı</strong></p>
<p>Her nitelikli bilim insanının ardında ve yanında genellikle örnek bir başka bilim insanı olduğu gerçeğini Sancar’ın öyküsünde görüyoruz.</p>
<p>Biyokimyacı olarak örnek aldığı mükemmel bir de hoca vardı: Mutahhar Yenson! Bilim insanı olarak ışıltılı bir isim olan Yenson Hoca o sıralarda yeni bir biyokimya kitabı yazmıştı. Yüzlerce araştırma makalesinde imzası ve 13 kitabı vardı. Ayrıca DNA İkili Sarmalı’nı kimya ikinci sınıfta görecek ve ona “hayran kalacak”tı, evet mutlaka biyokimyacı olmalıydı!</p>
<p>Aziz Sancar henüz üniversitede öğrenciyken, bugün bulunduğu noktaya varmasını sağlayacak “gelecek tasarımını” da şekillendiriyordu. Temel bilimler konusunda araştırmalar yapacaktı. 1963’te adım attığı İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde gördüğü temel bilim dersleri Sancar’ı heyecanlandırıyordu. Hocaları, önemli buluşları ve bu buluşları gerçekleştirenleri vurguluyor, bu büyük isimler karşısında hayranlıklarını dile getiriyor ve kaynaklarımızın yetersizliğini, bu nedenle ülkemizden Nobel Ödülü alacak, büyük çalışmalara imza atacak kişilerin çıkmadığını belirtiyorlardı.</p>
<p>Bir tıp öğrencisi olarak, biyokimya, henüz ikinci sınıfta olan Aziz Sancar’ı son derece etkilemekteydi. Kimya daha lisedeyken ilk göz ağrısıydı, kimyacı olmayı kafaya koymuştu. Savur’da ilköğretim ve Mardin’de lise eğitiminde hep sınıf birincisi olan Sancar, “Favori derslerim Matematik, Türkçe, Fransızca ve Kimyaydı. Lise ikinci sınıfta mükemmel bir kimya öğretmenim vardı; onun sayesinde kimyacı olmaya karar verdim” diyecekti.</p>
<p>Kimyacı olacaktı ama Mardin Lisesi’ndeki yakın arkadaşları Aziz’e, “Yahu neden tıp sınavına da girmeyelim, bakalım kazanacak mıyız?” deyince bu meydan okumayı kabul etti. Sınavda hem kimya hem de tıp fakültesini kazandı. Aziz kimya fakültesine kaydolacaktı, ama tıbbı kazanan beş yakın arkadaşı bu kez de, “Aziz, anca bir kanca bir, neden ayrılalım ki?” deyince tıp fakültesini seçti. Arkadaşlık önemliydi!</p>
<p>Aziz Sancar, tıp okurken yolunu arkadaşlarından ayıracak, hekim değil temel bilimci olacaktı. Tıp eğitiminde buna en yakın dal da benliğini sarmış olan biyokimyaydı.</p>
<p>Biyokimyacı olarak örnek aldığı mükemmel bir de hoca vardı: Mutahhar Yenson! Bilim insanı olarak ışıltılı bir isim olan Yenson Hoca o sıralarda yeni bir biyokimya kitabı yazmıştı. Yüzlerce araştırma makalesinde imzası ve 13 kitabı vardı. Ayrıca <strong>DNA İkili Sarmalı</strong>’nı kimya ikinci sınıfta görecek ve ona “hayran kalacak”tı, evet mutlaka biyokimyacı olmalıydı!</p>
<p>Her nitelikli bilim insanının ardında ve yanında genellikle örnek bir başka üstün bilim insanı olduğu gerçeğini burada da görüyoruz: Mutahhar Yenson’un hocası da, Hitler’den kaçarak Türkiye’ye gelen Felix Haurowitz’di! Sancar, işte bu kaliteli bilim insanları zincirinin birinci derecede önemli bir halkası olacaktı!</p>
<p>ABD’de de en çok önem verdiği hocası Rupert olacaktı.</p>
<p><strong>Aziz Sancar’ın ilk gençlik yıllarından anekdotlar</strong></p>
<p><strong>“Oğlum senin artık okulda ne işin var?”</strong></p>
<p>Aziz Sancar “Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra eğitimimde en önemli üç kişi, annem Meryem, babam Abdulgani ve en büyük ağabeyim Kenan’dır” der hep. İşte o abi Kenan, aile içinden üniversiteye ve Kara Harp Okulu’na giden ilk kişidir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde tuğgeneral rütbesine yükselmiştir.</p>
<p>Azimli, kararlı, inançlı, tuttuğunu koparan kişiliğinde Kenan Sancar’ın rolünü Aziz Sancar şöyle anlatır:</p>
<p>“Bana beş yaşında okuma yazma öğretti, okula başladığımda sınıf arkadaşlarımın epeyce ilerisinde olmamı sağladı. Bana eğitim ve sıkı çalışmayla ilerlemeyi ve hep mükemmeli aramayı öğretti.”</p>
<p>Demek ki rol model gençler açısından son derece önemli.</p>
<p>Bakın Kenan Sancar, kardeşinin çalışma azmini nasıl anlatıyor&#8230; Bursalı’nın kitabından bir alıntı daha yapalım:</p>
<p>“Ben her sene Savur’a gidince önce kaymakamı, hâkimi ziyaret ederdim, ondan sonra ailenin diğer fertlerine uğrardım. Kaymakam bey ziyaretimde sırasında dedi ki: “Komutan, sizin çok güzel bahçeniz var, ama kimse bizi oraya götürmedi.” “Buyurun Kaymakam Bey, yanınıza savcı beyi ve jandarma komutanını da alın, yarın hep beraber bahçeye gidelim.”</p>
<p>Aldım götürdüm. Aziz tabii yine erkenden bahçeye gitmiş, cevizin altına oturmuş, açmış kitabını ders çalışıyor. Aziz lise 2’den lise 3’e geçmiş. Fen kolunda, lise 3’ün cebir kitabının alıştırmalarını çözüyor, hiçbir alıştırmayı boş geçmiyor. Biz gelince kaldırdı kafasını şöyle, lütfen bir hoş̧ geldiniz dedi misafirlere o sakin tavrıyla, sonra yine çalışmaya başladı.</p>
<p>Kaymakam yanaştı yanına merakla: “Yahu Aziz, ne yapıyorsun öyle?” Aziz, “Matematik çalışıyorum,” dedi, çalışmaya devam ederek. Aziz bir sene sonraki matematik kitabının sorularını bütün alıştırmalarıyla çözüyor. Alıştırmaların sonuna gelmiş, en seri daktilo yazan bir zabıt kâtibi hangi süratle yazıyorsa, Aziz de soruların yanıtını tam o hızla ve bir tek silinti ve çizinti olmadan işaretliyordu.</p>
<p>Kaymakam şaşırdı, merak etti: “Aziz müsaade eder misin, bana bir dakika defterini verir misin&#8230;”</p>
<p>“Ne yapacaksın?” “Bir bakmak istiyorum.”Aldı defteri, baktı ki Aziz defterin sonuna gelmiş, bütün sayfaların hepsi tertemiz ve soruların, alıştırmaların hepsi tamam gibi. Sonra kaymakam,</p>
<p>“Ben hayatımda böyle bir şey görmedim, o zaman niye gidiyorsun kardeşim okula, sen bütün bunları yapmışsın burada” dedi.</p>
<p>Aziz, nereye gidiyorsa en azından üç-dört koli kitapla giderdi. Kitapları, defterleri hep yanındaydı, onlarla gider, onlarla dönerdi.”</p>
<p><strong>Yoğun çalışma temposu:</strong></p>
<p><strong>Yıl 1996&#8230;</strong></p>
<p>150 kadar makale ve 22 kitap bölümü yazarı. Çalışmalarına başkaları tarafından 7 bin kez gönderme yapılmış̧.</p>
<p><strong>Yıl 2016&#8230;</strong></p>
<p>150 bilimsel makale bu süre içinde 420’yi aşmış&#8230; Makalelerine yapılan referans-atıf sayısı 33 bine yaklaşmış&#8230; Bir başarı göstergesi olan h-sayısı indeksi 99 olmuş&#8230; Doludizgin bir çalışma temposu.</p>
<p>Evet Aziz Sancar olmak kolay değil. Ama Mardin’in Savur’undan başlayan ve Nobel ödülü ile taçlanan yolculuğa baktığımızda imkansız da değil.</p>
<p><strong>“Aziz, sen deneylerde yetenekli değilsin, ülkene dönüp doktorluk yapsan?” </strong></p>
<p>ABD’deki Laboratuvarda ilk zamanlar sonuç almakta zorlanıyor ve “Acaba yeteneğim mi yok?” diye kendini yokluyor, bazen de çok acımasızca sözlerle karşılaşıyordu. Tıpkı yukarıdaki başlıktaki gibi! Ama o, zorluklara pabuç bırakmayacak kadar inatçıydı.</p>
<p>Sancar çok fazla çalışıyordu. Dersleri harika gidiyordu ama yolunda gitmeyen işler de vardı. Mesela deneyler. Laboratuvar çalışmalarından istediği sonuçları alamıyordu bir türlü. İlk deneyleri “basit”ti tabii ki. Ama sonuçlar iyi gelmiyordu. Kendine soru sormaya, kendini sorgulamaya başlıyordu: “Acaba bu konuda yeteneğim yok mu?” Özgüveni sarsılıyordu.</p>
<p>Hele aynı yerde çalıştığı bir meslektaşının şu sözleri Aziz’i yıkacak kadar derinden vuracaktı: “Aziz, sen deneysel araştırmalarda fazla yetenekli değilsin. Bildiğim kadarı ile iyi bir doktormuşsun. Niçin ülkene dönüp doktorluk yapmıyorsun?”</p>
<p>Aziz Sancar tabii ki bu sözlerden etkilendi. Çünkü zaten bir hayal kırıklığı yaşıyordu, bu da her şeyin üstüne bir darbe olmuştu.</p>
<p>Ama kısa sürede topladı kendini. Çünkü içindeki cevherin ayırdında idi, Kendine Nobel götürecek yollarda yürümeye başladı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/aziz-sancar-ulke-gencligi-icin-bir-rol-model-olabilir-mi">Aziz Sancar bu ülke gençliği için bir rol model olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5197</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
